SAĞLIK
BEUN Hastanesinde Atriyal Septal Defekt tedavisinde modern uygulama hayata geçti 25 Mart 2026 Çarşamba - 13:09:13 Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Hastanesi, güçlü akademik kadrosu ve ileri teknolojik altyapısıyla sağlık alanında önemli başarılara imza atmaya devam ediyor. Bu kapsamda doğumsal kalp hastalıkları arasında en sık görülen rahatsızlıklardan biri olan atriyal septal defekt tedavisinde kullanılan modern perkütan (kapalı) yöntemler, BEUN Hastanesinde başarıyla uygulanarak bölge halkına umut oluyor. Atriyal septal defekt, kalbin üst odacıkları arasında bulunan anormal açıklık nedeniyle ortaya çıkan ve zamanla ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bir doğumsal kalp hastalığı olarak biliniyor. Bu durum, sol kulakçıktan sağ kulakçığa anormal kan geçişine neden olarak kalbin sağ tarafında genişlemeye, akciğer dolaşımında artışa ve ilerleyen süreçte kalp yetmezliği, ritim bozuklukları ile pulmoner hipertansiyon gibi önemli komplikasyonlara yol açabiliyor. Günümüzde erken tanı ve uygun hasta seçimi ile Atriyal Septal Defekt, açık cerrahiye gerek kalmadan perkütan kapalı yöntemlerle başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Bölümü doktorları tarafından gerçekleştirilen bu ileri düzey girişimler, hastalara daha konforlu, güvenli ve hızlı bir iyileşme süreci sunarken yaşam kalitesinin artırılmasına da önemli katkı sağlıyor. Hastanede güçlü ve deneyimli sağlık kadrosu ile ileri teknolojik imkânlar sayesinde gerçekleştirilen bu uygulamalar, Batı Karadeniz Bölgesi için büyük bir kazanım olarak öne çıkıyor. Bu sayede hastalar, büyük şehirlere gitmek zorunda kalmadan kendi bölgelerinde modern tedavi imkânlarına ulaşabiliyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, şu ifadeleri dile getirdi: "Üniversite Hastanemiz, sahip olduğu güçlü akademik kadrosu, nitelikli sağlık çalışanı ve gelişmiş teknolojik altyapısı ile sağlık alanında yenilikçi ve yüksek standartlı uygulamaları hayata geçirmeye kararlılıkla devam etmektedir. Atriyal septal defekt gibi önemli kalp hastalıklarının tedavisinde kullanılan modern yöntemlerin Hastanemizde başarıyla uygulanması, yalnızca üniversitemiz adına değil, bölgemizde sunulan sağlık hizmetlerinin ulaştığı ileri seviyeyi göstermesi açısından da son derece önemlidir. Bu tür önemli tıbbi girişimlerin Üniversite Hastanemiz tarafından Zonguldak’ta gerçekleştirilebilmesi, Batı Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan vatandaşlarımız için büyük bir kazanım sağlamaktadır. Hastalarımızın büyük şehirlerdeki sağlık merkezlerine gitme zorunluluğu olmadan, şehrimizde nitelikli ve güvenilir sağlık hizmetine ulaşabilmeleri; hem erken tanı ve tedavi imkânlarını artırmakta hem de zaman açısından önemli kolaylıklar sunmaktadır. Bu önemli başarıda emeği geçen başta Kardiyoloji Bölümümüzün kıymetli hekimleri olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımıza yürekten teşekkür ediyor, özverili çalışmalarından dolayı kendilerini tebrik ediyorum. Tedavi gören hastalarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor; Yüce Allah’tan şifa diliyorum. Üniversite Hastanemizin, modern tıbbın sunduğu en güncel imkânları vatandaşlarımızla buluşturarak bölgenin sağlık üssü olma misyonunu güçlendirerek sürdüreceğine yürekten inanıyorum."
25 Mart 2026 Çarşamba - 13:07 "Uyku apnesi kalp krizi ve inme riskini artırıyor" Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, "Kuvvetli baş ağrısı, cinsel isteksizlik, iktidarsızlık, kalp krizi, inme, depresyon gibi problemler uyku apnesinin neden olabileceği sıkıntılar arasındadır. Bunlar çok ciddi sorunlar olduğu için mutlaka böyle şikâyetleri olan kişilerin uyku apnesi yönünden testler yaptırması, uzman doktorları ziyaret etmesi gerekmektedir" dedi. "Dünya Uyku Günü" dolayısıyla uyku apnesi hakkında bilgilendirmede bulunan Liv Hospital Samsun Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, hastalığın en önemli belirtisinin horlama olduğuna dikkat çekerek, "Bazen yan odalarda uyuyanlar bile hastanın uyku apnesi durumunu anlayabilir. Kişinin uyurken solunumunun durmasını ise yanında yatan kişi fark eder. Uyku apnesi belirtilerinden bir diğeri ise gündüz uyuklama durumudur. Hasta gece boyunca bahsedilen uykuda nefesin durması, horlama gibi faktörler yüzünden uyku düzenini kaybeder. Hasta sabah kalktığında yorgun ve bitkin bir şekilde kalkacaktır. Kaliteli uyku olmadığı için de hasta gündüz uyuklama halindedir" diye konuştu. "İşte ve okulda performans sorununa yol açar" Opr. Dr. Yunus Karadavut, uyku apnesinin sebep olduğu problemler hakkında şu bilgileri paylaştı: "Uyku apnesi yaşayan hasta, uykusunu yeterli ve düzenli alamadığı için sabah kalktığı zaman ciddi bitkinlik, yorgunluk hali yaşar. Hasta uykusunu tam alamaz, buna bağlı olarak sinirli olma, konsantre olamama durumlar da kendini gösterir. Ciddi baş ağrısı yakınmaları vardır, gece boyunca sık sık idrara çıkma söz konusudur. Uygunsuz yerlerde uyuma vardır, bu da hastanın iş ve okul performansını ciddi oranda azaltır." "Tedavide yüksek hava basıncı uygulanabilir" Uyku apnesinde tedavi yollarına değinen Opr. Dr. Karadavut, şöyle devam etti: "Uyku apnesi birçok hastalığın temel nedenlerinden biridir. Kuvvetli baş ağrısı, cinsel isteksizlik, iktidarsızlık, kalp krizi, inme, depresyon gibi problemler uyku apnesinin neden olabileceği sıkıntılar arasındadır. Bunlar çok ciddi sorunlar olduğu için mutlaka böyle şikâyetleri olan kişilerin uyku apnesi yönünden testler yaptırması, uzman doktorları ziyaret etmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, uyku apnesi tedavisi olmayan bir hastalık değildir. Yüksek derecede uyku apnesi için pozitif hava basıncı tedavisi uygulanmaktadır. Yukarıda bahsedilen belirtileri taşıyan kişilerin mutlaka kulak burun boğaz konusunda uzmanlaşmış kişilere görünmeleri gerekmektedir." "Bu hastalıklar uyku sorunlarına yol açıyor" Uyku sorunlarına yol açan hastalıklara dikkat çeken Opr. Dr. Karadavut, "Depresyon ve kaygı bozuklukları, astım ve akciğer hastalıkları, kalp yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, fibromiyalji, parkinson, MS, kas hastalıkları ve ALS gibi bazı hastalıklar farklı tiplerde uyku sorunlarına yol açabilmektedir. Bunun dışında, Covid-19 hastalarında uyku apne riski yüksek bulunan vakalarda klinik seyrin, düşük riskli gruba göre 2 kat daha ağır geçtiği gözlemlenmiştir. Uyku apne tanı ve tedavisinin daha etkin bir şekilde yapılmasıyla bu risklerin de azaltılabileceği kanısındayız" şeklinde konuştu. "Bu belirtilerde hemen doktora başvurun" Hangi belirtilerde doktora başvurulması gerektiğine de değinen Opr. Dr. Karadavut, "Uykuya dalmakta zorluk, nedensiz şekilde sık uyanma, sabah çok erken saatte uyanıp bir daha uyuyamama, gece en az 1 kez tuvalet ihtiyacıyla uyanma, uykuda terleme, uykuda sık pozisyon değiştirme veya sık hareket etme, sabah dinlenmemiş ve yorgun uyanma, gündüz yorgunluğu, gün içinde uyku ihtiyacı veya uyuklama, zihinsel aktivitelerde giderek bozulma, normal beslenmeye rağmen giderek kilo alma, sebepsiz mizaç bozuklukları, sinirlilik ve gerginlik gibi önemli problemler olduğunda mutlaka bir doktora başvurulmalıdır" diyerek sözlerini noktaladı.
25 Mart 2026 Çarşamba - 12:59 Türkiye’de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde 27 Mart ’Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş’ta düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun artırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, hipertansiyon, diyabet ve obezite gibi hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde ciddi komplikasyonlara ve erken ölümlere yol açtığını vurguladı. 27 Mart ’Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş KİGEM Kadın İşgücünü Geliştirme Merkezi’nde Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, Servier Türkiye’nin koşulsuz katkılarıyla Türkiye’de ilk defa 14 derneğin iş birliği ile hayata geçen, "Türkiye 2030’da yüzde 50" projesi kapsamında vatandaşlarla bir araya geldi. Hasta, hasta yakını, sağlık profesyonelinin katıldığı ve katılımcıların tansiyon değerlerinin ölçülmesiyle başlayan etkinliğin moderatörlüğünü tiyatro sanatçısı-yönetmen Mert Öner yaptı. Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Araz, Dünya Tedaviye Uyum Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Kronik hastalıkların uzun vadede organ ve dokularda ciddi hasarlara yol açtığını ifade eden Araz, "En sık görülen hastalıklar arasında hipertansiyon ve diyabet yer alıyor. Bu hastalıklar, kalp, damar, böbrek ve sinir sistemi gibi birçok organda hasara neden olarak uzun vadeli komplikasyonlara ve ölüm riskinde artışa yol açıyor" dedi. "Türkiye’de kronik hastalık oranları yüksek" Türkiye’de hipertansiyonun erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 31’inde, diyabetin ise yüzde 16’sında görüldüğünü aktaran Araz, bu oranların yüksekliğine dikkat çekti. Kontrol oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurgulayan Araz, kronik hastalıklarda hedef değerlere ulaşma oranının yüzde 30-40 civarında olduğunu kaydetti. "Türkiye’de tedaviye uyum oranı yüzde 36" Tedaviye uyumun hem dünyada hem de Türkiye’de yeterli düzeyde olmadığını dile getiren Araz, "Hastaların tedaviye uyum oranı dünya genelinde yüzde 30 ila 50 arasında. Türkiye’de ise bu oran yaklaşık yüzde 36 seviyesinde" diye konuştu. "Uyum artarsa ölüm ve komplikasyonlar azalıyor" Tedaviye uyumun artırılmasının önemli kazanımlar sağlayacağını vurgulayan Araz, "Tedaviye uyum sayesinde ölüm oranlarında yaklaşık yüzde 21 azalma, organ hasarı ve komplikasyonlarda ise yüzde 30 ila 50 oranında düşüş sağlamak mümkün" dedi. "2030’da tedavi başarı hedefi yüzde 50" 2030 yılına yönelik hedeflere de değinen Araz, tedaviye uyumu artırarak tedavi başarısında artışa yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirtti ve "Amacımız Türkiye’de tedavi başarı oranını diyabette yüzde 36,7’den, hipertansiyonda ise yüzde 22,2’den yüzde 50’ye çıkarmak. Bu sayede hastalıkların uzun vadede oluşturduğu zararları azaltmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. "Metabolik hastalıklar erken ölümlerin başlıca nedeni" Kalp Damar Hastalıklarından Korunma ve Farkındalık Derneği Başkanı Prof. Dr. Oktay Ergene ise diyabet, obezite ve hipertansiyonun birbiriyle bağlantılı olduğunu belirterek, bu hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde erken ölüm riskinin ciddi şekilde arttığını söyledi. Metabolik hastalıkların temelinde obezite ve glikoz kontrol bozukluğunun yer aldığını belirten Ergene, "Diyabet, kalp ve böbrek hastalıkları birbiriyle ilişkili. Bu hastalıklar orta ve uzun vadede ciddi organ hasarlarına yol açarak dünyada erken ölümlerin en önemli nedenlerinden biri haline geliyor" dedi. "50 yaş sonrası risk hızla artıyor" ABD’de yapılan bir araştırmaya değinen Oktay Ergene, belirli yaşın üzerindeki bireylerde bu hastalıklardan en az birinin görülme oranının yüzde 90’ların üzerine çıktığını belirterek, "50 yaş sonrası 10 kişiden 9’unda bu hastalıklardan en az biri görülüyor" diye konuştu. "Türkiye’de obezite ve diyabet oranı yüksek" Türkiye’de obezite oranının erişkin nüfusta yüzde 36-40 seviyelerinde olduğunu, diyabetin ise yaklaşık yüzde 17 oranında görüldüğünü aktaran Ergene, bu oranların Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça yüksek olduğuna dikkat çekti. "Türkiye’de yaşam süresi daha kısa" Türkiye’de yaşam süresinin gelişmiş ülkelere göre daha kısa olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oktay Ergene, "Gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam süresi 80’li yaşların üzerine çıkarken, Türkiye’de bu rakam 77 civarında. Arada 10 yıla varan farklar bulunuyor" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı yaşam alışkanlıkları erken yaşta kazanılmalı" Hastalıkların önlenmesinde sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine işaret eden Ergene, yaşam tarzının genç yaşlarda düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Hastalık geliştikten sonra ise ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğunu söyledi. "Hipertansiyon çoğu zaman ciddiye alınmıyor" Hipertansiyonun çoğu zaman hafife alındığını dile getiren Prof. Dr. Oktay Ergene, "Hipertansiyon, dünyadaki ölümlerin ve kalp hastalıklarının önemli bir kısmından sorumlu. Ancak toplumda yeterince ciddiye alınmıyor ve ilaç kullanımı ihmal ediliyor. Türkiye’de sağlık sisteminde ilaca erişim çok iyi durumda iken kronik hastalıklar için düzenli ilaç kullanım oranlarımız çok düşük" dedi. "Tuz tüketiminin azaltılması önemli" Toplumsal önlemlerin önemine de değinen Ergene, tuz tüketiminin azaltılmasının hipertansiyonla mücadelede önemli bir adım olduğunu belirtti. "70 yaşında hipertansiyon oranı yüzde 70" İleri yaşlarda hipertansiyon görülme sıklığının arttığını ifade eden Ergene, "30 yaşındaki bireylerde hipertansiyon görülme oranı yüzde 30 iken, 40 yaşındaki bireylerde yüzde 40, 70 yaşındaki bireylerde ise bu oran yüzde 70’i buluyor. Yani 10 kişiden 7’sinde hipertansiyon var" dedi. "Tansiyon kontrolü hayati önem taşıyor" Kan basıncının kontrol altına alınmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Ergene, "Günümüzde artık biliyoruz ki tansiyonun 130/80 mmHg’nin altına indirilmesi gerekiyor. Aksi halde kalp krizi ve inme riski ciddi şekilde artıyor. Basit bir ilaç tedavisiyle bu riskleri büyük ölçüde azaltmak mümkün" diye konuştu. "Tiyatro hatırlatır, uyum yaşatır" Tiyatro sanatçısı Mert Öner ise aynı takvimde buluşan Dünya Tedaviye Uyum Günü ve Dünya Tiyatro Günü’nün adeta hayatın dengesine vurgu yaparak, "27 Mart’ın iki anlamı var: Dünya Tiyatro Günü ve Tedaviye Uyum Günü. Aynı günde buluşmaları, hayatın hem sahnede hem bedenimizde aynı incelikli dengeyle aktığını hatırlatıyor, bu rastlantının içinde tuhaf bir sevinç, derin bir anlam var. Sahne, insanın doğayla yeniden aynı ritmi aradığı yerdir. Bir nefes, bir söz, bir beden. Hepsi görünmeyen bir uyumun parçası. Tiyatro hatırlatır. Uyum yaşatır. Hikâyeler ise unuttuklarımızı iyileştirir. Bizi birbirimize, toprağa, hayata yeniden bağlar. Çünkü dünya, ancak hikayelerimizi paylaştığımız sürece dengede kalır" şeklinde konuştu. "Türkiye 2030’da yüzde 50 projesi" Dünyada veriler her iki hastadan birinin tedaviye uyumsuz olduğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü rakamlarına göre dünyada 1.3 milyar kişi hipertansiyon, 800 milyondan fazla kişi de diyabet hastası. Her 9 kişiden biri diyabetle yaşadığının farkında değil. OECD verileri, tedaviye uyumun artmasıyla uzun dönemde ölüm oranlarının yüzde 21 azaltılabileceğini gösteriyor. Aynı araştırma, yüksek hasta uyumunun sağlık harcamaları üzerinde yıllık 125 milyar euro katkı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır. Türkiye’de ise tüm erişkinlerin yüzde 31’i hipertansiyon, yüzde 16,6’si diyabet hastası. Hipertansiyon tedavisine başlayan hastaların yarısı ilk iki yılda tedavilerini yarım bırakıyor. Tedaviye uyum sağlamayan hastaların hastaneye yatışlar üzerindeki artış oranı yüzde 20’ye varıyor. Alarm veren bu tablonun değişmesine katkı sağlamak için hayata geçen Türkiye 2030’da yüzde 50 projesi 13 uzmanlık 1 hasta derneğinin katılımıyla ortaya çıkan ve hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda hastanın tedaviye uyumu ve tedavi başarısının yükselmesini hedefleyen bir sosyal sorumluluk projesidir. Servier Türkiye’nin koşulsuz desteklediği bu projenin amacı 2030 yılına kadar hipertansiyonda yüzde 22,2, diyabette yüzde 36,7 olan tedavi başarı oranını yüzde 50’ye çıkartmaktır. "14 dernek ortak amaç için birleşti" Hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda tedaviye uyum oranlarını yükselterek hastalık kontrol başarısını 2030’a kadar en az yüzde 50’ye ulaştırmayı hedefleyen bu projede, Ateroskleroz Derneği, Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği, Dahiliye Uzmanları Derneği, İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği, Kalp Damar Hastalıklarıyla Mücadele ve Farkındalık Derneği, Kardiyovasküler Akademi Derneği, Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği, Metabolik Sendrom Derneği, Türk Diyabet Cemiyeti, Türk Girişimsel Kardiyoloji Vakfı, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türkiye Diyabet Vakfı, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği yer alıyor.
25 Mart 2026 Çarşamba - 12:16 Annesini kanserden kaybeden lise öğrencisi, kanseri teşhis eden yapay zeka destekli proje geliştirdi İzmir’de lise öğrencisi Melek Öztürk, annesini kanserden kaybetmesinin ardından hastalıklarda erken ve doğru teşhis koyabilen yapay zeka destekli bir sistem geliştirdi. "ONCOMathRIX" adı verilen sistemin açık kaynak verilerle yüzde 97 başarı oranına ulaştığı ve projenin patent alma aşamasında olduğu belirtildi. Sıdıka Rodop Anadolu Lisesi 10. sınıf öğrencisi Melek Öztürk’ün (16) hayatı, annesi Zehra Öztürk’ün amansız bir hastalığa yakalanmasıyla tamamen değişti. Genç kızın annesine ilk olarak pankreas kanseri, ardından ise böbrek üstü bezi kanseri teşhisi konuldu. Bu zorlu süreçte annesinin tedavisinde yaşanan aksaklıklar ve tıbbi süreçlerdeki zorluklar, Öztürk’ün dikkatini sağlık alanına yöneltti. Tedavi aşamalarında bir hastanın ve hasta yakınlarının yaşadığı yıkıma bizzat şahit olan genç öğrenci, annesini kaybetmesinin ardından büyük bir acı yaşadı. Yaşadığı bu derin kayıp, onda başka hastaların ve ailelerin benzer acılar çekmesini önlemek adına güçlü bir motivasyon oluşturdu. Matematik ve biyolojiye olan ilgisini bu motivasyonla birleştiren Öztürk, okulunda TEKNOFEST ve TÜBİTAK projelerine hazırlanan "Matrix" adlı matematik kulübünde çalışmalar yapmak için harekete geçti. Matematik öğretmeni Erhan Erdoğan’ın desteğiyle araştırmalar yapan genç kız, pes etmeden çalışarak dijital patoloji alanındaki büyük iş yükünü fark etti. Bu doğrultuda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kubilay Doğan Kılıç ile iletişime geçerek fikrini anlattı. Başlangıçta genç bir öğrencinin hevesi olarak değerlendirilen bu fikir, literatürdeki eksiklikleri tespit eden yapısı sayesinde kısa sürede ciddi bir bilimsel çalışmaya dönüştü. Ortaya çıkan ve "ONCOMathRIX" adı verilen bu proje, böbrek hücresi karsinomu tanısında patoloji uzmanlarının iş yükünü hafifletmek amacıyla matematik tabanlı bir farmakolojik karar destek sistemi olarak hayata geçirildi. Biyolojik verileri topolojik ve diferansiyel analiz yöntemleriyle işleyen ONCOMathRIX sistemi, hücre yapısındaki değişimleri yüksek hassasiyetle modelleyerek, ilaç etkileşimlerini ve tedavi süreçlerini dijital bir tabanda analiz etme imkanı sunuyor. Kanser hastalarına umut olacak Annesinin tedavi sürecinde yaşadığı zorlukların kendisine ilham olduğunu anlatan Melek Öztürk, "Bu süreçte hastanın ve hasta yakınlarının ne kadar yıkıldığını, ne kadar zor dönemlerden geçtiğini bizzat yaşadım. Annemi kaybettikten sonra bu konuyla ilgili bir adım atmam gerektiğine olan inancım arttı ve projemi bu motivasyonla hayata geçirdim." ifadelerini kullandı. Sistemin histopatolojik görüntülerdeki gürültüyü azaltarak bunları ısı haritalarına dönüştürdüğünü ve böbrek kanserinde evreleme yaparak kişiselleştirilmiş tedavi örnekleri sunduğunu belirten Öztürk, "Mevcut 537 açık kaynak veri setiyle yüzde 97 başarı oranına ulaştık. Şu an projemizin marka tescili ve patenti mevcut olup fikri ve sınai mülkiyet hakkı başvurularımızı da revize ettik. Sadece benim değil, birçok kanser hastasının yaşadığı bu zorluklara umut olabilmek ve bilime fayda sağlamak adına çalışıyorum. Aynı zamanda konuyla ilgili bir makalenin de yayım süreçlerini yürütüyorum." şeklinde konuştu. Görüntü işleme teknolojilerinde büyük potansiyel Proje hakkında değerlendirmelerde bulunan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kubilay Doğan Kılıç, birimlerinde ürettikleri verileri bilim dünyasına kazandırarak tutarlılığı artırmaya çalıştıklarını kaydetti. Kişiselleştirilmiş tıp ve akıllı sistemlerin alanın geleceği olduğunu vurgulayan Kılıç, "Melek de yapay zekanın devreye girmesiyle hızla popülerleşen görüntü işleme sistemleri üzerine çalışarak bilimsel literatürdeki eksikliklerden birini tespit edip bunun üzerine ilerledi. Başlangıçta projeyi genç bir arkadaşımızın hevesi olarak düşündük fakat ciddi bir bilimsel bakış açısıyla geldiğini görünce kendisine ufak destekler vererek yol gösterici olduk. Ancak çalışmayı, düşünceyi ve fikri tamamen kendisi geliştirdi." dedi. Görüntü işleme sistemlerinin birçok alanda kullanılabileceğine dikkat çeken Kılıç, "Amacımız sistemin diğer dallarda kullanılamaması değil, kullanıldığı alanlarda olabildiğince tutarlı sonuçlar almasını sağlamaktır. Biz bu yönü çok güçlü yapmaya çalışıyoruz. Eğer bu projeyi tam tutarlı ve kliniğe yansıyabilecek bir hale getirirsek, görselle tanı yapılan diğer bütün alanlarda da kullanılmaması için hiçbir sebep görmüyorum. Melek’in patent ve fikri mülkiyet konusundaki başvuruları başladı ve süreç devam ediyor. Aynı zamanda işin ticari olmayan akademik kısımlarını bilim dünyasıyla paylaşmak adına bir makale çalışmasına da başlandı." açıklamasında bulundu. "Türkiye’de bir ilke imza attı" Sıdıka Rodop Anadolu Lisesi Müdürü Zeynep Aslan, öğrencisi Melek Öztürk’ün geliştirdiği projeyle tıp dünyasında Türkiye’de bir ilke imza atarak imkansızı başardığını belirtti. Tüm çabalarının bu başarıyı daha ileriye taşımak olduğunu vurgulayan Aslan, TÜBİTAK ve TEKNOFEST’in desteklediği projeye farklı kurum ve kişilerden de katkı beklediklerini ifade etti. Sıdıka Rodop Anadolu Lisesi Matematik Öğretmeni Erhan Erdoğan ise TEKNOFEST ve TÜBİTAK projelerine hazırlanan "Matrix" adlı matematik kulüplerinin, öğrencileri Melek Öztürk’ün öncülüğünde büyük bir başarıya imza attığını dile getirdi. Öğrencisinin topolojiden tıbba ve onkolojiye kadar birçok farklı alanda pes etmeden gösterdiği azme dikkat çeken Erdoğan, bu kararlılığın kendilerini son derece gururlandırdığını kaydetti.
Zorbalık bir ömrü etkiliyor
12 Aralık 2025 Cuma - 10:38 Zorbalık bir ömrü etkiliyor Günümüzde yaygın bir sorun halini alan akran zorbalığına karşı Çeşme Kent Konseyi Kadın Meclisi ve Medicana Çeşme Tıp Merkezi önemli bir çalışmaya imza attı. Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, Çeşme’de ebeveynlerle bir araya gelerek akran zorbalığına karşı dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi. Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Akran zorbalığı bir çocuğun geleceğini şekillendiren ve üzerinde dikkatle durulması gereken bir deneyimdir" diye konuştu. Genç ruhlarda olumsuz izler bırakan akran zorbalığı, son yıllarda mücadele edilmesi gereken konulardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler ve özel sektör el ele vererek akran zorbalığına karşı özellikle ebeveynlerin bilinçlenmesi için önemli farkındalık çalışmalarına imza atıyor. Söz konusu çalışmalardan biri de Medicana International İzmir Hastanesi’nin katkılarıyla, Çeşme Kent Konseyi Kadın Meclisi ve Medicana Çeşme Tıp Merkezi işbirliğiyle hayata geçirildi. Ebeveynlerle Çeşme Kent Konseyi’nin konferans salonunda bir araya gelen Medicana International İzmir Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz ‘Akran Zorbalığı’ başlıklı seminerde önemli mesajlar verdi. Klinik Psikolog Burçin Deniz akran zorbalığının tanımı, etkileri ve korunma yolları hakkında aileleri bilgilendirdi. Çocuk ve ergen sağlığını tehdit ediyor Akran zorbalığının çokça göz ardı edildiğini fakat zorbalığa uğrayan kişide derin etkilere neden olduğunu aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, akran zorbalığının basit bir şakalaşmadan çok daha farklı bir olgu olduğunu vurguladı. Zorbalığın kasıtlı, tekrarlayıcı ve güç dengesizliğine dayalı bir davranış biçimi olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Günümüzde fiziksel zorbalık kadar sözel ve ilişkisel zorbalıkta -ki özellikle dijital platformlarda yaşanan siber zorbalık- çocuk ve ergen ruh sağlığını tehdit eden en önemli unsurlardan biri hâline gelmiş durumda" dedi. Akran zorbalığının çocuklar üzerinde kısa ve uzun vadeli olumsuz sonuçlara neden olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Özgüven kaybı, okula gitmek istememe, kaygı ve sosyal geri çekilme gibi belirtiler yalnızca başlangıç. Zorbalığın etkileri ilerleyen yıllarda güven problemleri, akademik düşüşler ve sosyal kırılmalarla kendini gösteriyor. Bu yönüyle zorbalık, yalnızca o an yaşanan bir problem olarak değerlendirilmemeli. Bir çocuğun geleceğini şekillendiren ve üzerinde dikkatle durulması gereken bir deneyim olarak görülmelidir" mesajını verdi.
Sürekli susama ve yorgunluk diyabet habercisi olabilir
12 Aralık 2025 Cuma - 10:01 Sürekli susama ve yorgunluk diyabet habercisi olabilir Diyabetin sinsi başlangıç gösterdiğine dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Eşenli, "Sürekli susama, sık idrara çıkma, yorgunluk ve yaraların geç iyileşmesi çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bunlar diyabetin erken sinyalleridir. Erken tanı, komplikasyonların önlenmesinde büyük rol oynar. Diyabet yalnızca kan şekeri yüksekliği değildir, tedavi edilmediğinde tüm organları etkileyebilen ciddi bir metabolik hastalıktır" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Eşenli, toplumda giderek yaygınlaşan diyabet hastalığının erken dönemde çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyleyerek önemli uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Eşenli, "Diyabet yalnızca kan şekeri yüksekliği değildir, tedavi edilmediğinde tüm organları etkileyebilen ciddi bir metabolik hastalıktır" şeklinde konuştu. "Belirtilerin hafifliği teşhisi geciktirebiliyor" Diyabetin sinsi başlangıç gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Eşenli, "Sürekli susama, sık idrara çıkma, yorgunluk ve yaraların geç iyileşmesi çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bunlar diyabetin erken sinyalleridir. Erken tanı, komplikasyonların önlenmesinde büyük rol oynar" şeklinde konuştu. "Diyabetin iki farklı tipi olsa da sonuçları benzerdir" Diyabetin Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki temel formda görüldüğünü dile getiren Uzm. Dr. Eşenli, "Tip 1 diyabet genellikle çocukluk döneminde başlar ve insülin eksikliği sonucu ortaya çıkar. Tip 2 diyabet ise yetişkinlerde daha sık görülür ve insülin direnciyle ilişkilidir. Her iki durumda da kontrolsüz kan şekeri kalp, böbrek, göz ve sinir sistemi üzerinde kalıcı hasarlara yol açabilir" dedi. "Tip 1 diyabet yaşam boyu insülin gerektirir" Tip 1 diyabetin ani başlangıç gösterebileceğini vurgulayan Eşenli, hızlı kilo kaybı, sık idrara çıkma ve ağızda aseton kokusunun önemli belirtiler arasında yer aldığını belirterek, "Tedavinin temeli insülindir. Bilinçli beslenme ve düzenli aktiviteyle hastalar güvenle yaşamlarını sürdürebilir" ifadelerini kullandı. "Tip 2 diyabet doğru alışkanlıklarla kontrol edilebilir" Tip 2 diyabetin günümüzde en sık görülen diyabet türü olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Eşenli, "Fazla kilo, hareketsiz yaşam ve düzensiz beslenme temel risk faktörleridir. Diyet, egzersiz ve ilaç tedavileriyle kan şekeri kontrol altına alınabilir" dedi. "Diyabet tüm vücudu etkileyebilir" Diyabetin uzun dönemde çoklu organ hasarına yol açabileceğini hatırlatan Eşenli, "Kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği ve sinir hasarı en sık karşılaşılan komplikasyonlardır. Düzenli takip ve kişiye özel tedavi bu nedenle kritik öneme sahiptir" dedi. "Doğru yönetimle diyabetle sağlıklı bir yaşam mümkündür" Diyabet tanısının kişilerde hayatın olağan akışını bozmak zorunda olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Halil Eşenli, "Kan şekeri doğru kontrol edildiğinde bireyler sağlıklı bir yaşam sürdürebilir. En güçlü savunma, bilinçli hareket etmek ve hekim önerilerine uymaktır" diyerek sözlerini tamamladı.
Yeşim Grup’tan TEV bursiyerleriyle anlamlı buluşma
12 Aralık 2025 Cuma - 09:58 Yeşim Grup’tan TEV bursiyerleriyle anlamlı buluşma Yeşim Grup, ’önce insan’ yaklaşımı ve eğitime verdiği desteğin bir yansıması olarak uzun yıllardır iş birliği yürüttüğü Türk Eğitim Vakfı ile birlikte Şükrü Şankaya Burs Fonu’ndan yararlanan üniversiteli gençleri Bursa’daki merkez fabrikasında ağırlayarak kurum kültürünü tanıtan anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Yeşim Grup, uzun yıllardır iş birliği içinde olduğu Türk Eğitim Vakfı ile "Eğitim İçin Atılan Her Adım Hayatımızı Değiştirir" mottosu doğrultusunda anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi. Yeşim Grup kurucularından merhum Şükrü Şankaya’nın vefatının ardından, 2006 yılında, onun insana değer veren yaklaşımını yaşatmak amacıyla kurulan Şükrü Şankaya Burs Fonu’ndan yararlanan üniversite öğrencileri, Yeşim Grup’un Bursa’daki merkez yerleşkesinde faaliyet gösteren Almaxtex Tekstil’de bir araya geldi. Etkinlik kapsamında bursiyerler, Yeşim Grup’un kurum kültürünü ve işleyişini yakından tanımak üzere çeşitli departmanlar tarafından hazırlanan oryantasyon sunumlarına katılarak şirketi bütüncül bir perspektifle deneyimleme fırsatı buldu. Buluşmanın açılış konuşmasını yapan Yeşim Grup Kurumsal İletişim Direktörü Dilek Cesur, Yeşim Grup’un insana dokunan tüm projelerinde sürdürülebilir bir değer üretme hedefiyle hareket ettiğini belirterek "Yeşim Grup olarak ‘önce insan’ anlayışını yalnızca bir ilke değil, tüm iş yapış biçimimize yön veren bir değer olarak benimsiyoruz. Kurucumuz merhum Şükrü Şankaya’nın gençlerin eğitimine duyduğu güçlü inanç, bugün Şükrü Şankaya Burs Fonu ile yaşamaya devam ediyor. Eğitimde fırsat eşitliğini desteklemek, gençlerin potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri alanlar oluşturmak ve onların geleceğe umutla hazırlanmasına katkı sağlamak bizim için büyük önem taşıyor. TEV ile yıllardır süren iş birliğimiz, bu etkiyi daha da güçlendiriyor. Bugün bursiyerlerimizi Yeşim Grup çatısı altında ağırlamak ve kendilerine ilham olabilecek bir deneyim sunmak bizler için ayrı bir değer taşıyor" dedi. TEV Bursa Şube Başkanı Sertaç Şipka ise konuşmasında Yeşim Grup ile kurulan uzun soluklu iş birliğinin önemine değinerek "Yeşim Grup’un ‘önce insan’ yaklaşımını yıllar önce burada staj yaptığım dönemde yakından tanıma fırsatı buldum. Bu kurumun insana verdiği değerin yıllar içerisinde daha da güçlenerek sürdüğünü görmek büyük bir mutluluk. Bugün bursiyerlerimizin Yeşim Grup’ta ağırlanması hem kendileri için yeni ufuklar açıyor hem de eğitimde fırsat eşitliğine verilen önemin somut bir örneğini ortaya koyuyor. Şükrü Şankaya Burs Fonu, genç kızların hayatına dokunan çok kıymetli bir proje ve bu değerin TEV ile Yeşim Grup iş birliği içinde yaşatılıyor olması bizim için gurur verici. Gençlerin gelecekte burada karşılarına çıkabilecek fırsatları görmeleri ve ilham almaları çok kıymetli" ifadelerini kullandı. Etkinlik, oryantasyon sunumlarının ardından gerçekleştirilen fabrika gezisiyle sona erdi. Bursiyerler hem üretim süreçlerini yerinde inceleme fırsatı buldu hem de Yeşim Grup’un sürdürülebilirlik, kapsayıcılık ve insan odaklı çalışma kültürünü yakından gözlemledi. Yeşim Grup ve TEV’in birlikte yürüttüğü bu iş birliği, eğitimde fırsat eşitliğine katkı sunmaya ve gençlerin kariyer yolculuklarına ilham vermeye devam edecek.
Denizli’de bebek dostu hastanelere teşekkür belgeleri verildi
12 Aralık 2025 Cuma - 09:55 Denizli’de bebek dostu hastanelere teşekkür belgeleri verildi Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Sağlık Bakanlığınca yürütülen "Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları Programı" kapsamında "Bebek Dostu Hastane" unvanlarını devam ettiren hastanelere teşekkür belgeleri düzenlenen törenle verildi. Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Hastane Kuruluşları Programı kapsamında hastaneler ve birinci basamak sağlık kuruluşları Başarılı Emzirmede 10 Adım ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmekte ve başarılı olan sağlık kuruluşları ‘Bebek Dostu Sağlık Kuruluşu’ unvanı ile ödüllendirilmekte, bu unvana sahip hastaneler 5 yılda bir ulusal değerlendiriciler tarafından tekrar değerlendirmeden geçmektedir. Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen Ulusal Bebek Dostu Hastane Değerlendirme Ekibi tarafından Denizli’de yıllık doğum sayısı 500 ve üzeri olan Bebek Dostu Hastane unvanına sahip hastanelerin unvanlarının sürdürülebilirliği açısından yapılan değerlendirmeler sonucunda, daha önce "Bebek Dostu Hastane" unvanı ve "Bebek Dostu Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesi" unvanı almış ve bu unvanlarını devam ettiren Pamukkale Üniversitesi Hastaneleri, kamu ve özel hastanelerinin yöneticilerine teşekkür belgeleri, Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk tarafından verildi. İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, anne sütünün bebekler için hayati önem taşıdığını vurgulayarak, emzirmenin korunması ve yaygınlaştırılması için il genelinde güçlü çalışmalar yürütüldüğünü söyledi ve şöyle konuştu: "Anne sütü, yaşama en iyi başlangıcı sağlayan, beslenme yetersizliklerinin önlenmesinde, sağlıklı beslenmenin sürdürülmesinde ilk adım ve bebeğin ilk aşısıdır. Bu nedenle emzirmenin korunması, desteklenmesi ve yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bu amaçla İlimizde dünyaya gelen bebeklerin hayata sağlıklı başlamalarının yanı sıra beslenme yetersizliklerinin önlenmesinde, sağlıklı beslenmelerinin sürdürülmesinde, anne ve bebeğinin sağlığının hem ruhsal hem de metabolik olarak korunmasında ilk adım olan anne sütünün alınmasına yönelik ilimizde kamu, üniversite ve özel hastaneler olarak özverili çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmalar neticesinde Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları programı kapsamında Denizli olarak 2004 yılından bu yana bebek dostu il, 2019 yılından bu yana da Altın Bebek Dostu il unvanına sahibiz. İlimizde mevcut üniversite, kamu, özel hastanelerimizin hepsi bebek dostu hastane ve Aile Hekimlerimizin % 98’i bebek dostu aile hekimliği birimi unvanına sahiptir, ayrıca Denizli DH, Servergazi DH ve PAÜ yeni doğan yoğun bakım üniteleri de bebek dostu yeni doğan yoğun bakım unvanına sahiptir. Ben buradan başta hastane yöneticilerimize ve onların nezdinde anne sütüyle beslenmenin teşviki konusunda sahada büyük bir özveriyle görev yapan tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi.
MEAH Tıbbi Onkoloji Kliniğine ESMO’dan Uluslararası akreditasyon
12 Aralık 2025 Cuma - 09:42 MEAH Tıbbi Onkoloji Kliniğine ESMO’dan Uluslararası akreditasyon Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji Kliniği-Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı, Avrupa Tıbbi Onkoloji Derneği-European Society for Medical Oncology (ESMO) tarafından verilen ‘Designated Centre of Integrated Oncology and Palliative Care’ (Entegre Onkoloji ve Palyatif Bakım Merkezi) unvanına 2026-2028 dönemi için layık görüldü. Akreditasyon belgesi Berlin’de düzenlenen ESMO 2025 Kongresi’nde Doç. Dr. Ali Alkan tarafından teslim alındı. ESMO tarafından verilen akreditasyon (Designated Centre of Integrated Oncology and Palliative Care), onkoloji ve palyatif bakım hizmetlerinin entegrasyon düzeyini değerlendiren uluslararası bir akreditasyon olup; ileri tedavilerle birlikte destekleyici bakım, semptom yönetimi, psikososyal destek, eğitim ve araştırmanın entegre biçimde sunulmasını belgelendiği açıklandı. Bu önemli akreditasyon, merkezin onkolojik tedavi ile palyatif ve destekleyici bakım hizmetlerini bütüncül ve hasta odaklı bir yaklaşımla sunma kapasitesini uluslararası düzeyde tescilledi. 2011 yılından bu yana Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile entegre şekilde hizmet veren Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı; ayaktan hasta polikliniği, kemoterapi ünitesi ve yatan hasta servisiyle kapsamlı bir bakım sunuyor. Ekipte tıbbi onkologlar, hemşireler, psikolog, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanı ve manevi destek görevlisi yer alıyor. Onkoloji, cerrahi, radyasyon onkolojisi, ağrı ve fizyoterapi birimleriyle etkin bir iş birliği yürütülüyor. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji Kliniği-Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Merkezine ESMO tarafından verilen bu unvan, merkezin yaşam kalitesini önceleyen, bütüncül onkoloji anlayışını uluslararası standartlarda sürdürdüğünün güçlü bir göstergesi olarak açıklandı. Aynı zamanda klinik bakım, eğitim ve bilimsel araştırmalarda ortaya konan mükemmeliyet çabasının da bir sonucu olarak gösterildi. Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Tanrıverdi ve Doç. Dr. Ali Alkan, Başhekim Prof. Dr. Ethem Acar’ı ziyaret ederek akreditasyon belgesini takdim ettiler. Başhekim Prof. Dr. Acar, bu anlamlı başarı dolayısıyla hocaları ve Tıbbi Onkoloji Klinik Ekibini ve tüm paydaşlarını tebrik etti.
Burhaniye de Kansersiz Yaşam Projesi hayata geçti
12 Aralık 2025 Cuma - 09:41 Burhaniye de Kansersiz Yaşam Projesi hayata geçti Balıkesir’in Burhaniye İlçesinde, Uygulamalı Bilimler Fakültesi’nde Kanserde Erken Tanının önemine dikkat çeken Kansersiz Yaşam Projesi hayata geçti. Fakülte öğrencileri tarafından yürütülen "BUBFA ile Kansersiz Yaşam" projesi, Burhaniye Devlet Hastanesi KETEM Birimi’nde gerçekleştirildi. "Sen Değerlisin Sağlığın da Öyle" mottosuyla hayata geçirilen proje, toplumda meme kanseri konusunda farkındalık oluşturmayı ve kadınların erken tanı süreçlerine daha aktif katılımını teşvik etmeyi hedefledi. Burhaniye Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Oğuzhan İlban’ın danışmanlığında ve Burhaniye İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen proje, Fakülte Finans ve Bankacılık Bölümü 3. sınıf öğrencileri Ayşe İrem Adar, İclal Bilgili, Sena Türkoğlu, Esmanur Kazkan, Fatmanur Tetik, Zehra Çöpçü ve Yasin Gümüşsuyu tarafından hayata geçirildi. Projenin ilk aşamasında Burhaniye Devlet Hastanesi KETEM biriminde görevli Uzm. Dr. Serkan Özdemir tarafından meme kanseri ve erken tanı ile ilgili eğitim alındı. Bu doğrultuda kaymakamlık, muhtarlıklar ile kadın dayanışma derneklerine ziyaretlerde bulunuldu. Proje ekibi tarafından hazırlanan broşürlerin dağıtımı sağlanarak toplumda kanser taramasına farkındalık ve teşvik sağlandı. Proje kapsamında ayrıca köylerde farkındalık eğitimleri düzenlenerek kadınlarla birebir görüşmeler yapıldı. Proje kapsamında gerçekleştirilen kanser taraması tanıtım programına; Burhaniye Kaymakamı Cumali Atlla, Burhaniye Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Oğuzhan İlban, Burhaniye Belediye Başkan Yardımcısı Ayten Tuna, Burhaniye Jandarma Komutanı Yarbay Ünal Bayhan, Burhaniye Emniyet Müdürü Faik Karnabaş, Cezaevi Jandarma Bölük Komutanı Engin Demir, Burhaniye Ak Parti İlçe Başkanı Selman Aktay, Burhaniye İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Betül Erten Akbey, Burhaniye Devlet Hastanesi Başhekimi Evren Akgöl, Burhaniye Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Aslan Alparslan ve Burhaniye Uygulamalı Bilimler Fakültesi Öğretim Elemanı Arş. Gör. Setenay Melek Yurtabir katılım gösterdi. Program, Burhaniye Devlet Hastanesi binası önünde sembolik pembe balon uçurma etkinliği ile son buldu. Öğrenciler adına konuşan İclal Bilgili, köylerde kadınlarla yaptıkların çalışmaları anlatırken; İlçe SağlıK Müdürü Uzman Dr. Betül Erten Akbay, meme kanserinde erken teşhisin önemine değindi. Uzman Dr. Serkan Özdemir de, meme kanserinde erken teşhisin tedavide yüzde 98 başarı sağladığını söyledi. Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Mehmet Oğuzhan İlban da, öğrencilerin çok sayıda farkındalık projesine imza attığını kaydederken, projede emeği geçen sağlık müdürü ve öğrencilere teşekkür ettiği söyledi.
Anne adaylarından doğum ağrılarını azaltan ’suda doğum’ yöntemine büyük talep
12 Aralık 2025 Cuma - 09:35 Anne adaylarından doğum ağrılarını azaltan ’suda doğum’ yöntemine büyük talep Doğum ağrılarını azaltmasıyla bilinen ’suda doğum’ yöntemi anne adaylarından yoğun ilgi görüyor. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Polikliniği’nde hizmete sunulan suda doğum yöntemi doğal doğumu tercih eden anne adaylarından yoğun ilgi görüyor. Doğum sırasında ağrıların azaltmasıyla bilinen suda doğum, ilaç kullanılmasını istemeyen ve tamamıyla doğal bir şekilde doğumunun gerçekleşmesini arzu eden anne adaylarına ilaç dışı alternatif bir seçenek sunuyor. Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin, sezaryenin bir ameliyat olduğunun altını çizerek, tüm anne adaylarını doğumhanedeki suda doğum ünitelerine davet etti. "Doğum ağrılarını daha az hissetmesini sağlayan alternatif bir yöntem" Suda doğum ile birlikte anne adaylarına ilaç dışı bir yöntem sunduklarını belirten Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin, "Aslında suda doğumun normal doğumdan bir farkı yok. Sadece 37 derece ılık suyun içerisinde anne adayının özellikle aktif faz dediğimiz doğum sancılarının efektif başladığı ve rahim ağzının en az 5-6 santim açıklıkta olduğu süreçte suyun içerisine alarak doğum ağrılarını daha az hissetmesini sağlayan alternatif bir yöntem. Anne adaylarına diğer ilaçla yapılan ağrı kesicilere alternatif, ilaç dışı bir yöntem sunmuş oluyoruz. Amacımız hiçbir ilaç kullanılmasını istemeyen, tamamıyla doğal bir şekilde doğumunun gerçekleşmesini arzu eden anne adaylarına ilaç dışı yöntem sunabilmek. Hastanemizde şu anda 5 adet ünitemizde jakuzili tek kişilik doğum odalarında bu hizmeti yürütmeye çalışıyoruz. Gelen anne adaylarına öncelikle yöntemi anlatıyoruz. Suyun faydalı etkilerini, muhtemel risklerini, ne zaman sudan çıkması gerekeceğini anlatıyoruz. Bununla ilgili bir onam formumuz var. Aslında bu bilgilendirmeleri gebe okullarımızda başlatıyoruz. Anne adayları bir şekilde sosyal medyadan da duyuyorlar ve şu anda oldukça revaçta. Suda doğum yaklaşık 120 ülkede kullanılan bir yöntem. Su özellikle göğüs uçlarına kadar değdiği için 37 derecede filtre edilmiş, ılık çeşme suyu kullanıyoruz. Bunun etkisiyle göğüs ucunun uyarılmasıyla beyinde ağrıları başlatıcı ve doğum eylemini güzel bir şekilde ilerlemesini sağlayan hormon salgılanıyor. Bu sayede ağrılar daha efektif hale geliyor. Dikey pozisyonu sağladığımız için havuz içerisinde anne adayının kendini daha hafif hissetmesini ve başın hızlı bir şekilde dikey pozisyonuna rahatça inmesini gerçekleştiriyoruz. Tamamıyla ağrı algısını azaltıcı bir yöntem" ifadelerinde bulundu. "Sezaryen bir ameliyattır, bir doğum şekli değildir" Sezaryen doğumun sadece anne ve bebek hayata tehlikeye girdiğinde başvurdukları bir ameliyat yöntemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin, "Aslında biz doğurtmuyoruz, anneler kendileri doğuruyorlar. Lütfen bu konuda cesur davransınlar. Doğanın kendilerine bahşetmiş olduğu bu çok güzel özellikten faydalansınlar, doğumdan korkmasınlar. Tabii ki doğum sancılarıyla başa çıkmak zor olabilir. İşte su gibi, nefes egzersizleri gibi tekniklerle ebelerimizin de destek vermesiyle ağrı algısını azaltmaya hedefliyoruz. Arzu eden anne adaylarına epidural dediğimiz sancısız doğum seçeneğini de sunabiliyoruz ama sezaryen bir ameliyattır, bir doğum şekli değildir. Lütfen bu algıdan kurtaralım. Kolaya kaçmış gibi düşünülüyor ama aslında sezaryen çok daha zor. Sezaryen sonrası toparlanmak, o ağrılarla başa çıkmak. Çünkü 7 kat kesip 7 kat dikiyoruz. Dolayısıyla normal yoldan doğum yapmak varken anne adayları daha kolay olacağı yanılgısıyla sezaryen olmayı tercih etmesinler. Sezaryen sadece anne ve bebek hayata tehlikeye girdiğinde bizim başvurduğumuz bir ameliyat yöntemi. Tüm anne adaylarımızı hem gebe okullarımıza hem de doğumhanemizdeki suda doğum ünitelerimize bekliyoruz" açıklamalarında bulundu. "Güzel bir doğumdu, çevremdeki herkese tavsiye ediyorum" Suda doğum ile doğum sancılarında azalma yaşadığını ifade eden Büşra Tunç, "İlk doğumum normal doğumdu, ikinci doğumum suda doğumdu ama iki doğum arasında ciddi anlamda bir fark var. Suda doğum ile sancılarım azaldı ve çok kısa süre zarfında doğumum gerçekleşti. İlk doğumum 12 saat içinde olmuşken, ikinci doğumumda 4 saat içinde bebeğimi kucağıma almıştım. Güzel bir doğumdu, çevremdeki herkese tavsiye ediyorum. İnsanlar araştırmadığı için biraz tepkililer ama korkulacak hiçbir şey yok. Eğer konforlu bir doğum yapılmak isteniliyorsa kesinlikle suda doğum yapılsın diyorum. Hastane ekibimden büyük ilgi gördüm. Mükemmel bir tecrübe yaşadım ve herkesin de yaşamasını isterim" diye konuştu.
Aydın’da ilk kez ağız içinden alınan doku ile yeni idrar yolu oluşturuldu
11 Aralık 2025 Perşembe - 21:22 Aydın’da ilk kez ağız içinden alınan doku ile yeni idrar yolu oluşturuldu Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi’nde, Üroloji Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Çağatay Özsoy tarafından ağız içinden alınan doku kullanılarak gerçekleştirilen üretra darlığı ameliyatı, Aydın’da ilk kez yapılmasıyla tıp camiasında dikkat çekti. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Hastanesi’nde, Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Çağatay Özsoy tarafından Aydın’da ilk kez ağız içinden alınan doku kullanılarak bir üretra darlığı ameliyatı (Bukkal Mukozal Greft Üretroplasti) başarıyla gerçekleştirildi. Yapılan değerlendirmelerde, tekrarlayan idrar yapma güçlüğü nedeniyle başvuran 55 yaşındaki hastada üretra darlığı tespit edildi. Daha önce birçok kez kapalı darlık açma operasyonu geçiren hastanın artık kalıcı bir tedaviye ihtiyaç duyduğu belirlenerek üretroplasti ameliyatına karar verildi. Ameliyatta ağız içinden alınan 4-5 cm’lik doku (bukkal mukozal greft) üretraya yama olarak uygulandı ve daralan bölge başarıyla yeniden yapılandırıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Dr. Özsoy, bukkal mukozal greft üretroplastinin tekrarlayan üretra darlıklarında günümüzde altın standart tedavi olduğunu belirterek, yöntemin yüksek başarı oranına, düşük nüks riskine ve uzun vadeli kalıcı sonuçlarına dikkat çekti. Ağız içinden alınan greftlerin hızlı iyileşmesi sayesinde hastaların kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiğini ifade etti. Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Erhan Ateş ise, ADÜ Üroloji Kliniği’nin uzun yıllardır Aydın’da birçok ilke imza atan, çağdaş tedavi yöntemlerini yakından takip eden ve başarıyla uygulayan öncü bir klinik olduğunu vurguladı. Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde gerçekleştirilen bu ileri rekonstrüktif cerrahinin ADÜ Hastanesi’nde başarıyla uygulanmasının gurur verici olduğunu dile getirdi. Her iki hekim de başarının güçlü bir ekip çalışmasının ürünü olduğunu belirterek, kendilerine destek veren Hastane Başhekimliği’ne, Tıp Fakültesi Dekanlığı’na ve sürece katkı sağlayan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür etti.
Elazığ’da mikro-TESE yönteminde büyük başarı : İlk gebelik elde edildi
11 Aralık 2025 Perşembe - 16:25 Elazığ’da mikro-TESE yönteminde büyük başarı : İlk gebelik elde edildi Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nde Mikro-TESE Ile elde edilen spermlerle uygulanan Tüp Bebek (ICSI) tedavisi sonucunda ilk gebelik elde edildi. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi, erkek infertilitesinin en zorlu tedavi alanlarından biri olan non-obstrüktif azoospermi (NOA) hastalarında uyguladığı mikroskopik testiküler sperm ekstraksiyonu (mikro-TESE) yönteminde önemli bir başarıya imza attı. Merkezde tedavi gören bir çiftte mikro-TESE ile elde edilen spermlerle uygulanan tüp bebek (ICSI) tedavisi sonucunda ilk gebelik elde edildi. Bu başarı, hastanenin güçlü bilimsel altyapısının, deneyimli ekibinin ve multidisipliner çalışma yaklaşımının önemli bir göstergesi olarak öne çıktı. Testiküler sperm ekstraksiyonu (mikro-TESE) işlemlerinde önemli bir başarı elde ettiklerini ifade eden Üroloji Uzmanı Doç.Dr. Sezai Oğraş, "Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi olarak erkek infertilitesinin en zor tedavi edilen formlarından biri olan non-obstrüktif azoospermi (NOA) hastalarında uyguladığımız mikroskopik testiküler sperm ekstraksiyonu (mikro-TESE) işlemlerinde önemli bir başarı elde etmiş bulunuyoruz. Merkezimizde tedavi gören bir çiftimizde mikro-TESE ile elde edilen spermlerle uygulanan tüp bebek (ICSI) tedavisi sonucunda ilk gebelik elde edilmiştir" dedi. Doç.DR. Oğraş "Mikro-TESE, menisinde hiç sperm bulunmayan azoospermik erkeklerde, özellikle de üretim bozukluğuna bağlı non-obstrüktif azoospermi olgularında, cerrahi mikroskop altında testis dokusundan seçici şekilde sperm aranan ileri bir cerrahi yöntemdir. Klasik biyopsi yöntemlerine göre daha hassas olması, testis dokusunu daha fazla koruması ve sperm bulma oranlarının daha yüksek olması nedeniyle günümüzde en etkili yöntemlerden biri kabul edilmektedir. Bu işlem; Sertoli cell only, matürasyon arresti, hipospermatogenez gibi sperm üretim bozuklukları bulunan erkeklerde, Klinefelter sendromu gibi genetik nedenlere bağlı infertilite olgularında, hormon düzensizlikleri veya geçirilmiş tedavilere bağlı testis hasarı olan bireylerde ve daha önce biyopsi ile sperm bulunamayan hastalarda uygulanabilmektedir. Mikro-TESE’nin başarı oranları hastanın patolojisine göre değişmekle birlikte dünya genelinde sperm bulma oranı yüze 30-60 arasında seyretmekte, elde edilen spermle uygulanan tüp bebek (ICSI) sonrası gebelik oranı ise kadın yaşı ve embriyo laboratuvarı koşullarına bağlı olarak yüzde 30-50’ye ulaşabilmektedir. Hastanemizde elde edilen ilk gebelik, merkezimizin uluslararası standartlarda hizmet sunduğunu göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. Multidisipliner bir yaklaşımla yüz güldürücü sonuçlar aldıklarını vurgulayan Kadın Doğum Uzmanı Ve IVF Klinik Sorumlusu Uzm. Dr. Gülcan Kahraman "Kliniğimizde mikro-TESE ile elde edilen spermlerle uygulanan tüp bebek (ICSI) tedavilerinde elde ettiğimiz gebelik sonuçları, üroloji ekibimizin cerrahi başarısı ile embriyoloji ve IVF ekibimizin deneyiminin güçlü bir birleşimidir. Non-obstrüktif azoospermi gibi en zor infertilite tablolarında dahi, multidisipliner yaklaşım sayesinde hastalarımıza uluslararası standartlarda, yüz güldürücü sonuçlar sunabiliyoruz. Mikro-TESE sonrası elde edilen her bir sperm, laboratuvarımızda titizlikle işlenmekte; ileri embriyoloji teknikleri, kaliteli laboratuvar koşulları ve kişiye özel IVF protokollerimiz sayesinde yüksek fertilizasyon, kaliteli embriyo gelişimi ve başarılı gebelik oranları hedeflenmektedir. Bu süreçte emeği geçen üroloji uzmanımıza, embriyologlarımıza, hemşirelerimize ve tüm IVF ekibimize teşekkür eder; merkezimize güvenerek başvuran tüm hastalarımıza en güncel ve bilimsel tedavi seçeneklerini sunmaya devam edeceğimizi belirtmek isterim" ifadelerini kullandı. . Bu işlemin özellikle erkek faktör infertilitesinde büyük öneme sahip olduğunu ifade eden Histoloji ve Embriyoloji Uzmanı Dr. Merve Kavak Balgetir ise "Özellikle erkek faktör infertilitesinde büyük öneme sahip mikroTESE işlemlerimiz; deneyimli üroloji ekibimizin cerrahi uzmanlığı ile embriyoloji laboratuvarımızın hassas ve eş zamanlı çalışmasının birleşimi sayesinde başarıyla gerçekleştirilmektedir. Bu güçlü multidisipliner iş birliği, hem cerrahi süreçlerin hem de elde edilen spermlerin laboratuvar değerlendirmesinin en uygun koşullarda yapılmasına imkân sağlamaktadır" diye kaydetti.