Son Dakika
|
Mert Hakan Yandaş tahliye edildi!
İstanbul Valisi Gül, "Bu yılın ilk üç ayında 37 çete çökertildi, 873 şahıs yakalandı"
İzmir’de parkta oynayan 2 yaşındaki çocuğa bıçaklı saldırı
Malatya’da tır ile otomobil kafa kafaya çarpıştı: 3 ölü, 1 yaralı
Romanya Milli Takımı’nda Mircea Lucescu dönemi sona erdi
Fenerbahçe - Beşiktaş derbisinde Yasin Kol düdük çalacak
Burundi'de mühimmat deposunda patlama: 13 ölü, 57 yaralı
Endonezya'da 7.4 büyüklüğünde deprem: Tsunami uyarısı yapıldı
İran'dan Bulgaristan'a ABD uyarısı
Trump: "İran'da yeni rejimin lideri, ABD'den ateşkes talep etti"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Trabzonspor ile Galatasaray 143. randevuda
Trendyol Süper Lig’de 28. hafta heyecanı
Şişli’de sağanak yağış nedeniyle yol çöktü
ABD Savunma Bakanlığı: "Kara Kuvvetleri Komutanı derhal emekliye ayrılıyor"
İran’ın son füze saldırısı İsrail’in birçok bölgesinde maddi hasara yol açtı
Arakçi: "(Trump’ın ‘Taş Devri’ tehdidi) ABD Başkanı zamanı geriye çevirmek mi istiyor?"
İran Devrim Muhafızları Ordusu: "ABD’ye ait bir savaş uçağı imha edildi"
SAĞLIK
Kale Devlet Hastanesi Başhekimi istifa etti
03 Nisan 2026 Cuma - 12:38:37
Kale Devlet Hastanesi Başhekimi Kerim Elçin’in istifasının ardından, boşalan göreve Tavas İlçe Sağlık Müdürü Dr. Serdar Elmas vekaleten atandı. Denizli’nin Kale ilçesinde sağlık yönetiminde dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Kısa süre önce Kale Devlet Hastanesi’ne başhekim olarak atanan Kerim Elçin, görevinden istifa etti. Daha önce Denizli’nin Güney ilçesindeki Güney Devlet Hastanesi’nde görev yapan Elçin, geçtiğimiz Aralık ayında Kale Devlet Hastanesi Başhekimliği görevine getirilmişti. Görevinden ayrıldığını bir mesajla duyuran Elçin, istifa gerekçesinin askerlik görevi ve Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) eğitim süreci olduğunu belirtti. Elçin mesajında, "Değerli Kaleli hemşehrilerim, askerlik görevim ve TUS eğitim sürecim için başhekimlik görevimden ayrılmış bulunmaktayım. Misafirperverliğiniz için çok teşekkür ederim, haklarınızı helal ediniz. Allah’a emanet olun." ifadelerine yer verdi. Öte yandan Denizli’nin Tavas ilçesinde İlçe Sağlık Müdürü olarak görev yapan Dr. Serdar Elmas, Kale Devlet Hastanesi Başhekimliği görevine vekaleten atandı.
03 Nisan 2026 Cuma - 12:26
Akciğer kanserinde ölüm oranı ürkütüyor: "20 yıl sigara içenler taramadan geçmeli"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyık, akciğer kanserinin hem dünyada hem de Türkiye’de kanser kaynaklı ölümler arasında ilk sırada yer aldığını belirterek, özellikle uzun yıllar sigara kullanan kişilerin taramadan geçmesinin hayati önem taşıdığını söyledi. Akciğer kanserinde erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Kıyık, "Yaklaşık 20 yıl boyunca günde bir paket sigara içmiş, 50 ila 77 yaş arasındaki kişiler risk grubunda yer alıyor. Bu kişilere düşük doz bilgisayarlı tomografi çekildiğinde, 100 kişiden 4’ünde erken evrede akciğer kanseri teşhisi koyabiliyoruz" dedi. Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi kapsamında Antalya’da bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyık, akciğer kanserine ilişkin açıklamalar yaptı. Hastalığın görülme sıklığı ve ölüm oranlarının ürkütücü boyutta olduğunu ifade eden Kıyık, dünya genelinde her yıl yaklaşık 2 buçuk milyon akciğer kanseri vakası görüldüğünü, bunların 1 milyon 800 bininin ölümle sonuçlandığını belirtti. Türkiye’de ise yılda 50 bin yeni akciğer kanseri vakasının tespit edildiğini, bunların 35 bininin hayatını kaybettiğini kaydetti. "Akciğer kanseri ölüm sırasında birinci sırada" Akciğer kanserinin tüm dünyada ve Türkiye’de kanserler arasında ölüm sırasında ilk sırada bulunduğunu dile getiren Kıyık, taramanın temel amacının hastalığı oluşmadan önlemek ve erken evrede yakalamak olduğunu söyledi. Kıyık, "Dünyada yılda iki buçuk milyon akciğer kanseri görülüyor ve maalesef bunların 1 milyon 800 bin kişisi hayatını kaybediyor. Türkiye’ye gelecek olursak yılda 50 bin yeni akciğer kanseri görülüyor ve bunların 35 bini hayatını kaybediyor. Akciğer kanseri maalesef tüm dünyada ve Türkiye’de kanserler içerisinde ölüm sırasında birinci sırada yer alıyor" ifadelerini kullandı. Bir yanda koruyucu hekimliğin, diğer yanda tedavi edici hekimliğin bulunduğunu hatırlatan Kıyık, akciğer kanseri taramasının koruyucu hekimlik açısından önemli bir adım olduğuna dikkat çekti. Risk grubunu anlattı Tarama yapılacak grupların belirli kriterlere göre seçildiğini belirten Kıyık, "Biz hekimler akciğer kanserinde taramayı şu amaçla yapıyoruz. Bir koruyucu hekimlik var, bir de tedavi edici hekimlik var. Koruyucu önlemlerden bir tanesi de kişi akciğer kanseri olmasın diye akciğer kanseri taraması yapılmasıdır. Risk gruplarını önce belirliyoruz. Yaklaşık olarak 20 yıl günde bir paket sigara içmiş bir insan 50 ila 77 yaş arasındaysa, akciğer kanserinin en fazla görülme yaşları bu yaş grupları oluyor" dedi. Bu yaş grubunda yer alan ve uzun süre sigara kullanan kişilere düşük doz bilgisayarlı tomografi önerildiğini söyleyen Kıyık, bunun hem radyasyon maruziyetini azalttığını hem de kanser vakalarının başlangıç aşamasında tespit edilmesine imkan sağladığını kaydetti. Kıyık, "Bu yaş grubunda sigara içen insanlara düşük doz bilgisayarlı tomografi çektiriyoruz. Yani hem radyasyonundan korumuş oluyoruz hem de akciğer kanseri varsa bir başlangıç halinde yakalayıp onu bertaraf etmek istiyoruz. Hem de ikinci bir uyarı da o hastamızla, sigara içen kişiyle yüz yüze geldiğimiz zaman şunu anlatıyoruz; içtiğiniz sigara risk doğuruyor, sizi bunun için tarıyoruz. Belki onu sigarayı bırakması için de yardımcı bir gerekçe olmuş oluyor" diye konuştu. "100 kişiden 4’üne erken evrede teşhis konuyor" Tarama programlarının yalnızca kanseri değil, sigaranın yol açtığı diğer akciğer hastalıklarını da ortaya çıkarabildiğine işaret eden Kıyık, erken tanının çok yönlü fayda sağladığını söyledi. Kıyık, "Bu tarama yapıldığında 100 kişiden 4 kişiye erken evrede akciğer kanseri teşhisi konuyor. Ayrıca başka bir akciğer hastalığı varsa, kanser dışında onlar da ortaya çıkarılmış oluyor. Kişi başlangıç aşamasında bir enfeksiyonla karşı karşıya olabilir. İçtiği sigarayla maruz kaldığı başka bir hastalık, KOAH, interstisyel akciğer hastalığı gibi diğer hastalıklar da oluşuyor olabilir. Bunlar da önlenmiş oluyor" dedi. "Arabalarını bakıma götürdükleri gibi kendileri de gelsinler" Tarama sisteminin yaygınlaşmasının önemine değinen Kıyık, sigara kullanan vatandaşların sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. Kıyık, "Artık Avrupa’da ve Amerika’da olan akciğer kanseri taramasının bizde de rutin olarak başlaması gerekiyor. Ama diyelim ki şu anda yok, bizim uyarımız sigara içen insanlara bir, sigarayı bırakmaları; iki, eğer sigara içiyorlarsa, bu yaş grubundaysalar, 50-77 yaş arasındaysalar, 20 yıldır sigara içmişlerse nasıl arabalarını yılda bir yahut da 10 bin kilometre, 15 bin kilometrede bir bakıma götürüyorlarsa, kendileri de buyursunlar gelsinler. Zaten devletimizin de sigara bırakma polikliniği hizmeti var. Hem o hizmeti almış olurlar hem de kendi sağlıkları için bir taramadan geçmiş olurlar" ifadelerini kullandı. Genç yaşta sigaraya başlayanlar için ayrı uyarı Türkiye’nin genç yaşta sigaraya başlama oranında öne çıkan ülkeler arasında bulunduğunu belirten Dr. Murat Kıyık, Rusya, Sırbistan ve Macaristan gibi ülkelerde de benzer bir tablo görüldüğünü söyledi. Sigaraya ne kadar erken başlanırsa riskin o kadar arttığını vurgulayan Kıyık, tarama yaş aralığının ortalama veriler üzerinden belirlendiğini ancak daha genç yaşta sigaraya başlayanların da ciddi risk altında olduğunu ifade etti. Kıyık, "Bütün dünyada bazı ülkelerde, özellikle bizim Türkiye, genç yaşta sigaraya başlama konusunda hemen hemen birinci sırada geliyor. Bizim gibi ülkeler var; Rusya, Sırbistan, Macaristan gibi ülkelerde de erken yaşta sigaraya başlama söz konusu. Onun için ne kadar erken başlanıyorsa sigaraya, riski o kadar artıyor. Aslında biz 50-77 diyoruz ama bunlar ortalama yaşlar. Kişi 15 yaşında bir paket sigara içmeye başlamışsa, 20 yıl içince 35 yaşına gelmiş oluyor. Aynı riski o da taşıyor aslında" dedi. "14 yaşında başlamıştı, 34 yaşında kaybettik" Genç yaşta sigaraya başlamanın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğine ilişkin örnek de paylaşan Kıyık, çok genç akciğer kanseri hastalarıyla karşılaştıklarını söyledi. Kıyık, "Tarama grubu olarak 50-77 yaş arası grubu söylemiş isek de erken yaşta sigaraya başlayanlar dikkatli olmalı. Çünkü bizim çok genç akciğer kanser hastalarımız var. Hatta öyle ki, bir hastamın oğlu akciğer kanseriydi. Baba hala yaşıyor. Oğlunu 34 yaşında kaybettik. 14 yaşında sigaraya başlamıştı. Maalesef 3 yıl yaşadıktan sonra kaybettik" ifadelerine yer verdi. "Pulmoner emboli sessiz ölüme yol açabiliyor" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nuri Tutar da akciğer damarına pıhtı atmasının, tıptaki adıyla pulmoner embolinin, çoğu zaman kalp krizi ile karıştırılabilen ve ani ölümlere yol açabilen ciddi bir tablo olduğuna dikkat çekti. Pulmoner embolide en kritik noktanın hastalıktan şüphelenmek olduğunu vurgulayan Tutar, göğüs ağrısı, öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgam gibi belirtilerle ortaya çıkabilen tablonun hayati risk taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Tutar, "Akciğer damarına pıhtı atması özellikle sessiz ölüme yol açan bir durumdur. Aslında bilmediğimiz durumlarda, herkes kalp krizi geçirdiğini hissederken bunun sebebi pulmoner emboli olabilir. Aynı şekilde göğüs ağrısı yapar ve göğüs ağrısı sonucunda da hastalarda öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgamla bize gelebilir. Göğüs ağrısının sebebi, akciğer damarına pıhtı atmasından kaynaklanabilir" dedi. Uzun yolculuk ve hareketsizlik uyarısı Pulmoner embolinin özellikle uzun süre hareketsiz kalan kişilerde daha sık görülebildiğini belirten Tutar, pıhtının çoğunlukla bacak toplardamarlarında oluştuğunu, ardından akciğer damarına ilerleyerek damarlanmayı bozduğunu ifade etti. Tutar, "Bu özellikle uzun süreli yolculukta, hareketsiz kalmış bireylerde oluşabilir. Bacaktaki toplardamarlarda pıhtı oluşur. Ondan sonrasında bu pıhtı akciğer damarına atar ve akciğerin damarlanmasını bozar. Bundan sonrasında biz sıklıkla kan sulandırıcı tedaviler kullanırız ve buna göre kan sulandırıcı tedavilerle hastalığı tedavi etmeye çalışırız. Burada en önemli şey, hastalıktan şüphelenmektir" diye konuştu. "Kalp krizi sanıldı, pulmoner emboli çıktı" Yakın zamanda üniversitede yaşanan bir vakayı örnek gösteren Prof. Dr. Tutar, pulmoner embolinin sinsi ve ölümcül seyredebildiğini anlattı. Tutar, "Çok yakın zamanda bizim üniversitemizde bir onkoloğun eşi göğüs ağrısıyla kırklı yaşlarda acile başvurdu ve kalp krizi şüphesiyle hemen anjiyo yapıldı. Ancak akciğer damarına pıhtı atmıştı ve hasta kaybedildi" ifadelerini kullandı. İki saat mola önerisi Özellikle uzun yolculuk yapanların, hareketsiz kalanların ve doğum kontrol hapı kullanan kadınların risk altında olduğuna işaret eden Tutar, korunma açısından basit ama etkili önlemlerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Tutar, "Doğal olarak özellikle uzun yolculuklarda iki saatte bir mola vermek gerekir. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar da risk altındadır. Bu açıdan dikkat edilmesi gerekir" dedi.
03 Nisan 2026 Cuma - 12:19
Uzmanlardan sağlık uyarısı: "Sahra tozları sağlığı olumsuz etkiliyor"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, sahra tozlarının yalnızca solunum yollarını değil, aynı zamanda alerjik bünyeye sahip bireyleri de olumsuz etkilediğini söyledi. Bölgeyi etkisi altına alan sahra çöl tozları, yüksek oranda ince partikül madde içerdiğinden başta solunum yolları olmak üzere sağlık açısından tehdit oluşturuyor. Medline Adana Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, özellikle risk altında yer alan bireylerin çöl tozlarının etkili olduğu günlerde dikkatli olması gerektiğini belirterek uyarı ve önerilerinde bulundu. Solunum yolları risk altında Dr. Baysal, çöl tozlarının yüksek oranda ince partikül madde (PM10 ve PM2.5) içerdiğinden solunum yollarına doğrudan etki ettiğini ifade ederek, "Bu durum ise nefes darlığı, öksürük ve boğazda tahriş gibi şikâyetlere yol açabiliyor. Astım ve KOAH hastalarında ise atak sıklığında artış gözlemlenebiliyor. Bu nedenle özellikle kronik solunum hastalığı bulunan kişilerin dış ortamda uzun süre kalmaması gerekiyor. Sahra tozları yalnızca solunum yollarını değil, aynı zamanda alerjik bünyeye sahip bireyleri de olumsuz etkiliyor. Burun akıntısı, hapşırma, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler bu dönemde daha sık görülüyor. Alerjik rinit ve göz alerjisi olan kişilerin maske kullanımı ve hijyen kurallarına dikkat etmesi önem taşıyor" dedi. Kalp ve damar sağlığına dikkat! Havadaki ince partiküllerin yalnızca akciğerleri değil, dolaşım sistemini de etkileyebildiğini kaydeden Baysal, "Bu partiküller, kana karışarak kalp ritim bozuklukları ve tansiyon yükselmesi gibi istenmeyen sorunlara neden olabiliyor. Özellikle yaşlı bireyler ve kalp hastalarının bu süreçte tedbirli davranmaları ve kendilerini korumaları gerekiyor" diye konuştu. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Baysal, bu dönemde korunmak için yapılabilecekleri ise şöyle sıraladı: "Mümkün olduğunca kapalı alanlarda kalın. Dışarı çıkmanız gerekiyorsa maske kullanın. Bol su tüketerek metabolizmanızı destekleyin. Gözlerinizi korumak için temas ve ovuşturmadan kaçının. Eve geldikten sonra el, yüz ve burun temizliğine dikkat edin. Kronik hastalığınız varsa ve bununla ilgili belirtiler artarsa bir sağlık kuruluşuna başvurun."
03 Nisan 2026 Cuma - 11:19
Bayburt’ta emniyet personeline ilk yardım eğitimi verildi
Bayburt İl Sağlık Müdürlüğünce, Emniyet Müdürlüğü personeline yönelik ilk yardım eğitimi düzenlendi. Eğitimle emniyet personelinin ilk yardım konusunda bilgi ve farkındalığının artırılması amaçlandı. Programda emniyet personeline, temel yaşam desteği, hayati risk taşıyan durumlarda uygulanacak ilk yardım yöntemleri ile acil durumlarda etkili müdahale teknikleri anlatıldı. Teorik bilgilendirmenin yapılmasının ardından uygulamalı eğitime geçildi. Uygulamada, heimlich manevrası, suni teneffüs, kalp masajı uygulamalarının doğru bir şekilde nasıl gerçekleştirileceği emniyet personeline gösterildi. Görev sırasında karşılaşılabilecek vakalarda yapılacak ilk müdahalenin ele alındığı eğitimde, olay anında hızlı ve bilinçli hareket edilmesinin önemine dikkat çekildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
01 Nisan 2026 Çarşamba- 11:57
Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var
2
02 Nisan 2026 Perşembe- 10:10
Uzmanlardan ‘kahve’ uyarısı: "Günde 4 fincan ve üzeri olumsuz etkiler oluşturabiliyor"
3
02 Nisan 2026 Perşembe- 11:01
20 yıllık ses teli çilesi ameliyatla son buldu
4
02 Nisan 2026 Perşembe- 09:49
Ağrı’da sağlık yatırımları sahada incelendi
5
02 Nisan 2026 Perşembe- 12:13
Uzmanından ‘İlişkileri tehdit eden sessizlik’ uyarısı
09 Kasım 2025 Pazar - 12:54
Sağlık Bakanlığından Uşak Üniversitesine ‘Beslenme Dostu İş Yeri’ belgesi
Uşak Üniversitesi Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından verilen "Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İş Yeri Belgesi"ni Almaya hak kazan ilk kurum oldu. Uşak Üniversitesi, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından tüm Türkiye genelinde yürütülen "Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İş Yeri Programı" kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda "Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İş Yeri Belgesi" almaya hak kazandı. Program, iş yerlerinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının geliştirilmesi, obezitenin önlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması ve çalışanların sağlıklı yaşam biçimlerinin desteklenmesi amacıyla Türkiye genelinde uygulanıyor. Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Savaş, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, üniversite olarak çalışan sağlığını, iyi yaşam alışkanlıklarını ve hareketli yaşamı önceliklendirdiklerini vurguladı: "Uşak Üniversitesi, çalışanların sağlıklı yaşamını destekleyen uygulamaları ve fiziksel aktiviteyi teşvik eden faaliyetleriyle ‘Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İş Yeri Programı’nın kriterlerini başarıyla yerine getirerek bu belgeyi almaya hak kazandı. Kaliteyi bir çalışma biçimi haline getirmiş bir kurum olarak, sağlıklı ve hareketli yaşamı destekleyen örnek kurumlar arasında yerimizi aldık." dedi. Program kapsamında yapılan değerlendirmelerde, iş yerlerinin beslenme ortamlarının uygunluğu, fiziksel aktiviteyi teşvik eden uygulamaları, çalışanlara yönelik sağlık farkındalığı faaliyetleri ve sağlıklı yaşamı destekleyen kurumsal politikaları dikkate alındı. Rektör Savaş, belgeye ilişkin değerlendirmesinde şunları da söyledi:"Sağlıklı beslenme alışkanlıklarını yaygınlaştırmayı ve fiziksel aktiviteyi destekleyen işyeri ortamlarını teşvik etmeyi amaçlayan bu ulusal program, belirli sağlık, beslenme ve fiziksel aktivite kriterlerini yerine getiren kurumlara veriliyor. Üniversitemiz Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’nca oluşturulan ekibin titiz çalışmaları sonucunda belgeyi almaya hak kazandık. Belgemiz, Uşak Üniversitesi Bir Eylül Kampüsünü kapsamakta olup, 3 yıl süreyle geçerli olacaktır." dedi. Rektör Savaş, "Üniversitemizde, çalışanlarının fiziksel aktiviteye katılımını artırmak amacıyla kampüs içerisinde bisiklet yolları, yürüyüş alanları ve spor salonları var. Bu çalışmalarla birlikte Uşak Üniversitesi, sadece eğitimde değil, çalışan sağlığı ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik uygulamalarıyla da öncü bir yükseköğretim kurumu olmayı sürdürüyor." dedi.
09 Kasım 2025 Pazar - 12:53
Yangın tahliyesinde hasta ve yakını rolündeki hastane çalışanlarından ’Oscar’lık performans
Manavgat Devlet Hastanesi’nde, muhtemel afet ve acil durumlara hazırlık amacıyla Hastane Afet Planı (HAP) kapsamında bir tatbikat gerçekleştirildi. Tatbikatta, senaryo gereği çıkan yangından etkilenen yoğun bakım ünitesindeki hastaların tahliyesinde 2 hastane çalışanının Oscarlık performansları dikkat çekti. Hasta ve hasta yakını rolündeki çalışanlar güvenlik görevlilerine zor anlar yaşatırken güçlükle sakinleştirilebildiler. Manavgat Devlet Hastanesi’nde 2025 yılı Hastane Afet Planı (HAP) çerçevesinde afet ve acil durum uygulama tatbikatı gerçekleştirildi. Gerçeğini aratmayan tatbikatta, senaryo gereği yoğun bakım ünitesinin bulunduğu katta çıkan yangın sırasında hastane personeli, UMKE ve itfaiye ekipleri koordineli bir şekilde çalıştı. Senaryo gereği yoğun bakım ünitesinin de bulunduğu ikinci katta yangın çıktı. Yangın alarmıyla birlikte yangına ilk müdahaleyi hastane personeli yaparken, olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangına müdahalede bulunarak kısa sürede diğer ünitelere yayılmadan söndürdü. Hastaneye gelen Manavgat Emniyet Müdürlüğüne bağlı ekipler de çevre güvenliği önlemi aldı. Senaryo gereği ikinci katta çıkan yangında, dumandan etkilenen yoğun bakım ünitesinde bulunan hastalar acil koduyla güvenli şekilde tahliye edildi. Tahliye sırasında fenalaşan hasta ve hasta yakını hastane çalışanları ve güvenlik güçlerine zor anlar yaşattı. Rolünün hakkını veren hasta ve hasta yakını rolündeki 2 hastane çalışanı oscarlık bir performans sergilerken yoğun bakım ünitesi önünde bekleyen hasta yakınlarının tatbikatı gerçek zannetmelerini sağladılar. Manavgat Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mehmet Deniz, "Gerçeği aratmayan tatbikatta görev alan arkadaşlarımıza, UMKE ve itfaiye ekiplerine çok teşekkür ediyorum. Yapılan tatbikat ile muhtemel afet durumlarına karşı hazırlık seviyemizi artırarak hastane çalışanlarımızın afetlere karşı koordinasyon ve müdahale yeteneğini geliştirmiş olduk" dedi.
09 Kasım 2025 Pazar - 11:37
Böbrek nakli olan hastalar buluştu
Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde böbrek nakli olup, sağlığına kavuşan vatandaşlar hastanede düzenlenen etkinlikte hekimleriyle bir araya geldi. Organ Bağışı Haftası kapsamında gerçekleştirilen etkinliğe Organ Nakli Sorumlu Cerrahı Prof. Dr. Murat Demirbaş, İç Hastalıkları A.B.D. Başkanı Prof. Dr. Serdar Kahvecioğlu, Nefroloji Uzmanı Dr. Okan Akacı, Radyoloji Uzmanı Dr. Nurcan Kat, sağlık çalışanları ve hem kadavradan hem de canlıdan nakil sayesinde hayat tutunan vatandaşlar katıldı. Etkinlikte konuşan Prof. Dr. Murat Demirbaş, Türkiye’de ilk böbrek naklinin yapıldığı 3 Kasım 1975 tarihinden sonra her yıl 3-9 Kasım tarihlerinin Organ Bağışı Haftası kapsamında kutlandığının bilgisini verdi. Organ bağışına yönelik farkındalığı arttırmak amacıyla bu etkinliği gerçekleştirdiklerini belirten Prof. Dr. Demirbaş, "Böbrek nakli olan hastalarımızı buraya davet ettik. Hepsinin ne kadar keyifli olduğunu gördük. Bu vesile ile tekrar hatırlatmak istiyorum. Lütfen organlarınızı bağışlayın" dedi. "Kana kana su içiyorum" Böbrek nakli olup sağlığına kavuşan 15 yaşındaki Medine Taş ise, "Organ naklinden önce 1,5 ay diyalize girdim ve diyaliz biraz zor sürecim geçti. Sonra nakil oldum. Nakil olduktan sonra hayatım daha güzel olmaya başladı. Ayrıca kana kana su içmeye başladım. 1,5 sene oldu hayatımdan aşırı mutluyum. Organ nakli için çok teşekkür ederim. Herkese de böbrek nakli için bağışta bulunması için rica ederim" şeklinde konuştu. Yakın süreçte babasının bağışladığı böbrek sayesinde hayata tutunan 13 yaşındaki Ubeydullah Fehmi Toğay ise, "Nakil öncesinde hastaneye girip, diyaliz görüyordum. Birkaç ay öyle devam ettim. Sonra nakil oldum. Şimdi kendimi biraz daha iyi hissediyorum. Çok şükür başarılı bir ameliyat geçirdim" diye konuştu.
09 Kasım 2025 Pazar - 11:24
Pansiyonda kalan 12 öğrenci akşam yemeği sonrası hastanelik oldu
Antalya’nın Akseki ilçesinde, Alaaddin Keykubat Üniversitesi Akseki Meslek Yüksekokulu’nda öğrenim gören öğrencilerin kaldığı özel pansiyonda 12 öğrenci karın ağrısı ve mide bulantısı şikayetiyle hastaneye kaldırıldı. Serum tedavisi uygulanan öğrenciler tedavilerinin ardından taburcu edildi. Edinilen bilgiye göre, pansiyonda kalan öğrenciler akşam yemeğinde yayla çorbası, makarna, schnitzel ve kakaolu puding tüketti. Yemekten bir süre sonra bazı öğrencilerde karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma şikayetleri başladı. Yurtta toplam 145 öğrenci bulunduğu, bunlardan 2’si kız, 10’u erkek olmak üzere 12 öğrencinin karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma şikayetiyle Akseki Devlet Hastanesi’ne başvurduğu öğrenildi. Saat 21.00 ile 02.00 saatleri arasında yaşanan olayda hastanede öğrencilerden kan ve gaita örnekleri alındı, olayla ilgili adli vaka kaydı açıldı. Serum tedavisi uygulanan öğrenciler, yapılan gözlemlerin ardından taburcu edildi. Yetkililer, zehirlenmenin nedeninin belirlenmesi için inceleme başlattı.
09 Kasım 2025 Pazar - 11:19
Kütahya İl Sağlık Müdürü Durmuş’tan "Sahte Mesaj" uyarısı
Kütahya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ensar Durmuş, son günlerde bazı vatandaşlara gönderilen sahte mesajlar konusunda uyarıda bulundu. Durmuş, vatandaşların "borcunuz nedeniyle randevu alamayacaksınız" veya "e-Nabız hesabınıza erişiminiz kısıtlanacaktır" gibi ifadeler içeren ve para talep eden mesajlar aldıklarını belirterek, bu mesajların dolandırıcılık amaçlı olduğunu söyledi. Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü ya da bağlı kurumların vatandaşlardan hiçbir şekilde para talebinde bulunmadığının altını çizen Durmuş, "Bu tür mesajlara kesinlikle itibar edilmemelidir. Vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamamaları için dikkatli olmaları büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı.
09 Kasım 2025 Pazar - 10:45
Manyetik titreşimlerle, bağımlılığa karşı ’Sil baştan tedavi’
Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, bağımlılık ve duygu durum bozukluklarında beyni adeta yeniden başlatarak tedavi etmeye imkan sağlayan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) hakkında bilgiler verdi. Yaşar, "Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS), beynin belirli bölgelerine manyetik alan aracılığıyla uyarı gönderen, cerrahi gerektirmeyen bir nöromodülasyon tedavisidir. Kafa derisine yerleştirilen elektromıknatıslar aracılığıyla, beyinde nöronların elektriksel aktivitesi uyarılarak beyin aktivitesi modüle edilir" dedi. Bağımlılık ve duygu durum bozukluklarında beyni adeta yeniden başlatarak tedavi etmeye imkan sağlayan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) hakkında Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar bilgi verdi. Bağımlılıkta, beyindeki ödül devresinin prefrontal korteks dopamin aracılığıyla aşırı uyarıldığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, TMS tedavisinde beynin madde arama davranışını tetikleyen nörokimyasal yolların sessizleştirilerek, bağımlılığın sonlanmasının hedeflendiğini bildirdi. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS), beynin belirli bölgelerine manyetik alan aracılığıyla uyarı gönderen, cerrahi gerektirmeyen bir nöromodülasyon tedavisidir. Kafa derisine yerleştirilen elektromıknatıslar aracılığıyla, beyinde nöronların elektriksel aktivitesi uyarılarak beyin aktivitesi modüle edilir. Bu uyarılar sinaptik plastisiteyi yani yeniden yapılanmayı etkileyerek, özellikle karar verme merkezimiz olan prefrontal korteks ve duygu motivasyon bölgemiz olan limbik sistem arasındaki iletişimi düzenleyebilmektedir. TMS ile beyin uyarıldığında, sinir hücreleri arasında bilgi alışverişini sağlayan serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin düzeylerinde ve bunların reseptörlerinde, sinir hücrelerinin kendini yenilemede kullandıkları yolaklarda olumlu yönde değişimler sağlanabiliyor" açıklamasını yaptı. Bağımlılığı tetikleyen yolları sessizleştiriyor Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, bağımlılık sürecinde beynin ödül devresinin adeta kontrolsüz çalıştığını belirterek, TMS’nin bu devreyi yeniden düzenlemeye odaklandığını anlattı. Özellikle mantıklı düşünme, karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu prefrontal korteks ile haz ve motivasyon merkezleri arasındaki iletişimin normalleşmesini sağladığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "TMS ile amaç, madde arayışını ve anlık haz beklentisini azaltarak kişinin öz denetimini güçlendirmektir. Böylece kişi, bir maddeye ya da davranışa yönelmeden önce durup düşünebilme kapasitesi kazanır" diye konuştu. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, yöntemin ilaçsız ve girişimsel olmayan yapısının, özellikle ilaç kullanmak istemeyen ya da ilaç tedavisine direnç gösteren bireyler için önemli bir avantaj oluşturduğunu aktardı. TMS tedavisinin her hasta için uygun olmadığını da belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, değerlendirme ve planlamanın psikiyatrist tarafından yapılması gerektiğinin altını çizdi. Epilepsi öyküsü bulunanlar, kafatasında metal implant veya kalp pili taşıyanlar ve gebeler için şu an için önerilmediğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Bunun dışında birçok hasta grubu TMS’den yararlanabilmektedir. Önemli olan, kişinin klinik değerlendirmesinin doğru yapılması ve tedavi hedeflerinin net belirlenmesidir" dedi. Hastalar seans sonrası günlük hayatına devam ediyor Hastaların tedavi sırasında konforlu bir süreç yaşadığını dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, seansların ayaktan uygulandığını, anestezi ya da sedasyon gerektirmediğini kaydetti. Tedavi sırasında hastanın rahat bir koltukta oturduğunu, baş bölgesine yerleştirilen elektromanyetik bobin aracılığıyla hafif tıklama sesleri ve yüzeysel bir titreşim hissi oluştuğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Bu his kısa sürer, rahatsız edici değildir ve hasta seans biter bitmez normal hayatına dönebilir" dedi. Bağımlılık vakalarında genellikle günde bir seans olacak şekilde haftanın beş günü uygulandığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, toplam sürenin ise 20-30 seans arasında değiştiğini vurguladı. Öte yandan TMS’nin en verimli sonuçlarını psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisiyle birlikte uygulandığında verebildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Beyindeki biyolojik süreçleri TMS düzenleyebiliyor, terapi ise bu yeni öğrenmeleri pekiştirmede etkili olabiliyor. Kişinin sadece madde isteğinin azalması değil, aynı zamanda hayatı yeniden yapılandırması da önemlidir. Bu nedenle çoklu yaklaşım kalıcılığı artırabilir" diye konuştu. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tedavi sonrası bağımlılığın yeniden nüks etmesi konusuna da ışık tutarak, "Her hastanın tepkisi farklı olmakla birlikte, craving yani madde isteğinde anlamlı bir azalma gözlemleniyor. Bazı hastalarda ilerleyen dönemlerde destekleyici seanslar planlanabiliyor. Amaç, beynin yeniden kazandığı dengeyi korumasını sağlamak" dedi. Türkiye’de kullanım artıyor TMS’nin özellikle Avrupa ve ABD’de bağımlılık tedavisi protokollerinde yer almaya başladığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, Türkiye’de de son yıllarda daha fazla merkezde uygulanır hale geldiğini belirtti. Büyük şehirlerde erişimin daha kolay olduğunu, bağımlılık alanında farkındalığın giderek arttığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Önümüzdeki yıllarda TMS’nin bağımlılık tedavilerinde destekleyici standart yöntemlerden biri olması beklenmektedir" değerlendirmesinde bulundu. Son olarak TMS’ye dair doğru bilinen yanlışlara da değinen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, yöntemin zihin kontrolü ya da hafıza silme tekniği olmadığına dikkat çekti. "TMS, kişinin özgür iradesini ortadan kaldırmaz; tam aksine bilişsel kontrolünü güçlendirir" diyen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tedavinin beynin doğal iyileşme kapasitesini desteklediğini ifade etti.
09 Kasım 2025 Pazar - 09:53
Doç. Dr. Erden: "Dünyada her yıl yaklaşık 2 buçuk milyon insana akciğer kanseri teşhisi konulmaktadır"
Akciğer kanserinin en önemli risk faktörünün sigara kullanımı olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ersin Şükrü Erden, "Dünyada yaklaşık her yıl 2 buçuk milyon insana akciğer kanseri teşhisi konulmaktadır. Akciğer kanseri teşhisi koyulan insanların her yıl 2 milyonu hayatını kaybetmektedir" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ersin Şükrü Erden, akciğer kanseri farkındalık ayı nedeniyle açıklamalarda bulundu. Akciğer kanserinin gerek dünyada gerekse de Türkiye’de giderek sayısı artan ve yüksek ölüm oranlarına sahip çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ersin Şükrü Erden, "Dünyada yaklaşık her yıl 2 buçuk milyon insana akciğer kanseri teşhisi konulmaktadır. Akciğer kanseri teşhisi koyulan insanların her yıl 2 milyonu hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde duruma bakacak olursak her yıl yaklaşık 40 bin yeni akciğer kanseri vakası tespit edilmektedir. Akciğer kanserleri, hücre tipine bağlı olarak 2 ana gruba ayrılmaktadır. Küçük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücre dışı akciğer kanserleridir. Küçük hücreli akciğer kanseri, yaklaşık vakaların yüzde 10-15’ini oluşturmaktadır. Küçük hücre dışı akciğer kanserleri ise vakaların yüzde 85-90’ını oluşturmaktadır. Küçük hücreli akciğer kanserleri oldukça hızla seyirli ve kötü promozlu türü oluşturmaktadır. Küçük hücre dışı akciğer kanserleri ise küçük hücreli akciğer kanserine göre daha yavaş gelişim göstermektedir" diye konuştu. Çoğu vakanın erken dönemde sessiz olduğunu aktaran Erden, "Herhangi bir şikayete sebep olmaz. Akciğer kanseri; 3 haftadan fazla süren öksürük, daha önceden var olan öksürüğün karakter değiştirmesi, balgam çıkarma, kanlı balgam çıkarma, öksürükle ağızdan kan gelmesi, nefes darlığı, ses kısıklığı, yutma güçlüğü, omuz ağrısı ve sırt ağrısı gibi birçok şikayete sebebiyet vermektedir. Akciğer kanserinin teşhisinde öncelikli olarak hastanın ilgili hekime başvurması gerekmektedir. Hekim tarafından hastanın başlangıçta muayenesi yapılmakta, kan tahlilleri alınmakta ve akciğer grafisi çekilmektedir. Akciğer grafisinde herhangi bir şüphe tespit edilen hastalarda akciğer tomografisi çekilmektedir. Gerekli vakalarda pet-ct kullanılabilmektedir. Akciğer kanserinin en önemli risk faktörü sigara kullanımıdır. Vakaların yüzde 90’ında etken sigara olmaktadır. Sigara dışında yine kansere sebep olacak risk faktörleri, pasif sigara içimi, radon gazı, asbest maruziyeti, arsenik maruziyeti ve herhangi bir sebeple göğüs bölgesine daha önceden radyoterapi görmesi ve verem gibi hastalıkların bıraktığı izler akciğer kanseri açısından risk faktörlerini oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı.
09 Kasım 2025 Pazar - 09:44
Dökülen saçlar vücudun bir alarmı olabilir
Toplumda yaygın görülen saç dökülmesinin vücudun verdiği önemli bir "sağlık sinyali" olabileceğini ve günde 100 telin üzerindeki kaybın normal olmadığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Umut Mert Yıldırım, "Bu durumun altında stres, hormonal değişiklikler veya bağışıklık sorunları yatabilir. Erken teşhisle çoğu dökülme geri döndürülebilir" dedi.
09 Kasım 2025 Pazar - 09:34
Uzmanı uyardı: Bitki çaylarını dozunda kullanın
Havaların soğumasıyla vatandaşlar bitki çayına yönelirken, uzmanlar, dozunda kullanılan bitki çayının tedavi edici olduğunu ama dozundan fazla kullanılan çayın hastalıklara, hatta içerdiği aktif maddelerden dolayı ölüme bile sebep olabileceği konusunda uyarıyor. Bitki çaylarının soğuk algınlığı, sindirim sistemi problemleri gibi çeşitli basit hastalıklarda ilaca gereksinimi azaltmak için kullanıldığını vurgulayan uzmanlar, dozundan fazla kullanımının çeşitli hastalıklara hatta ölüme sebep olabileceğini belirtiyor. Gebelikte ıhlamur, kuşburnu gibi bitki çaylarının günde birer fincan içilebileceğini söyleyen uzmanlar, emziren annelerin rezene, kimyon, anason gibi çayları ek olarak kullanabileceğini tavsiye etti. Medicana Konya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Beyza Vural Öten, bitki çaylarının soğuk algınlığı, sindirim sistemi problemleri gibi çeşitli basit hastalıklarda ilaca gereksinimi azaltmak için kullanılan çaylar olduğunu belirterek, "Bitki çayları içerdiği çeşitli bileşiklerden dolayı çeşitli farmakolojik etkiler göstermektedir. Bu nedenle kontrollü ve dozunda kullanım çok önemlidir. Etiketi, içeriği, kaynağı belli olmayan bitkilerden uzak durulmalıdır. Çünkü bitki çayları içerdiği aktif maddelerden dolayı ölümcül olabilir. Dozunda kullanılırsa tedavi edici, dozunun üzerine çıkarıldığı zaman çeşitli hastalıklara hatta ölüme de sebep olabilir. Bitki çaylarının uzun süreli ve fazla dozla kullanılmasıyla birlikte alerjik reaksiyonlar görülebiliyor. Fazla laksatif içerik kullanıldığı zaman elektroliz kaybı, potasyum kaybına sebep olabiliyor. Karaciğer ve böbrek üzerinde yüke sebep olabiliyor. Hatta karaciğer kanserine kadar sebep olabiliyor. Dozunda kullanılmadığı ve uzun süreli kullanımdan dolayı bu etkilerle karşılaşılabilir" dedi. "Kan sulandırıcı, tansiyon, diyabet, antipsikotik ilaç kullananlar bitki çayı kullanırken mutlaka doktoruna danışmalı" Kaynağı belli olmayan bitkilerde toksik madde karışmış olabileceğini söyleyen Uzm. Dyt. Beyza Vural Öten, "Pestisit içeriği olabilir. Fakat etkiyi artırmak amaçlı içeriğindeki bitkinin etkisinin artırılması amaçlı içeriğine belirtilmeyen bazı maddeler karıştırılabilir. Örneğin zayıflama çayları gibi. Bunlardan kesinlikle uzak durmalıyız. Etiketi, üreticisi, kaynağı belli, Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı bitki çayları eczanelerden ya da marketlerden alınıp kullanılabilir. Örneğin soğuk algınlığında kış aylarında çok fazla tercih edilen ada çayı, çok fazla kullanıldığında 15-20 grama kadar çıktığı zaman kalp çarpıntısına sebep olabiliyor. Çarpıntı problemleri, kalp yetmezliğine sebep olabiliyor. Kan sulandırıcı ilaç, tansiyon ilaçları, diyabet ilaçlar veya antipsikotik ilaç kullananlar bitki çayı kullanırken mutlaka doktoruna danışmalı. Çünkü bitki çayı bu ilaçların emilimini yavaşlatabiliyor ya da bozabiliyor. Bu sebeple mutlaka doktor kontrolü ile kullanmalılar" şeklinde konuştu. "Tansiyon ilacı kullananların yeşil çay tüketiminde dikkatli olmasını tavsiye ederim" Gebelikte anne adaylarının ıhlamur, kuşburnu gibi bitki çaylarını günde birer fincan içilebileceğini ifade eden Beyza Vural Öten, "Emziren anneler için rezene, kimyon, anason gibi çaylar bunlara ek kullanılabilir. Fakat ilk 6 ay bebeklere kesinlikle bitki çayı verilmemeli. 6 aylık olduktan sonra anne makul miktarda bu çaylardan tüketebilir. Zayıflamak isteyenlerin sıklıkla tükettiği yeşil çay metabolizma hızı üzerinde çok etkili, yağ yakımı üzerinde etkili bileşikler içeriyor. Fakat fazla tüketildiğinde yine tansiyon dengesizliğine sebep olabilir. Özellikle tansiyon ilacı kullananların yeşil çay tüketimin de dikkatli olmasını tavsiye ederim" diye konuştu.
09 Kasım 2025 Pazar - 09:27
Geçici felç hafife alınmamalı
Bazı hastalarda felç belirtileri, 24 saatten kısa sürede tamamen düzelebildiğini belirten uzmanlar, bu durum, halk arasında ‘geçici felç’ olarak bilindiğini ancak bu geçici ataklar asla hafife alınmaması gerektiği konusunda da uyardı. Her felç yatalak bırakmadığını ancak her inme acil müdahale gerektirdiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er uyarıyor, "İnme hâlâ dünyada en sık görülen ölüm ve sakatlık sebeplerinden biri olduğunu vurguladı. Toplumda ’felç’ denilince akla genellikle yatalak kalmanın geldiğini, ancak bu algının doğru değildir. Felç, beyni besleyen damarların tıkanması sonucu o bölgedeki beyin hücrelerinin işlevini yitirmesiyle ortaya çıkar. Tıkanan damarın beynin hangi bölgesini beslediğine göre belirtiler değişir. Kol veya bacakta güçsüzlük, konuşma bozukluğu, görme kaybı ya da yüzde asimetri en sık görülen belirtilerdir. Ancak her felç kalıcı değildir" dedi. Dr. Büşra Er, "Bazı hastalarda felç belirtileri 24 saatten kısa sürede tamamen düzelebilir. Bu durum, halk arasında ‘geçici felç’ olarak bilinir. Ancak bu geçici ataklar asla hafife alınmamalıdır. Çünkü bu kişilerde önlem alınmazsa ilerleyen dönemde kalıcı felç gelişme riski oldukça yüksektir. İnme önlenebilir bir hastalıktır. Risk faktörlerine karşı hayat tarzı değişikliğinin önemi vardır. Yüksek tansiyon, diyabet, sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, obezite, yüksek kolesterol, hareketsiz yaşam ve yetersiz uyku inme riskini artıran en önemli faktörlerdir. Düzenli egzersiz yapmak, Akdeniz tipi beslenmek, yeterli uyku ve stres yönetimi beyin damar sağlığını korur diye konuştu. Dr. Er, beyin kanaması ile beyin felcinin sıklıkla karıştırıldığını da sözlerin ekleyerek şöyle konuştu; "Beyin kanaması, genellikle yüksek tansiyona bağlı damar yırtılması sonucu gelişirken, inme damar tıkanıklığı nedeniyle beyin dokusunun beslenememesi sonucu oluşur. Ancak bazı durumlarda inme sonrası da kanama meydana gelebilir. Özellikle ilk 4,5 saat içinde hastaneye başvuran hastalarda damar açıcı tedaviyle ciddi iyileşmeler sağlanabilir. Erken teşhisin inme tedavisinde en kritik aşamadır. Yüzde kayma, konuşma bozukluğu, kol veya bacakta ani güçsüzlük gibi belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden 112’yi aramak gerekir. İnme, zamanla yarışılan bir hastalıktır; her geçen dakika milyonlarca beyin hücresi kaybedilmektedir. Erken müdahale, hem yaşamı hem de yaşam kalitesini kurtarır."
09 Kasım 2025 Pazar - 09:23
Ağrıyla kıvranan 2 yaşındaki çocuğun bağırsağından 3 santimlik iğne çıktı
İstanbul’da 2 yaşındaki çocuk iddiaya göre 3 santimlik iğne yuttu, bağırsağı delen iğne başarılı operasyonla çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Sefa Sağ, "Yaklaşık 3 santim boyunda bir toplu iğnenin ince bağırsağı deldiğini ve içeriğin de karın içerisine dolduğunu gördük. Ameliyatı başarılı bir şekilde tamamladık, yaklaşık 1 saat süren bir ameliyattı. Çok ciddi bir karın ağrısı, kusma söz konusuydu, ameliyatını yapmasaydık Allah göstermesin çocuğun ölümüyle sonuçlanabilecek bir hadiseydi, çok dikkatli olunmalı" dedi. İstanbul’da 2 yaşındaki çocuk iddiaya göre toplu iğne yuttu sonrasında adeta karın ağrısıyla yerinde duramaz hale geldi. Babaanne, küçük çocuğun şikayetleri üzerine Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Sancaktepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürdü. Burada yapılan tetkiklerde 2 yaşındaki çocuğun ince bağırsağında yaklaşık 3 santimlik toplu iğne olduğu ve bağırsağı deldiği belirlendi. Görüntülemeler sonrası 30 Ekim akşamı Çocuk Cerrahisi Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Sefa Sağ ve ekibi hemen ameliyata girdi. Başarılı operasyonla iğne olduğu noktadan alınırken aile de rahat bir nefes aldı. Doç. Dr. Sağ ise taburcu edilen hastasının durumuna ilişkin bilgi verirken yabancı cisim yutmalarına karşı ailelere önemli uyarılarda bulundu. "Yaklaşık 3 santim toplu iğnenin ince bağırsağı deldiğini, içeriğin karın içerisine dolduğunu gördük" Çocuklarda yabancı cisim yutulmasına yönelik konuşan ve hastasına ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Sefa Sağ, "Soluk borusuna kaçması durumunda çocuğun Allah göstermesin ölümüyle veya ömür boyunca yatağa bağımlı kalmasıyla neticelenebilecek sonuçlar doğurabiliyor. Yutulması durumunda da gastrointestinal sistemin herhangi bir yerine takılmadığı müddetçe ekseriyâ yabancı cisimlerin dışarıya çıkmasını bekliyoruz. Yabancı cisim yutulmasını 2 grupta inceleyebiliriz. Sıvı ve katı cisimler olarak sıvı; evde kullanılan kimyasal temizlik malzemelerinin yutulması çok ciddi problemler oluşturabilmekte. Ağızda, yemek borusunda ve midede yanıklar meydana getirebilmekte. Uzun dönemde çocukların hayat kalitesini oldukça etkileyen sonuçlar doğurabilmekte. Katı cisimlerden de ekseriyâ kendiliğinden çıkmasını bekleriz ancak böyle delici, kesici aletlerin yutulmasında ise herhangi bir bağırsağın veya gastrointestinal sistemin bir parçasında delinmeler meydana getirebiliyor. Bu çocuğumuzda da aynen böyle bir hadise meydana gelmişti. Sanırım 1 gün önce ailenin yuttuğunu tahmin ettiği bir yabancı cisim; toplu iğne. Ertesi gün bağırsakta delinmeyle sonuçlanmış ve çocukta da ciddi semptomlar meydana getirmişti. Bu şekilde hasta bize başvurdu. Tetkikler sonucunda yabancı cismi tespit ettik, semptomları ve bulgularına göre de çocuğu ameliyata aldık. Yaklaşık 3 santim boyunda bir toplu iğnenin ince bağırsağı deldiğini, ince bağırsaktaki içeriğin de karın içerisine dolduğunu gördük. Ameliyatı başarılı bir şekilde tamamladık, yaklaşık 1 saat süren bir ameliyattı" dedi. "Çocuğun ölümüyle sonuçlanabilecek bir hadiseydi" Heimlich Manevrasının herkes tarafından bilinmesi gerektiğini aktaran Doç. Dr. Sağ, sözlerine şöyle devam etti, "Soluk borusu haricinde bir yutulma şüphesi varsa mutlaka sağlık profesyonellerinin haberi olması gerekiyor. Sıklıkla gördüğümüz mıknatıs yutma, özellikle çoklu yutmalarda bağırsaklarda delinmeleri sıklıkla görebiliyoruz. Saat pilleri, disk piller mide sıvısıyla etkileşime girip midede delinmeler meydana getirebiliyor. İçerdiği cıva gibi çeşitli kimyasalların vücuda karışmasıyla çocuk sağlığını çok ciddi tehlikeye sokabilecek sonuçlar doğurabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 1 milyondan fazla çocuk 1 yıl içerisinde ev kazalarından kaybediliyor. Bunları minimuma indirmek mümkün. Evdeki temizlik maddelerinin kilitli dolaplarda saklanması veya çocuğun yutabileceği maddelerin ise çocuktan uzak tutulması önemli çünkü çocuklar belli bir yaş grubuna göre ağzıyla bazı cisimleri tanımayı tercih edebiliyor. Bu cisimler de soluk borusuna veya yemek borusundan gastrointestinal sisteme kaçabiliyor, dikkatli olmak çok önemli. Hastamız, 2 yaşındaydı, fark edilmemesi çok mümkün değil çünkü çocukta çok ciddi bir karın ağrısı, kusma vs. söz konusuydu, ameliyatını yapmasaydık Allah göstermesin çocuğun ölümüyle sonuçlanabilecek bir hadiseydi" Öte yandan, yaklaşık 3 santimlik toplu iğne filme yansıyan görüntüsüyle gözler önüne serildi.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 15:39
Nazilli’de anne adaylarına birebir destek
Aydın’ın Nazilli ilçesinde anne adayları, doğuma hazırlık sürecinde bilgilendirilerek "Her Gebeye Bir Ebe" projesi kapsamında birebir destek almaya başladı. Aydın İl Sağlık Müdürlüğü’nün "Doğal Olan Normal Doğum Eylem Planı" çerçevesinde yürüttüğü "Her Gebeye Bir Ebe" projesi kapsamında, Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri anne adaylarını bilgilendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda, Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezi Gebe Okulu’ndan hizmet alan iki anne adayı evlerinde ziyaret edildi. Ziyaretlerde, yaklaşan doğum süreci, normal doğumun önemi ve doğum sonrası dönem hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu. Anne adaylarına ihtiyaç duyduklarında birebir destek sağlayacak ebenin iletişim bilgileri paylaşılırken, kadın ve çocuk sağlığını merkeze alan "Annelik Yolculuğu" mobil uygulaması da tanıtıldı. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü yaptığı açıklama ile projenin hedefinin anne adaylarının doğum sürecine bilinçli ve güvenli şekilde hazırlanmasını sağlamak olduğunu belirtti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder