SAĞLIK
Kadın sağlığı ve iyi yaşam Güven Hastanesi’nde buluştu 07 Mart 2026 Cumartesi - 15:34:44 Güven Hastanesi’nde düzenlenen ‘Kadının En İyi Hali’ etkinliğinde kadın sağlığı ve iyi yaşam üzerine uzmanlar tarafından seminer verildi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen ‘Kadının En İyi Hali’ etkinliğinin kapsamında düzenlenen 2 günlük seminer, kadın sağlığını ve iyi yaşamı bütüncül bir bakış açısıyla ele aldı. 2 gün boyunca katılımcılar bir yandan uzmanların gerçekleştirdiği seminerlere katılırken diğer yandan etkinlik alanında kurulan deneyim alanlarını keşfetme fırsatı buldu. Etkinlik kapsamında oluşturulan deneyim alanlarında katılımcılar; bütünleştirilmiş vücut analizi, cilt analizi, saç analizi, profesyonel cilt bakımı ve yüz jimnastiği uygulamalarını deneyimledi. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen analizlerle katılımcılar kendi sağlık ve bakım ihtiyaçlarına dair kişisel değerlendirmeler aldı. "Cilt sağlığı yalnızca estetik bir konu değil, genel sağlığın da önemli bir parçasıdır" Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Bölümünden Uzm. Dr. Sera Kayhan ise konuşmasında cilt yenilemede kullanılan ileri teknolojilere ve ameliyatsız gençleşme yöntemlerine değinerek, "Cilt sağlığı yalnızca estetik bir konu değil, genel sağlığın da önemli bir parçasıdır. Günümüzde gelişen teknolojiler sayesinde cilt kalitesini artırmak ve yaşlanma etkilerini azaltmak mümkün. Ancak en önemli nokta doğru değerlendirme ve kişiye özel planlamadır" diye konuştu. "Farklı uygulamaların dahil olduğu güzel bir etkinlik alanı oluşturuldu" Güven Hastanesi Medikal Estetik Hekimi ve Fonksiyonel Tıp Hekimi Mert Yiğitbaşı ise 8 Mart kadınlar günü için güzel bir deneyim alanı oluşturduklarını belirterek, "Hem kadınların sağlığı açısından hem de güzellik işlemleri açısından danışanlarımızın ve misafirlerimizin deneyimleyebileceği cilt analizleri, saç analizi, cilt bakımları ve farklı uygulamaların dahil olduğu güzel bir etkinlik alanı oluşturuldu. Bu da hem sağlık hem doğal hem de kalıcı bir şekilde iyi yaşlanma işlemleri için danışanlarımıza güzel hizmetler verdiğimizi düşünüyoruz. Herkesin 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı yaşamın temelinde dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları yer alır" Uzm. Dyt. Melis Bengisu Demirci ise sağlıklı beslenmenin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerine dikkati çekerek, "Sağlıklı yaşamın temelinde dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları yer alır. Bedenimizi doğru beslemek yalnızca kilo kontrolü için değil, bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve genel sağlığın korunması için de büyük önem taşır" dedi. Ayrıca Demirci, tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Etkinliğin seminerler bölümünde ise kadın sağlığı, estetik, dermatoloji ve yaşam deneyimlerine uzanan geniş bir perspektifte uzman isimler katılımcılarla buluştu.
07 Mart 2026 Cumartesi - 12:46 Koklear İmplant ile bebekler de yaşlılar da duyabiliyor Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, işitme kaybının erken teşhis ve doğru tedaviyle büyük ölçüde çözülebildiğini söyledi. Özüer, koklear implantın hem doğuştan işitme kaybı yaşayan bebeklerde hem de ileri yaşta ortaya çıkan işitme kayıplarında başarıyla uygulanabildiğini belirtti. Prof. Dr. Özüer anne babalara seslenerek "Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce belirlemek mümkün." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, yaptığı açıklamada her bin bebekten 1-3’ünün işitme kaybıyla dünyaya geldiğine dikkat çekti. Özüer, Türkiye’de 2008 yılından bu yana tüm yeni doğanlara işitme taraması yapıldığını, doğumdan hemen sonra yapılan taramalar sayesinde işitme kaybının erken dönemde belirlenebildiğini söyledi. Tarama sonucu işitme kaybı tespit edilen bebeklerin öncelikle işitme cihazı ile desteklendiğini belirten Özüer, cihazdan yeterli fayda sağlanamayan ileri derecede işitme kayıplarında ise koklear implant ameliyatının devreye girdiğini ifade etti. İç kulaktaki hücreleri Bypas ederek siniri uyarıyor Koklear implantın çalışma prensibi konusunda bilgi veren Prof. Dr. Özüer, şöyle konuştu: "Koklear implant, ses enerjisini alıp bir işlemciden geçirerek elektrik enerjisine dönüştüren bir yöntemdir. İç kulakta işitmeden sorumlu tüylü hücreler hasarlı olduğunda bu hücreleri baypas ederek doğrudan işitme sinirini uyarır. Böylece ses sinyalleri doğrudan beyne iletilir. Bu yöntem sayesinde ileri derecede işitme kaybı olan çocuklar yaşıtları gibi konuşabilir, okula gidebilir ve sosyal hayata katılabilir, topluma kazandırılır. Her ne kadar ülke genelinde tarama yapılsa da bazı durumlarda işitme kaybı daha geç fark edilebiliyor. O nedenle aileler uyanık olmalı. Erken teşhis çocukların dil gelişimi ve eğitim hayatı açısından büyük önem taşıyor. Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce tespit etmek mümkün." Yetişkin ve yaşlılarda da uygulanıyor Öte yandan, koklear implantın sadece çocuklara yönelik bir uygulama olmadığını belirten Prof. Dr. Özüer, erişkin ve ileri yaş hastalarda da ameliyatın başarıyla yapıldığını söyledi. Özüer, "Ani işitme kaybı, otoskleroz, Meniere hastalığı ya da kronik orta kulak iltihabı gibi nedenlerle gelişen ileri derecede işitme kayıplarında da koklear implant uygulanabiliyor. İşitme cihazından fayda görmeyen yetişkin ve yaşlı hastalarımız da bu yöntemle yeniden duyabiliyor. Gelişen teknoloji sayesinde artık hem bebekler hem de ileri yaştaki bireyler işitme kaybı nedeniyle sosyal hayattan kopmak zorunda kalmıyor" dedi.
Prof. Dr. Atılgan, "Yaşam tarzının doğurganlık üzerinde önemli etkisi var"
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:54 Prof. Dr. Atılgan, "Yaşam tarzının doğurganlık üzerinde önemli etkisi var" Yaşam tarzının doğurganlık üzerinde önemli etkisinin olduğunu belirten Prof. Dr. Remzi Atılgan, "Düzensiz beslenme, aşırı spor yapmak, fazla kilo, yoğun stres, sigara kullanımı, alkol ve aşırı kafein tüketimi ile madde kullanımı çocuk sahibi olmayı zorlaştırıyor. Özellikle aşırı kilo yumurtlama problemlerini artırıyor ve kısırlık riskini yükseltiyor" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Remzi Atılgan, çocuk sahibi olamama olarak bilinen kısırlık (infertilite) ve tüp bebek tedavisi hakkında vatandaşları bilgilendirdi. Prof. Dr. Remzi Atılgan, "Kısırlık, düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen bir yıl veya daha uzun süre gebelik oluşmaması durumu olur. 35 yaş üzerindeki kadınlarda bu süre 6 ay olarak kabul edilir. 40 yaş üzerindeki kadınların ise zaman kaybetmeden doktora başvurması gerekiyor. Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin yaklaşık yüzde 85’inde belirlenebilir bir neden bulunuyor. En sık karşılaşılan nedenler yumurtlama sorunları, erkek kaynaklı nedenler ve rahim ile yumurtalık tüplerine bağlı hastalıklar. Çiftlerin yaklaşık yüzde 15’inde ise yapılan tüm tetkiklere rağmen net bir neden bulunamıyor ve bu durumun ‘nedeni bilinmeyen kısırlık’ olarak adlandırılıyor. Kısırlık tanılarının yaklaşık yüzde 25’i yumurtlama problemlerinden kaynaklanıyor. Yumurtlama sorunu yaşayan kadınların büyük bir bölümünde, yumurtalıkların normal çalışmamasına yol açan polikistik over sendromunun görülüyor. Bu hastalarda ilk aşamada yumurtlamayı düzenleyici ilaçlar ve ilişki zamanlaması öneriliyor. Nedeni bilinmeyen kısırlık, çikolata kisti ya da hafif derecede erkek kaynaklı kısırlık durumlarında, öncelikle yumurtlamayı destekleyici tedaviyle birlikte aşılama yöntemi uygulanıyor. Bu yöntemlerle gebelik sağlanamazsa tüp bebek tedavisine geçiliyor 38 ile 40 yaş üzerindeki kadınlarda ise tüp bebek tedavisi ilk seçenek olarak değerlendirilebiliyor" diye konuştu. Atılgan, "Erkeklerde sperm sayısının çok az olduğu, spermlerin yeterince hareketli olmadığı ya da yapısal bozuklukların bulunduğu durumlarda ve kadınlarda her iki tüpün de kapalı olması halinde, doğrudan tüp bebek tedavisi tercih edilmesi gerekiyor. Kısırlığın sadece kadınlara ait bir sorun olarak görülmesi yanlış bir algıdır. Nedenler kadın ve erkek arasında eşit oranda dağılır. Kısırlık vakalarının yüzde 40’ı kadın, yüzde 40’ı erkek kaynaklı oluyor. Kalan yüzde 20’sinde ise net bir neden bulunamıyor" şeklinde konuştu. Yaşam tarzının da doğurganlık üzerinde önemli etkisinin olduğunu aktaran Atılgan, "Düzensiz beslenme, aşırı spor yapmak, fazla kilo, yoğun stres, sigara kullanımı, alkol ve aşırı kafein tüketimi ile madde kullanımı çocuk sahibi olmayı zorlaştırıyor. Özellikle aşırı kilo yumurtlama problemlerini artırıyor ve kısırlık riskini yükseltiyor. Bazı enfeksiyonlar da doğurganlığı olumsuz etkileyebiliyor. Bu enfeksiyonlar kadınlarda rahim ve tüplerde iltihaplanmaya, erkeklerde ise üreme organlarında hasara yol açabiliyor. Yumurtlama bozukluklarına neden olabilen diğer hastalıklar arasında tiroit bezinin az ya da fazla çalışması, beyinle ilgili hormon bozuklukları, böbreküstü bezine ait hastalıklar ve nedeni tam belirlenemeyen yumurtlama sorunları yer alıyor. Aşırı zayıflık, yeme bozuklukları ve yoğun egzersiz de bu duruma yol açabiliyor" ifadelerini kullandı.
Ramazanda en büyük hata aşırı yemek
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:53 Ramazanda en büyük hata aşırı yemek Manisa Şehir Hastanesi Diyetisyeni Selcan Bahadır, ramazan ayında sağlıklı beslenmeye ilişkin sık sorulan soruları yanıtladı. Bahadır, en büyük hatanın ani ve aşırı yemek tüketimi olduğunu belirterek, sahurun atlanmaması ve iftar ile sahur arasında en az 2-2,5 litre su içilmesi gerektiğini vurguladı. Ramazan ayında değişen beslenme düzeninin sağlık üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Diyetisyen Selcan Bahadır, sağlıklı bir oruç süreci için dengeli beslenme, porsiyon kontrolü ve yeterli sıvı tüketiminin temel kural olduğunu söyledi. "Sahur atlanmamalı" Sahurun gün içerisinde kan şekerinin dengeli seyretmesi ve enerjinin korunması açısından büyük önem taşıdığını belirten Bahadır, "Sahurda protein ağırlıklı besinler, tam tahıllar ve lif oranı yüksek gıdalar tercih edilmelidir. Aşırı tuzlu, şekerli, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Bu tür besinler gün içinde susuzluğu artırır" dedi. "Oruç su ile açılmalı" İftarın su ile açılması gerektiğini belirten Bahadır, ardından çorba ile devam edilmesini ve kontrollü şekilde ana yemeğe geçilmesini önerdi. İftarda en sık yapılan hatanın ani ve aşırı miktarda yemek tüketimi olduğuna dikkat çeken Bahadır, "Bu durum şişkinlik, hazımsızlık ve mide rahatsızlıklarına yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Su tüketimine dikkat edilmeli" Ramazanda su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini kaydeden Bahadır, iftar ile sahur arasında en az 2-2,5 litre su içilmesi gerektiğini söyledi. Tatlı tüketimine de değinen Bahadır, şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların, meyvenin veya küçük porsiyonların tercih edilmesi gerektiğini belirterek tüketim sıklığının azaltılmasını tavsiye etti. İftardan sonra hareket önerisi İftardan yaklaşık 1 saat sonra yapılacak 20-30 dakikalık hafif yürüyüşün sindirimi destekleyeceğini ifade eden Bahadır, özellikle kronik hastalığı bulunan vatandaşları da uyardı. Diyabet, tansiyon ve böbrek hastalığı olanlar ile hamilelerin ve düzenli ilaç kullanan bireylerin oruç tutmadan önce mutlaka hekime danışmaları gerektiğini belirten Bahadır, sağlıklı bir ramazan için bilinçli beslenmenin önemine dikkat çekti.
Ağız kuruluğu, ciddi bir sistemik hastalığın habercisi olabilir
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:49 Ağız kuruluğu, ciddi bir sistemik hastalığın habercisi olabilir Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, susuzluk hissi olarak küçümsenen ağız kuruluğunun ciddi sistemik hastalıkların habercisi olabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, halk arasında susuzluk hissi olarak küçümsenen ağız kuruluğunun aslında ciddi sistemik hastalıkların habercisi olabileceğini belirterek, özellikle sjögren sendromu ile mücadele eden hastalar için geliştirilen sialendoskopi yönteminin kesi yapılmadan uygulanan cerrahi tekniğiyle modern tıpta yeni bir dönem başlattığını ifade etti. "Ağız kuruluğunda erken tanı önemli" Ağız kuruluğunun hafife alınmaması gerektiğini belirten KBB Kliniği’nden Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Özellikle sjögren hastalarında erken dönemde uygulanan sialendoskopi, bez fonksiyonunu koruma açısından kritik öneme sahiptir. Amaç sadece kuruluğu azaltmak değil, bez dokusunun ilerleyici hasarını durdurmaktır. Doğru hasta seçimiyle yaşam kalitesinde belirgin artış sağlıyoruz. Bilimsel çalışmalar da erken dönemde uygulanan girişimlerin tükürük akışını artırabildiğini ve tekrarlayan enfeksiyon ataklarını azaltabildiğini göstermektedir" dedi. Tedavide sialendoskopinin neden tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Turgut, "Sialendoskopide ameliyat izi oluşmaz, bez kaybı riski minimaldir. Günübirlik uygulanır; hasta çoğu zaman aynı gün sosyal hayatına dönebilir. Gerektiğinde güvenle yeniden uygulanabilir. Vücudun kendi tükürük üretim kapasitesini maksimize eder. Ağız kuruluğu bir çaresizlik değildir. Eğer tekrarlayan bez şişlikleri, kronik kuruluk ve yutma güçlüğü yaşıyorsanız, sialendoskopi modern tıbbın sunduğu en etkili minimal invaziv seçeneklerden biri olabilir. Bez dokusu tamamen harap olmadan yapılan müdahalede en başarılı sonuçlar alınıyor. Erken tanı, doğru merkez ve deneyimli ekip, ağız kuruluğunda milimetrik bir dokunuşla yaşam kalitesinde büyük bir değişim oluşturabilir" diye konuştu. Sjögren sendromu hakkında bilgi veren Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Sjögren sendromu, bağışıklık sisteminin kendi dokularını hedef alarak tükürük ve gözyaşı bezlerini işlevsiz hale getirdiği kronik bir hastalıktır. Bu süreçte yalnızca ağız kuruluğu gelişmez; konuşma, yutkunma ve hatta sindirim fonksiyonları bile zorlaşabilir. Tedavi edilmeyen vakalarda tablo diş kayıpları, sık tekrarlayan enfeksiyonlar ve kalıcı bez hasarlarıyla ağırlaşabilir. Özellikle tekrarlayan tükürük bezi şişliği yaşayan hastalarda altta yatan kanal içi daralma ve tıkanıklıkların mutlaka araştırılması gerekir" şeklinde konuştu. Bıçak altına yatmadan tedavi Geleneksel yöntemlerin aksine sialendoskopinin hastaya herhangi bir cerrahi kesi yapmadan çözüm sunduğunu dile getiren Doç. Dr. Turgut, "Milimetrik kamera sistemleriyle tükürük bezlerinin doğal kanallarından içeri girilen bu yöntem, mikrocerrahinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul edilir. İşlem sırasında tıkanıklığın sebebi anında görüntülenir. Daralmış kanallar özel balon veya mikro aletlerle açılarak tükürük akışı stabilize edilir. İltihaplı bölgeye doğrudan ilaç uygulanarak sistemik yan etkiler azaltılır. Bu sayede bezin tamamen alınmasına gerek kalmadan fonksiyon korunur" ifadelerini kullandı.
Uzmanından uyarı: "Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir"
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:26 Uzmanından uyarı: "Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir" Uzm. Dr. Burak Bilbay, "Doğru planlanmış bir beslenme ve yaşam düzeniyle Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil, metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Burak Bilbay, kış mevsimine denk gelen Ramazan ayında bağışıklık sisteminin korunmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Oruç sürecinde vücutta bazı fizyolojik değişimlerin meydana geldiğini belirten Bilbay, "Metabolizma hızı yavaşlayabilir, kan şekeri dengesi farklılaşabilir ve uzun süreli susuzluk hücresel stresi artırabilir. Bu nedenle bağışıklık sistemi, metabolizma, vitamin düzeyleri (özellikle D vitamini, B12, demir) ve kronik hastalıklarla birlikte değerlendirilmelidir. Söz konusu vitamin ve minerallerin eksikliği halsizlik, enfeksiyonlara yatkınlık ve konsantrasyon düşüklüğü gibi sorunlara yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir" Kış aylarında enfeksiyon riskinin arttığına dikkati çeken Bilbay, bağışıklık sistemini desteklemek için protein ağırlıklı ve dengeli beslenmenin, yeterli sıvı tüketiminin, mevsim sebze ve meyvelerinin tercih edilmesinin ve düzenli uyku alışkanlığının önem taşıdığını kaydetti. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya tiroid hastalığı bulunan bireylerin Ramazan öncesinde hekim kontrolünden geçmesinin önerildiğini belirten Bilbay, "Doğru planlanmış bir beslenme ve yaşam düzeniyle Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir" açıklamasında bulundu.
Jinekolojik cerrahide yeni yaklaşımlar: Kesisiz ve ağrısız ameliyatlar Türkiye’de yaygınlaşıyor
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:23 Jinekolojik cerrahide yeni yaklaşımlar: Kesisiz ve ağrısız ameliyatlar Türkiye’de yaygınlaşıyor Kadın hastalıkları ve kanser cerrahisinde "kapalı" yöntemler, hastalar için ameliyat korkusunu geride bırakıyor. İstanbul’da düzenlenen 8. Minimal İnvaziv Jinekolojik Cerrahi Kongresi kapsamında bir araya gelen uzmanlar, en ileri teknolojilerin kullanıldığı "izsiz" ameliyat tekniklerini canlı cerrahi yayınlarıyla meslektaşlarına aktardı. Özellikle yeni nesil ameliyatlarda kullanılan robotik ve laparoskopik sistemler sayesinde hastalar büyük kesiler olmadan, çok daha az ağrıyla sağlığına kavuşabiliyor. Sıklıkla kanser vakalarında kullanılan özel boyama teknikleriyle sadece riskli bölgelerin hedeflendiği bu yöntemler, hastaların ameliyattan yalnızca birkaç saat sonra ayağa kalkmasına ve günlük hayatlarına hızla dönmesine imkan tanıyor. "Bu çok avantajlı cerrahi tüm Türkiye’de yaygınlaşıyor" 8. Minimal İnvaziv Jinekolojik Cerrahi Kongresi kapsamında açıklamalarda bulunan Kongre Başkanı Memorial Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Salih Taşkın, şu ifadelere yer verdi: "Canlı cerrahileri 12-14 Şubat’ta İstanbul’da yapılan 8. Minimal İnvaziv Jinekolojik Cerrahi Kongresi kapsamında yapıyoruz. Özellikle jinekolojik cerrahide kesisiz veyahut da çok ufak kesilerle yapılan, üst düzey teknolojilerle yapılan cerrahileri meslektaşlarımıza anlatıyor ve öğretiyoruz. Bu kapsamda gerçekten Türkiye’de bu eğitimler sayesinde hem hekimlerimize hem hastalarımıza bu çok avantajlı cerrahinin avantajlarını meslektaşlarımıza sunmuş oluyoruz ve bu cerrahi tüm Türkiye’de yaygınlaşıyor. Robotik cerrahi, laparoskopik cerrahiyle jinekolojik kanser hastalarını büyük kesilere sebep olmadan, büyük kesiler yapmadan çok etkin bir şekilde tedavi edebiliyoruz. Bazı özel boyalarla, bu sistemlerin gördüğü özel boyalarla sadece ilgili lenf bezlerini alarak hastalara gereksiz yük getirmeden, en yüksek tanı doğruluğunu sağlayarak en doğru tedaviyi yapabiliyoruz. Bu kongre kapsamında, kongrenin tümünde 20 adet canlı cerrahi gerçekleştirilecek. Çok deneyimli meslektaşlarımız yine bu işin eğitimini alan meslektaşlarımıza bunları aktaracaklar. Biz de birazdan bir canlı cerrahiyle bir kanser hastasının ameliyatını özel boyalar kullanarak laparoskopik sistemle gerçekleştireceğiz. Rahmini alacağız, daha sonra yumurtalıklarını değerlendireceğiz ve lenf bezini en ince ayrıntısına kadar boyayan boyaları kullanarak, özel boyalarla belirleyip sadece o en riskli lenf bezini alarak hastamızın tedavisini yapmış olacağız." "Hastalar ayağa hızlıca kalkabiliyor, işlerine çok hızlı bir şekilde dönebiliyor" Prof. Dr. Taşkın, bu yöntemler sayesinde hastaların gündelik yaşamlarına çok daha rahat ve az ağrılı şekilde döndüklerini ifade ederek, "Bu cerrahiler özellikle hastalarda küçük insizyonlar nedeniyle çok daha az ağrı yapıyor ve çok daha az ağrı kesici ihtiyacı gerekiyor bu hastalarda. Çok rahat bir şekilde ayağa hızlıca kalkabiliyorlar, işlerine çok hızlı bir şekilde dönebiliyorlar ve bütün onkolojik sonuçlar da aynı şekilde çok iyi bir şekilde gidebiliyor. Dolayısıyla hiçbir kesi olmadan çok hızlı bir iyileşme sağlıyor bu hastalarda kapalı cerrahiler. Kongremiz kapsamında yine her sene olduğu gibi yurt dışından da uluslararası cerrahlardan da yine katkı sağlıyoruz. Bu sene yine tek portlu robotik cerrahi olacak. Aynı zamanda Hindistan’dan çok deneyimli bir cerrahımız yine laparoskopik miyomektomi yapacaklar. Her sene uluslararası deneyimi de yine meslektaşlarımıza bu şekilde aktarmaya çalışıyoruz. Minimal invaziv cerrahiler; robotik cerrahi, V-NOTES dediğimiz yeni izsiz cerrahiler veya laparoskopik cerrahiler tabii hastalarda herhangi bir iz kalmamasını veya çok minimal miktarda bir iz kalmasını sağladığı gibi özellikle hastaların çok ciddi konforlu olmasını sağlayan ameliyatlar. Hastalarımızın çok büyük bir kısmı ameliyattan birkaç saat sonra hiç ameliyat olmamış gibi ayağa kalkıp ağrı kesici ihtiyaçları da son derece az bir şekilde olarak yürüyebiliyorlar. Çok kısa sürede, genelde bir gece veyahut tek gün bile günübirlik işlemlerle bile işlemlerini bitirmiş olabiliyoruz" dedi. Buse Aslıhan Karkazan - Metin Başar
Yarım milyonluk diş mesaisi
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:16 Yarım milyonluk diş mesaisi Erzurum Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, 24 saat esasına dayalı hizmet anlayışıyla kentin ağız ve diş sağlığı alanındaki en büyük yükünü omuzlamaya devam ediyor. Branşlarında uzman 93 diş hekiminin görev yaptığı hastane, Erzurum ve çevre ilçelerden gelen hastalara kesintisiz sağlık hizmeti sunuyor. Merkezin, 2025 yılı verileri, verilen hizmetin boyutunu da net biçimde ortaya koyuyor. Buna göre yıl boyunca yaklaşık 450 bin kişi ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden faydalandı. Bu süreçte 90 bin hastaya diş çekimi yapılırken, 95 bin kişiye dolgu tedavisi, 35 bin kişiye kanal tedavisi uygulandı. Ayrıca 70 bin hastanın diş bakım ve temizlik işlemleri başarıyla gerçekleştirildi. Erzurum Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, yalnızca merkezde değil, şehrin farklı noktalarında da hizmet ağını genişleterek sağlık hizmetine erişimi kolaylaştırıyor. Yıldızkent, Dadaşkent, Ilıca, Hilalkent ve Erzurum Ceza ve İnfaz kurumu bünyesinde bulunan poliklinikler aracılığıyla vatandaşlara yerinde ve hızlı hizmet sunuluyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başhekim Erol Tuşik, Merkezin 24 saat esasına göre çalıştığını vurgulayarak, "Hastalarımıza her aşamada gerekli hassasiyeti gösteriyoruz. Amacımız, vatandaşlarımıza güvenli, kaliteli ve erişilebilir sağlık hizmeti sunmak" dedi. Başhekim Tuşik, özveriyle görev yapan diş hekimleri başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına ve emeği geçen herkese teşekkür ederek, ekip ruhuyla hizmet üretmeye devam edeceklerini ifade etti.
Uzmanından Ramazan tavsiyeleri: "Sahuru atlamayın, iftarı kademeli yapın"
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:10 Uzmanından Ramazan tavsiyeleri: "Sahuru atlamayın, iftarı kademeli yapın" Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, "Sahuru atlamayın, iftarı kademeli yapın; suyu zamana yayın, tatlıda ölçüyü kaçırmayın" uyarısında bulundu. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek iftar ve sahur sofralarında dengeyi korumanın gerekliliğini vurguladı. Ramazan’ın hem bedensel hem de ruhsal bir arınma dönemi olduğunu belirten Dyt. Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, uzun süreli açlık ve değişen öğün saatlerinin beslenme düzeninde bilinçli olmayı zorunlu kıldığını ifade etti. Sahur vakti; günün yakıt ikmali Dyt. Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, "Sahuru atlamamak metabolizmayı korur ve halsizliği önler. Yumurta, peynir, yoğurt gibi protein kaynakları uzun süre tokluk sağlar. Beyaz ekmek yerine tam buğday veya çavdar ekmeği tercih edilmeli. Salamura gıdalar ve tuzlu peynirlerden uzak durulmalı. Ceviz, badem, fındık gibi sağlıklı yağlar enerji verir ve tokluk süresini uzatır. İftara 1-2 hurma ve bir bardak ılık su ile başlanmalı. Çorba sonrası 10-15 dakika ara vermek, doyma hissini kolaylaştırır. Kızartma yerine fırın, haşlama veya ızgara yöntemleri tercih edilmeli. Besinler yavaş çiğnenmeli, bu sindirimi kolaylaştırır ve şişkinliği önler" dedi. Su tüketimi ve hareket Dyt. Kaya, açıklamasının devamında şu bilgileri verdi: "İftar ile sahur arasında su tüketimi zamana yayılmalı, her saat başı 1-2 bardak içilmeli. Şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar haftada 1-2 kez tüketilmeli. İftardan 1-2 saat sonra yapılacak 20-30 dakikalık hafif yürüyüş sindirimi kolaylaştırır. Ramazan ayı sadece ruhumuzu değil bedenimizi de arındırma fırsatıdır. Dengeli beslenerek ve sağlığımıza dikkat ederek bu mübarek ayı daha huzurlu ve verimli geçirebiliriz."
Uzmanı açıkladı: "Bu hastalıktan utanmak tedaviyi geciktiriyor"
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:07 Uzmanı açıkladı: "Bu hastalıktan utanmak tedaviyi geciktiriyor" Hemoroid (basur) hastalığının toplumda sık görülmesine rağmen utanma ve ameliyat korkusu nedeniyle tedavinin geciktirildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Faruk Özkul, "Hastalığın en sık görülen belirtileri makatta kanama, ağrı, kaşıntı, şişlik ve dışkılama sırasında zorlanmadır. Günümüzde uygulanan modern yöntemlerle dikiş ve pansuman gerektirmeyen tedaviler mümkündür" dedi. VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Faruk Özkul, hemoroidin makat bölgesindeki toplardamarların genişlemesi ve sarkması sonucu ortaya çıkan bir hastalık olduğunu belirterek, "Hastalığın en sık görülen belirtileri makatta kanama, ağrı, kaşıntı, şişlik ve dışkılama sırasında zorlanmadır" dedi. Hemoroidin her zaman cerrahi müdahale gerektirmediğini ifade eden Op. Dr. Özkul, "Erken evre hemoroidlerde ilaç tedavisi, beslenme düzenlenmesi ve bazı küçük girişimsel işlemlerle başarılı sonuçlar alınabilir. Ancak ileri evre, yani 3. ve 4. derece hemoroidlerde cerrahi tedavi daha kalıcı bir çözüm sunmaktadır" diye konuştu. Günümüzde klasik ameliyatlara alternatif olarak modern tekniklerin uygulandığını kaydeden Özkul, "Lazerle hemoroid tedavisi, hemoroidal arter ligasyonu (HAL-RAR) ve lastik bant yöntemi gibi uygulamalarda genellikle açık yara oluşmaz. Bu nedenle dikiş atılmasına gerek kalmaz ve çoğu hastada günlük pansuman ihtiyacı olmaz. Bu yöntemler hastalara önemli avantajlar sağlar. Daha az ağrı hissedilmesi, iyileşme süresinin kısa olması, hastaların günlük hayatlarına daha hızlı dönebilmeleri ve enfeksiyon riskinin düşük olması bu tekniklerin öne çıkan özellikleridir. Ayrıca hastanede kalış süresi de oldukça kısalmaktadır" şeklinde konuştu. "Hastaların büyük bir kısmı aynı gün ya da ertesi gün taburcu edilmektedir" Dr. Özkul, ameliyat sonrası sürecin genellikle konforlu geçtiğini de ifade ederek şöyle konuştu: "Hastaların büyük bir kısmı aynı gün ya da ertesi gün taburcu edilmektedir. Çoğu hasta birkaç gün içerisinde normal yaşamına dönebilmektedir. Bu dönemde beslenme düzeni, yeterli su tüketimi ve kabızlıktan korunmak iyileşme sürecini doğrudan etkilemektedir. Her hemoroid hastasına aynı yöntem uygulanmaz. Hastalığın evresi, hastanın yaşı, ek hastalıkları ve daha önce geçirdiği operasyonlar dikkate alınarak en uygun tedavi yöntemi belirlenmelidir. Bu nedenle uzman hekim değerlendirmesi şarttır." "Utanmak tedaviyi geciktiriyor" Toplumda hemoroid şikayetlerinin gizlenmesinin tedaviyi geciktirdiğine dikkat çeken Op. Dr. Özkul, "Birçok hasta utanma duygusu nedeniyle geç başvurmaktadır. Oysa erken dönemde doktora başvurmak, ameliyatsız tedavi şansını artırmakta ve daha konforlu yöntemlerin uygulanmasına imkan tanımaktadır. Gelişen teknolojiyle birlikte hemoroid tedavisi daha kolay hale geldi. Hemoroid artık korkulacak bir hastalık değildir. Günümüzde daha konforlu, daha az ağrılı ve günlük yaşamı minimum düzeyde etkileyen tedavi seçenekleri mümkündür" dedi.
Kuşadası’nda ’güzellik merkezi’ operasyonu
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:02 Kuşadası’nda ’güzellik merkezi’ operasyonu Aydın’ın Kuşadası ilçesinde faaliyet gösteren bir güzellik merkezinden hizmet alan kadınlar, mağdur oldukları iddiasıyla şikayetçi oldu. Bunun üzerine Sağlık Müdürülüğü, polis ve zabıtadan oluşan bir heyet güzellik merkezinde inceleme yaptı. Yapılan incelemelerde doktor, hemşire ve uzman ünvanı ile çalışan kişilerin diplomaları olmadığı ve sahte unvan kullandıkları ileri sürülürken, kullanılan tıbbı malzemelerin de son kullanma tarihinin geçtiği belirtildi. Yapılan inceleme sonrası 6 kişi ifadesi alınmak üzere gözaltına alındı. Edinilen bilgiye göre; güzellik merkezinden hizmet alıp işlemden sonra bir kolu felç kaldığını iddia eden bir kadının şikayeti üzerine başlatılan soruşturma çerçevesinde ekipler bahse konu merkeze baskın düzenledi. Yapılan baskın ve inceleme sonrası İ.N.K. (24), A.S. (40), H.K. (18), Y.S. (20), N.S.K. (24) ile işletme sahibi F.M.K. ifadeleri alınmak üzere polis merkezine götürüldü. Polis, sağlık ve zabıta kipleri tarafından gerçekleştirilen denetimde İlçe Sağlık Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı evrak kontrolünde "doktor" olarak tanıtılan Ebru Ş. isimli kişinin doktor olmadığı, "hemşire" olarak tanıtılan kişinin hemşire unvanına sahip olmadığı ve işletmede resmi olarak kayıtlı herhangi bir sağlık personelinin bulunmadığı belirtildi. Mağdur olduklarını belirten kadınların savcılığa sunduğu dilekçede, sağlık yetkisi bulunmayan kişiler tarafından damar yolu açılarak serum uygulandığı, deri altı enjeksiyon işlemleri yapıldığı belirtildi. Dilekçede ayrıca işlemler tamamlanmadan tam ödeme alındığı ve taahhüt edilen hizmetlerin önemli bir kısmının yerine getirilmediği belirtildi. Bahse konu güzellik merkezi ile ilgili çok sayıda mağdur olduğu belirtilirken, aynı zamanda kadınlardan ’güzelleşeceksin" vaadiyle 20 bin lira ile 80 bin lira arasında ödeme alındığı öğrenildi. Güzellik merkezinin tabelasında yer alan telefon numarasının ilgili merkezle alakalı olmadığı görülürken, merkezden şikayetçi olan Serap Afanso, kişilerin mağdur olmaması için mutlaka güzellik salonlarındaki görevlilerin diploma ve yetki belgelerini kontrol etmelerini ve işlemler bitmeden kesinlikle ödeme yapmamalarını istedi. Serap Afanso yaptığı açıklamada; "Fiyatları cazip bulmam üzerine bu merkeze geldim. İşlem için Didim’den Kuşadası’na geldim. Ben ve diğer müşteriler beklerken merkeze bir grup denetleyici geldi. Ve bizlere de ’sağlığınızla oynuyorsunuz’ dediler. Burada bize doktor ve hemşire olarak tanıtılan kişilerin doktor ve hemşire olmadığını da öğrendik. Bu arada çalışan hiç kimse burada çalıştığını kabul etmedi. Sağlık görevlileri ve polislerin tutanaklarını tutmasının ardından şahıslar ifadeleri alınmak üzere polis merkezine götürüldü. Bizler de mağdurlar olarak ilgili merkez hakkında şikayetçi olacağız" diye konuştu.
Ramazan’da metabolik denge uyarısı
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:59 Ramazan’da metabolik denge uyarısı BURTOM Sağlık Grubu bünyesinde hizmet veren BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, Ramazan ayının yalnızca ruhsal değil aynı zamanda metabolik bir adaptasyon süreci olduğuna dikkat çekti. Uzun süreli açlık sonrası bilinçsiz beslenmenin kan şekeri dalgalanmalarından sindirim problemlerine kadar pek çok soruna yol açabileceğini belirten Uzman Diyetisyen Kurtuluş, sağlıklı bir Ramazan için öğün planlamasının hayati önem taşıdığını vurguladı. "Ramazan ayı sadece ruhsal değil, metabolik olarak da bir adaptasyon sürecidir. Uzun süreli açlık sonrası doğru planlama yapılmazsa kan şekeri dalgalanmaları, halsizlik, baş ağrısı ve sindirim problemleri görülebilir" diyen Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, özellikle sahurun atlanmaması gerektiğini söyledi. "Sahuru atlamak metabolizma hızını düşürür" Ramazan’da öğün düzeninin sahur, iftar ve ara öğün şeklinde planlanabileceğini belirten Kurtuluş, "Bu şekilde hem açlık süresini azaltmış hem de günlük alınması gereken besin öğelerini tek bir öğüne yüklememiş oluruz. Sahuru atlamak gün içinde kan şekeri düşüşlerine, kas kaybına ve metabolizma hızının yavaşlamasına neden olabilir" ifadelerini kullandı. Sahurda protein ağırlıklı besinlerin tercih edilmesini öneren Uzman Diyetisyen Kurtuluş, "Yumurta, peynir, yoğurt gibi protein kaynakları; tam buğday, siyez ekmeği ve yulaf gibi kompleks karbonhidratlar ile zeytin, ceviz ve avokado gibi sağlıklı yağlar tokluk süresini uzatır ve kan şekerini dengede tutar. Çok tuzlu ve baharatlı besinler ise gün içinde susuzluk hissini artırır" dedi. "İftarı hafif başlatın, porsiyon kontrolünü unutmayın" İftar öğününün de en az sahur kadar önemli olduğunu vurgulayan Kurtuluş, uzun süren açlık sonrası hızlı ve fazla yemek tüketiminin sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, "Bütün gün aç kaldım psikolojisi aşırı yemeğe neden olabilir. Orucu bir çorba ile açmak ve kısa bir ara verdikten sonra ana yemeğe geçmek en uygun yöntemdir. Yüksek porsiyonlarla mideyi bir anda doldurmak ani tansiyon ve şeker yükselmelerine, hazımsızlığa sebep olabilir" diye konuştu. Pişirme yöntemlerinin de önemine değinen Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, ızgara, fırınlama, haşlama ve buğulama tekniklerinin tercih edilmesi gerektiğini, kızartma ve kavurma yöntemlerinin ise gereksiz yağ alımına yol açtığını ifade etti. Su tüketimine dikkat BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, iftar ile sahur arasında en az 1,5-2 litre su tüketilmesi gerektiğini ve özellikle yoğun tempoda çalışan, fiziksel efor harcayan kişilerin sıvı alımına daha fazla özen göstermesi gerektiğini, tatlı tüketiminin de iftardan hemen sonra değil, birkaç saat sonra ara öğün olarak planlanmasını önererek, "Şerbetli tatlılar yerine meyve tatlıları veya sütlü tatlıları küçük porsiyonlarda tercih etmek daha sağlıklı olacaktır" dedi. İftar sonrası yürüyüş önerisi Sindirim sistemini desteklemek ve bağırsak hareketlerini artırmak için iftardan 1-2 saat sonra hafif tempolu yürüyüşlerin faydalı olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, Ramazan ayında kilo kontrolü için öğün atlamamak, porsiyon kontrolüne dikkat etmek ve haftada 2-3 gün hafif egzersiz eklemenin önemli olduğunu vurguladı ve egzersizleri yapan kişilerin ise kas kaybını önlemek için yeterli protein alımına dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Diyabet hastaları ve gebeler dikkatli olmalı Diyabet hastalarının oruç tutup tutamayacağının kişisel sağlık durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kurtuluş, "Diyabet tipi, kullanılan tedavi yöntemi, kan şekeri kontrolü ve eşlik eden hastalıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Uzun süren açlık hipoglisemi riskini artırabileceği için özellikle insülin veya insülin salgılatıcı ilaç kullanan hastalar mutlaka doktor kontrolünde karar vermelidir" dedi. Gebelikte ise annenin ve bebeğin sağlığının öncelikli olduğunu ifade eden Uzman Diyetisyen Kurtuluş, sağlıklı ve komplikasyonsuz gebeliklerde doktor kontrolünde oruç tutulabileceğini; ancak düşük tehdidi, erken doğum riski, tansiyon problemi, kansızlık, çoğul gebelik ya da gestasyonel diyabet gibi durumlarda orucun önerilmediğini belirtti. BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, "Gebelik, artmış enerji ve sıvı ihtiyacı olan özel bir dönemdir. Karar mutlaka kadın doğum uzmanı kontrolünde verilmelidir" diyerek sözlerini tamamladı.
Uzmanından kilo uyarısı: Enerjiyi iftarda değil, sahurda alın
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:58 Uzmanından kilo uyarısı: Enerjiyi iftarda değil, sahurda alın Ramazanda doğru beslenmenin hem oruç süresince enerji sağlamak hem de kilo alımını kontrol etmek için büyük önem taşıdığını belirten Diyetisyen Tuana Topsakal, "Sahuru düzgün bir şekilde yaparsak ve iftarda da porsiyon kontrolüne dikkat edersek kilo almayı minimumda tutabiliriz" dedi. Ramazanın başlamasıyla birlikte, oruç ibadetini gerçekleştirenlerin beslenme alışkanlıkları da değişiklik gösterdi. Bu değişimi doğru şekilde yönetmek hem ramazan boyunca enerjiyi korumaya hem de kilo kontrolünü sağlamaya yardımcı oluyor. İstanbul Beykent Üniversitesi Hastanesi Diyetisyen Tuana Topsakal, ramazan boyunca iftardan çok sahura önem verilmesi gerektiğini belirterek, "Bizim için hem sahur hem iftar çok önemli. Tüm gün bize enerji verecek olan öğün sahur olduğu için, normal bir beslenme düzeninde nasıl kahvaltıyı ön plana çıkarıyorsak ramazanda da sahuru ön plana çıkarmalıyız. Tabağımızda mutlaka hem proteinler hem kompleks karbonhidratlar hem de bir lif grubunu bulundurmalıyız. Protein grubundan yumurta, yoğurt, peynir tüketilebilir. Kompleks karbonhidratlardan yulaf ya da tam tahıllı ekmekler tercih edilebilir, lif kaynağı olarak ise sebze ve meyvelere yer vermek gerekir" dedi. Kilo yönetimi için ara verin "Hem kilo yönetimi hem de açlığı kontrol altına alabilmek için iftarda şunlara dikkat etmek çok önemli" diyen Topsakal, şu tavsiyelerde bulundu: "İftarımızı açtığımızda bol suyumuzu içip 2-3 dakika beklemeliyiz. O suyu bir sindirmemiz gerekiyor. Ardından mideyi biraz ısıtacak, mide bağırsak sistemini harekete geçirecek bir çorbayla başlamayı tercih ediyoruz. Çorbayı içtikten sonra kilo yönetimi yapmak isteyen danışanlarımıza 5-10 dakika bekleyip ana yemeğe öyle geçmelerini tavsiye ediyoruz. Ana yemekte de hem protein hem karbonhidrat hem sebze grubunu aynı tabakta toplamak önemli." "Yeterli bir sahur yapmayınca iftarda fazla tüketim yapıyoruz" Özellikle sahurda doğru şekilde beslenmenin kilo kontrolü açısından büyük önem taşıdığının altını çizen Diyetisyen Tuana Topsakal, "Kilo almanın sebebi şu: Eğer sahuru düzgün bir şekilde yapamazsak gün içindeki kan şekerinin düşüşü, akşam yeterli enerjiyi alabilmemiz için bize kapı açıyor. Vücudu, gün boyu alamadığımız enerjinin hepsini tüketmeye zorluyor. Bu yüzden akşam porsiyon kontrolü yapamadığımız, kan şekeri dengesini sağlayamadığımız durumlarda iftarda fazla tüketim yapıyoruz ve kilo alıyoruz. Eğer sahuru düzgün bir şekilde yaparsak ve iftarda da porsiyon kontrolüne dikkat edersek kilo almayı minimumda tutabiliriz" dedi. Sindirim için lif tüketimine dikkat Tatlının iftardan 1-2 saat sonra tüketilmesi gerektiğini söyleyen Topsakal, "İftarı yaptıktan sonra 1-2 saat ara vermek gerekir. O aradan sonra hala canımız tatlı istiyorsa önceliğimiz meyveler ve bitki çayları, ardından hafif az şekerli sütlü bir tatlı olabilir" dedi. Topsakal, sağlıklı bir sindirim sistemi içinse lifli gıda tüketiminin önemini vurguladı. Toplum olarak gün içinde yetersiz lif tüketildiğini belirten Topsakal, "Bu nedenle bağırsaklarda durgunluk, midede şişkinlik yaşayabiliyoruz. Bu yüzden lif tüketimi daha önemli. Beyaz ekmekler, basit şekerlerden yapılmış ürünleri tercih etmek yerine, tam tahıllı lifli ürünleri tercih edip porsiyonuna dikkat edilirse bağırsak ve sindirim sistemi rahatlar. Bitki çayları da bu konuda destek olabilir" diye konuştu. "Pideyi avuç içi kadar tüketin" Ramazan sofralarının vazgeçilmesi olan pidenin tüketimi konusunda da uyaran Topsakal, "Biz genelde pideyi çok önermesek bile tabii ki ramazan boyunca arada bir tercih edilebilir. Eğer kişinin diyabet hastalığı, şeker tanısı, insülin direnci yoksa bir avuç içi boyutunda pideyi bir öğününde tüketebilir. Ama tercihimiz her zaman tam tahıllı ürünlerden yana" dedi. "Çay, kahve miktarı kadar ekstra su tüketin" Aşırı kafein tüketiminin ramazanda susuzluğa neden olduğunu belirten Diyetisyen Tuana Topsakal, "Kişi yeterli su tüketmediği halde çok fazla çay, kahve tüketirse ertesi gün tutacağı oruçta ekstra zorlanabiliyor. Çünkü vücutta dehidrasyon, yani su kaybı oluyor. Yeterli suyu tükettikten sonra normal miktarlarda çay ve kahve şekersiz şekilde tercih edilebilir. Bir kişinin kilo başına 30 ml su tüketmesini istiyoruz. Bu şekilde hesaplarsak kişiye bağlı olarak günde 1.8 litre, 2 litre ya da 2 buçuk litre su içilmesi gerekir" dedi. Gün içinde 200-300 miligramdan fazla kafein tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Topsakal, günde en fazla 2-3 kupa kahve ve 4-5 fincan çay içilmesi gerektiğini belirtti. Topsakal, "Gün içerisinde yeterli suyunuzu için. İçtiğiniz çay ve kahve fincanı kadar ek su tüketin. Böylece vücudun susuz kalmasını engellemiş olursunuz" diyerek sözlerini noktaladı.