SAĞLIK
Kadın sağlığı ve iyi yaşam Güven Hastanesi’nde buluştu 07 Mart 2026 Cumartesi - 15:34:44 Güven Hastanesi’nde düzenlenen ‘Kadının En İyi Hali’ etkinliğinde kadın sağlığı ve iyi yaşam üzerine uzmanlar tarafından seminer verildi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen ‘Kadının En İyi Hali’ etkinliğinin kapsamında düzenlenen 2 günlük seminer, kadın sağlığını ve iyi yaşamı bütüncül bir bakış açısıyla ele aldı. 2 gün boyunca katılımcılar bir yandan uzmanların gerçekleştirdiği seminerlere katılırken diğer yandan etkinlik alanında kurulan deneyim alanlarını keşfetme fırsatı buldu. Etkinlik kapsamında oluşturulan deneyim alanlarında katılımcılar; bütünleştirilmiş vücut analizi, cilt analizi, saç analizi, profesyonel cilt bakımı ve yüz jimnastiği uygulamalarını deneyimledi. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen analizlerle katılımcılar kendi sağlık ve bakım ihtiyaçlarına dair kişisel değerlendirmeler aldı. "Cilt sağlığı yalnızca estetik bir konu değil, genel sağlığın da önemli bir parçasıdır" Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Bölümünden Uzm. Dr. Sera Kayhan ise konuşmasında cilt yenilemede kullanılan ileri teknolojilere ve ameliyatsız gençleşme yöntemlerine değinerek, "Cilt sağlığı yalnızca estetik bir konu değil, genel sağlığın da önemli bir parçasıdır. Günümüzde gelişen teknolojiler sayesinde cilt kalitesini artırmak ve yaşlanma etkilerini azaltmak mümkün. Ancak en önemli nokta doğru değerlendirme ve kişiye özel planlamadır" diye konuştu. "Farklı uygulamaların dahil olduğu güzel bir etkinlik alanı oluşturuldu" Güven Hastanesi Medikal Estetik Hekimi ve Fonksiyonel Tıp Hekimi Mert Yiğitbaşı ise 8 Mart kadınlar günü için güzel bir deneyim alanı oluşturduklarını belirterek, "Hem kadınların sağlığı açısından hem de güzellik işlemleri açısından danışanlarımızın ve misafirlerimizin deneyimleyebileceği cilt analizleri, saç analizi, cilt bakımları ve farklı uygulamaların dahil olduğu güzel bir etkinlik alanı oluşturuldu. Bu da hem sağlık hem doğal hem de kalıcı bir şekilde iyi yaşlanma işlemleri için danışanlarımıza güzel hizmetler verdiğimizi düşünüyoruz. Herkesin 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı yaşamın temelinde dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları yer alır" Uzm. Dyt. Melis Bengisu Demirci ise sağlıklı beslenmenin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerine dikkati çekerek, "Sağlıklı yaşamın temelinde dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları yer alır. Bedenimizi doğru beslemek yalnızca kilo kontrolü için değil, bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve genel sağlığın korunması için de büyük önem taşır" dedi. Ayrıca Demirci, tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Etkinliğin seminerler bölümünde ise kadın sağlığı, estetik, dermatoloji ve yaşam deneyimlerine uzanan geniş bir perspektifte uzman isimler katılımcılarla buluştu.
07 Mart 2026 Cumartesi - 12:46 Koklear İmplant ile bebekler de yaşlılar da duyabiliyor Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, işitme kaybının erken teşhis ve doğru tedaviyle büyük ölçüde çözülebildiğini söyledi. Özüer, koklear implantın hem doğuştan işitme kaybı yaşayan bebeklerde hem de ileri yaşta ortaya çıkan işitme kayıplarında başarıyla uygulanabildiğini belirtti. Prof. Dr. Özüer anne babalara seslenerek "Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce belirlemek mümkün." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, yaptığı açıklamada her bin bebekten 1-3’ünün işitme kaybıyla dünyaya geldiğine dikkat çekti. Özüer, Türkiye’de 2008 yılından bu yana tüm yeni doğanlara işitme taraması yapıldığını, doğumdan hemen sonra yapılan taramalar sayesinde işitme kaybının erken dönemde belirlenebildiğini söyledi. Tarama sonucu işitme kaybı tespit edilen bebeklerin öncelikle işitme cihazı ile desteklendiğini belirten Özüer, cihazdan yeterli fayda sağlanamayan ileri derecede işitme kayıplarında ise koklear implant ameliyatının devreye girdiğini ifade etti. İç kulaktaki hücreleri Bypas ederek siniri uyarıyor Koklear implantın çalışma prensibi konusunda bilgi veren Prof. Dr. Özüer, şöyle konuştu: "Koklear implant, ses enerjisini alıp bir işlemciden geçirerek elektrik enerjisine dönüştüren bir yöntemdir. İç kulakta işitmeden sorumlu tüylü hücreler hasarlı olduğunda bu hücreleri baypas ederek doğrudan işitme sinirini uyarır. Böylece ses sinyalleri doğrudan beyne iletilir. Bu yöntem sayesinde ileri derecede işitme kaybı olan çocuklar yaşıtları gibi konuşabilir, okula gidebilir ve sosyal hayata katılabilir, topluma kazandırılır. Her ne kadar ülke genelinde tarama yapılsa da bazı durumlarda işitme kaybı daha geç fark edilebiliyor. O nedenle aileler uyanık olmalı. Erken teşhis çocukların dil gelişimi ve eğitim hayatı açısından büyük önem taşıyor. Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce tespit etmek mümkün." Yetişkin ve yaşlılarda da uygulanıyor Öte yandan, koklear implantın sadece çocuklara yönelik bir uygulama olmadığını belirten Prof. Dr. Özüer, erişkin ve ileri yaş hastalarda da ameliyatın başarıyla yapıldığını söyledi. Özüer, "Ani işitme kaybı, otoskleroz, Meniere hastalığı ya da kronik orta kulak iltihabı gibi nedenlerle gelişen ileri derecede işitme kayıplarında da koklear implant uygulanabiliyor. İşitme cihazından fayda görmeyen yetişkin ve yaşlı hastalarımız da bu yöntemle yeniden duyabiliyor. Gelişen teknoloji sayesinde artık hem bebekler hem de ileri yaştaki bireyler işitme kaybı nedeniyle sosyal hayattan kopmak zorunda kalmıyor" dedi.
Ramazan’da sahur uyarısı
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:47 Ramazan’da sahur uyarısı Malatya’da görev yapan Uzman Doktor Sedanur Uzunpolat Yayla, Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekerek, sahurun mutlaka yapılması gerektiğini söyledi. Ramazan ayının bireyler için hem ruhen hem de bedenen özel bir süreç olduğunu belirten Uzman Doktor Sedanur Uzunpolat Yayla, yapılan bilimsel çalışmaların sahurun önemini ortaya koyduğunu ifade etti. Yayla, sahur yapan kişilerde gün içindeki halsizlik oranlarının daha düşük görüldüğünü kaydetti. Sahurda hafif ve besleyici öğünlerin tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Yayla, "Yumurta, süt, peynir gibi protein kaynakları ve tam buğday ekmeğinden oluşan kahvaltı tarzı bir öğün tercih edilebilir. Alternatif olarak çorba, zeytinyağlı yemekler, salata ve yoğurttan oluşan hafif bir menü de uygun olacaktır" dedi. Aşırı tuzlu ve işlenmiş gıdalardan kaçınılması gerektiğini aktaran Uzman Doktor Sedanur Uzunpolat Yayla, bu tür besinlerin susuzluk hissini artırabileceğini belirtti. İftarda orucun su ve çorba ile açılmasını öneren Uzunpolat Yayla, "Ana yemeğe geçmeden önce 10-15 dakika ara verilmesi sindirim açısından faydalıdır. Kızartma yerine haşlama, ızgara veya fırınlama yöntemleri tercih edilmeli. Şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü tatlılar ya da meyve tüketilmelidir" ifadelerini kullandı. Besinlerin küçük porsiyonlar halinde ve yavaş tüketilmesi gerektiğini ifade eden Yayla, iftar ile sahur arasında yeterli sıvı alımının ihmal edilmemesi gerektiğini söyleyerek, "Bol su içilmeli, ayran, süt ve maden suyu gibi içecekler de tercih edilebilir" dedi. Ramazan ayında değişen beslenme düzenine bağlı olarak kabızlık gibi sindirim sorunlarının görülebileceğini belirten Uzunpolat Yayla, bu tür problemlerin önüne geçebilmek için lifli gıdaların ve sebze tüketiminin artırılması gerektiğini ifade etti. Kronik hastalığı bulunan kişilere de uyarılarda bulunan Uzunpolat Yayla, "Diyabet, kalp hastalığı gibi rahatsızlıkları olanlar oruç tutmadan önce mutlaka hekimine danışmalıdır. Diyetisyen desteği almak isteyenler Sağlıklı Hayat Merkezleri’ne başvurabilir" diye konuştu.
Azmetti, 40 yıl içtiği sigarayı 1 haftada bıraktı
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:41 Azmetti, 40 yıl içtiği sigarayı 1 haftada bıraktı Eskişehir’de günde 3 paket içtiği sigarayı 1 haftada bırakan 58 yaşındaki Nevzat Karaca, "Sigara sağlığa zararlı, hiçbir getirisi yok. Ben 40 yıl üzeri içtim, hiçbir faydasını görmedim" dedi. Dünya genelinde oldukça yaygın bir sorun olan sigara bağımlılığı, insan sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Sigara her yıl milyonlarca ölüme sebep olurken, yaklaşık 40 yıllık tiryaki olan 2 çocuk babası Nevzat Karaca, kendi sağlığı için önemli bir karar aldı. Karaca, kızı ve eşinin vesilesiyle sigara bırakma polikliniğine giderek sağlıklı yaşam için ilk adımı attı. Neredeyse her gün 3 paket sigara bitiren Karaca, doktorlar tarafından kendisine yazılan ilaçları kullanmaya başladıktan yaklaşık 1 hafta sonra bağımlılığından kurtulmayı başardı. Bu kararı sonrası 4 akrabasının da sigarayı bıraktığını söyleyen Karaca, bazı arkadaşlarının kendisine inanmadığını ve ona paket uzatarak şaka yaptıklarını ifade etti. "Hanımı bırakırım sigarayı bırakmam diyordum" Sigara bırakma polikliniğine giderken ilk hedefinin günde sigarayı günde 1 pakete düşürmek olduğunu belirten Nevzat Karaca, "Ben ilk başta oraya giderken hanıma, ’Kaçalım, gitmeyelim’ dedim. Bir şekilde gittik. Sağlık ocağındaki doktor hanım, kaç paket içtiğimi sordu. Üç paket içtiğimi anlattım. Doktor hanım, ’Sen bu 3 paketi nasıl içiyorsun? Seninki artık içme değil, bağımlılık’ dedi. İlk amacımı, ’1 pakete düşürebilir miyiz?’ oldu. Bana verilen ilacı aldığım ilk gün 17 adet sigara içtim. Yani 60 adet içerken 17 adet düştü. İkinci gün 10 adete, 5 gün içerisinde bu sayı 3-4 adete düştü. Ondan sonra artık istek bitince ve destek de alınca, hiç içmemeye başladım ben. 1 hafta ile 10 gün içerisinde olayı bitirdim. 2026’ya girdiğim 1 Ocak itibariyle ne aldım, ne içtim, ne de aklıma geliyor" dedi. "Sigara sağlığa zararlı, hiçbir getirisi yok" Bağımlı olan diğer vatandaşlara da tavsiyede bulunan Karaca, şöyle devam etti: "Her ilaç herkese uygun olmayabilir; doktor tavsiyesinde, bilinçli şekilde kullanılmasında faydası var. Herkesin bırakmasını isterim. Sigara sağlığa zararlı, hiçbir getirisi yok. Ben 40 yıl üzeri içtim, hiçbir faydasını görmedim. Yediğin ekmeğin, uyuduğun uykunun, suyun bile tadı var. Erken bırakmada yarar var. Doktor, ’Bırak’ demeden kendin bırak." Bazı arkadaşlarının kendisine şaka amaçlı sigara ikram ettiğini söyleyen Nevzat Karaca, gıcıklığına, ’Seni sigaraya geri başlatacağız’ diyenler olduğunu söyledi. Ancak hiçbirinden etkilenmediğini dile getiren Karaca, "Sigara uzatılsa da, yanımda içilse de artık benimle bir alakası yok" ifadelerini kullanarak kararlılığını vurguladı. (EE-
Kardiyolojide damar içi görüntüleme dönemi
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:41 Kardiyolojide damar içi görüntüleme dönemi Bodrum Memorial Hastanesi Kardiyoloji Bölümü uzmanları Dr. Yücel Uzun, Doç. Dr. Ahmet Zengin ve Dr. Özgür Ordu, günümüzde yalnızca anjiyografik görüntüye bakılarak verilen kararların bazı vakalarda yetersiz kalabildiğine dikkat çekti. Kardiyoloji alanında damar içi görüntüleme teknolojileri, özellikle sınırda ve kompleks koroner arter hastalıklarında tedavi kararlarını daha güvenilir hale getirerek klinik pratiği dönüştürüyor. Damar içinden ultrasonla ayrıntılı görüntüleme sağlayan intravasküler ultrasonografi (IVUS), klasik anjiyografide net karar verilemeyen durumlarda darlığın derecesini, yapısını ve plak kompozisyonunu yüksek doğrulukla analiz etmeye imkan tanıyor. Uluslararası kardiyoloji kılavuzlarında da önerilen bu yöntem; stent planlaması, işlem sırasında optimizasyon ve stent sonrası kontrol aşamalarında girişimsel kardiyologlara kritik veriler sunuyor. Özellikle ana damar (left main) darlıkları, çok damarlı hastalıklar, uzun segment lezyonlar ve daha önce stentuygulanmış hastalarda IVUS kullanımı, hem işlem başarısını artırıyor hem de gereksiz girişimlerin önüne geçebiliyor. Klasik anjiyografi tek başına yeterli olmayabiliyor Bodrum Memorial Hastanesi Kardiyoloji Bölümü uzmanları Dr. Yücel Uzun, Doç. Dr. Ahmet Zengin ve Dr. Özgür Ordu, günümüzde yalnızca anjiyografik görüntüye bakılarak verilen kararların bazı vakalarda yetersiz kalabildiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, damar içi görüntüleme yöntemlerinin devreye girmesiyle birlikte lezyonun gerçek ciddiyetinin daha objektif değerlendirilebildiğini belirtiyor. IVUS teknolojisi; damar duvarı kalınlığı, plak yükü, kalsifikasyon derecesi ve stent yerleşiminin optimal olup olmadığı gibi parametreleri milimetrik düzeyde analiz edebiliyor. Bu sayede hekimin, damara müdahale gerekip gerekmediği, hangi stentin seçileceği, balon genişletmenin yeterli olup olmayacağı gibi kritik sorulara daha net yanıt vermesi mümkün oluyor. Stent sonrası kontrol ve optimizasyon Damar içi görüntüleme yalnızca karar aşamasında değil, işlem sonrası değerlendirmede de önemli rol oynuyor. Yerleştirilen stentin damar duvarına tam oturup oturmadığı, genişliğinin yeterli olup olmadığı veya ek müdahale gerekip gerekmediği IVUS ile net biçimde görülebiliyor. Bu durum, uzun vadede stent içi daralma (restenoz) ve pıhtı oluşumu riskinin azaltılmasına katkı sağlıyor. Uzmanlar, IVUS eşliğinde yapılan girişimlerin özellikle yüksek riskli hasta gruplarında işlem başarısını ve hasta güvenliğini artırdığını, aynı zamanda gereksiz stent uygulamalarını azaltarak daha kişiselleştirilmiş tedavi planlamasına imkan tanıdığını vurguluyor. Kılavuzların önerdiği yaklaşım Avrupa ve Amerika kardiyoloji kılavuzlarında; ana damar darlıkları, kompleks bifurkasyon lezyonları ve sınırda darlıkların değerlendirilmesinde damar içi görüntüleme yöntemlerinin kullanımı güçlü öneriler arasında yer alıyor. Bu yaklaşım, doğru hasta seçimi ve doğru zamanda müdahale edilmesi açısından önemli bir klinik standart haline geliyor. Vaka örneği: Şüpheli ana damar darlığında gereksiz stentönlendi Bodrum Memorial Kardiyoloji Kliniği’nde değerlendirilen uluslararası bir vakada, yurt dışında farklı bir damara stent uygulanmış bir hastanın anjiyografisi yeniden incelendi. Ana damara da stent takılması yönündeki önceki karara temkinli yaklaşan ekip, damar içi görüntüleme yöntemiyle darlığın gerçek ciddiyetini değerlendirdi. Yapılan IVUS incelemesinde ana damardaki darlığın kritik seviyede olmadığı tespit edildi. Böylece hastaya ek stent ya da bypass operasyonu uygulanmasına gerek kalmadan aynı gün taburcu edilerek ülkesine gönderildi. Uzmanlar, bu tür ileri görüntüleme tekniklerinin doğru hasta seçimi, gereksiz girişimlerin önlenmesi ve sağlık maliyetlerinin azaltılması açısından önemli kazanımlar sağladığını belirtiyor. Deneyim ve teknoloji birlikte gerekli Damar içi görüntüleme işlemlerinin ileri teknoloji ve deneyim gerektirdiğini vurgulayan kardiyoloji uzmanları, kompleks girişimlerin bu alanda tecrübeli ekipler tarafından yapılmasının ve görüntülerin doğru yorumlanmasının tedavi başarısı açısından kritik önem taşıdığını ifade ediyor. Kardiyolojide teknolojik gelişmelerin hızla devam ettiğini belirten uzmanlar, damar içi görüntüleme yöntemlerinin önümüzdeki dönemde daha fazla merkezde standart uygulama haline gelmesinin beklendiğini, bunun da hastalar için daha güvenli ve kişiye özel tedavi seçenekleri anlamına geldiğini vurguluyor.
"Oruç, zihinsel berraklığı artırıyor"
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:18 "Oruç, zihinsel berraklığı artırıyor" Orucun beyinde bazı biyolojik değişimlere yol açtığına değinen Psikolog Dilara Dalyan, "Orucun ilk günlerinde vücut glikoz depolarını kullanır. Yaklaşık 3-4 gün sonra yağ yakımı başladığında beyin alternatif bir enerji kaynağına geçer. Bu süreç, bireyde zihinsel berraklık ve farkındalık hissinin artmasını sağlar. Ayrıca, oruç nedeniyle oluşan açlık beyinde BDNF (Beyin Türetilmiş Nörotrofik Faktör) adlı proteinin üretimini artırır. Bu protein yeni sinir hücrelerinin oluşumunu desteklerken, öğrenme ve hafıza fonksiyonlarını da olumlu etkileyebilir" dedi. Ramazan ayının yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik açıdan da önemli bir arınma ve denge süreci olduğunu belirten VM Medical Park Florya Hastanesi’nden Psikolog Dilara Dalyan, orucun bireyin öz denetim becerilerini güçlendirdiğini ve zihinsel dayanıklılığı artırdığını söyledi. Oruç tutmanın bir tür irade egzersizi olduğuna dikkat çeken Psk. Dalyan, "Açlık dürtüsünü kontrol edebilmek, beynin karar verme ve irade merkezi olan prefrontal korteksin daha aktif çalışmasını sağlar. Bu durum bireyin stresle baş etme kapasitesini artırır ve psikolojik dayanıklılığı güçlendirir" diye konuştu. "Öğrenme ve hafızayı olumlu etkiliyor" Uzun süreli açlığın beyinde bazı biyolojik değişimlere yol açtığına değinen Psk. Dalyan, "Orucun ilk günlerinde vücut glikoz depolarını kullanır. Yaklaşık 3-4 gün sonra yağ yakımı başladığında beyin alternatif bir enerji kaynağına geçer. Bu süreç, bireyde zihinsel berraklık ve farkındalık hissinin artmasına katkı sağlar" dedi. Açlığın beyinde BDNF (Beyin Türetilmiş Nörotrofik Faktör) adlı proteinin üretimini artırdığını vurgulayan Psk. Dalyan, "Bu protein yeni sinir hücrelerinin oluşumunu desteklerken, öğrenme ve hafıza fonksiyonlarını da olumlu etkileyebilir" ifadelerini kullandı. "Ramazan empati ve şükran duygusunu güçlendirir" Ramazan ayının toplumsal bağları da kuvvetlendirdiğine dikkat çeken Psk. Dalyan, "Oruç tutan birey, açlığı yalnızca bilmekle kalmaz, bizzat deneyimler. Bu durum empatiyi artırır. Aynı anda milyonlarca insanın oruç açması, güçlü bir aidiyet ve birlik duygusu oluşturur" açıklamasında bulundu. Pozitif psikolojide şükran duygusunun mutlulukla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Psk. Dalyan, "İftar sofrasında yaşanan farkındalık, bireyin sahip olduklarına odaklanmasını sağlar. Bu da yaşam doyumunu artırarak kronik mutsuzluğa karşı koruyucu etki oluşturur" şeklinde konuştu. "Öfke ve sinirliliğe dikkat" Ramazan’da görülen öfke ve sinirliliğin genellikle kan şekeri düşüklüğü, uyku düzeninin bozulması ve kafein yoksunluğuna bağlı olduğunu ifade eden Psk. Dalyan, şu önerilerde bulundu: "Öfke anlarında 4-7-8 nefes tekniği uygulanabilir. Sahur sonrası uyku düzeni korunmalı veya gün içinde kısa süreli dinlenmeler yapılmalıdır. Önemli kararlar iftar sonrasına bırakılmalı ve günlük yaşam temposu bilinçli şekilde yavaşlatılmalıdır." "Dijital detoks ruhsal etkiyi artırır" Ramazan’ın sadece beslenme değil, aynı zamanda dijital alışkanlıklar açısından da bir arınma fırsatı sunduğunu dile getiren Psk. Dalyan, "İftar ve sahur arasında telefon ve ekran süresini azaltıp sevdiklerimizle iletişime yönelmek, dopamin bağımlılığını azaltarak ruhsal iyilik halini güçlendirir" dedi. Ramazan ayının sabır, erteleme ve farkındalık becerilerini geliştirdiğini belirten Psk. Dalyan, "Ramazan, tabağımızdaki yemeği azaltırken ruhumuzdaki öfke, sabırsızlık ve hırsı da törpüler. Bu süreç, bireyin hem zihinsel hem duygusal olarak yenilenmesine katkı sağlar" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
Op. Dr. Adil Güçal Güçlü: "Taş düşüren hastada 5 yıl içinde tekrarlama riski yüzde 50"
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:07 Op. Dr. Adil Güçal Güçlü: "Taş düşüren hastada 5 yıl içinde tekrarlama riski yüzde 50" Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, taş düşüren hastalarda 5 yıl içinde tekrarlama riskinin yüzde 50’ye kadar çıktığını söyledi. Üriner sistem taş hastalığının dünya genelinde acil servise başvuruların en sık nedenlerinden biri olduğunu belirten Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, hastalığın yalnızca cerrahi değil, aynı zamanda metabolik bir süreç olduğuna dikkat çekti. Erkeklerde yaşam boyu görülme sıklığının yüzde 12, kadınlarda ise yüzde 6 civarında olduğunu ifade eden Güçlü, özellikle yetersiz sıvı tüketiminin taş oluşumunda temel etken olduğunu kaydetti. "Şiddetli ağrı en sık karşılaşılan belirti" Taşın idrar akışını engellemesi sonucu böbrek içinde basınç artışı meydana geldiğini belirten Op. Dr. Güçlü, "Bu durum bel ve yan bölgede başlayıp kasığa vuran, doğum sancısı ile kıyaslanan şiddetli ağrıya neden olur. Taşın dokulara teması sonucu idrarda kan görülebilir. Ayrıca bulantı, kusma, ateş, titreme ve idrar yaparken yanma da belirtiler arasında yer alır. Hastalarda bu şikayetlerin bir ya da birkaçı aynı anda görülebilir" dedi. "Tanıda altın standart kontrastsız BT" Tanı yöntemlerine değinen Güçlü, "Kontrastsız bilgisayarlı tomografi günümüzde altın standarttır. Taşın boyutunu, yerini ve sertliğini net şekilde gösterir. Ultrasonografi ise radyasyon içermemesi nedeniyle özellikle gebeler ve çocuklarda ilk tercihtir ancak kanala düşmüş küçük taşları her zaman göstermeyebilir. Ayrıca tam idrar tetkiki ve böbrek fonksiyon testleri de değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Ameliyatsız tedaviler mümkün" Taşın boyutuna ve böbreğe verdiği hasara göre tedavi planının belirlendiğini aktaran Güçlü, "5 milimetrenin altındaki taşlarda bol su tüketimi ve kanal gevşetici ilaçlarla taşın kendiliğinden düşmesi beklenebilir. Ancak şiddetli ağrı, böbrek fonksiyonlarında bozulma veya enfeksiyon varlığında cerrahi müdahale gerekebilir. ESWL şok dalga tedavisi ya da kapalı lazer yöntemleri uygulanabilir. Daha büyük taşlarda kapalı böbrek cerrahisi tercih edilebilir" şeklinde konuştu. "Taş oluşumunu önlemek için 5 altın kural" Taş hastalığının tekrarlama riskine dikkat çeken Op. Dr. Güçlü, korunma yollarını ise şu şekilde sıraladı: "Günlük en az 2,5-3 litre su tüketilmeli, idrar rengi berrak olmalı. Günlük tuz tüketimi 5 gram ile sınırlandırılmalı. Kalsiyum ve oksalat dengesi sağlanmalı, yüksek oksalatlı gıdalar kontrollü tüketilmeli. Aşırı kırmızı et tüketiminden kaçınılmalı. Tekrarlayan taşlarda mutlaka taş analizi ve 24 saatlik idrar analizi yapılarak kişiye özel diyet planı oluşturulmalı." Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, düzenli takip ve yaşam tarzı değişiklikleri ile taş hastalığının tekrarının büyük ölçüde önlenebileceğini sözlerine ekledi.
Sigarayı bırakmak zor değil
19 Şubat 2026 Perşembe - 09:57 Sigarayı bırakmak zor değil Sigarayı bırakmanın mümkün olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Başak Mutlu, bu süreçte sigarayı bırakmak için tarih belirlemenin önemli olduğunu söyledi. Mutlu, "Bir tarih belirlenmesi, kişilerin sigarayı bırakacakları sürece kendilerini hazırlamasında yardımcı olacaktır. Belirlenen tarihin ise mümkün olduğunca yakın ve stressiz bir dönem olmasına dikkat edilmelidir" dedi. Sigarayı bırakma sürecinde kişinin, kendisine sigarayı hatırlatacak mekân, insan ve ritüellerden uzak durmasının oldukça faydalı olacağına dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Başak Mutlu, "Meselâ kahveyle birlikte sigara içen birinin, sigarayı bırakma döneminde kahve tüketimini azaltmasını ya da kesmesini öneriyoruz. Yemeklerden sonra gelen sigara içme isteğiyle baş etmek için de yürüyüş yapmak denenebilir. Sigarayı bırakmak zaman alan bir süreçtir. Bazı günlerin rahat, bazı günlerin zor geçmesi, doğal ve beklenen bir süreçtir" ifadelerini kullandı. Kişilerin, sigarayı bırakmakla birlikte elde edecekleri avantajları bir liste olarak hazırlayıp, zorlandığı zamanlarda bu listeye bakmasının motive edici olabileceğini belirten Özel Medicana Bursa Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Başak Mutlu "İlk birkaç hafta içinde huzursuzluk, konsantre olmakta zorlanma, yeme isteğinde artış, kolay öfkelenme, bunalma gibi yoksunluk belirtileri görülebilir. Bunlar normal ve geçici belirtilerdir. Bu dönemde bir psikiyatri hekimine görünüp ilaç desteği almak, bu sürecin rahat geçmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. Sigara kullanımında, fiziksel bağımlılığın yanı sıra, psikolojik bağımlılığın da önemli rol oynadığına dikkat çeken Mutlu, "Bu alanda çalışan bir klinik psikologdan destek almak, hem bağımlılığın psikolojik etkileriyle baş etmekte hem de sigarayı bırakma davranışını sürdürmekte kişilere yardımcı olabilir. Unutulmamalıdır ki, bir kez bağımlı olan kişi, bağımlılıktan kurtulmuş olsa bile tekrar bağımlı olmaya adaydır. Dolayısıyla, sigarayı bıraktıktan sonra kişiler kendilerini test etmekten kaçınmalıdır" dedi.
Kahta Devlet Hastanesi’nde böbrek taşı tedavisinde yeni dönem
19 Şubat 2026 Perşembe - 09:40 Kahta Devlet Hastanesi’nde böbrek taşı tedavisinde yeni dönem Adıyaman’ın Kahta Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği’nde pulsed Ho:YAG lazer teknolojisi kullanılarak kapalı yöntemle böbrek taşı tedavisi başarıyla uygulanmaya başlandı. Yeni sistem sayesinde böbrek, üreter ve mesane taşları modern, güvenli ve etkin yöntemlerle tedavi ediliyor. Gerçekleştirilen ameliyatlar, Üroloji Uzmanları İsmail Eyüp Dilek ve İbrahim Sibal tarafından başarıyla yapıldı. Bu gelişmeyle birlikte hastanede perkütan nefrolitotomi, endoskopik üreter taşı tedavisi ve endoskopik mesane taşı ameliyatları da lazer destekli kapalı yöntemlerle uygulanmaya başlandı. Yeni lazer teknolojisinin hastalara daha az ağrı, daha kısa hastanede kalış süresi ve hızlı iyileşme imkânı sunduğunu belirten Kâhta Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mustafa Akel, uygulamanın bölge halkı açısından önemli bir kazanım olduğu vurguladı. Mustafa Akel, "Hastanemizde teknolojik altyapıyı güçlendirmeye ve vatandaşlarımıza en güncel tedavi yöntemlerini sunmaya devam ediyoruz. Pulsed Ho:YAG lazer teknolojisiyle birlikte böbrek ve idrar yolu taşlarının tedavisinde önemli bir aşama kaydedilmiş oldu. Bu başarılı uygulamada emeği geçen üroloji hekimlerimize, anestezi ekibimize ve ameliyathane personelimize teşekkür ediyorum. İlçemize ve bölgemize hayırlı olsun" dedi. Yeni uygulamayla Kahta Devlet Hastanesi, ürolojik taş hastalıklarının tedavisinde modern ve güvenilir yöntemleri başarıyla hayata geçiren sağlık merkezleri arasında yerini aldı.
Ramazan’da dengeli beslenme uyarısı: "Sağlıklı bir Ramazan için anahtar kelime: Denge"
19 Şubat 2026 Perşembe - 09:34 Ramazan’da dengeli beslenme uyarısı: "Sağlıklı bir Ramazan için anahtar kelime: Denge" Ramazan ayında uzun süreli açlık ve değişen öğün düzeninin vücut üzerindeki etkileri yeniden gündeme geldi. Oruç süresince metabolik dengenin korunması, gün boyu enerjinin sürdürülebilmesi ve kilo kontrolünün sağlanması için beslenme planının bilinçli şekilde yapılandırılması gerektiği belirtiliyor. İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hatice Merve Bayram, Ramazan’da sağlıklı beslenmenin temel prensiplerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Uzun süreli açlık, öğün saatlerinin değişmesi ve sıvı alımının kısıtlanmasının dikkatli planlama gerektirdiğini belirten Doç. Dr. Bayram, "Ramazan ayında uzun süreli açlık, öğün düzeninin değişmesi ve sıvı alımının kısıtlanması, beslenme planının dikkatle yapılandırılmasını gerektirir. Bu dönemde hem metabolik dengeyi korumak hem de gün boyu enerjiyi sürdürebilmek için sahur ve iftar öğünlerinin bilinçli planlanması büyük önem taşır" dedi. "Sahur gün boyu enerjinin temelini oluşturur" Sahur öğününün atlanmaması gerektiğini belirten Doç. Dr. Bayram, "Sahur gün boyu enerjinin temelini oluşturan ve metabolizmanın yükünü hafifleten ana öğündür. Sahur öğünü atlandığında kan şekeri daha hızlı düşer, halsizlik ve konsantrasyon kaybı artar. Bu nedenle sahurun mutlaka yapılması önerilir. Sahurda tam tahıllı ürünler, yeterli protein kaynakları ve sağlıklı yağlar tercih edilmelidir. Lif içeriği yüksek besinler mide boşalmasını geciktirerek tokluk süresini uzatır ve kan şekeri dalgalanmalarını azaltır. Aşırı tuzlu ve işlenmiş ürünlerden kaçınılmalıdır, çünkü bu tür besinler gün içinde susuzluk hissini artırır" ifadelerini kullandı. Tok kalma amacıyla ağır ve yağlı besinlere yönelmenin doğru olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Bayram, "Tok tutsun diye ağır ve yağlı yemekler tercih etmek rahatsızlığı artırabilir. Kızartmalar, makarna, pilav, tuzlu besinler ve işlenmiş et ürünleri susuzluğa ve mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Bu nedenle çorba, az yağ ile hazırlanmış zeytinyağlılar veya hafif kahvaltı seçeneklerinden biri tercih edilmelidir" dedi. İftarda hızlı ve aşırı tüketim risk oluşturuyor İftar sofralarında yapılan hatalara dikkat çeken Doç. Dr. Bayram, "İftar sofralarında en sık yapılan hatalardan biri çok hızlı ve yüksek miktarda yiyecek tüketmektir. Bu durum uzun süreli açlığın ardından kan şekeri dalgalanmalarına ve mide sorunlarına yol açabilir. İftara su ile başlanmalı, küçük bir porsiyon hurma veya zeytin ve hafif bir çorba ile devam edilmelidir. Ana yemeğe geçmeden önce 10-15 dakika ara verilmesi tokluk sinyallerinin oluşmasına yardımcı olur ve kilo dengesini korur. Çorba, etli sebze yemekleri, kuru baklagiller, yağsız kırmızı et, tavuk veya balık gibi protein kaynaklarına yer verilebilir. Bunun yanında ölçülü miktarda pilav, makarna ya da börek tüketilebilir. Yemeklerin hazırlanışında kızartma yönteminden kaçınılmalı, katı yağ kullanılmamalı ve porsiyonlar gereğinden büyük tutulmamalıdır" ifadelerini kullandı. Haftada 1-2 kez kurubaklagil tüketiminin bitkisel protein ve lif alımını artıracağını belirten Doç. Dr. Bayram, "Salata ve meyve tüketimi vitamin ve mineral alımına katkı sağlarken, içerdiği diyet lifi sayesinde bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olur. Bu yaklaşım Ramazan döneminde sık görülebilen sindirim sorunlarının önlenmesinde destekleyici rol oynar. Tatlı tüketimi planlanacaksa şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyve bazlı alternatifler tercih edilmelidir" dedi. "İftar ile sahur arasında en az 1,5-2 litre su" Ramazan ayında sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Bayram, "Ramazan ayında en sık yapılan hatalardan biri yetersiz sıvı alımıdır. İftar ile sahur arasında en az 1,5-2 litre su tüketimi hedeflenmelidir. Sıvı ihtiyacı yalnızca çay ve kahve ile karşılanmamalıdır. Aşırı kafein tüketimi sıvı kaybını artırabilir. Gazlı içecekler fazla miktarda şeker içerir ve mide gazı şikâyetlerine yol açabilir. Aşırı şekerli içecekler yerine su, maden suyu, şekersiz komposto ve bitki çayı tercih edilmelidir" dedi. Risk grupları ve kilo kontrolü uyarısı Kronik hastalığı bulunan bireylerin dikkatli olması gerektiğini ifade eden İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hatice Merve Bayram, "Diyabet, hipertansiyon, böbrek hastalığı ve mide rahatsızlıkları gibi kronik hastalığı olan bireyler oruç tutmadan önce mutlaka sağlık profesyoneline danışmalıdır. Kan şekeri regülasyonu açısından diyabetli bireylerde bireyselleştirilmiş beslenme planı şarttır. Ramazan döneminde beslenme düzeni doğru planlanmadığında hem istenmeyen kilo artışı hem de kontrolsüz ve hızlı kilo kaybı görülebilir. Metabolik dengeyi korumak için bazı temel prensiplere dikkat etmek yeterlidir" ifadelerini kullandı. "Bilinçsiz atıştırmalar kilo artışının en önemli nedenlerinden biri" Kilo kontrolü için önerilerini de ayrıca sıralayan Doç. Dr. Bayram, "Porsiyon farkındalığı oluşturulmalıdır. Sebze ve salata miktarı artırılmalı, enerji yoğun ana yemekler ölçülü porsiyonlarda tüketilmelidir. Beyaz ekmek ve rafine tahıllar yerine tam tahıllı ürünler tercih edilmelidir. Tatlı tüketimi tamamen yasaklanmak zorunda değildir; ancak sıklık ve porsiyon kontrolü önemlidir. Haftada 2-3 kez küçük porsiyonlarda sütlü veya meyve içeren tatlılar tercih edilmelidir. Tatlıyı iftardan hemen sonra değil, 1-2 saat sonrasına planlamak sindirim açısından daha uygundur. İftar ile sahur arasında bilinçsiz atıştırmalar kilo artışının en önemli nedenlerinden biridir. Yüksek kalorili atıştırmalıklar yerine yoğurt, meyve veya çiğ kuruyemiş gibi dengeli seçenekler tercih edilmelidir. Yetersiz protein alımı kas kaybına yol açabilir. Sahurda yumurta ve süt ürünleri; iftarda ise et, tavuk, balık veya kuru baklagillerle yeterli protein sağlanmalıdır" ifadelerini kullandı. Fiziksel aktivite ve uyku düzenine de değinen Doç. Dr. Bayram, "İftardan sonra yapılacak 20-30 dakikalık tempolu yürüyüş sindirimi destekler ve enerji dengesine katkı sağlar. Uzun süreli açlık döneminde ağır egzersizlerden kaçınılmalıdır. Yetersiz uyku iştah hormonlarını etkileyerek aşırı yeme eğilimini artırabilir. Bu nedenle düzenli ve yeterli uyku kilo kontrolünün önemli bir parçasıdır" dedi. Ramazan ayının bilinçli planlandığında hem ruhsal hem de fiziksel olarak olumlu etkiler sağlayabileceğini belirten Doç. Dr. Hatice Merve Bayram, "Sağlıklı bir Ramazan için anahtar kelime denge" ifadeleriyle açıklamalarını tamamladı. Uzmanlara göre Ramazan sürecinin sağlıklı geçirilebilmesi için öğün planlamasının bilinçli yapılması, sıvı tüketiminin artırılması ve porsiyon kontrolünün sağlanması büyük önem taşıyor. Dengeli bir yaklaşımın hem metabolik sağlığı koruduğu hem de kilo kontrolünü desteklediği vurgulanıyor.