SAĞLIK
Tüm bağırsakları ve midesi karın dışında doğdu, Diyarbakır’da sağlığına kavuştu 25 Mart 2026 Çarşamba - 10:01:24 Mardin’in Kızıltepe ilçesinde nadir görülen bir doğumsal anomali ile dünyaya gelen bebek, Diyarbakır’da gerçekleştirilen başarılı tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu. Tüm bağırsakları ve midesi karın dışında (gastroşizis) doğan bebek, doğumun hemen ardından acil müdahale kapsamında ambulansla Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine sevk edildi. Hastaneye ulaştırılan bebek, zaman kaybedilmeden gece saatlerinde ameliyata alındı. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Suat Çal tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonun ardından bebek, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde tedavi altına alındı. Yaklaşık bir ay süren titiz tedavi sürecinin ardından bebeğin genel sağlık durumunun iyiye gitmesi üzerine taburcu işlemleri gerçekleştirildi. Op. Dr. Çal, gastroşizisin doğumda karın duvarının tam gelişmemesi sonucu bağırsakların karın dışında bulunmasıyla ortaya çıkan ciddi bir tablo olduğunu belirterek, "Bu tür vakalarda en önemli unsur hızlı sevk ve erken cerrahi müdahaledir. Doğumdan hemen sonra yapılan doğru müdahale ve yoğun bakım süreci sayesinde bebeğimiz sağlığına kavuştu. Multidisipliner ekip çalışması bu başarıda büyük rol oynadı" dedi. Diyarbakır İl Sağlık Müdürümüz Uzm. Dr. Emre Asiltürk ise vaka sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede, "İlimizde sağlık hizmetlerinin kesintisiz ve koordineli şekilde yürütülmesi sayesinde bu zorlu vaka da başarıyla sonuçlanmıştır. Sevk sürecinden ameliyata, yoğun bakım takibinden taburculuğa kadar emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Vatandaşlarımızın en ileri düzeyde sağlık hizmetine erişimi için çalışmalarımız kararlılıkla devam etmektedir" ifadelerini kullandı. Zorlu bir süreci başarıyla atlatan bebeğin sağlığına kavuşması, hem ailesine hem de sağlık çalışanlarına büyük mutluluk yaşattı. Yetkililer, bu tür vakalarda erken müdahale ve ekip koordinasyonunun hayati önem taşıdığını bir kez daha vurguladı.
25 Mart 2026 Çarşamba - 09:55 Aile öyküsü, glokom riskini katlıyor Medicana Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Bilgin, glokomun çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerlediğini ve fark edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabildiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Glokomun, görme sinirinin ilerleyici hasarı ile karakterize kronik bir hastalık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sinan Bilgin, hastalığın genellikle göz içi basıncı yüksekliği ile ilişkili olduğunu ancak normal basınçta da gelişebildiğini söyledi. Glokomun tıpta "gözün sessiz hırsızı" olarak adlandırıldığını belirten Medicana International İzmir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Bilgin, "Glokom genellikle ağrı yapmaz, erken dönemde görmeyi etkilemez ve merkezi görme uzun süre korunur. Görme kaybı periferden başlar ve hasta bunu fark etmeden ilerler. Çoğu zaman hastalar, hastalık ciddi seviyeye gelene kadar bir problem olduğunu anlamaz" dedi. Bu nedenle glokomun, dünya genelinde geri dönüşsüz körlüğün en önemli nedenlerinden biri olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sinan Bilgin, glokomun görme sinirine verdiği hasarın kalıcı olduğuna dikkat çekti. Doç. Dr. Sinan Bilgin, göz içi basıncındaki artış ve bazı dolaşım bozukluklarının, optik sinir liflerinde hasara yol açabildiğini belirterek, "Bu süreçte sinir hücreleri kaybedilir ve görme alanı giderek daralır. Glokomda oluşan hasar ne yazık ki geri döndürülemez. Bu yüzden tedavide amacımız kaybı geri getirmek değil, hastalığın ilerlemesini durdurmak veya yavaşlatmaktır" dedi. ‘Belirti vermemesi en büyük risk’ Glokomun en tehlikeli yönlerinden birinin belirti vermemesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sinan Bilgin, hastaların genellikle ileri evrede başvurduğunu belirterek, "Periferik görme kaybı günlük yaşamda kolay fark edilmez. Beyin eksik alanları tamamlar, diğer göz de durumu telafi eder. Hastalar genellikle görme alanının ciddi oranda daraldığı, yani tünel görmenin başladığı dönemde durumu fark eder. Bu aşamada ise hasarın önemli bir kısmı kalıcıdır" ifadelerini kullandı. Glokom gelişiminde bazı risk faktörlerinin öne çıktığını belirten Doç. Dr. Sinan Bilgin, sözlerine şöyle devam etti: "Yüksek göz içi basıncı, 40 yaş üzeri olmak ve ailede glokom öyküsü bulunması en güçlü risk faktörleridir. Aile öyküsü olan bireylerde risk birkaç kat artar. Bunun yanında diyabet, hipertansiyon, migren, yüksek miyopi ve uzun süreli steroid kullanımı da riski artırabilir." ‘Erken tanı ile görme kaybı önlenebilir’ Glokomun erken teşhis edildiğinde kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Sinan Bilgin, "Glokom erken dönemde tespit edildiğinde, uygun tedavi ile hastalığın ilerlemesini büyük ölçüde durdurmak mümkündür. Tedavide göz damlaları, lazer uygulamaları ve cerrahi yöntemlerle göz içi basıncını güvenli seviyeye düşürmeyi hedefliyoruz" dedi. Özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerin düzenli göz kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Sinan Bilgin, sözlerini şu uyarıyla tamamladı: "Glokom sinsi ilerleyen ve geri dönüşü olmayan hasar bırakan bir hastalıktır. Ancak erken tanı ve doğru tedavi ile körlük büyük oranda önlenebilir. Bu nedenle hiçbir şikâyet olmasa bile düzenli göz muayenesi yaptırmak hayati önem taşır."
25 Mart 2026 Çarşamba - 09:51 Uzm. Dr. Meltem Gülşan’dan çocuklarda görülen kabızlıkla ilgili uyarı Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Meltem Gülşan, çocuklarda görülen kabızlık ile ilgili uyarılarda bulundu. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Meltem Gülşan, çocuklarda kabızlığın sanılandan çok daha yaygın olduğunu belirterek aileleri uyardı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Meltem Gülşan, "Çocukluk çağında sıkça karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olan kabızlık, hem çocukların yaşam kalitesini düşürüyor hem de aileler için endişe kaynağı haline geliyor. Erken fark edilip doğru şekilde yönetildiğinde kabızlık büyük ölçüde önlenebiliyor. Kabızlık, genellikle haftada üçten az dışkılama, sert ve zor çıkarılan dışkı ya da tuvalet sırasında ağrı yaşanması gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Özellikle okul öncesi ve okul çağındaki çocuklarda daha sık görülen bu durumun altında çoğu zaman yanlış beslenme alışkanlıkları yatıyor" dedi. "Beslenme alışkanlıkları kritik rol oynuyor" Uzm. Dr. Meltem Gülşan, lif açısından yetersiz beslenme, az su tüketimi ve hareketsiz yaşam tarzının kabızlığın en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurguladı. Fast food ve işlenmiş gıdaların fazla tüketilmesinin de bağırsak hareketlerini olumsuz etkilediğini ifade eden Gülşan, çocukların günlük beslenmesinde sebze, meyve ve tam tahıllı gıdaların mutlaka yer alması gerektiğini belirtti. Psikolojik etkenler de göz ardı edilmemeli Uzm. Dr. Meltem Gülşan, "Kabızlık sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik nedenlere de bağlı olabiliyor. Tuvalet eğitimi sürecinde yaşanan baskı, okulda tuvalet kullanmaktan çekinme veya stres gibi faktörler çocukların dışkılama alışkanlıklarını etkileyebiliyor. Bu durum zamanla kronik kabızlığa dönüşebiliyor" şeklinde konuştu. Erken müdahale önemli Medical Point Gaziantep Hastanesi’nden Uzm. Dr. Meltem Gülşan, kabızlığın uzun süre devam etmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirterek, erken dönemde alınan önlemlerin ileride oluşabilecek daha ciddi bağırsak problemlerinin önüne geçebileceğini ifade etti. Ailelere öneriler Uzm. Dr. Meltem Gülşa, ailelerin bilinçli davranması gerektiğini de söyleyerek, "Çocukların bol su içmesi teşvik edilmeli. Lifli gıdalar günlük beslenmeye dahil edilmeli. Düzenli tuvalet alışkanlığı kazandırılmalı. Fiziksel aktivite artırılmalı. Tuvalet eğitimi sırasında baskıcı tutumdan kaçınılmalı. Çocuklarda kabızlık, doğru yaklaşımla kolaylıkla kontrol altına alınabilecek bir sorun olarak görülüyor" diye konuştu.
25 Mart 2026 Çarşamba - 09:40 Tıp Fakültesi öğrencileri antibiyotik kullanımı hakkında bilgilendirdi Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, toplum sağlığını tehdit eden ’akılcı ilaç kullanımı’ ve ’atık ilaç yönetimi’ konularında farkındalık oluşturmak için kurulan stantta vatandaşları bilgilendirdi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Tıp Fakültesi öğrencileri, örnek bir sosyal sorumluluk projesine imza attı. Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gürkan Yiğittürk koordinatörlüğünde yürütülen ’Tarihi Geçmiş İlaçlardan Arınma ve Antibiyotiklerin Doğru Kullanımı’ başlıklı proje kapsamında, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bilgilendirme standı kuruldu. Hastane girişinde kurulan stantta tıp fakültesi öğrencileri; hasta ve hasta yakınlarını antibiyotiklerin bilinçsiz kullanımı ve bunun sonucunda ortaya çıkan "antibiyotik direnci" tehlikesi hakkında sözlü olarak bilgilendirdi. Antibiyotik direncinin küresel bir sağlık krizi olduğuna dikkat çeken geleceğin doktorları, ilaçların mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğinin altını çizdi. Etkinliğin bir diğer önemli odak noktası ise evlerde biriken tarihi geçmiş ilaçların yönetimi oldu. Öğrenciler, son kullanma tarihi geçmiş ilaçların kullanımının ciddi sağlık riskleri barındırdığını vurgularken, bu ilaçların imha süreçlerine dair şu uyarılarda bulundu. İlaçların çöpe atılması veya lavaboya dökülmesi su kaynaklarını ve toprağı zehirler. Atık ilaçlar, çevre ekosistemi üzerinde geri dönülemez tahribatlara yol açar. İlaçların uygun yöntemlerle, tıbbi atık standartlarında imha edilmesi gerekmektedir ifadesine yer verildi. Farkındalık standını Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcıları Doç. Dr. Ercan Saruhan ve Doç. Dr. Kıvanç Karaman da ziyaret etti. Çalışmalar hakkında Doç. Dr. Gürkan Yiğittürk ve öğrencilerden detaylı bilgi alan başhekim yardımcıları, projenin toplumsal bilinç oluşturma noktasındaki önemine değinerek ekibi tebrik etti.
Mersin’de Çocuklara Özel Ruh Sağlığı Merkezi hizmete açıldı
12 Aralık 2025 Cuma - 12:40 Mersin’de Çocuklara Özel Ruh Sağlığı Merkezi hizmete açıldı Mersin İl Sağlık Müdürü Mustafa Ekici, Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet vermeye başlayan Çok Disiplinli Çocuk ve Genç Ruh Sağlığı Merkezi’nde (ÇÖZGEM) incelemelerde bulundu. Ekici’ye incelemeleri sırasında Başhekim Prof. Dr. Mehmet Ballı, başhekim yardımcıları ve idari yöneticiler de eşlik etti. Merkezin özellikle 0-6 yaş grubu çocukların özel gereksinim durumları başta olmak üzere ruh sağlığı ihtiyaçlarını tek çatı altında karşılamayı hedeflediği belirtildi. ÇÖZGEM’de Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı, psikolog, çocuk gelişim uzmanı, dil ve konuşma terapisti, ergoterapist ve sosyal hizmet uzmanı gibi birçok branşın birlikte görev yaptığı ifade edildi. Gerektiğinde çocuk sağlığı uzmanı, genetik uzmanı ve diyetisyenlerin de sürece dahil olabildiği kaydedildi. Merkezde çocukların ruhsal bozukluklar açısından kapsamlı ve standart yöntemlerle değerlendirilerek ailelerle birlikte takip sürecinin planlandığı aktarıldı. Özellikle otizm gibi erken müdahalenin kritik önem taşıdığı durumlarda hızlı tanı ve etkin tedavi süreçlerinin merkezin öncelikleri arasında olduğu vurgulandı. İnceleme sırasında birim çalışanlarıyla görüşen İl Sağlık Müdürü Ekici, merkezin hizmet işleyişi ve multidisipliner çalışma modeli hakkında bilgi aldı. Ekici, çocuk ve genç ruh sağlığına yönelik hizmetlerin önemine dikkat çekerek, tüm personele emeklerinden dolayı teşekkür etti. Başhekim Mehmet Ballı ise merkezde yapılan fiziksel iyileştirmelerle birlikte hizmet kapasitesinin arttığını, çocuk ve gençlere daha kapsamlı bir ruh sağlığı hizmeti sunmayı sürdüreceklerini söyledi. Merkezde yürütülen duvar yenileme, boya ve tematik görsel düzenleme çalışmalarını yerinde inceleyen heyet, koridorlara uygulanan doğa ve karakter temalı tasarımların merkeze çocuk dostu bir atmosfer kazandırdığını ifade etti. Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veren ÇÖZGEM’in, psikiyatri, psikoloji, ergoterapi, konuşma terapisi ve sosyal hizmet alanlarında multidisipliner yaklaşımla çocuk ve gençlere bütüncül sağlık hizmeti sunduğu bildirildi.
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi yolları aşıyor, sağlık taşıyor
12 Aralık 2025 Cuma - 12:37 Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi yolları aşıyor, sağlık taşıyor Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) tarafından hayata geçirilen "Yolları Aşıyoruz, Sağlık Taşıyoruz" projesi kapsamında köyde sağlık eğitimleri ve kapsamlı taramalar gerçekleştirilerek köy halkının sağlık hizmetlerine erişimi güçlendirildi. TOGÜ ÜNİDES desteğiyle hayata geçirdiği "Yolları Aşıyoruz, Sağlık Taşıyoruz" projesi, merkeze bağlı Kömeç köyünde başladı. Etkinlik kapsamında öğrencilere sağlık eğitimleri verilirken vatandaşlara da kapsamlı sağlık taramaları yapılarak köy halkının sağlık hizmetlerine erişimi güçlendirildi. Düzenlenen eğitimlerde Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Solmaz "Hipertansiyon ve Korunma", Dr. Öğr. Üyesi Mukaddes Demir Acar ile Dr. Öğr. Üyesi Mehtap Solmaz "Diyabet ve Korunma", Doç. Dr. Kübra Esin ise "Sağlıklı Beslenme" konularında bilgilendirici sunumlar gerçekleştirdi. Toplam 100 kişinin katıldığı bu eğitimler, halkın kronik hastalıklar hakkında farkındalığını artırarak günlük yaşamlarında uygulayabilecekleri önemli bilgiler sundu. Köyde kapsamlı sağlık taramaları gerçekleştirildi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sağlığı Koruma ve Geliştirme Kulübü’ne üye hemşirelik bölümü öğrencileri ile öğretim üyeleri tarafından kapsamlı sağlık taramaları yapıldı. Boy-kilo, tansiyon ve kan şekeri ölçümlerinin gerçekleştirildiği taramalarda vatandaşlar, sağlık durumları hakkında detaylı bilgi edinme fırsatı buldu. Özellikle düzenli sağlık kontrolü imkânına sahip olmayan köy halkı, sunulan hizmetten büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti. Rektör Yılmaz’dan projelere destek mesajı TOGÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Yılmaz da Kömeç köyünü ziyaret ederek çalışmaları yerinde inceledi. Proje ekibi ve köy halkıyla bir araya gelen Rektör Yılmaz, üniversitelerin sadece şehir merkezlerinde değil, en uzak yerleşim birimlerinde de topluma hizmet görevini sürdürmesi gerektiğinin altını çizerek, "ÜNİDES kapsamında yürüttüğümüz bu proje TOGÜ’nün topluma hizmet vizyonunun önemli bir yansımasıdır. Öğrencilerimizin sahada aktif görev alması, halkımızın sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşması ve sağlık bilincinin artırılması bizim için büyük önem taşımaktadır. Bu tür çalışmaları desteklemeye devam edeceğiz" dedi.
Güneş ışığının azalması ruh sağlığını etkiliyor
12 Aralık 2025 Cuma - 12:18 Güneş ışığının azalması ruh sağlığını etkiliyor Yazı bitirip sonbahara geçerken havalar serinlemeye, günler kısalmaya başlıyor. Güneş ışınlarındaki azalma doğayı etkilediği gibi insanları da etkiliyor. Hemen hemen herkes bu dönemlerde çevresel ve hormonal değişimlerle birlikte hafif yorgunluk, isteksizlik, keyifsizlik yaşayabiliyor. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Furkan Bahadır Alptekin, sonbahar yorgunluğu olarak tanımlanan bu belirtilerin oldukça yaygın olduğunu belirterek, "Ancak bazı kişiler bu dönemi daha ağır geçirir. Depresyon olgularına benzer şekilde çökkün duygudurum, enerji kaybı, sosyal geri çekilme, konsantrasyon güçlüğü gibi duygusal ve bilişsel değişiklikler ortaya çıkabilir. Ayrıca ‘atipik depresyon’ özellikleri olarak bilinen uyku miktarında artış, iştah artışı ve aşırı yeme, karbonhidratlı yiyeceklere düşkünlük, kilo alma, sinirlilik, tahammülsüzlük ve kişilerarası ilişkilerde güçlük yaşama gibi belirtiler da bu tabloya eşlik etmektedir. Genelde sonbaharla başlayıp ilkbaharla sona eren bu belirtilerle seyreden mevsimsel depresyonu sonbahar yorgunluğundan ayıran, tablonun ağırlığı ve kişinin özel, sosyal ve iş hayatlarını eskisi gibi yürütememesidir" dedi. Serotonin ve melatonin dengesi Mevsimsel depresyonun ortaya çıkmasında, uyku uyanıklık döngüsündeki değişim ve bununla ilişkili hormonal değişimlerin rol oynadığını belirten Alptekin, "Güneş ışınlarının azalması ile salınan ve kişiyi uykuya hazırlayan melatonin hormonunun üretimi, günlerin kısalması ve güneş ışınlarının azalması ile artar. Melatonindeki artış kişiyi daha uykulu, yorgun ve isteksiz hale getirmektedir. Serotonin aktivitesinin azalması da bu durumu açıklayan bir başka değişikliktir" dedi. Kadınlar, genç yetişkinler ve ailesinde depresyon öyküsü olanların mevsimsel depresyon açısından daha yüksek riskli ve kırılgan olduğunun altını çizen Alptekin, "Ayrıca kutuplara yakın ya da daha bulutlu iklimlerde yaşamak, güneş ışınlarının azalması ile riski artırmaktadır. Risk grubunda olmak büyük ihtimalle mevsimsel depresyon yaşayacağınız anlamına gelmez. Ancak risk grubunda iseniz koruyucu değişikliklere daha fazla önem vermelisiniz. Depresyonu ağır geçiren kişiler için medikal tedavi ve psikoterapi gerekecektir. Yukarıda bahsettiğimiz belirtileri yaşıyorsanız ve işlevselliğinizde azalma olduysa profesyonel destek almaktan çekinmeyin. Mevsimsel depresyon özelinde ise açık havada vakit geçirmek, özellikle D vitaminini vücutta etkin düzeyde tutmak ve ışık tedavisi çözüm sunmaktadır. Bu mevsimlerde sosyal ilişkileri devam ettirmek, gün içinde dışarıda geçirilen zamanı artırmak, düzenli egzersiz, yeterli vitamin ve mineral içeren dengeli beslenmeye devam etmek mevsimsel depresyonu engellemek için koruyucu olacaktır. Her şeyden öte, yanında getirdikleri zorluklarla birlikte dört mevsimi yaşayabilmenin bir armağan olduğunu fark edin. Yağmurlu ya da güneşli günlerin ritmini fark edin. Hayatın içinde akıp giden değerlerinizi yakalayın. Her günü değer verdikleriniz için bir şey yaparak kıymetlendirin" dedi.
Opr. Dr. Tüfekçi "Erkekler iyi huylu prostat büyümesiyle yaş ilerledikçe sık karşılaşır"
12 Aralık 2025 Cuma - 12:06 Opr. Dr. Tüfekçi "Erkekler iyi huylu prostat büyümesiyle yaş ilerledikçe sık karşılaşır" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda görev yapan Opr. Dr. Ahmet Tüfekçi, iyi huylu prostat büyümesinin (BPH-Benign Prostat Hiperplazisi) erkeklerin yaş ilerledikçe sık karşılaştığı bir sağlık durumu olduğunu söyledi. Opr. Dr. Tüfekçi, "BPH, prostat kanserinden tamamen farklı bir hastalık olup, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilemektedir" dedi. İdrar kesesinin hemen altında yer alan prostatın, idrar kanalını (Üretra) çevreleyen bir bez olduğunu kaydeden Opr. Dr. Tüfekçi, "BPH, bu bezin hücrelerinin çoğalarak büyümesi ve idrar kanalına baskı yaparak idrar yapma ile ilgili şikayetlere neden olan bir hastalıktır" şeklinde konuştu. Opr. Dr. Tüfekçi, BPH’nin belirtilerini açıklayarak, "Sık İdrara Çıkma: Özellikle gece uykudan uyandıran sık idrara çıkma ihtiyacı. Ani Sıkışma Hissi: Aniden gelen ve ertelemesi zor olan idrara çıkma isteği. Zayıf İdrar Akımı: İdrar yapmaya başlama zorluğu, idrar akımının incelmesi ve yavaşlaması. İdrarı Kesik Kesik Yapma: İdrarı yaparken durarak, yeniden başlama durumu olması. Tam Boşaltamama Hissi: İdrar kesesinin tamamen boşalmadığı hissi. Bu belirtiler çoğunlukla 50 yaşından sonra başlar, yaşla birlikte görülme sıklığı artar" ifadelerine yer verdi. "BPH tanısı, genellikle bir üroloji uzmanı tarafından yapılan muayene ve çeşitli tetkikler ile konulur. Hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ve rektal yolla yapılan parmakla prostat muayenesi tanı koyma açısından oldukça önemlidir" diyen Opr. Dr. Tüfekçi,"Kan testi ile Prostat Spesifik Antijen (PSA) seviyesi ölçülür. Bu test hem BPH hem de prostat kanseri için önemli olup 50 yaş üzerindeki her erkekte yapılması önerilmektedir. Tam idrar tahlili yapılarak, idrar yolu enfeksiyonu veya idrarda kan olup olmadığının kontrolü mutlaka yapılmalıdır. Yine üroflowmetri adı verilen işeme testi ile idrar akım hızı ölçülerek var olan prostat büyümesinin idrar yapmayı ne derecede etkilediği değerlendirilmelidir" dedi. BPH tedavisinin, semptomların şiddetine ve hastanın genel sağlık durumuna göre kişiye özgü planlanması gerektiğini belirten Opr. Dr. Tüfekçi, tedaviye yönelik, "Hafif belirtileri olan hastalarda, yaşam tarzı değişiklikleri (Sıvı alımını ayarlama, diüretik etki yapan maddelerin alımını azaltma, bazı besin maddelerinin tüketimini azaltma vs.) önerilerek ve düzenli kontrollerle durumlarını takip ederek yönetilebilmektedir. Bu düzenlemelere rağmen şikayetlerinde gerileme olmayan ya da şikayetleri orta-şiddetli düzeyde olan hastalarda öncelikli olarak ilaç tedavileri uygulanmaktadır. İlaç tedavisinin yetersiz kalması, sürekli idrar yolu enfeksiyonu ya da idrarda kanama olması, BPH’ye eşlik eden bir mesane taşı varlığı veya hastanın ilaçlardan kurtulma isteğinin olması durumunda ise minimal invaziv yöntemler ile uygulanan cerrahi tedaviler gündeme gelmektedir. Burada önemli olan cerrahi tedavilere karar verme zamanlamasının doğru olmasıdır. İlaçlar ile yeterince kontrol altına alınamadığı zaman, BPH’ye bağlı idrar yapamama durumu ilerleyen aşamalarda idrar kesesinin de yapısının bozarak bazı semptomların geri dönüşsüz olmasına neden olabilmektedir. Günümüzde iyi huylu prostat büyümesi için uygulanan en sık minimal invaziv cerrahi yöntemler; transuretral insizyon (TUİP), bipolar transuretral rezeksiyon prostat (TUR- P), holmium Lazer Prostat (HoLEP) ve thulium lazer prostat (ThuLEP) tedavileri olup yine daha az sıklıkta uygulanan çeşitli cerrahi yöntemler de mevcuttur. Bu tedaviler arasından seçim yaparken detaylı bir hasta değerlendirmesi ve büyümüş prostatın hacmi önemli rol oynamaktadır" şeklinde konuştu. BPH’nin, tedavi edilmediğinde zamanla daha ciddi sağlık problemlerine neden olabileceğine dikkat çeken Opr. Dr. Tüfekçi, hastaların yaşayabileceği sağlık sorunlarına yönelik, "Hastalarda idrarı hiç yapamamaya bağlı sonda takılma ihtiyacı gelişebilir. Uzun süreli mesanenin tam boşalamaması durumunda idrar içerisindeki minerallerin birikimi sonucu mesane taşı oluşabilir. Yine bu duruma bağlı olarak sık idrar yolu enfeksiyonu ve idrarda kanama atakları ortaya çıkabilir. İdrar kesesinin sürekli bir zorluk ile karşılaşmasından ötürü yapısı bozulabilir ve bu durum bir süre sonra şikayetlerin geri dönüşümsüz olmasına sebep olabilir. Hatta ilerleyen süreçte idrar kesesinde biriken idrarın geriye doğru böbreklere baskı yapması sonucunda böbrek fonksiyonlarında bozulmaya dahi sebep olabilmektedir" diye konuştu. 50 yaş ve üzerindeki her erkeğin, belirti olsun veya olmasın, düzenli bir şekilde üroloji hekimine başvurmasının ve prostat kontrollerini yaptırmasının önemine değinen Opr. Dr. Tüfekçi, erken tanı ve uygun tedavinin, BPH’nin neden olabileceği ciddi komplikasyonları önlemek adına önemli olduğunu söyledi.
Salmonella enfeksiyonuna karşı altın kuralları uzmanı açıkladı
12 Aralık 2025 Cuma - 11:40 Salmonella enfeksiyonuna karşı altın kuralları uzmanı açıkladı Gıda zehirlenmesi vakalarındaki artış sürerken, uzmanı Salmonella enfeksiyonunun mutfaktaki gizli kaynaklarına dikkati çekti. Öğr. Gör. Hacer Alpteker, el hijyeninin yanı sıra az pişmiş et ürünleri, kaynağı belirsiz sular, iyi yıkanmamış sebzeler ve evcil hayvanların da enfeksiyon riski taşıdığı belirterek vatandaşların önlem alması istedi. Türkiye genelinde son günlerde artış gösteren ve hastanelerin acil servislerinde yoğunluğa neden olan gıda zehirlenmesi vakaları, gözleri mutfak hijyenine çevirdi. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Hacer Alpteker, son dönemde artan gıda zehirlenmesi vakalarına ilişkin Salmonella enfeksiyonuna dikkati çekti. "En temel bulaşma yolu, hijyen alışkanlıklarının kötü olması" Salmonellanın güvenli olmayan içme suları, iyi pişmemiş tavuk, kırmızı et, yumurta ve çiğ süt ürünleri vasıtasıyla bulaşabildiğini belirten Alpteker, "Özellikle hijyene dikkat etmediğimiz her durumda Salmonella enfeksiyonu karşımıza çıkabilir. Toplumda Salmonella ile enfekte olmuş hasta kişiler eğer hijyen kurallarına dikkat etmezlerse, en basitinden tuvaletten çıktıktan sonra elleri yıkamamak gibi, kirli elleriyle ortak alanlara dokunmak gibi çok kolay insandan insana da bulaşabilir. Ayrıca Salmonella bakterisi çiğ süt ve süt ürünleriyle, iyi pişirilmemiş yumurtayla bulaşabilir ama en temel bulaşma yolu, hijyen alışkanlıklarının kötü olması, kanalizasyon sularıyla içme sularının kirlenmesi, yeterince uygun şekilde klorlanmaması, Salmonella bulaşmış sebze ve meyvelerin çiğ tüketilmesi gibi yollarla insandan insana ya da insanlara bulaşmasıdır" dedi. "Çok daha tehlikeli olanları var" Öğr. Gör. Hacer Alpteker, geçtiğimiz günlerde ülke gündeminde tartışmalara sebep olan "Salmonella gıda zehirlenmesine mi yol açıyor?" sorusuna da cevap verdi. Gıda zehirlenmesine ve sindirim sisteminde ishallere sebep olabilecek pek çok etkenin bulunduğuna dikkati çeken Alpteker, "Salmonella da bunlardan bir tanesi. Çok daha ciddi, tehlikeli olanları da var ama hepsinden Salmonella sorumludur diyemeyiz" dedi. "Toplumdaki her yaş grubunda görülebilir" Hastalığın her yaş grubunda görülebileceğini aktaran Alpteker, "Yaşlılar, bağışıklık sistemi iyi olmayan, bağışıklığı zayıflamış kişiler, bebekler ve çocuklar Salmonella enfeksiyonlarından çok daha fazla etkilenecek gruptur. Risk grubu olarak da bu kişileri tanımlayabiliriz. Diğer yaş gruplarında Salmonella enfeksiyonları herhangi bir kayba ya da ciddi bir hastaneye yatışa gerek olmadan iyileşebilecekken, bu grupta hastaneye yatışa ya da istenmeyen sonuçlara sebep verebilir" diye konuştu. Enfeksiyonun belirtilerine de değinen Alpteker, hastalığın ateş, karın ağrısı, bulantı, kusma, kramp ve ishalle kendini gösterdiğini kaydetti. "Hijyen alışkanlıklarına dikkat etmek gerekir" Hacer Alpteker, hastalıktan korunmak için alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı: "Salmonella hastalığından korunmak için aslında çok basit önlemler alabiliriz. Bunların en başında, el yıkama ve hijyen alışkanlıklarına dikkat etmek gerekir. Mutlaka yemeklerden önce ve sonra ellerin sabunla beraber düzgünce yıkanması, tuvaletten önce ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerin yine aynı şekilde yıkanması çok önemlidir. Güvenli olmadığını düşündüğümüz hiçbir suyu tüketmememiz gerekiyor, mutlaka güvenli su temin etmemiz gerekiyor. Evimizde sebze ve meyvelerimizi bol akarsu altında iyice yıkamamız gerekiyor. Eğer pişirilerek tüketilebilecek bir durum varsa mutlaka iyi pişirmemiz gerekiyor. Yine et ve et ürünlerinin iyi pişirilerek tüketilmesi, pastörize ya da steril süt tercih edilmesi gerekiyor. Hasta insanların, gerekiyorsa mutlaka tedavi olması ya da diğer insanlara bulaştırmayı önlemek için el yıkamaya dikkat etmesi, kirli elleriyle etrafa dokunmaması gerekiyor. Mutfakta çiğ yumurta tüketiminden uzak kalmak, bazen rafadan ya da az pişmiş yumurtalar tercih edilebiliyor fakat yumurtaları da bu anlamda iyi pişirerek tüketmek gerekiyor. Bir de evcil hayvanlardan da bir miktar Salmonella bakterisi bulaşabiliyor, bunu unutmamak lazım. Özellikle sürüngenler dediğimiz hayvanlar, kaplumbağalar, kuşlar gibi hayvanlardan da bulaşma söz konusu. Bunun için bu tür hayvanlar varsa onların temizliği ve bakımında da dikkatli olmamız gerekiyor."
MUSKİ, Karabörtlen içme suyu hatlarını kamusal alana taşıyor
12 Aralık 2025 Cuma - 11:20 MUSKİ, Karabörtlen içme suyu hatlarını kamusal alana taşıyor MUSKİ Genel Müdürlüğü, Ula ilçesi Karabörtlen Mahallesi’nde içme suyu hatlarının vatandaşların parsellerinden geçmesi nedeniyle arızalara müdahalenin güçleşmesi sorununu ortadan kaldırıyor. İmara yeni açılan bölgeler ile mevcut ve yeni oluşan parsellerdeki içme suyu hatları düzenlenip kamusal alana taşınıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın talimatları doğrultusunda, il genelinde içme suyu sistemlerinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilirliğine yönelik yatırımlarına devam eden Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) ekipleri çalışmalarını Ula ilçesinin Karabörtlen Mahallesi’nde sürdürüyor. Oluşabilecek arızalara anında müdahale MUSKİ Genel Müdürlüğü ekipleri, Ula ilçesi Karabörtlen Mahallesi’nde içme suyu hatlarını modernize ederek daha güvenilir ve sürdürülebilir bir altyapı oluşturmak için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Çalışmalar kapsamında, mahalledeki içme suyu hatlarının vatandaşların parsellerinden geçmesi nedeniyle arızalara müdahalenin zorlaşmasının önüne geçmek amacıyla, imara yeni açılan bölgeler ile mevcut parsellerde mülkiyet içinde kalan hatların kamusal alana taşınması için kapsamlı bir altyapı yenileme çalışması yürütülüyor. Karabörtlen Mahallesi’nde vatandaşların parsel sınırları içerisinden geçen içme suyu hatlarında meydana gelen arızalara müdahalenin güçleşmesi ve bu nedenle su kesintilerinin uzaması sorununu ortadan kaldırmak üzerine harekete geçtiklerini söyleyen MUSKİ Akyaka İçme Suyu Ekipler Şefi Haluk Türkcan, "Ulu ilçesi Karabörtlen Mahallesi’nde imara yeni açılan parseller ve vatandaş mülkiyetinde kalan parsellerdeki şebeke hatlarımızın kadastrasını, depresyası ve yeni hat çekim işi yapıyoruz. Bu kapsamda toplam 1000 metrelik PVC 10 atık şebeke hatlı imareti yapmış olup 5 adet eski aboneyi kadastrasını alıyoruz, 3 adet de yeni abone imalatımıza başlıyoruz" dedi.
Kanser tedavisinde en önemli adım erken tanı
12 Aralık 2025 Cuma - 11:19 Kanser tedavisinde en önemli adım erken tanı Kanser vakaları dünya genelinde hızla artarken uzmanlar, hastalıkta hayat kurtaran en önemli adımın erken tanı olduğu konusunda uyarıyor. Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser tanısı alan hasta bulunduğunu belirterek, tarama ve kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Dünyada her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olan kanser hastalığı, hızla artan vaka sayılarıyla küresel bir sağlık tehdidi olmaya devam ediyor. Hastalıkta en kritik unsurun erken tanı olduğuna dikkat çeken uzmanlar, toplumun tarama programlarına yönelmesi gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar özellikle sigara, alkol, obezite, hareketsizlik, radyasyon gibi çevresel etkenlerin giderek arttığını, kanserin artık sadece ileri yaşlarda değil, daha genç kişilerde de görüldüğünü belirtiyor. Kanserin vücutta kontrolsüz bir şekilde çoğalan hücrelerin ve bunun tamir mekanizmalarında bozulma sonucu oluşan genel bir hastalık türü olduğunu söyleyen Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Kanser tüm dünyada hızla artış gösteriyor. Dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon yeni tanı alan hasta bulunuyor. Bunlardan da her yıl yaklaşık 10 milyon kişi hayatını bu hastalıktan dolayı kaybediyor. Dünyada ölüme bağlı nedenlerde kalp hastalıklarından sonra ikinci en sık hastalık kanser hastalığı. Bu nedenle de erken tanı bu hastalıkta önemli. Burada tanıda ve etiyolojide nedenleri açısından bakacak olursak özellikle çevresel ve genetik faktörler rol oynuyor. Çevresel faktörlerde de sigara, alkol, obezite, hareketsizlik, radyasyon, bazı enfeksiyöz nedenler rol alıyor. Tanıda da daha çok şikayet olarak hastalarımıza halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlık, bulantı, kusma, vücudun herhangi bir yerden olan kanamalar, daha çok şikayetler bu şekilde oluyor. Bu tür şikayetleri olan hastaların vakit kaybetmeden en yakın sağlık merkezine başvurmaları gerekmektedir" dedi. Erken tanı için tarama ve kontroller önemli Şikayet olmasa da özellikle tarama ve erken tanı açısından KETEM’de 3 kanser türünde tarama yapıldığını belirten Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Bunlardan birincisi meme kanseri. 40 yaş sonrasında kadınlarda yıllık klinik meme muayenesi ve 2 yılda bir mamografi kontrolü, rahim ağzı kanseri açısından da 30 yaş sonrasında özellikle 5 yılda bir smear testi ve HPV DNA testi yapılmaktadır. Yine kolorektal kanserler açısından yani kalın bağırsak kanserleri açısından da 50 yaş sonrasında 2 yılda bir gaita gizli kan testi yapılmaktadır. Bunları erken tanı açısından, şikayeti olmasa da kişilerin yaptırması gerekiyor. Tedavi açısından da cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormonoid tedaviler gündeme geliyor. Biz, Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde güncel tedavileri uygulayabilmekteyiz. Onkoloji Kliniğimiz de burada mevcut. Orada da radyoterapi hizmeti veriliyor. Teşhis amaçlı da kan tahlilleri, röntgen, ultrason, tomografi, MR gibi görüntüleme yöntemleri yapılabilmektedir. Kesin tanı amaçlı biyopsi bizim için önemli. Patoloji tarafından kanser tanısı kesin olarak orada konulmaktadır. Bunun dışında yine son dönemlerde olan genetik ve moleküler testler de özellikle kanser tanısında ve tedavi konusunda bize yardımcı olmaktadır. Hedefe yönelik tedaviler dediğimiz sağlıklı hücrelere etki etmeyen, kanser hücreleriyle savaşan tedaviler açısından da bu testler önem arz ediyor" ifadelerini kullandı. "Kanser, çevresel faktörlerin etkisiyle daha erken yaşlarda gözükebiliyor" Koruyucu önlemler açısından çevresel nedenlerden uzak durmak gerektiğini ifade eden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Sigarayı bırakmak, alkolü bırakmak, düzenli egzersiz, uygun bir diyet programı ve erken tanı, tarama açısından da KETEM’lerde bu taramalarımızı yaptırmamız kanser hastalığını önlemek açısından büyük rol oynuyor. Tıp onkolojisi olarak daha çok 18 yaş ve üstüne hizmet vermekteyiz. Kanser hastaları daha çok 50 yaş ve sonrasında görülmekte ama artık günümüzde çevresel faktörlerin etkisiyle daha erken yaşlarda gözükebiliyor. Çocukluk çağında da maalesef bu hastalık ortaya çıkmakta ama orada daha çok genetik faktörler rol oynamakta. O tür durumlarda çocukta belirti, şüpheli bir durum olduğu zaman en erken dönemde yine sağlık merkezine başvurmakta fayda var" diye konuştu.