SAĞLIK
Selçuk Tıp’ta dört kritik birimin kapasite ve konforu artırıldı 10 Nisan 2026 Cuma - 18:44:10 Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve hasta memnuniyetini en üst seviyeye taşımak amacıyla gerçekleştirdiği revizyon çalışmalarını tamamladı. Bu kapsamda Tıbbi Onkoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği ve Günübirlik Tedavi Ünitesi ile Kan Alma Birimi modernize edilerek ileri teknolojik altyapı ve artırılmış kapasiteyle hizmete sunuldu. Bölgenin sağlık üssü konumunda bulunan Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 4 biriminde poliklinik ve hizmet alanları yenileme çalışmalarıyla modern, fonksiyonel ve hasta odaklı bir yapıya kavuşturuldu. En önemli adımlardan biri Onkoloji Polikliniğinde atıldı. Enfeksiyon kontrolü ve hasta güvenliği esas alınarak yeniden yapılandırılan Kemoterapi Uygulama Ünitesi 22’den 46’ya, poliklinik sayısı ise 6’ya yükseltildi. Günübirlik Servis, 18 yatak kapasitesiyle yeniden düzenlendi. Toplam 750 metrekarelik alanda yeniden yapılandırılan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğinde egzersiz salonu, Pelvik Rehabilitasyon Ünitesi, EMG ve USG odaları yer alıyor. Ayrıca dil ve konuşma terapisi biriminde de iletişim ve yutma bozukluklarına yönelik bilimsel temelli tedaviler titizlikle uygulanıyor. Hastanenin yoğun hizmet alanlarından biri olan Kan Alma Birimi, 550 metrekarelik geniş bir alanda yeniden projelendirildi. Aynı anda 70 hastaya hizmet verebilen birimde 10 adet yetişkin kabini ile çocukların işlem sürecini daha stressiz geçirmesini hedefleyen 2 adet pediatrik kan alma kabini yer alıyor. Bu birimle entegre çalışan Transfüzyon Merkezi ise 200 metrekarelik alanında, kan ve kan ürünlerinin güvenli temini ile transferi süreçlerini uluslararası standartlara uygun bir şekilde sürdürüyor. Rektör Yılmaz: "Hedefimiz topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmak" Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz; üniversitenin eğitim ve araştırmadaki güçlü vizyonunu, sağlık hizmetleri alanında da kararlılıkla sürdürdüğünü vurguladı. Tıp Fakültesi Hastanesinin bölgenin en önemli sağlık merkezlerinden biri olma sorumluluğuyla fiziki ve teknolojik altyapısını sürekli olarak güçlendirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, "Tamamlanan revizyon çalışmalarıyla birimlerde tedavi kapasitesinden hasta konforuna kadar geniş bir yelpazede hizmet kalitesini daha da yukarı taşıdık. Temel hedefimiz, köklü bilimsel birikimi modern tıbbın imkanlarıyla birleştirerek topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmaktır. Selçuk Üniversitesi, bölge halkı için güven veren bir sağlık üssü olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
10 Nisan 2026 Cuma - 17:42 Parkinsonla yaşamak Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı. Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı. Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, "Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz" dedi. Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, "Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, "Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir" dedi. Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, "Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz" şeklinde konuştu. Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, "Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz" diye konuştu. Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, "Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız" dedi. Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi.
10 Nisan 2026 Cuma - 16:04 Parkinson’da erken tanı hayat değiştiriyor Manisa Şehir Hastanesi’nde, Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında vatandaşları bilinçlendirmek amacıyla bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, Parkinson hastalığının belirtileri ve erken tanının önemi hakkında önemli bilgiler paylaştı. Manisa Şehir Hastanesi’nde Dünya Parkinson Hastalığı Günü dolayısıyla düzenlenen bilgilendirme etkinliğinde, Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz vatandaşlara Parkinson hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Parkinson hastalığının, beyinde dopamin üreten hücrelerin zamanla azalmasıyla ortaya çıkan ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, hastalığın en sık görülen belirtilerinin titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve denge problemleri olduğunu ifade etti. Hastalığın yalnızca bu belirtilerle sınırlı olmadığını vurgulayan Göz, "Uyku sorunları, depresyon ve koku kaybı gibi farklı belirtiler de Parkinson hastalığında görülebilmektedir." dedi. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisi bulunmadığını ancak doğru tedavi ve destekleyici yaklaşımlarla hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabildiğini belirten Göz, ilaç tedavileri, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemelerinin hastaların yaşam kalitesini artırdığını kaydetti. Erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, "Erken tanı, düzenli takip ve güçlü bir sosyal destek, Parkinson ile yaşayan bireylerin hayatında büyük fark oluşturur. Bugün, onların yanında olduğumuzu hissettirelim." ifadelerini kullandı.
‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programı renkli görüntüler oluşturdu
23 Ekim 2025 Perşembe - 14:03 ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programı renkli görüntüler oluşturdu Elazığ’ın Sivrice ilçesinde düzenlenen ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programı renkli görüntüler oluşturdu. Sivrice ilçesi Atatürk İlkokulu Konferans Salonu ve tören alanında ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ kutlama programı büyük bir katılımla ve coşkulu bir atmosferde gerçekleştirildi. Sivrice İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile Sivrice Toplum Sağlığı Merkezi iş birliğinde düzenlenen program, çocuklarda sağlıklı yaşam bilinci oluşturmayı, sağlık okuryazarlığını artırmayı ve sağlık alışkanlıklarının kazandırılmasını amaçladı. Programa İlçe Milli Eğitim Müdürü Özdal Akdemir, Şube Müdürleri Emrah Altuntaş ve Metin Akın, Sivrice Toplum Sağlığı Merkezi Başkanı Taha Aksöz ve merkez yetkilileri, okul yöneticileri, öğretmenler, öğrenciler ve veliler katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programda, günün anlam ve önemini belirten konuşmaların ardından diş hekimleri tarafından etkili diş fırçalama teknikleri, ağız ve diş sağlığı için alınması gereken önlemler ve sağlıklı beslenmenin önemi üzerine bilgilendirme yapıldı. Aile hekimleri, öğrencilerle sağlıklı yaşamın temel adımları hakkında sohbet ederken, UMKE ekibi de arama-kurtarma faaliyetleri ve ilk yardım konusunda dikkat çekici bir sunum gerçekleştirdi. Programda fiziksel aktiviteler ve hazırlanan ‘Balta Balta’ gösterisi büyük beğeni topladı. Sivrice İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü olarak, organizasyonda emeği geçen Sivrice Toplum Sağlığı Merkezi Başkanlığı’na, diş hekimlerine, aile hekimlerine, UMKE ekibine, öğretmenlerimize ve öğrencilerimize teşekkür ederiz.
Prof. Dr. Gül: "Her bademcik sorunu ameliyat demek değil"
23 Ekim 2025 Perşembe - 12:57 Prof. Dr. Gül: "Her bademcik sorunu ameliyat demek değil" Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aylin Gül, bademcik ameliyatının gerekliliği kadar, hangi durumlarda yapılmaması gerektiğinin de doğru bilinmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aylin Gül, "Bademcikler, boğazın her iki yanında yer alan ve vücudun savunma sisteminde önemli rol oynayan dokulardır. Çocukluk çağında sık görülen bademcik iltihapları, bazı durumlarda cerrahi müdahale (tonsillektomi) gerektirebilir. Ancak her bademcik büyümesi veya iltihabı ameliyatla tedavi edilmez" dedi. "Her bademcik sorunu ameliyat demek değil" Prof. Dr. Aylin Gül, "Bademcikler, özellikle çocukluk döneminde bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Bu nedenle her bademcik büyümesi veya sık iltihaplanması ameliyatla sonuçlanmamalıdır. Öncelikle medikal (ilaçla) tedavi yöntemleri değerlendirilmelidir. Aktif enfeksiyon döneminde: Hastanın bademcikleri akut iltihaplıyken ameliyat önerilmez. Kanama bozukluğu olan hastalarda: Öncelikle kanama riski kontrol altına alınmalıdır. Anesteziye uygun olmayan genel sağlık durumu: Kalp, akciğer veya sistemik hastalıklar ameliyat riskini artırabilir. Hafif ve seyrek bademcik iltihapları: Yılda bir veya iki kez görülen enfeksiyonlar genellikle cerrahi gerektirmez. Bademcik büyümesinin solunumu veya yutmayı etkilemediği durumlar: Sadece görsel büyüklük, tek başına ameliyat nedeni değildir" ifadelerine yer verdi. Prof. Dr. Gül, günümüzde bademcik ameliyatlarında farklı cerrahi tekniklerin kullanılabildiğini belirterek, "Klasik yöntemlere ek olarak lazer veya plazma enerjisiyle gerçekleştirilen buharlaştırma (vaporizasyon) teknikleri de bazı vakalarda tercih edilebilmektedir. Bu yöntemlerde bademcik dokusu tamamen alınmak yerine, yüzeysel olarak buharlaştırılarak küçültülür. Ancak her hasta bu yönteme uygun olmayabilir ve buharlaşma yöntemi de diğer cerrahiler gibi belirli durumlarda uygulanmamalıdır. Özellikle aktif enfeksiyon veya ciddi kanama riski olan hastalarda bu tür işlemler de ertelenmelidir. Ameliyat kararı, sadece tekrarlayan enfeksiyonlar veya bademcik büyüklüğüne bakılarak değil, hastanın genel sağlık durumu, solunum ve yutma fonksiyonları, yaşam kalitesi göz önünde bulundurularak verilmelidir" diye konuştu.
Her kadın kendi ritminde menopozu yaşıyor
23 Ekim 2025 Perşembe - 12:55 Her kadın kendi ritminde menopozu yaşıyor Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Çankaya, menopozun yalnızca biyolojik bir dönem olmadığını, her kadının bu süreci kendi ritminde yaşadığını vurguladı. Menopozun, kadının doğurganlık döneminin sona erdiği, son adet kanamasının ardından başlayan doğal bir biyolojik süreç olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Çankaya, menapozun genellikle 45-55 yaş aralığında görülürken, Türkiye’de ortalama menopoz yaşının 45-50 civarında olduğunu belirtti. Açıklamasında, menopozu üç temel evreye ayırarak değerlendirmenin daha doğru olacağını belirten Op. Dr. Zeynep Çankaya, "Bunlar, Premenopoz- Menopoz öncesi geçiş dönemi, hormonal değişimlerin başladığı yıllar. Menopoz (Perimenopoz)- Adet döngüsünün düzensizleştiği ve sona ermeye başladığı dönem. Postmenopoz- Adetlerin tamamen kesildiği, menopoz sonrası yıllardır" dedi. Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Çankaya, menopoz belirtilerinin her kadında farklı seyrettiğini dile getirirken şunları söyledi: "Menopoz süreci kadın bedeninde kişiye özel bir değişimdir. Bazı kadınlar bu dönemi hafif atlatırken, bazılarında sıcak basmaları, uykusuzluk, sinirlilik, konsantrasyon kaybı gibi erken dönem belirtiler yoğun şekilde görülebilir. Daha ileri dönemde ise kemik erimesi ve kalp-damar hastalıkları gibi sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Bu nedenle düzenli kontroller büyük önem taşır. Menopoz, kadının yaşam döngüsündeki doğal ama derin bir duraktır. Bu süreç yalnızca hormonlarla değil, duygularla da ilgilidir. Kadın bedeni her evrede farklı bir dil konuşur; menopoz da bu dillerden biridir. Bu nedenle her kadının deneyimi kendine özgüdür ve ‘tek tip’ bir çözümden söz etmek doğru olmaz." Op. Dr. Zeynep Çankaya, menopoz döneminde kadının hem yakın çevresinden hem de uzman desteğinden güç alması gerektiğini vurgularken de, "Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku ve psikolojik destek; bu dönemi çok daha konforlu hale getirir. En önemlisi de kadınların kendilerini bu süreçte yalnız hissetmemeleri gerekir. Menopoz, bir bitiş değil; yeni bir başlangıçtır. Menopoz, kadının yaşam yolculuğunda doğal bir dönüm noktasıdır. Bilinçli adımlar ve doğru destekle bu süreci daha sağlıklı, huzurlu ve güçlü geçirmek mümkündür. Her kadın kendi ritminde menopozu yaşar; önemli olan bu ritmi anlamak ve ona saygı duymaktır" dedi.
Okullar açıldı, grip riski arttı
23 Ekim 2025 Perşembe - 12:31 Okullar açıldı, grip riski arttı Okul sezonunun başlamasıyla birlikte grip vakaları da gündemimize girmeye başladı. "Çocuklar okulda virüslerle temas ediyor, hastalığı eve taşıyor ve bu durum kaçınılmaz olarak tüm aile bireylerini etkiliyor" diyen Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Eda Kepenekli, grip aşısının yalnızca bireysel koruma sağlamadığını, aynı zamanda toplumsal bulaş zincirini kırarak salgınların önüne geçtiğini vurguladı. Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Eda Kepenekli, yaptığı açıklamada okulların açılmasıyla birlikte grip vakalarında artış gözlendiğini belirterek, çocukların sınıf, servis, kantin ve oyun alanları gibi kapalı ortamlarda uzun süre bir arada bulunmasının virüsün hızla yayılmasına neden olduğunu ve bu dönemde grip aşısının çocuklar ile aileler için hayati bir öneme sahip olduğunu söyledi. Kepenekli, grip aşısının sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir koruma sağladığını belirterek, sözlerine şöyle devam etti: "Çocuklar okulda kaptıkları virüsü eve taşıyarak aile büyüklerine, belki kronik hastalığı olan kardeşlerine ve yaşlılara, risk altındaki diğer bireylere bulaştırabiliyor. Grip aşısı, hastalığın bulaşma riskini azaltırken aynı zamanda pnömoni ve kalp kası iltihabı gibi ciddi komplikasyonların önüne geçiyor. Böylece hem çocukların okul devamsızlığı hem de toplum genelinde hastalık yükü önemli ölçüde azalıyor." "Aşıyla bulaş zinciri kırılıyor" Çocukların okullar, kreşler ve oyun alanları gibi kalabalık ortamlarda uzun süre bir arada bulunmaları, sık temas etmeleri ve hijyen kurallarına tam olarak uyamamalarının, virüslerin hızla yayılmasına zemin hazırladığını hatırlatan Prof. Dr. Eda Kepenekli, "Aşı, bireyleri enfeksiyona karşı doğrudan korumanın yanı sıra, toplum genelinde yeterli aşılanma oranına ulaşıldığında virüsün dolaşımını zorlaştırarak bir ‘koruma kalkanı’ oluşturur. Bu etki, yalnızca aşı olanları değil, sağlık durumu nedeniyle aşı olamayan bireyleri de koruyan sürü bağışıklığı mekanizmasını devreye sokar" dedi. Kepenekli, grip aşısının, bu bulaş zincirini kırarak hem çocukların hem de çevrelerindeki yetişkinlerin korunmasına önemli katkı sağladığını vurguladı. "Yalnızca çocuklar değil, tüm aile korunmalı" Grip aşısının yalnızca öğrenciler için değil, aynı zamanda öğretmenler, okul personeli ve çocuklarla aynı evde yaşayan tüm aile bireyleri için büyük önem taşıdığını vurgulayan Kepenekli, "Okul, sadece öğrencilerin değil; öğretmenlerin, idarecilerin, temizlik ve servis görevlilerinin de sürekli etkileşim içinde olduğu dinamik bir ekosistemdir. Bu zincirin herhangi bir halkasında virüsün bulaşması, kısa sürede tüm okula ve ev ortamına yayılabilir. Dolayısıyla okul topluluğundaki tüm bireylerin aşılanması, sadece kendi sağlıklarını korumakla kalmaz; toplum genelinde bağışıklığın güçlenmesini, yani virüsün dolaşımının zorlaşmasını sağlar. Bu sayede, grip enfeksiyonu açısından yüksek risk grubunda yer alan bebekler, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireyler de dolaylı olarak korunmuş olur" ifadelerini kullandı. "Grip sezonu Nisan ayına kadar sürüyor, aşı için hiçbir zaman geç değil" Türkiye’de grip aşısı için en uygun dönemin Ekim ve Kasım ayları olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Eda Kepenekli, aşının zamanlamasının önemine de vurgu yaptı. Kepenekli, "Grip sezonu genellikle sonbaharda başlar ve Mart, hatta Nisan aylarına kadar devam eder. Bu nedenle ‘artık geç kaldım’ düşüncesiyle aşıdan vazgeçmemek gerekir. Sezon ilerlese bile aşı yaptırmak, hastalığın şiddetini azaltmak ve komplikasyonlardan korunmak açısından her zaman fayda sağlar" dedi. Kepenekli, çocuklarda aşı uygulamasının 6 aylıktan itibaren yapılabildiğini belirterek şu bilgileri paylaştı: "İlk kez aşılanan 6-8 aylık bebeklerde bağışıklığın tam gelişebilmesi için iki doz uygulanması gerekir. Daha önce aşılanmış veya 9 yaşından büyük çocuklar için tek doz yeterlidir. Aşının her yıl yenilenmesi de çok önemlidir, çünkü grip virüsleri her sezon yapısal değişiklikler gösterir. Bu da bir önceki yılın aşısının yeterli koruma sağlamayabileceği anlamına gelir." "Ek önlemler de şart" Aşının gripten korunmada en etkili ve güçlü yöntem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Eda Kepenekli, bununla birlikte bireysel ve çevresel koruyucu önlemlerin de hastalığın yayılımını önemli ölçüde azalttığını belirtti. Kepenekli, şöyle devam etti: "Grip sadece bireyleri değil, okul, iş yeri ve ev gibi toplu yaşam alanlarını da etkileyen bir enfeksiyondur. Bu nedenle aşılamanın yanı sıra basit ama etkili hijyen alışkanlıklarının günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesi çok önemlidir." Kepenekli, korunmada dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı: "Ellerin sabun ve suyla düzenli olarak yıkanması, sınıfların ve kapalı ortamların sık sık havalandırılması, öksürme ve hapşırma sırasında ağız ve burnun tek kullanımlık mendil veya dirsek içiyle kapatılması, ortak kullanılan oyuncak, masa ve eşyaların düzenli olarak temizlenmesi gibi basit uygulamalar virüsün bulaş riskini önemli ölçüde azaltır." Prof. Dr. Kepenekli, özellikle küçük çocuklar, yaşlılar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan bireylerin yüksek risk grubunda yer aldığını hatırlatarak, "Bu kişilerde hastalık daha ağır seyredebilir. Dolayısıyla risk grubundakilerin kalabalık ortamlarda maske kullanması, semptomlar ortaya çıktığında gecikmeden doktora başvurması ve gerekli tedbirleri zamanında alması son derece önemli" ifadelerini kullandı. "Geçen sezon ve yeni döneme dair öngörüler" 2024-2025 grip sezonunun önceki yıllara kıyasla orta-yüksek şiddette seyrettiğini hatırlatan Prof. Dr. Eda Kepenekli, özellikle çocuklar arasında artmış hastalık yükü ve yüksek komplikasyon oranları gözlendiğini belirtti. Kepenekli, bu durumun en önemli nedenleri arasında aşılama oranlarının düşüklüğü, toplumda süregelen yanlış bilgi ve aşı tereddüdü, ayrıca pandemi sonrası dönemde azalan korunma alışkanlıklarını gösterdiğini vurguladı. Kepenekli, "Grip bu yıl yalnızca okul çağındaki çocuklarda değil, daha küçük yaş gruplarında da ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına ve hastane yatışlarına yol açtı. Ne yazık ki pediatrik ölümlerde de artış görüldü. Bu tablo, toplum bağışıklığının yeterince güçlü olmadığını gösteriyor" dedi. Kepenekli, benzer bir senaryonun gelecek yıl da yaşanmaması için erken uyarıda bulunarak şu ifadeleri kullandı: "Eğer aşılama oranları artırılmazsa, önümüzdeki sezon da aynı hatta daha ağır bir tabloyla karşılaşma riskimiz yüksek. Oysa bu risk, etkili bir aşılama programı ve basit korunma önlemleriyle önemli ölçüde azaltılabilir. Her aile üyesinin grip aşısını zamanında yaptırması, çocukların okullarda hijyen kurallarına uyması ve toplu yaşam alanlarında önlemlerin sürdürülmesi, sadece bireysel koruma sağlamakla kalmaz; virüsün toplum genelinde yayılmasını da büyük ölçüde önler." Kepenekli sözlerini, "Grip, hafife alınmaması gereken, her yıl kendini yenileyen ve hızlı bulaşan bir hastalıktır. Aşılanmak, hem kendimizi hem çevremizi korumanın en basit ve en etkili yolu" diyerek tamamladı.
"Bir sonraki durak: Mamografi"
23 Ekim 2025 Perşembe - 12:15 "Bir sonraki durak: Mamografi" Bursa’da bir hastanenin çalışanları, basketbol kulübü sporcularının da desteğiyle meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekmek için tren istasyonunu pembe balonlarla süsledi. Etkinlikte ’Bir Sonraki Durak: Mamografi’ sloganıyla gökyüzüne de pembe balonlar bırakıldı. Bursa metrosunda yolculuk yapan sporcular, ellerinde erken teşhis ve düzenli kontrol mesajlarının yer aldığı pankartlarla ’Bir sondaki durak: Mamografi’ olan durakta inerek, düzenli hekim kontrolü ve mamografinin erken teşhisteki kritik rolünü vurguladı. Odunluk metro istasyonunu kullanan vatandaşlar, pembe süslenen istasyonda meme kanserinde erken teşhise giden yolun haritası, kendi kendine meme muayenesi, düzenli hekim kontrolü ve mamografi mesajlarıyla kontrolün önemini bir kez daha akıllarına kazıdı. Yolculuklarını Odunluk istasyonunda tamamlayan sporcular, daha sonra hastane yönetimi, hekimler ve sağlık çalışanlarıyla birlikte Medicana Bursa Hastanesi önünde pembe balonları gökyüzüne bıraktı. Bu sembolik etkinlikle meme kanserinde erken teşhisin hayati önemi bir kez daha vurgulandı. Meme kanserinin toplumun her kesiminden kadının karşısına çıktığını, her 8 kadından 1’inin ise hayatının bir döneminde meme kanseriyle mücadele ettiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan, etkinliğin amacının topluma sağlıklı yaşam ve erken teşhis bilincini kazandırmak olduğunu belirterek şunları söyledi: "Meme kanseriyle mücadelede en güçlü silah erken tanıdır. Her yıl düzenli mamografi kontrolü, birçok kadının hayatını kurtarabilir. Günlük hayatın yoğun temposu içerisinde kadınlar, çoğu zaman kendi sağlıklarını ikinci plana atabiliyor. Oysa yalnızca birkaç dakika süren bir mamografi taraması, erken teşhis açısından büyük önem taşıyor. Zaman darlığı, ihmal veya korku nedeniyle ertelenen bu hayati adımı hatırlatmanın en etkili yolu, kadınların her gün temas ettiği toplu taşıma alanlarında dikkat çekici ve farkındalık oluşturan mesajlarla karşılarına çıkmaktır. Medicana, bu stratejiyle meme kanseri bilincini toplumun her kesimine ulaştırdı." Dr. Akan, ayrıca şehir halkına ve yerel yönetimlere teşekkür ederek, "Özellikle BURULAŞ yönetimi ve ekibine projemize gösterdikleri duyarlı yaklaşımlarından dolayı teşekkür ediyoruz. Kadın sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak hepimizin ortak sorumluluğudur" dedi.
Meme estetiğinde "kişisel harita" dönemi
23 Ekim 2025 Perşembe - 11:21 Meme estetiğinde "kişisel harita" dönemi Estetik cerrahinin gün geçtikçe standart güzellik kalıplarının dışına çıktığına dikkat çeken Plastik Cerrah Uzmanı Dr. İlke Karagöz "Her kadının kendi beden yapısı, cilt kalitesi ve beklentisine göre kişiselleştirilmiş uygulamalar yapabiliyoruz. Biz de ameliyat planlamasını oransal ve kişisel bir harita üzerinden yapıyoruz" dedi. Acıbadem Adana Hastanesi Plastik Cerrah Uzmanı Dr. İlke Karagöz kadınların estetik cerrahiye başvurma nedenlerinin başında gelen meme estetiğinin, artık doğallığı koruyan, dokuya saygılı ve kişiye özel planlanan modern tekniklerle uygulandığını söyledi. Günümüzde kadınların, vücutlarıyla uyumlu, zarif ve doğal bir görünüm hedeflediğine dikkat çeken Dr. Karagöz meme estetiğinin yalnızca fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda özgüveni ve yaşam kalitesini artıran bir dönüşüm süreci olduğunu ifade etti. Her kadının ihtiyacına göre farklı operasyon türlerinin uygulandığını belirten Dr. Karagöz "Meme büyütme ameliyatlarında memeye hacim kazandırarak vücut oranlarını dengelemeyi amaçlıyoruz. Meme dikleştirme, doğum veya kilo değişikliklerine bağlı sarkmaları toparlamaya yardımcı oluyor. Küçültme ameliyatları ise hem estetik hem de fiziksel rahatlama sağlıyor. Ayrıca meme kanseri sonrası memesi alınan kadınlarda, meme rekonstrüksiyonu ile memenin yeniden şekillendirilmesi hastalar için çok kıymetli bir süreci temsil ediyor" diye bilgi verdi. "Amaç doğal anatomiyi mümkün olduğunca korumak" En çok talep gören meme estetiklerinden biri olan meme büyütme operasyonları ile ilgili yeni ve modem yöntemlerin giderek daha popüler olduğuna değinen Dr. Karagöz "Son yıllarda meme estetiğinde öne çıkan en önemli gelişmelerden biri, meme koruyucu yaklaşımlar oldu. Bu modern tekniklerde amaç, meme dokusuna minimum travma ile müdahale ederek doğal anatomiyi mümkün olduğunca korumak" diye konuştu. Karargöz ayrıca, özellikle meme büyütmede sunulan yeni yöntemlerin, meme dokusunun damar yapısını ve kanlanmasını koruyarak ameliyat sonrası iyileşmeyi hızlandırdığını ve böylece hem daha az ödem ve ağrı görüldüğünü hem de hastaların çok kısa sürede günlük hayatlarına dönebildiğini anlattı. Bu güncel yaklaşımlarla, protezin dokuya adaptasyonunun da çok daha doğal olduğunu vurgulayan Dr. Karagöz "Dokunun orijinal yapısına saygı duyulduğu için estetik sonuçlar uzun vadede daha kalıcı, dokusal his ise daha yumuşak ve doğal hale geliyor. Bu tür yaklaşımlar bize, hem cerrah olarak daha kontrollü bir çalışma alanı sağlıyor hem de hastalar açısından konforlu, güvenli ve doğal bir iyileşme süreci sunuyor. Her hasta için bu teknik uygun olmasa da, doğru vakalarda son derece tatmin edici sonuçlar elde ediyoruz" diye konuştu. Modem yöntemlerin en önemli avantajlarından birinin, hastaların sosyal yaşamlarına dönüş süresini kısaltması olduğunun altını çizen Dr. Karagöz klasik yöntemlere kıyasla ameliyat sonrası ağrı, morarma ve gerginlik hissinin daha az görüldüğünü dile getirdi. Pek çok hastanın birkaç gün içinde normal aktivitelerine dönebildiğini söyleyen Dr. Karagöz iyileşme sürecinin hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha konforlu geçmesinin, hastalar için çok büyük bir fark oluşturduğunu belirtti. Estetik cerrahinin artık "tek kalıp güzellik" anlayışını geride bıraktığına işaret eden Dr. Karagöz, "Her kadının kendi yapısına göre değerlendirilmesi gerekiyor. Her kadının vücut yapısı, cilt kalitesi ve beklentisi farklı. Bu nedenle ameliyat planlamasını oransal ve kişisel bir harita üzerinden yapmayı tercih ediyorum. Amaç, kişinin kendi doğallığıyla uyumlu, zarif ve dengeli bir sonuç elde etmek" diye konuştu.
Parkinson erken teşhisle kontrol altına alınabilir
23 Ekim 2025 Perşembe - 11:06 Parkinson erken teşhisle kontrol altına alınabilir Modern yöntemlerle erken dönemde teşhis edilebilen parkinsonun kontrol altına alınması için birçok tedavi seçeneğinin bulunduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Hikmet Dolu, "Hastalıkla baş edebilmek için öncelikle ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Bu tedaviye yanıt alınamaması veya tedaviye zaman içinde direnç gelişmesi halinde cerrahi tedavi tercih edilir" dedi. Liv Hospital Samsun Nöroloji Uzm. Dr. Hikmet Dolu, parkinsonla ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Parkinsonun tanımı yapan Uzm. Dr. Dolu, "Hareketlerde yavaşlama ve titreme ile başlayan, tedavi edilmezse zaman içinde hastayı yatağa bağımlı hale getirebilen parkinson, hayat kalitesini bozan bir hastalık olarak tanımlanabilir. Modern yöntemlerle erken dönemde teşhis edilebilen parkinsonun kontrol altına alınması için birçok tedavi seçeneği bulunur. Parkinson, çoğunlukla vücudun bir tarafında hareketlerin ileri derecede yavaşlaması (bradikinezi), genellikle istirahat halindeyken görülen titreme (tremor), kasların düzensiz ve istemsiz kasılması sonucu oluşan vücutta sertlik hissi (rijidite) ve postür (duruş) bozukluklarıyla ortaya çıkar. Hastalıkla baş edebilmek için öncelikle ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Bu tedaviye yanıt alınamaması veya tedaviye zaman içinde direnç gelişmesi halinde cerrahi tedavi tercih edilir" diye konuştu. "Hareketlerde azalma görülebilir" Parkinsonun belirtilerinden bahseden Uzm. Dr. Dolu, "Parkinson hastalığı hemen hemen her zaman vücudun bir yarısında (daha sıklıkla sol taraf, hemiparkinsonizm) başlar, yıllar içinde diğer tarafa da geçer. Temel belirtisi, hareketlerde yavaşlama ve/veya titremedir yani tremordur. Sıklıkla tek tarafta, istirahat halinde ortaya çıkan elde veya ayakta titreme ve eklem hareketlerinde katılıkla kendini gösterir. Zamanla yürürken tek veya iki taraflı kol sallanma hareketlerinde azalma veya kayıp, adımlarda küçülme, yürümeye başlamada zorluk, düğme iliklemek ya da açmakta zorlanma, yatakta dönme ya da otururken kalkmada güçlük parkinsonun belirtileri arasındadır. Maske (donuk yüz) yüz ifadesi, alçak ve kısık ses tonuyla konuşma, el yazısında küçülme, öne doğru eğilme/kamburlaşma olabilir. Parkinson hastalığında beyinden kaynaklanan hareket bulgularından başka hareket haricinde belirti ve şikâyetler de izlenir. Bunlar kabızlık, kan basıncının düşmesi, depresyon, uyku bozuklukları, huzursuz bacak sendromu ve koku duyusunun kaybıdır. Hastalığının orta ve ileri evrelerinde yürüyüş bozuklukları, denge kusurları, harekette donmalar ortaya çıkar, bunu düşmeler izleyebilir. Nadiren de olsa bazı hastalarda bu tabloya bunama (demans) da eklenir" şeklinde konuştu. "İlaç tedavisi uygulanabilir" Parkinson tedavisinde öncelikle ilaçların kullanıldığını söyleyen Uzm. Dr. Dolu, "İlaçlarla beklenen yanıtın alınamadığı hastalarda veya zamanla ilaçların faydasının azaldığı durumlarda cerrahi tedavi uygulanabilir. İlaç tedavisi beyinde azalmış olan dopaminerjik geçişi artırmaya yöneliktir. Yani parkinson ilacı, dopamini artırmaya yöneliktir. Bu amaçla, beyinde dopamin miktarını artıran ilaçlar tedavide kullanılır. Ancak parkinson ilaçlarının uzun süre ve/veya yüksek dozlarda kullanımı ile hastalarda kısa süreli aşırı hareketlilik şeklinde dalgalanmalar, tam yanıtsızlık (off periyodu) ya da istemsiz hareketler (diskinezi) görülebilir. Bu ilaçları kullanan hastalarda ortalama yüzde 5-7 arasında ortaya çıkabilen bu durumları geciktirmek için rahatsızlığın başlangıcında hastaya yanıtın alınabildiği en düşük doz verilmelidir. Hasta 65 yaşın altındaysa ve bunama yoksa, tedaviye dopamin etkisini taklit eden ‘dopamin agonisitleri’ ile de başlanabilir veya tedaviye ek olarak kullanılabilir. Titreme, bunama, depresyon, uyku bozukluğu şikâyetleri görülürse bu şikâyetler için başka bir tedavi stratejileri planlanabilir. Hastaların üçte biri ilaç tedavisi ile uzun yıllar iyi cevap alınan ve yaşamlarında önemli bir kısıtlama olmadan yaşayabilen kişilerdir. Kalan grubun bir kısmında ilaca cevap kısıtlıdır. Doz arttırıldıkça yan etkiler, zamanla da ilaca cevapsızlık görülebilir" ifadelerini kullandı. "İlaç tedavisine yanıt alınmazsa cerrahi tedavi tercih edilebilir" İlaç tedavisinden fayda görmeyen hastalarda cerrahi tedaviye başvurabileceklerine dikkat çeken Uzm. Dr. Dolu, şunları söyledi: "Özellikle son 15-20 yıldır ilaç tedavisine cevap vermeyen hastalarda, cerrahi seçenek önerilir. Amaç beyinde hareketimizle ilgili merkezlerde azalan elektriksel uyarının cilt altına yerleştirilen bir kaç santimlik jeneratör aracılığı ile oluşturulmasıdır. Kalp pili benzeri bir mantık ile düşünülebilir. Uygulamanın tıbbı adı, derin beyin stimülasyonudur."