SAĞLIK
Bayram sonrası sıvı tüketimine dikkat 22 Mart 2026 Pazar - 09:32:14 Su tüketimine dikkat çeken ve oruç sonrası beslenme ilgili önemli hatırlatmalar yapan Diyetisyen Gamze Söylemez, "Metabolizmanın çalışabilmesi adına günlük 6-8 bardak, bayram sonrası için de günlük 12 bardağa kadar sıvı tüketimi bireylerin metabolizmasını, bağırsak sisteminin çalışmasına yardımcı olacaktı" dedi. Ramazan Bayramı’nda yavaşlamış olan metabolizmanın hızlandırması için öncelikle dikkat edilmesi gereken belli başlı hususların olduğunu belirten Diyetisyen Gamze Söylemez, "Bunlardan birincisi Ramazan Bayramı’nda mutlaka iki ana öğün, iki ara öğün şeklinde beslenmeniz gerekmektedir. Burada özellikle her öğün arasında 2-3 saat kadar fark olursa bu da yavaşlamış olan metabolizmanızın hızlanmasına yardımcı olacaktır. Bununla birlikte Ramazan Bayramı’nın kahvaltısında özellikle daha protein ağırlıklı ancak daha bitkisel proteinler tercih edilmeli. Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzelerin çok yoğunlukta olduğu yine yavaşlayan metabolizmaları hızlandırması adına; yumurta, peynir, zeytinin olduğu güzel bir kahvaltı tabağı bizim için yeterli olacaktır." dedi. "Günlük 12 bardağa kadar sıvı tüketimi" Özellikle doğu kültüründe daha çok et ağırlıklı besinler tüketildiği için sabah kahvaltısında kırmızı et tüketiminin özellikle durdurulmasında fayda olacağını vurgulayan Söylemez, "Daha protein artı sağlıklı besinler tüketilebilir. Yine yavaşlamış olan metabolizmanızı hızlandırmanızın diğer avantajı da spor aktivite durumu. Özellikle Ramazanda metabolizma yavaşladığı için kabızlık şikayetini çok faza duyuyoruz. Kabızlık şikâyetinin önüne geçebilmek için öncelikle düzenli beslenme, ardından doğru bir sıvı tüketimi ve mutlaka egzersiz rutini gerekmektedir. Kişilerin günde 20-30 dakika kadar spor yapması hem kilo vermeleri açısından hem de yavaşlamış olan metabolizmalarını hızlandırmaları açısından önemlidir. Sıvı tüketimi ayrıca çok önemli. Yine metabolizmanın çalışabilmesi adına günlük 6-8 bardak, bayram sonrası için de günlük 12 bardağa kadar sıvı tüketimi bireylerin metabolizmasını, bağırsak sisteminin çalışmasına yardımcı olacaktır." şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 11:52 Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor" Sivas Medicana Hastanesi Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası işe dönüşte yaşanan isteksizliklerin oldukça normal olduğunu söyleyerek, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram, kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır" dedi. Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramların bireylerin psikolojisi üzerinde genellikle olumlu etkiler oluştururken, bu dönemlerde artan sosyal etkileşim, kişilerin kendilerini bir gruba ait hissetmelerini sağlarken yalnızlık duygusunu azaltıyor. Aynı zamanda paylaşma ve empati gibi duyguların güçlenmesi, bireylerin kendilerini daha anlamlı ve değerli hissetmesine katkı sunuyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası uyum sürecine dikkat çekerek, "Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir" dedi. "Pozitif duyguları artırır" Kerime Begüm Özkaya, bayramlarda kişinin aidiyet duygusunun arttığını belirterek, "Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bu süreçte bireyler hem duygusal hem de sosyal açıdan daha yoğun bir dönemden geçiyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramlar, ruh sağlığını güçlendiren sosyal köprülerdir. Bayramlar sadece kültürel ve dini günler değil aynı zamanda insanların duygusal dünyasını güçlü şekilde etkileyen sosyal dönemlerdir. Bayramlar insanların psikolojisi üzerine genellikle olumlu ve güçlendirici etkileri oluşturur. Bayram psikolojisi bireylerin aidiyet, paylaşma, mutluluk, özlem ve hüzün gibi yoğun duygularını aynı anda yaşayabildiği bir süreçtir. Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak, bayramlar kişilere aidiyet ve bağlılık duygusunu arttırır. Bayramlarda aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar olur. Bu durum kişi de bir yere ait olduğunu ve yalnız değilim duygusunu güçlendirir. Sosyal bağların güçlenmesi psikolojik dayanıklılığı ve pozitif duyguları arttırır" dedi. "Kısa sürelide olsa iş stersiden uzaklaştırır" Özkaya, bayramda insanların geçmişi ile bağ kurduğunu söyleyerek, "Bayramlar günlük hayatın rutininden çıkmayı sağlar. Yeni kıyafetler, ikramlar, ziyaretler ve hediyeler gibi gelenekler dopamin ve serotonin gibi mutluluk hormonlarının artmasına yardımcı olur. Stres ve yorgunluğu azaltır. Bayram tatilleri ve sosyal ortamlar insanların iş ve hayat stresinden kısa süreli de olsa uzaklaşmanızı sağlar. Ruhsal rahatlama ve yenilenme hissini oluşturur. Paylaşma ve empatiyi güçlendirir. Bayramda ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, büyükleri ziyaret etmek gibi davranışlar işin empati ve merhamet duygusunu arttırır. Yardım etmek kişinin kendini daha değerli ve anlamlı hissetmesini sağlar. Kişide geçmişi ve hatırlarla bağ kurmayı sağlar. Bayramlar çoğu insanlar için çocukluğunu hatırlatan zamanlardır. Bu da kişide nostaljik ve sıcak duyguların yaşanmasını sağlar. Bayramlar bazı insanlar için de zorlayıcı olabilir. Her zaman herkes için aynı derecede mutlu geçmeyebilir. Yalnız yaşayan kişiler, yakınını kaybetmiş olanlar, aile ilişkileri zor olan kişiler, bayramlarda yalnızlık veya hüzün hissedebilir. Bu da gayet normaldir. Bu nedenle bayramlarda çevremizdeki insanları hatırlamak, bir telefon etmek ya da kısa bir ziyaret gerçekleştirmek bile kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Bayram dönüşü işte yaşanan isteksizlik normaldir" Bayram sonrası adaptasyon sürecinden bahseden Özkaya, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır. Ayrıca bahsetmek gerekirse bayram sonrası işe dönüşü yaşama isteksizlik oldukça normaldir. İnsan zihnin dinlenme ve sosyal bağların yoğun olduğu bir dönemden tekrar sorumlulukların olduğu bir ortama geçer. Bu da tabi ki zorlayıcıdır. Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir. Herkese huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar diliyorum" şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:58 Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı Tunceli Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, yıllar önce verdiği kök hücre örneğinin eşleşmesiyle bu kez kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastaya umut oldu. Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, 6 yıl önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağış sürecine dahil oldu. Sağlık çalışanı olarak mesleği gereği her gün hastaların tedavisine katkı sunan Altay, bu kez farklı bir sorumluluk üstlenerek doğrudan bağışçı oldu. Yapılan tetkik ve hazırlıkların ardından süreci tamamlayan Altay, kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastanın yaşam mücadelesine destek verdi. "Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" Bağış sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Mavi Altay, bir hemşire olarak hastaların hayatına dokunduğunu ancak kendi canından bir parça vererek hayat kurtarmış olmanın çok daha güzel bir duygu olduğunu ifade etti. Altay, "Kızılay’a 6 sene önce kök hücre için örnek vermiştim. Aralık ayında geri dönüş oldu. Örnekler bir hastayla uyuşmuş. Açıkçası bu beni biraz heyecanlandırdı, tedirgin etti, süreçle ilgili bilmediklerim vardı. Sonra Kızılay’daki arkadaşlarla görüştüm. Sağ olsunlar sorularımın hepsini sağlıklı bir şekilde cevapladılar. Sonraki süreçte ilk önce chek up yapıldı. İstanbul’daki chek up sürecinden sonra dokular hastayla uyuştuğu için yaklaşık 15 gün sonra kök hücre tüp toplama işlemi olacaktı. Onun öncesinde bir ilaç verip kanımdaki kök hücreyi artırdılar. İlaç 5 gün sürdü. Hafif kemik ağrısı, grip gibi hafif semptomları oldu. Onun dışında bir sıkıntı yaşamadım. Bu işlemlerden sonra kök hücre toplama işlemine geçtik. Bu süreçte arkadaşlar yine yardımcı oldular. Yaklaşık 3 saat sedyede uzanmak zorundaydım. Bu işlemler esnasında hareket edemiyordum. Ama gayet uyumlu, hoş sohbet insanlarla tatlı bir iletişim halinde olduk. Çekindiğim, korktuğum yerlerde benimle ilgilendiler. İşlem gayet güzel geçti. Sonraki süreçte öğrenebildiğim kadarıyla kök hücre bağışında bulunduğum arkadaşın da iyileşmiş olduğunu duydum. Gayet mutluyum. Bir hemşire olarak zaten insanların hayatına dokunuyorduk ama özellikle kan bağışı yaptıktan sonra kendimden bir parça verdikten sonra birinin hayatını kurtarmış olmak çok güzel. Söyleyebileceğim en önemli şey, bunu sadece bir hastanın hayatını kurtarmak olarak görmesinler. Hastanın yakınları, çevresindeki insanlar, hastayla birlikte her gün hastaneye giden, hasta için uğraşan insanlar için de yapsınlar. Hepimizin başına gelebilecek bir hastalık, hepimizin yaşayabileceği bir sorun. Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" diye konuştu. "Yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum" Altay, "Etrafımdaki insanlardan çok olumlu tepkiler aldım. Herkes yaptığımın ne kadar gururlu, güzel bir şey olduğundan bahsetti. Ben de çok mutlu oldum. Sonrasında unu çok düşündüm; eğer o bağışı yapmasaydım ne kadar üzüleceğimi, bir insanın hayatına dokunamayacağımı ya da o kişinin bu hastalıktan iyileşemeyeceğini düşündüm ve gerçekten yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum. Herkesin canı gönülden yapabileceği bir şeyi yaptım belki ama bence çok önemli bir şey, herkesin de yapması lazım. Buradan söyleyebileceğim en önemli şey herkesin kemik iliği örneği vermesi ve hastalara ulaşması. Bir çocuk, belki bir yetişkin, belki bir anne, belki dede, hala. Yani birine yardım edebiliriz. Onların hayatlarını güzelleştirebiliriz. Bu süreç benim için sadece 20 günden ibaretti. Yani 20 gün içerisinde sadece 5 gün ilaç aldım ama diğer tarafta o hasta belki bir sene daha benim kök hücremi alacak. İyileşecek olsa bile 1 sene hastanede kalacak. Onun için daha yıpratıcı, daha uzun bir süreç" dedi.
Çanakkale’de 90 yaşındaki hasta Koroner By-Pass ameliyatıyla hayata tutundu
26 Aralık 2025 Cuma - 11:52 Çanakkale’de 90 yaşındaki hasta Koroner By-Pass ameliyatıyla hayata tutundu Çanakkale’de kalbindeki 4 büyük damarında yüzde 95’in üzerinde daralma nedeniyle hayati tehlikesi olduğu tespit edilen 90 yaşındaki hasta Koroner By-Pass ameliyatıyla hayata tutundu. Gelibolu ilçesinde yaşayan 90 yaşındaki Zuhal Arabacıbaşı evinde aniden rahatsızlanması üzerine Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hicran Yıldız Şimşek tarafından yapılan Koroner Anjiyografi sonucunda hastanın kalbindeki 4 damarının yüzde 95’in üzerinde daraldığı ve tıkanmak üzere olduğu tespit edildi. Koroner By-Pass ameliyatı kararı alınan hastaya Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanları Dr. Engin Gürcü ve Dr. Buğra Destan tarafından By-Pass ameliyatı yapıldı. Son derece başarılı geçen ameliyatın ardından hızla iyileşmeye başladı. Sağlığına kavuşan hasta hayata yeniden dönerek ameliyattan 6 gün sonra taburcu edildi. Yaşlı hastalarda Koroner By-Pass ameliyatında komplikasyon görülme oranının daha yüksek olduğuna dikkat çeken Dr. Engin Gürcü, "Felç, böbrek ve solunum yetmezliği gibi komplikasyonların yanı sıra yaraların geç iyileştiği durumlarla da karşılaşılabiliyoruz. Yaşlı hastalarda kalp damarları dışındaki damarlarda mesela beyni besleyen damarlarda kireçlenmeler, kolesterol plaklarının birikmesi gibi durumlar biraz daha fazla oluyor. O nedenle ameliyat sonrası komplikasyon risklerinin artabilme ihtimali var ama bu hiçbir zaman ameliyata engel değil. Çünkü ameliyat öncesi detaylı bir tarama yaparak risk durumuna bakıyoruz. Özellikle beyine giden damarları gözden geçiriyoruz. Gerekirse daha ileri tetkikler yaparak ameliyat sonrası oluşabilecek riskler varsa onları saptıyoruz. Ardından da hastayla ve yakınlarıyla durumu değerlendirerek bir karar veriyoruz. 90 yaşındaki hastamızda yapılan kontroller sonrası ameliyat için uygun olduğunu belirledik ve kendisinin onayı ile operasyon kararı verdik. Birçok hastanenin risk olarak gördüğü ve kabul etmediği bu ameliyatı yaklaşık üç saatte, dört damara bypass uygulayarak tamamladık. Ameliyat sonrası iki gün yoğun bakım ünitesinde kalan ve hiçbir komplikasyon gelişmeyen hastamızı taburcu etmiş olmanın gururunu yaşıyoruz" dedi. Hastaya geçmiş olsun dileklerini ileten Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Hasan Keser ise "KVC ekibimizde şu an 6 Kalp Damar Cerrahisi Uzmanımız mevcut. Başarılı ekibimizle her yıl 300’ün üzerinde kalp ameliyatı yapılmaktadır. Çalışmalarımızı her zaman bir üst seviyeye taşıyarak halkımıza kaliteli hizmet vermeye devam edeceğiz" diye konuştu.
Uzmanı açıkladı: "Güneş kremi sadece yazın değil, kışın da kullanılmalı"
26 Aralık 2025 Cuma - 11:36 Uzmanı açıkladı: "Güneş kremi sadece yazın değil, kışın da kullanılmalı" Doç. Dr. Mustafa Tosun, kış aylarında düşen sıcaklık ve artan rüzgarların cilt kuruluğu ve dermatolojik hastalıkları tetiklediğini belirtti. Tosun, cilt bariyerini güçlendiren doğru bakımın ve cildi beslemenin önemine vurgu yaparak, güneş kremlerinin sadece yaz aylarında değil kış aylarında da kullanılabileceğini söyledi. Soğuk havaların gelmesiyle birlikte cilt kuruluğu, çatlama ve dökülme gibi şikayetler de görülmeye başladı. Hava sıcaklıklarının düşmesi, nem oranının azalması ve rüzgarın sertleşmesi özellikle el, yüz ve bacak bölgelerinde cildin hassasiyetini artırıyor. Bu dönemde ciltteki doğal yağ dengesinin bozulması, cilt bariyerinin zayıflamasına ve dış etkenlere karşı savunmasız hale gelmesine neden oluyor. Bu noktada cilt bariyeri ise cildi alerjenler, kimyasal maddeler, mikroplar ve soğuk hava gibi dış tehditlerden koruyan en önemli savunma hattı olarak biliniyor. Bariyerin bozulması, yalnızca kurulukla sınırlı kalmayıp egzama, kaşıntı, kızarıklık ve ikincil enfeksiyonlara kadar ilerleyebiliyor. Özellikle ileri yaş grubunda cilt daha ince ve hassas olduğundan, kuruluğa bağlı reaksiyonlar ve bacaklarda ’skuam’ adı verilen kepeklenme, pullanma gibi bulgular daha sık görülüyor. Soğuk havada çalışanlarında ise ’soğuk yanığı’ olarak adlandırılan kulak, el ve parmak uçlarında kızarıklık, ağrı ve yanık benzeri cilt hasarlarıyla karşılaşılabiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Tosun, kış aylarında cilt sağlığını korumaya yönelik önemli değerlendirmelerde bulundu. Tosun, soğuğa maruz kalan insanların tedavilerinde doktorların önerdiği kremleri kullanmaları gerektiğini söyleyerek, "Özellikle deri kanseri, kış döneminde artış göstermez. Deri kanserinde en büyük etken güneş ışınlarıdır. Yine de biriken dozlarda güneş maruziyeti olacağı için vatandaşların, hem yaz hem kışın güneş kremi kullanmaları gerekiyor" dedi. "Cilt bariyeri önemlidir" Kış aylarında nemlendirici krem önerdiklerini söyleyen Mustafa Tosun, "Özellikle kış aylarıyla beraber cildimizde kuruluk, çatlamalar gibi reaksiyonlar ortaya çıkmakta. Öyle olduğu için nasıl besleniyorsak derimizin de aynı dışarıdan beslenmesi gerekiyor. O yüzden de nemlendirici kremler özellikle kış aylarında daha da sık öneriyoruz. Özellikle yaşlı hastalarda cilt kuruluğu daha fazla gözüküyor. Yine soğuk havalarla beraber ciltte kurumalar artıyor, o yüzden mutlaka hastaların günde 2 defa nemlendirici krem kullanmasını özellikle öneriyoruz. Onları daha çok öneriyoruz. Ama önemli olan alerjinin olmaması iyi bilindik markalardan olması özellikle ve sık kullanmaları. Özellikle hastaların çok elini yıkamaları, çok antiseptik gibi özellikle sağlık çalışanlarında bunu çok görüyoruz. Bu şekilde daha çok maruz kalanlar hem alerjenlere hem soğuğa maruz kalanların daha sık bu nemlendirici kremleri kullanması özellikle önemlidir. Kuruduktan sonraki süreç egzama olur. Kuruluğa bağlı, hastanın cilt bariyeri bozulur. Cilt bariyerine bağlı hastanın sekonder enfeksiyon durumları ve egzama dediğimiz kaşınmaya bağlı sekonder ortaya çıkar. O yüzden cilt bariyeri önemlidir" dedi. "Soğuğa bağlı yanıklar oluşmakta" Güneş kreminin sadece yazın değil kışın da kullanılabileceğini belirten Tosun, "Cilt bariyeri içinde yapmamız gereken en önemli şey nemlendirici krem kullanmaktır. Sıvı sabun, deterjan ve antiseptik alerjenlerden uzak durulması hem de ellerin çok sık yıkanmaması gerekir. Özellikle belli oranlarda titizlik hastalığı gibi obsesif olmaması gerekiyor. Özellikle yaşlı hastalarda bunu daha çok görürüz. Bacaklarda deri dökülmeleri kuruluğa bağlı özellikle skuam dediğimiz kepeklenmeler sık görüyoruz. Bu durumlarda ana temamız nemlendirici kremler kullanmak. Bir de ürtiker ve kurdeşen gibi soğukla bazen tetikleyen hastalıklarımız var. Cildin egzaması, saç deri egzaması ve gül hastalığı gibi durumlar soğukla tetiklenebiliyor. O yüzden bu hastalıkları da tetikleyecek düşündüğümüz için ona yönelikte hastaların tedavi olması gerekiyor. Dışarıda çalışanlar, özellikle soğukta askerler gibi veya inşaat işçileri gibi soğuk yanıkları dediğimiz kulaklarda, ellerde, parmaklarda yanıklar oluşmakta. O yüzden bu bireylerin koruyucu kullanarak ve soğuktan daha az maruz kalarak yine bizim önerilerimiz doğrultusunda tedavilere uyarak dikkat etmeleri gerekiyor. Güneş kremini yazın değil kışın kullanmaları gerekiyor. Özellikle deri kanseri, kış döneminde artış göstermez. Daha çok deri kanserin de yazın artış olur. Yine de biriken dozlarda güneş maruziyeti olacağı için vatandaşların, hem yaz hem kışın güneş kremi kullanmaları gerekiyor" diye konuştu.
Turgut Özal Tıp Merkezi, sağlık turizminde dünya çapında bir merkez olma yolunda
26 Aralık 2025 Cuma - 11:11 Turgut Özal Tıp Merkezi, sağlık turizminde dünya çapında bir merkez olma yolunda İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Başhekimi Doç. Dr. Erol Karaaslan, merkezin Türkiye’nin ve dünyanın sayılı sağlık kuruluşları arasında yer aldığını belirterek, özellikle karaciğer nakli, kemik iliği nakli ve sağlık turizmi alanlarında önemli başarılara imza attıklarını söyledi. Sekizinci Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın vizyonu doğrultusunda 1991 yılında inşaatına başlanan ve 1996 yılında hizmete açılan İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi’nin bugün dev bir sağlık kompleksi haline geldiğini ifade eden Karaaslan, "Hastanemiz 41 branşta, 106 poliklinik odası, 39 ameliyathane, 317 yoğun bakım yatağı ve toplam bin 607 yatak kapasitesiyle hizmet veren büyük bir sağlık kuruluşudur. Ana kule binanın yanı sıra Onkoloji Hastanesi ve Karaciğer Nakil Hastanesi ile multidisipliner bir yapıya sahibiz" dedi. "Çapraz karaciğer nakillerinde şu anda dünyada bir numarayız" Karaciğer nakli alanında merkezin uluslararası düzeyde tanınırlık kazandığını vurgulayan Karaaslan, "2012-2016 yılları arasında kurulan Karaciğer Nakil Hastanemiz, dörtlü, beşli, altılı ve yedili çapraz nakillerle dünyada ses getirmiştir. Çapraz karaciğer nakillerinde şu anda dünyada bir numarayız. Bu başarıda başta Prof. Dr. Sezai Yılmaz olmak üzere tüm hocalarımızın ve sayın rektörümüzün emeği büyüktür" ifadeleri kullandı. "Kamu hastaneleri arasında birinci sıradayız" Onkoloji Hastanesi’nin de Türkiye’nin kamuya ait en büyük onkoloji merkezlerinden biri olduğunu belirten Karaaslan, bugüne kadar bin 965 kemik iliği nakli yapıldığını, bunların 117’sinin çocuk hastalara ait olduğunu söyledi. Karaaslan, "Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çocuk kemik iliği naklinde tek merkeziz. Yetişkin kemik iliği naklinde ise Sağlık Bakanlığı verilerine göre kamu hastaneleri arasında birinci sıradayız" dedi. "Bir yılda yabancı hasta sayımız yüzde 43 artarak 257’ye ulaştı" Sağlık turizmi alanında da önemli bir ivme yakaladıklarını da belirten Karaaslan, "2018 yılından itibaren sağlık turizmine başladık. Özellikle 2024 sonrası tanıtım ve altyapı yatırımlarımızı artırdık. Şu ana kadar 34 farklı ülkeden sağlık turizmi kapsamında hasta kabul ettik. 2024-2025 döneminde yabancı hasta sayımız yüzde 43 artarak 257’ye ulaştı" ifadelerine yer verdi. "Zor vakalara Turgut Özal Tıp Merkezi olarak talibiz" Merkeze gelen yabancı hastaların büyük bölümünün ileri ve zor vakalar olduğuna dikkat çeken Karaaslan, "Başka ülkelerde tedavisi mümkün olmayan ya da ertelenen hastalara hizmet veriyoruz. Ülkemizde tedavi edilemeyeceği düşünülen tüm zor vakalara Turgut Özal Tıp Merkezi olarak talibiz" şeklinde konuştu. "Amacımız sağlık turizminde referans bir merkez olmak" 2026 yılında yurt dışı tanıtım faaliyetlerinin daha da artırılacağını belirten Karaaslan, iki sağlık turizm firmasıyla iş birliği içinde yabancı dilde ve uluslararası platformlarda yoğun tanıtım çalışmaları yürütüldüğünü kaydederek, "Amacımız sağlık turizminde referans bir merkez olmak. Akademik gücümüz, ileri teknolojik altyapımız ve deneyimli sağlık personelimizle bu hedefe ulaşacağımıza inanıyoruz. Turgut Özal Tıp Merkezi, Malatya’nın çok önemli bir değeridir. Bu değere sahip çıkılması için tüm vatandaşlarımızdan ve yetkililerden destek bekliyoruz" diye konuştu
Samsun’da 112 ambulansları 2025’te 4 milyon kilometre yol yaptı, dünyayı 100 kez turladı
26 Aralık 2025 Cuma - 10:25 Samsun’da 112 ambulansları 2025’te 4 milyon kilometre yol yaptı, dünyayı 100 kez turladı Samsun’da 112 Acil Sağlık Hizmetleri ekipleri, 2025 yılında gece-gündüz demeden yürüttükleri çalışmalarla 141 bin vakaya müdahale ederken, ambulanslar 4 milyon kilometrenin üzerinde yol katetti. Bu mesafe, dünyanın çevresinin yaklaşık 100 kez turlanmasına eşdeğer oldu. Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, 2025 yılına ilişkin 112 Acil Sağlık Hizmetleri verilerini paylaştı. Uras, Samsun’da İl Ambulans Servisi Başhekimliği bünyesinde 2025 yılında 80 ambulans ve 819 personelle 7 gün 24 saat hizmet verildiğini söyledi. Kent genelinde 54 acil sağlık hizmetleri istasyonu ve ambulans helikopterle yürütülen hizmetler kapsamında 141 bin vakaya müdahale edildiğini belirten Uras, ekiplerin vatandaşların en kritik anlarında yanında olduğunu ifade etti. "Ambulanslar 4 milyon kilometre yol yaptı" Müdür Uras yaptığı açıklamada, "Ulaştığımız 141 bin vakada ambulanslarımız 4 milyon kilometrenin üzerinde yol yaptı. Bu, dünyamızın yaklaşık 40 bin kilometrelik çevresini neredeyse 100 kez dolaşmak anlamına geliyor. Ekiplerimiz yaz kış, gece gündüz demeden sağlık hizmeti sundu" dedi. "Ambulans filosu güçlendirildi" 2025 yılının son günlerinde Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından alınarak Sağlık Müdürlüğü’ne devredilen 100 yeni ambulansla filonun yenilendiğini ve güçlendirildiğini kaydeden Uras, "Yenilenen filomuzla birlikte 100 acil yardım ambulansı ve 5 özellikli ambulans olmak üzere toplam 105 ambulansla hizmet vereceğiz. Bu ambulanslar arasında kar paletli, yoğun bakım, obez ve 4 sedyeli araçlar da bulunuyor" diye konuştu. Yeni istasyonlar hizmete açıldı 2025 yılı içerisinde Bafra, Ayvacık, Vezirköprü, Yakakent ve Havza ilçelerinde toplam 5 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’nun hizmete açıldığını belirten Uras, 2026 yılına yönelik planlamalar hakkında da bilgi verdi. Uras, "2026 yılında 1 Ocak itibarıyla 2 yeni istasyonumuzu açacağız. Yıl içerisinde ise 4’ü ihale, 4’ü inşa sürecinde olmak üzere toplam 10 yeni istasyonu hizmete almayı planlıyoruz. Kısa vadede toplam 15 yeni istasyonumuz faaliyete geçmiş olacak" ifadelerini kullandı. "Acil sağlık hizmetlerinde konumumuzu perçinleyeceğiz" Bölge nüfusu ve vaka dağılımlarına göre yeni istasyon alanlarının şimdiden belirlendiğini vurgulayan Uras, 2026 yılı içerisinde planlamalara yeni istasyonların da ekleneceğini açıkladı. Samsun’un birinci basamak ve hastane sağlık hizmetlerinde Türkiye’de öncü konumda olduğunu ifade eden Uras, "Acil sağlık hizmetlerinde de bu konumumuzu 2026 yılında daha da perçinleyecek, vatandaşlarımıza çok daha nitelikli hizmet sunacağız. Bu zorlu görevde gece gündüz fedakârca çalışan Acil Sağlık Hizmetleri ekiplerimize tüm Samsunlular adına teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.
Yılbaşında sahte içki tehlikesi: "2026’ya yoğun bakımda girmeyin"
26 Aralık 2025 Cuma - 10:12 Yılbaşında sahte içki tehlikesi: "2026’ya yoğun bakımda girmeyin" Yılbaşı kutlamaları öncesi uyarılarda bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, sahte içki, solunum yolu enfeksiyonları ve yasa dışı maddelerin ciddi sağlık riskleri taşıdığına dikkat çekerek, "Yılbaşında yapılacak hatalar, 2026’ya hastanede girmenize neden olabilir" dedi. Prof. Dr. Özkaya, özellikle sahte içkinin hayati tehlike oluşturduğunu vurgulayarak, metil alkolün çok düşük dozlarda dahi körlük ve ölüme yol açabildiğini belirtti. Geçmiş yıllarda yılbaşı dönemlerinde sahte alkol nedeniyle çok sayıda vatandaşın hayatını kaybettiğini hatırlatan Özkaya, "Evde alkollü içecek yapmayın, kaynağı bilinmeyen içkileri kesinlikle tüketmeyin. Restoran ve barlarda şişeyi mutlaka görün, bandrol ve BÜİS kontrolünü yaptırın. Kurye ile alkol siparişinden kaçının" diye konuştu. Soğuk havalarla birlikte "Covid 19" ve "süper grip" olarak adlandırılan viral enfeksiyonların arttığını da belirten Özkaya, kalabalık ve kapalı alanlarda yapılan kutlamaların virüslerin yayılımını hızlandırdığını söyledi. Yoğun alkol tüketimi ve uykusuzluğun bağışıklık sistemini zayıflattığını ifade eden Özkaya, son günlerde zatürre ve yoğun bakım gerektiren vakalarda artış gözlendiğini kaydetti. Yasa dışı maddelere de değinen Prof. Dr. Özkaya, metamfetamin ve kokainin son derece tehlikeli olduğuna dikkat çekti. metamfetaminin en düşük dozlarda bile bağımlılık yaptığını ve kalıcı beyin hasarına yol açabildiğini söyleyen Özkaya, "Ülkemizde kullanım artıyor ve solunum yetmezliğiyle yoğun bakımda takip ettiğimiz hastalar var" şeklinde konuştu. Kokainin ise kalp krizi, yüksek tansiyon ve ağır ruhsal sorunlara neden olabildiğini belirterek, doz aşımının ölümcül sonuçlar doğurabileceğini ifade eden Prof. Dr. Şevket Özkaya, "Yılbaşı kutlamalarınızın acı tecrübeye dönüşmemesi ve 2026 yılına hastanede girmemek için bireysel ve toplu aktivitelerde dikkatli olun" çağrısında bulundu.