SAĞLIK
Bahar aylarında çocuk sağlığı için dikkat zamanı 23 Mart 2026 Pazartesi - 16:49:09 Mevsim geçişlerinde çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklar artış gösterebiliyor. Uzmanlar, ebeveynlerin belirtileri yakından takip etmesi ve günlük alışkanlıklara özen göstermesinin önemine dikkat çekiyor. Mevsim geçişleriyle birlikte çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklarda artış gözlenebiliyor. Özel Adatıp Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Erbil Sak, bahar aylarında çocuk sağlığında dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Sak, hava sıcaklıklarındaki ani değişimlerin ve artan polen yoğunluğunun çocukları etkileyebildiğini belirterek, "Mevsim geçişlerinde özellikle soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonları, öksürük ve ateş gibi şikâyetler daha sık görülebiliyor. Bağışıklık sistemi bu dönemde daha hassas hale gelebilir. Uzun süren öksürük, yüksek ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalıdır. Erken dönemde yapılan muayene sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar" dedi. "Günlük alışkanlıklar önemli rol oynar" Bahar aylarında çocukların sağlığını korumak için düzenli uyku, dengeli beslenme ve yeterli sıvı tüketiminin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Sak, "Hijyen alışkanlıklarının sürdürülmesi ve çocukların dinlenmesine özen gösterilmesi bu dönemde koruyucu bir yaklaşım olabilir. "Bazı çocuklar bu süreci hafif geçirirken, bazıları daha sık enfeksiyon yaşayabilir. Bu nedenle belirtiler bireysel olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:48 DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) çocukların hem akademik başarısını hem de sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini belirten Psikolog İrem Güler, "Sosyal ilişkilerde dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) yalnızca çocukluk dönemine özgü bir durum olmadığına dikkat çekiliyor. Medical Park Ankara Hastanesi’nden Psikolog İrem Güler, bu nörogelişimsel tablonun ergenlik ve yetişkinlikte de devam edebileceğini, ancak doğru tanı ve çok yönlü destekle bireylerin yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabileceğini vurguladı. "DEHB dikkat, dürtü ve aktiviteyi etkileyen bir durumdur" DEHB’nin dikkat süreçlerini, dürtü kontrolünü ve aktivite düzeyini etkileyen bir durum olduğunu belirten Güler, "DEHB; yalnızca çocuklara özgü değildir, pek çok bireyde ergenlik ve yetişkinlik döneminde de varlığını sürdürür. Tanı için belirtilerin genellikle 12 yaşından önce başlaması beklenir ancak her zaman bu dönemde fark edilmeyebilir" diye konuştu. "‘Çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" DEHB’nin belirtilerinin dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını ifade eden Güler, "Dikkatini sürdürmekte zorlanma, sık hata yapma, eşyaları kaybetme ve görevleri organize edememe dikkat alanındaki güçlükler arasındadır. Hiperaktivite yerinde duramama ya da içsel huzursuzluk şeklinde ortaya çıkabilir. Dürtüsellik ise söz kesme, sırasını bekleyememe ve sonuçlarını düşünmeden hareket etme gibi davranışlarla kendini gösterir. Her bireyde aynı belirtiler görülmeyebilir. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite her zaman birlikte görülmez. Bu nedenle ‘çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" açıklamasında bulundu. "Okul başarısı ve sosyal ilişkiler etkilenebilir" DEHB’nin akademik performansı dolaylı olarak etkileyebileceğini aktaran Güler, "Dikkatini sürdürememe, ödevleri organize edememe ve zaman yönetiminde zorlanma notlara yansıyabilir. Sosyal ilişkilerde ise dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. "Tanı süreci çok yönlü değerlendirme gerektirir" Güler, tanının tek bir teste dayanmadığını vurgulayarak "Tanı süreci uzman tarafından yürütülür. Gelişim öyküsü, aile ve öğretmen gözlemleri ile belirtilerin birden fazla ortamda görülüp görülmediği birlikte değerlendirilir. Bazı durumlarda bilgisayar tabanlı testler de süreci desteklemek amacıyla kullanılabilir" şeklinde konuştu. Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Güler, şu bilgileri paylaştı: "İlaçlar dikkat ve dürtü kontrolünü düzenlerken, psikolojik destek bireye zaman yönetimi ve başa çıkma becerileri kazandırır. Hafif durumlarda yalnızca psikolojik destek yeterli olabilirken, orta ve ağır vakalarda iki yöntemin birlikte uygulanması daha etkili sonuçlar verir." Ailelere önemli uyarılar Ebeveynlerin ev ortamında sağlayacağı düzenin önemine dikkati çeken Güler, "Tutarlı bir günlük rutin oluşturmak, görevleri küçük parçalara bölmek, görsel hatırlatıcılar kullanmak ve çocuğun başarılarını takdir etmek motivasyonu artırır. Ekran süresinin sınırlandırılması ve düzenli uyku alışkanlığı da belirtilerin kontrolünde önemli rol oynar" ifadelerini kullandı. DEHB’li bireylerin güçlü yönlerine de değinen Güler, "Bu bireyler ilgi duydukları alanlarda yoğun odaklanma geliştirebilir. Hızlı problem çözme ve farklı düşünme becerileri sık görülen özellikler arasındadır. Doğru destekle bu özellikler önemli bir avantaja dönüşebilir" diye konuştu. Toplumda DEHB ile ilgili yanlış bilgilerin yaygın olduğunu söyleyen Güler, "DEHB tembellik ya da yaramazlık değildir. Nörobiyolojik temelli bir durumdur. ‘Sadece çocuklarda görülür’ ya da ‘ilaçlar çocuğu robotlaştırır’ gibi yanlış inanışlar, bireylerin destek almasını geciktirebilir" ifadelerine yer verdi. Güler, doğru tanı ve uygun destekle DEHB’li bireylerin hem eğitim hem de sosyal yaşamda başarılı ve üretken bireyler olabileceğinin altını çizdi.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:17 Alanya’da bayram tatili süresince 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunuldu Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, Ramazan Bayramı tatili süresince Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunulduğunu açıkladı. Bayram tatili süresince hastanede verilen sağlık hizmetlerini değerlendiren Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Arife günü de dâhil olmak üzere bayram tatili boyunca bin 221 sağlık personelimizle birlikte; Acil Servis, ameliyathane, yoğun bakım, doğumhane, diyaliz ve tüm yataklı servislerimizde kesintisiz sağlık hizmeti sunduk’’ dedi. 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildi Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bayram tatili boyunca 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildiğini aktaran Karakuş ‘’Bayram tatilinde Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verirken, 81 hastamızın ameliyatını başarıyla gerçekleştirdik. Ayrıca 121 hastamızın yatışı yapılarak tedavilerine yataklı servislerimizde devam edildi. Bu süreçte 4 bebeğimiz hastanemizde dünyaya gözlerini açtı ve ailelerinin mutluluğuna ortak olduk. 86 hastamıza diyaliz hizmeti verilirken, 5 hastamıza da anjiyo işlemi uygulandı. Yönetim ekibimiz, bayram süresince görev yapan sağlık personelimizle koordineli bir şekilde çalışarak hasta yoğunluğuna göre gerekli planlamaları ve takviyeleri gerçekleştirdi. Sağlık tesisimiz ve birimlerimiz yerinde incelenerek hizmetlerin aksamaması sağlandı. Bu yoğun süreçte büyük bir özveri ve ekip ruhuyla çalışan, Ramazan Bayramı’nı hastalarımızla birlikte geçirerek kesintisiz sağlık hizmeti sunan tüm meslektaşlarıma ve sağlık çalışanlarımıza şahsım ve vatandaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Tedavisi devam eden hastalarımıza da acil şifalar diliyorum" ifadesini kullandı.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:07 "Mevsimsel grip sanılıyor, kronik astıma dönüşebiliyor" Karadeniz Bölgesi’nde artan nem ve hava değişimlerinin alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" dedi. Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, Karadeniz Bölgesi’nde son yıllarda artış gösteren alerjik solunum yolu hastalıklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bölgenin nemli iklimi ve yoğun bitki örtüsünün alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, özellikle geçmeyen solunum şikayetlerinin mevsimsel hastalıklarla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Karadeniz’in iklim özelliklerinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Bölgede özellikle astım ve alerjik rinit vakalarında son yıllarda önemli bir artış gözlemleniyor" şeklinde konuştu. "Belirtiler grip ile karıştırılmamalı" Alerjik hastalık belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını dile getiren Uzm. Dr. Uluışık, "Burun tıkanıklığı, hapşırık, öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi şikayetler mevsimsel grip ile karıştırılmamalıdır" ifadelerine yer verdi. Bu tür şikayetlerin uzun sürmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, "Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" ifadelerini kullandı. "Tedavi edilmeyen alerji kronik astıma dönüşebilir" Alerjik hastalıkların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Uluışık, "Erken dönemde tedavi edilmeyen alerjik hastalıklar zamanla kronik astıma dönüşebiliyor. Özellikle risk grubunda yer alan bireylerin dikkatli olmalı ve düzenli kontrollerini aksatmamalı" diye konuştu. "Polen, nem ve ev tozu en önemli tetikleyiciler" Uzm. Dr. Uluışık, bahar aylarında artan polen yoğunluğunun alerjik hastalıkları tetiklediğine dikkat çekerek, "Samsun’da özellikle bahar aylarında polen yoğunluğu, kıyı bölgelerde ise nem ve ev içi toz akarları hastalıkları tetikleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor" şeklinde konuştu. Alerjik hastalıklardan korunmak için bazı önlemlerin alınması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Uluışık, "Risk grubundaki kişilerin sigara dumanından uzak durmaları, yaşam alanlarını düzenli havalandırmaları ve kontrollerini aksatmamaları önemlidir" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı ile kontrol mümkün" Alerjik hastalıkların erken tanı ile kontrol altına alınabileceğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, şu ifadelere yer verdi: "Sürekli tekrarlayan öksürük, nefes darlığı veya burun akıntısı sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Erken tanı ile astım ve alerjik hastalıkların kontrol altına alınması mümkündür. Sağlıklı nefes, güçlü bir yaşamdır. Nefesinizi ihmal etmeyin."
Genel Cerrahi Uzmanı Gökbayır: "Hemoroidde tedavi yakınmanın düzeyine göre planlanıyor"
17 Aralık 2025 Çarşamba - 10:43 Genel Cerrahi Uzmanı Gökbayır: "Hemoroidde tedavi yakınmanın düzeyine göre planlanıyor" Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Gökbayır, hemoroid tedavisinde ilk adımın bağırsak alışkanlıklarını düzene sokmak olduğunu söyledi. Tedavi yaklaşımının hastanın yakınmaları ve muayene bulgularına göre değiştiğine vurgu yapan Gökbayır, şikayetlerin ilerlemesi ile lazer tedavisinin de öne çıkan seçeneklerden biri olduğuna dikkat çekti. Güven Çayyolu Tıp Merkezi Genel Cerrahi Bölümü’nden Uzm. Dr. Hakan Gökbayır, halk arasında basur ya da mayasıl olarak bilinen hemoroidin, anüs bölgesindeki toplardamarların genişlemesiyle ortaya çıktığını belirtti. Hemoroidde ağrı, makattan kanama, kaşıntı ve tahriş, akıntı ve ıslaklık hissi gibi şikâyetler görülebileceğini ifade eden Dr. Gökbayır, lazer tedavisinin temel amacının damarlara enerji vererek hemoroid damarlarını büzüştürmek ve kapatmak olduğunu söyledi. Gökbayır, lazerin özellikle uygun hastalarda etkili bir seçenek olabildiğini vurguladı. "Tanı muayene ile konur, gerekirse rektoskopi yapılır" Tanının çoğu zaman muayene ile konulduğunu belirten Gökbayır, "Bazı hastalarda tanıyı netleştirmek için rektoskopi yapılması gerekebilir. Hemoroid oluşumunda genetik yatkınlık, uzun süren kabızlık, gebelik, obezite ve düzensiz tuvalet alışkanlığı önemli nedenler arasındadır. Orta dereceli hemoroidlerde lastik bant ligasyonu, infrared ve skleroterapi gibi yöntemler de anestezi gerektirmeden uygulanabilir" dedi. Gökbayır, daha ileri durumlarda ise anestezi ile yapılan yöntemlerin daha iyi sonuç verebildiğini belirterek, bu aşamada lazer, longo (stapler hemoroidopeksi) ve anüs bölgesindeki atardamarın bağlanması gibi seçeneklerin değerlendirilebileceğini aktardı. "Tedavi planı kişiye özel yapılmalı" En iyi sonucun, hastanın muayene bulguları ve şikayet düzeyine göre doğru yöntemin seçilmesiyle elde edildiğini vurgulayan Gökbayır, "Hangi yöntemin tercih edileceğine; yaş, yaşam tarzı, şikayetlerin şiddeti ve ne kadar sık tekrar ettiği ile muayene bulgularına göre karar vermek gerekir. Cerrahi yöntemler arasında hemoroidlerin kesilip çıkarılması ve dikişle kapatılması yöntemi de günümüzde hala kullanılmaktadır. Bu işlemlerde ileri teknolojik cihazlardan yararlanılabiliyor" şeklinde konuştu. Hemoroid ameliyatı olan hastaların çoğunun aynı gün ya da ertesi gün taburcu edildiğini belirten Dr. Gökbayır, uygulanan yönteme ve kanama, şişlik, akıntı gibi şikayetlerin olup olmamasına göre iyileşme süresinin 1 hafta ile 1 ay arasında değişebildiğini söyledi. Ayrıca hastanın çoğu zaman ameliyat günü ayağa kalkabildiğini ve kısa sürede günlük yaşama dönebildiğini ifade etti.
Diyarbakır’da il kanser danışma kurulu toplantısı yapıldı
17 Aralık 2025 Çarşamba - 10:42 Diyarbakır’da il kanser danışma kurulu toplantısı yapıldı Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk’ün başkanlığında, dünyada ve Türkiye’de sıklığı gittikçe artan kanserin önlenmesine yönelik tedbirlerin alınmasını amaçlayan il kanser danışma kurulu toplantısı yapıldı. Toplantı, Dicle Üniversitesi, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İlçe Sağlık Müdürleri ile Kamu ve Özel Hastane yöneticileri ile Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri sorumlu hekimlerinin katılımıyla gerçekleştirildi. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk yaptığı açılış konuşmasında, ‘’İldeki kanser çalışmalarının etkin yürütülebilmesi, kanser kayıt, tarama, erken teşhis, kanser kontrol, epidemiyolojik araştırma ve benzeri konularda müdürlüğümüze görüş bildirmek, eğitim programlarına öneri ve katkı sağlamak amacıyla il kanser danışma kurulu toplanmıştır. Kanser, önlenebilir, erken tanı ile tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bilgi eksikliği, korku, ihmal gibi nedenlerle tanı geciktiğinde tedavi de güçleşmektedir. Aynı zamanda sosyal, psikolojik, ekonomik yönden de hasta, hasta yakınları ve toplumun önemli bir kısmını etkileyebilmektedir. Kanser türlerinin uyarılarını erken tespit etmek, bulgularını araştırmak ve ileri tetkik için hastaların sevk edilmesi, erken tanı şansını arttırmaktadır. 2025 yılının ilk 11 ayında İlimizde yapılan toplum tabanlı kanser tarama faaliyetlerinde meme kanseri taraması 27 bin 808 kadına yapılmış, 681 şüpheli olguya rastlanan kadın takibe alınmış olup 56 kadına da kanser tanısı konularak tedavilerine başlanmıştır. Serviks kanseri taraması 38 bin 817 kadına yapılmış, 416 şüpheli olguya rastlanan kadın takibe alınmış olup 3 kadına da kanser tanısı konularak tedavilerine başlanmıştır. Kolon kanseri taraması 54 bin 564 kadın-erkeğe yapılmış, 444 şüpheli olguya rastlanan hasta takibe alınmış olup 2 kişiye kanser tanısı konularak tedavilerine başlanmıştır. Toplum tabanlı yürütülen kanser taramaları kapsamında 40-69 yaş arası kadın nüfusa meme kanseri, 30-65 yaş arası kadın nüfusa serviks kanseri (Rahim Ağzı), 50-70 yaş arası kadın-erkek nüfusa bağırsak kanseri taramaları yapılmaktadır. Kanserde erken teşhis konulması amacıyla taramalar Aile Sağlığı Merkezleri, Sağlıklı Hayat Merkezleri, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), mobil KETEM’lerimizde ücretsiz olarak yapılmaktadır’’ dedi. Toplantıda, kanser birim sorumlusu Dt. Hülya Batgi’nin 2025 yılı aktif kanser kayıt istatistiği ve toplum tabanlı kanser tarama faaliyetlerine ait veriler ile ilgili sunumu sonrası, Diyarbakır’da yürütülen kanser tespit ve kayıt çalışmaları, tarama, erken teşhis, kontrol ve epidemiyolojik araştırmalar görüşüldü.
Uzmanından ailelere uyarı! "Ekran sessizce çocukluğu tüketiyor"
17 Aralık 2025 Çarşamba - 10:31 Uzmanından ailelere uyarı! "Ekran sessizce çocukluğu tüketiyor" Sivas Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Beyza Karataş Bozok, kontrolsüz ekran kullanımının çocukluk çağında sessiz bir kriz hâline geldiğini belirterek aileleri yaşa uygun sınırlar konusunda net ve kararlı olmaya çağırdı. Dr. Bozok, özellikle yaşamın ilk yıllarında ekranla tanışmanın çocuk gelişimi açısından ciddi riskler taşıdığına dikkat çekerek, "İki yaşın altındaki çocuklarda ekran kullanımı bir gereklilik değil, gelişimi olumsuz etkileyebilecek bir etmendir" ifadelerini kullandı. Bu dönemde ekranın; dil gelişimini, dikkat süresini ve ebeveyn-çocuk etkileşimini olumsuz etkilediğini vurguladı. Okul öncesi dönemde ekran süresinin kontrolsüz şekilde artmasının çocuklarda davranış sorunlarına zemin hazırladığını belirten Bozok, "İki ile altı yaş arasındaki bir çocuk için ekranla geçirilen sürenin artması, oyun yoluyla öğrenmeyi ve sosyal gelişimi sınırlandırırken, aile-çocuk etkileşimini de sekteye uğratmaktadır" dedi. İlkokul çağında ekranın çoğu zaman ödül ya da oyalanma aracı olarak kullanıldığını söyleyen Dr. Bozok, bunun akademik başarıyı doğrudan etkilediğine işaret ederek, "Bu yaş grubunda ekranın kontrolsüz kullanımı; dikkat, öğrenme süreçleri ve okul motivasyonu üzerinde belirgin olumsuz etkilere yol açmaktadır" uyarısında bulundu. Ergenlik döneminde ise riskin çok daha görünmez ama derin olduğunu ifade eden Bozok, sınırsız ekran kullanımının bağımlılık davranışlarını tetiklediğini belirtti. "Ergenlerde ekran kullanımının denetimsiz hâle gelmesi, ruh sağlığını olumsuz etkileyen bir risk faktörüdür" diyen Bozok, bu durumun uyku bozuklukları, içe kapanma ve duygu durum sorunlarıyla yakından ilişkili olduğunu vurguladı. Dr. Beyza Karataş Bozok, yaşa uygun ekran sınırlarının yalnızca çocuklar için değil, aile düzeni için de koruyucu olduğunun altını çizerek, "Çocuğa koyulan ekran sınırı, aslında ailenin ruh sağlığını koruyan bir sınırdır" diye konuştu.
Kadın Hastalıkları Uzmanı Diribaş: "İnfluenza grubu virüslerin anne karnındaki bebeklere geçişi olmuyor"
17 Aralık 2025 Çarşamba - 10:11 Kadın Hastalıkları Uzmanı Diribaş: "İnfluenza grubu virüslerin anne karnındaki bebeklere geçişi olmuyor" Gebelerin gribal enfeksiyon geçirirken panik halinde bebeğe de bulaştığını düşünerek kendilerine başvurduğunu dile getiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Kemal Diribaş, "Özellikle kış aylarında influenza grubu virüslerin bebekler üzerine anne karnında geçişi olmuyor. O yüzden bebekler genelde etkilenmiyor" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Kemal Diribaş, kış mevsiminde gebelerin çok sık soğuk algınlığı kaptığını fakat bu durumdan bebeklerin etkilenmediğini belirtirken Pnömoniye dönüşen hastalıklarda klinik açısından bir risk olduğunu ifade etti. Gebelerde soğuk algınlığı özellikle kış aylarında çok sık karşılaştıklarını aktaran Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Kemal Diribaş, "Gebeler, gribal enfeksiyon geçirirken panik halinde bebeğe de bulaştığını düşünerek bizlere başvuruyorlar. Özellikle kış aylarında influenza grubu virüslerin bebekler üzerine anne karnında geçişi olmuyor. O yüzden bebekler genelde etkilenmiyor. İnfluenza grubu enfeksiyonu ağır geçiren özellikle Pnömoniye dönüşen alt solunum yolu enfeksiyonu geçirirlerse o zaman klinik açısından bizim için riskli grup oluşturuyor. Viral enfeksiyon deyip basite de almıyoruz. İlerleme ihtimali oluyor. Kişinin direncine göre bunlar ağır da geçirilebiliyor. Özellikle gebelikte immun sistem baskılandığı için bu enfeksiyonları daha ağır geçirme riski oluyor. Bu nedenle mutlaka gribal enfeksiyon geçiren gebelerin bir kliniğe başvurması gerekiyor" diye konuştu. Diribaş, "Klinik değerlendirme sonucunda hafif, orta veya ağır geçirebileceği tahmin edilerek ona göre ilaç tedavileri veriyoruz. Çoğunlukla hastalarda hafif semtpomatik tedavilerle gribal enfeksiyon 1 hafta 10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşiyor. Gebelerin özellikle okula giden küçük çocukları varsa enfeksiyonu taşıyabiliyorlar. Gebeler daha çok hastalığı kendi çocuklarının taşıma yoluyla kapıyorlar. O yüzden gribe yakalanan çocuğu varsa veya öğretmen gebelerimiz varsa gribal enfeksiyon geçiren kişilerle özellikle kuluçka döneminde ilk 3 gün içerisinde yakın temasta bulunmamaları, solunum yoluyla bulaştığı için maske takmalarını öneriyoruz. C vitamini almalarını istiyoruz. Bol bol sıvı da alarak hastalığı daha hafif düzeyde atlatabilirler" şeklinde konuştu.
Uzmanından H3N2 uyarısı: "2026 yılı Mart ayına dikkat"
17 Aralık 2025 Çarşamba - 10:11 Uzmanından H3N2 uyarısı: "2026 yılı Mart ayına dikkat" Son zamanlarda yayılmaya başlayan H3N2 gribi dikkat çekerken, uzmanlar yeni bir salgın dalgasına karşı uyardı. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Rıza Şahin, koronavirüslerin 4 yılda bir salgın yaptığını belirterek, "2026 Mart ayına yaklaşırken mutajen influenza ve koronavirüslerin tipik salgınlarının zamanına giriyoruz. İnsanları dikkatli olmaya çağırıyorum" dedi. Avustralya’da görülmeye başlanan, ardından İngiltere ve İspanya’da hastanelerin dolup taşmasına neden olan H3N2 grip salgını ülkemizde de görülmeye başlandı. Birçok hasta hastanelere başvurup tedavi olmaya başlarken uzmanlar, influenzanın her 4 yılda bir değişim geçirdiğini, 4 sene önce ’koronavirüs’ adını aldığını, bu sene ise ’H3N2 grip salgını’ olduğunu belirtti. Dünya genelinde alarm zillerini çaldıran mutasyona uğramış H3N2 grip virüsü, kıtalar arası hızla yayılırken küresel grip dengelerini altüst etti. "Semptomlar değişmiyor, sadece bulaşıcılığı artıyor" Konuyla ilgili Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Rıza Şahin, gazetecilere açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Şahin, H3N2 virüsünün belirtilerinin griple aynı olduğuna dikkat çekerek, "Bu virüs, bildiğimiz influenza. İnfluenza, yani grip yapan virüslerin temel karakterlerinden biride sürekli mutasyona uğramaları. Bu değişimler eğer anlamlı olursa o zaman ya bulaşıcılıkları ya da ağır ölüm yapıcı etkileri değişiyor. Şu anki virüs daha bulaşıcı. Avustralya’dan ülkemize doğru yavaşça giriyor. Bu açıdan dikkatli olmamız lazım. Yüksek ateş veya şiddetli halsizliğe ek olarak kuru öksürüğünüz, bulantı, kusmanız, baş ağrınız varsa zaten gripsiniz demektir. Semptomlar değişmiyor, sadece bulaşıcılığı artıyor" ifadelerini kullandı. "Maske ve mesafeye dikkat" Kış aylarında virüslerin kolay bulaştığına da vurgu yapan Doç. Dr. Şahin, "Soğuk hava, nemli hava virüsün yaşam şartlarını kolaylaştırıyor. H3N2 dediğimiz influenzanın yeni gelen mutajen suş daha bulaşıcı. Hasta kişinin çıkartılarından uzak durmalıyız. 1 metre mesafe olacak, hasta kişiler de maskesini takacak" diye konuştu. "İnsanları dikkatli olmaya çağırıyorum" İnfluenzanın 4 yılda bir mutasyona uğrayıp bulaşıcılığının arttığına dikkat çeken, 2022 yılının Mart ayında son kovid vakalarının görüldüğünü belirten Doç. Dr. Şahin, daha sonra şunları söyledi: "5 sene önce kovid salgını yaşadık. En son omicron suşu vardı. 2022 yılının Ocak ayından sonra vaka sayıları 100-120 binlere tırmandı ve koronavirüs insana evrimleşti. Bir nevi artık kovid gripleşti. Bu tip insana evrimleşmiş koronavirüsler 4 yılda 1 salgın yapar. 2022 Mart ayında son görülen vakalar mevcuttu. 4 yıl geçti, 2026 Mart ayına geliyoruz. Bir yanda mutajen influenza, bir yanda da insana evrimleşmiş koronavirüslerin tipik salgınlarının zamanına giriyoruz. İnsanları dikkatli olmaya çağırıyorum."
Profesör uyardı: "Süper grip kapıda"
17 Aralık 2025 Çarşamba - 10:10 Profesör uyardı: "Süper grip kapıda" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, Avrupa’da etkili olan ve "süper grip" olarak adlandırılan erken grip dalgasına dikkat çekerek, benzer bir tablonun Türkiye’de de görülebileceği uyarısında bulundu. Prof. Dr. Özkaya, soğuk algınlığı, grip ve Kovid-19 belirtilerinin birbirine karışabildiğini belirterek, vatandaşların semptomları iyi ayırt etmesi gerektiğini söyledi. Son günlerde birçok kişinin öksürük ve hapşırık şikâyeti yaşadığını ifade eden Prof. Dr. Özkaya, "Ortada çok sayıda soğuk algınlığı ve grip vakası dolaşıyor. Vatandaşların en çok merak ettiği konu bunun soğuk algınlığı mı, grip mi yoksa kovid mi olduğu" dedi. "Süper grip yeni bir virüs değil" Süper grip tanımının yeni bir virüsü ifade etmediğini vurgulayan Prof. Dr. Özkaya, "Bu yıl normalden daha erken ortaya çıkan gribi tarif etmek için bu ifade kullanılıyor. Avrupa’da influenza A(H3N2) virüsünün mutasyona uğramış bir versiyonu dolaşımda. Bazılarının ‘alt sınıf K’ olarak adlandırdığı bu türe karşı mevcut grip aşıları hâlâ etkili" diye konuştu. Kapalı alanlar riski artırıyor Soğuk havaların tek başına nezleye neden olduğuna dair net bilimsel kanıtlar olmadığını belirten Özkaya, "Ancak havaların soğumasıyla birlikte insanlar kapalı, sıcak ve kalabalık ortamlara yöneliyor. Bu ortamlar virüsler için oldukça elverişli. Okulların açılmasıyla çocuklar birçok virüsü evlerine taşıyabiliyor. Aynı durum üniversite yurtları için de geçerli. Ayrıca yoğun alkol tüketimi ve uykusuzluk bağışıklık sistemini zayıflatıyor" şeklinde konuştu. Belirtilerin ayırt edilmesi Soğuk algınlığı, grip ve Kovid-19’un bazı belirtilerinin örtüştüğünü söyleyen Prof. Dr. Özkaya, temel farkları şöyle sıraladı: "Soğuk algınlığı: Belirtiler kademeli başlar. Daha çok burun ve boğazı etkiler. Kulakta basınç hissi, boğazda gıdıklanma ve balgamlı öksürük görülebilir. Genellikle günlük yaşamı tamamen durdurmaz. Grip: Aniden başlar. Ateş, kas ağrıları, halsizlik, yorgunluk ve kuru öksürük ön plandadır. Çoğu zaman yatak istirahati gerektirir. Kovid-19: Grip benzeri belirtilere ek olarak tat veya koku kaybı görülebilir. Yeni varyantlarda keskin boğaz ağrısı ve ishal de sık rastlanan şikâyetler arasındadır." "Dinlenmek ve evde kalmak önemli" Hastalık belirtileri gösteren kişilere çağrıda bulunan Prof. Dr. Özkaya, "Önerimiz, belirtiler başladığında evde kalmak, dinlenmek ve iyileşmeye odaklanmak. Gerekli durumlarda mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı" ifadelerini kullandı.
Kahta’da Prostat Kanseri tanısı yerinde yapılacak
17 Aralık 2025 Çarşamba - 10:02 Kahta’da Prostat Kanseri tanısı yerinde yapılacak Kahta Devlet Hastanesi, prostat kanserinin tanısında kritik bir rol oynayan Transrektal Prostat Biyopsisi (TRUS-Bx) uygulamasını ilk kez hayata geçirerek, hastaların çevredeki illere sevk edilmesine gerek bırakmayan önemli bir adım attı. Adıyaman’ın Kahta ilçesinde sağlık altyapısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar meyvelerini vermeye devam ediyor. Kahta Devlet Hastanesi, önemli bir tıbbi yeniliği daha hizmete sunarak Transrektal Prostat Biyopsisi (TRUS-Bx) işlemini ilk kez başarıyla gerçekleştirdi. Prostat kanserinin erken ve doğru tanısında büyük önem taşıyan bu ileri tanı yöntemi, Üroloji Uzmanı Op. Dr. İbrahim Sibal ve alanında deneyimli sağlık ekibi tarafından modern tıbbi teknikler eşliğinde uygulandı. TRUS-Bx yöntemi ile prostat dokusundaki şüpheli alanlardan hedefe yönelik biyopsi alınabiliyor; bu sayede tanı süreci hem daha güvenilir hem de hasta açısından daha konforlu hale geliyor. Yeni uygulamanın hayata geçirilmesiyle birlikte; Prostat kanserinde erken teşhis imkanları güçlendi. İl dışına yapılan hasta sevklerinde ciddi bir azalma sağlandı. Hastalar tanı ve tedavi süreçlerine kendi ilçelerinde daha hızlı erişebilir hale geldi. Bu gelişmenin sadece bir tıbbi işlem olmadığını vurgulayan Kahta Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mustafa Akel, aynı zamanda ilçenin sağlık vizyonu açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Başhekim Uzm. Dr. Akel, "Amacımız, vatandaşlarımızın nitelikli sağlık hizmetlerine başka merkezlere gitmek zorunda kalmadan ulaşabilmesini sağlamak. Bu doğrultuda teknik altyapımızı güçlendirmeye, hekim kadromuzu ve uzmanlık alanlarımızı genişletmeye kararlılıkla devam ediyoruz. Kâhta Devlet Hastanesi, bölge halkına güven veren ve çağdaş tıbbın imkânlarını sunan bir sağlık merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor" dedi. Gerçekleştirilen bu uygulama, Kâhta’da sağlık alanında atılan yenilikçi adımların somut bir göstergesi olarak değerlendirilirken, hastanenin bölgesel sağlık hizmetlerinde üstlendiği rolü de daha da güçlendirmiş oldu.
Aşırı kırmızı et tüketimi, kanser riskini arttırıyor
17 Aralık 2025 Çarşamba - 10:02 Aşırı kırmızı et tüketimi, kanser riskini arttırıyor Kanserin dünya genelinde ölümlere sebep olan en yaygın hastalıklardan biri olduğunu belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı, ancak birçok kanser türünün ortaya çıkması engellenebilir ve kanser riskini azaltmak için birçok adım atılabileceğini söyledi. Kanser riskini azaltmak için sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek çok önemli olduğuna dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı, beslenme tavsiyelerinde bulundu. Avcı, "Aşırı miktarda kırmızı et tüketimi kolon, rektum ve prostatkanseri riskini artırmaktadır. Aşırı kilonun ve yetersiz fiziksel aktivitenin göğüs, rahim, kolon ve yemek borusu kanserine sebep olabilir. Salamura et ve şarküteri tüketiminin kolon ve rektum kanserine yakalanma riskini artırır. Balık tüketiminin kolon ve rektum kanseri riskini azaltır. Bazı besinler toksik bileşenler içerir. Bu bileşenlerin bazıları pişirme yöntemleri sebebiyle açığa çıkar. Bazıları ise tarımda kullanılan zirai ilaç ve kimyasalların, kimyasal gübrelerin, parazit ilaçlarının kalıntılarıdır. Bu kimyasalların besinlerde bıraktığı kalıntılar insan sağlığı için son derece zararlıdır. Bu tarım ilaçlarının ilk kurbanları ise bu tehlikenin farkında olmayan çiftçilerdir. Ürünlerin hasat sonunda depolama, saklama, işleme ve arıtma teknikleri son derece önemlidir. Bu aşamalarda yapılan hatalar sağlığımız için gerekli gıdaları birer silah haline dönüştürebilir" dedi. Vücudun su ve mineral ihtiyacının dengeli olarak karşılanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Avcı, "Bir yetişkinin günlük su ihtiyacı 2,5 litredir. Bunun 1 litresini tükettiğimiz gıdalardan alırken, kalan 1,5 litresini içeceklerden almak gerekir. Günde en az 4 porsiyon meyve tüketilmeli, mevsim meyveleri tercih edilmeli. Meyvelerin farklı öğünlerde tüketilmesi gerekiyor. Günde bir veya iki porsiyon çiğ sebze ve en az bir porsiyon pişmiş sebze tüketilebilir. Yeşil, sarı, kırmızı sebzelerden her gün en az birer porsiyon tüketilmesi gerekir" diye konuştu. Nohut, kuru fasulye ve barbunya gibi kuru baklagillerin kırmızı etten daha fazla tüketilmesi gerektiğini ifade eden Avcı, önerilerin besinleri şöyle sıraladı; "Haftada bir, mümkünse iki ya da üç kez balık tüketilmelidir. Yapay tatlandırıcı içeren tüm içeceklerden uzak durulmalı. Özellikle semizotu ve ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler, antioksidan etki gösteren betakaroten ve lutein açısından zengindir. Kuarsetin tam bir antioksidan, antiinflamatuvar ve antialerjik etkiye sahiptir. Ek olarak antikanserojen kansere karşı koruyucu etkisi unutulmamalıdır. Kuarsetin daha çok soğan, elma ve karabuğdayda daha az miktarda da brüksel lahanası, lahana ve kuruyemişlerde bulunur. Domates, bir antioksidan olan likopen kaynağıdır. Ek olarak karoten ve vitamin E içerir. Likopen prostat ve akciğer kanserine karşı koruyucu özellik gösterir." "Kansere karşı koruma sağlayacak tek bir besin yoktur" Zeytinyağının Akdeniz ülkelerinde daha fazla tüketildiğini söyleyen Avcı, özellikle sızma zeytinyağının rafine zeytinyağından çok daha fazla polifenol içerdiğini vurgulayarak, "Polifenol tüketimi, kanser vakaları ve kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin görülme sıklığını azaltır" dedi. Prof. Dr. Avcı, şöyle devam etti; "Soğan ve sarmısak bolca tüketilmelidir. Soğan ve sarımsak güçlü bir karsinojen olan nitrozaminleri bloke ederek bizleri kansere karşı korur. Brokoli özellikle prostat kanserine karşı koruyucu rolü olan glukorafanin içerir. Kırmızı üzüm bolca resveratrol içerir. Resveratrol kansere karşı koruyucu özellik gösterirken kanser hücrelerinin büyümesini de önler. Ahududu, çilek ve yaban mersini gibi orman meyveleri antikanserojen olan elarjik asitten zengin meyvelerdir. Elarjik asit kiraz, armut, elma ve kivide de bulunur. Doğadaki birçok besin kaynağı insanın gelişimi için gereklidir." Sağlıklı beslenmenin tek başına yeterli olamayacağını ifade eden Prof. Dr. Avcı, "Sağlıklı var olabilmek için sağlıklı yaşamayı öğrenmek gerekiyor. Spor yapmalı, zararlı alışkanlıklardan uzak durmalı, stres faktörlerini iyi yönetebilmeli, dinlenmeli ve farklı hobiler ile uğraşmalıyız. Unutmayalım, bizi kansere karşı koruyacak veya bizim kanserimizi tedavi edebilecek tek bir besin yoktur" diye konuştu.
Uzmanından gereksiz antibiyotik kullanımı uyarısı
17 Aralık 2025 Çarşamba - 10:01 Uzmanından gereksiz antibiyotik kullanımı uyarısı Kış aylarında çocuklarda sıkça rastlanan mevsimsel enfeksiyonlar aileleri tedirgin ederken, Uzm. Dr. Özge Yurtseven her ateşli hastalıkta veya kan tahlilindeki CRP yüksekliğinde antibiyotiğe sarılmanın yanlış olduğunu belirterek, "Ailelerin bu konuda bilinçli olması ve çocuklarımıza gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmamız gerekiyor" dedi. Düzce’de havaların iyice soğuması ve kış aylarının etkisini göstermesiyle birlikte çocuklarda görülen grip, nezle ve soğuk algınlığı vakalarında artış yaşandı. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, havaların soğumasıyla grip ve nezle vakalarında artış gözlemlendiğini belirtti. Hastalık sürecinde çocuğun genel durumunun ateşin yüksekliğinden daha önemli olduğuna dikkati çeken Yurtseven, "Burada ilk dikkat edilmesi gereken çocukların klinik durumudur. Çocuğun keyfi yerinde mi, beslenmesi iyi mi, bunlara bakılması lazım. Bazen sadece burun akıntısı ve öksürükle seyreden, 2-3 günde kendini sınırlayan nezle durumları olabilir. Bu gibi durumlarda çocukların tedavisi evde yapılabilir ancak ani ve dirençli ateş yükselmesinde mutlaka hekime başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı. "Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının" Her hastalıkta antibiyotik kullanımının doğru olmadığını vurgulayan Yurtseven, kan tahlillerindeki CRP (C-reaktif protein) yüksekliğiyle ilgili şu bilgileri paylaştı: "CRP yüksekliği her zaman enfeksiyon anlamına gelmez. Enflamasyon gibi başka durumlarda da bu değerlerde artış görebiliyoruz. Her CRP yüksekliğinde antibiyotik vermiyoruz. Ailelerin bu konuda bilinçli olması ve çocuklarımıza gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmamız gerekiyor." "Çocukların ateşi bir anda geçmeyebilir" Özge Yurtseven, 3-6 aydan küçük bebeklerin mevsimsel enfeksiyonlardan ciddi şekilde etkilenebileceğine işaret ederek, hırıltılı solunum, hızlı nefes alıp verme ve öksürük gibi durumlarda vakit kaybetmeden acil servise başvurulması gerektiğini kaydetti. Ateşin seyri hakkında da aileleri bilgilendiren Yurtseven, "Çocukların ateşi bir anda geçmeyebilir, bu süreç 2-3 gün sürebilir. Eğer ateş 3 günden uzun sürüyorsa, ateşe vücutta döküntü eşlik ediyorsa, çocukta hızlı veya zor nefes alma durumu varsa ve beslenmesi bozulmuşsa bu durumlar acildir. Ancak çocuğun genel durumu iyiyse, beslenmesi normalse ve ateş düşürücüye yanıt veriyorsa evde takip edilebilir" dedi.
’Vücut dışında 10 gün yaşayabilen HPV virüsü çocuklara bulaşabilir’
17 Aralık 2025 Çarşamba - 09:58 ’Vücut dışında 10 gün yaşayabilen HPV virüsü çocuklara bulaşabilir’ Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bahtiyar Çiftci, 7-10 güne kadar vücut dışında hayatta kalabilen HPV virüslerinin anne ile aynı evde yaşayan çocuklara teorik olarak bulaşabileceğini, bu bulaşın da 25 yıl sonra rahim ağzı kanseri ya da boğaz lezyonlarına sebep olabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi doktorlarından Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bahtiyar Çiftci, kadınlardan en çok görülen 4. kanser türü olan rahim ağzı kanseri hakkında bilgiler verdi. Aşılanmanın öneminden bahseden Çiftci, HPV virüsünden korunmak ve bulaşmasını önlemek için yapılması gereken hususlar hakkında da açıklamalarda bulundu. Yılda 340 bin kadının rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybettiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çiftci, "Rahim ağzı kanseri, dünyada kadınlarda en çok görülen 4. kanser türü. Bu kanserin tamamına yakının nedeni HPV virüsü. Her yıl dünyada 600 binden fazla kadında ilerlemiş rahim ağzı kanseri tanısı konuluyor ve 340 bini bundan kaynaklı olarak ölüyor. Bu ölümcül kanserden korunmak için aşılanma ve ulusal tarama programlarında var olan HPV ve smear testi ile korunmak mümkün. Bu kanserin taramaları HPV DNA testi ve pap smear testi ile yapılır. Pap smear de rahim ağzı ve vajinadan alınan sürüntü örneği patologlar değerlendiriyor. HPV DNA’da ise en yüksek riskli 15 tip taranıyor. HPV testinin kanseri tespit etme oranı yüzde 95 civarında, pap smear de ise bu oran yüzde 60 oranında" dedi. "HPV virüsü çocuğa bulaşabilir, virüs vücut dışında 10 güne kadar canlı kalıyor" Kendilerine en çok gelen sorunun virüsün evdeki çocuğa bulaşıp bulaşmayacağı yönünde olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Çiftci, "HPV virüsü ile ilgili en çok sorulan soru; ‘HPV pozitifim çocuğuma bulaşır mı?’ şeklinde oluyor. Evet, HPV’nin vücut dışında 7-10 güne kadar canlılığını devam ettirdiğini biliyoruz. Çocuğa bulaşabilir. Bulaş riski her zaman var. Genel hijyen kurallarına uyulması ve aşılamanın yapılmasının ardından endişe duymamalarını söylüyoruz. HPV virüsü çocuklara bulaşırsa bu virüs 25 yıl sonra rahim ağzı kanserine dönüşebilir. O anlamda bir risk taşıyabilir. HPV bulaşan çocukta ilerleyen döneme kadar bir belirti görülmez. HPV virüsü sadece rahim ağzı kanserine ya da genital kanserlere sebep olmuyor. Orofaringeal (yutma, boğaz kasları) hastalıklarına da neden olabilir. HPV virüsü cildi tuttuğu için sadece kanser yapar demek doğru değildir" diye konuştu. Virüsten korunma ve tedavi yöntemleri hakkında da bilgi veren Çiftci, "Rahim ağzı kanserinin ilk bulgusu vajinal kanama, kötü kokulu akıntı, yoğun akıntı şikayetidir. Rahim ağzı kanseri sinsi ilerleyen bir kanser türüdür. Rutin tarama bu açıdan önemli. Tarama sonucu bir bulgu göstermeyen HPV virüsünü tespit edebiliyoruz. Böylece rahim ağzı kanserinden hastaları koruyoruz. Aşı, yüksek oranda rahim ağzı kanserinden koruyuculuk sağlıyor. 26 yaşına kadar yapılan aşılama yüzde 90’ın üzerinde koruma sağlıyor. Aşılama programına 9 yaşından 45 yaşına kadar kadın ve erkeklerde yapılabilir diyoruz. Üst yaş sınırı yok. Riskli grupta 45 yaş sonrası için de aşılama önerebiliriz. Bu kanserde şüpheli lezyon bulduğumuzda ilk aşamada rahimin alınması gerekmiyor. Rahim ağzındaki şüpheli bölgenin çıkarılması yeterli oluyor. Rahim ağzında şüpheli lezyon olmadığını görene kadar rahim ağzının çıkartılması denilen bir tedavi yöntemi var. Rahim ağzının çıkartılması gebeliğe engel bir durum değil. Bu şekilde de gebelik oluşabilir. Ancak gebelikle ilgili bazı komplikasyonlar, rahim ağzı yetmezliği, erken doğum gibi durumlarla karşılaşabiliriz. Bu açıdan da işlem yapılan hastaları uyarıyoruz. HPV 16-18 pozitif hastalarda aşılanmasını öneriyoruz. Aşının içerisinde 9 en yüksek riskli HPV virüsüne karşı koruyuculuk sağlayan ajanlar var. Aşılama HPV pozitifse dahi yapılabilir. 9-15 yaş arasında 2 doz, 15 yaşından sonra ise 3 doz aşı yapılabilir" şeklinde konuştu.
"Mevsim geçişinde uykusuzluk artabilir"
17 Aralık 2025 Çarşamba - 09:58 "Mevsim geçişinde uykusuzluk artabilir" Mevsim geçişlerinde uykusuzluğun arttığına dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, "Mevsim geçişlerinde sıcaklık farkları, rüzgâr ve nem değişiklikleri vücutta fiziksel stres oluşturur. Melatonin ve kortizol gibi uyku ve stresi düzenleyen hormonlar ışık-karanlık döngüsünden doğrudan etkilenir. Mevsim geçişlerinde ışık yoğunluğu değiştiğinde uyku-uyanıklık sinyalleri de bozulabilir" dedi. İstinye Üniversitesi Liv Hospital Bahçeşehir Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, mevsim geçişlerinde hava, sıcaklık ve ışık-karanlık döngüsündeki değişimlerin vücudun biyolojik ritmi üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu belirterek uykusuzluğun bu dönemlerde daha sık görüldüğünü söyledi. "Ani sıcaklık değişimleri biyolojik ritmi bozabilir" Mevsim geçişlerinde sıcaklık farkları, rüzgâr ve nem değişikliklerinin vücutta fiziksel stres oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Güngen, üst solunum yolu enfeksiyonlarının da bu dönemlerde arttığını, bunun da uyku düzenini olumsuz etkilediğini ifade etti. "Işık-karanlık döngüsündeki değişim uykuyu etkiliyor" Vücudun biyolojik saati olan sirkadiyen ritmin ışığa en duyarlı sistemlerden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngen, "Melatonin ve kortizol gibi uyku ve stresi düzenleyen hormonlar ışık-karanlık döngüsünden doğrudan etkilenir. Mevsim geçişlerinde ışık yoğunluğu değiştiğinde uyku-uyanıklık sinyalleri de bozulabilir" dedi. "Uykusuzluk bağışıklığı ve günlük performansı düşürüyor" Uyku sırasında metabolik atıkların temizlendiğini, beyin sağlığı, hafıza, öğrenme, hormonal denge ve doku onarımının bu sayede sağlandığını belirten Prof. Dr. Güngen, "Kaliteli uyku olmazsa bağışıklık düşer. Yorgunluk, halsizlik, odaklanma güçlüğü ve ruh halinde dalgalanmalar daha sık görülür" şeklinde konuştu. "Mevsim geçişlerinde dikkat edilmesi gerekenler" Prof. Dr. Güngen, dikkat edilmesi gereken bazı belirtilerle ilgili şu bilgileri paylaştı: "Uykuya dalmada güçlük, sürekli yorgunluk, halsizlik, dikkat ve konsantrasyon sorunları, ruh halinde belirgin değişiklikler, enfeksiyonlara yatkınlık." "Uyku düzenini korumak için öneriler" Prof. Dr. Güngen, uyku hijyeninin önemine dikkat çekerek şu önerilerde bulundu: "Her gün aynı saatte yatıp kalkın. Saat 17.00’den sonra kahve, çay, çikolata gibi uyarıcıları tüketmeyin. Yatmadan önce ışık ve gürültüyü azaltın. Elektronik cihazları yatak odasından uzaklaştırın. Ağır yemek, alkol ve sigaradan kaçının. Gündüz uykularını sınırlayın. Düzenli hafif-orta egzersiz yapın (yatmaya yakın olmamalı). Gevşeme teknikleri ve meditasyon uygulayın." "Alkol, sigara ve ağır yemekler de uyku kalitesini düşürebilir" Kafeinin uyarıcı etkisinin özellikle akşam saatlerinde uykuya geçişi zorlaştırdığını belirten Prof. Dr. Güngen, "Alkol, sigara ve ağır yemekler de uyku kalitesini düşürebilir. Elektronik cihazlardan yayılan mavi ışık melatonin üretimini baskıladığı için yatmadan en az 1 saat önce kullanımı bırakılmalıdır" ifadelerini kullandı. "Kronik hastalığı olanlar daha dikkat etmeli" Kronik hastalığı veya düzenli ilaç kullanımı olan kişilerde uyku düzeninin daha kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngen, "Bu bireyler mutlaka 7-9 saat uyumalı ve özellikle melatonin salgısının en yoğun olduğu 00.00-03.00 saatlerini uykuda geçirmelidir" dedi. Ne zaman doktora başvurulmalı? Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, hangi durumlarda bir uzmana başvurulması gerektiğini şöyle sıraladı: "Uykusuzluk günlük yaşamı, iş ya da okul performansını etkiliyorsa, şikâyet birkaç günle sınırlı kalmayıp devam ediyorsa, uyku hijyenine dikkat edilmesine rağmen düzelme olmuyorsa."
Kadın Hastalıkları Uzmanı Diribaş: "İnfluenza grubu virüslerin anne karnındaki bebeklere geçişi olmuyor"
17 Aralık 2025 Çarşamba - 09:51 Kadın Hastalıkları Uzmanı Diribaş: "İnfluenza grubu virüslerin anne karnındaki bebeklere geçişi olmuyor" Gebelerin gribal enfeksiyon geçirirken panik halinde bebeğe de bulaştığını düşünerek kendilerine başvurduğunu dile getiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Kemal Diribaş, "Özellikle kış aylarında influenza grubu virüslerin bebekler üzerine anne karnında geçişi olmuyor. O yüzden bebekler genelde etkilenmiyor" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Kemal Diribaş, kış mevsiminde gebelerin çok sık soğuk algınlığı kaptığını fakat bu durumdan bebeklerin etkilenmediğini belirtirken Pnömoniye dönüşen hastalıklarda klinik açısından bir risk olduğunu ifade etti. Gebelerde soğuk algınlığı özellikle kış aylarında çok sık karşılaştıklarını aktaran Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Kemal Diribaş, "Gebeler, gribal enfeksiyon geçirirken panik halinde bebeğe de bulaştığını düşünerek bizlere başvuruyorlar. Özellikle kış aylarında influenza grubu virüslerin bebekler üzerine anne karnında geçişi olmuyor. O yüzden bebekler genelde etkilenmiyor. İnfluenza grubu enfeksiyonu ağır geçiren özellikle Pnömoniye dönüşen alt solunum yolu enfeksiyonu geçirirlerse o zaman klinik açısından bizim için riskli grup oluşturuyor. Viral enfeksiyon deyip basite de almıyoruz. İlerleme ihtimali oluyor. Kişinin direncine göre bunlar ağır da geçirilebiliyor. Özellikle gebelikte immun sistem baskılandığı için bu enfeksiyonları daha ağır geçirme riski oluyor. Bu nedenle mutlaka gribal enfeksiyon geçiren gebelerin bir kliniğe başvurması gerekiyor" diye konuştu. Diribaş, "Klinik değerlendirme sonucunda hafif, orta veya ağır geçirebileceği tahmin edilerek ona göre ilaç tedavileri veriyoruz. Çoğunlukla hastalarda hafif semtptomatik tedavilerle gribal enfeksiyon 1 hafta 10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşiyor. Gebelerin özellikle okula giden küçük çocukları varsa enfeksiyonu taşıyabiliyorlar. Gebeler daha çok hastalığı kendi çocuklarının taşıma yoluyla kapıyorlar. O yüzden gribe yakalanan çocuğu varsa veya öğretmen gebelerimiz varsa gribal enfeksiyon geçiren kişilerle özellikle kuluçka döneminde ilk 3 gün içerisinde yakın temasta bulunmamaları, solunum yoluyla bulaştığı için maske takmalarını öneriyoruz. C vitamini almalarını istiyoruz. Bol bol sıvı da alarak hastalığı daha hafif düzeyde atlatabilirler" şeklinde konuştu. (MK-CK-