SAĞLIK
Kısa bir egzersizle sarkmayı önlemek mümkün 09 Nisan 2026 Perşembe - 12:04:33 Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Gültekin Koçun, kadınların korkulu rüyası olan rahim sarkmasının önlenebileceğini vurgulayarak, pelvik tabanı güçlendiren egzersizlerin korunmada kritik rol oynadığını ifade etti. Op. Dr. Gültekin Koçun, "Günde yalnızca 5 dakika ayrılarak yapılacak Kegel egzersizleri sarkma riskini azaltabilir. Ayrıca düzenli egzersiz ve doğru yaşam alışkanlıklarıyla süreç kontrol altına alınabilir" dedi. Rahim sarkması, kadınların özellikle ilerleyen yaşlarda karşılaştığı ancak çoğu zaman dile getirmekte zorlandığı önemli sağlık sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Günlük yaşamı, sosyal hayatı ve organ fonksiyonlarını etkileyebilen bu durum, erken dönemde fark edildiğinde ameliyatsız yöntemlerle dahi yönetilebiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gültekin Koçun, rahim sarkmasının temelinde pelvik taban kasları ve bağ dokuların zayıflamasının yattığını belirterek, "Rahim sarkması (uterus prolapsusu), rahmi yerinde tutan kasların ve bağ dokuların zayıflaması sonucu rahmin vajina içine ya da dışına doğru kayması durumudur. Bu tablo çoğunlukla pelvik taban dediğimiz destek yapının hasar görmesiyle ortaya çıkar. Özellikle çok sayıda ve zor vajinal doğumlar, menopoz sonrası östrojen azalması, kronik kabızlık, ağır yük kaldırma, kronik öksürük ve obezite gibi faktörler pelvik dokular üzerinde sürekli baskı oluşturarak sarkmaya zemin hazırlar" diye konuştu. 50 yaş sonrası çok sık görülüyor Rahim sarkmasının her yaşta görülebileceğini ancak özellikle menopoz sonrası dönemde belirgin şekilde arttığını ifade eden Op. Dr. Gültekin Koçun, "Rahim sarkması özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda daha sık görülür. En yoğun görüldüğü dönem 50-60 yaş aralığıdır. Klinik verilere göre 60 yaşın üzerindeki her üç kadından birinde farklı derecelerde sarkma görülebilir. Menopozla birlikte östrojen hormonunun azalması, pelvik taban dokularının zayıflamasına neden olur ve risk belirgin şekilde artar. Bununla birlikte çok sayıda doğum yapmış ya da bağ dokusu zayıf olan kadınlarda daha genç yaşlarda da görülebilir" dedi. Her rahim sarkmasının ameliyat gerektirmediğinin altını çizen Op. Dr. Gültekin Koçun, tedavi kararının hastaya özel verilmesi gerektiğini belirterek, "Tedavi planı sarkmanın derecesine ve hastanın yaşam kalitesini ne ölçüde etkilediğine göre şekillenir. Özellikle erken ve orta evrelerde ameliyatsız yöntemlerle oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilir" ifadelerini kullandı. Cerrahi hangi durumlarda kaçınılmaz olur İleri evre sarkmalarda cerrahinin ön plana çıktığını belirten Op. Dr. Gültekin Koçun, sözlerine şöyle devam etti: "Rahmin vajina dışına çıktığı ileri evre sarkmalarda, şiddetli idrar ve bağırsak problemleri geliştiğinde, vajinal yaralar ve enfeksiyonlar oluştuğunda ya da hastanın yaşam kalitesi ciddi şekilde bozulduğunda cerrahi kaçınılmaz hale gelir. Ayrıca ameliyatsız yöntemlerden fayda görmeyen hastalarda da cerrahi planlanmaktadır. Günümüzde rahim sarkması ameliyatları büyük oranda kapalı yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemlerde karın bölgesine büyük kesi yapılmaz. Küçük kesilerden girilerek rahim asma işlemi gerçekleştirilir. Bu yöntemler sayesinde hastalar daha az ağrı hisseder, kan kaybı minimum olur ve genellikle kısa sürede günlük hayatlarına dönebilirler. Ameliyat sonrası iyileşme süreci genellikle 4 ila 6 hafta sürmektedir. Ameliyat sonrası ilk günlerde erken mobilizasyon çok önemlidir. Evde dinlenme sürecinde hafif ağrılar normaldir ve kontrol altına alınabilir. Ancak ilk 6 hafta ağır kaldırmamak, cinsel ilişkiden kaçınmak, kabız kalmamak ve enfeksiyon riskine karşı dikkatli olmak gerekir. Bu kurallara uyum, ameliyatın başarısını doğrudan etkiler." Tekrarlama riski yaşam tarzıyla ilişkili Rahim sarkmasının cerrahi sonrası tekrar edebileceğine dikkat çeken Op. Dr. Gültekin Koçun, "Bilimsel veriler, ameliyat sonrası hastaların yaklaşık yüzde 10 ile yüzde 30’unda ilerleyen yıllarda yeniden sarkma gelişebileceğini göstermektedir. Bu noktada en önemli faktör hastanın yaşam tarzıdır. Ağır kaldırmak, kronik kabızlık, fazla kilo ve sigara kullanımına bağlı öksürük gibi durumlar pelvik tabana yük bindirerek sarkmanın tekrarına neden olabilir. Ayrıca bağ dokusunun genetik olarak zayıf olması ve menopoz sonrası hormonal değişimler de riski artırır" diye konuştu. Güçlü kas, düşük basınç ile korunmak mümkün Ameliyatsız tedavi seçeneklerinin özellikle başlangıç ve orta evrelerde etkili olduğunu vurgulayan Op. Dr. Gültekin Koçun, rahim sarkmasının tamamen önlenemese de büyük ölçüde engellenebileceğini de kaydetti. Op. Dr. Gültekin Koçun, "Düzenli pelvik taban egzersizleri yapmak, ideal kiloyu korumak, kabızlığı önlemek ve ağır kaldırmaktan kaçınmak en önemli koruyucu adımlardır. Sigaranın bırakılması ve kronik öksürüğün tedavi edilmesi de pelvik taban sağlığı açısından kritiktir. Menopoz döneminde uygun hastalarda lokal östrojen tedavileri dokuların gücünü korumaya yardımcı olabilir. Özetle; güçlü kas yapısı ve düşük karın içi basıncı sağlandığında sarkma riski önemli ölçüde azaltılabilir" dedi. Op. Dr. Gültekin Koçun, pelvik taban kas egzersizleri yani Kegel egzersizlerinin, rahim sarkmasını önlemede en temel ve etkili yöntem olduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı: "Kegel egzersizi, pelvik taban kaslarını doğru şekilde çalıştırmaya dayanmaktadır. Bu kaslar, idrar yaparken akışı durdurmaya yarayan kaslardır. Egzersiz sırasında bu kaslar sıkılır, 3-5 saniye boyunca tutulur ve ardından gevşetilir. Bu hareket gün içinde düzenli aralıklarla tekrarlanmalı ve zamanla alışkanlık haline getirilmelidir. Düzenli uygulandığında pelvik tabanı güçlendirerek rahmi destekleyen yapıyı korur, sarkmanın ilerlemesini yavaşlatabilir ve idrar kaçırma gibi şikayetlerin azalmasına katkı sağlar. Bunun yanı sıra vajinal pesser dediğimiz destek halkaları rahmi mekanik olarak yukarıda tutar ve ameliyata güçlü bir alternatif oluşturabilir. Pelvik taban fizyoterapisi, biofeedback ve elektriksel stimülasyon gibi yöntemler de kasların güçlenmesine katkı sağlar."
09 Nisan 2026 Perşembe - 11:58 Uzm. Dr Zeynep Erdoğan: "Menenjit hastalığından korunmanın en etkili yolu aşılanmaktır" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Zeynep Göktürk Erdoğan, menenjit hastalığından korunmanın en etkili yolunun aşılanmak olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Erdoğan, "Menenjit, beynimizi ve omuriliğimizi saran koruyucu zarların (Meninksler)iltihaplanmasıdır. Bu iltihaba genellikle virüsler veya bakteriler neden olur" dedi. Neden acil bir durumdur Menenjitin, özellikle bakteriyel türlerinin, çok hızlı ilerleyerek, saatler içinde hayati tehlike oluşturabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Erdoğan, erken teşhis ve tedavi yapılmadığında karşılaşılabilecek sonuçlar hakkında açıklamalarda bulunarak, "İşitme kaybı, öğrenme güçlükleri, beyin hasarı gibi kalıcı etkiler bırakabilir" dedi. Kritik belirtileri Belirtilerin yaşa göre değişebileceğini kaydeden Uzm. Dr. Erdoğan, "Çocuğunuzda şu bir kaç belirti varsa hemen bir doktora başvurun. sürekli, tiz sesli ağlama: Susturulamayan, huzursuz bir ağlama hali. vücutta kaskatı kesilme veya tam tersi aşırı gevşeklik: Kas tonusunda değişiklikler. fışkırır tarzda kusma: Basit bir mide bulantısından daha şiddetli. bıngıldakta şişkinlik: Başın tepesindeki yumuşak bölgenin dışa doğru çıkıntı yapması. beslenmeyi reddetme ve aşırı uyku hali: Uyandırmakta zorluk çekme. deri döküntüleri: Özellikle basınca solmayan kırmızı-mor lekeler" şeklinde konuştu. Daha büyük çocuklar ve gençlerdeki belirtilere değinen Uzm. Dr Zeynep Erdoğan, "Şiddetli baş ağrısı ve yüksek ateş: Genellikle ani başlar. ense sertliği: Çocuğun çenesini göğsüne değdirememesi. ışığa karşı aşırı hassasiyet (Fotofobi): Işıklı ortamlarda rahatsız olma. zihin karışıklığı, kafa karışıklığı veya aşırı sinirlilik. Eklem ve kas ağrıları" ifadelerine yer verdi. Cam bardak testi Uzm. Dr. Erdoğan, menenjit hastalığı şüphesinde uygulanan cam bardak testi ile ilgili şunları söyledi: "Çocuğunuzun vücudunda küçük kırmızı noktalar veya morarmalar fark ederseniz, hemen şeffaf bir cam bardağı lekenin üzerine bastırın. Şayet;camın altından rengi solar veya kaybolur ise normal döküntüdür. Menenjit şüphesinde bardakla bastırmanıza rağmen leke olduğu gibi duruyorsa, bu damar dışına sızan bir kanamanın işaretidir. Bu durumda vakit kaybetmeden acil servise başvurun." Menenjitten korunma yolları Menenjitten korunmanın en etkili yolunun aşılanmak olduğunu bildiren Uzm. Dr. Erdoğan, korunma yolları ile ilgili şunları söyledi: "Ulusal aşı takvimi: Sağlık Bakanlığı’nın takvimindeki aşılar (Pnömokok, Hib vb. gibi) bazı menenjit türlerine karşı koruma sağlar. Meningokok Aşıları: Bu aşılar rutin takvimde yer almaz, ancak menenjitin en tehlikeli türlerinden birine karşı korur. Doktorunuzla bu aşıyı mutlaka görüşün ve ne zaman yapılması gerektiğini planlayın. Sık sık ellerinizi yıkayın, ortak eşya kullanımından kaçının, öksürük ve hapşırık hijyeni, Ağzı ve burnu mendille kapatmak veya dirsek içini kullanmak. kalabalık ve havasız ortamlardan kaçınmak." "Şüphelenirseniz, hemen harekete geçin" Uzm. Dr. Erdoğan, "Ateş, ense sertliği, fışkırır tarzda kusma veya deri döküntüsü vb. belirtilerden herhangi birini fark ederseniz, hiç beklemeden en yakın acil servisine başvurun. Erken müdahale hayat kurtarır ve kalıcı hasarları önler" diye konuştu.
Kanserle mücadele eden kadınlar yaşadıkları zorlu süreci anlattı
28 Ekim 2025 Salı - 14:46 Kanserle mücadele eden kadınlar yaşadıkları zorlu süreci anlattı Eskişehir’de "Kadın Sağlığı Eğitimi Projesi" değerlendirme toplantısında konuşan, Fatma Aktan ve Sevil Yılmaz, kanser mücadelesinde yaşadıkları zorlu süreci ve erken teşhisin önemini anlattı. Eskişehir Valiliği himayelerinde, Vali Hüseyin Aksoy’un eşi Hülya Aksoy koordinatörlüğünde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından uygulanan "Kadın Sağlığı Eğitimi Projesi"ne ilişkin yıllık değerlendirme toplantısı, Valilik Yunus Emre Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıya Vali Hüseyin Aksoy, Hülya Aksoy, Eskişehir İl Sağlık Müdürü Yaşar Bildirici, bazı hastanelerin başhekimleri ve vatandaşlar katıldı. Proje hakkında bilgilerin paylaşıldığı toplantıda, kanserle mücadele eden kadınlar da kendi deneyimlerini aktardı. "Erken teşhisle yaşam kalitesini üst noktalara taşıyoruz" Toplantıda konuşan Vali Hüseyin Aksoy, projenin hedefine ulaştığını belirterek, "Ne kadar erken teşhis yapabilirsek, bu anlamda kadınlarımızın hem yaşam kalitesini üst noktalara taşımış oluyoruz. Topyekûn bir mücadele ile Eskişehir’de bir farkındalık oluşturduk. Tarama çalışmalarının sayılarında ciddi bir artışımız var" ifadelerini kullandı. "Yaptırdığım bir mamografiyle hayatım kurtuldu" Programda, hastalıkla mücadelesini anlatan Fatma Aktan, erken teşhisin hayatını kurtardığını belirterek tedavi sürecini şu sözlerle aktardı: "Üç güne hastaneye yatacağım, bir buçuk ay kadar ışın tedavisi alacağım. Işın tedavisinden sonra bir 10 yıl kadar da akıllı hap kullanmak gerekiyormuş. Nokta kadar küçük dahi olsa görülemeyebilirmiş. Bu tekrar büyüyüp yayılma ihtimali varmış. O yüzden de 10 yıl kadar bir akıllı hap kullanmam gerektiğini söyledi. Ondan sonra inşallah iyileşeceğim. Erken teşhisle, yaptırdığım bir mamografiyle hayatım kurtuldu. Bu çok önemli." "Hastalığım sırasında hayvanlarım yok edildi" Hastalık sürecinde yaşadığı bir diğer zorluğun da sokakta baktığı hayvanların kaybolması olduğunu belirten Aktan, "Ben bir hayvanseverim. Sokağımda baktığım hayvanlarım tam hastalığım sırasında yok edildi, öldürüldüklerini düşünüyorum. Ona çok üzüldüm. O dönemde kendi hastalığımın da biraz artışına sebebi oldu. O zamanlar, sonuçları da beklediğim için ona çok üzüldüm" dedi. "Kemoterapi zor bir süreç ama geçiyor" Hastalıkla bir senedir mücadele eden 50 yaşında ki Sevil Yılmaz ise kemoterapi sürecinin zorluğuna dikkat çekerek, "Geçen sene bu hastalıkla tanıştım. Bir senedir mücadele ediyorum. Ameliyat oldum, 16 kür kemoterapi aldım ve 20 gün ışın aldım. Çok şükür iyiyim şimdi. Öğrendiğiniz anda zaten yıkılıyorsunuz. Sonra yavaş yavaş kabulleniyorsunuz. Kemoterapi tabii ki çok ağır, zor bir süreç. Kemoterapi hem psikolojik hem bedenen çok rahatsız ediyor ama geçiyor. Geçti çok şükür. İnşallah bundan sonra bir daha yaşamayız aynı şeyleri" şeklinde konuştu.
Uzmanı uyardı: "Menenjit aşısı hayati önem taşıyor"
28 Ekim 2025 Salı - 14:13 Uzmanı uyardı: "Menenjit aşısı hayati önem taşıyor" Meningokok (menenjit) aşısının önemine dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Aytaç Uras, "Meningokok menenjit sıklıkla hayatın ilk yılında görülür, ardından gençlik yıllarında ikincil zirvesini yapar. Çoklu organ yetmezliği ile geri dönüşsüz şok gelişimi, akut meningokok enfeksiyonlarında ölümcül sonuçlara yol açar. Ülkemizde de yaygın olarak görülen bu hastalık için meningokok menenjit aşısını çocuklarımıza önermekteyiz" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Aytaç Uras, meningokok (menenjit) aşısı hakkında bilgilendirdi. "Megingokok sebebiyle şiddetli baş ağrısı, bulantı, ciltte döküntü olabilir" Uzm. Dr. Uras, "Neisseria Meningitidis, menenjit (beyin zarı iltihabı) veya kan dolaşımı enfeksiyonuna (septisemi) yol açabilen bir bakteri türüdür. Ayrıca zatürre (pnömoni), göz enfeksiyonu (konjonktivit), eklem iltihabı (septik artrit) ve kalp kası iltihabına (miyokardit) da yol açabilmektedir. Meningokok menenjit sıklıkla hayatın ilk yılında görülür, ardından gençlik yıllarında ikincil zirvesini yapar. Çoklu organ yetmezliği ile geri dönüşsüz şok gelişimi, akut meningokok enfeksiyonlarında ölümcül sonuçlara yol açar. Meningokoklar serolojik olarak gruplara ayrılırlar. A, B, C, Y VE W en sık görülenleridir. Birçok çocukta birkaç saat ile birkaç gün içinde şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, bulantı, kusma ve stupor (koma) görülür. Ciltte alacalı görünüm, basmakla solmayan döküntü olabilir" diye konuştu. "Özellikle 1 yaş altı çocuklar risk altında" Risk grubundaki çocuklardan bahseden Uzm. Dr. Uras, "Meningokok enfeksiyonu herkesi etkileyebilir ancak özellikle 1 yaş altı bebekler olmak üzere 5 yaşın altındaki çocuklarda ve 15-19 yaş arası çocuklarda artan bir risk vardır. Ülkemizde B grubu, A, C, W ve Y gruplarına karşı koruma sağlayan aşılar uygulanmaktadır. B grubu meningokoklara karşı koruma sağlayan aşı en erken bebeklere 8. haftalarında uygulanmaya başlanmaktadır. Aşıların zamanlaması ve doz şeması başlandığı yaşa göre değişiklik göstermektedir" ifadelerini kullandı. "Meningokok menenjit aşısını çocuklarımıza öneriyoruz" Uzm. Dr. Uras, "Meningokok aşısından sonra yüksek ateş, ishal, kusma, döküntü, huzursuzluk görülebilir ancak çoğunlukla bir yan etki yaşanmaz. Görülen yan etkilerin hiçbiri ciddi boyutlarda değildir ve kısa sürede düzelir. Ülkemizde de yaygın görülen bu hastalık için Meningokok menenjit aşısını çocuklarımıza önermekteyiz" açıklamasında bulundu.
Kanserde yaşam süresi uzuyor, yan etkiler azalıyor
28 Ekim 2025 Salı - 13:14 Kanserde yaşam süresi uzuyor, yan etkiler azalıyor Onkolog Doç. Dr. Gürbüz Görümlü, kanser tedavisinde son yıllarda öne çıkan en büyük gelişmelerden birinin "Kişiselleştirilmiş tedavi" yaklaşımı olduğunu, bu yaklaşımın tedavi süreçlerini tamamen değiştirdiğini söyledi. Kanserde artık herkes için aynı tedavi yöntemini kapatan "Kişiselleştirilmiş tedavi" döneminin başladığını belirten Doç. Dr. Görümlü, "Artık her hastaya özel, genetik yapıya göre belirlenen tedavilerle çok daha başarılı sonuçlara ulaşıyoruz" dedi. Acıbadem Kent Onkoloji Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gürbüz Görümlü, 1-31 Ekim Meme Kanseri Bilinçlendirme ve Farkındalık ayında onkoloji alanındaki gelişmeleri anlattı. Görümlü, bu alanındaki gelişmelerin son 20 yılda kanser teşhisi konan hastalarda hastalık sonuçlarında önemli ölçüde değişimler ve iyileşmeler gösterdiğini ifade etti. 80’li yıllarda kanser tanısı alan hastaların 5 yıllık sağ kalım oranları yüzde 30-40’larda iken, günümüzde bu oranların yüzde 80’lerin üzerine çıktığını ifade eden Doç. Dr. Görümlü, şöyle konuştu: "Geçmişte kanser tedavisinde yalnızca kemoterapi seçenekleri bulunurken, bugün akıllı ilaçlar ve hedefe yönelik tedavilerle hastaya özel planlamalar yapılabiliyor. Biliyoruz ki, kanserin lokalizasyonu ya da türü aynı da olsa her insanda farklı keşifler ve farklı seyir göstermekte, tedavi cevapları da farklı olmaktadır. Bu da her kanser hücresinin farklı genetik özellikler taşıması ile ilişkilidir. Son yıllarda onkoloji alanındaki en önemli gelişmelerden biri tümörün gen haritasının çıkartılarak her hastanın tümörünün hangi genetik özelliklere sahip olduğunu tespit etmeye dayanan, kapsamlı genetik analizlerle kişiye özel tedavi yaklaşımlarının ortaya konulabilir hale gelmesidir. "Kişiselleştirilmiş tedavi" adını verdiğimiz bu yaklaşım, kanser tedavilerini hastanın ve tümörünün genetik yapısına göre uyarlayarak daha az yan etki ve daha iyi yaşam kalitesi sağlamayı hedefleyen bütünsel tedavi modelini ortaya koymaktadır. Bu, tedavileri hastanın genetik yapısına göre düzenleyen bir kanser tedavi yaklaşımıdır. Kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımının faydaları arasında daha az yan etki, daha hızlı iyileşme süreleri ve tedavi sırasında ve sonrasında daha iyi bir yaşam kalitesi yer almaktadır." Sıvı biyopsi ile iğnesiz tanı koyulabiliyor Doç. Dr. Görümlü, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımıyla birlikte gelişen önemli yeniliklerden birinin de "likit biyopsi" yöntemi olduğunu söyledi. Geleneksel doku biyopsisi yerine yalnızca bir kan örneğiyle tümörün genetik bilgilerine ulaşmak mümkün hale geldiğini belirten Görümlü, bu sayede hem tanı sürecinin kolaylaştığını hem de tedaviye daha hızlı başlanabildiğini vurguladı. Görümlü, "Ayrıca tedavi sırasında tümörün genetik yapısı zamanla değişebildiği için bu yöntemle güncel bilgiler elde edilebiliyor" dedi. İmmünoterapiden başarılı sonuçlar alıyoruz Bağışıklık sistemini kanser hücrelerine karşı harekete geçiren "immünoterapi" tedavilerinin de birçok kanser türünde etkili şekilde kullanıldığını hatırlatan Doç. Dr. Görümlü, "Özellikle akciğer, kalın bağırsak, mesane ve mide kanserlerinde, immünoterapiden büyük başarılar elde ediyoruz. Hangi hastanın bu tedaviden yarar göreceği de yine genetik analizlerle belirlenebiliyor" diye konuştu. Nüks risk önceden belirleniyor Kanser hastalarının en büyük korkularından birinin de "nüks" olduğunu ifade eden Görümlü, hastalığın tedaviye yanıtını ya da tekrarlama riskini belirlemek için "dolaşan tümör DNA testi"nin uygulandığını belirtti. Bu testin yaygınlaşmaya başladığını kaydeden Görümlü, ameliyat sonrası kalan hücrelerin varlığının, tedavinin etkinliğinin ya da hastalığın tekrar edip etmediğinin bu testle erkenden tespit edilebildiğini söyledi. Kanser tedavisinde artık daha güçlüyüz Doç. Dr. Gürbüz Görümlü, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımının yalnızca tedavide değil, risk analizi, erken tanı ve hastalık öncesi korunmada da kullanıldığına dikkat çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kişiye özel tedavi yaklaşımları büyük bir umut vadetse de, henüz tüm kanser türleri için evrensel olarak yararlı olmadığını belirtmek önemlidir. Akıllı ilaçlar birçok kanser türünde hızla kullanıma girmekle birlikte, bazı kanser türlerinde halen standart kemoterapi tedavileri rutin olarak kullanılmakta ve başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Devam eden araştırmalar, akıllı ilaçların ve immunoterapi tedavilerinin uygulanabilirliğini genişletmeyi ve tüm kanser hastaları için daha erişilebilir hale getirmeyi amaçlamaktadır. Elbette erken tanı hâlâ çok önemli, ancak ileri evre hastalarda bile artık umut veren gelişmelerle karşı karşıyayız. Kanserle savaşta artık elimiz daha güçlü."
Arpaçaylılar yeni Sağlık Merkezi’nde hizmet alacak
28 Ekim 2025 Salı - 13:10 Arpaçaylılar yeni Sağlık Merkezi’nde hizmet alacak Yaklaşık 30 milyon liraya mal olan Arpaçay Toplum Sağlığı Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezi’nin açılışı yapıldı. Toplum Sağlığı Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezi’nin açılışına Vali Ziya Polat ve Milletvekili Adem Çalkın, Arpaçay Kaymakamı Muhammed Burak Akköz, Belediye Başkanı Zeki Elma, İl Jandarma Komutanı Yusuf Mutlu Genç, İl Emniyet Müdürü Murat Abdullah Tombul, İl Özel İdare Genel Sekreteri Fatih Tekcan, kurum amirleri, siyasi parti temsilcileri, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı. Milletvekili Adem Çalkın, Kars’ta sağlık anlamında toplumun her kesimine ulaştıklarını kaydetti. Vali Ziya Polat, hizmete açılan Toplum Sağlığı Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezi’nin Arpaçaylı vatandaşlara hayırlı olmasını dileyerek, sağlık alanındaki yatırımların devam edeceğini belirtti. Protokol üyeleri daha sonra açılışı yapılan Toplum Sağlığı Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezi’ni gezdi. Yetkililerden sağlık merkezi hakkında bilgi aldı. Toplum Sağlığı Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezi, Aile Sağlığı Merkezi oturum alanı 833.5 metrekaredir.8 Hekimin hizmet vereceği şekilde projelendirildi. 1. Katı ise Toplum Sağlığı Merkezi olarak hizmet verecek olup 848.5 metrekare alana sahiptir. Yeni hizmet binasının Aile Sağlığı Merkezi katında; 7 poliklinik odası,4 Acil müdahale odası, 2 Aile Planlaması-Gebe İzlem odası, 2 Aşı-bebek izlem odası, 2 Emzirme odası, 1 Sistem odası, 1 Laboratuvar, 1 Röntgen, 1 Eğitim salonu, 1 Engelli muayene odası, 1 Arşiv odası bulunuyor. Toplum Sağlığı Merkezi ise 1 Ağız diş sağlığı hekim odası, 1 bulaşıcı hastalıklar hekim odası, 1 bulaşıcı olmayan hastalıklar hekim odası, 1 iş sağlığı ve güvenliği hekim odası, 1 sigara bırakma polikliniği odası, 1 toplum sağlığı hekim odası, 1 acil müdahale odası, 1 arşiv,1 üreme sağlığı hekim odası, 1 tabip odası, 1 laboratuvar, 1 RİA odası, 1 istatistik birimi odası, 1 toplantı salonu, 1 bilgi işlem odası, 1 sorumlu hekim odası, 1 aile hekimliği hizmetleri odası, 1 evrak odası, 1 temizlik odası, 1 şoför odası, 1 aşı deposu, 1 çevre sağlığı hizmetleri odası, 1 kat ofisi, 1 mescit, 2 depo ve her iki merkezde tuvaletler bulunuyor.
Denizli Egekent Hastanesi pembe yürüyüşle meme kanserine dikkat çekti
28 Ekim 2025 Salı - 12:57 Denizli Egekent Hastanesi pembe yürüyüşle meme kanserine dikkat çekti Denizli Özel Egekent Hastanesi, "Meme Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında pembe yürüyüş düzenledi. Yoğun katılımla gerçekleşen etkinlikte pembe balonları gökyüzüne bırakan Egekent Ailesi erken teşhisin önemine dikkat çekti. Denizli Özel Egekent Hastanesi, 1-31 Ekim "Meme Kanseri Farkındalık Ayı" etkinlikleri kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla pembe yürüyüş gerçekleştirdi. Hastane önünde başlayan yürüyüş, Denizli’nin en önemli ticaret merkezi Bayramyeri Meydanı’nda son buldu. "Meme Kanseri Farkındalığı İçin Yürüyoruz" çağrısıyla düzenlenen "Pembe Yürüyüş" etkinliğine vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi. Katılımcılar, yürüyüşün sonunda ellerindeki pembe balonları gökyüzüne bırakarak hem farkındalık mesajı verdi hem de hastalıkla mücadelede erken teşhisin önemine dikkat çekti. Etkinlikte konuşan Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekti. Uzm. Dr. Peker, "Ekim ayı, tüm dünyada ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ olarak anılıyor. Biz de bu kapsamda erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla böyle bir etkinlik düzenledik. 20-40 yaş aralığındaki kadınlar kendi kendine meme muayenesi yapabilir. Herhangi bir kitle fark edilirse vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı. Özellikle ailede meme kanseri öyküsü varsa taramaların daha erken başlaması gerekiyor" dedi. Op. Dr. Habibe Radiye ve Op. Dr. Mustafa Tekin de etkinliğe gösterilen yoğun katılımdan dolayı tüm katılımcılara teşekkür etti.
Alanya’da akciğeri sönen hasta, uyanık şekilde yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu
28 Ekim 2025 Salı - 12:53 Alanya’da akciğeri sönen hasta, uyanık şekilde yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu Alanya’da yaşayan 28 yaşındaki Yusuf Talha Korkmaz, akciğer sönmesi (pnömotoraks) nedeniyle Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk kez uyanık bir şekilde yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu. Nefes darlığı şikâyetiyle hastaneye başvuran Korkmaz’ın yapılan tetkiklerinde akciğerinde sönme tespit edildi. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Hilmi Keskin, hastasına entübasyonsuz, yani uyutulmadan gerçekleştirilecek bir ameliyat önerdi. Hastanın onayıyla hazırlıklara başlandı ve operasyon başarıyla tamamlandı. Ameliyatın ardından kısa sürede sağlığına kavuşan Yusuf Taha Korkmaz, "Hekimimin bana verdiği güven ve psikolojik destek sayesinde ameliyat olma kararı aldım. Bu süreçte doktor-hasta ilişkisinden çok abi-kardeş gibiydik. Ameliyatım acısız ve ağrısız geçti. Hilmi Bey’e, ekibine, tüm sağlık çalışanlarına ve hastane yönetimine teşekkür ederim." dedi. Operasyon hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Hilmi Keskin, "Akciğer sönmesi olarak bilinen pnömotoraks rahatsızlığı olan hastamızı, video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) yöntemiyle, entübe etmeden uyanık bir şekilde ameliyat ettik. Burada anestezi ekibimizin katkısı çok büyüktü. Operasyon boyunca koordineli bir şekilde hareket ettik. Hastanemizde ilk kez gerçekleştirilen bu yöntem sayesinde hem hastanın yatış süresi kısaldı hem de akciğerinde yeni hava kabarcıkları oluşmasının önüne geçtik. Akciğerin bir kısmını çıkardık, zarlarının bir kısmını da soyarak hastalığın tekrarlamasını engellemeye çalıştık" diye konuştu.
Bölgenin şifa merkezi Samsun: 9 ayda 7,8 milyon muayene gerçekleşti
28 Ekim 2025 Salı - 12:21 Bölgenin şifa merkezi Samsun: 9 ayda 7,8 milyon muayene gerçekleşti Samsun’da 2025 yılının ilk 9 ayında kamu hastanelerinde 7,8 milyonun üzerinde muayene yapılırken, yaklaşık 1 milyon hasta da çevre illerden gelerek Samsun’da tedavi oldu. Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, kamu hastanelerinin 2025 yılı ilk 9 aylık hizmet verilerini açıkladı. Uras, Samsun’un yalnızca kendi vatandaşlarına değil, çevre illere de sağlık alanında hizmet veren bölgesel bir merkez konumuna geldiğini söyledi. 7,8 milyon hastanın yüzde 12’si il dışından Uras açıklamasında, "2025 yılı ilk 9 ayında ilimizde kamu adına hizmet veren hastanelerimizde yapılan muayene sayımız 7,8 milyonu aştı. Bu muayenelerin yaklaşık yüzde 12’si il dışından gelen hastalarımızdan oluşuyor. 1 milyon hasta, Sinop ve Amasya’nın toplam nüfusunun 2 katına denk bir sayıyla çevre illerden gelerek şehrimizde şifa buldu" dedi. Uras, nitelikli branş muayenelerinde bu oranın yüzde 20’ye kadar yükseldiğini vurgulayarak, "Endokrinoloji, algoloji, gastroenteroloji, nefroloji, onkoloji, romatoloji, çocuk nöroloji ve kardiyoloji gibi birçok ilde bulunmayan yan dal diye tabir edilen polikliniklerinde her 10 hastadan 2’si il dışından gelen hastalarımızdan oluşuyor" diye konuştu. Samsun Eğitim Araştırma Hastanesi zirvede Kamu hastanelerinde yapılan 7,8 milyon muayenenin 2,5 milyonunun Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirildiğini belirten Uras, "Bu hastanemiz ilimizin sağlığının amiral gemisidir. Onu 1,3 milyon muayene ile Gazi Devlet Hastanesi ve birer milyon muayene ile Çarşamba ve Bafra Devlet Hastaneleri takip etti" şeklinde konuştu. "81 bin hastaya ameliyat hizmeti" İlk 9 ayda kamu hastanelerinde 2,3 milyon acil muayene yapıldığını aktaran Uras, bu muayenelerin yüzde 65’inin Samsun Eğitim Araştırma, Gazi, Çarşamba ve Bafra Devlet Hastaneleri’nde gerçekleştirildiğini belirtti. Aynı dönemde 115 bin hastanın yatarak tedavi gördüğünü, 81 bin hastaya ameliyat hizmeti verildiğini belirten İl Sağlık Müdürü Uras, "Bu ameliyatların 50 bini A, B ve C grubu dediğimiz nitelikli büyük ameliyatlardan oluştu" ifadelerini kullandı. 4 bin 800 bebek dünyaya geldi Uras ayrıca, 2025’in ilk 9 ayında 4 bin 800 bebeğin kamu hastanelerinde dünyaya geldiğini, 788 bin hastanın da diş muayenesi hizmeti aldığını kaydetti. Samsun’un artık sağlık alanında hasta gönderen değil, çevre illerden hasta kabul eden bir merkez haline geldiğini vurgulayan Uras, "Bu başarı, kamu hastanelerimizin bölge sağlığı için taşıdığı önemi açıkça ortaya koyuyor. Emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.
Malatya’da görevi başındaki doktora saldırı
28 Ekim 2025 Salı - 12:21 Malatya’da görevi başındaki doktora saldırı Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’nde görevli bir hekimin görevi başında şiddete uğramasının ardından yapılan açıklamada olay şiddetle kınandı. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi’nde görevli bir hekimin dün görevi başında şiddete uğramasının ardından bugün Başhekimlik önünde basın açıklaması yapıldı. Başhekim Doç. Dr. Erol Karaaslan yaşanan olayı en güçlü şekilde kınadıklarını belirterek saldırıya uğrayan hekime geçmiş olsun dileklerini iletti. Olayın kendilerini derinden sarstığını kaydeden Başhekim Doç. Dr. Erol Karaaslan yaşanan olayı derin bir üzüntüyle karşıladıklarını belirterek, "Görevli bir hekimimizin çalışma esnasında şiddete maruz kalması bizleri derinden sarsmıştır. Sağlık çalışanları insan yaşamını korumak ve iyileştirmek için fedakarca görev yaparken hiçbir şekilde fiziksel ya da sözlü şiddetin muhatabı olmamalıdır" dedi. Sağlıkta şiddetin sadece bireyleri değil tüm sağlık sistemini olumsuz etkilediğini de ifade eden Karaaslan "Şiddet güven ortamını zedeler, sağlık hizmetinin kalitesini düşürür ve en çok da topluma zarar verir. Yaşanan bu kabul edilemez olayı en güçlü şekilde kınıyor, görevini yaparken saldırıya uğrayan değerli meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Konuya ilişkin gerekli adımlar atılmış olup olayın takipçisi olacağız" ifadelerini kullandı. Malatya Tabip Odası Başkanı Uzm. Dr. Mustafa Sezai Demirel ise, "Artık yeter. Sağlıkta şiddeti kabul etmiyoruz ve şiddetle kınıyoruz" dedi. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Aslan da, "Biz buna alışmayacağız kanıksamayacağız reddediyoruz. Üzerimize düşen her ne varsa takipçisi olacağız. Hekim arkadaşımıza geçmiş olsun diliyorum" diye konuştu. Basın açıklamasına Başhekim Doç. Dr. Erol Karaaslan’ın yanı sıra Malatya Tabip Odası Başkanı Uzm. Dr. Mustafa Sezai Demirel, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Aslan, sağlık görevlileri ve hastane çalışanları katıldı.
Bilinçsiz kullanılan vitaminler böbrek hastası yapabilir
28 Ekim 2025 Salı - 11:42 Bilinçsiz kullanılan vitaminler böbrek hastası yapabilir Üst solumun yolu vakalarının artması sonucu hastalıklardan korunmak isteyen vatandaşlar vitamin takviyelerine başvururken, uzmanlar bilinçsiz kullanımlarda böbrek rahatsızlığına kadar uzanabilecek sorunlara dikkat çekiyor. Hava sıcaklıklarındaki mevsimsel değişiklikler ve salgın hastalıkların artış göstermesiyle vatandaşlar doktora gitmeden hastalıklardan korunmak için vitamin takviyelerine başvurabiliyor. Uzmanlar bilinçsiz vitamin kullanımının böbrek rahatsızlığına kadar uzanabilecek sorunlara sebep olabileceğini vurguladı. "Hiçbir sıkıntınız yokken bir böbrek hastalığınız olabilirsiniz" Medicana Konya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Uğurcan, "Bulaşıcı hastalıklar özellikle damlacık yoluyla bulaşan viral enfeksiyonların arttığı sonbahar, eylül, ekim gibi dönemlerde başlayıp bütün kış boyunca kendimizi bu enfeksiyonlara karşı korumamız gerekiyor. Bunun için değişik yollar var ancak tabii halkımız bu ara çok fazla besin takviyesi, gıda takviyelerini kullanmaya başladı. Bunların bir kısmının faydası olmasına rağmen çoğu ya gereksiz olabiliyor ya da bazen bizim vücudumuza zararı olabiliyor. Değişik C vitamini, B vitamini, D vitamini türleri olabilir, kalsiyum takviyeleri şu an piyasaya baktığımızda reçetesiz olarak satılan çok fazla takviye var. Eğer siz önce bir doktora başvurup, bir tahlil yaptırıp hangi eksiklikleriniz var, belki de bir demir eksikliğiniz var, belki sadece D vitamini eksikliğiniz var ona yönelik gıda takviyeleri kullanmanız sizin faydanıza olacaktır. Ancak hiçbir eksikliğiniz olmadığı halde, gereksiz C vitamini kullanımı olursa, örneğin böbreklere zarar verebilirsiniz. Hiçbir sıkıntınız yokken bir böbrek hastalığınız olabilirsiniz. Örneğin demir kullanımı, yani benim kan değerlerim düşük demir kullanmalıyım derseniz bu sefer karaciğerinize zarar edebilirsiniz. Böyle durumlarda mutlaka bu takviyelere başlamadan önce hangi yönde eksiklikleriniz var, acaba kansızlık durumumuz mu var, yoksa sadece kalsiyum eksikliğimiz mi var, sadece D vitamininiz mi düşük o yönde takviyeler almanız, ileride vücudunuza gereksiz yere zarar vermenize engel olacaktır. O yüzden öncelikle mutlaka bir hekime başvurmanızda, gerekli tahlillerin yapılmasının faydalı olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.
SAÜ gönüllüleri onkoloji servisinde çocuklara umut oluyor
28 Ekim 2025 Salı - 11:29 SAÜ gönüllüleri onkoloji servisinde çocuklara umut oluyor Sakarya Üniversitesinde yürütülen "Hastane Okulu Projesi" üçüncü yılında, onkoloji tedavisi gören çocuklara moral veriyor. Sakarya Üniversitesi (SAÜ), onkoloji bölümünde tedavi alan çocuklara motivasyon ve toplumsal aidiyet duygusu kazandırmayı hedefliyor. Sağlık Kültür Spor Dairesi Başkanlığı tarafından güz dönemi boyunca 21 Ekim - 23 Aralık 2025 tarihleri arasında 10 hafta sürecek projede, Sosyal Hizmet Topluluğu, İnşaat Mühendisliği Topluluğu, Geleneksel Türk Okçuluğu Topluluğu ve Bilgisayar Öğrenci Topluluğu başta olmak üzere birçok topluluk görev alacak. El becerileri atölyeleri, tiyatro gösterileri, resim ve müzik etkinlikleri ile fotoğraf çekim atölyelerinin yer alacağı proje, çocuklara keyifli anlar yaşatırken sosyal farkındalık oluşturmayı da hedefliyor. Üçüncü yılına giren Hastane Okulu Projesi, bugüne kadar Sakarya Üniversitesinde faaliyet gösteren 30’dan fazla öğrenci topluluğunun katkısıyla yüzlerce çocuğa umut oldu. Her yıl güz ve bahar dönemi olmak üzere iki aşamada yürütülen proje, her dönem yeni gönüllü toplulukların katılımıyla büyümeye devam ediyor. Projenin ilk haftasında etkinliği üstlenen SAÜ Bilgisayar Öğrenci Topluluğu, çocuklarla oyunlar oynayarak ve resimler yaparak keyifli bir gün geçirdi. Öğrenciler, "Bir çocuğun yüzündeki gülümsemenin en güzel motivasyon olduğunu" belirterek gönüllülük çalışmalarının devam edeceğini ifade etti.