SAĞLIK
Kurban Bayramı’nda beslenmeye dikkat 25 Mayıs 2026 Pazartesi - 16:17:57 SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Elemanı Arş. Gör. Yeşim Köylüoğlu, Kurban Bayramı süresince değişen beslenme alışkanlıklarının sağlık üzerinde önemli etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek bayramda dengeli beslenme uyarısında bulundu. Bayram boyunca beslenme düzenindeki değişikliklerin başta kalp-damar, hipertansiyon, diyabet ve böbrek hastaları olmak üzere tüm bireyleri etkileyebileceğini söyleyen Arş. Gör. Köylüoğlu, en sık karşılaşılan sağlık sorunlarının ise hazımsızlık, mide rahatsızlıkları, kabızlık, yüksek tansiyon ve kan şekeri dengesizlikleri olduğunu belirtti. Yeni kesilmiş kurban etinin saklama şartları ve pişirme yöntemleri hakkında da önemli bilgiler paylaşan Arş. Gör. Köylüoğlu, "Yeni kesilmiş kurban etinin hemen tüketilmesi özellikle mide rahatsızlıklarına neden olabilmektedir. Bu nedenle kurban etlerinin buzdolabında en az 24 saat dinlendirilerek tüketilmesini öneriyoruz. Aynı zamanda etlerin doğru şartlarda muhafaza edilmesi ve uygun yöntemlerle çözdürülmesi, besin zehirlenmelerinin önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Etler buzlukta yaklaşık 1-2 hafta, derin dondurucuda ise daha uzun süre saklanabilmektedir. Ancak çözdürme işleminin mutlaka buzdolabında yapılması gerekmektedir. Oda sıcaklığında çözdürülen ya da çözüldükten sonra tekrar dondurulan etler sağlık açısından ciddi risk oluşturabilmektedir. Doymuş yağ açısından zengin olan kırmızı etin kızartma ve kavurma yerine haşlama, fırında pişirme veya ızgara yöntemleriyle hazırlanması daha sağlıklı olacaktır. Ayrıca etlerin ateşe çok yakın şekilde ve uzun süre pişirilmesi bazı kanserojen oluşmasına ve vitamin kayıplarına neden olabileceğinden pişirme yöntemlerine dikkat edilmesi gerekmektedir" dedi. Bayram sofralarında porsiyon kontrolünün sağlanmasının önemine de vurgu yapan Arş. Gör. Köylüoğlu, aşırı kırmızı et tüketiminin doymuş yağ ve kolesterol alımını artırdığını, et yemeklerinin yanında sebze, salata ve yoğurt gibi besinlere yer verilmesinin öğünlerin dengelenmesine, posa alımının artmasına ve tokluk hissinin sağlanmasına katkı sunduğunu belirtti. Dengeli beslenme ve hareket önemli Tatlı tüketiminde de ölçülü olunması gerektiğinin altını çizen Arş. Gör. Köylüoğlu, özellikle diyabet hastalarının şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıları veya meyveyi tercih etmelerinin daha sağlıklı bir seçenek olacağını ifade etti. Arş. Gör. Köylüoğlu, gün içerisinde aşırı çay ve kahve tüketimi yerine vücudun ihtiyaç duyduğu yeterli miktarda suyun alınmasının önemli olduğunu söyledi. Arş. Gör. Köylüoğlu, "Bayram sürecinde fiziksel aktivitenin ihmal edilmemesi gerekiyor. Özellikle yemeklerden sonra yapılacak kısa yürüyüşler hem sindirimin düzenlenmesine hem de kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olacaktır" diye konuştu.
25 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:57 Bayram sofralarında yaşanan aşırı ısrar sağlığı etkileyebiliyor Klinik Diyetisyen Duygu Özbay, bayram ziyaretlerinde tüketilenlere karşı uyararak, "Özellikle ‘azıcık tadına bakmak’ düşüncesiyle tüketilen yiyecekler biriktiğinde günlük enerji ihtiyacının çok üzerine çıkılabiliyor. Bu durum bayram sonrasında kilo artışı, ödem ve sindirim problemleri olarak geri dönebiliyor" dedi. Bayram sofralarında yaşanan "ısrar kültürü", kimi sağlık zaman sorunlara yol açabiliyor. Bu gibi durumlarda sağlıklı beslenmenin yolu yalnızca ne yendiğinden değil, sosyal baskıyı yönetebilmekten de geçiyor. Medline Adana Hastanesi’nden Klinik Diyetisyen Duygu Özbay, "Az ama dengeli tüketim" yaklaşımının bayramda sağlığı korumada büyük önem taşıdığını söyleyerek uyarı ve önerilerde bulundu. "Hayır" demeyi bilmek gerekiyor Klinik Diyetisyen Özbay, misafire ikramda bulunmanın önemli bir gelenek olduğunu ancak "bir tabak daha ye", "tatlıdan da almalısın" gibi iyi niyetli ısrarların kimi zaman sağlık açısından risk oluşturduğunu belirterek, "Kişi tok olsa bile sosyal baskı nedeniyle yemeye devam edebiliyor. Bu durum ise sindirim problemlerinden kan şekeri dalgalanmalarına, ödemden tansiyon yükselmesine kadar birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Bayram ziyaretlerinde gün boyunca sık aralıklarla yemek tüketmek kan şekeri üzerinde ani dalgalanmalara neden olabiliyor. Özellikle diyabet hastaları, hipertansiyon hastaları ve yaşlı bireyler bu durumdan daha fazla etkileniyor. Aşırı tuzlu, yağlı ve şekerli besinlerin kontrolsüz tüketimi tansiyon yükselmelerine ve halsizlik şikayetlerine yol açabiliyor" diye konuştu. Sürekli atıştırmak günlük enerji alımını artırıyor Kısa süre içinde farklı evlerde ikramların tüketildiği bayram ziyaretlerinde yenilen şerbetli tatlılar, şekerli içecekler, çikolatalar veya hamur işlerinin gün sonunda fark edilenden çok daha fazla kalori alımına neden olabildiğini belirten Özbay, "Bayram boyunca çay, kahve ve gazlı içecek tüketimi belirgin bir şekilde fazlalaşıyor. Ancak bu içeceklerin suyun yerini tutmadığını unutmamak gerekiyor. Yeterli miktarda su tüketilmemesi ise halsizlik, baş ağrısı, ciltte kuruluk ve yorgunluk hissini arttırıyor. Gün içerisinde düzenli su içmek hem sindirimin desteklenmesine hem de tokluk hissinin korunmasına katkı sunuyor. İkramlıkların yanında şekerli içecekler yerine suyun tercih edilmesi ise en doğru tercih oluyor. Bayram döneminde çocukların beslenme düzeni de sık sık değişebiliyor. Şeker, çikolata, gazlı içecek ve işlenmiş gıda tüketiminin artması çocuklarda mide problemleri, iştahsızlık ve enerji düşüşlerine yol açabiliyor. Bunun önüne geçebilmek için çocukların tamamen kısıtlanması yerine porsiyon kontrolü sağlanması daha doğru bir yaklaşım oluyor. Ayrıca, bayram boyunca çocukların ana öğün düzeninin korunması ve fiziksel aktivitelerinin desteklenmesi de önem taşıyor" şeklinde konuştu.
25 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:15 Siirt’te böbrek taşı hastasına ’nokta atışı’ müdahale Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Ürolog Op. Dr. Samir Jafarguliyev, 51 yaşındaki hastasının böbreğini tamamen kaplayan onlarca taşı, kapalı yöntemle başarıyla temizledi. Şiddetli sağ yan ağrısı şikayetiyle Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuran 51 yaşındaki erkek hastanın yapılan tetkiklerinde, sağ böbreğinin tamamını dolduran, tıp dilinde "staghorn" olarak adlandırılan onlarca böbrek taşı tespit edildi. Hastanın durumunu değerlendiren Ürolog Op. Dr. Samir Jafarguliyev, hastaya "perkütan nefrolitotomi" yani kapalı böbrek taşı ameliyatı uygulanmasına karar verdi. Gerekli bilgilendirmelerin ardından operasyon hazırlıkları tamamlandı. Sırt bölgesinden açılan sadece 1 santimetrelik küçük bir kesiden girilerek gerçekleştirilen operasyonla ilgili bilgi veren Op. Dr. Jafarguliyev, "Hastamızın böbreğindeki onlarca taşı, kapalı yöntemle tamamen temizledik. Böbreği ’stone-free’ yani tam anlamıyla taşsız bir duruma getirdik" dedi. Operasyonun başarılı geçtiğini belirten Op. Dr. Jafarguliyev, "Ameliyat sonrası ikinci gün hastamızı taburcu ettik. Herhangi bir komplikasyon gelişmedi ve hastamızın genel durumu gayet iyi" ifadelerini kullandı. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanan bu modern cerrahi yöntem, hastaların hastanede kalış süresini kısaltırken, iyileşme sürecini de oldukça konforlu hale getiriyor.
25 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:10 Siirt’te böbrek taşı hastasına ’nokta atışı’ müdahale Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Ürolog Op. Dr. Samir Jafarguliyev, 51 yaşındaki hastasının böbreğini tamamen kaplayan onlarca taşı, kapalı yöntemle başarıyla temizledi. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne şiddetli sağ yan ağrısı şikayetiyle başvuran 51 yaşındaki erkek hastanın yapılan tetkiklerinde, sağ böbreğinin tamamını dolduran, tıp dilinde "staghorn" olarak adlandırılan onlarca böbrek taşı tespit edildi. Hastanın durumunu değerlendiren Ürolog Op. Dr. Samir Jafarguliyev, hastaya "perkütan nefrolitotomi" yani kapalı böbrek taşı ameliyatı uygulanmasına karar verdi. Gerekli bilgilendirmelerin ardından operasyon hazırlıkları tamamlandı. Sırt bölgesinden açılan sadece 1 santimetrelik küçük bir kesiden girilerek gerçekleştirilen operasyonla ilgili bilgi veren Op. Dr. Jafarguliyev, "Hastamızın böbreğindeki onlarca taşı, kapalı yöntemle tamamen temizledik. Böbreği ’stone-free’ yani tam anlamıyla taşsız bir duruma getirdik" dedi. Operasyonun başarılı geçtiğini belirten Op. Dr. Jafarguliyev, "Ameliyat sonrası ikinci gün hastamızı taburcu ettik. Herhangi bir komplikasyon gelişmedi ve hastamızın genel durumu gayet iyi" ifadelerini kullandı. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanan bu modern cerrahi yöntem, hastaların hastanede kalış süresini kısaltırken, iyileşme sürecini de oldukça konforlu hale getiriyor. (ÜD-AKK-Y)
Işıltılı bir cilt için bol su tüketin
10 Mayıs 2026 Pazar - 09:54 Işıltılı bir cilt için bol su tüketin Dermatoloji Bölümü Uzm. Dr. Gülbiye Güler, bahar aylarıylabirlikte daha sağlıklı ve parlak cilt için günde 10-12 bardak kadar su içilmesinin önemli olduğunu söyledi. Sağlıklı bir cilt için ona iyi bakmak ve onu zararlı etkenlerden korumak gerekiyor. Kişiye uygun cilt bakım ürünleri kullanmanın yanı sıra sağlıklı beslenmek, yeterince su tüketmek ve güneş ışınlarından korunmak da önem taşıyor. MedicanaBursa Hastanesi Dermatoloji Bölümü Uzm. Dr. Gülbiye Güler, bahar aylarıylabirlikte daha sağlıklı bir cilt için önerilerde bulundu. Bahar mevsiminde cilt sağlığı için alınacak önlemleri sıralayan Güler, "Bahara girerken ışıltılı bir cilt için, cilt temizliği çok önemlidir.Bunun için çeşitli peelingler ve cilt bakımlarıyla cilt ölü dokulardan, yabancı maddelerden arındırılmalıdır. Bu işlemler cildin yapısına göre yapılmalıdır. Bu şekilde temizlenen cilt, siyah noktalardan arındırılır ve böylece daha ışıltılı olur. Kış boyunca kuruyan cildin nemlendirilmesi gerekmektedir. Nemlendiriciler, cildin tipine uygun olarak seçilmeli; paraben, alkol gibi ürünleri içermemeli, komedojenik olmamalıdır. Nemlendiriciler ise kuru ciltlerde özellikle yenileyici, onarıcı, su tutucu olmalı; kollajen, aminoasitler, keratin ve hyalüronik asit içermelidir’’ şeklinde konuştu. Alınan gıdaların da cilt üzerinde etkisi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Cilt sağlığında beslenmenin de önemi büyüktür. Bol antioksidan, A, B, C ve E vitaminlerini içeren sebze ve meyvelerle beslenerek cildin onarılması ve tazelenmesi sağlanabilmektedir. Ayrıca, Omega-3 içeren balık ve ceviz tüketmek cildin daha parlak görünmesine destek olur" dedi. Cildi matlaştıran ve kırışıklıklar ile lekelenmeler yapan sigara, alkol ve kafeinden uzak durulmasıve günde 2 fincan yeşil çay tüketilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Gülbiye Güler, şunları söyledi; "Cildin daha parlak görünmesi için günde 10-12 bardak kadar su içilmelidir. Kan dolaşımını artırmak ve böylece cilde ışıltı kazandırmak için günde 40-45 dakikaaçık havada yürüyüş yapılmalıdır. Yorgunluk, uykusuzluk ve stres ciltte mat, soluk ve şiş bir görünüme sebep olduğundan uyku düzenine dikkat edilmemeli, yüzde yatak kaynaklı çizgilerin oluşmaması için sırt üstü yatılmalıdır. Stresten uzak durulmalıdır. Evden çıkmadan en az 20 dakika önce güneş gören bölgelere cilt tipinee uygun güneş koruyucu faktörlü kremlerden sürülmelidir. Kişisel bakım ürünleri dışında bahar aylarında dermatolog desteği alınabilir. Vitamin karışımlarından oluşan mezoterapi, kişinin kendi kanıyla hazırlanan PRP, cilde nem veren ve kırışıklıkları azaltan hyalüronik asit enjeksiyonları ile ışıltılı bir cilde sahip olunabilir."
Kökten Hayata Şenliği’ne yoğun ilgi
10 Mayıs 2026 Pazar - 09:17 Kökten Hayata Şenliği’ne yoğun ilgi Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, lösemi nedeniyle hayatını kaybeden emekli öğretmen ve eski belediye meclis üyesi Bilge Altan’ın anısını yaşatmak amacıyla düzenlenen "Kökten Hayata Şenliği", yoğun katılımla gerçekleştirildi. Alaşehir Belediyesi, Türk Kızılay Alaşehir Şubesi ve Altan ailesi iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte vatandaşlar kök hücre ve kan bağışı konusunda bilgilendirilirken, çok sayıda kişi bağışçı oldu. Cumhuriyet ve Demokrasi Meydanı’nda 9-10 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen "Bilge Öğretmen Anısına Kökten Hayata Şenliği’nde kök hücre ve kan bağışının önemine dikkat çekildi. Eğlence, farkındalık ve sosyal dayanışmanın bir araya geldiği etkinlikte oyun alanları, workshoplar, ikram stantları, çekilişler ve çeşitli gösteriler yer aldı. Alan genelinde kök hücre bağışını teşvik eden afişler asılırken halk oyunları gösterileri de vatandaşlardan ilgi gördü. Etkinliğin açılışına Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu, Türk Kızılay Alaşehir Şube Başkanı Nedim Yamak, geçtiğimiz yıl lösemi nedeniyle hayatını kaybeden Bilge Altan’ın kızı Avukat İpek Altan Paker, Altan ailesi ve çok sayıda vatandaş katıldı. "Anneler Gününde en anlamlı hediye" Annesinin yaşadığı süreçte insanlara yardım etmeyi hiç bırakmadığını anlatan Avukat İpek Altan Paker, duygusal anlar yaşadı. Hastalığının en ağır dönemlerinde bile annesinin öğrencilerinin sorunlarıyla ilgilenmeye devam ettiğini anlatan Paker, "Geçen sene lösemi hastalığından dolayı hayatını kaybettiğimiz annemizin anısını yaşatmak ve bu süreçte yaşadığımız zorlukları başkalarının yaşamamasına katkı sağlamak istedik. İnsanların kök hücre bağışının ne kadar kolay olduğunu öğrenmesini amaçlıyoruz. Sadece üç tüp kanla bir insana umut olabilirsiniz. Anneler Günü’nde anneme verilebilecek en anlamlı hediyenin bu olduğuna inanıyorum" dedi. Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu ise Bilge Altan ile yıllara dayanan dostluklarına değinerek, "Bilge hocamız Cumhuriyet kadını, Atatürkçü ve binlerce öğrenci yetiştirmiş çok değerli bir öğretmendi. Kızı İpek’in annesinin anısını yaşatmak için düzenlediği bu etkinlik çok kıymetli. Üç tüp kan deyip geçmeyeceğiz. Belki bir gün vereceğimiz bağış bir insanın yeniden hayata tutunmasına vesile olacak" diye konuştu. Türk Kızılay Alaşehir Şube Başkanı Nedim Yamak da kan ve kök hücre bağışının hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, "Kan bağışı bir cana nefes, kök hücre bağışı ise bir hastaya yeniden yaşam umudu olabilir. Unutmayalım ki kanın tek kaynağı insandır" ifadelerini kullandı. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu ise Kızılay’ın toplum için büyük önem taşıyan bir kurum olduğunu belirterek, "Kızılay siyaset üstü bir kurumdur. Kan ve kök hücre bağışı konusunda herkesin destek olması gerekiyor. Üç tüp kan vererek birçok insanın hayatına dokunabiliriz" dedi. Gün boyu süren etkinliklerde vatandaşlar hem çeşitli aktivitelerle keyifli vakit geçirdi hem de kök hücre ve kan bağışı hakkında bilgi aldı. Çok sayıda vatandaş bağışçı olarak farkındalık çağrısına destek verdi. Öte yandan etkinlik kapsamında vatandaşlara kimlerin kan ve kök hücre bağışında bulunabileceği konusunda da bilgilendirme yapıldı. Yetkililer, 18-65 yaş arasında sağlıklı bireylerin kan bağışı yapabileceğini, kök hücre bağışı için ise 18-50 yaş arasında sağlıklı bireylerin üç tüp kan örneği vermesinin yeterli olduğunu belirtti. Kök hücre bağışının ameliyat olmadığı, genelde koldan kan alınarak gerçekleştirilen güvenli bir işlem olduğu vurgulandı.
Uzmandan hantavirüs uyarısı: "Küresel salgın riski düşük ancak korunma önlemleri önemli"
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:26 Uzmandan hantavirüs uyarısı: "Küresel salgın riski düşük ancak korunma önlemleri önemli" Hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" dedi. Son günlerde bir gemide görülen vakalarla yeniden gündeme gelen hantavirüs enfeksiyonlarına ilişkin uzmanlar uyarılarda bulundu. Kemirgenler aracılığıyla bulaşan hastalığın özellikle riskli meslek gruplarında daha sık görülebildiği söyleyerek, korunma önlemlerinin önemine dikkat çekildi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğunu belirterek, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Bu nedenle tarım çalışanları, doğada aktif görev yapan kişiler ve veterinerler gibi risk gruplarında hastalık daha sık görülebilmektedir" diye konuştu. "İki farklı klinik tabloya yol açabiliyor" Hantavirüs enfeksiyonlarının iki ana klinik formunun bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Akciğer tutulumu ile seyreden tipi daha çok Amerika kıtasında görülürken, böbrek yetmezliği bulgularıyla seyreden formu ülkemizde özellikle Karadeniz Bölgesi’nde karşımıza çıkmaktadır" şeklinde konuştu. "İnsandan insana bulaş genellikle görülmüyor" Hastalığın ateş, halsizlik, yorgunluk ve bazı vakalarda kanama gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Türkiye’de ilk vakalar 2000’li yıllarda Zonguldak ve Giresun’da bildirilmiştir. Aynı dönemde Samsun’da da takip ettiğimiz vakalar bulunmaktaydı. Son dönemde gündeme gelen salgında rol oynayan Andes alt tipinin nadir de olsa insandan insana bulaşabileceği bilinmektedir. Tedavi süreci genellikle destekleyici yaklaşımlarla yürütülmektedir" ifadelerini kullandı. "Korunma önlemleri önem taşıyor" Hantavirüsten korunmak için kemirgenlerle temastan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" açıklamasında bulundu. "COVID-19 benzeri pandemi beklenmiyor" Hastalığın bulaşma yolları nedeniyle COVID-19 benzeri küresel bir salgın riskinin beklenmediğini dile getiren Prof. Dr. Leblebicioğlu şunları söyledi: "Mevcut bilgiler ışığında hantavirüsün dünya çapında bir pandemiye yol açması beklenmemektedir."
Profesörden ’Hantavirüs’ uyarısı: "Kapalı alanlar risk taşıyor"
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:25 Profesörden ’Hantavirüs’ uyarısı: "Kapalı alanlar risk taşıyor" Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, son günlerde gündeme gelen hantavirüs vakalarına ilişkin uyarılarda bulundu. Virüsün genellikle kemirgenlerden bulaştığını belirten Geyik, özellikle uzun süre kapalı kalan depo, gemi ve ambar gibi alanlarda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, gündemde olan hantavirüs ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bir turistik seyahat gemisinde görülen hantavirüs enfeksiyonu toplumda endişe oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hantavirüsler; başta fareler ve kemirgenler olmak üzere bazı yabani kemiriciler tarafından taşınan, insanlarda ciddi solunum ve böbrek yetmezliği tablolarına yol açabilen viral enfeksiyon etkenleridir. Önceki yıllarda ülkemizde de tespit edilmiş hastalıklardandır. Özellikle uzun süre kapalı kalan yaşam alanları, gemiler, depolar, ambarlar, konteynerler, liman sahaları, yiyecek stok alanları ve uzun süre kullanılmamış ortamlar bulaşma riski açısından önemlidir" dedi. Hantavirüs bulaş yolları Hantavirüsün insandan insana kolay bulaşan bir hastalık olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "En sık bulaş yolu: Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyası ile kirlenmiş ortamların solunması, fare dışkısı bulunan alanların süpürülmesi sırasında virüsün havaya karışması, kirli yüzeylere temas sonrası ağız, burun veya göze dokunulması ve nadiren kemirgen ısırıklarıdır" şeklinde konuştu. "1–8 hafta içinde ortaya çıkabilir" Belirtiler genellikle kemirgen teması sonrası 1–8 hafta içinde ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hastalık başlangıçta grip benzeri belirtilerle ortaya çıkar. Yüksek ateş, halsizlik, aşırı yorgunluk, baş/kas/karın/sırt ağrıları, bulantı ve kusma sık görülen bulgulardır. Ağır vakalarda ise: öksürük, nefes darlığı, akciğer tutulumu, böbrek fonksiyon bozukluğu, tansiyon düşüklüğü ve yoğun bakım gereksinimi olabilir. Bize yakın coğrafyada klinik olarak genellikle böbrek hasarı ve hemorajik ateşle seyreden "böbrek sendromuna" rastlanırken Amerika coğrafyasında ise nefes darlığı, hipotansiyon, akciğer ödemi ve solunum yetmezliği ile karakterize hastalık tablosu daha çok görülür" ifadelerini kullandı. Korunma için hayati önlemler Fare ve kemirgen kontrolü şart olduğunu söyleyen Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Gıda depoları kapalı tutulmalı, açıkta yiyecek bırakılmamalı, çöp alanları düzenli temizlenmeli, gemilerde ve limanlarda profesyonel kemirgen kontrolü yapılmalıdır. Kemirgen dışkısı görülen alanlarda kuru süpürme veya elektrikli süpürge kullanımı virüsü havaya yayabilir. Temizlik sırasında eldiven ve maske takılmalı, çamaşır suyu içeren dezenfektanlar kullanılmalıdır. Uzun süre kapalı kalan depo, ambar, gemi kamarası veya konteynerler uzun süre havalandırılmalıdır. Riskli alanlarda:N95/FFP2 maske, eldiven, koruyucu gözlük takılmalıdır" açıklamasında bulundu. Risk altında olanlar ve risk durumu Dr. Mehmet Faruk Geyik şunları söyledi: Gemi personelleri, liman çalışanları, depo ve ambar çalışanları, temizlik personelleri, kampçılar ve kırsal alan çalışanları, uzun süre kapalı alan temizliği yapan kişiler risk altındadır. Hantavirüs nadir görülen ancak ciddi seyredebilen bir enfeksiyondur. Şu an için toplumda yaygın bir salgın olduğuna bir veri bulunmamaktadır. Ateş, yoğun halsizlik, nefes darlığı veya kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması önerilir. Toplum sağlığının korunması için doğru bilgiye dayalı hareket etmek, hijyen kurallarına uymak ve resmi sağlık otoritelerinin açıklamalarını takip etmek hayati önem taşımaktadır."
Erzurum’da "tam buğday ekmeği yaygınlaştırma kampanyası" tanıtım toplantısı düzenlendi
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:18 Erzurum’da "tam buğday ekmeği yaygınlaştırma kampanyası" tanıtım toplantısı düzenlendi "Tam Buğday Ekmeği Yaygınlaştırma Kampanyası" tanıtım toplantısı, Erzurum Şehir Hastanesi Konferans Salonu’nda geniş katılımla gerçekleştirildi. Program, tam buğday ekmeğiyle ilgili hazırlanan tanıtım filminin izletilmesiyle başladı. Ardından protokol üyeleri açılış konuşmalarını gerçekleştirdi. Toplantıda, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürü Ersin Dilber, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı Dr. Murat Ağırtaş, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Kılıç ve Erzurum Valisi Aydın Baruş katılımcılara hitap etti. Programda, Sağlık Bakanlığı adına sunum yapan Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirer, sağlıklı beslenmenin toplum sağlığı açısından önemine dikkat çekti. Demirer, yaptığı konuşmada, "Sağlık kaybının çok önemli bir kısmı, yaklaşık dörtte biri beslenme alışkanlıklarından kaynaklanıyor. Yanlış beslenme bugün birçok hastalığın temel sebeplerinden biri haline gelmiş durumda. Her yıl milyonlarca insan, sağlıksız beslenmeye bağlı hastalıklarla karşı karşıya kalıyor. Özellikle kanser vakalarının önemli bir bölümü ve tip 2 diyabet hastalıkları, yanlış diyet alışkanlıklarıyla ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla burada yapılması gereken şey çok açık. Öncelikle risk faktörlerini doğru belirleyeceğiz. Beslenmede nerede hata yaptığımızı tespit edeceğiz ve bunların iyileştirilmesi için planlı politikalar geliştireceğiz. Bugün burada özellikle üzerinde durduğumuz konu ise tam tahıl tüketiminin artırılmasıdır. Çünkü bu, sağlık açısından en önemli koruyucu faktörlerden biri olarak görülüyor. Bunu ortaya koyan yalnızca tek bir çalışma da yok. Yapılan başka araştırmalarda da tam tahıl tüketiminin yetersiz olmasının, ölüm oranları ve hastalık yüküyle doğrudan ilişkili olduğu ortaya konuldu. 28 ülkede, 6 milyondan fazla insanın verileri üzerinde gerçekleştirilen çalışmalarda, yeterli tam tahıl tüketiminin sağlık açısından en önemli koruyucu unsurlardan biri olduğu değerlendirildi" dedi. Sunumun ardından protokol üyeleri tarafından imza töreni gerçekleştirildi. Daha sonra protokol üyeleri tam buğday ürünlerinin sergilendiği stantları gezdi. Programa konuşmacıların yanı sıra Erzurum Tarım ve Orman Müdürü Alpaslan Kenger, Erzurum İl Sağlık Müdürü Gürsel Bedir, Erzurum Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Yer, Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mesud Fakirullahoğlu, kurum müdürleri, STK temsilcileri, davetliler ve vatandaşlar katıldı.
Göz kuruluğu ve göz hastalıklarında lazer tedavi yöntemleri önemli
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:57 Göz kuruluğu ve göz hastalıklarında lazer tedavi yöntemleri önemli Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yavuz Özpınar, son yıllarda lazer teknolojisinin kronik göz kuruluğu tedavisinde de kullanılmaya başlandığını, bu amaçla kullanılan yöntemlerden birinin de IPL (Intense Pulsed Light) tedavisi olduğunu söyledi. Medicana Konya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yavuz Özpınar, IPL tedavisinin özellikle Meibomian bez disfonksiyonuna bağlı göz kuruluğunda uygulanmakta olduğunu söyledi. İşlem sırasında göz çevresindeki cilde kontrollü ışık atımları uygulandığını ifade eden Op. Dr. Özpınar, bu ışık enerjisi ile göz kapaklarındaki yağ bezlerinin fonksiyonunun düzenlenebileceğini, iltihabi süreçlerin azaltılabileceğini ve gözyaşı film tabakasının daha stabil hale getirilebileceğini belirtti. Özpınar, ayrıca tedavinin genellikle birkaç seans şeklinde uygulandığının ve her seansın kısa sürede tamamlandığının altını çizdi. Lazer ile gözlük numarasının tedavisi Miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusurlarının düzeltilmesi amacıyla yapılan lazer işlemleri halk arasında "göz çizdirme" olarak biliniyor. Bu işlemlerde hedeflenen yapının kornea yani gözün ön saydam tabakası olduğunu, kornea şeklinin değiştirilmesiyle ışığın retina üzerine doğru şekilde odaklanmasın sağlandığını belirten Op. Dr. Yavuz Özpınar, "Tedavide bu amaçla kullanılan başlıca lazer yöntemleri mevcuttur. Seçenekler arasında yer alan LASIK (Laser Assisted in Situ Keratomileusis) en yaygın uygulanan yöntemlerden biridir. İşlem sırasında korneanın yüzeyinde ince bir kapak (flap) oluşturulur. Bu kapak kaldırıldıktan sonra excimer lazer kullanılarak, korneanın alt tabakasına mikron düzeyinde şekil verilir. Ardından kapak tekrar yerine yerleştirilir. Görme genellikle hızlı şekilde düzelir ve iyileşme süresi kısadır. Bir diğer tedavi seçeneği iLASIK (Intralase LASIK), LASIK yönteminin daha gelişmiş bir versiyonudur. Bu teknikte kornea kapağı mekanik bıçak yerine femtosaniye lazer ile oluşturulur. Bu durum kapağın daha hassas ve kontrollü şekilde hazırlanmasını sağlar. Daha yüksek teknolojili bir yöntem olduğu için bazı hastalarda daha güvenli ve öngörülebilir sonuçlar sağlayabilir" dedi. Tercih edilen diğer lazer işlemlerinden olan PRK (Photorefractive Keratectomy) yönteminden de bahseden Op. Dr. Özpınar, "Bu yöntemde korneanın yüzey epitel tabakası kaldırılır ve excimer lazer doğrudan kornea yüzeyine uygulanır. Kapak oluşturulmaz. Bu nedenle kornea yapısı ince olan hastalarda tercih edilebilir. İyileşme süresi LASIK’e göre biraz daha uzun olabilir. TransPRK (Transepitelyal PRK), PRK yönteminin daha modern bir versiyonudur. Bu teknikte korneanın yüzey epitel tabakası mekanik olarak kaldırılmaz. Lazer hem epitel tabakayı hem de alttaki kornea dokusunu tek aşamada şekillendirir. Bu sayede işlem daha kısa sürede tamamlanabilir ve cerrahi temas azalır. SMILE (Small Incision Lenticule Extraction) daha yeni geliştirilen bir yöntemdir. Bu teknikte femtosaniye lazer kullanılarak kornea içinde ince bir doku parçası oluşturulur ve çok küçük bir kesiden çıkarılır. Böylece korneanın şekli değiştirilir. Kapak oluşturulmadığı için korneanın biyomekanik yapısı daha iyi korunabilir. Ayrıca bu lazer işlemleri genellikle damla ile yapılan anestezi altında uygulanır ve ağrısızdır. İşlem sonrası hastalar kısa sürede günlük hayatlarına dönebilirler ancak her hasta bu tedaviler için uygun olmayabilir. Kornea kalınlığı, göz numarası ve genel göz sağlığı mutlaka ayrıntılı bir muayene ile değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. Lazer tedavisinde beklenen teknolojik gelişmeler Göz hastalıklarında lazer teknolojisinin sürekli geliştiğini ve gelecekte daha hassas, daha güvenli ve kişiye özel tedavilerin yaygınlaşmasının beklendiğini vurgulayan Op. Dr. Yavuz Özpınar, "Bu alandaki önemli hedeflerden biri daha yüksek hassasiyete sahip lazer sistemleri geliştirmektir. Yeni nesil cihazlar sayesinde kornea veya retina üzerinde mikron düzeyinde daha kontrollü işlemler yapılması mümkün hale gelmektedir. Bir diğer önemli gelişme alanı yapay zeka destekli lazer planlama sistemleridir. Bu sistemler hastanın kornea haritası, göz yapısı ve görme ihtiyaçlarını analiz ederek kişiye özel tedavi planlarının oluşturulmasına yardımcı olabilir. Böylece tedavi sonuçlarının daha öngörülebilir hale gelmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca retina hastalıklarında daha hedefe yönelik mikro lazer uygulamaları üzerinde çalışmalar da devam etmektedir. Bu yöntemlerin amacı retina dokusuna minimum zarar vererek hastalıklı alanları tedavi edebilmek ve görme fonksiyonunu daha iyi koruyabilmektir. Gelecekte lazer teknolojisinin yalnızca kırma kusurlarının düzeltilmesinde değil, aynı zamanda presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme sorunu) gibi durumların tedavisinde de daha etkin yöntemler sunması beklenmektedir. Bunun yanında lazerin ilaç taşıyıcı sistemlerle veya biyoteknolojik tedavilerle birlikte kullanıldığı yeni yaklaşımlar üzerinde de araştırmalar yapılmaktadır. Sonuç olarak lazer teknolojisi göz hastalıklarının tedavisinde önemli bir yere sahiptir ve gelişen teknoloji ile kullanım alanı giderek genişlemektedir. Daha hassas cihazlar, kişiye özel tedavi planları ve yeni cerrahi teknikler sayesinde gelecekte lazer tedavilerinin göz sağlığının korunmasında çok daha önemli bir rol oynaması beklenmektedir" diye konuştu.