Son Dakika
|
İran'dan Bulgaristan'a ABD uyarısı
Trump: "İran'da yeni rejimin lideri, ABD'den ateşkes talep etti"
Trump: "ABD'yi NATO'dan çekmeyi ciddi olarak düşünüyorum"
Bodrum açıklarında göçmen botu faciası: Ölü sayısı 19’a yükseldi
Sadettin Saran trafik kazası geçirdi
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın mal varlığına el konuldu
Muhittin Böcek’in danışmanı ve çalışanı adliyeye sevk edildi
Afganistan ve Pakistan'ı sel vurdu: 47 ölü
MİT ve Suriye istihbaratından ortak operasyon: Firari casus yakalandı
Vedat Muriç: "Hepsi benim arkadaşım ama yarınki maç bambaşka"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Trump, Yüksek Mahkeme duruşmasına katılan görevdeki ilk başkan oldu
Bursa-İstanbul deniz otobüsü seferlerine olumsuz hava engeli
A Milli Takım, FIFA sıralamasında son 9 yılın zirvesinde
İran'dan Bulgaristan'a ABD uyarısı
Trump: "İran'da yeni rejimin lideri, ABD'den ateşkes talep etti"
Uludağ’da sezon uzadı nisan ayıyla 2 metre kar var
Bayraktar AKINCI TİHA, Kanatlı Güdüm Kiti 82 ile atış gerçekleştirdi
SAĞLIK
Otizm spektrum bozukluğunda erken tanı hayatı değiştiriyor
01 Nisan 2026 Çarşamba - 17:26:59
Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, nörogelişimsel bir bozukluk olan otizmde erken tanının önemini vurgulayarak, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız" dedi. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla otizm spektrum bozukluğu hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, "Otizm; sosyal alanda zorluk, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir bozukluktur ve yaşamın ilk üç yılında belirtiler ortaya çıkar. Genellikle bir yaş civarında sosyal gülümsemede eksiklik, göz teması kurmama ve isme bakmama şeklinde belirtilerle kendini gösterir. Sonrasında bu durum konuşma gecikmesi, akran ilişkilerinin gelişmemesi ve tekrarlayan davranışların artması şeklinde ilerleyebilir. Bu belirtiler her çocukta farklı yoğunlukta ve farklı biçimlerde görülebilir" ifadelerine yer verdi. Doç. Dr. Işık, hastalıkta erken tanıya değinerek, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız. Bu nedenle ailelere bu süreçte önemli sorumluluklar düşmektedir. Tanıyı erteleme, korku nedeniyle başvuru yapmama ya da farklı bölümlerde zaman kaybetme gibi hatalar sıkça yapılmaktadır. Ancak şüphe duyulduğu anda vakit kaybetmeden bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü erken tanı, otizm spektrum bozukluğunda sürecin en kritik basamaklarından biridir" dedi. Otizmin tedavisine değinen Doç. Dr. Işık, "Aslında tek bir yöntem ya da tek başına etkili bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Medikal tedavi, yalnızca eşlik eden bazı durumlarda destekleyici olarak kullanılabilir. Bu süreçte en etkili yaklaşım bireyselleştirilmiş, yoğun ve sürekli özel eğitim programlarıdır. Bu nedenle ailelerin gecikmeden başvurmaları ve özellikle çocuk psikiyatrisi ekipleriyle iş birliği içerisinde hareket etmeleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi. Toplumsal farkındalığa değinen Doç. Dr. Işık, "Bizlere düşen görev farkındalığımızı artırmak, otizmli bireyleri toplumsal yaşamın içine dâhil etmek ve birlikte yaşam kültürünü güçlendirmektir. Toplum olarak daha kapsayıcı, anlayışlı ve destekleyici sosyal ortamlar oluşturmalıyız. Unutulmamalıdır ki asıl değişim toplumda başlar ve farkındalıkla büyür" şeklinde konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:49
En ölümcül kanser türüne tarama önerisi
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, en ölümcül kanser türlerinden olan akciğer kanserinin erken evrede önlenebileceğini söyleyerek, sigara içen kişilerin ailesinde kanser öyküsü bulunuyorsa mutlaka tarama testi yaptırması gerektiğini söyledi. ERÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, akciğer kanserinin erken tanı konmasıyla birlikte tedavi sürecinin çok daha rahat geçeceğini belirterek, ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin kesinlikle bu testi yaptırmalarını gerektiğinin altını çizdi. Sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerektiğini aktaran Yetkin "Akciğer kanseri, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en ölümcül kanser türüdür. Bu kanser en çok sigarayla ilişkilidir. Bununla bağlantılı olarak 50 yaş üstü kişilerde belli bir hesaplamamız bulunmaktadır. Belirli miktarda sigara içmiş kişiler için Sağlık Bakanlığımız kanser taraması önermektedir. Bizler de hem tütünün zararlarının farkındalığını artırmak hem de kanser taramalarının kimlere yapılması gerektiğini ve sigaraya bağlı oluşmuş solunum fonksiyon anomalilerini tespit etmek için arkadaşlarımızla birlikte bu etkinlikte bulunduk. Sigaranın pasif maruziyetinde bile insanlar, sigaranın oluşturduğu kanser hastalıklarına ve sadece kanserle ilişkili değil, birçok hastalığa yakalanabilmektedir. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı dediğimiz kalıcı solunumsal sıkıntılara da sebep olabilmektedir. Sigara içmeyi bırakın; sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerekmektedir. Sigara içilen ortamda güvenli bir süre yoktur; mümkün olan en kısa sürede o teması kesmek gerekmektedir. Sigara içen insanların ailesinde eğer kanser öyküsü varsa, 20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içtilerse veya 10 yıl boyunca günde 2 paket sigara içtilerse; uzun süreli öksürük şikâyetleri, iştahsızlık, gece terlemeleri ve kilo kaybı varsa mutlaka vakit geçmeden göğüs hastalıkları hekimine başvurmaları gerekmektedir" dedi. "Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" Akciğer kanserinin tedavilerine değinen Yetkin, "Uzun yıllarda gelişen ilaçlar ve immünoterapiler ile daha yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Bizim hedefimiz hastalığı erken dönemde yakalamak ve cerrahi ile birlikte hastaya uzun yıllar sağ kalım sağlayabilmektir. Cerrahi olamayan, sıçrama (metastaz) yaşanmış ve evresi ilerlemiş hastalarda ise tümörün tipine göre kullanılan ilaçlar değişiklik göstermektedir. Kemoterapiden daha masum sayılabilecek ilaçlar geliştirilmiştir. Bu ilaçlar ile tümörü stabil halde tutup hastaya uzun yıllar yaşam sağlanabilmektedir. Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" şeklide konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:44
Pediatri dünyası İstanbul’da buluştu
Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri İstanbul’da buluştu. Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri, 14. Çocuk Dostları Kongresi ve 3. Eurasian Pediatrics Congress ile 26-28 Mart tarihleri arasında İstanbul’da buluştu. Bir kongre merkezinde gerçekleşen "Çocuk ve İyilik: Geleceği Değiştiren Güç" temasıyla düzenlenen kongrenin açılışına Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Elevli ve İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner ile çok sayıda sağlık profesyoneli katıldı. 2 bini aşkın katılım 2 bini aşkın kişinin katıldığı kongrede "Doğum Sonrası İlk 7 Günde İzlem, Yenidoğan Taramaları, Yenidoğanda Alarm Belirtileri, Çocuklarda EKG; Yaşa Göre Normalleri ve Sistematik Yorumlanması" gibi birçok konu detaylı olarak masaya yatırıldı. Çocuk Dostları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Bülbül konuşmasında, "Çocuklar için yapılan iyiliğin aslında tüm dünya için yapılan bir iyilik olduğunu, çünkü sağlıklı, mutlu ve iyi yetişmiş her çocuğun daha adil, daha vicdanlı ve daha güçlü bir geleceğin temeli olduğunu" vurguladı. Toplam 14 kurs ve 112 oturumun gerçekleştirildiği kongrede, bilimsel paylaşım katılımcıları memnun etti.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:39
Uzmanından mevsimsel hastalık uyarısı: "Panik yapmayın"
Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, mevsim geçişlerinde artan üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı vatandaşları uyararak, her grip vakasında acil servislere başvurulmasının hastane yükünü artırdığını ve gerçek acil hastaların hizmet almasını zorlaştırdığını söyledi. Mevsim geçişleriyle birlikte üst solunum yolu enfeksiyonlarında yaşanan artış, acil servislerde yoğunluğa neden oluyor. Uzmanlar, özellikle risk grubundaki vatandaşların tedbirli olması gerektiğini belirtirken, sağlıklı bireylerin basit semptomlar için acil servisler yerine aile hekimliklerini tercih etmesi gerektiğini vurguluyor. Hava sıcaklıklarının ani değişim gösterdiği bu dönemlerde, bağışıklık sistemi zayıflayan bireylerde virüslerin yayılımı hızlanıyor. Uzmanlar, kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması ve yetersiz havalandırma gibi faktörlerin üst solunum yolu hastalıklarını tetiklediğine dikkat çekiyor. Bu süreçte özellikle vitamin değerlerinin kontrol altında tutulması ve bağışıklığın desteklenmesi büyük önem taşıyor. "Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği Eğitim Sorumlusu ve Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, üst solunum yolu enfeksiyonlarının insanlık tarihi boyunca her dönem görüldüğünü belirtti. Acil Tıp Uzmanı Dr. Tatlı, "Bu mevsim geçişlerinde hepinizin de bildiği gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, sıklıkla karşılaşılan durumlar arasındadır. Halkımızın bu tür hastalıklarda çok panik olmasına gerek yoktur. Bunlar, insanlık tarihi boyunca her zaman olan ve her zaman karşımıza çıkan hastalık gruplarıdır. Özellikle dikkat etmemiz gereken hasta grupları yaşlılar, bağışıklık sistemi düşük olanlar ve kronik hastalığı bulunanlardır. Bu tür hastalarımızın öncelikle grip aşılarını olmalarını tavsiye ediyoruz. Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar. Hastalığı hafif atlatmakla birlikte, bazen bu durumlara bağlı olarak gelişebilen zatürre gibi komplikasyon riskleri de azalmış olur. Özellikle KOAH hastalarımızın bunlara dikkat etmesi gerekir" dedi. "Panik yapmaya gerek yok" Normal sağlıklı bireylerin vitamin eksikliklerini kontrol ettirmesinin önemine değinen Tatlı, "Normal sağlıklı bireylerin bu tür üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanmamaları ya da yakalandıklarında süreci rahat geçirmeleri için yapabilecekleri en önemli şey; normal bir zamanda aile hekimliğine ya da dahiliye polikliniklerine başvurarak vitamin eksikliklerinin olup olmadığını kontrol ettirmeleridir. D vitamini, çinko veya B12 gibi vücudun normal çalışmasını engelleyecek herhangi bir eksiklik olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu tür eksiklikler tamamlandıktan sonra bağışıklık sistemleri daha güçlü olacağı için hastalıkları daha rahat atlatacaklardır. Panik yapmaya gerek yoktur; basit üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle acil servislere başvurulması gerekmez. Bu tür durumlarda aile hekimlerimize başvurabiliriz. Gerçekten çok ağır atlatan, ateşi düşmeyen veya nefes alıp vermekte zorluk yaşayan hastalarımız elbette acil servislerimize gelebilirler. Ancak bunun dışında, basit bir grip vakasında acil servislere gelinmesine gerek yoktur" diye konuştu. "Yanlış algı hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor" Toplumda ‘serum takılmadan veya iğne yapılmadan iyileşilmez’ gibi yanlış bir algının oluştuğuna dikkat çeken Tatlı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu çok yanlış bir algıdır. Bu durum hem hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor hem de hastalar için herhangi bir fayda sağlamıyor. Aksine, acil servisleri gereksiz yere kalabalıklaştırarak hastalıkların başka insanlara bulaşmasına, çoğalmasına ve gerçek acil hastaların sağlık hizmetlerinden faydalanmasına engel olunmasına yol açabiliyor. O yüzden bu tür durumlarda sabırlı olmak lazımdır."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
01 Nisan 2026 Çarşamba- 11:57
Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var
2
30 Mart 2026 Pazartesi- 14:53
Algoloji uzmanları İzmir’de buluştu; ağrı pili uygulamasını akıllı gözlükle anlık olarak izledi
3
01 Nisan 2026 Çarşamba- 10:39
Uzm. Dr. Bekfilavioğlu mide ilacı kullanımına yönelik uyarılarda bulundu
4
28 Mart 2026 Cumartesi- 10:10
Uzmanlardan gençlerde artan kolon kanserine karşı tarama testi çağrısı
5
31 Mart 2026 Salı- 10:30
Vertigoya dikkat: "Son dönemde daha sık karşılaşmaya başlandı"
15 Kasım 2025 Cumartesi - 14:33
6. Geleneksel "Mavi Halka Diyabetlileri ve Diyabet Gönüllüleri" etkinliği gerçekleştirildi
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Düşlerden Gülücüklere Topluluğu tarafından düzenlenen 6. Geleneksel "Mavi Halka Diyabetlileri ve Diyabet Gönüllüleri" etkinliği, Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Etkinliğe, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Murat Karakuş, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Aslan, Turgut Özal Tıp Merkezi Başhekimi Doç. Dr. Erol Karaaslan, İnönü Üniversitesi Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emine Çamtosun, öğretim üyeleri, Düşlerden Gülüşlere Topluluğu Başkanı M. Berat Ensarioğlu, diyabetli çocuklar, aileleri ve öğrenciler katıldı. Programda konuşan İnönü Üniversitesi Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emine Çamtosun, "Bugün dünya çapında kutlanan bir gün ve diyabetle ilgili farkındalığı artırmak, diyabetli bireylerin sorunlarını ve ihtiyaçlarını kamuoyuna tekrar hatırlatmak için bir fırsat. Bizler de bu etkinlik sayesinde çocuklarımızı, ailelerini ve diyabet ekibini bir araya getirerek iletişimlerini ve etkileşimlerini artırmayı planladık. Diyabet, kan şekerini normal sınırlarda tutmaya yarayan insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği sonucunda ortaya çıkan bir durumdur. Tip 1 diyabet daha çok insülin eksikliğiyle, tip 2 diyabet ise insülin etkinsizliğiyle seyretmektedir. Çocuklarda görülen diyabet vakalarının %90’ını tip 1 diyabet oluşturmaktadır. Merkezimizde takip edilen diyabetli çocukların yüzde 86’sı tip 1 diyabettir" dedi Dünya genelinde 20 yaş altı yaklaşık 2 milyon tip 1 diyabetli çocuk bulunduğunu belirterek, Türkiye’de 25-30 bin çocuğun tip 1 diyabetli olduğunun altını çizen Çamtosun, güncel tedavi yöntemlerinden sensör teknolojilerinden, insülin pompası uygulamalarından ve SGK’nın yeni geri ödeme desteklerinden de bahsetti. Çamtosun, "Tip 1 diyabet tedavisi vardır. Mevcut tedavilerle sağlıklı ve uzun bir ömür mümkündür. Teknolojik imkânlar artmakta ve tedaviyi kolaylaştırmaktadır. Gelecekte diyabeti tamamen ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar devam etmektedir" ifadelerini kullandı. "Leyla’dan sonra projesiyle 11 bin çocuğa ulaştık" Topluluk Başkanı Muhammed Berat Ensarioğlu, yürüttükleri "Leyla’dan Sonra" projesini anlatarak, "Bu proje 10 yıl önce Leyla isimli kronik hasta bir çocuğumuzla tanışmamızla başladı. O günden bu yana 13 tıp fakültesi bünyesinde 11 binden fazla çocuğa ulaştık. Her hafta kronik hasta çocuklarımızı ziyaret ediyor, onlarla oyunlar oynuyor ve özel günlerde hastanede etkinlikler düzenliyoruz. Amacımız, çocuklarımızın hayatına dokunmak ve sosyal olarak destek olmak" dedi "Çocuklarınız diyabetle değil, hayatla motive olsun" 10 yıldır tip 1 diyabetli olan Diş Hekimi Bengi Özgür, ailelere seslenerek, "27 yaşındayım ve yaklaşık 10 yıldır tip 1 diyabetliyim. Diyabetli bir yetişkin olarak şunu söylemek istiyorum, lütfen çocuklarınızı diyabetten dolayı geri çekmeyin. Diyabetli çocuklar farkındalığı yüksek, özel çocuklardır. Onları spor, sanat ve takım aktivitelerine yönlendirin. Biz diyabetliler hayatın içinde oldukça diyabet yönetimini daha iyi öğreniyoruz" ifadelerini kullandı "Ailelerin desteği bu yolculuğun temel taşıdır" Turgut Özal Tıp Merkezi Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Erol Karaaslan ise konuşmasında, "Diyabetli çocukların tedavi ve takibinde ailelerin desteği çok önemlidir. Bu toplantılar da bu desteğin somut bir örneğidir. Aileler, birbirlerinin tecrübelerinden çok şey öğreniyor. Hastanemiz hem tıbbi hem psikososyal destek açısından güçlü bir yapıdadır. Destek ihtiyacı hisseden bütün ailelerimizi bu imkânlardan yararlanmaya davet ediyorum" dedi "Endokrinolojiyle gönül bağım var" İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Aslan da endokrinolojiyle olan akademik bağını anlatarak, "Asistanlığımın büyük bölümü endokrinle geçti. Tip 1 diyabetle ilgili çalışmalar yaptım. Bu nedenle bu alana kendimi hep yakın hissettim. Bugün burada aidiyet duygusuyla bulunuyorum. Katılımınız için teşekkür ediyorum. Nice gülüşlere diyorum" şeklinde konuştu "Ben de tip 1 diyabetliyim" Cumhuriyet Başsavcı Vekili Murat Karakuş, hem diyabetli bir ebeveyn hem de tip 1 diyabetli bir birey olarak yaşadıklarını anlatarak, "37 yaşındayım ve mesleğe başladığım yıllarda, 26 yaşımda tip 1 diyabet tanısı aldım. Tanıyı aldığım gün büyük bir şok yaşadım. ‘Ömür boyu insülin kullanacaksın’ denildiğinde bunun ne anlama geldiğini sonradan daha iyi anladım. Balayı dönemini atlattım, hayatıma devam ettim. Eşim bu süreçte bana çok destek oldu" diye konuştu. Karakuş, diyabetle yaşamın mümkün olduğunu ve güçlü bir sosyal destekle sürecin kolaylaştığını kaydetti.
15 Kasım 2025 Cumartesi - 13:34
Uzmanı uyardı: Günde 30 dakika yürüyüşle diyabet önlenebilir
Aile Hekimi Hatice Nihan Demir Karakaş, ülkemizde her 8 kişiden birinin diyabet hastası olduğunu ve günde 30 dakikalık yürüyüşle bu hastalığın önlenebilir olduğunu söyledi. Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Aile Hekimi Hatice Nihan Demir Karakaş, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. Diyabetin dünya genelinde hızla arttığına dikkat çeken Karakaş, hastalığın toplum sağlığı açısından ciddi riskler barındırdığını vurguladı. "Her 8 kişiden biri diyabet hastası" Aile Hekimi Hatice Nihan Demir Karakaş, dünyada yaklaşık 540 milyon insanının diyabetle yaşadığını ifade ederek, " Bugün, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü. Her yıl olduğu gibi bugün de tüm dünyada giderek artan diyabet sorununa dikkat çekmeyi ve farkındalığı artırmayı amaçlıyoruz. Dünyada yaklaşık 540 milyon insan, yani her 10 kişiden biri diyabetle yaşamaktadır. Ülkemizde yapılan büyük kapsamlı TURDEP-2 çalışmasına göre ise Türkiye’de diyabet oranı yüzde 13 civarındadır; bu da her 8 kişiden birinin diyabet hastası olduğu anlamına gelir. Üstelik birçok kişi diyabet hastası olduğunun farkında bile değildir. Bu nedenle farkındalığı artırmak, kişileri uyarmak, önlemleri vurgulamak ve diyabetin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğunu göstermek büyük önem taşır" dedi. "Diyabet önlenebilen bir hastalık" Tip2 diyabetin önlenebilen bir hastalık olduğunu söyleyen Karakaş, " Diyabet önlenebilen Diyabetin tanı kriterlerini de çok kısa özetleyecek olursak; diyabet bildiğiniz gibi kan şekerinin vücutta düzensiz olması. Bir insanın açlık kan şekerine bakıldığında 126 miligram desilitrenin üstünde olması ya da günün herhangi bir saatinde iki yüzün üzerinde kan şekeri tespit edilmesi ya da üç aylık kan şekeri olan olarak bildiğimiz hemoglobin A1 C‘nin altı buçuğun üzerinde olması diyabet hastalığı yani şeker hastalığı olduğunu gösterir. Diyabet hastalığı Tip1 ve Tip2 diye ayrılıyor. Ama biz Tip2 ile çok ilgileniyoruz. Çünkü Tip2 diyabet önlenebilen; yaşam tarzı değişikliği ve sağlıklı yaşamla tamamen düzeltilebilen bir durum. Bu sebeple hastalarımızın mutlaka kan şekeri kontrollerini düzenli yapmalarını belirli aralıklarla kontrole gitmelerini, yakınlarının ve sevdiklerinin sağlığına biraz daha dikkat etmelerini öneriyoruz" diye konuştu. Günde 30 dakika yürüyüş diyabetten koruyor Karakaş, günde 30 dakikalık yapılan yürüyüşle diyabet hastalığının önlenebileceğine değinerek, "Diyabetin ilaçlarla beraber yaşam tarzı değişiklikleri de çok fazla önem arz etmekte. O yüzden günde 30 dakikalık yapılan yürüyüşler sebze ve protein ağırlıklı beslenmek alkol ve sigaradan uzak durmakta diyabeti önlemekte çok büyük faktörler olarak yer almakta. Biz Koşuyolu Kalp Hastanesi olarak bu toplumda farkındalığı oluşturmak ve sürdürmek için gerekli çabaları gösteriyoruz. Siz de sevdiklerinizle beraber onların sağlığını düşünün kan şekeri ölçümlerinizi yaptırın ve kendinize dikkat edin" şeklinde konuştu. Diyabet görme kaybına neden olabilir Diyabetin görme kaybına ve böbrek yetmezliğine neden olabileceğini söyleyen Karakaş, "Diyabetin maalesef ciddi kalp hastalıkları, görme kaybına kadar giden görme problemleri ve böbrek yetmezliği gibi diyalize girmeyi gerektirecek durumlar olabilmekte, bunlar en korktuğumuz komplikasyonlar ama dediğimiz gibi bunları yaşam tarzı değişikliği ve ilaç tedavisi ile zamanında önlemek ve düzeltmek mümkün. O yüzden her şey elimizde. Dünya diyabet gününde yani 14 Kasım’da sizleri hastanelerimizde polikliniklerimize kan şekeri kontrollerinizi yaptırmaya davet ediyoruz. Bu sayede bu erken tanı şansımız olacak ve kalp hastalığı böbrek hastalığı ve göz problemleri gibi komplikasyonları önleme imkanına sahip olacağız" ifadelerini kullandı.
15 Kasım 2025 Cumartesi - 13:16
Tematik Kahve Günleri’nde kanser araştırmaları konuşuldu
Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) AR-GE Koordinatörlüğünün "Uludağ Tematik Kahve Günleri" etkinliğinin altıncısı "Kanser Araştırmalarında Disiplinlerarası Yaklaşımlar" temasıyla gerçekleştirildi. Akademisyenleri ve sektör paydaşlarını bir araya getiren etkinlikte, kanser tedavisindeki evrim ve çok yönlü işbirliğinin önemi vurgulandı. BUÜ Rektörlük A Salonunda gerçekleştirilen etkinliğe Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, AR-GE Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. N. Funda Coşkun, alanında uzman konuşmacılar ile akademik ve idari personelin yanı sıra öğrenciler de katıldı. "Kanser tedavisi sosyal alanları kapsamalı" BUÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, kanser tedavisinin geçmişten bugüne tümörün çıkarılmasından genetik seviyeye inen spesifik tedavilere doğru evrildiğini belirterek, bu dönüşümün multidisipliner yaklaşımı zorunlu kıldığını ifade etti. Prof. Dr. Kırıştıoğlu, büyük bilimsel çabaya rağmen bazı kanser türlerinde başarı oranlarının hala düşük olduğunu, bu nedenle yaklaşımın cerrahi ve ilacın ötesinde; hastanın psiko-sosyal durumu, yaşam kalitesi, yapay zeka ve biyosistem mühendisliği gibi teknolojik ve sosyal alanları da içermesi gerektiğini vurguladı. Çevresel faktörler akciğer kanseri sıklığını artırıyor BUÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun ise kanser konusunun yıllar geçse de önemini koruduğunu ve çok etmenli yapısı nedeniyle görülme sıklığının artmaya devam ettiğini söyledi. Özellikle kendi alanı olan göğüs hastalıkları ve akciğer kanserine değinen Prof. Dr. Coşkun, Bursa’nın sanayi ile iç içe olması, hava kirliliği ve tütün tüketiminin yüksek olması gibi çevresel etmenler nedeniyle bölgede akciğer kanseri prevalansının yüksek olduğunu aktardı. Dekan Coşkun, kanserle mücadelede koruyucu hekimlik, yenilikçi tanı aşamaları ve tedavi yolaklarına destek sağlamanın önemini vurgulayarak, bu alanda biyoloji, fizik, kimya, mühendislik gibi tüm disiplinlerin iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu belirtti. "BUÜ, disiplinlerarası iş birliğini güçlendiriyor" AR-GE Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca da etkinliklerin temel amacının, akademisyenler ve dış paydaşlar arasında yeni iş birliklerini ve geleceğe yönelik proje fikirlerini ortaya çıkarmak olduğunu vurguladı. Katılımcılardan geri dönüşleri takip ettiklerini ve memnuniyet düzeyinin oldukça yüksek olduğunu belirten Karaca, Bursa’nın bir sanayi şehri olmasının ve üniversitedeki geniş araştırma yelpazesinin kendilerine tema belirleme ve sanayicilerin ilgisini çekme konusunda avantaj sağladığını dile getirdi. Uzman konuklardan etkili sunumlar Akademisyen ve sektör temsilcilerinin ilgiyle takip ettiği programda; BUÜ Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilge Osman, Türk Kanser Derneği Sağlık ve Eğitim Komisyonundan Tuğçe Kuştur, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Önder Aybastıer, R-Kare Biyoteknoloji San. ve Tic. Ltd. Şti. Biyoteknoloji Genel Müdürü Murat Yazıcı, BUÜ Tıp Fakültesi Öğretim Elemanı Berkay Doğan, Medcem Tıbbi Laboratuvar Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti. Laboratuvar Uzmanı Elif Nihan Çetin, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Serap Çelikel Kasımoğulları, BUÜ Tıp Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Şehime Gülsün Temel, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Ferda Arı, BUÜ Mühendislik Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Gıyasettin Özcan, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Ömer Ünsal, Tekstil Yüksek Mühendisi Mihriban Akyol ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Oğuzhan Doğanlar tarafından sunumlar yapıldı. Etkinlik, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
15 Kasım 2025 Cumartesi - 12:58
Karadeniz Bölgesi Tabip Odaları Toplantısı
Karadeniz Bölgesi Tabip Odaları Toplantısı, Samsun Tabip Odası ev sahipliğinde yapıldı. Toplantıda, Tekkeköy ilçesine yapılması planlanan yeni dolgu sahasının sağlığa etkileri ele alındı. Samsun Tabip Odası ev sahipliğinde düzenlenen Karadeniz Bölgesi Tabip Odaları Toplantısı, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı. Toplantının başında söz alan Samsun Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Canan Seren, katılımcılara şükranlarını ileterek, toplantının yararlı olması temennisinde bulundu. Programda konuşmacı olarak yer alan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi Prof. Dr. Ali Osman Karababa, "Yeni Dolgu Sahası ve Sağlığa Etkileri" başlıklı sunumunda, "Söz konusu bölgeye dolgu alanı yapılacak. Dolgu alanı 177 bin 641 m2’lik bir alan. Dolgu miktarı 900 bin m3. Bunun karşılığı 2 milyon 700 bin ton kaya ve toprak ve dolgusu demek. Bunlar 20 tonluk damperle taşınsa 135 bin kamyona denk geliyor. Dolgu malzemesinin suda çözülmeyen kaya ve kırma taş olduğunu iddia ediyorlar. Su, parçalayıcı bir ögedir. Her şeye zarar verebilir. Bu dolgunun temel amacı fabrikada kapasite artışı" dedi. Program Prof. Dr. Alpay Azap’ın "Başka Bir Sağlık Sistemi Mümkün" sunumunun ardından katılımcıların değerlendirmeleri ile son buldu.
15 Kasım 2025 Cumartesi - 12:28
300 kilonun üzerinde olan hasta yardım bekliyor: "Hayatımı normal bir şekilde idame ettirmek istiyorum"
Ankara’da yaşayan 300 kilonun üzerinde obezite hastası Barış Pınarbaşı, hastanede tedavi görmek istediğini belirterek yardım istedi. Pınarbaşı, "Hayatımı normal bir şekilde idame ettirmek istiyorum" dedi.
15 Kasım 2025 Cumartesi - 11:48
Sağlık-Sen: "Diş hekimleri kamuya atanmalı ve uzmanlaşmalarının önü açılmalıdır
Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen), vatandaşların diş sağlığı hizmetlerine kolayca ulaşabilmesi için kamuda diş hekimi sayısının artması gerektiğini belirtti. Sağlık-Sen tarafından kamuda diş hekimi atanması yapılmasına yönelik açıklama yayımlandı. Türkiye’de her yıl binlerce gencin, diş hekimliği fakültelerini bitirdiğini ancak mezun olan birçok diş hekiminin iş bulamadığı ve kamuda istihdam beklediği belirtilen açıklamada, senede iki kez yapılan Diş Hekimliği Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’nın (DUS) tek seferle sınırlandırılmasının olumsuz etkilediği dile getirildi. Açıklamada, Türkiye’de yaklaşık 50 bin diş hekiminin görev yaptığı ve gelecek 5 yıl içerisinde de yaklaşık 50 bin genç diş hekiminin mezun olacağı belirtilerek, bu çerçevede diş hekimliği mesleğinde istihdam sorununun daha da büyüyeceği ifade edildi. Mevcut diş hekimlerinin yalnızca 21 bini kamu kurumların olduğu ve geri kalan 29 bini ise özel sektörde olduğu kaydedilirken, kamuda istihdam oranının düşük olmasının vatandaşların kamu ağız diş sağlığı hizmetlerine erişimine olumsuz etki edeceği aktarıldı. Kamuda diş hekimi istihdamının yetersiz olmasından dolayı vatandaşların özel hizmete yönelmek zorunda kaldığı ve ekonomik olarak da zorlandığı belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "TÜİK ve OECD verilerine göre, Türkiye’de hanehalkı sağlık harcamalarının yaklaşık yüzde 15’i diş sağlığı hizmetlerinden kaynaklanmakta, bu harcamalar birçok aile için "’katastrofik sağlık harcaması’ boyutuna ulaşmaktadır. Koruyucu diş sağlığı hizmetleri yaygınlaştırılsa, bu ekonomik yük ciddi biçimde azaltılabilir. Ağız ve diş sağlığı, yalnızca estetik değil; genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Koruyucu hizmetler ile; birçok sistemik rahatsızlığın görülme sıklığını azaltmak mümkündür. Koruyucu diş sağlığı hizmetleri 4-7 kat maliyet etkin olmakla birlikte, uzman diş hekimi istihdamı ise yaklaşık yüzde 20 oranında tedavi başarısını artırmakta ve uzun vadede aynı oranda sağlık maliyetini azaltmaktadır. MHRS’de en çok randevu alınan branşlardan olan diş hekimliğinin yükü koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetlerine ağırlık verilerek ve diş hekimi ataması yapılarak azaltılmalı, diş hekimlerinin iş yoğunluğu makul seviyelere getirilmeli, hastalara yeteri kadar zaman ayırması sağlanmalıdır." Diş hekimliği istihdamının az olmasından ötürü yaşanan sorunlara ilişkin çözüm önerilerine de yer verilen açıklamada, diş hekimlerinin kamuda istihdam edilmesi, koruyucu ağız ve diş sağlığı politikaları güçlendirilmesi, eğitimli genç hekimlerimizin emeği heba edilmemeli, ülkemizin bilimsel birikimi korunması ve OECD ülkelerinin gerisinde kalan uzman diş hekimi oranı artırılması gerektiği vurgulandı.
15 Kasım 2025 Cumartesi - 11:14
EÜ’den Dünya Diyabet Gününde farkındalık oluşturan etkinlik
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Bilim Dalı, "14 Kasım Dünya Diyabet Günü" dolayısıyla bir etkinlik düzenledi. EÜ Tıp Fakültesi 20 Mayıs Amfisinde gerçekleştirilen etkinlikte, diyabet konusunda farkındalık oluşturmak ve güncel bilimsel gelişmeleri paylaşmak amacıyla akademisyenler, aileler ve çocukları bir araya geldi. Etkinlikte, Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Damla Gökşen, "Diyabet Tedavisinde Güncel Yaklaşımlar ve Geleceğe Bakış: Tip 1 Diyabetin Yol Haritası" başlıklı sunumuyla yer alırken; Çocuk Hastanesi Diyabet Hemşiresi Dr. Hemşire Günay Demir ve Diyabet Eğitim Hemşiresi Hafize Işıklar ise, "İnsülin İnfüzyon Pompaları ve Sürekli Glukoz Ölçüm Sistemleri: Kime, Neden, Hangisi?" konulu sunumlarıyla diyabet yönetimindeki teknolojik gelişmelere ilişkin bilgi paylaştı. Prof. Dr. Damla Gökşen, sunumunda Tip 1 Diyabet’in karmaşık doğasına ve küresel yayılımına dikkat çekti. Hastalığın kalıcı olduğunu ve kan şekeri yönetiminin göründüğünden çok daha karmaşık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gökşen, "Tanı anında diyabet yönetimi için gerekli tüm konuların eğitimi verilmektedir, ancak bilgilerin tekrarı ve pekiştirilmesi her zaman gereklidir" dedi. Küresel rakamların ciddiyetine dikkat çeken Gökşen, "Dünyada tanı konmuş yaklaşık 9 milyon diyabetli var ve bu sayının 2040 yılında iki katına çıkacağı öngörülüyor. Özellikle çocuklarda glikoz seviyesini ideal aralıkta tutmak birden çok faktöre bağlıdır. Bu süreç, hem aile hem de diyabet ekibi için oldukça zorlayıcıdır" diye konuştu. "Sensör okur-yazarlığı şart" Dr. Hemş. Günay Demir, güncel diyabet yönetim teknolojileri üzerine kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Demir, sunumda diyabetli bireylerin yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen sürekli glukoz izlem sistemleri (CGMS) ve insülin infüzyon pompa sistemleri detaylı olarak ele alarak incelenen cihazların sensör ömrü, ısınma süresi ve uzaktan izleyebilen kişi sayısı gibi kritik özellikleri karşılaştırıldı. Demir "Sensörlerin sunduğu eğilim ve alarmları doğru okuyabilmek için sensör okuryazarlığı şart; bunun için mutlaka eğitim almak ve yemek-egzersiz gibi olay girişlerini düzenli kaydetmek gerekiyor. Sensör okuryazarlığı, gün içindeki verileri bilinçli takip edip doğru yorumlama becerisi sağlar" dedi. "Sensörler sayesinde kan şekerini anlık ve eksiksiz takip ediyoruz" Hemşire Hafize Işıklar ise, "Bugün, insülini keşfeden Frederick Banting’in doğum günü olan 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde sizlere, kan şekeri izleminde bir devrim olan sensörler ve pompalardan bahsetmek istiyorum. Eskiden parmaktan ölçümle günün sadece belirli anlarını görerek büyük resmi tahmin etmeye çalışırken, sensörler sayesinde artık tablonun bütününü anlık olarak izleyebiliyoruz. Örneğin, parmak ölçümleriniz hedef aralıkta görünse bile, sensör verilerini incelediğinizde gece fark etmediğiniz bir kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) yaşadığınızı veya yemek sonrası yaptığınız insülinin fazla geldiğini fark edebilirsiniz. Bu da bize, insülin dozlarımızı daha doğru ayarlama imkânı tanır" dedi. Etkinlik, çocuklar için müzik, dans ve sürprizlerle sona erdi.
15 Kasım 2025 Cumartesi - 11:03
Kamu kurumlarında tütün ile mücadelede etkin çalışma
Kamu kurum ve kuruluşlarının kapalı alanlarında tütün ürünlerinin kullanımının önlenmesi amacıyla kurum temsilcilerine yönelik eğitim düzenledi. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, tütün kullanımının zararlarına dikkat çekmek ve kamu kurumlarının kapalı alanlarında tütün ürünü tüketilmesine dair yaptırımların uygulanabilirliğinin arttırılabilmesi amacıyla kamu kuruluşlarından temsilcilere güncelleme eğitimi düzenledi. Bursa Vali Yardımcısı Hulusi Doğan’ın da katıldığı eğitimde, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. İrfan Oğuz’un yanı sıra kamu kurumlarında tütün kullanımına karşı idari yaptırım yetkisi bulunan personeller de yer aldı. Eğitimin açılış konuşmasını yapan Bursa Vali Yardımcısı Hulusi Doğan, son yıllarda tütün kullanımı ve dumansız hava sahası ile ilgili ciddi bir mesafe kat edildiğini söyledi. Her vatandaşın tütün kullanımının zararlarına karşı bilinçli olması gerektiğini ifade eden Doğan, "Sayın Cumhurbaşkanımızın da önderliğinde son yıllarda tütün kullanımı ile mücadele edilmesi için bir ortam oluşturuldu. Tütün kullanımının zararlarını ailemize, iş arkadaşlarımıza, çevremize, bulunduğumuz her ortamda anlatmalıyız. Bu konuyu gündemden hiç düşürmemeliyiz" ifadelerini kullandı. Eğitim çalışmasına katılan personellerin çalıştıkları kamu kurumlarında tütün kullanımının zararları hakkında farkındalık oluşturmasını beklediklerini dile getiren Doğan, kamu kurumlarının bu konuda toplumsal duyarlılık göstererek tütün kullanımı ile mücadelede topluma da ön ayak olmasını beklediklerini dile getirdi.
15 Kasım 2025 Cumartesi - 11:02
Gıda zehirlenmelerine karşı Bakanlıklardan peş peşe uyarılar geldi
Türkiye’nin farklı illerinde son haftalarda art arda görülen gıda zehirlenmesi vakaları kamuoyunda endişee sebep olurken, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı vatandaşlara yönelik kapsamlı uyarılarda bulunuyor. Yetkililer, özellikle doğadan gelişigüzel toplanan zehirli bitkiler ile toplu yemek organizasyonlarında hazırlanan gıdaların, vakalardaki artışta belirleyici olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, görünüşte masum görünen bazı bitkiler sinir sistemini etkileyen güçlü toksinler içeriyor. Bu maddeler kısa sürede görme kaybı, bilinç bulanıklığı ve solunum yetmezliği gibi ağır tablolara yol açabiliyor. Bakanlık, etiketsiz, menşei belirsiz ve kayıt dışı ürünlerin tüketilmesinin ciddi sağlık riski oluşturduğuna işaret ediyor. İnternet ve sosyal medya üzerinden satılan "organik" veya "ev yapımı" ürünlerde de denetim dışılık riski bulunduğu belirtiliyor. Toplu yemeklerde art arda vakalar Son dönemdeki çok sayıda zehirlenme olayı düğünler, eğlenceler, mevlit ve taziye yemekleri ile çeşitli yurtlarda verilen toplu yemekler gibi kalabalık organizasyonlarda yaşandı. Bu vakaların çoğunda tek tencerede pişirilen yemeklerin uzun süre bekletilmesi, uygunsuz taşıma şartları , çapraz bulaşma ve yetersiz hijyen uygulamalarının öne çıktığı bildiriliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı denetimleri sıklaştırdı, yaptırımları artırdı Tarım ve Orman Bakanlığı, 81 ilde yürüttüğü gıda denetimlerinde toplu tüketim yerlerinin kayıt/onay durumlarını, hijyen şartlarını ve muhafaza sıcaklıklarını düzenli olarak kontrol ediyor. 2025 yılı içerisinde yapılan 1 milyon 103 bin 52 denetimde uygunsuzluk tespit edilen işletmelere 25 bin 749 idari para cezası uygulanırken, toplam 2 milyar 206 milyon 162 bin 590 TL tutarında yaptırım kararı alındı ve 495 işletme hakkında Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusu yapıldı. Ayrıca, İstanbul ilinde faaliyette olan 135 bin 717 gıda işletmesinde 2025 yılı boyunca bugüne kadar 192 bin 148 adet resmî kontrol yapıldı; 8.026 işletmeye idari para cezası uygulandı ve 79 dosya Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusu şeklinde iletildi. Bunun yanı sıra, Beşiktaş İlçesi Ortaköy Mahallesinde faaliyet gösteren 138 gıda işletmesine 202 adet resmî kontrol gerçekleştirildi. Eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları sürüyor Tarım ve Orman Bakanlığı, tüketicilerin gıda okuryazarlığını artırmak amacıyla sosyal medya kampanyaları, okul eğitimleri ve işletmelerde bilgilendirme faaliyetleri yürütüyor. Türkiye, bu yıl Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi’nin #SafeSafe2Eatpanyasına da katıldı. ‘Erken Bildirim Programı’ ile salgınlar yakından izleniyor Sağlık Bakanlığı ve il sağlık müdürlükleri tarafından yürütülen "Gıda Kaynaklı Zehirlenmelerde Erken Bildirim Programı" sayesinde ise olası salgın belirtileri hızlı şekilde takip ediliyor. Şikâyet üzerine yapılan kontrollerde ürünlerden numune alınarak Halk Sağlığı Laboratuvarlarında inceleniyor. Uygunsuzluk tespit edilmesi hâlinde konu hem savcılığa hem de ilgili kurumlara eş zamanlı olarak iletiliyor. Vatandaşlara uyarılar: İşte dikkat edilmesi gerekenler Yemekler pişirildikten sonra en kısa sürede tüketilmeli; oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemeli Sıcak tutulacak gıdalar 65C’nin altına düşmemeli, bu sıcaklıkta 3 saatten fazla bekletilmemeli. Catering firmalarının Bakanlık İşletme Kayıt Belgesine sahip olup olmadığı kontrol edilmeli. Çiğ ve pişmiş ürünler aynı ekipmanla hazırlanarak çapraz bulaşmaya yol açılmamalı. Et, pilav ve salatalar kapalı kaplarda taşınmalı. Kullanılan suyun içilebilir nitelikte olması sağlanmalı; kuyu veya tanker suları için analiz raporu bulunmalı. Artan yemekler ertesi gün yeniden ısıtılarak servis edilmemeli. Belirti gösteren kişiler (bulantı, karın ağrısı, halsizlik) hemen 112’ye yönlendirilmeli. Toplu yemek sağlayan işletmeler her öğünden en az 72 saat numune saklamak zorunda. Gıda güvenliği için temel kurallar Açıkta satılan gıdalar mümkün olduğunca tercih edilmemeli. Doğadan toplanan mantar, meyve ve otlar uzman onayı olmadan tüketilmemeli. Bozulmuş, şişmiş, rengi değişmiş konserveler kesinlikle yenmemeli. Şüpheli ürünler ALO 174 Gıda Hattı veya WhatsApp İhbar Hattı üzerinden bildirilmeli. Vakayla ilişkili örnek ürün ve ambalajlar saklanmalı.
15 Kasım 2025 Cumartesi - 10:38
Bayburt Devlet Hastanesinde temizlik görevlisine şiddet iddiası
Bayburt Devlet Hastanesinde görevli bir sağlık çalışanının mesai arkadaşı tarafından darp edildiği iddiasıyla ilgili Öz Sağlık-İş Sendikası Bayburt Şubesi tarafından basın açıklaması yapıldı. Yapılan açıklamada sağlıkta şiddet kınandı. Öz Sağlık-İş Sendikası Bayburt Şube Başkanı Murat Şahinoğlu, hastane bünyesinde temizlik görevlisi olarak çalışan Ramazan Sayan’ın, ecza deposunda görevli Muharrem Turhan tarafından tekme ve yumrukla darbedildiğini belirtti. Şahinoğlu, Sayan’ın yalnızca görev gereği sıhhi malzeme ve ilaç almak üzere kurum eczanesine gittiğini ancak son süreçte beş kez benzer biçimde sözlü şiddete ve aşağılamaya maruz kaldığını ifade etti. Önceki gün yaşanan son olayda ise Turhan’ın, herkesin gözü önünde Sayan’a fiziksel şiddet uyguladığını dile getirdi. Darp nedeniyle yüzünden yaralanan Sayan’ın rapor aldığını kaydeden Şahinoğlu, "Bu olayı basit bir sağlıkta şiddet vakası olarak görmüyoruz. Aynı kurumda görev yapan, aynı iş kolunda sağlık hizmeti veren bir çalışanın, sırf işçi olduğu için bir diğer sağlık çalışanını hor görmesini, aşağılamasını, psikolojik şiddete tabi tutmasını, tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de fiziksel şiddet uygulamasını anlamak, kabullenmek mümkün değildir. Sağlık personelinin dışarıdan gelen saldırılar karşısında birlik beraberlik sergilemeleri gerekirken, bu şiddetin bir sağlık personeli tarafından uygulanması ancak vandallık, öfke kontrolsüzlüğü ve bilerek/isteyerek şiddet uygulaması ile açıklanabilir" dedi. Olay anına tanıklık eden başka sağlık personelinin beyaz kod vermemesinin ayrıca açıklama gerektirdiğini söyleyen Şahinoğlu, sürecin adli mercilere taşındığını ve suç duyurusunda bulunulduğunu hatırlattı. Şahinoğlu, Bayburt İl Sağlık Müdürü Harun Sivlim’e ve hastane yönetimine hızlı bir şekilde kurum içi soruşturma başlatmaları nedeniyle teşekkür etti. Sendika olarak üyelerinin yanında olduklarını vurgulayan Şahinoğlu, "Ramazan kardeşimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Mesai arkadaşına saldıran bu kişinin en ağır şekilde cezalandırılmasını bekliyoruz. Olayın takipçisi olacağız" ifadelerini kullandı.
15 Kasım 2025 Cumartesi - 09:27
Uzmanı uyardı: "Kalp hastaları soğuk havada daha dikkatli olmalı"
Sivas Medicana Hastanesi Kalp Damar Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Hasan Yücel, soğuk havaların kalp damar hastaları için ciddi riskler oluşturduğunu söyleyerek, kış aylarında dikkatli olunması gerektiğini belirtti. Kış aylarının gelmesiyle birlikte düşen hava sıcaklıkları, kalp ve damar hastalıkları olan bireyler için önemli riskler oluşturuyor. Soğuk havada damarlarda meydana gelen büzüşmenin (vazokonstriksiyon) kalp hızını artırarak tansiyon yükselmesine sebep olabiliyor. Yetersiz sıvı tüketimi nedeniyle kan yoğunluğunun artması da kalp damar sistemi üzerinde ek bir yük oluşturuyor. Adrenalin gibi hormonların artışı, kalp hızını yükselterek stres düzeyini artırırken göğüs ağrısı ve nefes daralması riskini de çoğaltıyor. Stent takılmış, bypass operasyonu geçirmiş, hipertansiyon hastası, kolesterolü yüksek, ileri yaşta olan ve sigara kullanan bireylerin soğuk havalarda daha dikkatli olmaları gerekiyor. Bu kişilerin aşırı efor gerektiren aktivitelerden uzak durmaları, kalın giyinmeleri ve mümkünse çok soğuk havalarda dışarı çıkmamaları öneriliyor. Ayrıca soğuk havalarda azalan sıvı tüketiminin artırılması da önem taşıyor. Uzmanlar tarafından beslenme açısından tuzlu ve yağlı gıdalardan uzak durulması, lifli gıdalar, sebze ve balığın tercih edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Kalp Damar Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Hasan Yücel, soğuk havalarda vücut ısısının düşmesiyle damarlarda belirgin bir büzüşme yaşandığını belirterek, "Kalp damar hastalığı olan bireylerin hem yaşam tarzına hem de beslenmelerine daha fazla dikkat etmeleri büyük önem taşıyor" dedi. "Daha fazla özen göstermeleri gerekiyor" Soğuk havalarda kalbin daha fazla zorlandığını ifade eden Hasan Yücel, "Kış aylarının gelmesiyle kalp damar rahatsızlıkları olan hastalarımızın soğuk havalarda kalplerine daha fazla özen göstermeleri gerekiyor. Özellikle soğuk havalarda damarlarda bizim vazokonstriksiyon dediğimiz damar büzüşmesi olayı, kalp hızının artışına, tansiyon yükselmesine ve kalbin zorlanmasına sebebiyet vermektedir. Ayrıyeten yeterli sıvı alınmamasından dolayı damarlar içindeki kan yoğunluğunun artması, damar rahatsızlıkları olan hastalarımızı kötü etkilemektedir. Damarların büzüşmesi, kasılması olayı kış aylarında daha belirgin olmakta, bu da tansiyon artışı oranlarını yükseltmektedir. Özellikle adrenalin gibi hormonlar kalbin hızını artırıp tansiyon yükselmelerine sebebiyet vererek stres oluşturmaktadır ve hastalarımızın soğuk havalarda bunlara dikkat etmesi gerekmektedir. Kalp damar rahatsızlığı olan, damarında stent olan, baypas geçirmiş olan hastalarımızla beraber hipertansiyonu olan, kolesterolü yüksek olan, sigara içen hastalar ve yaşı ileri olan hastalar soğuk havalarda daha dikkatli olmalıdırlar. Aşırı yoğun fiziksel aktivitelerden kaçınmalıdırlar, kalın giyinmeleri gerekmekte, çok soğuk havalarda mümkünse dışarı çıkmamaları gerekmekte, ağır efor isteyen işlemler yapmamalarını istemekteyiz" dedi. "Vücut ısısını korumak önemli" Kış aylarında kalp rahatsızlıkları olan hastaların beslenmelerine de dikkat etmesinin önemine vurgu yapan Yücel, " Kullandıkları ilaçları düzenli kullanıp doktor kontrolünü aksatmamaları gerekmektedir. Ayrıca soğuk havalarda sıvı alımı azaldığı için sıvı tüketimine dikkat etmeleri gerekmektedir. Soğuk havalarda vücut ısısını korumak önemli. Damarlarda kasılma, büzüşme (vazokonstriksiyon) oluşmakta ve kalp hızı artmakta, bu da soğuk havalarda dışarı çıktığımızda efor kapasitemizin azalmasına, nefes daralmasına ve göğüs ağrısına sebebiyet vermektedir. Beslenme noktasına da değinecek olursak, tuzlu ve yağlı gıdalardan uzak durmamız gerekmektedir. Tuz alımından sonra tansiyon yüksekliği kalbe yük oluşturmaktadır. Kanın yoğunluğunun artmasına bağlı olarak yağlı tüketimler kolesterol artışına sebebiyet vermekte, damarda plak oluşumuna ve kan akışının yavaşlamasına sebebiyet vermektedir. Yaz kış fark etmeksizin yağlı ve tuzlu gıdalardan kalp damar hastalığı olan kişilerin uzak durması gerekmektedir. Beslenme konusunda lifli gıdalar, bitki ve sebzeler tüketmemiz lazım. Balık tüketimi ve bol su tüketimine önem vermemiz gerekmektedir. Bunlara dikkat edilmediği durumlarda yeniden damar tıkanıklıkları oluşabilir, kalp spazmı dediğimiz hadiseler olabilir ve göğüs ağrısı oluşabilir. Kalp krizi, felç ve inme gibi durumlar tetiklenebilir. Kış aylarında kalp rahatsızlıkları olan hastalarımızın yaşamlarına ve beslenmelerine dikkat etmeleri, ilaçlarını düzgün kullanıp kontrollere önem vermeleri gerekmektedir" diye konuştu.
14 Kasım 2025 Cuma - 21:42
DUS ve YDUS sınavları yılda bir kezyapılacak
Sağlık Bakanlığı tarafından senede iki kere yapılan Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (DUS) ve Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’nın (YDUS) artık yılda bir kez yapılacağı açıklandı. Sağlık Bakanlığı tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (DUS) ve Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’nın (YDUS) 2023 yılından itibaren yılda ikişer kez gerçekleştirilmesine karar verilmiş olup bu durum sınav takvimlerinde de ilan edilmekteydi. ÖSYM tarafından TUS, YDUS, DUS ve EUS olmak üzere sınavlar yılda 7 adet yapılmakla birlikte, bu sınavların sonuçlarıyla 20 yerleştirme işlemi yapılmaktadır. Adayların yerleştirilmesi döneminin diğer sınav tarihinin uygulandığı anlara denk gelmesi önemli sorunlara sebep olmaktadır. 24 Eylül tarihli Tıpta Uzmanlık Kurulu kararıyla DUS ve YDUS’un yılda bir defa TUS’un ise yine yılda 2 defa yapılmasının uygun olacağına karar verilmiştir. DUS ve YDUS sınavlarında eğitime alınacak öğrenci sayılarına ilişkin kontenjanlar Bakanlığımızın sağlık insan gücü planlama çalışmaları kapsamında farklı birimlerimizin ve dış paydaşlarımızın da katılımıyla koordineli olarak ve bilimsel temeller ışığında yürütülmektedir. Bu sebeple sınavlarda açılacak yıllık toplam kontenjanlarda sınavların yılda bir defa yapılmasından kaynaklanan bir değişiklik olmayacaktır" ifadelerine yer verildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder