Son Dakika
|
Brent petrol 100 doların altına geriledi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İspanya Başbakanı Sanchez ile telefonda görüştü
Levent’teki çatışmada kurşunlar çevredeki binalara isabet etti
İran: "ABD kırmızı çizgileri aşarsa yanıtımız bölgenin ötesine geçecek"
Levent’teki çatışma ile ilgili gözaltı sayısı 5’e yükseldi
Trump: "Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri gelmeyecek"
Bakan Gürlek’ten İsrail Konsolosluğu önündeki çatışmayla ilgili açıklama
MUBRAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Levent Arkan tutuklandı
İsrail Konsolosluğu yakınındaki çatışmada 3 saldırgan etkisiz hale getirildi
Aralarında Mustafa Ceceli, Melek Mosso, Simge Sağın’ın da bulunduğu ünlü isimlere uyuşturucu operasyonu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Khartoum’s Marina Park Reopens After Years of War
Brent petrol 100 doların altına geriledi
Kadıköy’de plakasız motosikletin tehlikeli yolculuğu kamerada
Bayern Münih ve Arsenal avantajı kaptı
Ateşkesin ardından İran’dan İsrail’e yeni füze saldırıları
İran’dan BAE, Bahreyn ve Kuveyt’e yeni saldırılar
ABD basını: "ABD, İran’a yönelik tüm saldırıları durdurdu"
Bakan Fidan, Pakistanlı mevkidaşı ile telefonda konuştu
SAĞLIK
Kütahya Şehir Hastanesi’nde ’Sigara Bırakma Polikliniği’ hizmete başladı
08 Nisan 2026 Çarşamba - 09:53:41
Kütahya Şehir Hastanesi bünyesinde sigarayla mücadele kapsamında Sigara Bırakma Polikliniği hizmet vermeye başladı. Hastane Başhekimi Halil İbrahim Şişman, polikliniğin toplum sağlığı açısından önemli bir adım olduğunu vurguladı. Başhekim Şişman yaptığı açıklamada, Sağlık Bakanlığı öncülüğünde yürütülen sağlıklı yaşam çalışmalarına dikkat çekerek, sigara bağımlılığını azaltmayı hedeflediklerini belirtti. Polikliniğin, hastanenin T2 Blok zemin katında her çarşamba günü hizmet verdiğini ifade etti. Sigara bırakmak isteyen vatandaşların ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı ve MHRS Merkezi Hekim Randevu Sistemi üzerinden randevu alabileceğini belirten Şişman, süreçte uzman hekimler eşliğinde kişiye özel tedavi planlarının oluşturulduğunu söyledi. Poliklinikte; sigara bırakma yöntemleri hakkında bilgilendirme, yoksunluk belirtilerine yönelik tedavi desteği, nikotin yerine koyma tedavileri ve ilaç desteği, beslenme ve diyet danışmanlığı hizmetleri sunuluyor. Başhekim Halil İbrahim Şişman, sigarayı bırakma sürecinde profesyonel desteğin önemine dikkat çekerek, "Kendi başına sigarayı bırakma oranı yalnızca yüzde 7 iken, rehberlik ve düzenli takip ile bu oran yüzde 56’ya kadar çıkmaktadır" dedi. Toplum sağlığını koruma ve geliştirme hedefiyle çalışmaların sürdüğünü belirten Şişman, tüm vatandaşları sağlıklı yaşam için sigarayı bırakmaya davet etti.
08 Nisan 2026 Çarşamba - 09:53
Ömrünü tamamlamış içme su hatları yenileniyor
Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, Muğla genelinde ömrünü tamamlamış su isale hatlarını yenileme çalışmasını sürdürürken, vatandaşların tapulu arazisi içinde kalan su isale hatlarını da şahıs arazisi dışına çıkarıyor. MUSKİ Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamada, "İlimiz genelinde kullanım ömrünü tamamlamış ve arıza kaynaklı kesintilere neden olan içme suyu hatlarını yenileme çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Bu kapsamda Ortaca ilçemizde, Muğla Büyükşehir Belediyesinin sıcak asfalt çalışmaları öncesinde, Güzelyurt ve Fevziye mahalleleri arasında yer alan, vatandaşlarımızın arazilerinden geçen ve arıza durumlarında müdahaleyi zorlaştıran toplam 4 bin 250 metrelik hattın Bin 500 metrelik kısmını tamamladık. Çalışmalar kapsamında hattı yol güzergâhına alarak arızalara daha hızlı müdahale edilmesini sağlarken, basınç ve kesinti sorunlarını da ortadan kaldırıyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ın vatandaşlarımıza kesintisiz içme suyu sağlanması yönündeki hassasiyeti doğrultusunda çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" denildi.
08 Nisan 2026 Çarşamba - 09:50
"Gebelik zehirlenmesi hem anneyi hem bebeği tehdit ediyor"
Halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak bilinen preeklampsinin gebelikte görülebilen ciddi bir komplikasyon olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Bergen Laleli Koç, "Preeklampsi genellikle gebeliğin 20’nci haftasından sonra ortaya çıkar. Yüksek tansiyon ile idrarda protein kaçağıyla seyreden bir durumdur. Bu tabloya böbrek, karaciğer ve diğer organ sistemlerini etkileyen bazı bulgular da eşlik edebilir. Preeklampsinin temelinde plasentanın gelişimindeki bazı bozuklukların rol oynadığı düşünülmektedir. Bu durum anne damarlarında daralmaya ve tansiyon yükselmesine yol açabilir" dedi. Gebelikte hem anne hem de bebeğin sağlığını etkileyebilen önemli sağlık sorunlarından biri olan preeklampsi, halk arasında "gebelik zehirlenmesi" olarak biliniyor. Özellikle gebeliğin ikinci yarısında ortaya çıkabilen bu durumun erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabileceğini kaydeden VM Medical Park Maltepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum (Jinekoloji) Uzmanı Doç. Dr. Bergen Laleli Koç, anne adaylarının gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek bazı belirtiler konusunda dikkatli olması gerektiğini söyledi. "Genellikle 20’nci haftadan sonra ortaya çıkar" Preeklampsinin gebelikte görülebilen ciddi bir komplikasyon olduğunu ifade eden Doç. Dr. Koç, "Gebelik zehirlenmesi olarak bilinen preeklampsi, genellikle gebeliğin 20’nci haftasından sonra ortaya çıkan ve yüksek tansiyon ile idrarda protein kaçağıyla seyreden bir durumdur. Bu tabloya böbrek, karaciğer ve diğer organ sistemlerini etkileyen bazı bulgular da eşlik edebilir. Preeklampsinin temelinde plasentanın gelişimindeki bazı bozuklukların rol oynadığı düşünülmektedir. Bu durum anne damarlarında daralmaya ve tansiyon yükselmesine yol açabilir" diye konuştu. "Gebeliğin ikinci yarısında daha sık görülür" Preeklampsinin çoğunlukla gebeliğin ikinci yarısında görüldüğünü belirten Doç. Dr. Koç, "Bu durum özellikle 32’nci haftadan sonra daha sık görülmekle birlikte bazı gebeliklerde daha erken haftalarda da ortaya çıkabilir. Bu nedenle gebelik sürecinde düzenli kontrollerin yapılması hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşır" şeklinde konuştu. "Bebeğin anne karnında kaybına yol açabilir" Preeklampsinin erken fark edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabileceğini dile getiren Doç. Dr. Bergen Koç, şu bilgileri paylaştı: "Anne adayında yüksek tansiyon, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarında bozulma, pıhtılaşma sorunları ve görme problemleri gelişebilir. Nadir durumlarda ise preeklampsi adı verilen ve nöbetlerle seyreden hayati risk taşıyan bir tablo ortaya çıkabilir. Bebek açısından da bazı riskler söz konusu olabilir. Preeklampsi durumunda plasentaya giden kan akımı azalabilir. Bu durum bebeğin yeterli oksijen ve besin alamamasına bağlı olarak gelişme geriliğine, erken doğuma ve bazı durumlarda bebeğin anne karnında kaybına yol açabilir. Bu yüzden preeklampsi, gebelik takibinde özellikle dikkat edilmesi gereken durumlardan biridir." "Bu belirtiler varsa doktora başvurun" Anne adaylarının bazı belirtiler konusunda dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Koç, "Şiddetli ve geçmeyen baş ağrısı, görmede bulanıklık veya ışık çakmaları, yüz ve ellerde ani şişlik, hızlı kilo artışı, mide üst kısmında ağrı ve nefes darlığı gibi belirtiler görülebilir. Bu bulgular her zaman preeklampsi anlamına gelmeyebilir ancak özellikle şiddetli baş ağrısı, görme değişiklikleri ve ani gelişen ödem durumlarında vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır" dedi. "Bazı anne adaylarında risk daha yüksek" Preeklampsi gelişme riskinin bazı durumlarda daha yüksek olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Koç, "İlk gebelik, önceki gebelikte preeklampsi öyküsü, kronik hipertansiyon, diyabet veya böbrek hastalığı, obezite, ileri anne yaşı ve çoğul gebelikler risk faktörleri arasında yer alır. Ayrıca ailede preeklampsi öyküsünün bulunması da riski artırabilir. Bu yüzden risk grubundaki anne adaylarının gebelik takiplerinin daha yakından yapılması gerekir" açıklamasında bulundu. "Düzenli kontroller erken tanı sağlar" Gebelik kontrollerinin preeklampsinin erken teşhisinde kritik rol oynadığını belirten Doç. Dr. Bergen Koç, "Her kontrolde yapılan tansiyon ölçümü ve idrar testleri sayesinde preeklampsi çoğu zaman henüz ciddi belirtiler ortaya çıkmadan fark edilebilir. Ayrıca ultrason ve doppler incelemeleri ile bebeğin gelişimi ve plasentaya giden kan akımı değerlendirilebilir. Risk faktörü olan gebelerde gebeliğin erken döneminde düşük doz aspirin tedavisi gibi koruyucu yaklaşımlar da uygulanabilir. Bu nedenle gebelik sürecinde kontrollerin aksatılmaması hem anne hem de bebek sağlığı açısından hayati önem taşır" dedi. "Tedavide gebelik haftası belirleyici" Preeklampsi tanısı konulduğunda tedavi sürecinin gebeliğin haftasına ve hastalığın şiddetine göre planlandığını söyleyen Doç. Dr. Koç, "Preeklampsinin kesin tedavisi çoğu zaman doğumdur. Ancak hafif olgularda anne ve bebeğin durumu yakından izlenerek gebeliğin güvenli şekilde devam etmesi sağlanabilir. Bu süreçte tansiyon kontrolü, kan ve idrar testleri ile bebeğin gelişimi düzenli olarak takip edilir. Daha ağır durumlarda ise anne adayının hastanede yatırılarak izlenmesi ve gerekli tedavilerin uygulanması gerekebilir" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı yaşam riski azaltabilir" Anne adaylarının bazı önlemlerle riskleri azaltabileceğini belirten Doç. Dr. Bergen Laleli Koç, "Düzenli gebelik kontrollerini aksatmamak, sağlıklı ve dengeli beslenmek, aşırı kilo alımından kaçınmak ve doktorun önerdiği fiziksel aktiviteyi sürdürmek önemlidir. Sigara gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durulması ve tansiyon kontrollerinin düzenli yapılması da büyük önem taşır" dedi. Preeklampsinin günümüzde düzenli takip ve erken tanı sayesinde çoğu gebelikte güvenli şekilde yönetilebildiğini vurgulayan Doç. Dr. Koç, "Anne adaylarının gebelik boyunca vücutlarında fark ettikleri değişiklikleri mutlaka hekimleriyle paylaşmaları hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşır" şeklinde konuştu.
08 Nisan 2026 Çarşamba - 09:39
Çermik’te okul kantinleri denetlendi
Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde okul kantinleri İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ile İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri tarafından denetlendi. İlçe merkezindeki okullarda, Tarım ve Orman Müdürlüğü, İlçe Sağlık Müdürlüğü ve İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) birimleri tarafından denetimler gerçekleştirildi. İlçe Milli Eğitim Müdürü Cevat Baran, ’’Öğrencilerimizin sağlıklı ve güvenli ortamlarda eğitim görmesi adına yapılan çalışmalar aralıksız devam etmektedir’’ dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Nisan 2026 Pazartesi- 09:30
Malatya vertigo tedavisinde bölgenin referans noktası
2
06 Nisan 2026 Pazartesi- 11:29
’Kırlangıç otu kullanımı’na dikkat, uzmanlar uyarıyor: "Gözlerine suyunu damlattı, göremez hale geldi"
3
07 Nisan 2026 Salı- 10:31
Sağlık çalışanları kortta buluştu: Hareketli yaşam için raketler konuştu
4
07 Nisan 2026 Salı- 10:27
Kütahya’da 4 yaşındaki hastaya umut olan başarılı beyin ameliyatı
5
01 Nisan 2026 Çarşamba- 11:57
Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var
03 Kasım 2025 Pazartesi - 12:49
Karabük Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesine "Engelli Diş Tedavi Ünitesi" tescili
Karabük Ağız ve Diş Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, engelli bireylerin ağız ve diş sağlığı hizmetlerine erişimini artırmak amacıyla yürüttüğü çalışmalar sonucunda Sağlık Bakanlığı tarafından "Engelli Diş Tedavi Ünitesi" olarak tescillendi. Hastane, alınan bu tescil ile birlikte lokal kliniklerde ve 5 yataklı genel anestezi ünitesinde engelli yetişkin ve çocuk hastalara yönelik diş tedavilerini alanında uzman diş hekimleri ve sağlık personeli eşliğinde sürdürüyor. Engelli bireylerin eşit ve güvenli sağlık hizmetine erişiminin öncelikleri arasında yer aldığını vurgulayan hastane yönetimi, bu gelişmenin bölgedeki önemli bir ihtiyacı karşıladığını ifade etti. Başhekim Prof. Dr. Ahmet Taylan Çebi, birim tescil sürecine destek olan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na, Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Dr. Hakan Usta’ya ve Karabük İl Sağlık Müdürü Op. Dr. İsmail Kara’ya teşekkür ederek şunları söyledi: "Karabük ADSEAH olarak engelli bireylerimizin ve tüm vatandaşlarımızın ağız ve diş sağlığı ihtiyaçlarını en yüksek kalite standartlarında karşılamak için çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Hizmet çıtamızı yükselterek daha etkin, erişilebilir ve nitelikli sağlık hizmeti sunmayı sürdüreceğiz."
03 Kasım 2025 Pazartesi - 12:48
Çayırova Devlet Hastanesi’nin temel betonu dökülüyor
Çayırova Devlet Hastanesi’nin inşaatında temel beton dökme işlemine başlandı. Çayırova Belediye Başkanı Bünyamin Çiftçi, yapımı devam eden hastane şantiye alanında incelemelerde bulunarak, temel beton dökümü çalışmalarını yerinde takip etti. Temel demir bağlama imalatlarının tamamlandığı alanda gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında, hafta sonu 2 bin 300 metrekarelik alana 1,30 metre yükseklikte 2 bin 900 metreküp beton serimi yapıldı. Bu çalışmayla hastane inşaatının tüm temel betonunun yüzde 30’unun tamamlandığı belirtildi. Yetkililerden bilgi alan Başkan Çiftçi, yaptığı açıklamada, "Çayırova Devlet Hastanemizin temel betonunu dökmeye başladık. Bu günleri bizlere nasip eden Rabb’imize sonsuz hamdolsun. Çayırovalı kardeşlerim, bildiğiniz gibi Çayırova Devlet Hastanemizin inşaatını hızlı bir şekilde yapıyoruz. Daha birkaç gün önce demirini bağladığımız temelin, betonunu döküyoruz. İnşallah Çayırovalı kardeşlerimizin de burada şifa bulacağı bir hastane inşaatını tamamlayacağız" dedi. Şantiye alanında istinat duvarı, diğer alanlarda temel demir bağlama ve gro beton serimi çalışmalarının da devam ettiği öğrenildi. Taban alanı 8 bin 700 metrekare, yapı inşaat alanı ise 45 bin 518 metrekare olan Çayırova Devlet Hastanesi, 200 yataklı olarak planlandı. Hastanede 51 yoğun bakım yatağı, 75 poliklinik, 6 ameliyathane, doğumhaneler, 26 acil müşahede yatağı, 8 diyaliz ünitesi yer alacak ve bina deprem izolatörlü olarak inşa edilecek.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 12:46
Mehmet Aydın Aile Sağlığı Merkezi hizmete açıldı
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Fatih Aile Sağlığı Merkezi, yeni binasında Mehmet Aydın Aile Sağlığı Merkezi adıyla hizmet vermeye başladı. Modern standartlarda inşa edilen merkez, vatandaşlara muayene, bebek-çocuk izlemleri, aşılama, gebe takibi, kronik hastalık yönetimi ve koruyucu sağlık hizmetleri sunuyor. Erzincan halkının sağlık hizmetlerine daha kolay ve konforlu erişimi hedefleyen merkez, güçlü kadrosu ve gelişmiş altyapısıyla birinci basamak sağlık hizmetlerini etkin şekilde sağlamayı amaçlıyor. Adres: Fatih Mahallesi 700. Sokak No: 7, Merkez / Erzincan
03 Kasım 2025 Pazartesi - 12:21
İç organları göğüs boşluğuna dolan bebek, başarılı ameliyatla hayata tutundu
Doğuştan Bochdalek hernisi (diyafram fıtığı) teşhisi konulan ve iç organları göğüs boşluğuna dolan bebek, Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde yapılan başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Doğuştan diyafram fıtığı teşhisi konulan ve iç organları göğüs boşluğuna dolan bebek, başka bir hastaneden 53 günlükken solunum sıkıntısı nedeniyle Fethi Sekin Şehir Hastanesi’ne sevk edildi. Yapılan tetkiklerde, diyaframın sağ tarafında geniş bir delik olduğu belirlendi. Karaciğer, kalın ve ince bağırsakların bir kısmı göğüs boşluğuna geçerek akciğerleri sıkıştırdı ve bebekte ciddi solunum yetmezliğine neden oldu. Bunun üzerine yapılan başarılı operasyonla bebek sağlığına kavuştu. Ameliyatı gerçekleştiren Çocuk Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Fikret Ersöz, hastanın hayatını tehdit eden bir durumla karşılaştıklarını belirterek, "Hastamız bize başka bir merkezden sevk edildi. Geldiğinde 53’üncü günündeydi ve ciddi solunum sıkıntısı vardı. Yaptığımız tetkiklerde, sağ tarafta doğumsal bir diyafram hernisi tespit ettik. Bu tür vakalar genellikle sol tarafta görülür, ancak hastamızda çok nadir olarak sağ taraftaydı. Diyaframda büyük bir delik vardı, bu nedenle iç organların çoğu göğüs boşluğuna geçmişti. Kısa sürede hazırlıklarımızı tamamlayarak ameliyatı gerçekleştirdik. Şu anda hastamız taburcu ediliyor" dedi. Ameliyat sonrası süreci yöneten Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın ise, "Bebeğimiz doğduğunda 53 günlükken bize sevk edildi. Göğüs boşluğuna dolan iç organlar, akciğerlere ciddi baskı yapıyordu. Bu nedenle solunum cihazı desteğiyle takip ettik. Ameliyat sonrası dönemde pulmoner basınç artışlarını izledik, tedavilerini uyguladık ve yavaş yavaş solunum desteğinden ayırdık. Şu anda bebeğimiz beslenmeye geçti ve taburcu olma aşamasında" diye konuştu. Ameliyatın ardından bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına alan anne Berra Tekin ise "Kızım, Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde ameliyat oldu. Fikret hoca, Mustafa hoca ve ekibine çok teşekkür ediyorum. Çok şükür kızım daha iyi. Nefesini topladı, nefes alabiliyor. Bugün de taburcu oluyoruz" ifadelerini kullandı.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 12:08
Kalp uzmanından "enerji içeceği" uyarısı: "Onun yerine yeşil çay ve Türk kahvesi tüketin"
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Emre Altekin, enerji içeceklerinin geçici enerji hissi verse de kalp ve damar sağlığı açısından ciddi riskler taşıdığını belirterek, "Enerji içecekleri kalp ritim bozukluklarından ani ölümlere kadar birçok olumsuz etki oluşturabiliyor" dedi. Altekin, kalbinde rahatsızlık öyküsü bulunmayanların enerji içeceği yerine yeşil çay ve Türk kahvesi içip aynı enerjiyi sağlayabileceğine dikkat çekti. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emre Altekin, enerji içeceklerinin kalp sağlığı açısından etkilerini değerlendirdi. Enerji içeceklerinin zihinsel ve fiziksel aktivitelerde kısa süreli artış sağladığını, ancak içeriğindeki kafein, taurin ve yüksek miktarda glikozun uzun vadede kalp-damar sistemini olumsuz etkilediğini vurgulayan Altekin, "Bu içeceklerdeki kafein oranı, genç ve yetişkin bireylerde önerilen miktarın yaklaşık 5-6 katına kadar çıkabiliyor. Bu da kalp hızını artırarak aritmiye, tansiyon yükselmesine ve ani ölümlere yol açabiliyor" diye konuştu. "Kalp krizi riskini artırıyor" Enerji içeceklerinin damar kasılmasına neden olarak kan basıncını ani şekilde yükselttiğini belirten Altekin, "Bu durum kalp krizi ve aort damarında yırtılma gibi ölümcül sonuçlara neden olabilir" dedi. Tatlandırıcıların da kalp sağlığı açısından tehlikeli olduğuna değinen Altekin, enerji içeceklerinde kullanılan şeker miktarının normal çay şekerine göre 15-20 kat fazla olduğunu, kan şekerinde yüzde 20’den fazla artışa yol açabileceğini söyledi. Uzun süreli kullanımda ise obezite ve diyabet riskinin arttığını vurgulayan Altekin, bunun da kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırladığını ifade etti. "Alkolle birlikte tüketmek tehlikeyi katlıyor" Enerji içeceklerinin özellikle gençler arasında alkolle birlikte sıkça tüketildiğini belirten Altekin, "Alkol yatıştırıcı bir etki yaparken enerji içeceği bunu bastırır. Kişi alkolün etkisini hissetmediğini düşünerek daha fazla tüketir ve bu durum riski daha da artırır" dedi. "Kalp krizi belirtilerine dikkat edilmeli" Kalp krizi belirtilerine ilişkin de bilgi veren Altekin, "Göğüste veya sırtta herhangi bir yerde bu ağrı olabilir. Ağrı tek bir noktasal tarzda değil, göğüste yaygın bir şekilde olabilir. Yanma tarzında, baskı tarzında özellikle sol kolun iç kısmına ve parmaklara kadar uzayan bir ağrı olabilir. Ağrı birden gelip 15-20 dakika çok şiddetli olabileceği gibi aralıklarla 5-10 dakikalık sürelerle de gelip geçici şekilde olabiliyor. Dolayısıyla ağrının burada karakteri çok önemli. Göğüste yaygın, baskı yanma şeklinde bir ağrı varsa ve bu ağrı beş on dakika aralarla geliyorsa önemli. Çok uzun sürmemesi hastalarımızı bu konuda rahatlatmasın. Bu tür şiddetli bir yaygın bir ağrı da, ağrı süresi kısa süreli olsa bile en yakın sağlık kuruluşuna başvurmasında fayda var" dedi. "Enerji içeceği yerine yeşil çay ve Türk kahvesi" Prof. Dr. Altekin, enerji içecekleri yerine doğal yollarla enerji kazanmanın önemine değinerek şu önerilerde bulundu: "Hiçbir zaman enerji almak için dışarıdan bizim ek takviye kimyasal ürünlere ihtiyacımız yok. Biz kendi yaşam tarzımızı düzelterek, uykumuza dikkat ederek, gıda alışkanlığımız olarak bunu sağlayabiliriz. Dolayısıyla sağlıklı yaşam, sağlıklı gıda ve sağlıklı bir zihin yapısı her türlü enerji içeceğinden çok daha iyidir. Enerji içeceklerinin içindeki taurin için, doğada buna benzer en etkili ürünlerden biri yeşil çay. Yeşil çay kullanabilirler. Örneğin yine bir spora çıkmadan önce takviye ürünü olarak bir yüksek dozda kafein veya taurin içeren içecekler yerine bir fincan Türk kahvesi içip 20-25 dakika sonra koşmaya çıkılabilir." "Yüksek kan basıncı ve çarpıntısı olanlar dikkatli kullanmalı" Altekin, yeşil çay ve Türk kahvesinin, yüksek kan basıncı hikayesi ve sık sık çarpıntı atağı olanlarda, bu doğal ürünlerin kimyasal ürünler kadar riskli olmasa da dikkatli kullanılması önemli olduğunun altını çizdi.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 12:01
"Rahim ağzı kanseri ilerlemeden belirti vermez"
Rahim ağzı kanserini önlemede erken teşhisin tek yolunun belirti oluşmasını beklemeden düzenli tarama yaptırmak olduğunu vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yasemin Aydın Çam, "Rahim ağzı kanseri, erken evrede genellikle hiçbir belirti vermez, bu yüzden düzenli tarama testleri hayati önem taşır. HPV aşısı ve düzenli taramaları zamanında yaptırıldığı takdirde, rahim ağzı kanseri önlenebilir bir hastalıktır" dedi. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yasemin Aydın Çam, rahim ağzı kanseri hakkında bilgilendirmede bulundu. Rahim ağzı kanserinin, rahmin vajinaya açılan kısmı olan servikste gelişen bir kanser türü olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Çam, hastalığın genellikle yüksek riskli HPV (İnsan Papilloma Virüsü) tiplerinin serviks hücrelerinde zamanla değişiklik yapmasıyla ortaya çıktığını belirtti. "Hastalığın sinsi doğasına dikkat" Uzm. Dr. Çam, hastalığın sinsi doğasına dikkat çekerek, "Erken evre genellikle belirti vermez. İlişki sonrası ya da menopozdan sonra görülen anormal kanamalar, kötü kokulu akıntı veya kasık ağrısı gibi belirtiler ortaya çıktıysa, çoğunlukla kanser zaten gelişmiş demektir" diye konuştu. "Taramayla erken dönemde yakalanabilir" Rahim ağzı kanserinin belirti vermeden ilerlemesi nedeniyle, kadınların şikayet beklemeden kontrole gitmesinin şart olduğunu belirten Uzm. Dr. Çam, şunları söyledi: "Ne yazık ki çoğu hasta belirtiler başladıktan sonra, yani hastalık ilerlediğinde geliyor. Oysa tarama testleriyle, kanser henüz hücresel değişiklik aşamasındayken yakalanması mümkündür. Erken teşhis hayat kurtarır. Çünkü kanser öncüsü hücre değişiklikleri bu aşamada tespit edilirse, hastalık tamamen tedavi edilebilir." "HPV testi virüsü, smear testi hücresel değişimi saptar" Erken teşhiste iki temel yöntemin kullanıldığını belirten Uzm. Dr. Çam, "HPV testi virüsün kendisini tespit ederken, smear testi bu virüsün rahim ağzı hücrelerinde yaptığı değişiklikleri inceler. Güncel rehberlere göre, genellikle 21-29 yaş arası kadınların üç yılda bir smear testi, 30 yaşından itibaren ise beş yılda bir HPV testi yaptırması önerilmektedir" ifadelerini kullandı. "Utanç ve korku, kontrole gitmeyi engelliyor" Türkiye’de tarama oranlarının istenilen düzeyde olmadığını belirten Uzm. Dr. Çam, bunun önündeki engelleri şöyle sıraladı: "Farkındalık eksikliği, bazı bölgelerde sağlık hizmetlerine erişimin zor olması ve yanlış inanışlar en büyük engeller arasındadır. Utanç, muayeneden çekinme, ağrı yaşayacağına dair inanç, ’bende bir şey yoktur’ düşüncesi ve bazı kültürel tabular ne yazık ki kadınların düzenli kontrole gitmesini engelleyebiliyor. Çıkabilecek sonuçlara dair korku da önemli bir etkendir. Fakat unutmamak lazım ki kontroller düzenli yapıldığında alabileceğimiz sonuçlar çok daha tedavi edilebilir seviyelerde olacaktır." "Aşı sadece kadınları değil, erkekleri de ilgilendirir" Kanserden korunmada en güçlü yöntemin HPV aşısı olduğunu belirten Uzm. Dr. Çam, toplumdaki bilgi kirliliğine de değinerek, sözlerine şöyle devam etti: "Aşıyla ilgili yanlış bilgiler, güven endişesi ve ’erken yaşta aşı cinselliği teşvik eder’ gibi önyargılar ailelerin kararsız kalmasına yol açıyor. Bir diğer yanlış algı da ’bu sadece kadınları ilgilendirir’ düşüncesidir. Oysa erkekler de HPV taşıyıcısı olabilir, hatta kendileri de genital siğillerle ve bazı genital bölge kanser türleriyle karşılaşabilirler. Aşılamada amaç, toplumda yeterli bağışıklamayı sağlayarak HPV’nin dolaşımını azaltmaktır. Bu yüzden erkeklerin de aşılanması hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı için çok önemlidir. Ne kadar genç yaşta aşılama yapılırsa, etkinliği de o kadar güçlü olacaktır." "Kanser ilerlediğinde kemoterapi gerekebilir" Uzm. Dr. Yasemin Aydın Çam, tedavi sürecinin hastalığın evresine göre değiştiğini belirterek, "Erken evrelerde cerrahi yeterli olurken, ilerlemiş olgularda radyoterapi ve kemoterapi gerekebilir" dedi. Uzm. Dr. Çam, sözlerini kadınlara şu çağrıyla sonlandırdı: "Kadınlara en büyük tavsiyem, kontrollerini ertelememeleri ve utanmadan sağlıklarını sahiplenmeleri. Rahim ağzı kanseri önlenebilir bir hastalıktır; tek şart, gereken adımları zamanında atmaktır."
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:57
Kalp uzmanından ‘enerji içeceği’ uyarısı: "Onun yerine yeşil çay ve Türk kahvesi tüketin"
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Emre Altekin, enerji içeceklerinin geçici enerji hissi verse de kalp ve damar sağlığı açısından ciddi riskler taşıdığını belirterek, "Enerji içecekleri kalp ritim bozukluklarından ani ölümlere kadar birçok olumsuz etki oluşturabiliyor" dedi. Altekin, kalbinde rahatsızlık öyküsü bulunmayanların enerji içeceği yerine yeşil çay ve Türk kahvesi içip aynı enerjiyi sağlayabileceğine dikkat çekti. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emre Altekin, enerji içeceklerinin kalp sağlığı açısından etkilerini değerlendirdi. Enerji içeceklerinin zihinsel ve fiziksel aktivitelerde kısa süreli artış sağladığını, ancak içeriğindeki kafein, taurin ve yüksek miktarda glikozun uzun vadede kalp-damar sistemini olumsuz etkilediğini vurgulayan Altekin, "Bu içeceklerdeki kafein oranı, genç ve yetişkin bireylerde önerilen miktarın yaklaşık 5-6 katına kadar çıkabiliyor. Bu da kalp hızını artırarak aritmiye, tansiyon yükselmesine ve ani ölümlere yol açabiliyor" diye konuştu. "Kalp krizi riskini artırıyor" Enerji içeceklerinin damar kasılmasına neden olarak kan basıncını ani şekilde yükselttiğini belirten Altekin, "Bu durum kalp krizi ve aort damarında yırtılma gibi ölümcül sonuçlara neden olabilir" dedi. Tatlandırıcıların da kalp sağlığı açısından tehlikeli olduğuna değinen Altekin, enerji içeceklerinde kullanılan şeker miktarının normal çay şekerine göre 15-20 kat fazla olduğunu, kan şekerinde yüzde 20’den fazla artışa yol açabileceğini söyledi. Uzun süreli kullanımda ise obezite ve diyabet riskinin arttığını vurgulayan Altekin, bunun da kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırladığını ifade etti. "Alkolle birlikte tüketmek tehlikeyi katlıyor" Enerji içeceklerinin özellikle gençler arasında alkolle birlikte sıkça tüketildiğini belirten Altekin, "Alkol yatıştırıcı bir etki yaparken enerji içeceği bunu bastırır. Kişi alkolün etkisini hissetmediğini düşünerek daha fazla tüketir ve bu durum riski daha da artırır" dedi. "Kalp krizi belirtilerine dikkat edilmeli" Kalp krizi belirtilerine ilişkin de bilgi veren Altekin, "Göğüste veya sırtta herhangi bir yerde bu ağrı olabilir. Ağrı tek bir noktasal tarzda değil, göğüste yaygın bir şekilde olabilir. Yanma tarzında, baskı tarzında özellikle sol kolun iç kısmına ve parmaklara kadar uzayan bir ağrı olabilir. Ağrı birden gelip 15-20 dakika çok şiddetli olabileceği gibi aralıklarla 5-10 dakikalık sürelerle de gelip geçici şekilde olabiliyor. Dolayısıyla ağrının burada karakteri çok önemli. Göğüste yaygın, baskı yanma şeklinde bir ağrı varsa ve bu ağrı beş on dakika aralarla geliyorsa önemli. Çok uzun sürmemesi hastalarımızı bu konuda rahatlatmasın. Bu tür şiddetli bir yaygın bir ağrı da, ağrı süresi kısa süreli olsa bile en yakın sağlık kuruluşuna başvurmasında fayda var" dedi. "Enerji içeceği yerine yeşil çay ve Türk kahvesi" Prof. Dr. Altekin, enerji içecekleri yerine doğal yollarla enerji kazanmanın önemine değinerek şu önerilerde bulundu: "Hiçbir zaman enerji almak için dışarıdan bizim ek takviye kimyasal ürünlere ihtiyacımız yok. Biz kendi yaşam tarzımızı düzelterek, uykumuza dikkat ederek, gıda alışkanlığımız olarak bunu sağlayabiliriz. Dolayısıyla sağlıklı yaşam, sağlıklı gıda ve sağlıklı bir zihin yapısı her türlü enerji içeceğinden çok daha iyidir. Enerji içeceklerinin içindeki taurin için, doğada buna benzer en etkili ürünlerden biri yeşil çay. Yeşil çay kullanabilirler. Örneğin yine bir spora çıkmadan önce takviye ürünü olarak bir yüksek dozda kafein veya taurin içeren içecekler yerine bir fincan Türk kahvesi içip 20-25 dakika sonra koşmaya çıkılabilir" "Yüksek kan basıncı ve çarpıntısı olanlar dikkatli kullanmalı" Altekin, yeşil çay ve Türk kahvesinin, yüksek kan basıncı hikayesi ve sık sık çarpıntı atağı olanlarda, bu doğal ürünlerin kimyasal ürünler kadar riskli olmasa da dikkatli kullanılması önemli olduğunun altını çizdi.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:48
Medical Point İzmir Hastanesine çifte gurur
Medical Point İzmir Hastanesi, çalışan memnuniyeti ve insan odaklı kurum kültürüyle iki önemli başarıya imza attı. "Türkiye’nin En Mutlu İşyerleri" listesine girmeye hak kazanan hastane, aynı zamanda ’İnsana Saygı Ödülü’nün de sahibi oldu. Türkiye genelinde yapılan değerlendirmeler sonucunda "Türkiye’nin En Mutlu İşyerleri" listesine girmeye hak kazanan Medical Point Hastanesi aynı zamanda "İnsana Saygı Ödülü" ile de işe alım süreçlerinde yürüttüğü şeffaf iletişim ve pozitif aday deneyimi anlayışının karşılığını aldı. Bu iki değerli ödül, Medical Point İzmir Hastanesinin yalnızca sağlık alanında değil, çalışan mutluluğu, insan kaynakları yönetimi ve kurumsal sürdürülebilirlik alanlarında da örnek gösterilen bir kurum olduğunu bir kez daha kanıtladı. Medical Point İzmir Hastanesinden yapılan açıklamada, "Medical Point olarak, sağlıkta mükemmeliyetin ancak mutlu çalışanlarla mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu anlayışla attığımız her adımda çalışanlarımızın mutluluğunu, gelişimini ve güvenli bir çalışma ortamında kendilerini değerli hissetmelerini önceliklendiriyoruz. ‘Türkiye’nin En Mutlu İşyerleri’ listesinde yer almak ve aynı zamanda ‘İnsana Saygı Ödülü’ne layık görülmek bizim için büyük bir gurur kaynağı. Bu ödüller, sadece birer unvan değil; kurum kültürümüzün, ekip ruhumuzun ve insan odaklı yaklaşımımızın somut bir yansımasıdır." denildi.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:35
Profesör, çocuk suçlarındaki artışa dikkat çekti: "13 yaş altı çocukların akıllı telefonlara erişimi kısıtlanmalı"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, çocuk suçlarındaki artışa dikkat çekerek, erken yaşta akıllı telefon ve sosyal medya kullanımının çocukların ruhsal gelişimini olumsuz etkilediğini söyledi. Özkaya, "13 yaş altı çocukların akıllı telefonlara erişimi kısıtlanmalı, sosyal medya için 16 yaş beklenmeli" dedi. Prof. Dr. Özkaya, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verilerine göre suça sürüklenen çocuk sayısının bir önceki yıla göre yüzde 13 arttığını, çocuklara en çok yaralama ve hırsızlık suçlarının isnat edildiğini hatırlatarak, "Bu tabloyu yalnızca adli bir sorun olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve teknolojik bir uyarı sinyali olarak görmeliyiz" diye konuştu. "13 yaşından önce telefon kullanımı ruhsal gelişimi olumsuz etkiliyor" Prof. Dr. Özkaya, yapılan araştırmalara göre 13 yaşından önce akıllı telefon kullanımı ve 16 yaşından önce sosyal medya platformlarında aktif olmanın, çocukların ruh sağlığına zarar verebileceğini vurguladı. Özkaya, bir dergide yayımlanan uluslararası bir araştırmaya atıfta bulunarak, "13 yaşından önce akıllı telefon kullanan çocuklarda ruhsal bozulmalar, dış dünyayla iletişimde zayıflama, düşük öz değer, duygusal dengesizlik ve hatta intihar düşünceleri görülebiliyor. Özellikle kız çocuklarında bu risk daha yüksek. Çocukların erken yaşta sosyal medya ile tanışması; siber zorbalık, uyku bozuklukları ve aile içi iletişim problemlerini de beraberinde getiriyor. 13 yaşından önce akıllı telefon edinen her bir yıl, çocuğun ruhsal sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle 13 yaş altı çocukların telefonlara erişiminin sınırlandırılması, 16 yaş altı çocukların ise sosyal medya ortamlarından uzak tutulması gerekiyor" şeklinde konuştu. "Sosyal medya için 16 yaş beklenmeli" Prof. Dr. Özkaya, ebeveynlere de şu tavsiyelerde bulundu: "Bu durum, 13 yaş altı çocukların akıllı telefonlara erişiminin sınırlandırılmasını ve 16 yaş altı çocuklarımızın maruz kaldığı sosyal medya ve dijital ortamda daha ayrıntılı düzenlemeler yapılmasını gerektiriyor. Çocukların sosyal medyayı kullanmasına izin vermek için16 yaşına kadar beklenmesini öneriyor .Bu kadar uzun süre dayanmak imkansız gibi görünse de, çocuklarımızın arkadaşlarının aileleriyle konuşup, çocuklarımızın bu yaşa kadar sosyal uygulamaları kullanmalarına izin vermemek konusunda hep birlikte anlaşırsak, bu imkansız olmayacaktır. Çocuklarınızla görüşün eğer çocuğunuzun 13 yaşından önce akıllı telefon kullanmasına izin verdiyseniz veya sonuçlarından endişe ediyorsanız, ’panik yapmayın’ ve ihtiyaç duymaları halinde yardım alabileceklerini söyleyebilir ve zorlanırlarsa veya desteğe ihtiyaç duyarlarsa size gelmelerini sağlayabilirsiniz."
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:16
8 bin 500 kilometre uzaktan gelen umut: Çapraz nakille hayata tutundular
Çapraz nakil yöntemi, farklı ülkelerde yaşayan iki aileye umut oldu. 8 bin 500 kilometre uzaktan gelen verici, 3 yıldır diyalize giren 27 yaşındaki Kerim Aksoy’a; baba Aksoy ise yabancı anneye böbreğini verdi.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:06
TVHB Başkanı Eroğlu: "Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor"
Türk Veteriner Hekimler Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, "’Tek sağlığın’ aktif edilmesi gerektiği noktasında hemfikir bütün kurum ve kuruluşlar. Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor" dedi. TVHB Başkanı Ali Eroğlu, 3 Kasım Dünya Tek Sağlık Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine konuşan Eroğlu, zoonotik hastalıklarla mücadelede ’tek sağlık’ yaklaşımının önemine vurgu yaptı. Eroğlu, veteriner hekimlerin, beşeri hekimlerin ve çevre uzmanlarının ortak çalışmasıyla hastalıkların önlenebileceğini belirterek, bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkarılması gerektiğini bildirdi. Zoonotik hastalıklarla mücadelede en etkili yolun Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul ettiği ’tek sağlık’ yaklaşımı olduğuna değinen Eroğlu, "Veteriner hekimler, beşeri hekimler, gıda hijyenistleri, çevre uzmanları, sağlığa muhatap olan bütün meslek mensuplarının birlikte çalıştığı, strateji ürettiği, hastalıkların önceden uyarı, tanı ve daha sonra reaksiyon noktalarında hareket edilmesi gereken yaklaşım tek sağlık yaklaşımı. Uzun yıllardan beri tek sağlık ülkemizin gündeminde. Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gibi bakanlıklarımızın çalışmaları var. Tek Sağlık Kurulu oluşturuldu. Biz de Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak orada temsil ediliyoruz. Tek sağlığın aktif edilmesi gerektiği noktasında hemfikir bütün kurum ve kuruluşlar. Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor. Dünyanın kabul ettiği bir şey var. Korunma tedaviden daha etkili ve ekonomiktir. Korunmayı çok az bütçelerle yapabilirsiniz ama tedaviyi çok daha fazla bütçelerle başaramayabilirsiniz" diye konuştu. "2050 yılında yılda 10 milyon insanın antibiyotik direncinden hayatını kaybedeceği ifade ediliyor" Veteriner hekimliğin hayvan, sağlıklı gıda, sağlıklı insan, sağlıklı toplum noktasında çalışmaları olan ve gıda güvenliğinin arzında önemli görevler üstlenen meslek grubu olduğunu vurgulayan Eroğlu, "Bilim adamları şöyle diyor, 2050 yılında eğer böyle giderse bilinçsiz antibiyotik kullanımı, gıdalarda antibiyotik kalıntıları, 2050 yılında yılda 10 milyon insanın antibiyotik direncinden hayatını kaybedeceği ifade ediliyor. Her yıl dünyada 2.7 milyar vaka yaklaşık 2.5 milyon insanın hayatını kaybediyor bu hastalıklar dolayısıyla. Mutlaka tek sağlığın uygulanması gerektiği, hastalık kontrol ve önleme merkezleri gibi ülkemizde de bir kontrol izleme merkezinin, bir yapının olması lazım. Biz ilgili makamlara bunu arz ettik. Tek sağlık kavramı ve işlevsel yapıların tanımlanması, değerlendirilmesi raporu, 2020 yılında COVID-19 dolayısıyla böyle bir çalışma yapılmıştı. Biz şunu arz ediyoruz, bu işlevsel yapının bir an önce faaliyete geçirmesi gerekir" şeklinde konuştu. "Bahsettiğimiz yapı, Cumhurbaşkanlığına doğrudan bağlı hastalık kontrol ve izleme merkezi olmalı" Tüberküloz, kuduz, kırım kongo kanamalı ateşi gibi insanlarda ölüme yol açan hastalıkların Türkiye’de görülmeye devam ettiğini hatırlatan Eroğlu, "Bahsettiğimiz yapının, Cumhurbaşkanlığına doğrudan bağlı hastalık kontrol ve izleme merkezi olmalı. Hastalık kontrol ve izleme merkezinde erken uyarı, erken tanı ve erken reaksiyon sistemleri geliştirilecek. Hastalık etkenlerine karşı ne kadar kısa zamanda etkeni izole ederseniz, tanıyı koyarsanız, tanıya karşı da gerekli reaksiyonu gösterebiliyorsanız zamanında hastalık bir pandemi boyutuna varmadan, insanların hayatını etkilemeden önüne geçmiş olursunuz. Bu yapı, bütün bunları ortaya koymak suretiyle bunlara engel olacaktır" ifadelerini kullandı. "Her yıl tanımlanan 5 hastalığın 3’ü zoonotik hastalık" Dünya Tek Sağlık Günü olan 3 Kasım’da bir farkındalığın ortaya konulması gerektiğini ifade eden Eroğlu, "En azından yılda 1 defa bu konuya yoğunlaşmanın önemli, stratejik olduğunu ifade etmek isterim. Bu vesileyle de veteriner hekimlerin tek sağlıktaki önemli rollerini bir kez daha vurgulamak gerekiyor. İnsanlardaki hastalıkların yüzde 60’ından fazlası, gıdaya bağlı hastalıkların yüzde 95’i hayvansal gıdalardan, hayvanlardan insanlara bulaşıyor. Her yıl tanımlanan 5 hastalığın 3 tanesi zoonotik dediğimiz hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar. Sağlık Bakanlığı’nın 50’den fazla ihbarı mecbur olarak ilan ettiği hastalıkların 26 tanesi zoonotik hastalık hayvanlardan insanlara bulaşıyor. Tek sağlığın ortaya çıkmasının sebeplerinden bir tanesi de hızlı nüfus artışı. Bu nüfus artışına göre gıdaya ulaşmadaki sıkıntılar var. 1 milyara yakın insan temiz su bulamıyor. 8 milyar insanın 1 milyarı temiz suya ulaşamıyor. Bahsettiğimiz noktada gerekli tedbirler alınırsa insanlara bunlar söz konusu olmayacak. Dolayısıyla sağlıklı bir yaşam olmuş olacak" dedi.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:04
Denizli Egekent Hastanesinden anlamlı çağrı; "Bir organ, üç hayat kurtarabilir"
Denizli Özel Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, "Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı 26 bini aştı. Bir organ, üç hayat kurtarabilir" diyerek, 3-8 Kasım Organ Bağışı Haftası anlamlı bir çağrıda bulundu. 3-8 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında, Denizli Özel Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, toplumda organ bağışı konusunda bilinçlenme ihtiyacını vurgulayarak önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısının 26 bini aşmasına rağmen yıllık organ bağış oranlarının hala yetersiz seviyede kaldığını belirten Uzm. Dr. Peker, "Her yıl milyonlarca insan organ nakline ihtiyaç duyarken, sadece binlercesi bu hayati tedaviyi alabiliyor. Organ bağışı, ölümün ardından bile bir kişinin yaşamını devam ettirebilmesi için kritik bir fırsat sunuyor. Özellikle beyin ölümü tanısı konmuş hastalarda, organ bağışı ile birden fazla hayat kurtarılabilir" dedi. Egekent Hastanesinden organ bağışında gururlandıran başarı Uzm. Dr. Gökhan Peker, organ bağışının toplum sağlığı açısından önemini vurgulayarak, "Denizli Özel Egekent Hastanesi, organ bağışı çalışmalarından dolayı başarı belgesiyle ödüllendirildi. Bu, ekibimizin ve bölgedeki vatandaşlarımızın bu hayati konuya verdiği değerin bir göstergesi" ifadelerini kullandı. Organ bağışının sosyal ve aile bağları üzerindeki olumlu etkisine değinen Uzm. Dr. Gökhan Peker, "Organ bağışı, ölümü anlamlı bir şekilde dönüştürmenin en güzel yollarından biridir. Bir kişinin ölümü, başkaları için yeni bir hayat başlangıcı olabilir" diye konuştu. Organ bağış süreci hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Gökhan Peker, son olarak, "Organ bağışı, toplumun dayanışma kültürünü güçlendirirken, aynı zamanda hayatta kalan bireylerin ailelerine de umut oluyor. Bu hafta, sevdiklerinize organ bağışı konusunda ne düşündüğünüzü söylemenin en uygun zamanı" diyerek, toplumun bu hayati konuya duyarlı olması çağrısında bulundu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder