SAĞLIK
Otizm spektrum bozukluğunda erken tanı hayatı değiştiriyor 01 Nisan 2026 Çarşamba - 17:26:59 Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, nörogelişimsel bir bozukluk olan otizmde erken tanının önemini vurgulayarak, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız" dedi. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla otizm spektrum bozukluğu hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, "Otizm; sosyal alanda zorluk, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir bozukluktur ve yaşamın ilk üç yılında belirtiler ortaya çıkar. Genellikle bir yaş civarında sosyal gülümsemede eksiklik, göz teması kurmama ve isme bakmama şeklinde belirtilerle kendini gösterir. Sonrasında bu durum konuşma gecikmesi, akran ilişkilerinin gelişmemesi ve tekrarlayan davranışların artması şeklinde ilerleyebilir. Bu belirtiler her çocukta farklı yoğunlukta ve farklı biçimlerde görülebilir" ifadelerine yer verdi. Doç. Dr. Işık, hastalıkta erken tanıya değinerek, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız. Bu nedenle ailelere bu süreçte önemli sorumluluklar düşmektedir. Tanıyı erteleme, korku nedeniyle başvuru yapmama ya da farklı bölümlerde zaman kaybetme gibi hatalar sıkça yapılmaktadır. Ancak şüphe duyulduğu anda vakit kaybetmeden bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü erken tanı, otizm spektrum bozukluğunda sürecin en kritik basamaklarından biridir" dedi. Otizmin tedavisine değinen Doç. Dr. Işık, "Aslında tek bir yöntem ya da tek başına etkili bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Medikal tedavi, yalnızca eşlik eden bazı durumlarda destekleyici olarak kullanılabilir. Bu süreçte en etkili yaklaşım bireyselleştirilmiş, yoğun ve sürekli özel eğitim programlarıdır. Bu nedenle ailelerin gecikmeden başvurmaları ve özellikle çocuk psikiyatrisi ekipleriyle iş birliği içerisinde hareket etmeleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi. Toplumsal farkındalığa değinen Doç. Dr. Işık, "Bizlere düşen görev farkındalığımızı artırmak, otizmli bireyleri toplumsal yaşamın içine dâhil etmek ve birlikte yaşam kültürünü güçlendirmektir. Toplum olarak daha kapsayıcı, anlayışlı ve destekleyici sosyal ortamlar oluşturmalıyız. Unutulmamalıdır ki asıl değişim toplumda başlar ve farkındalıkla büyür" şeklinde konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:49 En ölümcül kanser türüne tarama önerisi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, en ölümcül kanser türlerinden olan akciğer kanserinin erken evrede önlenebileceğini söyleyerek, sigara içen kişilerin ailesinde kanser öyküsü bulunuyorsa mutlaka tarama testi yaptırması gerektiğini söyledi. ERÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, akciğer kanserinin erken tanı konmasıyla birlikte tedavi sürecinin çok daha rahat geçeceğini belirterek, ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin kesinlikle bu testi yaptırmalarını gerektiğinin altını çizdi. Sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerektiğini aktaran Yetkin "Akciğer kanseri, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en ölümcül kanser türüdür. Bu kanser en çok sigarayla ilişkilidir. Bununla bağlantılı olarak 50 yaş üstü kişilerde belli bir hesaplamamız bulunmaktadır. Belirli miktarda sigara içmiş kişiler için Sağlık Bakanlığımız kanser taraması önermektedir. Bizler de hem tütünün zararlarının farkındalığını artırmak hem de kanser taramalarının kimlere yapılması gerektiğini ve sigaraya bağlı oluşmuş solunum fonksiyon anomalilerini tespit etmek için arkadaşlarımızla birlikte bu etkinlikte bulunduk. Sigaranın pasif maruziyetinde bile insanlar, sigaranın oluşturduğu kanser hastalıklarına ve sadece kanserle ilişkili değil, birçok hastalığa yakalanabilmektedir. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı dediğimiz kalıcı solunumsal sıkıntılara da sebep olabilmektedir. Sigara içmeyi bırakın; sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerekmektedir. Sigara içilen ortamda güvenli bir süre yoktur; mümkün olan en kısa sürede o teması kesmek gerekmektedir. Sigara içen insanların ailesinde eğer kanser öyküsü varsa, 20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içtilerse veya 10 yıl boyunca günde 2 paket sigara içtilerse; uzun süreli öksürük şikâyetleri, iştahsızlık, gece terlemeleri ve kilo kaybı varsa mutlaka vakit geçmeden göğüs hastalıkları hekimine başvurmaları gerekmektedir" dedi. "Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" Akciğer kanserinin tedavilerine değinen Yetkin, "Uzun yıllarda gelişen ilaçlar ve immünoterapiler ile daha yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Bizim hedefimiz hastalığı erken dönemde yakalamak ve cerrahi ile birlikte hastaya uzun yıllar sağ kalım sağlayabilmektir. Cerrahi olamayan, sıçrama (metastaz) yaşanmış ve evresi ilerlemiş hastalarda ise tümörün tipine göre kullanılan ilaçlar değişiklik göstermektedir. Kemoterapiden daha masum sayılabilecek ilaçlar geliştirilmiştir. Bu ilaçlar ile tümörü stabil halde tutup hastaya uzun yıllar yaşam sağlanabilmektedir. Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" şeklide konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:44 Pediatri dünyası İstanbul’da buluştu Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri İstanbul’da buluştu. Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri, 14. Çocuk Dostları Kongresi ve 3. Eurasian Pediatrics Congress ile 26-28 Mart tarihleri arasında İstanbul’da buluştu. Bir kongre merkezinde gerçekleşen "Çocuk ve İyilik: Geleceği Değiştiren Güç" temasıyla düzenlenen kongrenin açılışına Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Elevli ve İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner ile çok sayıda sağlık profesyoneli katıldı. 2 bini aşkın katılım 2 bini aşkın kişinin katıldığı kongrede "Doğum Sonrası İlk 7 Günde İzlem, Yenidoğan Taramaları, Yenidoğanda Alarm Belirtileri, Çocuklarda EKG; Yaşa Göre Normalleri ve Sistematik Yorumlanması" gibi birçok konu detaylı olarak masaya yatırıldı. Çocuk Dostları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Bülbül konuşmasında, "Çocuklar için yapılan iyiliğin aslında tüm dünya için yapılan bir iyilik olduğunu, çünkü sağlıklı, mutlu ve iyi yetişmiş her çocuğun daha adil, daha vicdanlı ve daha güçlü bir geleceğin temeli olduğunu" vurguladı. Toplam 14 kurs ve 112 oturumun gerçekleştirildiği kongrede, bilimsel paylaşım katılımcıları memnun etti.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:39 Uzmanından mevsimsel hastalık uyarısı: "Panik yapmayın" Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, mevsim geçişlerinde artan üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı vatandaşları uyararak, her grip vakasında acil servislere başvurulmasının hastane yükünü artırdığını ve gerçek acil hastaların hizmet almasını zorlaştırdığını söyledi. Mevsim geçişleriyle birlikte üst solunum yolu enfeksiyonlarında yaşanan artış, acil servislerde yoğunluğa neden oluyor. Uzmanlar, özellikle risk grubundaki vatandaşların tedbirli olması gerektiğini belirtirken, sağlıklı bireylerin basit semptomlar için acil servisler yerine aile hekimliklerini tercih etmesi gerektiğini vurguluyor. Hava sıcaklıklarının ani değişim gösterdiği bu dönemlerde, bağışıklık sistemi zayıflayan bireylerde virüslerin yayılımı hızlanıyor. Uzmanlar, kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması ve yetersiz havalandırma gibi faktörlerin üst solunum yolu hastalıklarını tetiklediğine dikkat çekiyor. Bu süreçte özellikle vitamin değerlerinin kontrol altında tutulması ve bağışıklığın desteklenmesi büyük önem taşıyor. "Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği Eğitim Sorumlusu ve Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, üst solunum yolu enfeksiyonlarının insanlık tarihi boyunca her dönem görüldüğünü belirtti. Acil Tıp Uzmanı Dr. Tatlı, "Bu mevsim geçişlerinde hepinizin de bildiği gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, sıklıkla karşılaşılan durumlar arasındadır. Halkımızın bu tür hastalıklarda çok panik olmasına gerek yoktur. Bunlar, insanlık tarihi boyunca her zaman olan ve her zaman karşımıza çıkan hastalık gruplarıdır. Özellikle dikkat etmemiz gereken hasta grupları yaşlılar, bağışıklık sistemi düşük olanlar ve kronik hastalığı bulunanlardır. Bu tür hastalarımızın öncelikle grip aşılarını olmalarını tavsiye ediyoruz. Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar. Hastalığı hafif atlatmakla birlikte, bazen bu durumlara bağlı olarak gelişebilen zatürre gibi komplikasyon riskleri de azalmış olur. Özellikle KOAH hastalarımızın bunlara dikkat etmesi gerekir" dedi. "Panik yapmaya gerek yok" Normal sağlıklı bireylerin vitamin eksikliklerini kontrol ettirmesinin önemine değinen Tatlı, "Normal sağlıklı bireylerin bu tür üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanmamaları ya da yakalandıklarında süreci rahat geçirmeleri için yapabilecekleri en önemli şey; normal bir zamanda aile hekimliğine ya da dahiliye polikliniklerine başvurarak vitamin eksikliklerinin olup olmadığını kontrol ettirmeleridir. D vitamini, çinko veya B12 gibi vücudun normal çalışmasını engelleyecek herhangi bir eksiklik olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu tür eksiklikler tamamlandıktan sonra bağışıklık sistemleri daha güçlü olacağı için hastalıkları daha rahat atlatacaklardır. Panik yapmaya gerek yoktur; basit üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle acil servislere başvurulması gerekmez. Bu tür durumlarda aile hekimlerimize başvurabiliriz. Gerçekten çok ağır atlatan, ateşi düşmeyen veya nefes alıp vermekte zorluk yaşayan hastalarımız elbette acil servislerimize gelebilirler. Ancak bunun dışında, basit bir grip vakasında acil servislere gelinmesine gerek yoktur" diye konuştu. "Yanlış algı hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor" Toplumda ‘serum takılmadan veya iğne yapılmadan iyileşilmez’ gibi yanlış bir algının oluştuğuna dikkat çeken Tatlı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu çok yanlış bir algıdır. Bu durum hem hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor hem de hastalar için herhangi bir fayda sağlamıyor. Aksine, acil servisleri gereksiz yere kalabalıklaştırarak hastalıkların başka insanlara bulaşmasına, çoğalmasına ve gerçek acil hastaların sağlık hizmetlerinden faydalanmasına engel olunmasına yol açabiliyor. O yüzden bu tür durumlarda sabırlı olmak lazımdır."
Göğüs cerrahisi uzmanı uyardı: "Akciğer kanserinde erken teşhis için geç kalmayın"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:40 Göğüs cerrahisi uzmanı uyardı: "Akciğer kanserinde erken teşhis için geç kalmayın" Akciğer kanserinin genellikle 50’li yaşlarda görülmeye başladığından sigara kullanımı gibi risk faktörlerine sahip bireylerin herhangi bir şikayetleri olmasa dahi akciğer grafisi ve düşük doz akciğer tomografisi ile tetkik edilmesi gerektiğini belirten Göğüs Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Volkan Yılmaz, "Akciğer kanserinde erken teşhis için geç kalmayın" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi’nden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Volkan Yılmaz, akciğer kanseri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. En önemli ve önlenebilir sağlık sorunlarından birinin de akciğer kanseri olduğunu belirten Op. Dr. Yılmaz, "Akciğer kanseri görülme sıklığı (insidansı) yaşla birlikte artış gösteriyor ve genellikle 50-70 yaş arasında görülüyor. Bu kanser türünde risk faktörlerinin büyük bir kısmı önlenebilir olmasıyla dikkat çekiyor. Sigarayı bırakmak en başta gelen akciğer kanserinden korunma yöntemidir" diye konuştu. "Sigara tüketimi kanseri tetikleyebilir" Akciğer kanserinin etiyolojisinde (sebeplerinde) sigara kullanımının öncelikli risk faktörü olarak göze çarptığını dile getiren Opr. Dr. Yılmaz, "Sigara içmenin, akciğer kanserine yakalanma riskini 20 kat artırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bunun yanı sıra, pasif içicilik, asbest, krom, arsenik ve nikel maruziyeti, radyasyon etkisi, radon gazı solunması, hava kirliliği ve altta yatan pulmoner hastalıklar gibi faktörler de akciğer kanserinin gelişiminde rol oynuyor. Sigara kullanımının etkisini belirleyen unsurlar ise sigaraya başlanan yaş, tüketim süresi, günlük miktar ve sigara tipi olarak özetlenebilir" şeklinde konuştu. "Öksürük ve nefes darlığı görülüyor" Akciğer kanserine yakalanan hastaların çoğunun tanı anında semptomatik olduğunu belirten Dr. Yılmaz, "Sıklıkla öksürük, nefes darlığı, hemoptizi (kanlı balgam) ve göğüs ağrısı gibi spesifik belirtilerle başvuran hastalarda; halsizlik, kilo kaybı ve ateş gibi non-spesifik şikayetler de görülebilmektedir. Uzmanlar, akciğer kanserinin erken teşhis edilmesinin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını vurguluyor. Son yıllarda tanı ve tedavi tekniklerinde yaşanan gelişmeler, minimal invaziv yöntemler ve hedefe yönelik tedaviler, bu kanser türüyle mücadelede önemli bir fark oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı. "Gelişmiş tedavi yöntemleri" Torakoskopik (VATS, video yardımlı göğüs cerrahisi) kapalı akciğer ameliyatları sayesinde hastaların daha az ağrı hissederek günlük hayata daha hızlı dönebildiğini söyleyen Yılmaz, "Ayrıca, bu yöntemler hastalara kemoterapi, immünoterapi ve radyoterapi gibi onkolojik tedavilerin daha kısa sürede başlama imkânı sunuyor. Akciğer kanserinde tedavi planı, büyük ölçüde tümörün evresine göre yapılmaktadır. Cerrahi tedavi, erken evrede teşhis edilen küçük hücreli dışı akciğer kanserinin tedavisinde, en uzun sağ kalım süresini sağlayan en etkili yöntem olarak kabul ediliyor" açıklamasında bulundu. "Erken teşhis ve sigara ile mücadele hayati önem taşıyor" Yılmaz, şunları söyledi: "Öksürük, nefes darlığı, hemoptizi, göğüs ağrısı, halsizlik, kilo kaybı ve ateş gibi belirtiler yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmaları gerekir. Erken tanı ve cerrahi tedavi şansını kaçırmamak için harekete geçmek, sigarayı bırakıp hayata tutunmak gerekir."
Uzmanından uyarı! "En büyük tehlike sigara"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:40 Uzmanından uyarı! "En büyük tehlike sigara" Sivas Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Zübeyde Altun Arslantaş, tütün kullanımının akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüzde 70’inden sorumlu olduğunu belirterek erken tanının önemine değindi. Sivas Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Zübeyde Altun Arslantaş, Kasım ayının dünya genelinde "Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" olarak anıldığını belirterek akciğer kanserinin kansere bağlı ölümler arasında ilk sırada olduğunu ifade etti. Dr. Arslantaş, "Akciğer kanseri hâlâ en ölümcül kanser türü olmayı sürdürüyor. Ancak erken tanı sayesinde bu tablo değişebilir" diyerek hastalığın ciddiyetine dikkat çekti. Tütün kullanımının akciğer kanserine bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 70’ine neden olduğunu söyleyen Arslantaş, sadece sigaranın değil puro, pipo ve elektronik sigara gibi ürünlerin de ciddi risk oluşturduğunu vurguladı. Çevresel faktörler, genetik yatkınlık ve bazı akciğer hastalıklarının da riski artırdığını belirtti. Uzun süren öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ses kısıklığı ve kanlı balgam gibi şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini dile getiren Dr. Arslantaş, "Bu belirtiler erken tanı için önemli bir fırsattır." dedi. Erken teşhis edilen hastalarda sağ kalım oranının yüzde 70’e kadar yükselebildiğini kaydeden Arslantaş, risk grubundaki bireylerin düzenli kontrollerini yaptırmasının hayati önem taşıdığını söyledi. Tanı sürecinin fizik muayenenin yanı sıra akciğer grafisi, tomografi, bronkoskopi ve biyopsi gibi yöntemleri içerdiğini belirten Dr. Arslantaş, tütünle mücadelenin akciğer kanseriyle savaşta en etkili adım olduğunu sözlerine ekledi.
"Estetikte yapay zekânın mağduru olmayın"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:26 "Estetikte yapay zekânın mağduru olmayın" Estetik dünyasındaki yeni bir tehlikeli trende dikkat çeken Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, "Son yıllarda yapay zeka ile kendi vücudunda sanal değişiklikler yapan kişiler, aynı sonucu estetik cerrahi işlem sonucunda da beklemeye başladı. Bu durum, kişileri imkansızı beklemeye yönlendirerek tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Yapay zeka mağdurları doğurabilir" dedi. İstinye Üniversitesi (İSÜ) Medical Park Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, günümüzün en popüler teknolojik gelişmelerinden biri olan yapay zekanın, estetik cerrahi alanında gerçekçi olmayan beklentilere yol açarak "yapay zeka mağdurları" ortaya çıkarma tehlikesine dikkat çekti. "Ünlü fotoğrafı yerine, kendi sanal görüntüleriyle geliyorlar" Geçmiş yıllarda hastaların, çok beğendikleri ünlü bir kişinin resmiyle muayeneye gelmelerine ve "Bana bu oyuncunun burnundan yapar mısınız?" gibi taleplere alıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Çil, günümüzde ise bu trendin değiştiğini vurguladı. Prof. Dr. Çil, "Son dönemde yapay zeka ile yüzünü daraltan ve genişleten, alın ve burun şeklini yapay zeka programları ile şekillendirip bizden aynısını talep eden kişilerin sayısı çok fazla arttı. Çok ünlü bir film yıldızının vücuduna benzer şekilde kendi vücudunu yapay zeka programlarıyla değiştiren ve aynısını bizden bekleyen kişi sayısında da önemli derecede artma görmekteyiz" dedi. "Hayal kırıklığı ve yaşam boyu üzüntüye neden olabilir" Prof. Dr. Çil, sanal olarak yapılan bu değişikliklerin aynısının cerrahi ile yapılmasının çok iyi olacağını düşünenlerin sayısının arttığını ancak burada büyük bir tehlikenin yattığını belirterek şöyle devam etti: "Yapay zeka programı ile elde edilen burun şekli değişikliği veya yapay zeka ile yapılan çok ince bir bel şekli, estetik ameliyat sonrası sağlanamayabilir. Bu durum, büyük bir hayal kırıklığı ile kişide hayatı boyunca sürecek olan üzüntülü durumlara neden olabilmektedir." "Cerrahinin sonucu için 1 yıl gerekirken, artık hemen beklenti oluşuyor" İnsan vücudunun çok kompleks bir yapı olduğunu ve hiçbir teknolojik gelişimin şu an için cerrahi işlem sonucunu önceden kesin olarak tahmin edemeyeceğini belirten Prof. Dr. Çil, cerrahi gerçekleri hatırlatarak, "Estetik işlemlerde tüm cerrahi işlemler gibi bir iyileşme dönemi gerektirmektedir. Estetik bir burun cerrahi işleminin sonucunun net olarak ortaya çıkması yaklaşık bir yıllık süreyi gerektirmektedir. Burun bölgesindeki şişliklerin geçmesi ve net olarak estetik işlemin sonucunun ortaya çıkması için bu sürenin geçmesi gerekir. Eğer biz işlemden hemen sonra yapay zeka programları ile yapılmış olan burun şeklini görmeyi bekliyorsak, büyük bir hayal kırıklığı yaşayabiliriz" diye konuştu. "Yapay zeka ile estetik önerisinde bulunan merkezlere güvenmeyin" Prof. Dr. Yakup Çil, hastalara ve estetik işlem düşünenlere şu tavsiyelerde bulundu: "İnsanlara yapay zekanın bir teknolojik program olduğunu ve özellikle estetik işlemler sonrası sonuçların yapay zekada olduğu gibi sağlanamayacağı anlatılmalıdır. Yapay zekayı kullandığını ve tüm işlemleri yapay zekada kişinin istediği gibi yaptığını ifade eden merkez ve kişilere rağbet etmemek gerekiyor. Cerrahın her şeyden önce bir insan olduğunu ve hayal ürünü sonuçları başaramayacağını unutmamalıyız. Gerçekçi beklentiler ile estetik işlemler yaptırmak ve bize gerçekçi sonuçlar vadeden kişilere müracaat etmek bizim için öncelikli olmalıdır."
Boyun omuriliğindeki daralma ameliyatı: Yaşlı hasta yeni teknikle ertesi gün sağlığına kavuştu
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:23 Boyun omuriliğindeki daralma ameliyatı: Yaşlı hasta yeni teknikle ertesi gün sağlığına kavuştu Kahramanmaraş’ta 86 yaşındaki yaşlı hasta, boyun bölgesindeki ciddi omurilik kanalı daralması ve kireçlenme şikayeti nedeniyle gittiği hastanede, yeni nesil kapalı teknikle yapılan operasyon sonrası ertesi gün sağlığına kavuştu. Kahramanmaraş’ta Ali Doğruer isimli hasta, boyun omuriliğinde ciddi seviyede daralma ve kireçlenme şikayeti ile HG Hospital’a başvurdu. Burada Pof. Dr. İdris Altun tarafından yapılan tetkikler sonucu ameliyata alınan yaşlı hasta, platin kullanılmadan uygulanan yöntemle sağlığına kavuştu. Operasyonun, minimal tekniklerle gerçekleştirildiği ve omuriliğin rahatlatılarak sinirlerin çalışmasının iyileştirildiği belirtildi. Operasyonla ilgili bilgi veren Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Altun, "86 yaşında ve boynunda ciddi bir kireçlenme ile omurilik kanalı daralması şikayeti vardı. Bu tür ameliyatlar genelde omurilik kanalının çıkartıldığı, platinlerin takıldığı yöntemlerle yapılmakta. Ancak biz bu hastamızda omurilik kanalına küçük pencereler açarak kanalını temizleyip omurgayı rahatlatan, sinirlerin çalışmasını sağlayan bir teknik uyguladık. Bu yöntem sayesinde hastamıza ek platin ya da başka bir işlem yapılmadı. Dün ameliyat ettiğimiz hastamızı bugün ayağa kaldırıp yürüttük. Herhangi bir yabancı madde olmadığı için hastamız gayet rahat durumda. Artık omurga ameliyatları daha az invazif, omuriliğin korunduğu, platinsiz yöntemlerle yapılabilmektedir. Bu tekniği hem boyunda hem beldeki dar kanallarda çok rahat uygulayabilmekteyiz" dedi. Tedavisi yapılan Ali Doğruer ise "Ameliyat çok güzel geçti. Sağ olsun hocamıza teşekkürler. Ameliyat olmak isteyen tereddüt etmeden gelsin. Ben rahatım iyiyim" diye konuştu.
Uzmanından uyarı: Baş ağrısı ve unutkanlık migren habercisi
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:22 Uzmanından uyarı: Baş ağrısı ve unutkanlık migren habercisi Acıbadem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Hülya Yıldız Bayar, baş ağrısı, unutkanlık, kaslarda güçsüzlük ve denge kaybının migren habercisi olduğunu belirtti. Zaman zaman hafife alınan migren hastalığın, bireylerin günlük yaşamını, iş gücünü ve ruh sağlığını ciddi şekilde etkilediğine dikkat çeken Acıbadem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Hülya Yıldız Bayar, baş ağrısı, unutkanlık, kaslarda güçsüzlük denge kaybının migren habercisi olduğunu söyledi. Son yıllarda toplumda nörolojik hastalıkların görülme sıklığında belirgin bir artış yaşandığını belirten Dr. Hülya Yıldız Bayar migren, epilepsi, inme (felç), Alzheimer ve Parkinson gibi birçok nörolojik rahatsızlığın, hem bireylerin yaşam kalitesini düşürdüğünü hem de toplumsal sağlık yükünü artırdığını ifade etti. Baş ağrısı, unutkanlık, kaslarda güçsüzlük, denge kaybı gibi belirtilerin, çoğu zaman yeterince önemsenmediğini vurgulayan Dr. Bayar aslında bu semptomların ciddi nörolojik hastalıkların ilk işareti olabileceğini, erken tanı sayesinde, birçok nörolojik hastalığın kontrol altına alınabileceğini söyledi. "Migren atakları günlerce sürebilir" Migrenin; ışığa ve sese duyarlılıkla birlikte gelen, genellikle tek taraflı ve zonklayıcı tarzda bir baş ağrısı olduğunu ve saatlerce hatta günlerce sürebildiğini belirten Dr. Bayar, "Migren atakları saatlerce veya günlerce sürebilir. Bulantı, kusma, konuşma güçlüğü, görme bozuklukları, ışık ve sese duyarlılık gibi belirtiler de eşlik edebilir. Bu semptomlar da hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürür" ifadelerini kullandı. Migrenin nedeninin günümüzde hala tam olarak bilinmemekle birlikte genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğunun düşünüldüğünü söyleyen Dr. Bayar, atakların yetersiz veya aşırı uyku, belirli yiyecek ve içecekler (yaşlandırılmış peynir, işlenmiş etler, kırmızı şarap), yoğun fiziksel aktivite ve ani fiziksel değişiklikler ile tetiklenebileceğini belirtti. Muayene önemli Migren tanısı koymak için ileri tetkiklerden çok doğru öykü ve muayenenin önemine vurgu yapan Dr. Bayar, Uluslararası Baş Ağrısı Derneği kriterlerinin tanı koymada belirleyici olduğunu; bu kriterlere göre, tekrar eden ve genellikle başın bir tarafında zonklayıcı bir ağrı ile birlikte bulantı, kusma, ışığa veya sese karşı hassasiyet gibi belirtilerin arandığını, ayrıca tanı koyma sürecinde, diğer baş ağrısı türlerini ve altta yatan ciddi sağlık sorunlarını dışlamak için nörolojik muayene yapılabileceğini söyledi. Belirtilerin kişiden kişiye değişebilmesi nedeniyle tetikleyicilerin belirlenebilmesi için genellikle tanı sürecinde bir baş ağrısı günlüğü tutulmasının önerildiğini sözlerine ekledi. Migren, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilir Hastalığın tedavisinde akut ve önleyici olmak üzere iki temel tedavi yaklaşımı olduğunu belirten Dr. Bayar, tedaviyle, semptomların hafifletilmesi ve gelecekteki atakların önlenmesinin hedeflediğini dile getirdi. Akut tedavi kapsamındaki ilaçların, atakları hafifletmek ya da durdurmak için atak başladığında alındığını ve erken kullanımın genellikle daha etkili sonuç verdiğini söyledi. Önleyici tedavinin ise atakların sıklığı ve şiddetini azaltmayı hedeflediğini aktardı. Migrenin, doğru tanı ve düzenli tedavi ile kontrol altına alınabileceğinin altını çizen Dr. Bayar, modern tedavi seçenekleri arasında profilaktik (koruyucu) ilaçlar, atak tedavileri, yaşam tarzı değişiklikleri ve gerektiğinde botoks uygulamalarının da yer aldığı bilgisini verdi. Tüm hastalıklarda olduğu gibi nörolojik hastalıklarda da erken tanının çok önemli olduğuna işaret eden Dr. Bayar, bu nedenle bireylere rutin nörolojik kontrollerini yaptırmaları, semptomlarını ihmal etmemelerini tavsiye etti.
Boyun omuriliğindeki daralma ameliyatı: Yeni teknikle ertesi gün sağlığına kavuştu
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:21 Boyun omuriliğindeki daralma ameliyatı: Yeni teknikle ertesi gün sağlığına kavuştu Kahramanmaraş’ta 86 yaşındaki yaşlı hasta, boyun bölgesindeki ciddi omurilik kanalı daralması ve kireçlenme şikayeti nedeniyle gittiği hastanede, yeni nesil kapalı teknikle yapılan operasyon sonrası ertesi gün sağlığına kavuştu. Kahramanmaraş’ta Ali Doğruer, boyun omuriliğinde ciddi seviyede daralma ve kireçlenme şikayeti ile HG Hospital’a başvurdu. Burada Pof. Dr. İdris Altun tarafından yapılan tetkikler sonucu ameliyata alınan yaşlı hasta, platin kullanılmadan uygulanan yöntemle sağlığına kavuştu. Operasyonun, minimal tekniklerle gerçekleştirildiği ve omuriliğin rahatlatılarak sinirlerin çalışmasının iyileştirildiği belirtildi. Operasyonla ilgili bilgi veren Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Altun, "86 yaşında ve boynunda ciddi bir kireçlenme ile omurilik kanalı daralması şikayeti vardı. Bu tür ameliyatlar genelde omurilik kanalının çıkartıldığı, platinlerin takıldığı yöntemlerle yapılmakta. Ancak biz bu hastamızda omurilik kanalına küçük pencereler açarak kanalını temizleyip omurgayı rahatlatan, sinirlerin çalışmasını sağlayan bir teknik uyguladık. Bu yöntem sayesinde hastamıza ek platin ya da başka bir işlem yapılmadı. Dün ameliyat ettiğimiz hastamızı bugün ayağa kaldırıp yürüttük. Herhangi bir yabancı madde olmadığı için hastamız gayet rahat durumda. Artık omurga ameliyatları daha az invazif, omuriliğin korunduğu, platinsiz yöntemlerle yapılabilmektedir. Bu tekniği hem boyunda hem beldeki dar kanallarda çok rahat uygulayabilmekteyiz" dedi. Tedavisi yapılan Ali Doğruer ise "Ameliyat çok güzel geçti. Sağ olsun hocamıza teşekkürler. Ameliyat olmak isteyen tereddüt etmeden gelsin. Ben rahatım iyiyim" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: "Sürekli yorgunluğun sebebi B12 eksikliği olabilir"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:06 Uzmanı uyardı: "Sürekli yorgunluğun sebebi B12 eksikliği olabilir" Tedavi edilmeyen B12 vitamini eksikliğinin kansızlıktan depresyona kadar pek çok tabloya yol açabileceğine belirten İç Hastalıkları ve Yetişkin Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, "Bu nedenle halsizlik, uyku isteği, unutkanlık gibi şikayetleri olan herkes, B12 düzeyini kontrol ettirmelidir" dedi. Enerjiden sinir sistemine kadar pek çok hayati işlevi destekleyen B12 vitamininin eksikliği, sürekli yorgun, halsiz hissetmek ve konsantrasyon kaybı yaşamak gibi etkilere yol açıyor. B12 vitamini, kırmızı kan hücrelerinin üretiminde, sinir sisteminin sağlıklı çalışmasında ve beyin fonksiyonlarının korunmasında kritik rol oynuyor, eksikliği ise uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi İç Hastalıkları ve Yetişkin Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, açıklamalarda bulundu. "Ruh halindeki değişikliklere dikkat edin" Eksiklik durumunun sessizce ilerlemesi halinde vücudun bazı sinyaller gönderdiğine aktaran Prof. Dr. Solmaz, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik, baş dönmesi ve nefes darlığı, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, el ve ayaklarda karıncalanma veya uyuşma, denge sorunları ve kas zayıflığı, ruh hali değişiklikleri, depresyon ve sinirlilik gibi belirtileri yaşıyorsanız vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun. Kan testi ile eksiklik tespit edilebilir ve uygun tedavi ile hızla giderilebilir" diye konuştu. "Vejetaryenler ve 50 yaş üstündekiler risk altında" B12 eksikliğine herkeste rastlanmakla birlikte bazı gruplarda daha çok görüldüğüne değinen Prof. Dr. Solmaz bu risk gruplarını şöyle sıraladı: "Bitkisel besinler B12 açısından yetersiz olduğu için vejetaryen ve veganlar, emilim sorunları yaşanabileceği için 50 yaş üstü yetişkinler, mide veya bağırsak ameliyatı geçirenler, Crohn, çölyak gibi hastalıklar vesilesiyle sindirim sistemi sorunları olanlar ile özellikle Metformin veya mide asidini azaltan ilaçları düzenli kullananlar." B12 vitamininin ağırlıklı olarak hayvansal gıdalarda bulunduğuna da değinen Solmaz, et, tavuk, hindi, balık, süt, yoğurt, peynir ve yumurtanın en güçlü doğal kaynaklar arasında yer aldığını ifade ederek, "Vejetaryen bireyler için B12 ile zenginleştirilmiş gıdalar ve doktor kontrolünde alınan takviyeler hayati öneme sahiptir. Ancak hiçbir hasta kendi başına takviye kullanmamalı, mutlaka doktor kontrolünde olmalıdır" ifadelerini kullandı. B12’nin yalnızca enerji verici bir vitamin olmadığını, aynı zamanda sinir sistemini koruyan ve ruh halini dengeleyen önemli bir madde olduğunu vurgulayan Porf. Dr. Solmaz, "B12 eksikliği tedavi edilmezse kansızlıktan depresyona kadar pek çok tabloya yol açabilir. Bu nedenle halsizlik, uyku isteği, unutkanlık gibi şikâyetleri olan herkes, B12 düzeyini kontrol ettirmelidir" şeklinde konuştu. "Yüksek B12 sessiz seyreder ama göz ardı edilmemelidir" Genellikle eksikliğiyle gündeme gelse de sebebi bilinmeyen B12 vitamini yüksekliğinin de önemli bir sağlık uyarısı olabileceğini de aktaran Prof. Dr. Solmaz, "Eğer kişi takviye almıyor, enjeksiyon kullanmıyor ve beslenmesinde aşırı B12 bulunmuyorsa, kanında yüksek B12 tespit edilmesi mutlaka araştırılmalıdır" dedi. Yüksek B12 seviyesinin genellikle belirti vermediğini, ancak bazı hastalarda ciltte kaşıntı, iştahsızlık, sindirim bozuklukları ve kilo kaybı görülebileceğini de söyleyen Solmaz, karaciğer hastalıkları, bazı kanser türleri ve böbrek yetmezliği gibi durumların kandaki B12 düzeyini yükseltebileceğinden bahsetti. Solmaz, "B12 yüksekliği her zaman kanser anlamına gelmez, ancak vücudun depolama ve kullanım dengesinde bozulma olduğunu gösterebilir. Bu durumda karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri yapılmalı, gerekirse ileri tetkikler uygulanmalıdır. Sebebi açıklanamayan yüksek veya düşük B12 seviyesi, vücudun bize verdiği bir uyarıdır. Bu durumu hafife almamak gerekir. Düzenli kan kontrolleriyle erken tanı konulması, ciddi hastalıkların önlenmesinde hayat kurtarıcı rol oynar" diyerek sözlerini tamamladı.
Kireçlenmeye karşı eksozom tedavisi yaygınlaşıyor
16 Kasım 2025 Pazar - 15:10 Kireçlenmeye karşı eksozom tedavisi yaygınlaşıyor Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, diz kireçlenmeleri başta olmak üzere birçok alanda kullanılan eksozom tedavisinin hastalar için ameliyatsız yeni bir tedavi seçeneği sunduğunu söyledi. Sık karşılaşılan sağlık sorunlarından birisi olan eklem kireçlenmesinin (osteoartrit), eklem kıkırdağının zamanla aşınması ve bozulmasıyla ortaya çıkan ağrı, hareket kısıtlılığı ve yaşam kalitesinde düşüşe yol açan yaygın bir rahatsızlık olduğunu belirten Doç. Dr. Koca, kireçlenmenin en sık diz, kalça ve el eklemlerinde görüldüğü ifade etti. Dr. Koca, eklemlerin kireçlenmesine karşı geleneksel tedavi yöntemleri arasında ağrı kesici ilaçlar, fizik tedavi uygulamaları, eklem içi enjeksiyon tedavileri ve ileri durumlarda cerrahi müdahaleler önerilmekle birlikte son yıllarda rejeneratif (onarıcı) tıp alanındaki gelişmelerin hastalar için ameliyatsız yeni tedavi seçenekleri sunduğunu söyledi. Başarı ile uygulanıyor Eksozomların, hücrelerimiz tarafından doğal olarak üretilen, nanometrik boyutta küçük kesecikler olduğunu ifade eden Dr. Koca, "Bu kesecikler içlerinde proteinler, RNA’lar, lipidler ve çeşitli büyüme faktörleri taşırlar. Adeta hücrelerin birbiriyle konuştuğu ‘haberleşme paketleri’ gibidirler. Bu biyolojik paketler, hasarlı dokuya ulaştıklarında oradaki hücrelerin, dokulardaki onarım, yenilenme ve iltihap süreçlerini baskılama fonksiyonu için harekete geçmelerini sağlarlar. Eksozomlar söz konusu bu etkileri ile son yıllarda eklem ve cilt problemleri başta olmak üzere tıbbın birçok farklı alanlarında umut verici bir tedavi seçeneği olarak son yıllarda başarı ile uygulanmaktadır" dedi. Eksozom Bir Kök Hücre Tedavisi midir Dr. Koca, "Eksozom tedavisi, kök hücre tedavisinin bir adım ilerisidir. Çünkü içinde canlı hücre değil, sadece hücrelerin ‘iyileştirici mesajları’ vardır. Bu da onu hem güvenli hem de immünolojik açıdan daha risksiz hale getirir" şeklinde konuştu. Eklem kireçlenmesi için Eksozom tedavisinin avantajları Diz kireçlenmesinde ve menisküs hasarında eksozom tedavisinin amacının eklem kıkırdağının ve menisküslerin yenilenmesini desteklemek, iltihabı azaltmak ve hastanın ağrı ile hareket kısıtlılığını hafifletmek olduğunu belirten Dr. Koca, "Eksozomlar, steril koşullarda diz eklemine enjekte edilerek uygulanır. Bu sayede; inflamasyonu azaltıcı etkiler gösterir. Kıkırdak ve hasarlı bağ dokunun kendini onarmasını teşvik eder. Eklem sıvısının kalitesini artırarak eklem hareketlerini kolaylaştırır. Ağrıyı azaltarak yaşam kalitesini yükseltir" ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Koca, eklem kireçlenmesinde eksozom tedavisinin avantajları hakkında bilgi vererek, "Eksozom tedavisi enjeksiyon şeklinde uygulanan ameliyatsız bir tedavi seçeneğidir. Uygulama sonrası hafif şişlik veya hassasiyet görülebilir. Ancak ciddi yan etki beklenmez. İyileşme süreci hızlıdır ve günlük yaşama çabuk dönüş sağlar. Eklem probleminin derecesine göre tekrarlanabilir ve diğer tedavilerle kombine edilebilir" diye konuştu.
Gezici Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği vatandaşın ayağına gidiyor
16 Kasım 2025 Pazar - 12:23 Gezici Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği vatandaşın ayağına gidiyor Nimet Bayraktar Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’ne tahsis edilerek vatandaşların hizmetine sunulan Gezici Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği’nden vatandaşlar, memnuniyet duyduklarını paylaştı. Gezici Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği’nin hizmet duraklarından birisi olan Develi ilçesi Köseler Mahallesi’nde vatandaşlar, verilen sağlık hizmetinden duydukları memnuniyeti ifade ederek, Başkan Büyükkılıç ve emeği geçenlere teşekkür etti. Gezici Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği’nden faydalanan mahalle sakinlerinden Mehmet Başaran, hizmetten duyduğu memnuniyeti ifade ederek, "Allah razı olsun bu işi yaptıranlar, gönderenlerden ve bu hizmeti verenlerden" dedi. Dişinde problem olduğunu ve dişlerinin temizletildiğini dile getiren Başaran, Büyükşehir Belediyesi’ne ve İl Sağlık Müdürlüğü ile Nimet Bayraktar Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’ne teşekkürlerini iletti. Tedavi hizmeti alan Ekrem Gökdeniz isimli mahalle sakini vatandaş da bu hizmetlerden dolayı teşekkürlerini ileterek, "Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Sağ olun. Hizmetten çok memnunuz" ifadelerini kullandı. Köseler Mahallesi Muhtarı Uğur Yönel ise köylüler ve şahsı adına verilen hizmet için teşekkürlerini ileterek şunları paylaştı; "Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile İl Sağlık Müdürlüğü’nün Gezici Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği hizmetinin olduğunu duyduk, biz de köylüler olarak İl Sağlık Müdürlüğü’ne ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ne talepte bulunduk. Onlar da sağ olsunlar olumlu yanıt verdiler, talebimize cevap verdiler, bugün köyümüze gelerek otobüsü köyümüzün meydanına hazırladılar. Biz de köyümüze daha önceden duyurmuştuk, yoğun bir talep var, köylülerimiz mahalle halkı memnun. Teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun ilgililerden, ilgilenenlerden, gelen hekimlerden Allah razı olsun, teşekkür ediyoruz mahallem adına ve şahsım adına." Kayseri’de yüzlerce kişiye hizmet ulaştırmış olan ve 6 Şubat Depremleri sürecinde de Başkan Büyükkılıç’ın talimatları ile deprem bölgesinde hizmet vererek toplam 15 binden fazla depremzedeye hizmet ulaştıran Gezici Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği, bu önemli sağlık hizmetini sürdürmeye devam ediyor.