SAĞLIK
25 Mart 2026 Çarşamba - 11:34 Eskişehir’de sağlık tesisleri güneş enerjisiyle güçleniyor Eskişehir’de sağlık altyapısı güçlendirilirken, çevre dostu ve sürdürülebilir yaklaşım ön plana çıkarılıyor. İl Sağlık Müdürlüğü, yeni yapılacak sağlık tesislerinde doğa dostu tasarımı örnek alıyor. Bu yaklaşımın referansı olarak 2018 yılında tamamlanıp hizmete giren Eskişehir Şehir Hastanesi, modern sağlık hizmetleriyle kentte örnek teşkil ediyor. Yeni projeler, Şehir Hastanesi’nin yüksek standartlarını ve güçlü altyapısını korurken enerji verimliliği ve çevreci sistemleri de entegre ediyor. Güneş enerjisiyle sürdürülebilir sağlık hizmeti Yakın zamanda yapımına başlanacak Şairfuzuli, Şahintepesi ve projesi tamamlanan Çifteler’deki sağlık tesislerinde, binaların çatısına kurulacak güneş panelleri, elektrik ihtiyacının en az yüzde 10’unu karşılayacak. SHM (Sağlıklı Hayat Merkezi) ve ASHİ (Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu) , hastanelerin ek hizmet bina ve birimleri, modern sağlık hizmetlerini doğa dostu ve enerji verimli bir anlayışla sunacak şekilde tasarlanıyor. İl genelinde kapsamlı yatırımlar Şairfuzuli ve Şahintepe’de yapımı süren projelerin yanı sıra, Projesi tamamlanan Çifteler Diyaliz ek binası, hazırlıkları süren Zümrütevler ve Mihalıççık’ta yeni sağlık tesislerinin inşa edilmesi planlanıyor. Odunpazarı Şahintepe, Şair Fuzili gibi yeni yapılacak hizmet birimlerinden oluşan kompleks, birinci basamak, koruyucu ve acil sağlık hizmetlerini tek çatı altında sunacak. Mihalıççık’ta ve Zümrütevlerde yapılacak yeni ilçe hastanesi de ilçeye modern ve sürdürülebilir sağlık hizmeti kazandıracak. Enerji verimli ve çevre dostu tesisler İl Sağlık Müdürlüğü, güneş enerji sistemleriyle donatılan sağlık tesisleri sayesinde enerji maliyetlerini düşürürken, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir hizmet sunmayı hedefliyor. Hastane ek binalarımız, SHM’ler koruyucu sağlık hizmetlerini güçlendiriyor, ASHİ’ler acil sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırıyor. Böylece Eskişehir’de sağlık hizmetleri hem modern, hem de doğa dostu bir anlayışla kesintisiz şekilde vatandaşlara ulaşıyor.
25 Mart 2026 Çarşamba - 11:19 Uzuv kaybı yerine koruyucu cerrahi: Kemik tümörlerinde yeni dönem KTÜ Farabi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Muhammet Salih Ayas, kemik tümörlerinin tedavisinde erken teşhis ve doğru cerrahi planlama sayesinde günümüzde birçok hastada uzuv kaybının önlenebildiğini söyledi. Kemik tümörü cerrahisinde önemli bir dönüşüm yaşandığını belirten Ayas, bu gelişmenin hem cerrahi tekniklerdeki ilerlemeler hem de tanı yöntemlerindeki hassasiyet artışıyla mümkün hale geldiğini ifade etti. Kemik tümörlerinin tedavisinde "ekstremite koruyucu cerrahi" yöntemlerinin giderek daha fazla tercih edildiğini vurgulayan Doç. Dr. Ayas, "Günümüzde hedef sadece tümörü vücuttan uzaklaştırmak değil aynı zamanda hastanın hareket kabiliyetini, günlük yaşam fonksiyonlarını ve genel yaşam kalitesini en üst düzeyde korumaktır" dedi. Bu yaklaşımın, hastaların sosyal hayata daha hızlı ve sağlıklı şekilde dönmesine önemli katkı sağladığını belirtti. Tedavi sürecinin tümörün biyolojik yapısına, yerleşimine ve yayılım durumuna göre şekillendiğini kaydeden Doç. Dr. Ayas, iyi huylu tümörlerde genellikle daha sınırlı ve koruyucu cerrahi müdahalelerin yeterli olabildiğini söyledi. Kötü huylu tümörlerde ise tümörün yalnızca görünen kısmının değil, çevresindeki potansiyel riskli dokularla birlikte çıkarılmasının hayati önem taşıdığını ifade etti. Bu yaklaşımın, hastalığın tekrar etme riskini azaltarak uzun dönem tedavi başarısını artırdığını dile getirdi. Cerrahi tedavinin, hastalığın türü, hastalığın evresi ve hastaya özgü klinik özelliklere göre kemoterapi ve radyoterapi ile desteklenebildiğini aktaran Doç. Dr. Muhammet Salih Ayas, tanı sürecinde ileri görüntüleme teknikleri ve biyopsi uygulamalarının büyük bir titizlikle yürütüldüğünü belirtti. Doğru tanının, tedavi planlamasının en kritik aşamalarından biri olduğuna dikkat çekti. "Hasta-hekim iş birliği sürecin başarısında kritik rol oynuyor" Ameliyat sonrası oluşan kemik ve doku kayıplarının modern rekonstrüksiyon yöntemleriyle başarıyla giderilebildiğini ifade eden Ayas, "Biyolojik teknikler, hastaya özel geliştirilen protezler ve kemik transferleri sayesinde hem anatomik bütünlüğü yeniden sağlıyor hem de hastalarımızın fonksiyonlarını en iyi şekilde korumayı hedefliyoruz" diye konuştu. Ortopedi ve travmatoloji başta olmak üzere radyoloji, patoloji ve onkoloji birimlerinin koordineli şekilde çalıştığını vurgulayan Ayas, multidisipliner yaklaşımın tedavi başarısını artıran en önemli unsurlardan biri olduğunu belirtti. Her hastanın durumunun ayrı ayrı değerlendirildiğini ve kişiye özel tedavi planlarının oluşturulduğunu ifade etti. Kemik tümörlerinin hem fiziksel hem de psikolojik açıdan zorlu bir süreç olabileceğine dikkat çeken Ayas, "Erken teşhis, doğru ve bilimsel tedavi yaklaşımı ile sabırlı bir rehabilitasyon süreci sayesinde hastalarımızın yeniden sağlıklı ve aktif bir yaşama kavuşması mümkündür" dedi. Hasta-hekim iş birliğinin sürecin başarısında kritik rol oynadığını sözlerine ekledi.
MUSKİ, Karabörtlen içme suyu hatlarını kamusal alana taşıyor
12 Aralık 2025 Cuma - 11:20 MUSKİ, Karabörtlen içme suyu hatlarını kamusal alana taşıyor MUSKİ Genel Müdürlüğü, Ula ilçesi Karabörtlen Mahallesi’nde içme suyu hatlarının vatandaşların parsellerinden geçmesi nedeniyle arızalara müdahalenin güçleşmesi sorununu ortadan kaldırıyor. İmara yeni açılan bölgeler ile mevcut ve yeni oluşan parsellerdeki içme suyu hatları düzenlenip kamusal alana taşınıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın talimatları doğrultusunda, il genelinde içme suyu sistemlerinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilirliğine yönelik yatırımlarına devam eden Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) ekipleri çalışmalarını Ula ilçesinin Karabörtlen Mahallesi’nde sürdürüyor. Oluşabilecek arızalara anında müdahale MUSKİ Genel Müdürlüğü ekipleri, Ula ilçesi Karabörtlen Mahallesi’nde içme suyu hatlarını modernize ederek daha güvenilir ve sürdürülebilir bir altyapı oluşturmak için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Çalışmalar kapsamında, mahalledeki içme suyu hatlarının vatandaşların parsellerinden geçmesi nedeniyle arızalara müdahalenin zorlaşmasının önüne geçmek amacıyla, imara yeni açılan bölgeler ile mevcut parsellerde mülkiyet içinde kalan hatların kamusal alana taşınması için kapsamlı bir altyapı yenileme çalışması yürütülüyor. Karabörtlen Mahallesi’nde vatandaşların parsel sınırları içerisinden geçen içme suyu hatlarında meydana gelen arızalara müdahalenin güçleşmesi ve bu nedenle su kesintilerinin uzaması sorununu ortadan kaldırmak üzerine harekete geçtiklerini söyleyen MUSKİ Akyaka İçme Suyu Ekipler Şefi Haluk Türkcan, "Ulu ilçesi Karabörtlen Mahallesi’nde imara yeni açılan parseller ve vatandaş mülkiyetinde kalan parsellerdeki şebeke hatlarımızın kadastrasını, depresyası ve yeni hat çekim işi yapıyoruz. Bu kapsamda toplam 1000 metrelik PVC 10 atık şebeke hatlı imareti yapmış olup 5 adet eski aboneyi kadastrasını alıyoruz, 3 adet de yeni abone imalatımıza başlıyoruz" dedi.
Kanser tedavisinde en önemli adım erken tanı
12 Aralık 2025 Cuma - 11:19 Kanser tedavisinde en önemli adım erken tanı Kanser vakaları dünya genelinde hızla artarken uzmanlar, hastalıkta hayat kurtaran en önemli adımın erken tanı olduğu konusunda uyarıyor. Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser tanısı alan hasta bulunduğunu belirterek, tarama ve kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Dünyada her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olan kanser hastalığı, hızla artan vaka sayılarıyla küresel bir sağlık tehdidi olmaya devam ediyor. Hastalıkta en kritik unsurun erken tanı olduğuna dikkat çeken uzmanlar, toplumun tarama programlarına yönelmesi gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar özellikle sigara, alkol, obezite, hareketsizlik, radyasyon gibi çevresel etkenlerin giderek arttığını, kanserin artık sadece ileri yaşlarda değil, daha genç kişilerde de görüldüğünü belirtiyor. Kanserin vücutta kontrolsüz bir şekilde çoğalan hücrelerin ve bunun tamir mekanizmalarında bozulma sonucu oluşan genel bir hastalık türü olduğunu söyleyen Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Kanser tüm dünyada hızla artış gösteriyor. Dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon yeni tanı alan hasta bulunuyor. Bunlardan da her yıl yaklaşık 10 milyon kişi hayatını bu hastalıktan dolayı kaybediyor. Dünyada ölüme bağlı nedenlerde kalp hastalıklarından sonra ikinci en sık hastalık kanser hastalığı. Bu nedenle de erken tanı bu hastalıkta önemli. Burada tanıda ve etiyolojide nedenleri açısından bakacak olursak özellikle çevresel ve genetik faktörler rol oynuyor. Çevresel faktörlerde de sigara, alkol, obezite, hareketsizlik, radyasyon, bazı enfeksiyöz nedenler rol alıyor. Tanıda da daha çok şikayet olarak hastalarımıza halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlık, bulantı, kusma, vücudun herhangi bir yerden olan kanamalar, daha çok şikayetler bu şekilde oluyor. Bu tür şikayetleri olan hastaların vakit kaybetmeden en yakın sağlık merkezine başvurmaları gerekmektedir" dedi. Erken tanı için tarama ve kontroller önemli Şikayet olmasa da özellikle tarama ve erken tanı açısından KETEM’de 3 kanser türünde tarama yapıldığını belirten Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Bunlardan birincisi meme kanseri. 40 yaş sonrasında kadınlarda yıllık klinik meme muayenesi ve 2 yılda bir mamografi kontrolü, rahim ağzı kanseri açısından da 30 yaş sonrasında özellikle 5 yılda bir smear testi ve HPV DNA testi yapılmaktadır. Yine kolorektal kanserler açısından yani kalın bağırsak kanserleri açısından da 50 yaş sonrasında 2 yılda bir gaita gizli kan testi yapılmaktadır. Bunları erken tanı açısından, şikayeti olmasa da kişilerin yaptırması gerekiyor. Tedavi açısından da cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormonoid tedaviler gündeme geliyor. Biz, Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde güncel tedavileri uygulayabilmekteyiz. Onkoloji Kliniğimiz de burada mevcut. Orada da radyoterapi hizmeti veriliyor. Teşhis amaçlı da kan tahlilleri, röntgen, ultrason, tomografi, MR gibi görüntüleme yöntemleri yapılabilmektedir. Kesin tanı amaçlı biyopsi bizim için önemli. Patoloji tarafından kanser tanısı kesin olarak orada konulmaktadır. Bunun dışında yine son dönemlerde olan genetik ve moleküler testler de özellikle kanser tanısında ve tedavi konusunda bize yardımcı olmaktadır. Hedefe yönelik tedaviler dediğimiz sağlıklı hücrelere etki etmeyen, kanser hücreleriyle savaşan tedaviler açısından da bu testler önem arz ediyor" ifadelerini kullandı. "Kanser, çevresel faktörlerin etkisiyle daha erken yaşlarda gözükebiliyor" Koruyucu önlemler açısından çevresel nedenlerden uzak durmak gerektiğini ifade eden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Sigarayı bırakmak, alkolü bırakmak, düzenli egzersiz, uygun bir diyet programı ve erken tanı, tarama açısından da KETEM’lerde bu taramalarımızı yaptırmamız kanser hastalığını önlemek açısından büyük rol oynuyor. Tıp onkolojisi olarak daha çok 18 yaş ve üstüne hizmet vermekteyiz. Kanser hastaları daha çok 50 yaş ve sonrasında görülmekte ama artık günümüzde çevresel faktörlerin etkisiyle daha erken yaşlarda gözükebiliyor. Çocukluk çağında da maalesef bu hastalık ortaya çıkmakta ama orada daha çok genetik faktörler rol oynamakta. O tür durumlarda çocukta belirti, şüpheli bir durum olduğu zaman en erken dönemde yine sağlık merkezine başvurmakta fayda var" diye konuştu.
Kanser tedavisinde en önemli adım erken tanı
12 Aralık 2025 Cuma - 11:12 Kanser tedavisinde en önemli adım erken tanı Kanser vakaları dünya genelinde hızla artarken uzmanlar, hastalıkta hayat kurtaran en önemli adımın erken tanı olduğu konusunda uyarıyor. Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümünden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser tanısı alan hasta bulunduğunu belirterek, tarama ve kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Dünyada her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olan kanser hastalığı, hızla artan vaka sayılarıyla küresel bir sağlık tehdidi olmaya devam ediyor. Hastalıkta en kritik unsurun erken tanı olduğuna dikkat çeken uzmanlar, toplumun tarama programlarına yönelmesi gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar, özellikle sigara, alkol, obezite, hareketsizlik, radyasyon gibi çevresel etkenlerin giderek arttığını, kanserin artık sadece ileri yaşlarda değil, daha genç kişilerde de görüldüğünü belirtiyor. Kanserin vücutta kontrolsüz bir şekilde çoğalan hücrelerin ve bunun tamir mekanizmalarında bozulma sonucu oluşan genel bir hastalık türü olduğunu söyleyen Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümünden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Kanser tüm dünyada hızla artış gösteriyor. Dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon yeni tanı alan hasta bulunuyor. Bunlardan da her yıl yaklaşık 10 milyon kişi hayatını bu hastalıktan dolayı kaybediyor. Dünyada ölüme bağlı nedenlerde kalp hastalıklarından sonra ikinci en sık hastalık kanser hastalığı. Bu nedenle de erken tanı bu hastalıkta önemli. Burada tanıda ve etiyolojide nedenleri açısından bakacak olursak özellikle çevresel ve genetik faktörler rol oynuyor. Çevresel faktörlerde de sigara, alkol, obezite, hareketsizlik, radyasyon, bazı enfeksiyöz nedenler rol alıyor. Tanıda da daha çok şikayet olarak hastalarımıza halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlık, bulantı, kusma, vücudun herhangi bir yerden olan kanamalar, daha çok şikayetler bu şekilde oluyor. Bu tür şikayetleri olan hastaların vakit kaybetmeden en yakın sağlık merkezine başvurmaları gerekmektedir" dedi. Erken tanı için tarama ve kontroller önemli Şikayet olmasa da özellikle tarama ve erken tanı açısından KETEM’de 3 kanser türünde tarama yapıldığını belirten Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Bunlardan birincisi meme kanseri. 40 yaş sonrasında kadınlarda yıllık klinik meme muayenesi ve 2 yılda bir mamografi kontrolü, rahim ağzı kanseri açısından da 30 yaş sonrasında özellikle 5 yılda bir smear testi ve HPV DNA testi yapılmaktadır. Yine kolorektal kanserler açısından yani kalın bağırsak kanserleri açısından da 50 yaş sonrasında 2 yılda bir gaita gizli kan testi yapılmaktadır. Bunları erken tanı açısından, şikayeti olmasa da kişilerin yaptırması gerekiyor. Tedavi açısından da cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormonoid tedaviler gündeme geliyor. Biz, Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesinde güncel tedavileri uygulayabilmekteyiz. Onkoloji Kliniğimiz de burada mevcut. Orada da radyoterapi hizmeti veriliyor. Teşhis amaçlı da kan tahlilleri, röntgen, ultrason, tomografi, MR gibi görüntüleme yöntemleri yapılabilmektedir. Kesin tanı amaçlı biyopsi bizim için önemli. Patoloji tarafından kanser tanısı kesin olarak orada konulmaktadır. Bunun dışında yine son dönemlerde olan genetik ve moleküler testler de özellikle kanser tanısında ve tedavi konusunda bize yardımcı olmaktadır. Hedefe yönelik tedaviler dediğimiz sağlıklı hücrelere etki etmeyen, kanser hücreleriyle savaşan tedaviler açısından da bu testler önem arz ediyor" ifadelerini kullandı. "Kanser, çevresel faktörlerin etkisiyle daha erken yaşlarda gözükebiliyor" Koruyucu önlemler açısından çevresel nedenlerden uzak durmak gerektiğini ifade eden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Sigarayı bırakmak, alkolü bırakmak, düzenli egzersiz, uygun bir diyet programı ve erken tanı, tarama açısından da KETEM’lerde bu taramalarımızı yaptırmamız kanser hastalığını önlemek açısından büyük rol oynuyor. Tıp onkolojisi olarak daha çok 18 yaş ve üstüne hizmet vermekteyiz. Kanser hastaları daha çok 50 yaş ve sonrasında görülmekte ama artık günümüzde çevresel faktörlerin etkisiyle daha erken yaşlarda gözükebiliyor. Çocukluk çağında da maalesef bu hastalık ortaya çıkmakta ama orada daha çok genetik faktörler rol oynamakta. O tür durumlarda çocukta belirti, şüpheli bir durum olduğu zaman en erken dönemde yine sağlık merkezine başvurmakta fayda var" diye konuştu. (TH-FM-
Zorbalık bir ömrü etkiliyor
12 Aralık 2025 Cuma - 10:38 Zorbalık bir ömrü etkiliyor Günümüzde yaygın bir sorun halini alan akran zorbalığına karşı Çeşme Kent Konseyi Kadın Meclisi ve Medicana Çeşme Tıp Merkezi önemli bir çalışmaya imza attı. Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, Çeşme’de ebeveynlerle bir araya gelerek akran zorbalığına karşı dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi. Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Akran zorbalığı bir çocuğun geleceğini şekillendiren ve üzerinde dikkatle durulması gereken bir deneyimdir" diye konuştu. Genç ruhlarda olumsuz izler bırakan akran zorbalığı, son yıllarda mücadele edilmesi gereken konulardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler ve özel sektör el ele vererek akran zorbalığına karşı özellikle ebeveynlerin bilinçlenmesi için önemli farkındalık çalışmalarına imza atıyor. Söz konusu çalışmalardan biri de Medicana International İzmir Hastanesi’nin katkılarıyla, Çeşme Kent Konseyi Kadın Meclisi ve Medicana Çeşme Tıp Merkezi işbirliğiyle hayata geçirildi. Ebeveynlerle Çeşme Kent Konseyi’nin konferans salonunda bir araya gelen Medicana International İzmir Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz ‘Akran Zorbalığı’ başlıklı seminerde önemli mesajlar verdi. Klinik Psikolog Burçin Deniz akran zorbalığının tanımı, etkileri ve korunma yolları hakkında aileleri bilgilendirdi. Çocuk ve ergen sağlığını tehdit ediyor Akran zorbalığının çokça göz ardı edildiğini fakat zorbalığa uğrayan kişide derin etkilere neden olduğunu aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, akran zorbalığının basit bir şakalaşmadan çok daha farklı bir olgu olduğunu vurguladı. Zorbalığın kasıtlı, tekrarlayıcı ve güç dengesizliğine dayalı bir davranış biçimi olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Günümüzde fiziksel zorbalık kadar sözel ve ilişkisel zorbalıkta -ki özellikle dijital platformlarda yaşanan siber zorbalık- çocuk ve ergen ruh sağlığını tehdit eden en önemli unsurlardan biri hâline gelmiş durumda" dedi. Akran zorbalığının çocuklar üzerinde kısa ve uzun vadeli olumsuz sonuçlara neden olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Özgüven kaybı, okula gitmek istememe, kaygı ve sosyal geri çekilme gibi belirtiler yalnızca başlangıç. Zorbalığın etkileri ilerleyen yıllarda güven problemleri, akademik düşüşler ve sosyal kırılmalarla kendini gösteriyor. Bu yönüyle zorbalık, yalnızca o an yaşanan bir problem olarak değerlendirilmemeli. Bir çocuğun geleceğini şekillendiren ve üzerinde dikkatle durulması gereken bir deneyim olarak görülmelidir" mesajını verdi.
Sürekli susama ve yorgunluk diyabet habercisi olabilir
12 Aralık 2025 Cuma - 10:01 Sürekli susama ve yorgunluk diyabet habercisi olabilir Diyabetin sinsi başlangıç gösterdiğine dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Eşenli, "Sürekli susama, sık idrara çıkma, yorgunluk ve yaraların geç iyileşmesi çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bunlar diyabetin erken sinyalleridir. Erken tanı, komplikasyonların önlenmesinde büyük rol oynar. Diyabet yalnızca kan şekeri yüksekliği değildir, tedavi edilmediğinde tüm organları etkileyebilen ciddi bir metabolik hastalıktır" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Eşenli, toplumda giderek yaygınlaşan diyabet hastalığının erken dönemde çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyleyerek önemli uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Eşenli, "Diyabet yalnızca kan şekeri yüksekliği değildir, tedavi edilmediğinde tüm organları etkileyebilen ciddi bir metabolik hastalıktır" şeklinde konuştu. "Belirtilerin hafifliği teşhisi geciktirebiliyor" Diyabetin sinsi başlangıç gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Eşenli, "Sürekli susama, sık idrara çıkma, yorgunluk ve yaraların geç iyileşmesi çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bunlar diyabetin erken sinyalleridir. Erken tanı, komplikasyonların önlenmesinde büyük rol oynar" şeklinde konuştu. "Diyabetin iki farklı tipi olsa da sonuçları benzerdir" Diyabetin Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki temel formda görüldüğünü dile getiren Uzm. Dr. Eşenli, "Tip 1 diyabet genellikle çocukluk döneminde başlar ve insülin eksikliği sonucu ortaya çıkar. Tip 2 diyabet ise yetişkinlerde daha sık görülür ve insülin direnciyle ilişkilidir. Her iki durumda da kontrolsüz kan şekeri kalp, böbrek, göz ve sinir sistemi üzerinde kalıcı hasarlara yol açabilir" dedi. "Tip 1 diyabet yaşam boyu insülin gerektirir" Tip 1 diyabetin ani başlangıç gösterebileceğini vurgulayan Eşenli, hızlı kilo kaybı, sık idrara çıkma ve ağızda aseton kokusunun önemli belirtiler arasında yer aldığını belirterek, "Tedavinin temeli insülindir. Bilinçli beslenme ve düzenli aktiviteyle hastalar güvenle yaşamlarını sürdürebilir" ifadelerini kullandı. "Tip 2 diyabet doğru alışkanlıklarla kontrol edilebilir" Tip 2 diyabetin günümüzde en sık görülen diyabet türü olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Eşenli, "Fazla kilo, hareketsiz yaşam ve düzensiz beslenme temel risk faktörleridir. Diyet, egzersiz ve ilaç tedavileriyle kan şekeri kontrol altına alınabilir" dedi. "Diyabet tüm vücudu etkileyebilir" Diyabetin uzun dönemde çoklu organ hasarına yol açabileceğini hatırlatan Eşenli, "Kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği ve sinir hasarı en sık karşılaşılan komplikasyonlardır. Düzenli takip ve kişiye özel tedavi bu nedenle kritik öneme sahiptir" dedi. "Doğru yönetimle diyabetle sağlıklı bir yaşam mümkündür" Diyabet tanısının kişilerde hayatın olağan akışını bozmak zorunda olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Halil Eşenli, "Kan şekeri doğru kontrol edildiğinde bireyler sağlıklı bir yaşam sürdürebilir. En güçlü savunma, bilinçli hareket etmek ve hekim önerilerine uymaktır" diyerek sözlerini tamamladı.
Yeşim Grup’tan TEV bursiyerleriyle anlamlı buluşma
12 Aralık 2025 Cuma - 09:58 Yeşim Grup’tan TEV bursiyerleriyle anlamlı buluşma Yeşim Grup, ’önce insan’ yaklaşımı ve eğitime verdiği desteğin bir yansıması olarak uzun yıllardır iş birliği yürüttüğü Türk Eğitim Vakfı ile birlikte Şükrü Şankaya Burs Fonu’ndan yararlanan üniversiteli gençleri Bursa’daki merkez fabrikasında ağırlayarak kurum kültürünü tanıtan anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Yeşim Grup, uzun yıllardır iş birliği içinde olduğu Türk Eğitim Vakfı ile "Eğitim İçin Atılan Her Adım Hayatımızı Değiştirir" mottosu doğrultusunda anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi. Yeşim Grup kurucularından merhum Şükrü Şankaya’nın vefatının ardından, 2006 yılında, onun insana değer veren yaklaşımını yaşatmak amacıyla kurulan Şükrü Şankaya Burs Fonu’ndan yararlanan üniversite öğrencileri, Yeşim Grup’un Bursa’daki merkez yerleşkesinde faaliyet gösteren Almaxtex Tekstil’de bir araya geldi. Etkinlik kapsamında bursiyerler, Yeşim Grup’un kurum kültürünü ve işleyişini yakından tanımak üzere çeşitli departmanlar tarafından hazırlanan oryantasyon sunumlarına katılarak şirketi bütüncül bir perspektifle deneyimleme fırsatı buldu. Buluşmanın açılış konuşmasını yapan Yeşim Grup Kurumsal İletişim Direktörü Dilek Cesur, Yeşim Grup’un insana dokunan tüm projelerinde sürdürülebilir bir değer üretme hedefiyle hareket ettiğini belirterek "Yeşim Grup olarak ‘önce insan’ anlayışını yalnızca bir ilke değil, tüm iş yapış biçimimize yön veren bir değer olarak benimsiyoruz. Kurucumuz merhum Şükrü Şankaya’nın gençlerin eğitimine duyduğu güçlü inanç, bugün Şükrü Şankaya Burs Fonu ile yaşamaya devam ediyor. Eğitimde fırsat eşitliğini desteklemek, gençlerin potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri alanlar oluşturmak ve onların geleceğe umutla hazırlanmasına katkı sağlamak bizim için büyük önem taşıyor. TEV ile yıllardır süren iş birliğimiz, bu etkiyi daha da güçlendiriyor. Bugün bursiyerlerimizi Yeşim Grup çatısı altında ağırlamak ve kendilerine ilham olabilecek bir deneyim sunmak bizler için ayrı bir değer taşıyor" dedi. TEV Bursa Şube Başkanı Sertaç Şipka ise konuşmasında Yeşim Grup ile kurulan uzun soluklu iş birliğinin önemine değinerek "Yeşim Grup’un ‘önce insan’ yaklaşımını yıllar önce burada staj yaptığım dönemde yakından tanıma fırsatı buldum. Bu kurumun insana verdiği değerin yıllar içerisinde daha da güçlenerek sürdüğünü görmek büyük bir mutluluk. Bugün bursiyerlerimizin Yeşim Grup’ta ağırlanması hem kendileri için yeni ufuklar açıyor hem de eğitimde fırsat eşitliğine verilen önemin somut bir örneğini ortaya koyuyor. Şükrü Şankaya Burs Fonu, genç kızların hayatına dokunan çok kıymetli bir proje ve bu değerin TEV ile Yeşim Grup iş birliği içinde yaşatılıyor olması bizim için gurur verici. Gençlerin gelecekte burada karşılarına çıkabilecek fırsatları görmeleri ve ilham almaları çok kıymetli" ifadelerini kullandı. Etkinlik, oryantasyon sunumlarının ardından gerçekleştirilen fabrika gezisiyle sona erdi. Bursiyerler hem üretim süreçlerini yerinde inceleme fırsatı buldu hem de Yeşim Grup’un sürdürülebilirlik, kapsayıcılık ve insan odaklı çalışma kültürünü yakından gözlemledi. Yeşim Grup ve TEV’in birlikte yürüttüğü bu iş birliği, eğitimde fırsat eşitliğine katkı sunmaya ve gençlerin kariyer yolculuklarına ilham vermeye devam edecek.
Denizli’de bebek dostu hastanelere teşekkür belgeleri verildi
12 Aralık 2025 Cuma - 09:55 Denizli’de bebek dostu hastanelere teşekkür belgeleri verildi Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Sağlık Bakanlığınca yürütülen "Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları Programı" kapsamında "Bebek Dostu Hastane" unvanlarını devam ettiren hastanelere teşekkür belgeleri düzenlenen törenle verildi. Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Hastane Kuruluşları Programı kapsamında hastaneler ve birinci basamak sağlık kuruluşları Başarılı Emzirmede 10 Adım ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmekte ve başarılı olan sağlık kuruluşları ‘Bebek Dostu Sağlık Kuruluşu’ unvanı ile ödüllendirilmekte, bu unvana sahip hastaneler 5 yılda bir ulusal değerlendiriciler tarafından tekrar değerlendirmeden geçmektedir. Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen Ulusal Bebek Dostu Hastane Değerlendirme Ekibi tarafından Denizli’de yıllık doğum sayısı 500 ve üzeri olan Bebek Dostu Hastane unvanına sahip hastanelerin unvanlarının sürdürülebilirliği açısından yapılan değerlendirmeler sonucunda, daha önce "Bebek Dostu Hastane" unvanı ve "Bebek Dostu Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesi" unvanı almış ve bu unvanlarını devam ettiren Pamukkale Üniversitesi Hastaneleri, kamu ve özel hastanelerinin yöneticilerine teşekkür belgeleri, Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk tarafından verildi. İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, anne sütünün bebekler için hayati önem taşıdığını vurgulayarak, emzirmenin korunması ve yaygınlaştırılması için il genelinde güçlü çalışmalar yürütüldüğünü söyledi ve şöyle konuştu: "Anne sütü, yaşama en iyi başlangıcı sağlayan, beslenme yetersizliklerinin önlenmesinde, sağlıklı beslenmenin sürdürülmesinde ilk adım ve bebeğin ilk aşısıdır. Bu nedenle emzirmenin korunması, desteklenmesi ve yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bu amaçla İlimizde dünyaya gelen bebeklerin hayata sağlıklı başlamalarının yanı sıra beslenme yetersizliklerinin önlenmesinde, sağlıklı beslenmelerinin sürdürülmesinde, anne ve bebeğinin sağlığının hem ruhsal hem de metabolik olarak korunmasında ilk adım olan anne sütünün alınmasına yönelik ilimizde kamu, üniversite ve özel hastaneler olarak özverili çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmalar neticesinde Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları programı kapsamında Denizli olarak 2004 yılından bu yana bebek dostu il, 2019 yılından bu yana da Altın Bebek Dostu il unvanına sahibiz. İlimizde mevcut üniversite, kamu, özel hastanelerimizin hepsi bebek dostu hastane ve Aile Hekimlerimizin % 98’i bebek dostu aile hekimliği birimi unvanına sahiptir, ayrıca Denizli DH, Servergazi DH ve PAÜ yeni doğan yoğun bakım üniteleri de bebek dostu yeni doğan yoğun bakım unvanına sahiptir. Ben buradan başta hastane yöneticilerimize ve onların nezdinde anne sütüyle beslenmenin teşviki konusunda sahada büyük bir özveriyle görev yapan tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi.