SAĞLIK
Ekran bağımlılığı alarm veriyor: 2050’de her 2 kişiden biri miyop olabilir 25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:15:43 Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, artan ekran kullanımının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, mevcut alışkanlıkların devam etmesi halinde 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olabileceğini söyledi. Teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte ekran bağımlılığı bebeklikten yetişkinliğe kadar her yaş grubunda yaygınlaşırken, uzun süre yakına odaklanmanın gözlerde kalıcı sorunlara yol açabileceği ifade ediliyor. Medicana International Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, özellikle ekran karşısında geçirilen sürenin giderek artmasının göz sağlığını tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda insanların büyük bölümünün saatlerce yakın mesafeye odaklandığını belirten Özgür, bu durumun özellikle yetişkinlerde göz kuruluğu, yanma, batma, kızarıklık ve geçici bulanık görme gibi şikayetlere yol açtığını dile getirdi. Bu sorunların yaşam kalitesini düşürdüğünü kaydeden Özgür, ekran kullanımının mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Dr. Özgür, "Ekran süresi hepimizde olduğu gibi dünyada da gerçekten saatler açısından müthiş bir artış gösterdi. Neredeyse hiçbirimiz uzaklara bakmıyoruz. Genelde uzak deyince bir araç kullanımı geliyor aklımıza. Onun dışında hepimizin günlük pratikte 4-5 saat, 8-10 saat belki yakınla ilgili geçirdiğimiz zaman var. Bu yakınla geçirdiğimiz zaman çoğu zaman da ekranlarla ilgili geçirilen zaman. Çocuklarda ve yetişkinde buradaki zararlar değişiyor. Yetişkinler de geniş bir hasta grubunu oluşturuyor. Çağrı merkezi çalışanları, muhasebe, bankacı gibi meslek grupları eğer uzun süre ekrana bakıyorsak biz numara anlamında bozulmadan ziyade göz kuruluğuyla alakalı şikayetler var. Ama bu da ciddi yaşam kalitesini etkiler. Yanmalar, batmalar, kızarıklıklar, bulanık görmeler, geçici de olsa bunlar. Ekran süreleriyle ilgili olabildiğince mecbur olanın dışında azaltmak, bilgisayarda geçirdiğimiz zamanın dışında telefonla geçirdiğimiz zamanı kısıtlamak ve suni gözyaşlarıyla desteklemek diyoruz. Kalıcı bir sorun oluşturmaz ama konforumuzu etkiler, yaşam kalitesini etkiler" dedi. "Ekran süreleri bu şekilde devam ederse 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak" Artan ekran bağımlılığının büyük bir toplum sağlığı sorunu olmaya çok yaklaştığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Özgür, "Çocuklarda iş değişiyor. Çocuklarda göz gelişimi devam ettiği için uzun süre yakına bakmak, hele ki bu parlak ekransa ve yakındaki mesafe yaklaştıkça miyopi ile ilgili riskler artıyor. Bununla ilgili geleceğe dönük projeksiyonlar var. Mesela eğer bu ekran süreleri bu şekilde devam ederse ki herkes artık yakına bakıyor, ekranlara 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olacağı hesaplanıyor. Bu gerçekten çok büyük bir oran. Çünkü ben hastalarıma diyorum onu, artık uzakta işimiz yok, hepimiz yakına bakıyoruz. Çocuklarda bu ekran süresi artarak devam ediyor, çok da yakından bakıyor çocuklar. Ne kadar yakına uzun süre bakıyorsak, ne kadar yakından bakıyorsak ve bu ekransa bu yakına baktığımız, miyop ile ilgili riskler artıyor. Yani uzağa görememeyle alakalı problemler ve numaralı gözlükler kullanılmaya başlanıyor" diye konuştu. "Ekranın dibine girmeden 35-40 santim uzaktan izlenmeli" Zorunlu durumlarda dahi ekrana çok yakından bakılmaması gerektiğinin altını çizen Özgür, "Miyop’un da derecesi önemli bizde. 3 numaraya kadar hafif miyop sayarız. 3-5 arası, 3-6 arası orta miyop gibidir. Eğer 5-6 numarayı geçiyorsa ileri yüksek miyoplara dönüyor. İleri yüksek miyoplar gözlükle görebilir ama retinayla alakalı, gözün kendi sağlığıyla alakalı ciddi problemler olabilir. İleriye dönük ve bu hesaplanan 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak. Bunun yüzde 10’unun da yüksek miyop olacağı, yani 5-6 numaranın üzerinde olacağı hesaplanıyor. O zaman genel toplum sağlığında ciddi riskler içeriyor. İşin özü ekranla ilgili süreleri mecburiyet yoksa olabildiğince kısıtlamak lazım. Çocuklarımızda da ekstradan buna dikkat etmemiz lazım. Belli süreleri aşmaması lazım mecburi olanların dışında. Bakıyorsa da en azından dibine girmeden 35-40 santim koruyarak ve aralıklı, arada uzağa bakarak, gözünü dinlendirerek geçirmek lazım bu süreyi" şeklinde konuştu. "Bir gözde olan bozukluk anlaşılamayabilir, rutin muayene bu yüzden önemli" Rutin muayenelerin göz sağlığındaki öneminden de bahseden Özgür, ayrıca şunları söyledi: "Biz yenidoğanla birlikte muayenenin başlamasını öneririz. İlk 3 ayda mümkünse yaptırmak lazım. Sonrasında bir sorun yoksa yıllık kontroller öneririz. Asıl 5 ve 7 yaşları, hele ki okul çağları daha da önemli bizim için. Çünkü miyopi genelde ilkokul çağında başlar. Bir gözde olup bir gözde olmayabilir. Hipermetrop için de aynısı geçerlidir. Çocuğun bir gözü iyi görüyorsa diğer gözünün az görüp görmediğini anlama ihtimali çok düşüktür. Rutin taramalarla veya bizim muayenelerimizde ortaya çıkabilir. Onun için özellikle ilkokul çağında muhakkak yılda bir kontrol yaptırmak lazım."
25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:07 Ekran bağımlılığı alarm veriyor: 2050’de her 2 kişiden biri miyop olabilir Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, artan ekran kullanımının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, mevcut alışkanlıkların devam etmesi halinde 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olabileceğini söyledi. Teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte ekran bağımlılığı bebeklikten yetişkinliğe kadar her yaş grubunda yaygınlaşırken, uzun süre yakına odaklanmanın gözlerde kalıcı sorunlara yol açabileceği ifade ediliyor. Medicana International Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, özellikle ekran karşısında geçirilen sürenin giderek artmasının göz sağlığını tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda insanların büyük bölümünün saatlerce yakın mesafeye odaklandığını belirten Özgür, bu durumun özellikle yetişkinlerde göz kuruluğu, yanma, batma, kızarıklık ve geçici bulanık görme gibi şikayetlere yol açtığını dile getirdi. Bu sorunların yaşam kalitesini düşürdüğünü kaydeden Özgür, ekran kullanımının mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Dr. Özgür, "Ekran süresi hepimizde olduğu gibi dünyada da gerçekten saatler açısından müthiş bir artış gösterdi. Neredeyse hiçbirimiz uzaklara bakmıyoruz. Genelde uzak deyince bir araç kullanımı geliyor aklımıza. Onun dışında hepimizin günlük pratikte 4-5 saat, 8-10 saat belki yakınla ilgili geçirdiğimiz zaman var. Bu yakınla geçirdiğimiz zaman çoğu zaman da ekranlarla ilgili geçirilen zaman. Çocuklarda ve yetişkinde buradaki zararlar değişiyor. Yetişkinler de geniş bir hasta grubunu oluşturuyor. Çağrı merkezi çalışanları, muhasebe, bankacı gibi meslek grupları eğer uzun süre ekrana bakıyorsak biz numara anlamında bozulmadan ziyade göz kuruluğuyla alakalı şikayetler var. Ama bu da ciddi yaşam kalitesini etkiler. Yanmalar, batmalar, kızarıklıklar, bulanık görmeler, geçici de olsa bunlar. Ekran süreleriyle ilgili olabildiğince mecbur olanın dışında azaltmak, bilgisayarda geçirdiğimiz zamanın dışında telefonla geçirdiğimiz zamanı kısıtlamak ve suni gözyaşlarıyla desteklemek diyoruz. Kalıcı bir sorun oluşturmaz ama konforumuzu etkiler, yaşam kalitesini etkiler" dedi. "Ekran süreleri bu şekilde devam ederse 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak" Artan ekran bağımlılığının büyük bir toplum sağlığı sorunu olmaya çok yaklaştığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Özgür, "Çocuklarda iş değişiyor. Çocuklarda göz gelişimi devam ettiği için uzun süre yakına bakmak, hele ki bu parlak ekransa ve yakındaki mesafe yaklaştıkça miyopi ile ilgili riskler artıyor. Bununla ilgili geleceğe dönük projeksiyonlar var. Mesela eğer bu ekran süreleri bu şekilde devam ederse ki herkes artık yakına bakıyor, ekranlara 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olacağı hesaplanıyor. Bu gerçekten çok büyük bir oran. Çünkü ben hastalarıma diyorum onu, artık uzakta işimiz yok, hepimiz yakına bakıyoruz. Çocuklarda bu ekran süresi artarak devam ediyor, çok da yakından bakıyor çocuklar. Ne kadar yakına uzun süre bakıyorsak, ne kadar yakından bakıyorsak ve bu ekransa bu yakına baktığımız, miyop ile ilgili riskler artıyor. Yani uzağa görememeyle alakalı problemler ve numaralı gözlükler kullanılmaya başlanıyor" diye konuştu. "Ekranın dibine girmeden 35-40 santim uzaktan izlenmeli" Zorunlu durumlarda dahi ekrana çok yakından bakılmaması gerektiğinin altını çizen Özgür, "Miyop’un da derecesi önemli bizde. 3 numaraya kadar hafif miyop sayarız. 3-5 arası, 3-6 arası orta miyop gibidir. Eğer 5-6 numarayı geçiyorsa ileri yüksek miyoplara dönüyor. İleri yüksek miyoplar gözlükle görebilir ama retinayla alakalı, gözün kendi sağlığıyla alakalı ciddi problemler olabilir. İleriye dönük ve bu hesaplanan 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak. Bunun yüzde 10’unun da yüksek miyop olacağı, yani 5-6 numaranın üzerinde olacağı hesaplanıyor. O zaman genel toplum sağlığında ciddi riskler içeriyor. İşin özü ekranla ilgili süreleri mecburiyet yoksa olabildiğince kısıtlamak lazım. Çocuklarımızda da ekstradan buna dikkat etmemiz lazım. Belli süreleri aşmaması lazım mecburi olanların dışında. Bakıyorsa da en azından dibine girmeden 35-40 santim koruyarak ve aralıklı, arada uzağa bakarak, gözünü dinlendirerek geçirmek lazım bu süreyi" şeklinde konuştu. "Bir gözde olan bozukluk anlaşılamayabilir, rutin muayene bu yüzden önemli" Rutin muayenelerin göz sağlığındaki öneminden de bahseden Özgür, ayrıca şunları söyledi: "Biz yenidoğanla birlikte muayenenin başlamasını öneririz. İlk 3 ayda mümkünse yaptırmak lazım. Sonrasında bir sorun yoksa yıllık kontroller öneririz. Asıl 5 ve 7 yaşları, hele ki okul çağları daha da önemli bizim için. Çünkü miyopi genelde ilkokul çağında başlar. Bir gözde olup bir gözde olmayabilir. Hipermetrop için de aynısı geçerlidir. Çocuğun bir gözü iyi görüyorsa diğer gözünün az görüp görmediğini anlama ihtimali çok düşüktür. Rutin taramalarla veya bizim muayenelerimizde ortaya çıkabilir. Onun için özellikle ilkokul çağında muhakkak yılda bir kontrol yaptırmak lazım."
25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:06 Kırgızistanlı genç şifayı Türk hekimlerinde buldu Kırgızistan’da 18 yaşına kadar skolyozla mücadele eden genç, Medicana Hastanesi’nde geçirdiği başarılı ameliyatın ardından sağlığına büyük ölçüde kavuştu. Skolyoz hastalığıyla mücadele eden 19 yaşındaki Shakhbos Pochokalonov, tedavi olmak için ülkesi Kırgızistan’dan Türkiye’ye geldi. Yaklaşık bir sene önce Ankara’ya gelen Pochokalonov, burada Medicana hastanesine başvurarak, tedavi sürecini başlattı. Pochokalonov, Medicana Sağlık Grubu bünyesindeki hastanede gerçekleştirilen operasyonla sağlığına kavuştu. Başarılı geçen ameliyat sonrası hastanın yaşam kalitesinin önemli ölçüde arttığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Mehmet Atıf Erol Aksekili, skolyoz hakkında bilgi vererek, "Skolyoz kısaca omurganın S şeklini almasıdır. Ön-arka planda omurganın S şeklini almasını biz kısaca skolyoz diyoruz. Skolyoz en sık adolesan dediğimiz ergenlik döneminde görülür. Ancak diğer hastalıklarla birlikte görüldüğünde daha ileri seviyelerde karşımıza çıkabilir. Hastamız 18 yaşında bize başvurdu. Nöromüsküler skolyoz dediğimiz, nörolojik hastalıkların eşlik ettiği bir skolyoz tipi mevcut. Bu skolyozlar erken yaşta ortaya çıkar ve daha hızlı ilerler. Bu yüzden hastamız bize 90 dereceden daha ileri bir seviyede başvurdu" dedi. "Erken teşhis tedaviyi kolaylaştırır" Erken teşhis edilmesi halinde daha az cerrahi ile daha iyi sonuç alınabileceğini belirten Aksekili, "Skolyoz erken tanındığında fizik tedavi, egzersiz ve korseleme gibi yöntemlerle ilerlemesini kontrol altına alabiliyoruz. Hastamızda ileri skolyoz olduğu için iki aşamalı cerrahi uygulandı. İlk aşamada Halo Femoral traksiyon yöntemiyle skolyoz kısmen düzeltildi. İkinci aşamada ise vidalar, rodlar ve osteotomi ile omurga düzeltildi" diye konuştu. "Ameliyat sonrası süreç en az ameliyat kadar önemli" Ameliyat sonrası sürecin en az ameliyat kadar önemli olduğuna dikkati çeken Aksekili, omurganın uygun pozisyonda kaynamasının hedeflendiğini belirtti. Hastanın üç ay boyunca dorsolomber korse kullanması gerektiğini söyleyen Aksekili, "Yürümesi öneriliyor ancak ağır yük taşımaması gerekiyor. Yüzme gibi sporlara kısa sürede başlayabilir. Kaynama sürecinde diyetine dikkat etmeli ve 6 hafta ile 3 aylık periyotlarla kontrolleri yapılmalıdır. Kaynama istenilen şekilde ilerlemezse ek müdahaleler veya destek tedavileri uygulanabilir" açıklamasında bulundu. "En yakın sağlık merkezine başvurulmalı" Erken teşhisin önemine vurgu yapan Aksekili, "Erken teşhis oldukça önemlidir. Nöromüsküler skolyozlar tamamen engellenemese de özellikle ergenlik dönemindeki skolyozlar uygun postür, egzersiz ve fiziksel aktivitelerle önlenebilir. Omuz ve kalça asimetrisi ya da öne eğilince kaburgada çıkıntı gibi belirtiler fark edildiğinde en yakın sağlık merkezine başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı. "Doktor öneriyorsa mutlaka ameliyat olunmalı" Baba İlhom Pochokalonov, ise oğlunun ilk teşhisini doğumundan bir yıl sonra fark ettiklerini belirterek, "18 yaşına kadar Kırgızistan’daki doktorlara gittik. Doğumsal skolyoz olduğunu, ameliyat olursa felç kalabileceğini söylediler. Skolyoz ile mücadele eden ailelere önerim, erken teşhis ve doğru zamanda ameliyat. Doktor öneriyorsa mutlaka ameliyat olunmalı. Biz Türkiye’ye geldik, ameliyat olduk ve şifa bulduk. Doktorlara çok minnettarız" ifadelerine yer verdi.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 08:01 Laparoskopik cerrahiyle hastalar günlük yaşama daha hızlı dönüyor Özel Tekden Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Ceren Çerçi, jinekolojik cerrahide minimal invaziv yöntemlerin yaygınlaştığını belirterek, laparoskopik cerrahinin hastalara daha az ağrı, hızlı iyileşme ve konforlu tedavi süreci sunduğunu söyledi. Özel Tekden Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Ceren Çerçi, jinekolojik cerrahinin klasik açık ameliyatlardan minimal invaziv yöntemlere doğru evrildiğini belirtti. Laparoskopik cerrahinin bu dönüşümün en önemli yapı taşlarından biri olduğunu ifade eden Op. Dr. Zeynep Ceren Çerçi, Küçük kesiler, kamera ve özel cerrahi enstrümanlarla gerçekleştirilen yöntemin büyük cerrahilerin küçük deliklerden yapılmasına imkan sağladığını ve bu yöntemin hem hasta hem de cerrahi açısından önemli avantajlar sunduğunu vurguladı. Laparoskopik’in büyük bir cerrahiyi küçük deliklerde yapma olanağı sunduğunu, hastaya ve cerrahi çok büyük avantajları olduğunu dile getiren Op. Dr. Zeynep Ceren Çerçi, "Günümüzde jinekolojik cerrahi, klasik açık tekniklerden ziyade minimal invaziv yöntemlere doğru evrilmiştir. Bu önemli dönüşümün en önemli yapı taşlarından bir tanesi laparoskopik cerrahidir. Laparoskopik cerrahiyi bir kamera, karna açılan birkaç küçük insizyon ve birkaç enstrüman yardımıyla yapmaktayız. Aslında burada büyük bir cerrahiyi küçük deliklerde yapma olanağı sunuyor bize. Hastaya ve cerrahi çok büyük avantajları var. Laparoskopik cerrahide daha az doku travması olduğu için cerrahi açıdan daha az kanama görüyoruz. Postoperatif ağrıyı daha az hissediyor hasta ve iyileşme süreci daha hızlı oluyor. Biz de klinimizde yaptığımız vakalarda hastaların daha hızlı mobilize olduğunu ve günlük hayatlarına daha konforlu, daha hızlı bir şekilde döndüklerini gözlemliyoruz" dedi. "Bizim de amacımız burada kliniğimizde hastalarımıza güvenli, konforlu, modern bir cerrahi deneyim sunabilmek" Laparoskopiyi nerede kullanıldığını belirten Op. Dr. Zeynep Ceren Çerçi, "Over kisti cerrahisinde, yumurtalık kisti cerrahisinde, endometriosis cerrahisinde, dış gebelik ameliyatında, miyomektomilerde, histerektomide ve infertilite cerrahisinde yaygın olarak kullanıyoruz. Sonuçta laparoskopi artık jinekolojik cerrahide alternatif bir tedavi değil, standart bir yaklaşım haline geldi. Daha hızlı yara iyileşmesi ve postoperatif daha az ağrı modern cerrahinin de temel hedeflerinden bir tanesi aslında. Bizim de amacımız burada kliniğimizde hastalarımıza güvenli, konforlu, modern bir cerrahi deneyim sunabilmek" ifadelerini kullandı.
Tıp dünyası Diyarbakır’da buluşuyor
02 Ekim 2025 Perşembe - 09:56 Tıp dünyası Diyarbakır’da buluşuyor Diyarbakır’da Dicle Dahiliye Kongresi, 3-5 Ekim 2025 tarihleri arasında alanında uzman yüzlerce akademisyen ve sağlık profesyonelini bir araya getirecek. Dicle Üniversitesinin ev sahipliğinde düzenlenecek olan Dicle Dahiliye Kongresi, 3-5 Ekim 2025 tarihleri arasında alanında uzman yüzlerce akademisyen ve sağlık profesyonelini bir araya getirecek. Kongrede yapay zekânın tıp alanındaki rolünden, hematolojik kanserlerde yeni tedavi yöntemlerine kadar birçok güncel konu ele alınacak. Kongrenin açılış gününde, "Akademik Alanda Yapay Zeka Kursu" kapsamında yapay zekanın klinik araştırmalarda kullanımı ve makale yazımındaki yeri tartışılacak. Öğleden sonra gerçekleştirilecek oturumlarda ise Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, "Yapay Zeka ve Tıp" başlıklı söyleşisiyle dikkat çekecek. Gastroenteroloji ve hematoloji alanlarında da güncel yaklaşımlar masaya yatırılacak. Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, metabolik hastalıkların karaciğer üzerindeki etkilerini aktarırken, Prof. Dr. Ahmet Şiyar Ekinci hematolojik aciller ve nötropeni tedavisine ilişkin önemli bilgiler sunacak. Kongre boyunca farklı salonlarda eş zamanlı oturumlar düzenlenecek. Dahiliye hastalarının birinci basamaktaki takibi, obezite, diyabet yönetimi, kanser tedavisinde immünoterapinin geleceği ve preoperatif hazırlıkta iç hastalıklarının kritik rolü, tartışılacak başlıklar arasında yer alıyor. Kongre yalnızca hekimlere değil, aynı zamanda hemşirelik alanında çalışan sağlık emekçilerine de hitap edecek. Dicle Dahiliye Hemşireliği Kongresi kapsamında hemşirelerin metabolik hastalıklarla mücadeledeki rolü, palyatif bakım süreçleri ve kritik klinik durumlara yaklaşım gibi konular öne çıkacak. Bilimsel programın son gününde ise "Uzmanına Danış" panelleriyle katılımcılar, deneyimli akademisyenlere doğrudan soru yöneltme fırsatı bulacak.
Ailesi uzakta olan gence Vali refakat etti
02 Ekim 2025 Perşembe - 04:56 Ailesi uzakta olan gence Vali refakat etti Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, apandisit rahatsızlığı nedeniyle Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi (EBYÜ) Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alınan ve valiliğin sosyal medya hesabından destek istenen üniversite öğrencisi Furkan Naci Oğuz’u ziyaret etti. EBYÜ Ali Cavit Çelebioğlu Sivil Havacılık Yüksekokulu Uçak Bakım ve Onarım Bölümü öğrencisi Furkan Naci Oğuz’un teyzesi, tedavi gören yeğeni için Erzincan Valiliğinin sosyal medya hesabına mesaj attı. Mesajda Oğuz’un şehirde yalnız olduğunu belirten teyzesinin destek istemesi üzerine Vali Aydoğdu, öğrenciyi hastanede ziyaret etti. Oğuz’un sağlık durumu hakkında Başhekim Prof. Dr. Ufuk Kuyrukluyıldız’dan bilgi alan Aydoğdu, öğrenciyle bir süre sohbet ederek geçmiş olsun dileklerini iletti. Aydoğdu, daha sonra öğrencinin annesi Aysun Oğuz ile görüntülü görüşerek, oğlunun durumunun iyi olduğunu ifade etti. Sosyal medya hesabından o anlara ait görüntüleri paylaşan Aydoğdu, şu ifadelere yer verdi: "Üniversite için geldiğin şehirde, artık yalnız değilsin çünkü Erzincan’da öğrenci olmak, aynı zamanda Erzincan’ın, yürekten oluşan koca bir ailenin evladı olmak demektir. Başhekimimizden doktorumuza, hemşiremizden görevlisine kadar herkesin özeniyle emin ellerdesin. Değerli annemiz Aysun Hanım biliniz ki, evladınız bizim de evladımızdır. Meyus ve mükedder olmayınız, çünkü Furkan bizlere emanet."
Diş Hekimi Hayrunnisa Batur: "Sosyal medya, gülüş estetiği talebini arttırdı"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 18:14 Diş Hekimi Hayrunnisa Batur: "Sosyal medya, gülüş estetiği talebini arttırdı" Diş Hekimi Hayrunnisa Batur, sosyal medyanın etkisiyle gülüş tasarımına olan talebin arttığını belirterek, "Dijital tarayıcılar sayesinde belirli tedavilerde nasıl bir gülüşe sahip olacaklarını önceden görebilmeleri, kişilerin karar verme sürecini kolaylaştırıyor" dedi. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Diş Hekimi Hayrunnisa Batur, bazı nedenlerle estetik açıdan bozulmuş diş ve diş etlerinin, kişinin ağız ve yüz yapısına uygun olarak doğal ve ideal yapısına kavuşturulması olarak tanımlanan ’gülüş estetiği ve tasarımı’ hakkında önemli bilgiler verdi. Kişinin imajının iletişimdeki yerine ve önemine işaret eden Diş Hekimi Batur, "Görünüşümüz, konuşma şeklimiz, kullandığımız jest ve mimikler iletişimimizin ve sosyal hayatımızın büyük bir bölümünü oluşturur. Konuşurken ağız ve dişlerin temiz ve düzgün görünmemesi, çarpık dişler gibi sorunlar kişinin özgüvenini etkileyerek psikolojik sorunlara yol açabilir. Yüz ve ağız çevresinde yapılan operasyonlar dudak ve diş ilişkisinde estetik uyumsuzluğa yol açabileceği gibi darbe, çarpma ve kazalar nedeniyle dişlerin doğal yapısı ve şekli bozulabilir. Her 2 durumda da gülüş tasarımı planlaması bu kişiler için öncelikli hale gelebilir" şeklinde konuştu. "Çapraşıklık ve renk uyumsuzluklarında tercih ediliyor" Yüzde yapılan estetik operasyonların gülüş tasarımına ihtiyaç duyulmasının bir diğer nedeni olduğunu belirten Batur, özellikle burun estetiğiyle (rinoplasti) ile birlikte yüzün doğal oranlarının değiştiğini; dudak dolgusu, burun kaldırma gibi işlemler nedeniyle dudak ve çevre dokuların şekil ve yapısında minimal de olsa değişiklik olduğunu ifade etti. Gülüş estetiğinin tamamıyla kişiye uygun planlanması gerektiğini belirten Batur, "Detaylı ağız içi, yüz profili muayenesi sonucunda hasta beklentileri de değerlendirerek fonksiyona uygun olacak şekilde tedavi planlaması yapılmalıdır. Diş boşlukları, dişlerde çapraşıklıklar, pembe estetik denilen dişetleri, dudak, diş arkı ve renk uyumsuzlukları durumunda hekim uygun görürse bu yönteme başvurulabilir. Bu yöntem tamamıyla kişiye özel olsa da çoğunlukla ortodontik tedaviler, implant destekli protezler, lamina-veneer kaplamalar uygulanır" ifadelerini kullandı. "Hastalar gülüşlerinin nasıl görüneceğini tedaviden önce görebiliyor" Ortodontik tedavinin diş boşlukları, diş çapraşıklıkları gibi durumlarda başvurulan bir tedavi seçeneği olduğunu anlatan Diş Hekimi Batur, implant tedavisinin kök benzeri metal parçalarla kemikten destek alınarak eksik dişlerin komşu dişlere zarar vermeden tedavi edilmesi olduğunu açıkladı. Lamina seramik-kompozitlerin diş yüzeyinin aşındırmadan veya ufak dokunuşlarla kaplanmasıyken veneerin ise çok az bir aşındırma ile tüm diş yüzeyinin kaplanması olduğunu belirten Diş Hekimi Batur, tüm bu işlemlerin hangisine başvurulacağının detaylı hekim muayenesi ardından belirlenebileceğine değindi. Gerek sosyal medya etkisi gerekse iletişimin birçok kanaldan gerçekleşmesinin estetiğe olan talebi arttırdığını vurgulayan Diş Hekimi Batur, "Elbette dişlerin yüz görünümüne uygun estetik bir görünüme sahip olması da bu durumdan etkilenmiştir. Ayrıca hastalar güncel teknolojilerin katkısı sayesinde, dijital tarayıcılar ve yazılımlar sayesinde özellikle belirli ortodontik tedavilerde tedavi sonrası nasıl bir gülüşe sahip olacaklarını bilebiliyor. Bu da karar vermelerini kolaylaştırıyor" diye belirtti. Diş Hekimi Batur, gülüş estetiğinin genellikle vücut gelişiminin tamamlandığı ergenlik sonrası dönemde yapılmasının uygun olduğunu; ortodontik tedavinin de dişlere doğal bir tasarım ve doğru kapanış sağladığını, böylece gülüş estetiğine katkıda bulunduğunu dile getirdi.
Acil Oryantasyon Sempozyumu eğitimleri başladı
01 Ekim 2025 Çarşamba - 18:04 Acil Oryantasyon Sempozyumu eğitimleri başladı Eskişehir Şehir Hastanesi Konferans Salonu’nda, hastane ve Toplum Sağlığı Merkezlerinde (TSM) yeni atanan ve acil sağlık hizmetlerinde görevlendirilecek hekimlere yönelik Acil Oryantasyon Sempozyumunun birinci günü başarıyla gerçekleştirildi. Üç gün sürecek sempozyumun açılış konuşmasını İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici yaptı. Birinci oturumu Resüsitasyon başlığıyla Uzm. Dr. Gizem Coşkun Yüksel tarafından yetişkin ileri kardiyovasküler yaşam desteği ile bradikardi ve taşikardi yönetimi konularını aktarırken, pediatrik ileri yaşam desteği konusunda da kapsamlı bilgiler paylaşırken Uzm. Dr. Gülşah Uçan ise şok, anafilaksi ve zehirlenmelerde acil yaklaşım konularında katılımcılara vaka örnekleri üzerinden eğitim verdi. Oturumun moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Göknur Yıldız ve Dr. Öğr. Üyesi Fatih Alper Ayyıldız üstlendi. Programın ikinci oturumu Travma başlığıyla Doç. Dr. Filiz B. Kaya erişkin travma hastasına yaklaşımı, Uzm. Dr. Mustafa Argıncıkıgil havayolu yönetimi ve entübasyon tekniklerini, Uzm. Dr. Selim İnan ise pediatrik ve gebe travma hastasına yaklaşımı detaylı şekilde katılımcılara aktardı. Oturumun moderatörlüğünü Doç. Dr. Ebubekir Arslan ve Dr. Öğr. Üyesi Göknur Yıldız üstlendi. Sempozyumda ele alınan eğitim konuları, acil sağlık hizmetlerinde görev alacak hekimlerin mesleki bilgi ve becerilerini güçlendirilmesi hedeflendi. Ayrıca katılımcılar, güncel protokoller, vaka yönetimi ve acil müdahale teknikleri ile sahadaki uygulamalarını geliştirme fırsatı buldu. Bu program, acil sağlık hizmetlerinin kalitesinin yükselmesine ve hekimlerin müdahalelerde etkinliğinin artmasına katkı sağlaması amaçlandı.
Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi GETAT uygulamalarıyla bölgeye hizmet veriyor
01 Ekim 2025 Çarşamba - 16:20 Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi GETAT uygulamalarıyla bölgeye hizmet veriyor Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi, modern tıbbın yanında Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamalarıyla da bölge halkına hizmet sunmaya devam ediyor. Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde GETAT polikliniğinde uzman hekimler tarafından; hacamat (kupa terapisi), akupunktur, mezoterapi, ozon gibi Sağlık Bakanlığı onaylı yöntemlerle tedavi hizmeti veriliyor. Bu uygulamaların, özellikle kronik ağrıların azaltılmasında, stres ve yorgunluğun giderilmesinde, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde ve yaşam kalitesinin artırılmasında destekleyici rol üstlendiği ifade edildi. Poliklinikte Hidroklimatoloji Hekimi Doç. Dr. Kağan Özkuk, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Hekimleri Doç. Dr. Ali Yavuz Karahan, Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Şengül, Uzm. Dr. Nihal Yılmaz, Uzm. Dr. Aslı Gül Alkan Özkan ile Aile Hekimleri Uzm. Dr. Recep Aktaş ve Uzm. Dr. Hilal Kale Aktaş vatandaşlara hizmet veriyor. Başhekim Dr. Öğr. Üyesi Mesut Saka, yaptığı açıklamada, "Hastanemizde hem modern tıbbın tüm imkânlarını hem de tamamlayıcı tedavi yöntemlerini vatandaşlarımızın hizmetine sunuyoruz. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp uygulamalarımız, uzman hekimlerimizin gözetiminde güvenli ve hijyenik şartlarda yürütülmektedir. Amacımız, hastalarımızın tedavi süreçlerine destek olmak ve yaşam kalitelerini artırmaktır" dedi. Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinin, bu kapsamda sadece Uşak’a değil, çevre illerden gelen vatandaşlara da hizmet verdiği ve bölgesel bir sağlık merkezi olma konumunu güçlendirdiği belirtildi.
İç hastalıkları uzmanından uyarı: "Kronik hastalıklarda egzersiz kişiye özel planlanmalı"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 16:10 İç hastalıkları uzmanından uyarı: "Kronik hastalıklarda egzersiz kişiye özel planlanmalı" Liv Hospital Ankara İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Başaran, kronik hastalıklarda egzersizin kişinin hastalığına, genel sağlık durumuna ve doktor önerilerine göre planlanması gerektiğini belirterek, "Egzersiz programına başlamadan önce mutlaka dahiliye, kardiyoloji veya ilgili branş hekiminin onayı alınmalıdır" dedi. Liv Hospital Ankara İç Hastalıkları Uzm. Dr. Elif Başaran, kronik hastalığı olan bireylerin egzersiz yaparken dikkat etmeleri gerekenler hakkında açıklamalarda bulundu. Hareketsiz yaşamın başta kardiyovasküler hastalıklar olmak üzere obezite, metabolik sendrom, diyabet gibi birçok hastalığın ortaya çıkmasında rol oynadığını söyleyen Dr. Başaran, "Yaşam tarzında yapılacak düzenlemelerle kardiyovasküler hastalıkların yaklaşık yüzde 80’i önlenebilir. Kronik hastalıklarda egzersiz, kişinin hastalığına, genel sağlık durumuna ve doktor önerilerine göre planlanmalıdır" diye konuştu. "Egzersiz süresi ve sıklığı yavaş yavaş artırılmalı" Egzersiz yaparken dikkat edilmesi gerekenlerden bahseden Uzm. Dr. Başaran, "Egzersiz programına başlamadan önce mutlaka dahiliye, kardiyoloji veya ilgili branş hekiminin onayı alınmalıdır. Düşük yoğunlukla başlanmalı, süre ve şiddet yavaş yavaş artırılmalıdır. Bireyselleştirme oldukça önemlidir. Diyabet, hipertansiyon, obezite veya kardiyovasküler hastalıkların her biri için farklı sınırlar vardır" dedi. Orta düzeyde egzersiz önerisi Egzersiz sıklığının ve süresinin ne kadar olması gerektiğini anlatan Uzm. Dr. Başaran, şu bilgileri paylaştı: "Egzersiz süresi ve sıklığı haftada en az toplam 150 dakika ve 48 saatten fazla ara vermeksizin hafif-orta şiddette olmalıdır. Egzersiz sırasında hastanın kendi kalp hızını takip etmesi ve egzersiz şiddetinin maksimum kalp hızının (maksimum kalp hızı = 220- yaş) yüzde 50-75’i civarında olması hedeflenmelidir. Günde 20-45 dakika (kısa aralarla bölünebilir), orta düzeyde (konuşmaya izin verecek ama şarkı söyletecek kadar zorlamayacak tempoda) egzersiz önerilir." Uzm. Dr. Başaran, hastalıklara göre uygulamanın nasıl olması gerektiğini şöyle sıraladı: "Diyabetli bireyler de kilo kontrolüne yönelik orta şiddette aerobik fiziksel aktiviteler tercih edilmelidir. Egzersiz öncesi ve sonrası kan şekeri kontrol edilmeli, hipoglisemi riski için hasta yanında glikoz tableti veya atıştırmalık bulundurmalı. Egzersiz öncesi ideal kan şekeri düzeyi 100-250 mg/dL aralığında olmalıdır. Hipertansiyonu olan bireylerde yaş ve kapasitelerine uygun şekilde düzenli olarak haftada en az 4 gün orta tempolu yürüyüş, yüzme gibi dinamik egzersizler tercih edilmelidir. Ani, ağır kaldırma ve nefes tutma (Valsalva manevrası) riskli olabilir. Hiperlipidemi (kolesterol yüksekliği) tanılı bireylerde postacı yürüyüşü (orta hızlı yürüme), bisiklet binme, dans, tenis, tırmanma, bahçede çim biçme gibi aerobik aktiviteler tercih edilebilir. Kalp yetmezliği olan bireylerde nabız ve tansiyon yakından takip edilmeli, yorucu ve ani hareketlerden kaçınılmalı. Hafif tempolu dans, bisiklete binme, yürüyüş gibi aerobik egzersizler kalp-damar sağlığını güçlendirir. Obezitede ise eklemlere yük bindirmeyen yüzme, sabit bisiklet gibi düşük etkili (low-impact) aktiviteler tercih edilmeli." "Göğüs ağrısı ve baş dönmesi olursa egzersiz derhal bırakılmalı" Son olarak dikkat edilmesi gereken hususlara değinen Uzm. Dr. Başaran, "Göğüs ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı veya çarpıntı olursa egzersiz derhal bırakılmalı. Diyabet hastaları egzersiz öncesi ve sonrası kan şekeri kontrol etmelidir. Bol sıvı alınmalı, uygun spor ayakkabı ve kıyafet kullanılmalı. Unutulmamalıdır ki kısa ama sürdürülebilir egzersiz, uzun ve düzensiz olandan daha faydalıdır" dedi.
Yaşlılara tansiyon aleti dağıtıldı, evde sağlık hizmeti verildi
01 Ekim 2025 Çarşamba - 15:16 Yaşlılara tansiyon aleti dağıtıldı, evde sağlık hizmeti verildi Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ekipleri, 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü nedeniyle yaşı ilerleyen vatandaşları evlerinde ziyaret ederek, hem sağlık hizmeti verdi hem de tansiyon ölçme aleti desteğinde bulundu. Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, yalnız yaşayan, kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan yaşı ilerlemiş vatandaşlara yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Çalışmalar kapsamında yalnız yaşayan ve bakım ihtiyacı olan 60 yaş ve üzeri vatandaşlara, sağlık kontrolünden kişisel bakıma, ev temizliğinden tıbbı malzeme yardımına kadar birçok destek sunuluyor. Ekipler, 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü nedeniyle birçok vatandaşı evinde ziyaret ederek, evde sağlık hizmeti verdi. Ekipler, kontrollerini daha iyi yapmaları için da 60 vatandaşa tansiyon ölçme aleti desteğinde bulunmaya başladı. Ekipler, ayrıca tansiyon aleti kullanımı konusunda vatandaşları bilgilendirdi. Tansiyon aleti teslim edildi 1 Ekim Yaşlılar Günü kapsamında çalışma yürüten Nadir ve Kronik Hastalıklar Şube Müdürlüğü ile Yaşlı Hizmetleri Şube Müdürlüğü, vatandaşları evlerinde ziyaret ederek, hem sağlık taraması yaptı hem de tansiyon hastası 65 yaş ve üzeri vatandaşlara tansiyon aleti desteğinde bulundu. Yaşlı Hizmetleri Şube Müdürlüğü bünyesinde evde sağlık hizmeti veren emekçiler, ziyaret ettikleri evlerde yaşı ilerleyen vatandaşların sağlık kontrollerini yaparak tansiyon aleti verdi. Yapılan hizmete ilişkin bilgi veren Nadir ve Kronik Hastalıklar Şube Müdürü Sevda Erdem Ateş, nadir ve kronik hastalıklarla mücadele eden vatandaşlara hizmet vermeye devam edeceklerini vurguladı. 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü dolayısıyla 65 yaş ve üzeri tansiyon hastası vatandaşa tansiyon aleti desteğinde bulunduklarını kaydeden Ateş, "Nadir ve Kronik Hastalıkları Şube Müdürlüğü olarak daire başkanlığımız bünyesinde bulunan Yaşlı Hizmetleri Müdürlüğümüzle ortaklaşarak yaşlılarımızın evlerini ziyaret edip yaklaşık 60 tansiyon hastası vatandaşa tansiyon aleti vereceğiz. Öncelikle ziyaretlerde bulunduğumuz vatandaşlarımızın evinde sağlık taraması yapıyoruz" dedi. Yapılan hizmetlerden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getiren vatandaşlardan Yemlihan Öner ise "Belediyemizden memnunuz. Bize iyi bakıyor. Bize hizmet ediyor. Evlerimize gelerek kontrollerimizi yapıyorlar" diye konuştu.
ESOGÜ Hastanesi’nde Gebe Okulu açıldı
01 Ekim 2025 Çarşamba - 15:12 ESOGÜ Hastanesi’nde Gebe Okulu açıldı Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde Gebe Okulu’nun açılışı gerçekleşti. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi, 4 katta bulunana Kadın Hastalıkları Ve Doğum Servisi’nde Gebe Okulu’nun açılışı gerçekleşti. Açılışa hemşire ve doktorların yanı sıra ESOGÜ Rektör yardımcısı Prof. Dr. Kürşat Bora Çarman ile : ESOGÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Haluk Hüseyin Gürsoy katıldı. Katılımcıların "Hayırlı olsun" dilekleri akabinde kurdele kesimiyle gerçekleştirilen açılış, Gebe Okulunun gezilmesi ile devam edildi. "Bebek bakımına da aynı şekilde eğitim yönünde destek olacak" Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tufan Öge, Gebe Okulu hakkında, "Hayırlı uğurlu olsun. Vajinal doğumları teşvik etmek amacıyla yapılan çok kuvvetli, yeterli bir adım. Teşvik etmek, korkuyu ortadan kaldırmak için eğitim; eğitimin önemini vurgulayan çok güzel bir organizasyon. Süre gelecek, durmayacak bir şekilde devam edecek. Vatandaşlarımıza hayırlı uğurlu olsun. Bir kere farkındalık oluşturacak. Önünde bekleyen sürecin farkında olacak. Korkuları ortadan kaldıracak. Özellikle sezaryene yönelim değil de vajinal doğuma yönelim yönünde bir teşvik olacak. Doğum sonrası da yine ilk zaman içinde bebek bakımına da aynı şekilde eğitim yönünde destek olacak. Çok kıymetli bir adım. Tüm ülkede de zaten uygulama geliyor" dedi.
İl Sağlık Müdürü Bildirici: "Normal doğum sağlığın anahtarı"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 15:01 İl Sağlık Müdürü Bildirici: "Normal doğum sağlığın anahtarı" Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, normal doğumun anne ve bebek sağlığı açısından taşıdığı önemi vurguladı. 1-7 Ekim Normal Doğum Haftası dolayısıyla açıklamada bulunan İl Sağlık Müdürü Yaşar Bildirici, "Normal doğum, annenin doğum sonrasında daha hızlı toparlanmasına, günlük yaşama kısa sürede dönmesine ve komplikasyon risklerinin azalmasına katkı sağlar. Bu nedenle, kadınlarımızın bilinçli tercihler yapabilmeleri için doğru bilgilendirmeyle desteklenmeleri son derece önemlidir. Normal doğumla dünyaya gelen bebekler, solunum fonksiyonları başta olmak üzere birçok sistem açısından daha avantajlıdır. Ayrıca anne ile kurulan erken temas, hem bebeğin bağışıklığını güçlendirir hem de anne-bebek bağını kuvvetlendirir" dedi. "Doğal, güvenli ve desteklenmesi gereken bir yöntem" Normal doğumun tıbben en doğal ve en güvenli yöntem olduğunu vurgulayan İl Müdürü Bildirici, "Her anne adayının doğum sürecinde bilinçli karar verebilmesi için doğru bilgilendirilmesi ve güvenli sağlık şartlarında desteklenmesi gerekir. Sağlık çalışanlarımızın rehberliği bu süreçte çok önemlidir. Gebelik sürecinden doğuma kadar anne adaylarının yanındayız. Bizim önceliğimiz anne ve bebek sağlığını en üst düzeyde korumaktır. Gebelerimizin sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmeleri, doğum sürecini güvenle yaşamaları ve doğum sonrası döneme sağlıkla geçiş yapmaları için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sağlıklı doğum süreçleri, sağlıklı bireylerin ve sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sunar. Dolayısıyla normal doğumun desteklenmesi toplum sağlığı açısından da büyük bir kazançtır" ifadelerini kullandı.