SAĞLIK
Selçuk Tıp’ta dört kritik birimin kapasite ve konforu artırıldı 10 Nisan 2026 Cuma - 18:44:10 Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve hasta memnuniyetini en üst seviyeye taşımak amacıyla gerçekleştirdiği revizyon çalışmalarını tamamladı. Bu kapsamda Tıbbi Onkoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği ve Günübirlik Tedavi Ünitesi ile Kan Alma Birimi modernize edilerek ileri teknolojik altyapı ve artırılmış kapasiteyle hizmete sunuldu. Bölgenin sağlık üssü konumunda bulunan Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 4 biriminde poliklinik ve hizmet alanları yenileme çalışmalarıyla modern, fonksiyonel ve hasta odaklı bir yapıya kavuşturuldu. En önemli adımlardan biri Onkoloji Polikliniğinde atıldı. Enfeksiyon kontrolü ve hasta güvenliği esas alınarak yeniden yapılandırılan Kemoterapi Uygulama Ünitesi 22’den 46’ya, poliklinik sayısı ise 6’ya yükseltildi. Günübirlik Servis, 18 yatak kapasitesiyle yeniden düzenlendi. Toplam 750 metrekarelik alanda yeniden yapılandırılan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğinde egzersiz salonu, Pelvik Rehabilitasyon Ünitesi, EMG ve USG odaları yer alıyor. Ayrıca dil ve konuşma terapisi biriminde de iletişim ve yutma bozukluklarına yönelik bilimsel temelli tedaviler titizlikle uygulanıyor. Hastanenin yoğun hizmet alanlarından biri olan Kan Alma Birimi, 550 metrekarelik geniş bir alanda yeniden projelendirildi. Aynı anda 70 hastaya hizmet verebilen birimde 10 adet yetişkin kabini ile çocukların işlem sürecini daha stressiz geçirmesini hedefleyen 2 adet pediatrik kan alma kabini yer alıyor. Bu birimle entegre çalışan Transfüzyon Merkezi ise 200 metrekarelik alanında, kan ve kan ürünlerinin güvenli temini ile transferi süreçlerini uluslararası standartlara uygun bir şekilde sürdürüyor. Rektör Yılmaz: "Hedefimiz topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmak" Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz; üniversitenin eğitim ve araştırmadaki güçlü vizyonunu, sağlık hizmetleri alanında da kararlılıkla sürdürdüğünü vurguladı. Tıp Fakültesi Hastanesinin bölgenin en önemli sağlık merkezlerinden biri olma sorumluluğuyla fiziki ve teknolojik altyapısını sürekli olarak güçlendirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, "Tamamlanan revizyon çalışmalarıyla birimlerde tedavi kapasitesinden hasta konforuna kadar geniş bir yelpazede hizmet kalitesini daha da yukarı taşıdık. Temel hedefimiz, köklü bilimsel birikimi modern tıbbın imkanlarıyla birleştirerek topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmaktır. Selçuk Üniversitesi, bölge halkı için güven veren bir sağlık üssü olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
10 Nisan 2026 Cuma - 17:42 Parkinsonla yaşamak Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı. Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı. Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, "Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz" dedi. Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, "Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, "Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir" dedi. Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, "Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz" şeklinde konuştu. Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, "Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz" diye konuştu. Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, "Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız" dedi. Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi.
10 Nisan 2026 Cuma - 16:04 Parkinson’da erken tanı hayat değiştiriyor Manisa Şehir Hastanesi’nde, Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında vatandaşları bilinçlendirmek amacıyla bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, Parkinson hastalığının belirtileri ve erken tanının önemi hakkında önemli bilgiler paylaştı. Manisa Şehir Hastanesi’nde Dünya Parkinson Hastalığı Günü dolayısıyla düzenlenen bilgilendirme etkinliğinde, Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz vatandaşlara Parkinson hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Parkinson hastalığının, beyinde dopamin üreten hücrelerin zamanla azalmasıyla ortaya çıkan ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, hastalığın en sık görülen belirtilerinin titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve denge problemleri olduğunu ifade etti. Hastalığın yalnızca bu belirtilerle sınırlı olmadığını vurgulayan Göz, "Uyku sorunları, depresyon ve koku kaybı gibi farklı belirtiler de Parkinson hastalığında görülebilmektedir." dedi. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisi bulunmadığını ancak doğru tedavi ve destekleyici yaklaşımlarla hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabildiğini belirten Göz, ilaç tedavileri, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemelerinin hastaların yaşam kalitesini artırdığını kaydetti. Erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, "Erken tanı, düzenli takip ve güçlü bir sosyal destek, Parkinson ile yaşayan bireylerin hayatında büyük fark oluşturur. Bugün, onların yanında olduğumuzu hissettirelim." ifadelerini kullandı.
Demirci’de belediye personeline ilk yardım uygulama eğitimi verildi
23 Ekim 2025 Perşembe - 11:03 Demirci’de belediye personeline ilk yardım uygulama eğitimi verildi Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Demirci Belediyesi personeline ilk yardım eğitimi verildi. Eğitim sonunda yapılan yazılı ve uygulama sınavında başarılı olan personele ilkyardım uygulayıcı sertifikası verileceği bildirildi. Demirci Belediyesi Meclis Salonunda düzenlenen eğitimlerde Fen İşleri, Temizlik, Zabıta, Park ve Bahçe ve hizmet binasında çalışan personellere yönelik 16 başlık altında ilk yardım eğitimi verildi. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından görevlendirilen İlk Yardım Eğitmenleri Yağmur Akbulut ve Şuayp Akbulut tarafından verilen eğitimlerde boğulma, yangın, doğal afetler, trafik kazaları, zehirlenmeler ve yaralanmalar gibi durumlarda yapılması gereken temel ilk yardım adımları anlatıldı. Eğitimlerde, acil durumlarda doğru müdahale yöntemleri ve temel ilk yardım uygulamaları ele alındı. Katılımcılar, uygulamalı etkinliklerle temel ilk yardım becerileri ile ilgili de eğitim aldılar. Haftada 2 gün olarak gerçekleştirilen eğitimlerin ardından katılımcı personele yazılı ve uygulama sınavı yapıldı. Demirci belediyesinin yürüttüğü proje kapsamında ilçeye kazandırılan 2 adet OED şok cihazı ile ilgili de belediye personellerine cihazın kullanımı ile ilgili de bilgi verildi. Yazılı sınav ve uygulama sınavından başarı ile geçen personellere ’Sağlık Bakanlığı İlkyardım Uygulayıcı Sertifikası’ verileceği açıklandı. Demirci Belediye Başkanı Erkan Kara yaptığı açıklamada, "İlk yardım bilgisi toplumun her kesimi için önemli. İlk yardım bilinci, sadece sağlık çalışanlarının değil, herkesin sahip olması gereken temel bir bilgidir. Bu bilinç sayesinde, acil durumlarda bir hayat kurtarılabilir. Belediyemiz olarak personellerimize yönelik ilk yardım eğitimi düzenledik. Amacımız personelimizin yaşanabilecek kaza ve olaylarda sağlık görevlilerine yardımcı olabilmelerini sağlamak" dedi.
Soğuklarda kalbe dikkat: “Kalp ve damar hastalıklarına bağlı olaylar daha da artar”
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:53 Soğuklarda kalbe dikkat: “Kalp ve damar hastalıklarına bağlı olaylar daha da artar” Kardiyoloji Uzmanı Dr. Fahri Fatih Tipi, soğukların kalp üzerindeki etkilerine yönelik, "Soğuk havalarda kalp ve damar hastalıklarına bağlı olayların görülmesi normale göre daha da artar. Bazı yayınlarda 3 kat kadar artış olduğu da söylenmiştir. Kalp hastalıkları, şekeri, hipertansiyonu olanlar, 65 yaş üstü insanlar risk altında. Soğuk havaları ciddiye almalarını öneriyoruz. Kalp damar, kalp yetmezliği hastaları grip gibi enfeksiyonları çok ağır atlatabilir. Bu durum gerçekten hayatı tehdit eden sonuçlara yol açabilir" dedi. Dünya genelinde ve Türkiye’de kardiyovasküler hastalıklar en sık ölüm nedenlerinden olurken, uzmanlar soğuk havalarda kalp sağlığına dikkat edilmesi konusunda uyarıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Fahri Fatih Tipi de soğuklarda kan basıncının yükseldiğini ve kalbe binen iş yükünün arttığını belirterek, kişinin yaşının, kronik hastalıklarının bu süreçte önemli olduğunu söyledi. Mevcut vücut sıcaklığını koruyabilmek için daha fazla kan pompalamak zorunda kalan kalbin daha fazla oksijene ihtiyaç duyduğunu söyleyen Uzm. Dr. Tipi, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Kalp krizi, inme, ani gelişen ölümcül ritim bozuklukları ve ani ölüm" Soğukların kalp üzerindeki etkilerine yönelik konuşan Uzm. Dr. Fahri Fatih Tipi, "Soğuk havalarda kalp ve damar hastalıklarına bağlı olayların görülmesi normale göre daha da artar. Bazı araştırmalarda yüzde 10-20 civarında ani olay görülme riskinin arttığı görülmüştür. Hatta bazı yayınlarda 3 kat kadar artış olduğu da söylenmiştir. Soğuk havalardan en başta iyi giyinerek korunmamız gerekir. Hava soğuk olduğu zamanlarda ona göre beslenmemizi ayarlamamız, dengeli beslenerek vitamin, mineral desteğini sağlayarak bağışıklık sistemimizin kuvvetli kalmasını sağlamalıyız. Ağır öğünlerden kaçınmalıyız. Ağır öğün sonrası aniden soğuğa çıkmak kalbin iş yükünü belirgin bir şekilde artıracağı için olası kalp hastalıklarını, ani olayları artırabilir. Bu tür şeylere dikkat etmemiz gerekir. Kalp krizi, inme, ani gelişen ölümcül ritim bozuklukları ve ani ölümü kast ediyoruz" dedi. "Kalp hastalığı, şekeri, hipertansiyonu olanlar, 65 yaş üstü insanlar risk altında" "En başta soğuk havalarda kalp ve vücuttaki diğer damarlarda kasılma gerçekleştiği için ısı dengesinde bir bozulma olur" diyerek sözlerini sürdüren Uzm. Dr. Tipi, "Kalbin buradaki bir görevi; vücuttaki ısı dengesini sağlamaktır. O yüzden daha çok kan pompalama ihtiyacı duyar, daha çok çalışması gerekir ama kalbin kendisini besleyen damarlarda da bir kasılma olduğu için ihtiyaç duyduğu oksijeni ve besin maddelerini almakta zorlanır. O yüzden kalbin çalışmasının daha kuvvetli olması gerekir, daha çok iş yükü oluşur. Bu durumda eğer kalbin damarları hastaysa iş yükü de arttığı için bu damarlardan geçen kan miktarı kalbin istediği ihtiyaçları karışlamayacağından ya bir göğüs ağrısı, anjina (kalp kasına yeterince oksijenli kan gitmemesi sonucu oluşan göğüs ağrısı veya rahatsızlık hissiyle ilişkilendirilen bir durum) gibi durumlar çıkabilir veya en son noktada bir kalp krizine dönüşebilir. En başta 65 yaş üstü insanlar, şeker hastalığı, hipertansiyonu olanlar, yoğun sigara içiciliği olup, KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) olanlar ön planda risk altında. Halihazırda kalp damarlarında bir hastalığı olanlar özellikle risk altındadır" şeklinde konuştu. "Kalp hastaları grip gibi enfeksiyonları çok ağır atlatabilir, hayatı tehdit eden sonuçlara yol açabilir" Risk grubu kişilerin mevsimsel virüslerden etkilenmesinin de sürece olumsuz etkide bulunabileceğini aktaran Uzm. Dr. Tipi, sözlerini şöyle sürdürdü: "Soğuk havaları ciddiye almalarını öneriyoruz. Mevsim itibariyle virüslerin de artış göstereceğini bildiğimiz için özellikle influenza konusunda bahsettiğimiz hastaların aşı olmasını önemle istiyoruz. Kalp damar, kalp yetmezliği hastaları grip gibi enfeksiyonları çok ağır atlatabilir. Gribin üstüne bağışıklığı düşmüş olduğu için bu sefer bakteriyel zatürre gibi daha da tehlikeli durumlar oturabilir. Bu durum gerçekten hayatı tehdit eden sonuçlara yol açabilir, kalp krizi de bu altta yatan enfeksiyona bağlı olarak tetiklenebilir. El hijyeni, mesafe, kalabalıklarda uzak durma gibi tedbirleri her zaman almamız gerekiyor. Çocukların soğuğa direnci yetişkinlere göre belirgin şekilde daha az olduğu için onlara da dikkatli olunması gerekir. Çocuklar genellikle toplu halde kreşlerde, okullarda birbirilerine çok sık bakteri ve virüs transferi sağladıkları için ekstra tedbirler almak gerekir. Tavsiyem tam zamanındayız, bahsettiğimiz gruplara grip aşısının yaptırılması gerekir. Kaçınmamak gerekiyor, en önemli konu o. Havalar yumuşak gibi gözükse de her zaman yanımızda kıyafetler bulundurmamız, günümüzü planlayarak geçirmemiz gerekir."
Aziziye Belediyesi madde bağımlılığına savaş açtı
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:51 Aziziye Belediyesi madde bağımlılığına savaş açtı Toplum sağlığını tehdit eden madde bağımlılığına karşı farkındalık oluşturmak için Erzurum’un Aziziye ilçesinde çalışma başlatıldı. Aziziye Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekiplerinin çeşitli görsel materyal ve broşürlerle ilçe sakinlerini bilgilendirdiği sosyal sorumluluk çalışması kapsamında; vatandaşlara madde bağımlılığının zararları, alınması gereken tedbirler ve dikkat edilmesi gereken hususlar tek tek anlatılıyor. Belediye Başkan Yardımcısı Samet Acar’ın koordinesiyle ilçe genelinde sürdürülen farkındalık çalışması, öğrencilerin yanı sıra, ailelere yönelik sosyal ve kültürel etkinliklerle devam edecek. Bağımlılığın Düşmanı Bilgi Aziziye Belediye Başkanı Emrullah Akpunar, madde bağımlılığının sadece bireysel bir sorun olmadığının altını çizerek, bunun aslında toplumu derinden etkileyen büyük bir problem olduğunu kaydetti. Bağımlılıkla mücadelede tıbbi tedavi kadar, toplumsal bilinç oluşturmanın da önem taşıdığını dile getiren Başkan Akpunar, "Gençlerimizi ve çocuklarımızı bu tehlikeden uzak tutabilmenin ilk ve en etkili yolu farkındalığı geliştirmektir. Çünkü bağımlılık, bilginin yetersiz, bilinç düzeyinin düşük olduğu zeminlerde çok daha hızlı biçimde kök salar" diye konuştu. Zabıta Ekipleri Sahada İlçede bu ilk ve etkili adımı atma adına çalışmalara başladıkları bilgisini veren Akpunar, Zabıta Müdürlüğü ekipleri ile kapsamlı bir saha çalışması yaptıklarını dile getirerek, "İlçemizin dört bir yanında vatandaşlarımıza madde bağımlılığının zararlarını ve alınması gereken tedbirleri anlatıyoruz. Zabıta ekiplerimiz, öğrencileri, gençleri ve çocukları çeşitli broşür ve materyallerle bilgilendiriyor. Bu çalışma kapsamında ailelerle de temas halindeyiz. Çünkü bağımlılığın önünü açan faktörlerden birisi de, aile içi iletişim eksikliği. Bunu ailelerle konuşuyor, çocuklarıyla aralarında çok daha güçlü iletişim bağı kurmalarını tavsiye ediyoruz. Bize sadece zihnen ve fikren değil, aynı zamanda ruhen ve bedenen de sağlıklı gençler lazım" ifadelerini kullandı.
Pandemi sonrası akciğer ve hava kanallarında tahribat oluşan hastalar propolise yöneliyor
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:39 Pandemi sonrası akciğer ve hava kanallarında tahribat oluşan hastalar propolise yöneliyor Siirtli bal üreticisi, pandemi sonrası akciğer ve hava kanallarında tahribat oluşan hastaların tercih ettiği propolisi bin bir emekle hazırlayarak satışa sunuyor. Pervari ilçesinde 10 yıldır arıcılık yapan Cemal Tomris, yaylalarda arıların bal haricinde propolisini de bin bir emekle topluyor. Antimikrobiel ve antibakteriel özelliği olan propolis, astım, bronşit, KOAH ve kansere iyi geldiği değerlendirilerek Türkiye’nin her yerinden talep ediliyor. Uzun uğraşlar sonucu elde edilen propolis daha sonra satışa sunuluyor. Cemal Tomris, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada antimikrobiel ve antibakteriel özelliği olan propolisin kovanın dezenfekte olmasını sağlayarak, enfeksiyon kapılmasının önüne geçtiğini söyledi. Kovanın sağlığının korunmasını sağlayan propolis sayesinde arıların daha fazla bal ürettiğini belirten Tomris, "Sonbaharda kovan girişi, kovan iç duvarlarından, çıta yüzeylerinden kazıyıp alıyoruz. Kazınan propolis kullanıma müsait değil, temizlenmesi gerekiyor. 1-2 günlük çabadan sonra suda bekletme süreci de var yabancı maddelerden arınması için. Ham elde ediyoruz. Macun, toz ve damla olarak sıvısını oluşturuyoruz. Bu şekilde 7’den 70’e herkesin bu ürünü kullanmasının yolunu açmış oluyoruz" dedi. Pandemi sonrası yoğun talep var Ürünlerinin raflarda mevcut olduğunu söyleyen Tomris, "Türkiye’nin her yerinden özellikle astım, bronşit, KOAH ve kansere iyi geldiğine inanan herkes bize ulaşıp sipariş veriyorlar. 10 yıldır bu işi yapıyoruz. Özellikle propolis üzerinde yoğunlaştık ve satışlar iyi. Bunun da propolisin insan sağlığı üzerinde olumlu etki ettiğinin göstergesi olduğuna inanıyoruz ve bu inançla işimizde daha iyi hizmet vermeye çalışıyoruz" diye konuştu. Pandemi döneminden sonra akciğer ve hava kanallarında oluşan tahribat üzerine insanların propolis talebinin olduğunu belirten Tomris, "Bize ulaşıyor. Biz de Pervari’nin yüksek rakımlı yaylalarında doğal bir coğrafyadan ulaştırıyoruz. 1 kilogram kadar propolis elde ettim ve bunu temize çektim. Bunu uzaya çıkmış olan Alper Gezer Avcı’ya ulaştırmak istiyorum. Çünkü kendisi propolisi Muş Ovası’ndan toplamış ve uzayda bunun üzerine çalışma yapacağını söylemişti" şeklinde konuştu. 50 gram temizlenmiş propolisi bin 250 liradan sattıklarını aktaran Tomris, "Bunun da günlük bir buğday tanesi kullanımı var. Hastalık gerektiren bir durumda olabilir ama sağlıklı herkesin kullanmasını tavsiye ederim. Bedeni ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için herkesin kullanmasını tavsiye ediyorum" ifadelerini kullandı.
İyot, hayati önem taşıyor
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:24 İyot, hayati önem taşıyor Sivas Numune Hastanesi Diyetisyeni Ahmet Turan Engür, iyot eksikliğine dikkat çekerek vücutta üretilemeyen iyotun dışarıdan alınması gerektiğini söyledi. Diyetisyen Engür, guatrojen olarak bilinen karnabahar, keten tohumu, lahana ve şalgam gibi besinlerin tiroit bezinin iyot alımını engelleyebileceğini ifade etti. İyodun hayati öneme sahip olan bir element olduğunun altını çizen Engür, "İyot, insan vücudunda bulunan ve tiroit bezinin sağlıklı çalışması için hayati öneme sahip bir eser elementtir. Ancak vücut tarafından üretilemediği için dışarıdan besinlerle alınması gerekmektedir. Günlük iyot ihtiyacı, yaş ve metabolizma ihtiyaçlarına göre değişiklik göstermektedir. Guatrojen olarak adlandırılan bazı besinler; karnabahar, keten tohumu, lahana ve şalgam gibi, tiroit bezinin iyot alımını engelleyerek vücutta iyot eksikliğine neden olabilir. Özellikle gebeler ve çocuklar bu durumdan daha fazla etkilenerek risk grubu oluşturur" dedi. İyot eksikliği halinde oluşabilecek risklerden bahseden Engür, "İyot eksikliği, gebelerde düşük, ölü doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek riskini artırırken; bebeklerde zekâ geriliği, boy kısalığı, sağırlık ve ölümlerde artışa; yetişkinlerde ise guatr ve çeşitli tiroit hastalıklarına yol açabilmektedir. Ülkemizde 1994 yılından beri iyot eksikliğini önlemeye yönelik önemli çalışmalar yapılmakta olup, 1998 yılında yayımlanan tuz tebliği ile sofra tuzları iyotla zenginleştirilmiştir. Siz de iyot eksikliğinden korunmak için iyotlu tuz kullanımına ek olarak deniz ürünleri ve yumurta içeren bir beslenme planı benimsenebilir" ifadelerine yer verdi.
Ünlü estetikçiden ’güzel yaşlanmak’ için altın tavsiyeler
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:21 Ünlü estetikçiden ’güzel yaşlanmak’ için altın tavsiyeler Ünlü estetik cerrahı Prof. Dr. Hayati Akbaş, yaşlanmanın doğal bir süreç olduğunu ancak bazı faktörlerin bu süreci hızlandırabildiğini belirterek, "Her yaşın kendine göre bir takım olumlu veya olumsuz yönleri vardır. Sadece güzel yaşlanmak kavramı mutlaka çok önemlidir" dedi. FBM Tıp Merkezi’nden Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, yaşlanma sürecini etkileyen faktörler hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Yaşlanmanın kaçınılmaz bir biyolojik süreç olduğunu vurgulayan Akbaş, "İnsanların yüzlerindeki sarkmalar, kırışıklar zamanla ve yer çekiminin etkisiyle oluşur. Yaşlanmadaki en önemli etkenlerden biri genetik faktörlerdir. 30-35 yaşında olup yüz germe ameliyatı talep edenler olduğu gibi, 50’li yaşlarda hala bu ihtiyacı duymayan insanlar da vardır" diye konuştu. "Stres, alkol ve sigara yaşlanmayı hızlandırıyor" Zor yaşam koşulları, beslenme bozuklukları ve stresin yaşlanmayı hızlandıran en önemli unsurlar arasında yer aldığını ifade eden Akbaş, "Stres faktörü yaşlanma belirtilerini artırır. Alkol, sigara gibi zararlı alışkanlıklar vücudun daha hızlı yıpranmasına neden olur. Derimizde ve damarlarımızda olumsuz değişiklikler meydana gelir. Ayrıca aynaya baktığımızda kendimizi yaşlı hissetmemize yol açar" şeklinde konuştu. "Güneş ve mimikler cilt yaşlanmasını tetikliyor" Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmanın cilt yaşlanmasını hızlandırdığını belirten Akbaş, "Özellikle yaz dönemlerinde uzun süre güneş altında kalan, tarlada veya bahçede çalışan insanlarda cilt yaşlanması belirtileri daha erken ortaya çıkar. Kilo dalgalanmaları da yaşlılık görünümünü artıran durumlardan biridir. Aşırı mimik yapmak, çok fazla gülmek ya da yüz kaslarını fazla çalıştırmak da yüzde sarkmalara neden olabilir" şeklinde konuştu. "Güzel yaşlanmak elimizde" Yaşlanmayı tamamen durdurmanın mümkün olmadığını ancak bazı önlemlerle sürecin yavaşlatılabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Akbaş, şu tavsiyelerde bulundu: "Yaşlanmanın belirtilerini önlemenin bir kısmı bizim elimizdedir. Elimizdeki imkanları doğru kullandığımızda bu süreci daha uzun vadeye yayabiliriz. Yaşam şartlarını iyileştirerek beden üzerindeki baskıyı azaltabiliriz. Zararlı alışkanlıklardan uzak durmalı, güneş ışınlarından mümkün olduğunca korunmalıyız. Gebelik döneminde aşırı kilo almak da doğru değildir. 50 kilodan 100 kilolara çıkmak, vücutta büyük hormonal ve kimyasal değişimlere neden olur. Ortalama 10 kiloluk bir artış, bebeğin sağlıklı gelişimi için yeterlidir." Prof. Dr. Akbaş, dikkat edilmesi gereken bu unsurlara özen gösterilmesi halinde yaşlanma sürecinin daha sağlıklı ve uzun vadeye yayılabileceğini sözlerine ekledi.
9 yaşındaki oğlu için böbreğini bağışladı
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:01 9 yaşındaki oğlu için böbreğini bağışladı Bursa Şehir Hastanesi’nde doğuştan genetik hastalığı nedeniyle 3 yıldır diyaliz tedavisi gören Suriye uyruklu 9 yaşındaki İdo, babasının verdiği böbrekle hayata tutundu. Sağlık Bakanlığı öncülüğünde yürütülen organ nakil çalışmaları kapsamında Bursa Şehir Hastanesi’nde canlıdan canlıya pediatrik organ nakli gerçekleşti. Suriye uyruklu İdo Alabdul Ghafour, genetik bir hastalık olan Jeune Sendromu ile doğduğundan beri mücadele ediyordu. 3 yıldır diyaliz alan İdo için doktorları nakil olması gerektiğini belirtti. Uygun donör çıkmayınca 32 yaşındaki babası Abdullah A. Ghafour, oğlunu yaşatmak için böbreğini bağışladı. Bursa Şehir Hastanesi’nde gerçekleşen operasyon ile babanın sol böbreği oğluna nakledildi. 1 haftalık tedavi sürecinin ardından minik İdo hastaneden sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. Bursa Şehir Hastanesi’nde görevli Çocuk Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Erdoğan, İdo’ya gerçekleştirilen operasyonla ilgili yaptığı açıklamada, "Hastamız 9 yaşında erkek hasta. Doğuştan genetik bir hastalık olan Jeune Sendromu hastası. Bu yüzden 3 yıldır diyaliz programında. Yaklaşık 2 yıl hemodiyalizde kaldıktan sonra son 1 yıldır periton diyalizi programında izliyoruz. Tahmin edeceğiniz gibi oldukça zor süreçler ve maalesef hastanın bir kardeşi daha aynı sendromdan diyaliz tedavisi görüyor. Biz uzun süreden beri organ nakli için planlama yapıyoruz ama babası bu iş için gönüllü oldu. Böbreğini verdi ve sonrasında böbrek takıldı. Şu aşamada gayet iyi gözüküyor." şeklinde konuştu. Organ bağışına duyarlı olalım Herkesin İdo gibi şanslı olmadığının altını çizen Prof. Dr. Erdoğan, "Bizim sırada çok bekleyen çocuk hastamız var. Bunlardan birçoğu maalesef organ vericisi olmayan hastalarımız. Dolayısıyla bizim en önemli mesajımız kadavra bağışı konusunda olmalı. Bu sağlanırsa böbrekler toprak altına gitmektense bu hastalara giderse hem onlar açısından hem diyalizlerin oldukça maliyetli işler olması sebebiyle ülkemiz açısından oldukça faydalı olur. Bu yüzden organ bağışı konusunda halkımızın çok bilinçli olması gerekiyor" dedi. Nakil operasyonunda görev alan Böbrek Nakli Birim Sorumlusu Üroloji Uzmanı Op. Dr. Serdar Geylan ise, "İki gün önce babasını taburcu etmiştik. Bugün de babası İdo’yu almaya geldi. Onun da taburculuğunu yapacağız. Öncelikle bu bir ekip işidir. Pediyatrik canlı vaka yapmak kolay iş değil. Bu işin içinde çok büyük bir emek var. Özverilerini esirgemeyen tüm ekibe teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu.
Engelli bireylere ağız ve diş sağlığı desteği
23 Ekim 2025 Perşembe - 09:59 Engelli bireylere ağız ve diş sağlığı desteği Ankara Keçiören Belediyesi, ’Engelsiz Ağız ve Diş Sağlığı Eğitimi ve Ağız ve Diş Sağlığı Taraması’ programını gerçekleştirdi. Keçiören Belediyesi, engelli bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik anlamlı bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirdi. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi iş birliğiyle düzenlenen ’Engelsiz Ağız ve Diş Sağlığı Eğitimi ve Ağız ve Diş Sağlığı Taraması’ programında, özel gereksinimli çocuklara eğitim verilerek ağız ve diş taraması yapıldı. Programa, Keçiören Belediyesi Başkan Yardımcıları Emir Can Tunç ile Celal Biçer, Keçiören Belediyesi CHP Grup Başkanvekili Hakan Ataoğlu, belediye meclis üyeleri ve birim müdürleri ile vatandaşlar katıldı. Engelli bireylere diş taraması yapıldı ‘Sağlıklı Gülüşler, Mutlu Yarınlar’ sloganıyla gerçekleştirilen programda, engelli bireylere yönelik hem diş sağlığı eğitimi verildi hem de muayene ve önleyici tedavi hizmetleri sunuldu. Uzman Diş Hekimleri Doç. Dr. Mahmure Ayşe Tayman, Doç. Dr. Esma Sarıçam, Doç. Dr. Özer Alkan ve Doç. Dr. Yeşim Kaya tarafından diş fırçalama teknikleri, çürüklerin önlenmesi, ortodontik sorunların tedavisi ve diş eti sağlığı konularında bilgilendirme yapıldı. Eğitimlerin ardından engelli çocuklara ağız içi muayene yapılarak koruyucu sağlık önerileri sunuldu. "Engelli bireylerimizin her alanda destekçisiyiz" Tunç, programda yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi: "Keçiören Belediyesi’ni kazanmadan önce halkımızın yanında olacağımıza ve dezavantajlı grupları destekleyeceğimize yönelik verdiğimiz sözü tutmanın gururunu yaşıyorum. Belediye Başkanı’mız Dr. Mesut Özaslan’ın önderliğinde, verdiğimiz bu sözleri gerçekleştirmeye devam edeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Burada, dezavantajlı gruplar ve genç kardeşlerimizle güzel ve ortak fikirle yola çıktık. Bugün bunu hayata geçirmek bizler için gerçekten büyük bir kıvanç kaynağıdır. Engelli bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmaya ve onlara her alanda destek olmaya devam edeceğiz." Eğitim programının ardından, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi doktorlarına çiçek takdim edildi. Müzik dinletisi, konser gibi etkinliklerle devam eden programda katılımcılara, Keçiören Belediyesi tarafından diş fırçası, tişört ve şapka hediye edildi.
Modern çağın sessiz salgını: "Anksiyete"
23 Ekim 2025 Perşembe - 09:47 Modern çağın sessiz salgını: "Anksiyete" Uzman Klinik Psikolog İrem Beril Şen, anksiyetenin "çağın sessiz salgını" haline geldiğini belirterek, Türkiye’de 18-24 yaş arası gençlerin neredeyse yarısında orta veya şiddetli düzeyde anksiyete tespit edildiğini açıkladı. BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog İrem Beril Şen, günümüzün hızla değişen sosyal ve ekonomik dinamiklerinin, insan ruhunu daha önce hiç olmadığı kadar yorduğuna dikkat çekti. Birçok kişinin farkında olmadan modern çağın getirdiği bu "sessiz salgın" olan anksiyeteyle mücadele ettiğini belirten Şen, kaygının aslında bir düşman değil, bir sinyal mekanizması olduğunu ifade etti. Türkiye’de her 5 gençten 2’sinde anksiyete tespit ediliyor Kaygı duygusunun sürekli hale gelmesiyle ortaya çıkan anksiyete bozukluğunun, bireyin yaşam kalitesini ciddi biçimde düşürdüğünü vurgulayan Uzman Psikolog Şen, çarpıcı istatistikleri şöyle paylaştı: "Türkiye Klinikleri tarafından yürütülen bir çalışmaya göre, 18-24 yaş arası gençlerin yüzde 48,4’ünde orta ya da şiddetli düzeyde anksiyete tespit edildi. Bu oranın, özellikle pandemi sonrası süreçte daha da arttığı bildirildi. Genel epidemiyolojik çalışmalarda ise, Türkiye’de toplumunun yaklaşık yüzde 17’sinin ruh sağlığıyla ilgili sorun yaşadığı ve anksiyetenin bu sorunlar arasında ilk sıralarda yer aldığı belirtildi." Küresel artış alarm veriyor: Dünya nüfusunun 8’de 1’i risk altında Uzman Psikolog Şen, artışın sadece Türkiye’ye özgü olmadığını, küresel bir sorun haline geldiğini bilimsel verilerle ortaya koydu: "Dünya Sağlık Örgütü (WHO, 2023) verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 301 milyon kişi anksiyete bozukluğu yaşıyor. Pandemi sonrası dönemde bu oranda yüzde 25 artış gözlemlendi. Harvard Üniversitesi’nin (2022) araştırmasına göre, dünya nüfusunun yaklaşık her 8 yetişkininden 1’i, yaşamı boyunca en az bir kez klinik düzeyde anksiyete tecrübe ediyor." Anksiyeteyi tetikleyen başlıca faktörler Anksiyetenin ortaya çıkışında birçok etkenin rol oynadığını ifade eden Şen, en önemli nedenleri şöyle sıraladı: "Yoğun çalışma şartları ve başarı baskısı, Ekonomik sıkıntılar ve belirsizlik hissi, Dijital dünya ve sosyal medya: Sürekli karşılaştırma hissi ve görünür olma baskısının özellikle gençlerde ’geleceğe dair endişeler’ ve ’yetersizlik hislerini’ çoğalttığı belirtildi." Fiziksel belirtilere dikkat edilmeli Anksiyetenin sadece zihinsel değil, aynı zamanda fiziksel belirtilerle de kendini gösterdiğini belirten Şen, "Kalp çarpıntısı, titreme, mide rahatsızlıkları, nefes almakta zorluk, terleme ve uyku problemleri gibi belirtiler uzun süre devam ettiğinde, kişinin işlevselliği ciddi ölçüde zarar görebilir" uyarısında bulundu. Bilişsel davranışçı terapi en etkili yöntem Tedavi konusunda en etkili yaklaşımın Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) olduğunu belirten Şen, çevrim içi BDT uygulamasıyla anksiyete puanı 17’den 7’ye düşen olgu çalışmalarının bulunduğunu aktardı. Uzman Psikolog İrem Beril Şen, profesyonel desteğin yanı sıra yaşam tarzı değişikliklerinin de önemine değinerek şu tavsiyelerde bulundu: "Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, yeterli uyku, kafein gibi uyarıcıları azaltmak, nefes egzersizleri ve mindfulness uygulamaları kaygı belirtilerini hafifletmekte önemli rol oynar." "Sadece stres" diyerek göz ardı etmeyin Şen, anksiyetenin sadece bireysel bir sorun değil, toplumsal bir mesele olduğunu vurgulayarak son olarak şunları ekledi: "İş yerlerinde ve eğitim kurumlarında ruh sağlığı merkezlerinin yaygınlaşması, dijital farkındalık eğitimlerine önem verilmesi ve psikolojik destek hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması gerekiyor. Anksiyete çağımızın en yaygın ancak en az konuşulan sorunlarından biridir. Onu ‘sadece stres’ diyerek göz ardı etmemek, erken farkındalıkla yönetmeyi öğrenmek, yaşamın kontrolünü yeniden elimize almamızı sağlayacaktır."
Yüksekova’da sağlık hizmetlerine kolay erişim devam ediyor
23 Ekim 2025 Perşembe - 09:43 Yüksekova’da sağlık hizmetlerine kolay erişim devam ediyor HAKKARİ (İHA) – Hakkari Yüksekova İlçe Sağlık Müdürlüğü, bölge sakinlerinin sağlık ihtiyaçlarına yönelik erişimi kolaylaştırmak adına çalışmalarını sürdürüyor. Yüksekova İlçe Sağlık Müdürlüğü 1 Nolu Aile Sağlığı Merkezi (ASM) bünyesinde görev yapan Dr. Hakkı Burak Şekerci, vatandaşların sağlık ihtiyaçlarına yönelik hizmetlerini sürdürüyor. Dr. Şekerci, hastaların sağlık durumuna göre gerekli yönlendirmeleri yaparak, ildeki hastanelerde ilgili uzman doktorlara randevu oluşturulmasına katkı sağlıyor. Bu uygulama sayesinde tanı ve tedavi süreci daha hızlı ve etkin bir şekilde yürütülüyor. Aile sağlığı merkezlerinin yalnızca hastalık durumlarında değil, sağlıklı bireylerin de koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi için önemli bir rol üstlendiğini belirten Şekerci, merkezlerde düzenli kontrollerin yanı sıra aşı uygulamaları ve sağlık danışmanlığı hizmetlerinin de verildiğini ifade etti. Şekerci, ayrıca vatandaşların sağlıklı yaşam alışkanlıklarını geliştirmek amacıyla sağlıklı hayat merkezi (SHM) üzerinden randevu oluşturarak yaşam tarzı danışmanlığı, beslenme eğitimi, fiziksel aktivite planlaması ve psikososyal destek gibi hizmetlerden ücretsiz olarak faydalanabildiğini aktardı. İlçe genelinde sürdürülen bu çalışmalarla birlikte vatandaşların sağlık hizmetlerine daha hızlı, kolay ve verimli bir şekilde ulaşması hedefleniyor. İlçe Sağlık Müdürlüğü, yürütülen faaliyetlerin toplum sağlığının güçlendirilmesi ve sağlık bilincinin artırılması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.
Muğla’da beyin tümörü ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi
23 Ekim 2025 Perşembe - 09:38 Muğla’da beyin tümörü ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde baş ağrısı ve dengesizlik şikayeti ile giden hasta, beyin tümörü teşhisinin ardından ameliyat edildi. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği’nden Op. Dr. Niyazi Taşkıran’ın hastası olan 73 yaşındaki erkek hasta, baş ağrısı, dengesizlik ve bayılma şikayetleriyle doktora başvurdu. Yapılan tetkikler sonucunda hastanın beyninde tümör tespit edildi. Nöronavigasyon sistemi ile operasyon Klinik değerlendirme sonrası hastaya, nöronavigasyon adı verilen gelişmiş sistemle Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başarılı bir ameliyat gerçekleştirildi. Operasyon, Hastane Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hakan Karabağlı ve Op. Dr. Niyazi Taşkıran tarafından, beyin ve sinir cerrahisi ekibinin katılımıyla yapıldı. Ameliyat süresi kısaldı, riskler azaldı Ameliyatta kullanılan nöronavigasyon sistemi sayesinde tümörün yeri ve büyüklüğü hassas bir şekilde tespit edilerek ameliyat sırasında oluşabilecek komplikasyonlar en aza indirildi. Normalde 8-9 saat süren bu büyüklükteki bir tümör ameliyatı, sistem sayesinde yalnızca 3 saatte tamamlandı. Yeni teknolojiler Muğla halkı ile buluşacak Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği doktorları, modern tıbbın en son teknolojik imkanlarının Muğla halkı ile buluşmaya devam edeceğini belirterek, yeni teknik, araç ve gereçlerin kullanımına yönelik çalışmaların sürdüğünü ifade etti.