SAĞLIK
Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sintigrafi Ünitesi yenilenen yüzüyle hizmete girdi 04 Nisan 2026 Cumartesi - 12:01:45 Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesindeki Sintigrafi Ünitesi, yenilenen ve modernize edilen alanında hizmet vermeye başladı. Gelişmiş teknolojik altyapı ve konforlu fiziki şartlarla donatılan ünitede, hastalara daha hızlı, güvenli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulması hedefleniyor. Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Ahmet Yanarateş ünitenin yeniden hizmete alınmasına ilişkin yaptığı açıklamada, yapılan denetimlerin ardından gerekli lisansın alındığını ve hasta kabulüne başlandığını belirtti. Ünitede şu an bir adet kamera cihazının bulunduğunu ifade eden Yanarateş, özellikle kardiyoloji polikliniğinde muayene olan hastalara yönelik kalp sintigrafisi çekimlerinin yoğunlukta olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra kemik, böbrek, tiroid ve paratiroid gibi organlara yönelik fonksiyonel görüntülemelerin de gerçekleştirildiğini aktaran Yanarateş, radyoaktif maddelerle yapılan bu işlemlerin tanı sürecine önemli katkı sağladığını vurguladı. Ayrıca hipertiroidi tanısı konulan hastalara ayaktan radyoaktif iyot tedavisinin de uygulanabildiğini dile getirdi. Yeni açılan ünitenin onkoloji polikliniği karşısında hizmet verdiğini belirten Yanarateş, ünitenin hizmete açılmasında emeği geçenlere teşekkür ederek tüm hastalara acil şifalar diledi.
04 Nisan 2026 Cumartesi - 12:01 Uzmanından uyarı: "Gebeyken polen alerjisi tedavisine başlanmamalı" Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Alerji ve İmmünoloji Hastalıkları İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Şadan Soyyiğit, "Gebeyken immünoterapi (polen alerjisi aşı tedavisi) başlayamıyoruz ama başladığımız tedaviye devam edebiliriz" dedi. Bahar aylarının gelmesiyle ortaya çıkan polen alerjisi, küresel ısınma ve hava kirliliğinin etkisiyle artık daha erken dönemlerde başlıyor. Burun akıntısı, hapşırık ve gözlerde kaşıntı gibi belirtilerle kendini gösteren bu durum, hastaların günlük yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Semptomlar çoğu zaman medikal tedaviyle kontrol altına alınabilirken, ileri vakalarda alerjik astım ve nefes darlığı gibi daha ciddi şikayetler görülebiliyor. Uzmanlar, bu hastalara aşı tedavisi önerdiklerini fakat sürecin uzun ve sabır gerektirdiğini belirtiyor. İmmünoloji uzmanları, aşı tedavisinin hamilelerde önerilmediğini belirtirken, tedaviye başlanmışsa devam edilmesinde genellikle bir sakınca olmadığını ancak yine de tercih edilmediğini ifade ediyor. "Küresel iklim değişikliği, hava kirliliği ile birlikte polen mevsimi de biraz hareketlendi" Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Alerji ve İmmünoloji Hastalıkları İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Şadan Soyyiğit, polen alerjisinin her yıl zamanının değiştiğini söyledi. Soyyiğit, "Küresel iklim değişikliği, hava kirliliği ile birlikte aslında polen mevsimi de biraz hareketlendi, biraz daha öne kaydı, biraz daha uzadı. Ama bu yıl daha erken geldi. O yüzden hastalarımızın da polikliniklerde sayısı arttı" diye konuştu. Burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kızarıklık gibi semptomlarla alerjinin kendini gösterdiğini dile getiren Soyyiğit, bazı kişilerde daha ağır seyrettiğini, nefes darlığı ve mevsimsel astım gibi şikayetlerin olduğunu ifade etti. "Sosyal problemler yaşıyorlar" Soyyiğit, alerjinin hastanın yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini belirterek, "Burun tıkanıklığı varsa, sabah yorgun uyanıyor, halsiz oluyor, iş performansı düşüyor. Toplum içinde birtakım sıkıntılar yaşıyor. İşe gitmekte sürekli hapşırıyor çünkü hasta. İş yerinde diyor ki ‘Hocam ben grip mi oldum, grip zannediyorlar beni, bulaştıracaksın’ diyorlar. Böyle sosyal problemler de yaşıyorlar açıkçası. ‘Çalışamıyorum, çok önemli bir görevdeyim’ diyorlar. ‘Ne yapacağım hocam bunun çaresi yok mu’ diye bize geliyorlar" şeklinde konuştu. "Alerji uzmanına başvurmakla çare başlıyor" Geç kalınmadan hastaneye gelinmesi gerektiğinin altını çizen Soyyiğit, "Alerji uzmanına başvurmakla çare başlıyor. Yani belirtileri tanımakla. Bunu polen mevsimiyle ilişkilendirdiğimizde evet hasta bize geliyor. ‘Polen mevsiminde şikayetlerim artıyor, bu tip şikayetlerim var’ diye. Ama kışa da yayılabiliyor artık bu şikayetler. Alerjik şikayetleri varsa anlattığım şekilde alerji uzmanına başvurmaları önemli. Önemli olan hem şikayetlerini azaltmak hatta gidermek tamamen ve yaşam kalitesini artırmak hastamızın" ifadelerini kullandı. Medikal tedavilerin bazı hastalar için yeterli olmadığını aktaran Soyyiğit, "Antihistaminik dediğimiz ilaçları aldıklarında uyku eğilimleri oluyor. Araba kullanamıyorlar. İş nedeniyle problem olabiliyor. Ya net ki yaşarsak ya da kontrol altına alamazsak şikayetleri. O zaman diyoruz ki sizin bir aşı şansınız da var" açıklamasında bulundu. "Aşı tedavisinde 3 ila 5 yıl bizimle birlikteler" Soyyiğit, aşı tedavisine başvurmak isteyen hastaların sabırlı olması gerektiğine dikkati çekerek, sözlerine şöyle devam etti: "Hastalığı tamamen de tedavi edebilecek bir yöntem. Tabii ki doğru uzman ve doğru tedavi seçimiyle ve uzman gözetimi de yapılır ise. Hastalarımızın bilmesi gereken bu tedavi için sabır gerekiyor. Uzun süreli bir tedavi çünkü bağışıklık üzerinde biz o alerjeni aslında hastaya küçük dozlarda vererek tanıtıyoruz. Bu süreçte 3 ila 5 yıl bizimle birlikteler. Bir doz artışı dönemi oluyor sonra aylık geliyorlar bize. Tabii ki yan etkisi poleni tanıttığımız için küçük dozlarda alerjik reaksiyon riski." "Gebeyken immünoterapi başlayamıyoruz ama başladığımız tedaviye devam edebiliriz" Hamile hastalar için de aşının birtakım riskleri olabildiğini anlatan Soyyiğit, "Gebelikte aslında immünoterapi daha önce başlandıysa güvenle devam edilebilir diye klasik bir bilgi var. Ancak burada hastanın tercihi önemli. Gebeyken immünoterapi başlayamıyoruz ağır alerjik reaksiyonlar nedeniyle. Ama başladığımız bir tedaviye devam edebiliriz. Bunu da hastayla konuşarak, onamını alarak, istişare ederek. Çünkü nadir de olsa alerjik reaksiyon görürsek, yapacağımız ilaçlarında tabii bebeği etkileme riski olabilir. O yüzden istiyoruz ki en hastalarımız o dönemde gebe olmasalar daha güvenle gidebiliriz" diye konuştu. "Dışarıdayken gözlük takılabilir, maske takılabilir, şapka takılabilir" Soyyiğit, medikal tedaviler ve aşının yanı sıra, günlük hayatta da alınması gereken önlemlere ilişkin şunları söyledi: "Polen uçuştuğu zamanlarda aslında dışarıda çok olmamak önerilir ama bu mümkün değil. Sabah saatlerinde özellikle evde camı açmamak gibi. Dışarıda mecburen alıyoruz. Ama eve geldiğimizde üstümüzü çıkarmak, duş almak, ayakkabılarla çok eve girişi sağlamamak. Dışarıdayken gözlük takılabilir, maske takılabilir, şapka takılabilir. Dışarıda çamaşır kurutulmamalı. Arabalarda polen filtresini kullanılmalı. Bunlar önem arz ediyor."
04 Nisan 2026 Cumartesi - 11:58 Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: "Hastalıkları adeta ‘parmak izi’ gibi tanımlayarak kişiye özel tedavi planları oluşturabiliyoruz" Ankara Hematoloji Onkoloji Derneği (AHOD) Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, hastalıkları adeta "parmak izi" gibi tanımlayarak kişiye özel tedavi planları oluşturabildiklerini belirterek, yapay zekanın tedavi süreçlerindeki önemini vurguladı. Ankara Hematoloji Onkoloji Derneği tarafından (AHOD) 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası dolayısıyla düzenlenen programda kanser tanı ve tedavisindeki son gelişmeler ele alındı. AHOD Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, kanserle mücadelede erken tanının önemi, korunma yöntemleri ve yapay zeka uygulamalarının tedavi süreçlerindeki rolüne ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Dernek Başkanı Prof. Dr. Altuntaş, kanserin artık yalnızca tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, yönetilmesi gereken bir süreç olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kanserin önlenebilir bir hastalık olduğuna işaret eden Altuntaş, sigara kullanımı, obezite, alkol tüketimi ve zararlı güneş ışınlarından korunma gibi önlemlerle kanser vakalarının önemli bir kısmının engellenebileceğini vurguladı. Kanser tarama programları vatandaşlara ücretsiz Erken tanının hayati önem taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Altuntaş, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen meme, kolorektal (kalın bağırsak/kolon) ve rahim ağzı kanseri tarama programlarının ücretsiz olduğunu hatırlatarak, vatandaşların bu programlara katılımının artırılması gerektiğini hatırlattı. Prof. Dr. Altuntaş, kanserle mücadelede yalnızca fiziksel değil, psikolojik, sosyal ve manevi iyilik halinin de önem taşıdığına dikkat çekerek, son yıllarda bilimsel gelişmelerle birlikte kanser alanında önemli bir paradigma değişimi yaşandığını ifade etti. Erken tanı ile birlikte tedavi başarı oranı yüzde 90’lara kadar çıkıyor Kanserin günümüzde çaresiz bir hastalık olmaktan çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, erken tanı, doğru risk analizi ve kişiye özel tedavi yaklaşımlarının ön plana çıktığını kaydetti. Erken tanı ile birlikte tedavi başarı oranlarının yüzde 90’lara kadar çıkabildiğini ve kanser kaynaklı ölümlerin önemli ölçüde azaltılabildiğini aktaran Altuntaş, bu nedenle erken teşhisin hayat kurtardığına dikkat çekti. Hastalıklar "parmak izi" gibi tanımlanıyor Prof. Dr. Altuntaş, "Günümüzde kanser tanı yöntemleri çok hızlı gelişmektedir. Dijital onkoloji, dijitalleşme ve yapay zeka uygulamaları bu alanda önemli yer tutmaktadır. Artık kanseri yalnızca morfolojik olarak değil, genetik ve moleküler düzeyde analiz edebiliyoruz. Hastalıkları adeta "parmak izi" gibi tanımlayarak kişiye özel tedavi planları oluşturabiliyoruz" şeklinde konuştu. Yapay zeka kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin önünü açıyor Yapay zeka teknolojileri sayesinde tanı ve takip süreçleri hızlandığını, daha kısa sürede daha doğru sonuçlar elde edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, "Bu gelişmeler, kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin önünü açmaktadır" dedi. İmmünoterapi (bağışıklık tedavisi) ve hedefe yönelik tedavilerin bu sürecin en önemli parçaları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, yapay zeka destekli uygulamalar sayesinde tanı ve takip süreçlerinin hızlandığının altını çizdi. Tedaviler umut verici sonuçlar ortaya koyuyor Hematolojik kanserlerin onkolojinin en hızlı gelişen alanlarından biri olduğunu belirten Prof. Dr. Altuntaş, yeni nesil tedavi yöntemleri ve akıllı ilaçlar sayesinde hastalıkların uzun süre kontrol altında tutulabildiğini söyledi. Özellikle immünoterapiler ve spesifik antikor (bağışıklık proteni) tedavilerinin umut verici sonuçlar ortaya koyduğunu ifade eden Altuntaş, hastalara umutlarını kaybetmemeleri çağrısında bulundu. Yeni tedavi yöntemleriyle uzun süreli ve kalıcı yanıtlar elde ediliyor Lenfoma ve multipl miyelom (kemik iliği kanseri) gibi hastalıklarda da yeni tedavi yöntemleriyle uzun süreli ve kalıcı yanıtlar elde edildiğini belirten Prof. Dr. Altuntaş, bu durumun hastaların yaşam süresini ve kalitesini artırdığını vurguladı. Kök hücre naklinde de önemli gelişmeler yaşandığını kaydeden Altuntaş, tam uyumlu verici bulunamadığı durumlarda dahi başarılı sonuçlar alınabildiğine dikkat çekti. Programa Ankara Hematoloji Onkoloji Derneği yönetiminden isimler de katıldı. Dernek Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Öztürk Ateş, Genel Sekreter Doç. Dr. Fatih Yıldız ve Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Halil Başar programda görüşlerini paylaştı. Alanında uzman isimlerin katılımıyla gerçekleştirilen program, kanser tanı ve tedavisindeki son gelişmeler ile yapay zeka uygulamalarının ele alındığı değerlendirmelerle tamamlandı. Program, bir restoranda düzenlenen yemekli organizasyonla sona erdi.
04 Nisan 2026 Cumartesi - 11:19 Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: "Hastalıkları adeta ‘Parmak İzi’ gibi tanımlayarak kişiye özel tedavi planları oluşturabiliyoruz" Ankara Hematoloji Onkoloji Derneği (AHOD) Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında düzenlenen programda kanser tanı ve tedavisindeki son gelişmeleri aktardı. Prof. Dr. Altuntaş, hastalıkları adeta "parmak izi" gibi tanımlayarak kişiye özel tedavi planları oluşturabildiklerini ve yapay zekanın tedavi süreçlerindeki önemini vurguladı. Ankara Hematoloji Onkoloji Derneği tarafından (AHOD) 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası dolayısıyla düzenlenen programda kanser tanı ve tedavisindeki son gelişmeler ele alındı. AHOD Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, kanserle mücadelede erken tanının önemi, korunma yöntemleri ve yapay zeka uygulamalarının tedavi süreçlerindeki rolüne ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Kanser yönetilmesi gereken bir süreçtir Dernek Başkanı Prof. Dr. Altuntaş, kanserin artık yalnızca tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, yönetilmesi gereken bir süreç olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kanserin önlenebilir bir hastalık olduğuna işaret eden Altuntaş, sigara kullanımı, obezite, alkol tüketimi ve zararlı güneş ışınlarından korunma gibi önlemlerle kanser vakalarının önemli bir kısmının engellenebileceğini paylaştı. Kanser tarama programları vatandaşlara ücretsiz Erken tanının hayati önem taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Altuntaş, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen meme, kolorektal (kalın bağırsak / kolon) ve rahim ağzı kanseri tarama programlarının ücretsiz olduğunu hatırlatarak vatandaşların bu programlara katılımının artırılması gerektiğini hatırlattı. Prof. Dr. Altuntaş, kanserle mücadelede yalnızca fiztiksel değil, psikolojik, sosyal ve manevi iyilik halinin de önem taşıdığına dikkat çekerek, son yıllarda bilimsel gelişmelerle birlikte kanser alanında önemli bir paradigma değişimi yaşandığını ifade etti. Erken tanı ile birlikte tedavi başarı oranı yüzde 90’lara kadar çıkıyor Kanserin günümüzde çaresiz bir hastalık olmaktan çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, erken tanı, doğru risk analizi ve kişiye özel tedavi yaklaşımlarının ön plana çıktığını kaydetti. Erken tanı ile birlikte tedavi başarı oranlarının yüzde 90’lara kadar çıkabildiğini ve kanser kaynaklı ölümlerin önemli ölçüde azaltılabildiğini aktaran Altuntaş, bu nedenle erken teşhisin hayat kurtardığına dikkat çekti. Hastalıklar "parmak izi" gibi tanımlanıyor Prof. Dr. Altuntaş, "Günümüzde kanser tanı yöntemleri çok hızlı gelişmektedir. Dijital onkoloji, dijitalleşme ve yapay zeka uygulamaları bu alanda önemli yer tutmaktadır. Artık kanseri yalnızca morfolojik olarak değil, genetik ve moleküler düzeyde analiz edebiliyoruz. Hastalıkları adeta "parmak izi" gibi tanımlayarak kişiye özel tedavi planları oluşturabiliyoruz" şeklinde konuştu. Yapay Zeka kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin önünü açmaktadır. Yapay zeka teknolojileri sayesinde tanı ve takip süreçleri hızlanmakta, daha kısa sürede daha doğru sonuçlar elde edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, "Bu gelişmeler, kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin önünü açmaktadır" dedi. İmmünoterapi ( bağışıklık tedavisi) ve hedefe yönelik tedaviler bu sürecin en önemli parçaları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, Yapay zeka destekli uygulamalar sayesinde tanı ve takip süreçlerinin hızlandığının altını çizdi. Tedaviler umut verici sonuçlar ortaya koyuyor Hematolojik kanserlerin onkolojinin en hızlı gelişen alanlarından biri olduğunu belirten Prof. Dr. Altuntaş, yeni nesil tedavi yöntemleri ve akıllı ilaçlar sayesinde hastalıkların uzun süre kontrol altında tutulabildiğini söyledi. Özellikle immünoterapiler ve spesifik antikor ( bağışıklık proteni) tedavilerinin umut verici sonuçlar ortaya koyduğunu ifade eden Altuntaş, hastalara umutlarını kaybetmemeleri çağrısında bulundu. Yeni tedavi yöntemleriyle uzun süreli ve kalıcı yanıtlar elde ediliyor Lenfoma ve multipl miyelom (kemik iliği kanseri) gibi hastalıklarda da yeni tedavi yöntemleriyle uzun süreli ve kalıcı yanıtlar elde edildiğini belirten Prof. Dr. Altuntaş, bu durumun hastaların yaşam süresini ve kalitesini artırdığını vurguladı. Kök hücre naklinde de önemli gelişmeler yaşandığını kaydeden Altuntaş, tam uyumlu verici bulunamadığı durumlarda dahi başarılı sonuçlar alınabildiğine dikkat çekti. Programa, Ankara Hematoloji Onkoloji Derneği yönetiminden isimler de katıldı. Dernek Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Öztürk Ateş, Genel Sekreter Doç. Dr. Fatih Yıldız ve Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Halil Başar da programda görüşlerini paylaştı. Alanında uzman isimlerin katılımıyla gerçekleştirilen program, kanser tanı ve tedavisindeki son gelişmeler ile yapay zeka uygulamalarının ele alındığı değerlendirmelerle tamamlandı. Program, Ankara’da bir restoranda düzenlenen yemekli organizasyonla sona erdi. (BC -
İstanbul İl Sağlık Müdürü Güner: "Organ bekleyen bir çocuğun annesinin sevincini düşünerek organlarımızı bağışlamamız lazım"
06 Kasım 2025 Perşembe - 14:28 İstanbul İl Sağlık Müdürü Güner: "Organ bekleyen bir çocuğun annesinin sevincini düşünerek organlarımızı bağışlamamız lazım" Kartal’da İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 3-9 Kasım ’Organ Bağışı Haftası’ kapsamında farkındalık oluşturmak için futbol maçı düzenlendi. İl Sağlık Müdürlük Takımı ile Ünlüler Takımı’nın karşı karşıya geldiği maçı 4-3 Ünlüler Takımı kazanırken, konunun önemine ilişkin İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, "Organlarımız toprak olmasın istiyoruz" mesajını verdi. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 3-9 Kasım ’Organ Bağışı Haftası’ kapsamında farkındalık oluşturmak adına futbol maçı düzenlendi. "Bağışlayın, hayat verin" sloganıyla hayata geçirilen ve Kartal 75. Yıl Stadı’nda düzenlenen maçta İl Sağlık Müdürlüğü takımı ile Ünlüler Takımı, birincilik için kıyasıya mücadele etti. "Organ bekleyen bir çocuğun annesinin sevincini düşünerek organlarımızı bağışlamamız lazım" İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, Organ Bağışı Haftası’nın önemine ilişkin yaptığı konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Ana amacımız aslında organ bağışını arttırmak. İstanbul’da 8 bin 472 organ nakil için bekliyor. Bu sayı şu an için çok düşük. Organlarımızı bağışlamak ve bağışları artırmak istiyoruz. Şunu biliyoruz ki bugün buradaki emeği ve burada toplanan kişileri gören kişiler de bu sorumluluğu paylaşacak ve bu sorumluluğu paylaştıktan sonra onlar da artık bir organ gönüllüsü olacaklar. Şu anda E-Nabız ve E-Devlet üzerinden organlarımızı bağışlayabiliyoruz. Organ bekleyen bir çocuğun annesinin sevincini düşünerek organlarımızı bağışlamamız lazım. Bir organ bekleyen babanın çocuğunun yeniden hayata döndüğünde ve sağlığına kavuştuğundaki mutluluğunu düşünerek organlarımızı bağışlayalım. Yaşam verelim, can verelim istiyoruz. Organlarımız toprak olmasın istiyoruz" dedi. "Organ bağışı ne kadar çok artarsa o kadar çok hastaya erişebileceğiz" Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Kaan Kırali de organ bağışı farkındalığının önemine dikkat çekerek, "Biz de organ nakli yaptığımız kalp ve akciğer hastalarımızla birlikte bu turnuvayı 8 yıldır düzenliyoruz, geleneksel bir hale getirdik. Bu şekilde hem kalp yetmezliği hem de akciğer yetmezliğinde bir farkındalık oluşturmak istiyoruz. Bugün de bu etkinliğin 7’incisini düzenliyoruz. Mühim olan organ bağışıdır. Organ bağışı ne kadar çok artarsa biz de kalp yetmezliği ve akciğer yetmezliğinden ciddi şekilde mustarip olan tüm hastalara çok rahat erişebileceğiz. Buradan tüm vatandaşlarımızı organ nakli yapmaya çağırıyoruz. İnşallah bu sayıyı her geçen gün arttırırız" dedi. Karşılaşmanın ardından günün anlamına yönelik katılımcılara teşekkür belgesi verildi. Düzenlenen futbol maçına İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Kaan Kırali, sağlık çalışanları ve çok sayıda futbolsever katıldı.
Sürekli bildirim almak kaygı oluşturuyor
06 Kasım 2025 Perşembe - 13:51 Sürekli bildirim almak kaygı oluşturuyor Sürekli bildirim almanın, başkalarının hayatlarını izlemenin kaygıya yol açtığını belirten Uzman Psikolog Beste Çokaygil "Dijital detoks yaparak sınır koyabilirsiniz. Ekrandan uzak geçirilen kısa molalar farkındalığı artırır, stresi azaltır ve gerçek sosyal ilişkilerimizi daha çok aktif tutmamızı sağlar" sözleriyle uyarıda bulundu. Günümüzde sosyal medyanın hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini ifade eden Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzman Psikolog Beste Çokaygil uyanır uyanmaz telefona sarılmak, boş anlarımızda ekran kaydırmak ve günün yorgunluğunu ekran karşısında sonlandırmanın birçoğumuz için tanıdık davranışlar haline geldiğini söyledi. Sosyal medya ile bir yandan haber alıp sosyalleşirken bir yandan ise fark etmeden zihnimizi yorduğumuzu vurgulayan Psikolog Çokaygil "Sürekli bildirim almak, başkalarının hayatlarını izlemek ve ‘kaçırmama’ isteği kişilerde kaygı oluşturabilir. ‘Sürekli bağlı olma’ hâli, beynin dinlenmesine izin vermiyor. Bildirim sesleriyle artan uyarılmışlık hâli, zihnimizde sürekli bir ‘hazır ol’ modu oluşturuyor. Ayrıca sosyal medya, başkalarının hayatlarını olduğundan daha ideal görmemize yol açarak, kıyaslama ve yetersizlik duygularını tetikleyebiliyor" diye konuştu. Yoğun sosyal medya kullanımının dikkat dağınıklığı, stres, uyku problemleri, kaygı ve benlik algısında bozulmalara yol açabildiğine işaret eden Psikolog Çokaygil "Bu noktada teknolojiyi bilinçli ve dengeli kullanabilmek adına ‘Dijital Detoks’ kavramı ön plana çıkıyor. Dijital detoks; belirli bir süre sosyal medyadan, ekranlardan veya internetten uzak kalarak zihinsel bir mola vermeyi ifade eder. Bu küçük molalar, farkındalığı artırır, stresi azaltır ve gerçek sosyal ilişkilerimizi daha çok aktif tutmamızı sağlar" dedi. "Dijital detoksun amacı sağlıklı sınırlar koymak" Dijital dünyadan kopmak değil, ona sağlıklı sınırlar koymak amacıyla yapılan dijital detoksun detaylarını anlatan Psikolog Çokaygil öncelikle günün belirli saatlerinde telefonu kullanmamak gerektiğini; örneğin sabah uyanınca ilk 30 dakika ve gece uyumadan önceki 1 saatin "ekransız zaman" olarak değerlendirilebileceğini; böylelikle uyku kalitesi ve odaklanma süresinin artış göstereceğini dile getirdi. Haftada bir gün veya birkaç saat boyunca sosyal medyaya hiç girmemenin de faydalı olacağını sözlerine ekledi. Yalnızca gerçekten önemli uygulamaların bildirimlerini açık bırakmanın faydalarına değinen Psikolog Çokaygil sürekli gelen bildirimlerin zihnimizi böldüğünü ve dikkatimizin kolayca dağılmasına yol açtığını ifade etti. Telefon ayarlarından günlük/haftalık kullanım süresini gözlemlemenin önemine işaret ederek "Ekrandan uzaklaşmanızı hatırlatması için zamanlayıcıdan yardım alabilirsiniz. Kendinize küçük hedefler belirleyerek ekran sürenizi yavaş yavaş azaltabilirsiniz. Yemek yerken, çalışırken veya arkadaşlarınızla vakit geçirirken telefonu elinize almamak yine sizi ekrandan uzak tutacaktır" dedi. Sosyal medya yerine kitap okumak, yürüyüş yapmak, günlük yazmak ya da hobilere zaman ayırmanın zihninize her zaman iyi geleceğini vurguladı.
Kışın safra kesesi sorunları ile ilgili uyarı: "Geçmeyen karın ağrısına dikkat"
06 Kasım 2025 Perşembe - 13:48 Kışın safra kesesi sorunları ile ilgili uyarı: "Geçmeyen karın ağrısına dikkat" Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Süleyman Tümen, kış aylarında beslenme alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte safra kesesi taşlarının ve iltihaplarının arttığını söyledi. Soğuk havaların başlamasıyla birlikte sofraların da değiştiği ifade eden Samsun Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Süleyman Tümen, "Daha yağlı, ağır ve kalorili yiyeceklerin tüketilmesi, safra kesesi problemlerini tetikleyebiliyor. Uzmanlar, özellikle kış aylarında artan karın ağrısı şikayetlerinin sadece "gaz sancısı" olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Kış aylarında insanlar daha yağlı ve ağır yemeklere yöneliyor, aynı zamanda su tüketimi azalıyor. Bu durum safranın yoğunlaşmasına ve taş oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Özellikle yemek sonrası sağ üst karın bölgesinde başlayan ağrılar, bulantı, hazımsızlık gibi şikayetler varsa bu tablo artık ciddiye alınmalıdır" dedi. "Erken teşhisin önemi" Dr. Tümen, erken teşhisin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: "Safra kesesi hastalıklarında erken tanı, ameliyatın zamanlamasını belirlemede çok önemli. Taşın tıkanmaya yol açtığı hastalarda acil cerrahi gerekebiliyor. Günümüzde laparoskopik (kapalı) yöntemlerle yapılan safra kesesi ameliyatlarında hastalar çok kısa sürede iyileşip günlük yaşamlarına dönebiliyor. Hastaların çoğunda şikayetler uzun süredir oluyor. Ancak genellikle geçer düşüncesiyle tedavi erteleniyor. Oysa bu ağrılar vücudun ciddi bir uyarısıdır. Safra kesesi iltihaplandığında ya da taş safra kanalına düştüğünde tablo hızla ağırlaşabilir. Erken cerrahi müdahale hayat kurtarır."
Gastroenteroloji uzmanı uyardı: "Çölyak hastalığı her yaşta ortaya çıkabilir"
06 Kasım 2025 Perşembe - 13:29 Gastroenteroloji uzmanı uyardı: "Çölyak hastalığı her yaşta ortaya çıkabilir" Çölyak hastalığında dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulunan Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özgür Ecemiş, "Çölyak hastalığında genetik ve çevresel faktörler etkilidir. Anne sütünün uzun süre verilmesi tedavide etkili olabilir. Çocukları ve erişkinleri yaşam boyu etkileyen, her yaşta ortaya çıkabilen bu hastalığın kesin sebebi belli değildir" dedi. Liv Hospital Samsun Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özgür Ecemiş, yaşam boyu süren ve her yaşta görülebilen çölyak hastalığı hakkında bilgiler paylaştı. Uzm. Ecemiş, genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu çölyak hastalığının her yaşta ortaya çıkabileceğini ve anne sütünün uzun süre verilmesinin de koruyucu bir faktör olabileceğini öne sürdü. Uzm. Dr. Ecemiş, çölyakı, "genetik olarak duyarlı kişilerde buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi besinlerdeki glüten isimli proteinlere karşı kalıcı alerji olarak oluşan, kesin sebebi bilinmeyen ince bağırsak hastalığı" olarak tanımladı. "Hastalık farklı belirtilerle görülebilir" Çölyak hastalığının kliniğinin oldukça farklı olabileceğine değinen Uzm. Dr. Ecemiş, "Çoğu hastada diyare (ishal), yağlı dışkılama, kilo kaybı gibi tipik emilim bozukluğu belirtileri mevcut değildir. Günümüzde anemi, yorgunluk, gaz ve karında şişkinlik, kemik erimesi ve infertilite (kısırlık) gibi belirtiler daha sık görülür" diye konuştu. Uzm. Dr. Ecemiş, çölyak hastalığının belirtilerini kişiden kişiye değişiklik gösterebileceğini vurgulayarak başlıca semptomlar hakkında, ""Bağırsakla ilgili karın şişliği, karın ağrısı, gaz, hazımsızlık ve kusma sorunları. İshal veya kabızlık. Açık renkli ya da kötü kokulu dışkı. Kansızlık, demir eksikliği ve B12 eksikliği. Yorgunluk ve hâlsizlik. Kemik veya eklem ağrısı. Kadınlarda hamile kalmakta zorluk. Nedeni bilinmeyen karaciğer hastalıkları. Duygu durum değişiklikleri, sinirlilik ve depresyon. Diş minesi sorunları. Deri döküntüleri" şeklinde konuştu. "Tanıda öncelikle kan tetkikleri yapılır" Çölyak hastalığının tanısı için öncelikle özel kan tetkikleri yapıldığını belirten Uzm. Dr. Ecemiş, "Bu testlerde pozitiflik saptanırsa, tanı oniki parmak bağırsağından alınacak biyopsi ile kesinleştirilir. Biyopside çölyak hastalığı ile uyumlu değişiklikler saptandığında tanı konulu. Çölyak hastalığının tek tedavisi, glüten içeren gıdaların diyetten tamamen çıkarılmasıdır. Bu aşamada uzman hekimler olarak hastalarımızı glütensiz beslenme konusunda detaylı bilgi alabilmeleri için diyetisyene yönlendiririz. Diyetinize başladığınızda, birkaç hafta içinde ince bağırsağınızdaki iltihaplanmada gerileme görülür" ifadelerini kullandı.
Hatay’da 12 yeni ambulans hizmete alındı
06 Kasım 2025 Perşembe - 12:43 Hatay’da 12 yeni ambulans hizmete alındı Hatay’da İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde görevlendiren 12 yeni ambulans Vali Mustafa Masastlı’nın katıldığı törenle hizmete alındı. Vali Masatlı, Hatay’da hizmet veren ambulans sayısının 135’e çıktığını söyledi. Sağlık Bakanlığı, Hatay’da acil sağlık hizmetleri filosunu güçlendirerek 12 adet tam donanımlı acil yardım ambulansı tahsis etti. Kentte hizmet veren 123 ambulansla birlikte vatandaşların sağlığı için hizmet verecek 12 yeni ambulansla birlikte kentte kullanımda olan ambulans sayısı 135’e çıktı. Kentte görevlendirilen 12 ambulansın anahtarları, Hatay Valisi Mustafa Masatlı’nın katıldığı törenle sağlık çalışanlarına teslim edildi. Araçlar, ileri teknoloji tıbbi donanımlarla hasta taşıma ve müdahale ekipmanları tam donanımlı şekilde hizmet verecek. "Bizim 112 merkezimizde 123 ambulansımız sahada hizmet verirken bu günde 12 ambulansımızı daha bu filoya dahil ediyoruz" Vali Mustafa Masatlı, asrın felaketinin ardından kentteki sağlık alt yapısının da güçlendiğini belirterek, "Hatay’ımız; 6 Şubat depremlerinden sonra sağlıkta da ciddi bir yapılanma içerisinde bir taraftan hastanelerimizi, aile sağlığı merkezlerimizi, merkezlerimizi yapıp açarken diğer taraftan da özellikle 112 filomuzu güçlendirmek için önemli gayret içerisindeyiz. Bizim 112 merkezimizde 123 ambulansımız sahada hizmet verirken bu günde 12 ambulansımızı daha bu filoya dahil ediyoruz. Tabi ki bizim, acil vakalara ulaşma zamanımız ilimizde çok iyi. Türkiye’nin iyi illerinden biriyiz. Bu ambulanslarımızla beraber daha erken bir şekilde olaylara, vakalara müdahale edeceğiz. Ben buradan sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Sağlık Bakanımıza, bakanlık yetkililerimize ve sağlık personellerine teşekkür ediyorum. İnşallah bu ambulanslarımız kazasız, belasız şehrimizdeki insanlarımıza hizmet verecektir" dedi.
Hatay’da 12 yeni ambulans hizmete alındı
06 Kasım 2025 Perşembe - 12:41 Hatay’da 12 yeni ambulans hizmete alındı Hatay’da İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde görevlendiren 12 yeni ambulans Vali Mustafa Masastlı’nın katıldığı törenle hizmete alındı. Vali Masatlı, Hatay’da hizmet veren ambulans sayısının 135’e çıktığını söyledi. Sağlık Bakanlığı, Hatay’da acil sağlık hizmetleri filosunu güçlendirerek 12 adet tam donanımlı acil yardım ambulansı tahsis etti. Kentte hizmet veren 123 ambulansla birlikte vatandaşların sağlığı için hizmet verecek 12 yeni ambulansla birlikte kentte kullanımda olan ambulans sayısı 135’e çıktı. Kentte görevlendirilen 12 ambulansın anahtarları, Hatay Valisi Mustafa Masatlı’nın katıldığı törenle sağlık çalışanlarına teslim edildi. Araçlar, ileri teknoloji tıbbi donanımlarla hasta taşıma ve müdahale ekipmanları tam donanımlı şekilde hizmet verecek. "Bizim 112 merkezimizde 123 ambulansımız sahada hizmet verirken bu günde 12 ambulansımızı daha bu filoya dahil ediyoruz" Vali Mustafa Masatlı, asrın felaketinin ardından kentteki sağlık alt yapısının da güçlendiğini belirterek, "Hatayımız; 6 Şubat depremlerinden sonra sağlıkta da ciddi bir yapılanma içerisinde bir taraftan hastanelerimizi, aile sağlığı merkezlerimizi, merkezlerimizi yapıp açarken diğer taraftan da özellikle 112 filomuzu güçlendirmek için önemli gayret içerisindeyiz. Bizim 112 merkezimizde 123 ambulansımız sahada hizmet verirken bu günde 12 ambulansımızı daha bu filoya dahil ediyoruz. Tabi ki bizim, acil vakalara ulaşma zamanımız ilimizde çok iyi. Türkiye’nin iyi illerinden biriyiz. Bu ambulanslarımızla beraber daha erken bir şekilde olaylara, vakalara müdahale edeceğiz. Ben buradan sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Sağlık Bakanımıza, bakanlık yetkililerimize ve sağlık personellerine teşekkür ediyorum. İnşallah bu ambulanslarımız kazasız, belasız şehrimizdeki insanlarımıza hizmet verecektir" dedi.
Basit gibi görünen semptomlar, kanserin habercisi olabilir
06 Kasım 2025 Perşembe - 12:15 Basit gibi görünen semptomlar, kanserin habercisi olabilir Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Yayla Yerlikaya, öksürük ve balgam gibi basit görünen semptomların akciğer kanserinin habercisi olabileceğini belirterek, erken tanının her kanser türünde olduğu gibi akciğer kanserinde de hayat kurtarabileceğini vurguladı. Kasım ayı, Türkiye’de akciğer kanserine dikkat çekmek ve erken tanının önemini vurgulamak amacıyla ‘Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı’ olarak kabul ediliyor. Akciğer kanseri ise akciğer dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan ve diğer organlara yayılabilen ciddi bir hastalık olarak biliniyor. Genellikle erken evrelerde belirti vermediği için geç fark ediliyor ve bu durumda tedavi şansını azaltıyor. En önemli risk faktörü sigara kullanımı olsa da, sigara içmeyen kişilerde de bu hastalık görülebiliyor. Pasif içicilik, hava kirliliği, genetik yatkınlık ve bazı kimyasal maddelere uzun süreli temas ileri yaşta akciğer kanseri riskini artıran diğer etkenler arasında bulunuyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Yayla Yerlikaya, öksürük ve balgam çıkarma gibi basit görünen semptomların kanserin belirtisi olabileceğini söyleyerek, "Bu hastalık, hem dünyada hem de ülkemizde kansere bağlı ölümlerin en sık nedenidir. Ne yazık ki genellikle erken evrede belirti vermediği için geç tanı alabilmekte ve bu da tedavi şansının azalmasına sebep olabilmektedir" dedi. "Erken evrede belirti göstermiyor" Akciğer kanserinin büyük bir kısmını sigara ile ilişkili olduğunu söyleyen Büşra Yayla Yerlikaya, "Bu hastalık, hem dünyada hem de ülkemizde kansere bağlı ölümlerin en sık nedenidir. Ne yazık ki genellikle erken evrede belirti vermediği için geç tanı alabilmekte ve bu da tedavi şansının azalmasına sebep olabilmektedir. Akciğer kanserlerinin büyük kısmı, neredeyse yüzde 85-90 kadarı bilindiği üzere sigarayla ilişkilidir. Günde içilen sigara sayısı ve kullanım süresi arttıkça risk de katlanarak artar. Ancak hiç sigara içmeyenlerde de pasif içicilik de en az aktif içicilik kadar önemli bir faktördür. Elektronik sigaralar ya da ısıtılmış tütün ürünleri de sanıldığı gibi güvenli değildir. Nikotin içerdikleri için bağımlılığı sürdürürler ve ekstra pek çok kimyasal daha içerirler. Uzun vadeli zararları henüz tam olarak bilinmemektedir" dedi. "Erken tanı hayat kurtarıyor" Özellikle sigara içen bireyde öksürük gibi belirtiler varsa bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirten, "Akciğer kanserinin en sık belirtileri ise uzun süren öksürük, balgamda kan, nefes darlığı, kilo kaybı ve göğüs ağrısıdır. Özellikle sigara içen birinde yeni başlayan ya da karakteri değişen öksürük varsa mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Erken tanı her kanser türünde olduğu gibi akciğer kanserinde de hayat kurtarır. 50 yaş üzeri ve uzun süre özellikle 20 paket yıl ve daha fazla sigara içmiş kişilerde düşük doz tomografi ile tarama yapılması, hastalığın erken evrede erken tanı sağlar ve tedavi şansını ciddi şekilde artırır. Sigarayı bırakmak her yaşta faydalıdır. Bıraktıktan sonraki on yıl içinde akciğer kanseri riski büyük oranda azalır. Çalışmalar 10 yıl sonra yüzde 50, 15 yıl sonra ise yüzde 90’a kadar akciğer kanseri riskinin azaldığını göstermiştir. Sigara içen bireylerde sabahları balgam ve öksürükler mevcut oluyor. Bu durumlarda balgamın karakter değiştirmesi ve artması önemli bir belirti olabiliyor" diye konuştu.
Bilecik’te Tıbbi Onkoloji Bölümü hizmete açıldı
06 Kasım 2025 Perşembe - 11:28 Bilecik’te Tıbbi Onkoloji Bölümü hizmete açıldı Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde günde 10 hastaya hizmet verebilecek kapasiteli Tıbbi Onkoloji Bölümü hizmete açıldı. Bilecik’te ilk evresi ile birlikte tümör ve kanserin incelenmesi, teşhis ve yayılımının kontrolü ile cerrahi, kemoterapi, radyopterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik ilaç yöntemleri başta olmak üzere kanser tedavisini planlayan ve uygulayan tıp dalı olan Tıbbi Onkoloji Bölümü hizmete açıldı. Bu uzmanlık alanları belirli kanser türlerine tedavi yöntemlerine veya hasta gruplarına odaklandığı anlatan İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzman Doktor Nurbanu Orhan, "Tıbbi Onkoloji Kliniği olarak amacımız; kanser hastalarının tanı, tedavi ve takip süreçlerinde yol göstermek, aydınlatmak, hastalarımızın sağlıklarına kavuşmasını sağlamak ve bu süreçte olabildiği kadar yanlarında olmaktır. Bildiğiniz üzere, bölgemizde ilk defa Tıbbi Onkoloji Kliniği kurulmaktadır. Bu amaçla bizler de geldiğimiz günden itibaren kanser hastalarımızın tanı ve tedavi süreçlerini geliştirmek ve ilerletmek amacıyla İl Sağlık Müdürlüğümüz ve hastane yönetimimiz ile koordineli bir şekilde, kanser hastalarımızın tedavileri için hastanemiz bünyesinde mevcut bulunmakta olan kemoterapi ünitemizi geliştirmek, büyütmek ve ekibimizi genişletmek amaçlı çalışmalarımızı devam ettirmekteyiz" dedi. "Bu imkanlarımız ile birlikte çoğu hastalarımızın aktif tedavilerini yürütebilmekteyiz" Dr. Nurbanu Orhan, bölüm hakkında bilgi vererek, "Bu anda 8 koltuk kapasitesi ile birlikte günlük yaklaşık 10 civarındaki hastamızın tedavilerini yürütebilmekteyiz. Hastanemiz kemoterapi eczanesinde çoğu ilaçlarımızın teminini sağlamış bulunmaktayız. Gerek kemoterapi ilaçlarımız, gerek hedefe yönelik tedavilerimiz, immünoterapilerimiz başta olmak üzere kanser hastaları için kullanabileceğimiz çoğu ajanların teminini hastanemiz bünyesinde sağlamış bulunmaktayız. Bu imkanlarımız ile birlikte, çoğu hastalarımızın aktif tedavilerini yürütebilmekteyiz. Amacımız; öncelikle hastalarımızın maksimal imkanlar ile bölge dışına çıkma ihtiyacı duymadan kanser tedavilerini ve takiplerini sağlamaktır. Bu yol boyunca, elimizden geldiği ve bilimin bize güncel bilgiler ışığında yol gösterdiği şekilde hekim olarak, hayat için bilimin izinde yol almayı hedefliyorum" diye konuştu.