SAĞLIK
Bahar aylarında çocuk sağlığı için dikkat zamanı 23 Mart 2026 Pazartesi - 16:49:09 Mevsim geçişlerinde çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklar artış gösterebiliyor. Uzmanlar, ebeveynlerin belirtileri yakından takip etmesi ve günlük alışkanlıklara özen göstermesinin önemine dikkat çekiyor. Mevsim geçişleriyle birlikte çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklarda artış gözlenebiliyor. Özel Adatıp Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Erbil Sak, bahar aylarında çocuk sağlığında dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Sak, hava sıcaklıklarındaki ani değişimlerin ve artan polen yoğunluğunun çocukları etkileyebildiğini belirterek, "Mevsim geçişlerinde özellikle soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonları, öksürük ve ateş gibi şikâyetler daha sık görülebiliyor. Bağışıklık sistemi bu dönemde daha hassas hale gelebilir. Uzun süren öksürük, yüksek ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalıdır. Erken dönemde yapılan muayene sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar" dedi. "Günlük alışkanlıklar önemli rol oynar" Bahar aylarında çocukların sağlığını korumak için düzenli uyku, dengeli beslenme ve yeterli sıvı tüketiminin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Sak, "Hijyen alışkanlıklarının sürdürülmesi ve çocukların dinlenmesine özen gösterilmesi bu dönemde koruyucu bir yaklaşım olabilir. "Bazı çocuklar bu süreci hafif geçirirken, bazıları daha sık enfeksiyon yaşayabilir. Bu nedenle belirtiler bireysel olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:48 DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) çocukların hem akademik başarısını hem de sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini belirten Psikolog İrem Güler, "Sosyal ilişkilerde dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) yalnızca çocukluk dönemine özgü bir durum olmadığına dikkat çekiliyor. Medical Park Ankara Hastanesi’nden Psikolog İrem Güler, bu nörogelişimsel tablonun ergenlik ve yetişkinlikte de devam edebileceğini, ancak doğru tanı ve çok yönlü destekle bireylerin yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabileceğini vurguladı. "DEHB dikkat, dürtü ve aktiviteyi etkileyen bir durumdur" DEHB’nin dikkat süreçlerini, dürtü kontrolünü ve aktivite düzeyini etkileyen bir durum olduğunu belirten Güler, "DEHB; yalnızca çocuklara özgü değildir, pek çok bireyde ergenlik ve yetişkinlik döneminde de varlığını sürdürür. Tanı için belirtilerin genellikle 12 yaşından önce başlaması beklenir ancak her zaman bu dönemde fark edilmeyebilir" diye konuştu. "‘Çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" DEHB’nin belirtilerinin dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını ifade eden Güler, "Dikkatini sürdürmekte zorlanma, sık hata yapma, eşyaları kaybetme ve görevleri organize edememe dikkat alanındaki güçlükler arasındadır. Hiperaktivite yerinde duramama ya da içsel huzursuzluk şeklinde ortaya çıkabilir. Dürtüsellik ise söz kesme, sırasını bekleyememe ve sonuçlarını düşünmeden hareket etme gibi davranışlarla kendini gösterir. Her bireyde aynı belirtiler görülmeyebilir. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite her zaman birlikte görülmez. Bu nedenle ‘çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" açıklamasında bulundu. "Okul başarısı ve sosyal ilişkiler etkilenebilir" DEHB’nin akademik performansı dolaylı olarak etkileyebileceğini aktaran Güler, "Dikkatini sürdürememe, ödevleri organize edememe ve zaman yönetiminde zorlanma notlara yansıyabilir. Sosyal ilişkilerde ise dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. "Tanı süreci çok yönlü değerlendirme gerektirir" Güler, tanının tek bir teste dayanmadığını vurgulayarak "Tanı süreci uzman tarafından yürütülür. Gelişim öyküsü, aile ve öğretmen gözlemleri ile belirtilerin birden fazla ortamda görülüp görülmediği birlikte değerlendirilir. Bazı durumlarda bilgisayar tabanlı testler de süreci desteklemek amacıyla kullanılabilir" şeklinde konuştu. Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Güler, şu bilgileri paylaştı: "İlaçlar dikkat ve dürtü kontrolünü düzenlerken, psikolojik destek bireye zaman yönetimi ve başa çıkma becerileri kazandırır. Hafif durumlarda yalnızca psikolojik destek yeterli olabilirken, orta ve ağır vakalarda iki yöntemin birlikte uygulanması daha etkili sonuçlar verir." Ailelere önemli uyarılar Ebeveynlerin ev ortamında sağlayacağı düzenin önemine dikkati çeken Güler, "Tutarlı bir günlük rutin oluşturmak, görevleri küçük parçalara bölmek, görsel hatırlatıcılar kullanmak ve çocuğun başarılarını takdir etmek motivasyonu artırır. Ekran süresinin sınırlandırılması ve düzenli uyku alışkanlığı da belirtilerin kontrolünde önemli rol oynar" ifadelerini kullandı. DEHB’li bireylerin güçlü yönlerine de değinen Güler, "Bu bireyler ilgi duydukları alanlarda yoğun odaklanma geliştirebilir. Hızlı problem çözme ve farklı düşünme becerileri sık görülen özellikler arasındadır. Doğru destekle bu özellikler önemli bir avantaja dönüşebilir" diye konuştu. Toplumda DEHB ile ilgili yanlış bilgilerin yaygın olduğunu söyleyen Güler, "DEHB tembellik ya da yaramazlık değildir. Nörobiyolojik temelli bir durumdur. ‘Sadece çocuklarda görülür’ ya da ‘ilaçlar çocuğu robotlaştırır’ gibi yanlış inanışlar, bireylerin destek almasını geciktirebilir" ifadelerine yer verdi. Güler, doğru tanı ve uygun destekle DEHB’li bireylerin hem eğitim hem de sosyal yaşamda başarılı ve üretken bireyler olabileceğinin altını çizdi.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:17 Alanya’da bayram tatili süresince 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunuldu Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, Ramazan Bayramı tatili süresince Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunulduğunu açıkladı. Bayram tatili süresince hastanede verilen sağlık hizmetlerini değerlendiren Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Arife günü de dâhil olmak üzere bayram tatili boyunca bin 221 sağlık personelimizle birlikte; Acil Servis, ameliyathane, yoğun bakım, doğumhane, diyaliz ve tüm yataklı servislerimizde kesintisiz sağlık hizmeti sunduk’’ dedi. 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildi Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bayram tatili boyunca 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildiğini aktaran Karakuş ‘’Bayram tatilinde Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verirken, 81 hastamızın ameliyatını başarıyla gerçekleştirdik. Ayrıca 121 hastamızın yatışı yapılarak tedavilerine yataklı servislerimizde devam edildi. Bu süreçte 4 bebeğimiz hastanemizde dünyaya gözlerini açtı ve ailelerinin mutluluğuna ortak olduk. 86 hastamıza diyaliz hizmeti verilirken, 5 hastamıza da anjiyo işlemi uygulandı. Yönetim ekibimiz, bayram süresince görev yapan sağlık personelimizle koordineli bir şekilde çalışarak hasta yoğunluğuna göre gerekli planlamaları ve takviyeleri gerçekleştirdi. Sağlık tesisimiz ve birimlerimiz yerinde incelenerek hizmetlerin aksamaması sağlandı. Bu yoğun süreçte büyük bir özveri ve ekip ruhuyla çalışan, Ramazan Bayramı’nı hastalarımızla birlikte geçirerek kesintisiz sağlık hizmeti sunan tüm meslektaşlarıma ve sağlık çalışanlarımıza şahsım ve vatandaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Tedavisi devam eden hastalarımıza da acil şifalar diliyorum" ifadesini kullandı.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:07 "Mevsimsel grip sanılıyor, kronik astıma dönüşebiliyor" Karadeniz Bölgesi’nde artan nem ve hava değişimlerinin alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" dedi. Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, Karadeniz Bölgesi’nde son yıllarda artış gösteren alerjik solunum yolu hastalıklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bölgenin nemli iklimi ve yoğun bitki örtüsünün alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, özellikle geçmeyen solunum şikayetlerinin mevsimsel hastalıklarla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Karadeniz’in iklim özelliklerinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Bölgede özellikle astım ve alerjik rinit vakalarında son yıllarda önemli bir artış gözlemleniyor" şeklinde konuştu. "Belirtiler grip ile karıştırılmamalı" Alerjik hastalık belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını dile getiren Uzm. Dr. Uluışık, "Burun tıkanıklığı, hapşırık, öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi şikayetler mevsimsel grip ile karıştırılmamalıdır" ifadelerine yer verdi. Bu tür şikayetlerin uzun sürmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, "Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" ifadelerini kullandı. "Tedavi edilmeyen alerji kronik astıma dönüşebilir" Alerjik hastalıkların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Uluışık, "Erken dönemde tedavi edilmeyen alerjik hastalıklar zamanla kronik astıma dönüşebiliyor. Özellikle risk grubunda yer alan bireylerin dikkatli olmalı ve düzenli kontrollerini aksatmamalı" diye konuştu. "Polen, nem ve ev tozu en önemli tetikleyiciler" Uzm. Dr. Uluışık, bahar aylarında artan polen yoğunluğunun alerjik hastalıkları tetiklediğine dikkat çekerek, "Samsun’da özellikle bahar aylarında polen yoğunluğu, kıyı bölgelerde ise nem ve ev içi toz akarları hastalıkları tetikleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor" şeklinde konuştu. Alerjik hastalıklardan korunmak için bazı önlemlerin alınması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Uluışık, "Risk grubundaki kişilerin sigara dumanından uzak durmaları, yaşam alanlarını düzenli havalandırmaları ve kontrollerini aksatmamaları önemlidir" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı ile kontrol mümkün" Alerjik hastalıkların erken tanı ile kontrol altına alınabileceğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, şu ifadelere yer verdi: "Sürekli tekrarlayan öksürük, nefes darlığı veya burun akıntısı sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Erken tanı ile astım ve alerjik hastalıkların kontrol altına alınması mümkündür. Sağlıklı nefes, güçlü bir yaşamdır. Nefesinizi ihmal etmeyin."
10 yıllık böbrek hastası, 1 yıldır beklediği nakille adeta yeniden doğdu
17 Aralık 2025 Çarşamba - 13:30 10 yıllık böbrek hastası, 1 yıldır beklediği nakille adeta yeniden doğdu Antalya’da beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın ailesi tarafından bağışlanan karaciğer ve iki böbrek, nakil bekleyen hastalara umut oldu. Böbrek nakli yapılan 47 yaşındaki Eşe Çalışkan, "Organ nakli yapılacağını duyduğumda yeniden doğdum. Telefonum çaldığında kızım açtı ve ’Anne hemen gidiyoruz’ dedi. O an yeniden doğdum. Bir kızım, bir oğlum var. Çocuklarım için yaşamak istedim. Allah’ıma binlerce şükür bugünü gördüm" dedi. Antalya’nın Manavgat ilçesinde 67 yaşındaki erkek hasta, beyin kanaması şüphesiyle yaklaşık 15 gün önce Manavgat Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yoğun bakım ünitesinde tedavisi süren hastanın beyin ölümünün gerçekleşmesinin ardından Manavgat Devlet Hastanesi Organ Nakli Koordinatörlüğü, hasta yakınlarıyla temasa geçti. Ailenin organ bağışını kabul etmesi üzerine, 14 Aralık Pazar günü akşam saatlerinde hayatını kaybeden hastanın karaciğeri ve iki böbreği, Antalya’dan gelen uzman ekip tarafından alındı. Alınan organlardan karaciğer ve bir böbrek Antalya’ya, diğer böbrek ise Konya’ya gönderildi. Organ bağışının ardından, polikistik böbrek hastalığı nedeniyle yaklaşık 1 yıldır nakil bekleyen evli ve iki çocuk annesi Eşe Çalışkan’a, Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi’nde sol böbrek nakli gerçekleştirildi. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Uzm. Dr. Eyüp Mehmet Kılınç ve ekibi tarafından başarıyla tamamlandı. "Nakil için kadavra listesinde bekliyordu" Operasyonu gerçekleştiren Uzm. Dr. Eyüp Mehmet Kılınç, hastanın uzun süredir böbrek yetmezliğiyle mücadele ettiğini belirterek, süreci şu sözlerle anlattı: " Eşe hanımda polikistik böbrek hastalığına bağlı böbrek yetmezliği tanısı yaklaşık 10 yıldır mevcuttu. Bir yıl önce merkezimize organ nakli için başvurdu. Yakın çevresinde uygun verici bulunamadığı için kadavra listesine kaydedilmişti. Pazar günü bir hastamızın organlarının bağışlanması üzerine, bu böbreğin Eşe hanıma uygun olduğunu tespit ettik ve kendisini merkeze çağırdık. Pazartesi sabah ameliyattan çıktığında yeni böbreği gayet iyi çalışıyordu. Böbrek, bekleme listesinde yalnızca Eşe hanımla uyumluydu. Bu nedenle tek bir hastayı çağırdık." Ameliyat sürecine de değinen Kılınç, "Ameliyat öncesinde hastamızda doğal olarak stres ve korku vardı. Ancak ameliyat sonrası süreci oldukça olumlu geçiyor. Kendisi pozitif bir hasta, iyileşme süreci de gayet iyi. Şu an hem hastamız mutlu hem biz mutluyuz" ifadelerini kullandı. "Her 10 nakilden biri kadavra bağışıyla" Organ bağışının önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Kılınç, Türkiye’de kadavra bağışıyla yapılan nakillerin halen yetersiz olduğunu vurgulayarak, "Ülkemizde kadavra bağışıyla yapılan organ nakilleri ne yazık ki çok az. Bizim merkezimizde de her 10 nakilden yalnızca biri kadavra bağışıyla gerçekleşiyor. Türkiye genelinde de tablo bu şekilde. Organ bağışının artması, bekleme listesindeki hastalar için hayati önem taşıyor" dedi. "Çocuklarım her gün soluğumu dinliyordu" Nakil sonrası duygularını paylaşan Eşe Çalışkan ise yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı: "Polikistik böbrek hastalığı annemden irsi olarak bana geçti, yaklaşık 10-12 yıldır bu hastalıkla yaşıyorum. Son bir yıldır nakil bekliyordum ve çok umutsuzdum. Nakil beklerken halsizdim, ayaklarımda ağrılar bitmiyordu, uykularım kaçıyordu. Sıkıntılarım başlamıştı. Çocuklarım gözüme bakıyordu, her gün benim soluğumu dinliyorlardı." Bağışçı aileye teşekkür eden Çalışkan, "Allah bağışlayan aileden razı olsun, mekanı Cennet olsun. Organ bağışı çok önemli, çünkü bu gerçekten çok çaresiz bir durum. Telefonum çaldığında kızım açtı ve ’Anne hemen gidiyoruz’ dedi. O an yeniden doğdum. Bir kızım, bir oğlum var. Çocuklarım için yaşamak istedim. Allah’ıma binlerce şükür bugünü gördüm. Doktorlarımızdan Allah bin kere razı olsun. Haber geldiğinde biz gelene kadar bütün ekip her şeyi hazırlamışlar" diye konuştu. "Bir telefon her şeyi değiştirdi" Eşe Çalışkan’a refakat eden kızı Nazlı Balık da yaşadıkları duyguları, "Açıkçası umutsuzduk. Ama o telefon geldikten sonra her şey değişti. Bizim için büyük bir şans oldu. Herkes organlarını bağışlamalı. Organlarını bağışlayan aileden Allah razı olsun, mekanı Cennet olsun" sözleriyle dile getirdi.
Sağlık-Sen anaokulu sağlık profesyonellerinden tam not aldı
17 Aralık 2025 Çarşamba - 12:55 Sağlık-Sen anaokulu sağlık profesyonellerinden tam not aldı Sağlık-Sen, Ankara’da açtığı anaokulu ile sağlık ve sosyal hizmet profesyonellerinden tam not aldı. Sağlık-Sen, Ankara’da açtığı anaokulu ile sağlık ve sosyal hizmet profesyonellerinin önemli bir ihtiyacına cevap veriyor. Etlik Şehir Hastanesi, Ankara İl Sağlık Müdürlüğü ve GATA Hastanesi gibi sağlık kurumlarına yakın bölgede hizmet veren Sağlık-Sen Anaokulu, sağlık profesyonellerinin en çok tercih ettiği kreşlerden birisi oldu. Dil eğitimi, manevi değerler eğitimi, robotik kodlama eğitimi ile çocukların bilgi ve becerilerinin artıracak eğitim politikasını benimseyen Sağlık-Sen Anaokulu, sağlık ve sosyal hizmet profesyonellerinden tam not aldı. "Eğitim olarak içerik dolu dolu" Sağlık-Sen Anaokulu hakkında görüşlerini paylaşan sağlık ve sosyal hizmet profesyonelleri verilen eğitimin kalitesinden ve çocuklarının mutluluğundan bahsetti. Çalışan anne-babalar için kreşin zorunlu olduğunu dile getiren bir veli, "Böyle bir kreş keşke diyoruz daha önce açılsaydı. Çünkü kızımı ben sabah okula bırakırken gerçekten çok mutlu bir şekilde bırakıyorum. Aynı şekilde zor bir şekilde alıyorum akşam dönerken. Çünkü gerçekten çok seviyor" dedi. Diğer bir veli ise verilen eğitimin kalitesinden bahsederek, "Eğitim olarak içerik çok dolu. Müfredat dolu dolu. İngilizce ve Fransızca eğitimi alıyor. Manevi değerler eğitimi alıyor. Robotik Kodlama eğitimi alıyor oğlum. Robotik Kodlama eğitimiyle zaten teknolojiye olan ilgisi daha da arttı ve günümüz şartlarına uygun bir şekilde paralelde ilerliyoruz" ifadelerini kullandı.
Albert Einstein’ın mezun olduğu Zürih Üniversitesi’nden Dr. Humayun Kakar’a büyük onur
17 Aralık 2025 Çarşamba - 12:53 Albert Einstein’ın mezun olduğu Zürih Üniversitesi’nden Dr. Humayun Kakar’a büyük onur İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Humayun Kakar, İsviçre Zürih Üniversitesi’nde yürütülen ve dünyanın en saygın kalp yetersizliği programları arasında yer alan ileri uzmanlık eğitimini 60 hekim arasında 2’ncilikle tamamlayarak, Avrupa Kardiyoloji Derneği tarafından "Kalp Yetersizliği Uzmanı" unvanına layık görüldü. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Bölümü hekimlerinden Uzm. Dr. Humayun Kakar, Albert Einstein’ın doktora eğitimini aldığı üniversite olan İsviçre’de Zürih Üniversitesi / University Hospital Zurich (USZ) bünyesinde yürütülen ve uluslararası alanda yüksek saygınlığa sahip 2 yıllık Kalp Yetersizliği İleri Uzmanlık Eğitim Programı’nı (PCHF - Advanced Studies in Heart Failure) üstün bir başarıyla tamamladı. Dünyanın farklı ülkelerinden katılan 60 hekim arasından 2’ncilik derecesi elde eden Dr. Kakar, gösterdiği akademik ve klinik performansla ödüle layık görüldü. Programın başarıyla tamamlanmasının ardından Uzm. Dr. Humayun Kakar,Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) ve Avrupa Kalp Yetersizliği Derneği (HFA) tarafından resmi olarak "Kalp Yetersizliği Uzmanı (Heart Failure Specialist)" unvanı almaya hak kazandı. "Bu başarıyı ülkeme ve hastalarıma hizmet etmek için taşıyorum" Elde ettiği başarıya ilişkin değerlendirmede bulunan İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Humayun Kakar, şu ifadeleri kullandı: "Bilim tarihine yön vermiş, Albert Einstein’ın doktora yaptığı ve kardiyoloji alanında ilklerin yaşandığı Zürih Üniversitesi’nde bu eğitimi almak benim için büyük bir onurdu. Programı 2’ncilik derecesi ve ödülle tamamlamak ise ayrı bir gurur kaynağı oldu. Avrupa Kardiyoloji Derneği ve Avrupa Kalp Yetersizliği Derneği tarafından ‘Kalp Yetersizliği Uzmanı’ olarak onaylanmak, mesleki yolculuğumda çok kıymetli bir aşama. Burada edindiğim bilgi ve deneyimi, ülkemizde ve görev yaptığım hastanemde hastalarımın yaşam kalitesini artırmak için kullanacak olmaktan büyük mutluluk duyuyorum." ‘Bilim tarihine yön veren bir merkezde ileri uzmanlık’ Zürih Üniversitesi, yalnızca tıp alanında değil, bilim tarihinde de önemli bir yere sahip köklü bir kurum olarak öne çıkıyor. Albert Einstein’ın doktora eğitimini aldığı üniversite olan Zürih Üniversitesi, aynı zamanda modern kardiyolojinin dönüm noktalarından birine de ev sahipliği yaptı. 16 Eylül 1977’de, Zürih Üniversitesi Hastanesi’nde görev yapan Andreas Grüntzig, dünyada ilk kez kalp damarına balon anjiyoplasti (PCI) işlemini gerçekleştirerek girişimsel kardiyolojinin temellerini attı. Dr. Kakar’ın eğitim aldığı bu merkez, bugün de kardiyoloji alanında öncü çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.
Zübeyde Hanım Kadın Eğitim ve Sosyal Tesisi’nde kadın sağlığı konuşuldu
17 Aralık 2025 Çarşamba - 11:47 Zübeyde Hanım Kadın Eğitim ve Sosyal Tesisi’nde kadın sağlığı konuşuldu Kepez Belediyesi, "Yaşlı Dostu Kepez Projesi" kapsamında Zübeyde Hanım Kadın Eğitim ve Sosyal Tesisi’nde "Kadın Hastalıkları ve Sağlığı" konulu bir söyleşi düzenledi. Kepez Belediyesi, Zübeyde Hanım Kadın Eğitim ve Sosyal Tesisi’nde "Kadın Hastalıkları ve Sağlığı" konulu bir söyleşi gerçekleştirildi. Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Perisa Sadıkoğlu, kadınların yaş alma sürecinde karşılaşabileceği sağlık değişimlerini, menopoz yönetimini, düzenli sağlık kontrollerinin önemini ve yaygın kadın hastalıklarının erken belirtilerini anlattı. Katılımcılara, sağlık konuları sade ve anlaşılır bir dille aktarılırken, kadınların kendi sağlıklarını daha yakından takip edebilmeleri ve ihtiyaç duyduklarında doğru sağlık hizmetlerine erişebilmeleri için pratik bilgiler de paylaşıldı. Söyleşi boyunca katılımcıların soruları yanıtlandı, farkındalığı artırmaya yönelik bilgilendirmeler yapıldı. Kepez Belediyesi, yaşlı dostu bir şehir anlayışının sadece mekansal düzenlemelerle sınırlı olmadığını, kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesini, doğru bilgiye ve hizmetlere erişimini güçlendirmeyi hedefliyor. Kepez Belediyesi bu doğrultuda kadınların yaşam kalitesini artırmaya yönelik bilgilendirici ve farkındalık oluşturan çalışmalarını aralıksız sürdürecek.
Acil tıp eğitiminde dijitalleşme çalışmasına uluslararası kongrede ödül
17 Aralık 2025 Çarşamba - 11:43 Acil tıp eğitiminde dijitalleşme çalışmasına uluslararası kongrede ödül Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil tıp uzmanı Dr. Ayhan Tabur, sağlık yönetimi alanında düzenlenen uluslararası bir kongrede önemli bir başarı elde etti. Dr. Tabur’un "Acil Tıp Eğitiminde Dijitalleşmenin Öğrenim Süreçlerine Katkısı ve Sanal Simülasyon" başlıklı çalışması, 16. Uluslararası Sağlık ve Hastane Yönetimi Kongresi kapsamında en iyi poster sunumu ikincilik ödülüne layık görüldü. Sağlık Akademisyenleri Derneği (SAD) ile Kuzey Karolina Pembroke Üniversitesi (UNC-Pembroke) iş birliğinde, Antalya’da düzenlenen kongrenin başkanlığını Prof. Dr. H. Seval Akgün ve Prof. Dr. Allen C. Meadors yürüttü. Kongrede sürdürülebilir sağlık sistemleri, dijital hastanelerin organizasyonu, yönetimi ve sağlık alanında finansal okuryazarlık gibi güncel konular ele alındı. Ödüle layık görülen çalışmada, acil tıp eğitiminde dijitalleşmenin öğrenme süreçlerine katkısı bilimsel veriler ışığında değerlendirildi. Özellikle sanal simülasyon uygulamalarının, acil servis ortamında karşılaşılan yüksek riskli ve hızlı karar verilmesi gereken klinik senaryoların eğitiminde önemli avantajlar sunduğu vurgulandı. Çalışmada, sanal simülasyonların hekimlerin klinik becerilerini geliştirdiği, ekip içi iletişimi güçlendirdiği ve hata yapma riskini azaltarak güvenli bir öğrenme ortamı sağladığı ifade edildi. Kongre kapsamında sunulan posterler bilimsel özgünlük, yöntemsel yeterlilik, yenilikçi yaklaşım ve sunum kalitesi gibi kriterler doğrultusunda jüri tarafından değerlendirildi. Yapılan değerlendirme sonucunda Dr. Tabur’un posteri, en iyi poster sunumu ikincilik ödülüne layık görülerek başarı belgesi ile ödüllendirildi. Ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda akademisyen, sağlık yöneticisi ve uygulayıcının katıldığı kongrede, sağlık hizmetlerinin geleceğinde dijital dönüşümün rolü kapsamlı biçimde ele alındı. Etkinlik, sağlık eğitiminde yenilikçi yaklaşımların paylaşılmasına ve disiplinler arası iş birliğinin güçlendirilmesine katkı sundu. Dr. Ayhan Tabur, aldığı ödülün acil tıp eğitiminde dijital uygulamaların yaygınlaştırılması açısından önemli bir motivasyon kaynağı olduğunu belirterek, bilimsel çalışmalarını sürdürmeye devam edeceğini ifade etti.
ADÜ Hastanesi’nden ailelere çağrı: "Yenidoğan taramalarını ihmal etmeyin"
17 Aralık 2025 Çarşamba - 11:40 ADÜ Hastanesi’nden ailelere çağrı: "Yenidoğan taramalarını ihmal etmeyin" ADÜ Hastanesi Çocuk Metabolizma Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Emine Göksoy, doğumdan sonraki ilk günlerde yapılan yenidoğan tarama testleri sayesinde birçok ciddi hastalığın erken teşhis edilerek kalıcı hasarların önlenebildiğini vurguladı. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Hastanesi, Ulusal Yenidoğan Tarama Programı’nın yenidoğan sağlığı açısından taşıdığı hayati öneme dikkat çekti. ADÜ Hastanesi Çocuk Metabolizma Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Emine Göksoy, doğumdan hemen sonra yapılan tarama testleri sayesinde birçok ciddi hastalığın erken dönemde tespit edilerek kalıcı hasarların önüne geçilebildiğini vurguladı. Türkiye genelinde Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Ulusal Yenidoğan Tarama Programı kapsamında, fenilketonüri, biyotinidaz eksikliği, konjenital hipotiroidi, konjenital adrenal hiperplazi, kistik fibrozis ve spinal müsküler atrofi (SMA) gibi önemli hastalıkların tarandığını belirten Dr. Göksoy, bu hastalıkların erken tanısının bebeklerin sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Doğumdan sonraki ilk birkaç gün içinde alınan bir damla topuk kanı ile yapılan tarama testlerinin hayat kurtarıcı olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Emine Göksoy, "Bu basit ancak etkili yöntem sayesinde ciddi hastalıklar erken dönemde tespit edilerek tedaviye başlanabiliyor. Böylece bebeklerde oluşabilecek kalıcı hasarların önüne geçilebiliyor" dedi. Programın başarısında ailelerin bilinçli katılımının kritik rol oynadığını vurgulayan Dr. Göksoy, ailelerin yenidoğan taramalarını ihmal etmemesi gerektiğinin altını çizdi. Yenidoğan tarama programlarının erken tanı ve tedaviyle pek çok hastalığın önlenmesine katkı sağladığını belirten Göksoy, "Bu programlar sayesinde birçok bebeğin yaşamı kurtulmakta ve sağlıklı nesillerin yetişmesine zemin hazırlanmaktadır" ifadelerini kullandı.
Dr. Öğr. Üyesi Melik: "Mide kanseri, sessiz ilerler ama erken teşhisle tedavi edilebilir"
17 Aralık 2025 Çarşamba - 11:34 Dr. Öğr. Üyesi Melik: "Mide kanseri, sessiz ilerler ama erken teşhisle tedavi edilebilir" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ali Melik, mide kanseri ile ilgili bilgi vererek erken teşhisle tedavi edilebilir hastalık olduğunu söyledi. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ali Melik, mide kanserinin, midenin iç yüzeyini kaplayan hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan ciddi bir hastalık olduğunu söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Melik, "Ülkemizde de sık görülen ve çoğu zaman sinsice ilerleyen mide kanseri, erken teşhisle tamamen tedavi edilebilir" dedi. Uzun süren mide yanması, şişkinlik, hazımsızlık gibi şikayetlerin ‘stresten olur’ diyerek geçiştirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Melik, "Bu belirtiler yeni başladıysa veya sürekli hale geldiyse bir uzman hekime başvurmak gerekir" şeklinde konuştu. Dr. Öğr. Üyesi Melik, mide kanseri belirtilerini, "Geçmeyen mide ağrısı veya rahatsızlık hissi, iştahsızlık, erken doyma, nedensiz kilo kaybı, bulantı veya kusma, katran renginde dışkı gibi durumlar" olarak sıraladı. Melik, "Her mide ağrısı kanser değildir, ama özellikle 40 yaş üstü bireylerde bu şikâyetler uzun sürüyorsa genel cerrahi veya gastroenteroloji uzmanına başvurmalıdır" ifadelerini kullandı. Dr. Öğr. Üyesi Melik, risk altındaki kişilerle ilgili bilgiler de paylaşarak, "Helicobacter pylori enfeksiyonu olanlar, ailesinde mide kanseri öyküsü bulunanlar, 50 yaş üzerindekiler, sigara, alkol kullananlar, tuzlu, tütsülenmiş ve işlenmiş gıdalarla beslenenler, az sebze-meyve tüketenler ve obez bireyler risk altında" dedi. Yaşam tarzı değişiklikleriyle bu risklerin önemli ölçüde azaltılabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melik, "Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji uzmanları, risk grubundaki bireylerde düzenli kontrollerin önemine özellikle dikkat çekmektedirler" şeklinde konuştu. "Erken teşhis hayat kurtarır" Erken tanı konan mide kanserinde tedavi başarısının yüzde 90’a kadar çıktığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Melik, "Bunun anahtarı endoskopidir. Endoskopi, halk arasında, kamera ile mideye bakma olarak bilinir. Ucunda kamera bulunan ince bir tüp yardımıyla mide içi görüntülenir ve şüpheli alanlardan biyopsi alınır. Ağrısız ve kısa süren bir işlemdir. Genel Cerrah ve Gastroenterologlar, 40 yaş sonrası mide şikâyeti olan herkese bu basit işlemin ihmal edilmemesini önermektedir" ifadelerine yer verdi. "Tedavi bir ekip işidir" Tedavinin hastalığın evresine göre planlandığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Melik, "Erken evrede, küçük tümörler endoskopik olarak alınabilir. İleri evrede, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi veya hedefe yönelik tedaviler uygulanır. Bu süreçte Genel cerrahi, onkoloji, gastroenteroloji, diyetisyen ve psikolojik destek ekipleri birlikte çalışır. Multidisipliner yaklaşım, tedavi başarısını artırır" dedi. "Korunmak elimizde" Dr. Öğr. Üyesi Melik, mide kanserinden korunmak için önerilerde bulunarak, "Sigara ve alkolü bırakın. Tuzlu, tütsülenmiş ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Sebze-meyve tüketimini artırın. Fazla kilolardan kurtulun, aktif yaşayın. Helicobacter pylori enfeksiyonu varsa tedavi olun. Mide şikâyetlerini ve aile öyküsünü ihmal etmeyin" şeklinde konuştu. Mide kanserinin korkutucu olabileceğini ancak erken tanı ve bilinçli yaşam alışkanlıkları ile önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Melik, "Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır. Midenizin sesini dinleyin, bedeninizi ihmal etmeyin" diye konuştu.
Midyat ADSM’de implant tedavisi uygulanmaya başlandı
17 Aralık 2025 Çarşamba - 11:22 Midyat ADSM’de implant tedavisi uygulanmaya başlandı MARDİN (İHA) – Mardin’in Midyat İlçe Midyat Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (ADSM), implant tedavi hizmetini sunmaya başladı. Merkez, modern tıbbi donanımı ve alanında deneyimli hekim kadrosu ile diş eksikliği yaşayan hastalara güvenli, konforlu ve nitelikli implant tedavisi imkanı sağlıyor. Konuya ilişkin açıklamada bulunan Midyat Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Dt. Yunus Deniz, merkezin kuruluşundan bu yana vatandaşlara erişilebilir ve kaliteli ağız ve diş sağlığı hizmeti sunmak için özveriyle çalıştıklarını belirtti. Dt. Deniz, Sağlık Bakanlığı kalite standartları doğrultusunda hem koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin hem de çağdaş tedavi yöntemlerinin aralıksız sürdürüldüğünü ifade ederek, ‘’Bu standartları daha da yukarı taşımak ve Midyatlı hemşehrilerimize müjdeli bir haberi paylaşmak istiyoruz. Merkezimizde implant tedavisi başlamıştır. Hastalarımız artık bölge dışına gitmeden, yerinde ve güvenli bir şekilde implant tedavilerini yaptırabileceklerdir. İmplant tedavi hizmetinin merkezimizde hayata geçirilmesinde İl Sağlık Müdürlüğümüzün önemli destek ve katkıları olmuştur. Bu süreçte emeği geçen herkese, Midyat halkı adına teşekkür ediyorum" dedi. Midyat Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, yeni hizmetlerle birlikte bölge halkının ağız ve diş sağlığına yönelik ihtiyaçlarını daha kapsamlı ve etkin şekilde karşılamayı hedefliyor.
Soğuk hava astım ataklarını tetikliyor
17 Aralık 2025 Çarşamba - 11:03 Soğuk hava astım ataklarını tetikliyor Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun astım hastalarında daha ağır seyredebildiğini, astım hastalarının soğuk havalarda kendilerini korumalarının büyük önem taşıdığını söyledi. Kış aylarında grip ve soğuk algınlığı gibi enfeksiyonların yaygınlaşması ve ev içi alerjenlerin çoğalması; astım hastalarında atakların daha sık ve şiddetli görülmesine neden olabiliyor. Medline Adana Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, bu dönemde basit bir nezlenin bile astımı tetikleyebileceğini belirterek hastaların üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olmaları uyarısında bulundu. Ülkemizde 4 milyon astım hastası bulunuyor Astımın hava yollarının iltihaplanmasıyla seyreden kronik bir solunum yolu hastalığı olarak tanımlandığına değinen Uzm. Dr. Baysal, "Ülkemizde ise yaklaşık 4 milyon astım hastası bulunduğu tahmin ediliyor. Soğuk havaların etkisini gösterdiği kış aylarında, astım hastalarının daha dikkatli olması gerekiyor. Çünkü soğuk ve kuru hava, astım hastalarında hava yollarını tahriş ederek nefes darlığı, öksürük ve hırıltı gibi belirtileri tetikleyebiliyor. Soğuk hava solunduğunda bronşlar refleks olarak daralıyor. Bu durum, astımlı bireylerde atakların ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. Özellikle sabah erken saatlerde ve akşam saatlerinde dışarı çıkıldığında soğuk havanın etkisi belirgin şekilde hissediliyor. Ani ısı değişimleri de astım ataklarına kapı aralayan önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. Solunum yolu enfeksiyonları risk oluşturuyor Kış aylarında artan grip ve soğuk algınlığı gibi solunum yolu enfeksiyonlarının da astımı olumsuz etkileyen bir diğer önemli neden olduğunu kaydeden Baysal, "Basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu bile astım hastalarında daha ağır seyredebiliyor ve ataklara yol açabiliyor. Ayrıca kışın kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirilmesi, ev tozu akarları, sigara dumanı ve hava kirliliği gibi tetikleyicilere maruziyeti artırarak astım krizlerini tetikleyebiliyor. Astım hastalarının soğuk havalarda kendilerini korumaları büyük önem taşıyor. Dışarı çıkarken ağız ve burnu atkı ya da maske ile kapatmak, soğuk havanın doğrudan solunum yollarına ulaşmasını engelliyor. Doktor tarafından önerilen koruyucu astım ilaçlarının düzenli şekilde kullanılması atak riskini önemli ölçüde azaltırken grip ve zatürre aşıları da uygun hastalarda fayda sağlıyor" dedi. Uzm. Dr. Baysal, astım ataklarından korunmak için şu önerileri sıraladı: "Grip veya nezle olmuşsanız, zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna veya doktora başvurarak tedavinizi olun. Çevrenizde üst solunum yolları enfeksiyonuna yakalanmış hasta biri varsa kendinizi korumak için çaba sarf edin, gerekir ise maske takın. Hava kirliliğinin yoğun olduğu yerlerde bulunmamaya özen gösterin, korunmak için maske kullanın. Kışa girerken doktorunuza danışmak şartı ile grip ve zatürre aşılarını ihmal etmeyin. Sigara içiyorsanız bırakmak için çabalayın. Ayrıca sigara içilen ortamlardan da kaçının. Bol miktarda su için. Ellerinizi sık-sık yıkayın, dengeli beslenin ve düzenli uyuyun."