SAĞLIK
Selçuk Tıp’ta dört kritik birimin kapasite ve konforu artırıldı 10 Nisan 2026 Cuma - 18:44:10 Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve hasta memnuniyetini en üst seviyeye taşımak amacıyla gerçekleştirdiği revizyon çalışmalarını tamamladı. Bu kapsamda Tıbbi Onkoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği ve Günübirlik Tedavi Ünitesi ile Kan Alma Birimi modernize edilerek ileri teknolojik altyapı ve artırılmış kapasiteyle hizmete sunuldu. Bölgenin sağlık üssü konumunda bulunan Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 4 biriminde poliklinik ve hizmet alanları yenileme çalışmalarıyla modern, fonksiyonel ve hasta odaklı bir yapıya kavuşturuldu. En önemli adımlardan biri Onkoloji Polikliniğinde atıldı. Enfeksiyon kontrolü ve hasta güvenliği esas alınarak yeniden yapılandırılan Kemoterapi Uygulama Ünitesi 22’den 46’ya, poliklinik sayısı ise 6’ya yükseltildi. Günübirlik Servis, 18 yatak kapasitesiyle yeniden düzenlendi. Toplam 750 metrekarelik alanda yeniden yapılandırılan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğinde egzersiz salonu, Pelvik Rehabilitasyon Ünitesi, EMG ve USG odaları yer alıyor. Ayrıca dil ve konuşma terapisi biriminde de iletişim ve yutma bozukluklarına yönelik bilimsel temelli tedaviler titizlikle uygulanıyor. Hastanenin yoğun hizmet alanlarından biri olan Kan Alma Birimi, 550 metrekarelik geniş bir alanda yeniden projelendirildi. Aynı anda 70 hastaya hizmet verebilen birimde 10 adet yetişkin kabini ile çocukların işlem sürecini daha stressiz geçirmesini hedefleyen 2 adet pediatrik kan alma kabini yer alıyor. Bu birimle entegre çalışan Transfüzyon Merkezi ise 200 metrekarelik alanında, kan ve kan ürünlerinin güvenli temini ile transferi süreçlerini uluslararası standartlara uygun bir şekilde sürdürüyor. Rektör Yılmaz: "Hedefimiz topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmak" Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz; üniversitenin eğitim ve araştırmadaki güçlü vizyonunu, sağlık hizmetleri alanında da kararlılıkla sürdürdüğünü vurguladı. Tıp Fakültesi Hastanesinin bölgenin en önemli sağlık merkezlerinden biri olma sorumluluğuyla fiziki ve teknolojik altyapısını sürekli olarak güçlendirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, "Tamamlanan revizyon çalışmalarıyla birimlerde tedavi kapasitesinden hasta konforuna kadar geniş bir yelpazede hizmet kalitesini daha da yukarı taşıdık. Temel hedefimiz, köklü bilimsel birikimi modern tıbbın imkanlarıyla birleştirerek topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmaktır. Selçuk Üniversitesi, bölge halkı için güven veren bir sağlık üssü olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
10 Nisan 2026 Cuma - 17:42 Parkinsonla yaşamak Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı. Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı. Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, "Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz" dedi. Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, "Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, "Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir" dedi. Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, "Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz" şeklinde konuştu. Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, "Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz" diye konuştu. Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, "Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız" dedi. Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi.
10 Nisan 2026 Cuma - 16:04 Parkinson’da erken tanı hayat değiştiriyor Manisa Şehir Hastanesi’nde, Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında vatandaşları bilinçlendirmek amacıyla bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, Parkinson hastalığının belirtileri ve erken tanının önemi hakkında önemli bilgiler paylaştı. Manisa Şehir Hastanesi’nde Dünya Parkinson Hastalığı Günü dolayısıyla düzenlenen bilgilendirme etkinliğinde, Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz vatandaşlara Parkinson hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Parkinson hastalığının, beyinde dopamin üreten hücrelerin zamanla azalmasıyla ortaya çıkan ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, hastalığın en sık görülen belirtilerinin titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve denge problemleri olduğunu ifade etti. Hastalığın yalnızca bu belirtilerle sınırlı olmadığını vurgulayan Göz, "Uyku sorunları, depresyon ve koku kaybı gibi farklı belirtiler de Parkinson hastalığında görülebilmektedir." dedi. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisi bulunmadığını ancak doğru tedavi ve destekleyici yaklaşımlarla hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabildiğini belirten Göz, ilaç tedavileri, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemelerinin hastaların yaşam kalitesini artırdığını kaydetti. Erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, "Erken tanı, düzenli takip ve güçlü bir sosyal destek, Parkinson ile yaşayan bireylerin hayatında büyük fark oluşturur. Bugün, onların yanında olduğumuzu hissettirelim." ifadelerini kullandı.
Erzincan genelindeki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 96.82’si şap hastalığına karşı aşılandı
24 Ekim 2025 Cuma - 12:14 Erzincan genelindeki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 96.82’si şap hastalığına karşı aşılandı Erzincan İl Tarım ve Orman Müdürü Alper Koçaker, şap hastalığına karşı Erzincan genelindeki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 96.82’sinin aşılandığını belirtti. Koçaker, yaptığı basın açıklamasında şu bilgilere yer verdi: "Erzincan’da son dönemlerin en hızlı, en titiz kampanyalarından biri yürütülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığımızın talimatıyla Erzincan’da il genelinde bir taraftan hayvanlar aşılanırken öte yandan yetiştiriciler bilgilendiriliyor. Türkiye’de 1965’ten bu yana ilk defa SAT-1 serotipine ait bir şap virüsünün tespit edilmesinin ardından Tarım ve Orman Bakanlığımız aldığı kararla ülke genelinde hayvan pazarlarını kapatarak hayvan hareketlerine kısıtlama getirmişti. Tarım ve Orman Bakanlığımızın talimatıyla birlikte Erzincan’da başlatılan kampanya titizlikle devam ediyor. Erzincan genelinde son 4 aydır tüm veteriner sağlık ekipleri sahaya sürüldü. Şap hastalığına karşı tüm ekiplerin katılımıyla Erzincan genelinde tüm hayvanlar aşılanmaya başladı ve kampanyada sona yaklaşıldı. Bugün itibarıyla ilimiz genelindeki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 96.82 si aşılanmış durumdadır. Erzincan ve ilçelerinde muhtarlarımız ve hayvan yetiştiricileri şap hastalığı, hastalığın yayılma süreci, hayvanlardaki belirtileri ve hastalığın gelişme süreci, aşılamanın faydaları gibi birçok unsura karşı da bilgilendiriliyor. "Refahiye’de şap hastalığı ile ilgili mücadelede alınan tedbirler" Refahiye ilçesine bağlı Yuvadağı köyünde çıkan şap hastalığı ile ilgili 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında 17.10.2025 tarihli ilgili köy ve mevzuatta belirtilen 3 kilometre yarıçapta bulunan alandaki köyler Koruma Bölgesi Karantinası, 10 kilometre yarıçapta bulunan alandaki köyler Gözetim Bölgesi Karantinasına alınmış bu tedbirler kapsamında hayvan hareketlerine kısıt işlemi uygulanmış "Alım-Satım" ikinci bir duyuruya kadar yasaklanmıştır. Alınan bu kısıtlama kararı ilgili köy ve çevre köy muhtarlarına resmi olarak bildirilmiştir. Dolayısıyla bugün itibarıyla Refahiye ilçemizde sadece bir köyde şap hastalığı görülmüş olup, yasal mevzuat çerçevesinde 10 km çapındaki tüm köylerde tedbir amaçlı önlemler alınmıştır. 2025 yılı Hayvan Hastalıkları ile Mücadele Programı kapsamında güz dönemi kampanyası içerisinde pentavalan şap aşısı ile bölgedeki mevcut hayvanların tamamı aşılanmıştır. Koruma bölgesi; Akbağ, Derebaşı, Kabuller, Yuvadağı köyleri Koruma bölgesi mevcut büyükbaş hayvan sayısı; 389 baş Gözetim Bölgesi; Arpayazı, Avşarözü, Aydıncık, Babaaslan, Bölüktepe, Cengerli, Çamdibi, Çiçekali, Diştaş, Diyarlar, Doğandere, Erecek, Gülensu, Gümüşakar, Günyüzü, Hacıköy, Halitler, Kabuller, Keçegöz, Kersen, Koçkaya, Madendere, Merkez-Kalkancı, Mülkköy, Onurlu, Pınaryolu, Sarıkoç, Sıralı, Şahverdi, Yaylapınarı, Yeniyurt köy ve mahalleleri. Karantina bölgesinde(koruma ve gözetim) bulunan hayvan sayısı; 3420 adet Karantina bölgesi(koruma ve gözetim) pentavalan aşılama oranı; Yüzde 100"
Manavgat’ta meme kanseri farkındalık konferansı düzenlendi
24 Ekim 2025 Cuma - 12:00 Manavgat’ta meme kanseri farkındalık konferansı düzenlendi Manavgat Belediyesi tarafından düzenlenen Sağlık Söyleşileri kapsamında, Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla Prof. Dr. Emel Durmaz’ın konuşmacı olarak katıldığı bir konferans gerçekleştirildi. Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansta Prof. Dr. Durmaz, "Meme Kanserinde Erken Tanı, Mamografi, İleri Teknikler ve Meme Biyopsisi" başlıklı bir sunum yaptı. Katılımcılara meme kanserinde erken tanının önemi, tarama yöntemleri ve güncel teşhis teknikleri hakkında detaylı bilgiler veren Durmaz, sunumun ardından vatandaşlardan gelen soruları da yanıtladı. Prof. Dr. Durmaz, yaptığı açıklamada, "Atatürk Kültür Merkezi’nde Manavgatlı kadınlarla buluştuk. Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda erken teşhisin önemini vurguladık. Mamografinin ve meme ultrasonografinin öneminden bahsettik. Erken teşhisin tedavi sürecine etkilerini, ameliyatsız tedavi yöntemlerini ve birçok önemli konuyu detaylı şekilde konuştuk" ifadelerini kullandı. Etkinlik sonunda Manavgat Belediye Başkan Vekili Av. Mehmet Çiçek, Prof. Dr. Emel Durmaz’a katkılarından dolayı çiçek ve plaket takdim etti. Başkan Vekili Çiçek, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "Kadın sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak, erken teşhisin önemini vurgulamak ve toplumumuzu bilinçlendirmek amacıyla bu tür etkinlikleri çok önemsiyoruz. Manavgat Belediyesi olarak, halk sağlığına yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Katkılarından dolayı Prof. Dr. Emel Durmaz’a ve etkinliğimize katılım sağlayan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum."
Kemik erimesi fark edilmeden ilerleyebilir
24 Ekim 2025 Cuma - 11:28 Kemik erimesi fark edilmeden ilerleyebilir "Osteoporoz, erken dönemde belirti vermeden ilerleyerek kemik yoğunluğunun azalmasına ve kemiklerin kırılgan hale gelmesine neden olabiliyor. Sessiz seyreden bu hastalık, ilerleyen dönemde omurga çökmeleri, boy kısalması ve kamburluk gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor" diyen Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Cüneyt Bozhan, "sessiz hastalık" olarak tanımlanan osteoporozdan korunmak için dikkat edilmesi gerekenler ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Balıkesir, 23.10.2025 - "40 yaş sonrası kadınlar ve 50 yaş üstü erkekler mutlaka kemik ölçümü yaptırmalı" uyarısında bulunan Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Cüneyt Bozhan, osteoporozun erken evrede belirti vermediğini ancak ilerlediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguladı. "Sessiz seyreden bir hastalık" Op. Dr. Cüneyt Bozhan, osteoporozun kemik yoğunluğundaki aşırı düşüş sebebiyle kemiklerin kırılgan yapıya dönüşmesi olduğunu söyledi. Bozhan, "Süngerimsi kemik içerisindeki boşluklar artarak yoğunluğu azalmaktadır. Kemik yoğunluğunun azalmasına bağlı erken dönemde bir belirti olmaz. Osteoporoz arttıkça omurga içerisinde kırık oluşumuna bağlı çökme, boy kısalığı, kamburlaşma (kifoz) ve dengesiz duruş, kemiklerin küçük bir travmada ya da kendiliğinden kırılması oluşabilir. Osteoporozda kemik yapımı, kemik yıkımına yetişemediğinden kemik erime süreci başlar" dedi. "Risk faktörleri göz ardı edilmemeli" Osteoporoz risk faktörlerine dikkat çeken Bozhan, "Yetersiz kalsiyum, fosfor ve D vitamini alımı, ileri yaş, menopozda olmak, cinsiyet hormonlarındaki düşüklük, steroid ilaç kullanımı, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı sayılabilir" ifadelerini kullandı. Teşhisin konulmasında kemik yoğunluğunun ölçülmesi gerektiğini vurgulayan Bozhan, "En güvenilir yöntem DEXA’dır. Bu nedenle menopoz sonrası ve 50 yaş üstü erkekler hekime başvurarak kemik ölçümü yaptırmalıdır" diye konuştu. "Tedaviyle kemik kaybı kontrol altına alınabilir" Tedavi sürecine de değinen Bozhan, "Hastanın hekim tarafından etraflıca değerlendirilmesi, DEXA ölçümünde düşüklük tespit edildiğinde tedavi olarak vitamin ve mineral destekleri, sağlıklı beslenme planı oluşturulması gerekmektedir. En yaygın osteoporoz ilaçları bifosfonatlardır. Tedavi için diğer seçenek monoklonal antikor ilaçlardır. Hormon ilişkili terapiler de tedavide kullanılır. Özellikle menopoz sonrası östrojen destekleri kadın doğum uzmanına danışılarak kullanılabilir" dedi. "Erken tanı hayat kalitesini koruyor" Yaş ortalamasının erkeklerde 75, kadınlarda 80 olduğunu hatırlatan Bozhan, "Ülkemizde osteoporoz karşımıza daha çok çıkmaktadır. Bu nedenle hekime özellikle 40 yaş sonrası kadınlar ve 50 yaş üstü erkekler DEXA ölçümü için başvurmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.
Doç. Dr. Tartar, Maymun Çiçeği Virüsü hakkında bilgi verdi
24 Ekim 2025 Cuma - 11:13 Doç. Dr. Tartar, Maymun Çiçeği Virüsü hakkında bilgi verdi Doç. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, halk arasında "Maymun Çiçeği" olarak bilinen Mpox virüsü hakkında bilgi verdi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, halk arasında "Maymun Çiçeği" olarak bilinen Mpox virüsü hakkında önemli bilgiler verdi. Tartar, "Her yıl Afrika’da 100 vaka bildirimi yapılmaktaydı. Ancak 2022 yılına gelindiğinde başta Amerika ve Avrupa olmak üzere tüm dünyada, Afrika’ya ya da oradan gelmiş enfekte hayvanlara temas etmeyen kişilerde de Mpox olarak adlandırılan virüs tanımlandı. Bu gelişmeler üzerine Dünya Sağlık Örgütü, virüsü küresel halk sağlığı acil durumu ilan etti ve vakalardaki azalma ile beraber bu durum Mayıs 2023’te sonlandırdı. 2023’den itibaren Afrika’nın Kongo bölgesinde daha klinikle karakterize bir başka virüs alt tipi, Mpox salgını başladı. Bu nedenle 14 Ağustos 2024 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü’nün Mpox’u tekrar uluslararası halk sağlığı acil durumu ilan ettiğini açıkladı. Mpox virüsü enfekte hayvan, enfekte insan veya virüsle kirlenmiş cansız maddelerle yakın temas sonucunda bulaşmaktadır. Virüs sağlıklı kişilere ciltte gözle görülmeyen çatlaklar, çizikler, mukozalar veya solunum yolu ile de bulaşabilir. Virüsün belirtileri arasında; ateş, halsizlik, baş ağrısı, lenf bezlerinde büyüme ve sırt ağrısı özellikli semptomlarının arasında sayılabilir. Ateşin başlamasından yaklaşık 3 gün sonra başlayan özellikle kol, bacak ve yüzde görülen döküntüler tipiktir. Hastalık belirtileri görülen kişilerin son 1 ayda riskli bölgelere seyahat edip etmedikleri ya da Mpox şüphesi olan kişilerle temaslarının olup olmadığı sorgulanmalıdır" dedi.
6 kilo 150 gram bebek dünyaya geldi
24 Ekim 2025 Cuma - 10:45 6 kilo 150 gram bebek dünyaya geldi Bursa’nın İnegöl ilçesinde dünyaya gelen erkek bebek, ağırlığı ve boyutuyla adeta hayrete düşürdü. Avukat Murat Tunç Bircan (32) ve özel sağlık merkezi Müdürü Ece Bircan (28) çiftinin ikinci çocukları olan Ali Atilla, 6 kilo 150 gram ağırlığında 59 santim uzunluğunda doğarak hem ailesini hem de sağlık görevlilerini hayrete düşürdü. Doğum, İnegöl’de özel bir hastanede Kadın Doğum Uzmanı Dr. İbrahim Yaşa tarafından gerçekleştirildi. Sezaryen yöntemiyle 37 haftalık olarak dünyaya gelen Ali Atilla’nın doğum sürecinde doktor ve sağlık ekibi ekstra hassasiyet gösterdi. Normal doğum ortalaması 3-3,5 kilogram arasında seyrederken, Ali Atilla’nın kilosu neredeyse iki kat fazla oldu. Doğumdan sonra yapılan kontrollerde bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu belirlendi. Kadın Doğum Uzmanı Dr. İbrahim Yaşa, "Bebek Bircan tarafımdan takip edildi. Birkaç gün önce de doğumu gerçekleşti. Sıkıntılı bir takip vardı. Bebek çok hızlı kilo alıyordu. 6 kilo 150 gram ağırlığında erkek bebek doğurttuk. 2024-2025 taramalarında Türkiye’deki en büyük bebek. Geçen sene İspanya’daki 6 kiloluk bebek Avrupa’da gündem olmuştu. Bundan birkaç ay önce doğuda bir ilimizde 5 kilo 250 gram doğan bir bebekle baya sansasyonel olmuştu. Bizim bebeğimiz aynı zamanda 37 haftalık bir bebekti. Literatüre girmeye aday bir bebek. Annemizi bir iki gün hastaneye yatırdık fakat ağrılar artmaya başlayınca normal doğum süresinden 3 hafta önce de olsa sezeryanla almaya karar verdik" ifadelerini kullandı. Baba Murat Bircan," Teşekkür ederiz. Mutluyuz, bütün çocuk doktoru hocamıza da teşekkür ediyoruz Kadın doğum İbrahim hocamıza, çocuk doktoru Kahraman hocaya da teşekkür ediyoruz, sağ olun. Sevindik mutlu olduk, çok şükür" dedi. Anne Ece Bircan ise, "Biz aslında bekliyorduk, çünkü ultrasonda her hafta, her ay kontrollerinde belliydi kilolu gittiği, önden gittiği. İbrahim hocam söylüyordu ama biz tabii ki 5 kilo civarında beklerken birden 6 kilo 150 gram doğması bizi de şaşırttı. Sağlıklı olması çok şükür güzel bir şey. İnşallah da böyle devam eder"dedi.
Her beş kişiden biri reflü riski altında
24 Ekim 2025 Cuma - 10:41 Her beş kişiden biri reflü riski altında Reflü hastalığının her beş kişiden birinde görüldüğünü belirten ve sindirim sistemi üzerindeki etkilerine değinen Doç. Dr. Özlem Mutluay Soyer, uzun süre devam eden şikayetlerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Gastroözofageal reflü hastalığı, toplumda oldukça sık görülen bir sindirim sistemi rahatsızlığıdır. Her beş kişiden birinde görülen reflü, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıyla ortaya çıkar. Mide asidi ve sindirim sıvılarının yemek borusuna temas etmesi sonucu bu bölgede tahriş ve hasar meydana gelir. Reflü, kronik bir hastalık olup dönemsel olarak tekrarlayan şikayetlerle seyreder. En sık görülen belirtiler, göğüs kemiği arkasında yanma hissi ve mide içeriğinin ağza gelmesidir. Medicana International İstanbul Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Özlem Mutluay Soyer, reflü hastalarının bir kısmında endoskopi bulgularının normal olabileceğini ancak bazılarında özofajit, darlık veya Barrett özofagusu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebileceğini belirtti. "Barrett özofagusu, reflünün en önemli komplikasyonudur. Uzun süre asit temasına bağlı olarak yemek borusunun alt kısmındaki dokuda değişiklik meydana gelir. Reflü nedeniyle endoskopi yapılan hastaların yaklaşık yüzde 10’unda Barrett özofagusu tespit edilmektedir" diyen Soyer, "Bu durum, yemek borusu kanseri gelişme riskini normal kişilere göre 75 kat artırmaktadır. Özellikle yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı, reflüye bağlı riskleri yükseltir" ifadelerini kullandı. Uzun süren şikayetleri hafife almayın Doç. Dr. Mutluay Soyer, klasik reflü belirtilerinin çoğu zaman doğru bir öyküyle kolaylıkla tanınabileceğini belirterek şunları söyledi: "Tedaviyle şikayetlerin azalması tanıyı doğrular. Ancak öksürük, ses kısıklığı, larenjit veya göğüs ağrısı gibi farklı belirtiler varsa ileri tetkikler gerekebilir. Yutma güçlüğü, kilo kaybı ve kansızlık gibi alarm bulguları olan hastalar mutlaka endoskopi açısından değerlendirilmelidir." Soyer, "Beş yıldan uzun süredir reflü şikâyeti yaşayanlar, 50 yaş üzerindeki bireylerin, erkekler, obezite problemi olanlar, mide fıtığı bulunanlar ve ailesinde yemek borusu kanseri öyküsü olan kişiler yüksek risk grubunda yer almaktadır" dedi. Yaşam tarzı değişikliği tedavinin en önemli parçası Reflünün kronik bir hastalık olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Mutluay Soyer, tedavide amacın şikayetleri ortadan kaldırmak, yemek borusundaki hasarı iyileştirmek ve muhtemel komplikasyonları önlemek olduğunu belirtti ve ekledi: "İlaç tedavisinin yanında yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır. Çay, kahve, çikolata, asitli içecekler, baharatlı ve yağlı gıdalar reflüyü artırabilir; bu nedenle bu tür besinlerden kaçınılmalıdır. Sigara ve alkol kullanımından uzak durmak, yatmadan üç saat önce yemek yememek, yatak başını yükseltmek ve kilo kontrolünü sağlamak tedavi başarısını artırır." Doç. Dr. Mutluay Soyer, reflü şikayetlerinin uzun sürmesi durumunda gastroenteroloji uzmanına başvurmanın önemini vurgulayarak, erken tanı ve düzenli takibin reflü hastalığında ilerlemeyi önlemenin en etkili yolu olduğunu söyledi.
Uzmanından uyarı: Mevsim değil eviniz hasta ediyor
24 Ekim 2025 Cuma - 10:21 Uzmanından uyarı: Mevsim değil eviniz hasta ediyor Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, geçmeyen soğuk algınlığının ardında ev tozu akarlarının olabileceğini belirtti. Bu mikroskobik canlıların özellikle soğuk havalarda çoğalarak yatak, yorgan ve yastıklarda biriken ölü deri hücreleriyle beslendiğini ifade eden Avcı, "Geçmeyen burun akıntısı ve hapşırık, nezle değil akar alerjisi olabilir" uyarısında bulundu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, alerjik rinit olarak da bilinen kış saman nezlesinin toz akarlarına, evcil hayvan tüylerine ve küfe maruz kalmaktan kaynaklandığını söyledi. Geçmeyen soğuk algınlığının ardında evlerimizin içinde gizlenen alerjenlerin olabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, "Hava soğudukça kapalı alanlarda daha fazla vakit geçiriyoruz. Bu da burun akıntısı, göz kaşıntısı, tıkanıklık, hapşırma ve sinüs basıncı gibi belirtilerin artmasına neden oluyor" ifadelerini kullandı. Soğuk algınlığı ve alerjilerin sıkça karıştırıldığını belirterek önemli uyarılarda bulunan Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, şunları kaydetti: "Soğuk algınlığı genellikle 7-10 gün içinde geçer, ancak alerjiler haftalarca, hatta aylarca sürebilir. Boğaz ağrısı genellikle soğuk algınlığını işaret ederken; yüzde kaşıntı, göz sulanması ve burun tıkanıklığı daha çok alerjinin habercisidir. Balgam da önemli bir ayırt edici belirti olabilir. Alerjiye bağlı balgam genellikle berrak ve akışkandır; soğuk algınlığı kaynaklı balgam ise koyu, sarımsı bir renge bürünür." Akarlar, sıcak ve nemi seviyor Bu küçük canlıların yatak takımlarında, yastıklarda ve halılarda biriken ölü deri hücreleriyle beslendiğini aktaran Dr. Avcı, "Akarların kendisinden ziyade, dışkılarında bulunan bazı maddeler alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Bu etki, akarlar öldükten sonra bile devam edebilir" dedi. Kış aylarında ısıtmaların artmasıyla birlikte ortamın sıcak ve nemli hale geldiğini, bunun da akarların çoğalması için ideal koşullar oluşturduğunu vurgulayan Dr. Avcı, şöyle devam etti: "Havalar soğudukça insanlar daha fazla kapalı alanda kalıyor, eşyalarını sıkıca kapatıyor. Bu da akar yoğunluğunu artırarak alerjilerin alevlenmesine yol açıyor." Yatak takımlarını haftada en az bir kez 60 derece suda yıkayın Akarları yok etmenin en basit yolunun yatak takımlarının haftada en az bir kez sıcak suda yıkanması olduğunu belirten Avcı, evde alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: "Alerjisi olanlar, yastık, yorgan ve yatak seçiminde anti-alerjik, yıkanabilir ve toz geçirmeyen özel kılıflarla kaplanmış ürünler tercih edilmelidir. Yatak ve yastık kılıflarının haftada bir, 60 derecenin üzerinde yıkanması akarların büyük kısmını yok eder. Yüksek sıcaklıkta yıkanamayan ürünlerin ise ütülenerek kullanılmalı. Yatak takımları eskidikçe akar birikimi artar. Kalın halılar, pelüş koltuklar ve toz tutan kumaşlar da akarların favori yaşam alanlarıdır. Bu nedenle düzenli olarak güçlü bir elektrik süpürgesiyle temizlenmelidir. Nem oranı yüzde 40 ile 50 civarında tutulmalı, yüksek nemli ortamlar akarların çoğalmasını hızlandırır. Bu yüzden ebeveyn banyolu yatak odalarında banyoda güçlü havalandırma mutlaka olmalı, kullanılan nemli havlular banyoda veya yatak odasında bırakılmamalıdır."