SAĞLIK - 25 Nisan 2026 Cumartesi 10:06

Kırgızistanlı genç şifayı Türk hekimlerinde buldu

A
A
A
Kırgızistanlı genç şifayı Türk hekimlerinde buldu

Kırgızistan’da 18 yaşına kadar skolyozla mücadele eden genç, Medicana Hastanesi’nde geçirdiği başarılı ameliyatın ardından sağlığına büyük ölçüde kavuştu.


Skolyoz hastalığıyla mücadele eden 19 yaşındaki Shakhbos Pochokalonov, tedavi olmak için ülkesi Kırgızistan’dan Türkiye’ye geldi. Yaklaşık bir sene önce Ankara’ya gelen Pochokalonov, burada Medicana hastanesine başvurarak, tedavi sürecini başlattı. Pochokalonov, Medicana Sağlık Grubu bünyesindeki hastanede gerçekleştirilen operasyonla sağlığına kavuştu.


Başarılı geçen ameliyat sonrası hastanın yaşam kalitesinin önemli ölçüde arttığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Mehmet Atıf Erol Aksekili, skolyoz hakkında bilgi vererek, "Skolyoz kısaca omurganın S şeklini almasıdır. Ön-arka planda omurganın S şeklini almasını biz kısaca skolyoz diyoruz. Skolyoz en sık adolesan dediğimiz ergenlik döneminde görülür. Ancak diğer hastalıklarla birlikte görüldüğünde daha ileri seviyelerde karşımıza çıkabilir. Hastamız 18 yaşında bize başvurdu. Nöromüsküler skolyoz dediğimiz, nörolojik hastalıkların eşlik ettiği bir skolyoz tipi mevcut. Bu skolyozlar erken yaşta ortaya çıkar ve daha hızlı ilerler. Bu yüzden hastamız bize 90 dereceden daha ileri bir seviyede başvurdu" dedi.


"Erken teşhis tedaviyi kolaylaştırır"


Erken teşhis edilmesi halinde daha az cerrahi ile daha iyi sonuç alınabileceğini belirten Aksekili, "Skolyoz erken tanındığında fizik tedavi, egzersiz ve korseleme gibi yöntemlerle ilerlemesini kontrol altına alabiliyoruz. Hastamızda ileri skolyoz olduğu için iki aşamalı cerrahi uygulandı. İlk aşamada Halo Femoral traksiyon yöntemiyle skolyoz kısmen düzeltildi. İkinci aşamada ise vidalar, rodlar ve osteotomi ile omurga düzeltildi" diye konuştu.


"Ameliyat sonrası süreç en az ameliyat kadar önemli"


Ameliyat sonrası sürecin en az ameliyat kadar önemli olduğuna dikkati çeken Aksekili, omurganın uygun pozisyonda kaynamasının hedeflendiğini belirtti. Hastanın üç ay boyunca dorsolomber korse kullanması gerektiğini söyleyen Aksekili, "Yürümesi öneriliyor ancak ağır yük taşımaması gerekiyor. Yüzme gibi sporlara kısa sürede başlayabilir. Kaynama sürecinde diyetine dikkat etmeli ve 6 hafta ile 3 aylık periyotlarla kontrolleri yapılmalıdır. Kaynama istenilen şekilde ilerlemezse ek müdahaleler veya destek tedavileri uygulanabilir" açıklamasında bulundu.


"En yakın sağlık merkezine başvurulmalı"


Erken teşhisin önemine vurgu yapan Aksekili, "Erken teşhis oldukça önemlidir. Nöromüsküler skolyozlar tamamen engellenemese de özellikle ergenlik dönemindeki skolyozlar uygun postür, egzersiz ve fiziksel aktivitelerle önlenebilir. Omuz ve kalça asimetrisi ya da öne eğilince kaburgada çıkıntı gibi belirtiler fark edildiğinde en yakın sağlık merkezine başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı.


"Doktor öneriyorsa mutlaka ameliyat olunmalı"


Baba İlhom Pochokalonov, ise oğlunun ilk teşhisini doğumundan bir yıl sonra fark ettiklerini belirterek, "18 yaşına kadar Kırgızistan’daki doktorlara gittik. Doğumsal skolyoz olduğunu, ameliyat olursa felç kalabileceğini söylediler. Skolyoz ile mücadele eden ailelere önerim, erken teşhis ve doğru zamanda ameliyat. Doktor öneriyorsa mutlaka ameliyat olunmalı. Biz Türkiye’ye geldik, ameliyat olduk ve şifa bulduk. Doktorlara çok minnettarız" ifadelerine yer verdi.



Kırgızistanlı genç şifayı Türk hekimlerinde buldu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Batman Batman’da çiftçilere ’yanlış ilaçlama’ uyarısı Batman İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından çiftçilere yanlış ilaçlama uyarısı yapıldı. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, il genelinde genelinde yağışlara bağlı olarak buğday tarlalarında yaprak lekesi hastalığının yoğunlaştığı gözlemlenmekte olduğunu belirtildi. Açıklamada, verim kaybını önlemek isterken yapılan bazı hatalı ilaçlamaların, hem cebe hem de mahsule zarar verebileceğine dikkat çekildi. Açıklamada, "Birçok üreticimizin aynı anda Herbisit (ot ilacı), Fungusit (mantar ilacı) ve İnsektisit (süne ilacı) karıştırarak uygulama yaptığı tespit edilmiştir. Bu uygulama aşağıdaki riskleri doğurur. Bitki Stresi ve Fitotoksite. Üç farklı kimyasalın aynı anda atılması buğdayda ilaç stresi oluşturarak gelişimi durdurabilir. Süne mücadelesinde yanlış zamanlama. Süne ile mücadele ergin döneminde değil, teknik ekiplerimizin belirleyeceği nimf (yavru) döneminde yapılmalıdır. Erginlere atılan ilaç, faydalı böcekleri öldürerek ilerleyen dönemde süne popülasyonunun daha da artmasına neden olur. Maliyet kaybı. Henüz zamanı gelmemiş bir zararlı için yapılan ilaçlama, çiftçimiz için gereksiz bir maliyettir. Septorya için geç kalmayın. Alt yapraklarda başlayan lekeler üst yapraklara (bayrak yaprak) sıçramadan uygun bir Fungusit ile müdahale edin. Süne için bekleyin. İl ve İlçe Müdürlüğü ekiplerimizin yapacağı sürvey sonuçlarını ve ilaçlama ilanını takip edin. Kendi başınıza erken müdahale yapmayın. Karışımlara dikkat, ilaçları karıştırmadan önce mutlaka etiket bilgilerini okuyun ve bir ziraat mühendisine danışın" denildi.
İstanbul Bakan Tekin: "Okullarımızı, evlatlarımızın kendini emniyette hissettiği, mekanlar olarak daha da kuvvetlendireceğiz" Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Eğitim meselesini biz milli varlığımızın, toplumsal direncimizin ve medeniyet davamızın tam merkezinde görüyoruz. Onun için aileyi daha da güçlendireceğiz. Öğretmenin vakarını, otoritesini ve rehberliğini daha da tahkim edeceğiz. Okullarımızı, evlatlarımızın kendini emniyette hissettiği, emeğinin karşılık bulduğu, birlikte yaşamanın adabını öğrendiği mekanlar olarak daha da kuvvetlendireceğiz" dedi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen 5’inci Uluslararası Montessori Zirvesi’ne katıldı. Programda konuşmasına Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarından hayatını kaybedenleri anarak başlayan Bakan Tekin, "Yaşadığımız acının üzerine öfke yığmanın, istismar dili üretmenin, kederi hoyratça hırpalamanın kimseye bir çıkış yolu açmadığını biliyoruz. Bize düşen, çocuklarımızın nasıl bir zamanın, nasıl bir çevrenin, nasıl bir ilişki ikliminin içinde büyüdüğünü daha derin bir ciddiyetle ele almaktır. Bu elim ve menfur hadise üzerinden aziz milletimizin inancına, medeniyet birikimine ve değer mirasına fatura çıkarmaya kalkışmak, çözüm arayışı değil; apaçık bir fırsatçılıktır" dedi. "Biz okullarımızı birlikte yaşama şuurunun kök saldığı bir inşa alanı olarak görüyoruz" Okulda alınacak tedbirler ve Türkiye Maarif Modeli’nde atılan adımlara değinen Bakan Tekin, "Biz okullarımızı birlikte yaşama şuurunun kök saldığı bir inşa alanı olarak görüyoruz. Bu sebeple öğretmeni, aileyi, okul iklimini ve çocuklarımızın gelişim seyrini birbirinden kopuk başlıklar gibi ele almıyor; hepsini aynı maarif tasavvurunun birbirini tamamlayan unsurları olarak değerlendiriyoruz. Son dönemde güç vermeye çalıştığımız yöneliş de evlatlarımızın zihnini açan, kalbini besleyen, şahsiyetini tahkim eden daha kuşatıcı bir eğitim ufkunu adım adım yerleştirme çabasıdır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modelimiz de bu yönelişin en önemli kurucu sacayaklarından birini teşkil ediyor. Buradaki muradımız, evlatlarımızın bilgisini beceriyle, becerisini değerle, değerini de hayatla buluşturan bütüncül bir eğitim iklimini kökleştirmektir. Aklıselim, kalbiselim ve zevkiselim nesiller hedefimiz; istidadı gözeten, öğretmeni rehberliğiyle güçlendiren, okul hayatını çocuğun karakterini, iradesini ve birlikte yaşama kültürünü besleyen asli bir imkân olarak ele alan bir anlayışa yaslanıyor. Bu bakımdan Montessori tecrübesi ile Türkiye Yüzyılı Maarif Modelimizle güç kazandırdığımız maarif yönelişi, aynı büyük hakikatin etrafında buluşuyor. Çocuklarımızın fıtratını gözeten bir eğitim anlayışından söz ediyoruz. Bu anlayışı sahada da adım adım beslemeye gayret ediyoruz. Çocuklarımızın milli ve manevi değerlerle, kuvvetli bir aidiyet duygusuyla ve ortak hafızayla büyümesini bu bakımdan son derece mühim görüyoruz" diye konuştu. "Çocuklarımızın vicdanla, mesuliyet duygusuyla, mensubiyet şuuruyla ve milli hafızayla büyümesini önceledik" Çocuk ve aile yapısıyla ilgili yapılan çalışmaları dile getiren Bakan Tekin, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modelimizin erdem-değer-eylem yaklaşımını yıl boyunca okul iklimine yedirmeye çalıştık. ’Her Çocuk Bir Fidan, İlk Ders Yeşil Vatan’ temasıyla başlayan çalışmalarımızı, "Bayrak Sevgisi" başlığıyla derinleştirdik. ’Maarifin Kalbinde Ramazan’, ’Maarifin Kalbinde Çocuk’ gibi etkinliklerle evlatlarımızın merhametle, paylaşmayla, hürmetle ve birlikte yaşama ahlakıyla daha güçlü biçimde buluşmasını sağlamaya çalıştık. Filistin ve Gazze’ye yönelik farkındalık çalışmalarından EBA ve TRT EBA’da tarihî hafızayı ve kahramanlık bilincini diri tutan içeriklere kadar uzanan geniş bir çerçevede, çocuklarımızın vicdanla, mesuliyet duygusuyla, mensubiyet şuuruyla ve millî hafızayla büyümesini önceledik. Aynı şekilde aileyi de eğitimin merkezinde tutan güçlü bir zemin oluşturmaya özel önem verdik. Velivizyon platformumuz ve aile ile ilgili yaptıklarımız, bu gayretimizin en görünür halkalarından biri oldu. Ailemle Eğitim Yolculuğum programlarıyla, Aile Okulu kurslarıyla, düzenli yayımladığımız aile eğitim bültenleriyle, Güçlü Aile Güçlü Gelecek Kongresi ve farklı temalarda gerçekleştirdiğimiz aile buluşmalarıyla anne-baba ile çocuk arasındaki bağı kuvvetlendiren daha sağlam bir destek alanı oluşturmaya çalıştık. Çünkü biz biliyoruz ki çocuğun iç dünyasında açılan ilk gedik de güçlenen ilk dayanak da çoğu zaman ailede başlıyor. Okulla ailenin aynı istikamete bakması, bu çağda her zamankinden daha hayati bir kıymet taşıyor. Zira modern çocukluğun yükü, bugün en görünür biçimde bağımlılık eğilimlerinde, dijital savrulmada, okuldan ve hayattan geri çekilmede kendini hissettiriyor. Biz de bu tablo karşısında bağımlılıkla mücadeleyi çocuklarımızın esenliği, karakter gelişimi ve okul aidiyetiyle birlikte ele aldık" diye konuştu. "Eğitimi, bu milletin insan cevherini koruyan büyük bir inşa faaliyeti olarak gördük" Konuşmasına devam eden Bakan Tekin, "Bazı çevreler eğitimden söz ederken meseleyi hala dar ideolojik kalıpların içine hapsetmeye çalışıyor. Biz o sığ çerçeveyi kabul etmedik. Eğitimi, bu milletin insan cevherini koruyan, büyüten ve yarına taşıyan büyük bir inşa faaliyeti olarak gördük. Bu milletin çocukları bizim gözümüzde emanetin en kıymetli halkasıdır. Bu milletin maarifi de köksüz denemelere açık bir alan değil, medeniyet birikimimizin, tarih şuurumuzun, millî hafızamızın ve insan tasavvurumuzun taşıyıcı zeminidir. Bu ülkenin evlatlarını kendi inancından, tarihinden, bayrağından, kültüründen ve vicdanından kopararak bir gelecek kurulamayacağını en başından beri söyledik, bugün de aynı yerde dimdik duruyoruz" dedi. "Okullarımızı, evlatlarımızın kendini emniyette hissettiği, mekanlar olarak daha da kuvvetlendireceğiz" Dünyadaki bölgesel savaşlardan Türkiye Yüzyılı hedeflerini ifade eden Bakan Tekin, "Çok çetin bir coğrafyada yaşıyoruz. Yakın çevremizde savaşın, yıkımın, göçün, şiddetin ve savrulmanın insan hayatını nasıl örselediğini her gün görüyoruz. Gazze’de çocukluğun nasıl kuşatma altında kaldığını, bölgenin farklı havzalarında ailenin, okulun ve toplumsal huzurun nasıl yara aldığını müşahede ediyoruz. Böyle bir coğrafyada çocuklarını koruyabilen milletler ayakta kalıyor. Ailesini canlı tutabilen toplumlar yürüyüşünü sürdürüyor. Okullarını bilgiyle birlikte ahlakın, aidiyetin ve şahsiyetin mayalandığı mekanlara dönüştürebilen ülkeler yarına daha güçlü hazırlanıyor. Bu sebeple eğitim meselesini biz millî varlığımızın, toplumsal direncimizin ve medeniyet davamızın tam merkezinde görüyoruz. Onun için aileyi daha da güçlendireceğiz. Öğretmenin vakarını, otoritesini ve rehberliğini daha da tahkim edeceğiz. Okullarımızı, evlatlarımızın kendini emniyette hissettiği, emeğinin karşılık bulduğu, birlikte yaşamanın adabını öğrendiği mekanlar olarak daha da kuvvetlendireceğiz. Dijital çağın savurucu etkileri karşısında çocuklarımızın iç direncini daha da büyüteceğiz. Merhameti, hürmeti, paylaşmayı, dayanışmayı ve vatandaşlık şuurunu eğitim hayatımızın canlı unsurları arasında taşımayı sürdüreceğiz. Hiçbir tereddüde mahal vermeden ve herhangi bir gevşekliğe kapılmadan maarif çağı olarak tecelli edeceğine inandığımız Türkiye Yüzyılı idealine kararlılıkla hizmet etmeye devam edeceğiz" dedi.
Niğde NÖHÜ’lü ödüllü yönetmen Dr. Fatih Diren yeni belgeselini Kosova’da çekti Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Öğretim Üyesi, ödüllü yönetmen Dr. Fatih Diren, yeni belgesel filminin çekimlerini Kosova’da tamamladı. 2025 yılının en çok ödül alan kısa metraj belgesellerinden biri olan ’Baletler Köyü’nün ardından Diren, bu kez Boşnak gelin makyajını konu alan yeni projesiyle dikkat çekiyor. Yönetmenliğini Dr. Fatih Diren’in üstlendiği ’Baletler Köyü’ belgeseli, 2025 film sezonunda ulusal ve uluslararası festivallerde kazandığı ödüllerle yılın en çok ödül alan kısa belgeseli olmuştu. Gerçek yaşam öykülerini anlatan yeni belgeselin çekimleri ise Kosova’da tamamlandı. Yunus Emre Enstitüsü’nün katkılarıyla gerçekleştirilen çekimler, Prizren’e bağlı Planjane köyünde yapıldı. Belgeselde, Boşnak gelinlerin geleneksel yüz makyajı sanatı ve bu makyajın kültürel anlamı ele alınıyor. Çekim sürecine ilişkin açıklamalarda bulunan Yönetmen Dr. Fatih Diren, daha önce gerçekleştirdikleri projelere de değinerek şu ifadeleri kullandı; "Çorum’un bir köyünden yetişen 13 baletin hikayesini çekmiştik ve 2025 yılında Türkiye’de en çok ödül alan kısa ve belgesel olmuştu. Bu sene de yeni bir proje çekimini yaptık. Kosova’daki çektiğimiz belgeselin konusu Boşnak gelin makyajı. Çekimlerini bitirdik. Şu an kurgu aşamasında" "Boşnak gelin makyajı nazardan korunmak için yapılıyor" Belgeselin içeriğine ilişkin detaylar paylaşan Diren, söz konusu gelin makyajının sıra dışı özellikler taşıdığını belirterek; "Bir geline yapılan düğün makyajını çektik ama gerçekten sıra dışı bir makyaj. İnsanlar bunu gördüğünde zaten anlayacaklar. Farklı renkler var; mavi, beyaz, kırmızı, altın rengi gibi. Bunların hepsinin bir anlamı var. Aslında bu makyajın amacı gelinin nazardan korunması için yapılıyor. Damat veya başkaları gördüğünde gelini daha çirkin hatta korkutucu gibi gösteriyor ki gelinin güzelliğine nazar değmesin. Bu bir töre. Düğün törelerini de filmde detaylı olarak anlatacağız" ifadelerini kullandı. "Belgeseller toplumsal hafızayı geleceğe taşıyor" Çekimlerin yaklaşık 5 gün sürdüğünü belirten Diren, Yunus Emre Enstitüsü’ne desteklerinden dolayı teşekkür ederek, belgesellerin aynı zamanda toplumsal hafızaya katkı sunduğunu vurguladı. Diren, "Aslında bunlar toplumsal hafıza dediğimiz, yıllar yılı biriken kültürel hikayeler. Biz bunları geleceğe taşıyoruz. Filmleştiriyoruz ki ölümsüz olsun. Sürekli ekip olarak araştırma halindeyiz. İlginç bulduğumuz hikayeleri inceliyoruz ve ‘bu film yapılabilir’ diye düşünüyoruz" dedi. Film festivallerine ilişkin eleştirilerini de dile getiren Yönetmen Dr. Fatih Diren, özellikle Türkiye’deki bazı festivallerde objektiflik sorunları yaşandığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu; "Türkiye’deki bazı film festivalleri maalesef çok objektif değiller. Bu eleştirileri zaten sosyal medyada da yapıyorum. Herkes kendi tanıdığını, arkadaşını desteklemeye çalışıyor, onun filmini finale çıkarmaya çalışıyor veya ödül vermeye çalışıyor. Hepsi böyle demiyorum ama özellikle büyük olmayan festivallerde bu sıkıntılar oluyor. Bu durum bizlerin motivasyonunu olumsuz etkiliyor. Biz de o yüzden artık daha çok yurt dışı ağırlıklı festivallere göndermeye çalışıyoruz filmlerimizi. Zaten ‘Baletler Köyü’ de çok sayıda ödülü yurt dışından aldı."
Samsun Kuduz aşısı sonrası kedileri ölen aile şikayetçi oldu Samsun’da evcil kedilerinin kuduz aşısı sonrası öldüğünü iddia eden aile, CİMER’e ve savcılığa şikayette bulundu. İlkadım ilçesinde yaşayan Şekercioğlu ailesinin 6 yaşındaki "Paşa" isimli British cinsi kedisi, kuduz aşısı yaptırılmak üzere Samsun Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’ne götürüldü. Ailenin iddiasına göre Hindistan menşeili "Raksharab" isimli aşının uygulanmasının ardından kedi kusmaya başladı. İlk gün çok sayıda kusma yaşayan hayvan, veteriner müdahalesiyle kısa süreli toparlanma gösterse de birkaç gün sonra yeniden fenalaştı. Fakülte hayvan hastanesine kaldırılan kedi, tedaviye cevap vermeyerek telef oldu. Kedinin ölümü üzerine aile, birçok evcil hayvanda aynı aşı sonrası ölümlerin yaşandığı gerekçesiyle CİMER’e ve Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü hakkında şikayette bulundu. "Kedimiz, Hint aşısı sonrası telef oldu" Kedilerinin müdürlükte Hint aşısından sonra hastalanarak telef olduğunu iddia eden Burak Şekercioğlu, "Kedimize, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nde kuduz aşısı yaptırdık. Yapılan aşı Hint aşısıymış. Raksharab isimli bu aşıdan sonra kedimiz kusmaya başladı. Veterinere götürdüm. Antibiyotik ve serum tedavisi ile birazcık kendisini toparladı. Ama akabinde tekrar gece vakti su içerken düştü, dengesini kaybetti. Apar topar hayvan hastanesine götürdük. Orada yine müdahaleler yapıldı. Fakat ertesi gün kedimizi kaybettik" dedi. "Birçok ilde aynı aşı sonrası ölümlerin yaşandığına dair şikayetler var" Aynı aşıdan olan birçok küçük kedi ve köpeğin telef olduğunu ileri süren Şekercioğlu, "Araştırmalarımıza göre internet üzerinde yaklaşık 18 sayfa farklı illerden şikayetler var. Herkes bu aşıdan şikayetçi. Bu aşı yüzünden çok fazla köpek ve kedi telef olmuş vaziyette. İç organları hasar görmüş, kanlı ishale dönmüş ve artık bu ufak canlıları kurtaramıyoruz. Lütfen bu aşıyı sonlandırsınlar, farklı bir aşıya geçsinler ya da kullanmasınlar. Bununla alakalı hem CİMER’e başvurumu yaptım hem de Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundum" diye konuştu. "Kedinin ölmesinin ardından çocuklarım çok üzüldü" Kedilerinin ölümünden sonra çocukların büyük üzüntü yaşadığını ifade eden Tuğba Şekercioğlu, "Ben psikoloğum. Hayvanların insan psikolojisine iyi geldiğini biliyorum. Çocuklarımız için iyiydi. Kedimizi kaybetmek hepimizi derinden üzdü. En kötü zamanlarımızda bile bizimle birlikte olan ailemizden birini kaybettik. Lütfen Hint aşıları durdurulsun. Çocuklarımızı bu ölümlerden sonra toparlamak çok zor oluyor" şeklinde konuştu. Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden iddialara cevap Konu hakkındaki iddialara cevap veren Samsun Tarım ve Orman İl Müdürü Kemal Yılmaz ise "Geçen yıl 25 bin kuduz aşısı yaptık. Bu sene de 3 bin 500 kuduz aşısı uyguladık. Aşıdan sonra alerjik reaksiyon gösteren hayvanlar olabiliyormuş. Bu şekilde reaksiyon gösteren 5-10 hayvan olmuş. Aşı, ishal yapabiliyormuş. Bunun sonrasında ölümler de olabiliyormuş. Tüm aşılarda böyle bir risk var. Bu reaksiyonların tedavileri de mümkün" ifadelerini kullandı.