Son Dakika
|
Ordu’da kıyıya insansız deniz aracı vurdu
MHP ve DEM Parti bayramlaştı: "Terörsüz Türkiye" süreci öne çıktı
Arakçi: "Hürmüz Boğazı açık, temas halinde güvenli geçiş sağlamaya hazırız"
Bağcılar TEM’de yolcu otobüsü alevlere teslim oldu
ABD, İran petrolünün satışına 30 gün süreyle izin verdi
Bayram günü mahalle savaş alanına döndü: 3 ölü, 22 yaralı
Otomobilin çarptığı motosikletli tıp fakültesi öğrencisi hayatını kaybetti
Erzurum’da şüpheli ölüm!
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’dan dünyaya uyarı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Siyonist İsrail malum yüzlerce, binlerce insanı katletti; İnşallah bunun bedelini de ödeyeceğinden hiç şüphem yok"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Bağdat ve Erbil’de havalimanı yakınlarında İHA saldırısı düzenlendi
U20 Grekoromen Güreş Milli Takımı şampiyon oldu
Almanya'da bayram coşkusu: Çocuklar kapı kapı gezip şeker topladı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Nevruz mesajı
İstanbul’da cinayete kurban giden futbolcu genç son yolculuğuna uğurlandı
İran: "71. saldırıda İsrail'e ait askeri hedefler ile ABD üsleri hedef alındı"
Sınırda korkutan patlama: Tır küle döndü
SAĞLIK
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor"
21 Mart 2026 Cumartesi - 11:52:31
Sivas Medicana Hastanesi Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası işe dönüşte yaşanan isteksizliklerin oldukça normal olduğunu söyleyerek, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram, kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır" dedi. Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramların bireylerin psikolojisi üzerinde genellikle olumlu etkiler oluştururken, bu dönemlerde artan sosyal etkileşim, kişilerin kendilerini bir gruba ait hissetmelerini sağlarken yalnızlık duygusunu azaltıyor. Aynı zamanda paylaşma ve empati gibi duyguların güçlenmesi, bireylerin kendilerini daha anlamlı ve değerli hissetmesine katkı sunuyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası uyum sürecine dikkat çekerek, "Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir" dedi. "Pozitif duyguları artırır" Kerime Begüm Özkaya, bayramlarda kişinin aidiyet duygusunun arttığını belirterek, "Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bu süreçte bireyler hem duygusal hem de sosyal açıdan daha yoğun bir dönemden geçiyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramlar, ruh sağlığını güçlendiren sosyal köprülerdir. Bayramlar sadece kültürel ve dini günler değil aynı zamanda insanların duygusal dünyasını güçlü şekilde etkileyen sosyal dönemlerdir. Bayramlar insanların psikolojisi üzerine genellikle olumlu ve güçlendirici etkileri oluşturur. Bayram psikolojisi bireylerin aidiyet, paylaşma, mutluluk, özlem ve hüzün gibi yoğun duygularını aynı anda yaşayabildiği bir süreçtir. Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak, bayramlar kişilere aidiyet ve bağlılık duygusunu arttırır. Bayramlarda aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar olur. Bu durum kişi de bir yere ait olduğunu ve yalnız değilim duygusunu güçlendirir. Sosyal bağların güçlenmesi psikolojik dayanıklılığı ve pozitif duyguları arttırır" dedi. "Kısa sürelide olsa iş stersiden uzaklaştırır" Özkaya, bayramda insanların geçmişi ile bağ kurduğunu söyleyerek, "Bayramlar günlük hayatın rutininden çıkmayı sağlar. Yeni kıyafetler, ikramlar, ziyaretler ve hediyeler gibi gelenekler dopamin ve serotonin gibi mutluluk hormonlarının artmasına yardımcı olur. Stres ve yorgunluğu azaltır. Bayram tatilleri ve sosyal ortamlar insanların iş ve hayat stresinden kısa süreli de olsa uzaklaşmanızı sağlar. Ruhsal rahatlama ve yenilenme hissini oluşturur. Paylaşma ve empatiyi güçlendirir. Bayramda ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, büyükleri ziyaret etmek gibi davranışlar işin empati ve merhamet duygusunu arttırır. Yardım etmek kişinin kendini daha değerli ve anlamlı hissetmesini sağlar. Kişide geçmişi ve hatırlarla bağ kurmayı sağlar. Bayramlar çoğu insanlar için çocukluğunu hatırlatan zamanlardır. Bu da kişide nostaljik ve sıcak duyguların yaşanmasını sağlar. Bayramlar bazı insanlar için de zorlayıcı olabilir. Her zaman herkes için aynı derecede mutlu geçmeyebilir. Yalnız yaşayan kişiler, yakınını kaybetmiş olanlar, aile ilişkileri zor olan kişiler, bayramlarda yalnızlık veya hüzün hissedebilir. Bu da gayet normaldir. Bu nedenle bayramlarda çevremizdeki insanları hatırlamak, bir telefon etmek ya da kısa bir ziyaret gerçekleştirmek bile kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Bayram dönüşü işte yaşanan isteksizlik normaldir" Bayram sonrası adaptasyon sürecinden bahseden Özkaya, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır. Ayrıca bahsetmek gerekirse bayram sonrası işe dönüşü yaşama isteksizlik oldukça normaldir. İnsan zihnin dinlenme ve sosyal bağların yoğun olduğu bir dönemden tekrar sorumlulukların olduğu bir ortama geçer. Bu da tabi ki zorlayıcıdır. Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir. Herkese huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar diliyorum" şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:58
Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı
Tunceli Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, yıllar önce verdiği kök hücre örneğinin eşleşmesiyle bu kez kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastaya umut oldu. Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, 6 yıl önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağış sürecine dahil oldu. Sağlık çalışanı olarak mesleği gereği her gün hastaların tedavisine katkı sunan Altay, bu kez farklı bir sorumluluk üstlenerek doğrudan bağışçı oldu. Yapılan tetkik ve hazırlıkların ardından süreci tamamlayan Altay, kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastanın yaşam mücadelesine destek verdi. "Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" Bağış sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Mavi Altay, bir hemşire olarak hastaların hayatına dokunduğunu ancak kendi canından bir parça vererek hayat kurtarmış olmanın çok daha güzel bir duygu olduğunu ifade etti. Altay, "Kızılay’a 6 sene önce kök hücre için örnek vermiştim. Aralık ayında geri dönüş oldu. Örnekler bir hastayla uyuşmuş. Açıkçası bu beni biraz heyecanlandırdı, tedirgin etti, süreçle ilgili bilmediklerim vardı. Sonra Kızılay’daki arkadaşlarla görüştüm. Sağ olsunlar sorularımın hepsini sağlıklı bir şekilde cevapladılar. Sonraki süreçte ilk önce chek up yapıldı. İstanbul’daki chek up sürecinden sonra dokular hastayla uyuştuğu için yaklaşık 15 gün sonra kök hücre tüp toplama işlemi olacaktı. Onun öncesinde bir ilaç verip kanımdaki kök hücreyi artırdılar. İlaç 5 gün sürdü. Hafif kemik ağrısı, grip gibi hafif semptomları oldu. Onun dışında bir sıkıntı yaşamadım. Bu işlemlerden sonra kök hücre toplama işlemine geçtik. Bu süreçte arkadaşlar yine yardımcı oldular. Yaklaşık 3 saat sedyede uzanmak zorundaydım. Bu işlemler esnasında hareket edemiyordum. Ama gayet uyumlu, hoş sohbet insanlarla tatlı bir iletişim halinde olduk. Çekindiğim, korktuğum yerlerde benimle ilgilendiler. İşlem gayet güzel geçti. Sonraki süreçte öğrenebildiğim kadarıyla kök hücre bağışında bulunduğum arkadaşın da iyileşmiş olduğunu duydum. Gayet mutluyum. Bir hemşire olarak zaten insanların hayatına dokunuyorduk ama özellikle kan bağışı yaptıktan sonra kendimden bir parça verdikten sonra birinin hayatını kurtarmış olmak çok güzel. Söyleyebileceğim en önemli şey, bunu sadece bir hastanın hayatını kurtarmak olarak görmesinler. Hastanın yakınları, çevresindeki insanlar, hastayla birlikte her gün hastaneye giden, hasta için uğraşan insanlar için de yapsınlar. Hepimizin başına gelebilecek bir hastalık, hepimizin yaşayabileceği bir sorun. Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" diye konuştu. "Yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum" Altay, "Etrafımdaki insanlardan çok olumlu tepkiler aldım. Herkes yaptığımın ne kadar gururlu, güzel bir şey olduğundan bahsetti. Ben de çok mutlu oldum. Sonrasında unu çok düşündüm; eğer o bağışı yapmasaydım ne kadar üzüleceğimi, bir insanın hayatına dokunamayacağımı ya da o kişinin bu hastalıktan iyileşemeyeceğini düşündüm ve gerçekten yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum. Herkesin canı gönülden yapabileceği bir şeyi yaptım belki ama bence çok önemli bir şey, herkesin de yapması lazım. Buradan söyleyebileceğim en önemli şey herkesin kemik iliği örneği vermesi ve hastalara ulaşması. Bir çocuk, belki bir yetişkin, belki bir anne, belki dede, hala. Yani birine yardım edebiliriz. Onların hayatlarını güzelleştirebiliriz. Bu süreç benim için sadece 20 günden ibaretti. Yani 20 gün içerisinde sadece 5 gün ilaç aldım ama diğer tarafta o hasta belki bir sene daha benim kök hücremi alacak. İyileşecek olsa bile 1 sene hastanede kalacak. Onun için daha yıpratıcı, daha uzun bir süreç" dedi.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:27
Normal doğum Gümüşova’da anlatıldı
Düzce’nin Gümüşova ilçesinde anne ve anne adaylarına yönelik düzenlenen eğitim programında, normal doğumun önemi ve süreci detaylı şekilde anlatıldı. Normal Doğum Eylem Planı kapsamında Gümüşova İlçe Devlet Hastanesi bünyesinde gerçekleştirilen "Doğal Olan Normal Doğum" konulu eğitim programında, katılımcılara doğum sürecine ilişkin kapsamlı bilgiler verildi. Gebe Okulu Koordinatörü Mükerrem Bayrak tarafından verilen eğitimde, anne ve anne adaylarına normal doğumun önemi, süreci ve sağladığı avantajlar hakkında kapsamlı bilgiler aktarıldı. Programda, normal doğumun anne ve bebek sağlığı üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekilerek, doğum sürecine ilişkin doğru bilinen yanlışlar ele alındı. Eğitim süresince katılımcıların soruları yanıtlanırken, doğuma hazırlık süreci, gebelik döneminde dikkat edilmesi gereken hususlar ve sağlıklı bir doğum için öneriler paylaşıldı. Yetkililer, Normal Doğum Eylem Planı kapsamında benzer bilgilendirme çalışmalarının devam edeceğini belirterek, anne ve anne adaylarının bilinçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin sürdürüleceğini ifade etti.
21 Mart 2026 Cumartesi - 09:29
Bayramda çocukları şekerden uzak tutun
Diyetisyen Gamze Söylemez, bayramlarda çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğunu dikkat çekerek, "Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz" dedi. Ramazan Bayramı’ndaki tatlı tüketiminin en çok karşılaştıkları sorulardan birisi olduğunu söyleyen Diyetisyen Gamze Söylemez, sözlerine şöyle devam etti, "Burada dikkat edilmesi gereken kurallardan birisi daha çok sütlü tatlılar tercih edilmeli. Şerbetli tatlılar kan şekerini hızlı yükselttiği için hızlı da düşürebilir. Bu yüzden özellikle kronik hastalığı olan şeker, diyabet tarzı, tip bir tip iki diyabet hastaları, kolesterol problemi olanlar, özellikle gebe danışanlarıma da çok özellikle bu konuda uyarılarda bulunuyorum. Daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih edebilirsiniz. Yemeklerden en azından iki saat sonra sindirim tamamlandıktan sonra tatlı tüketirseniz metabolizma anlamında sizin için daha kolay olacaktır. Kronik hastalığı olanları burada özellikle uyarmak istiyorum. Lütfen yemeklerden hemen sonra ya da çok fazla porsiyonlarda tatlı tüketmeyin. Birkaç eve davete gidiyorsanız en azından bir iki tanesini seçip bunları da güne bölerek tatlı tüketimini bu şekilde tamamlayabilirsiniz. Her tatlı tüketiminden sonra bol bol su içme ve egzersiz yaparak en azından sindirimini kolaylaştırmaya yardımcı olabilirsiniz." "Sofranızda koyu yeşil yapraklı sebzeler olsun" Diyetisyen Gamze Söylemez, "Çay, kahve içilecekse, daha açık tüketilmemeli, demli tüketilmemeli ve yemeklerden yarım saat sonra tüketilmelidir. Bu kısma da önem veriyorum. Her sofrada mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzeleri bulundurmalısınız. Zeytinyağlı sebzelere önem vermelisiniz. Havalar ısınıyor. Bahar aylarının, mevsim sebzeleri çok çok yoğunlukta. Bu yüzden bunları da sofralarda mutlaka bulundurmalısınız. Ramazanda özellikle kahvaltı, iki ara öğün ve bir ana öğün demiştik. Kahvaltımızı konuştuk. Ara öğün olarak daha çok bitkisel proteinlerden koyu, yeşil yapraklı sebzeleri bulundurabilir. Süt, ayran tüketebilir. Fındık, badem, ceviz gibi yağ tohumları da ara öğünlere de dahil edebilirsiniz. Yine cilt elastikiyeti için cildin parlaklığı için de meyveleri kullanabilirsiniz. Özellikle koyu renkli meyvelerin, antioksidan kapasiteleri çok yüksek olduğu için meyvelerde mutlaka ara öğünlerde tüketilmelidir. Akşam yemeğinden sonraki tüketilen ara öğün olarak da genelde bizim toplumunuzda tatlı tüketimi çok fazla oluyor. Daha çok kuru meyvelere yönelebilir bireyler. Kuru kayısı, kuru hurma, kuru incir tarzı, kuru meyvelerde tatlı ihtiyacımızı önemli ölçüde azaltacaktır." Dedi. "Çocukların gelişimi için önemli detay" Ramazan Bayramı’nda özellikle çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğuna dikkat çeken Söylemez, "Buradan da uyarmış olalım. Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz. İçerisinde rafine şeker eklenmeyen meyve suları çocuklarınızın büyüme gelişiminde ve beyin gelişiminde de önemli ölçüde farklılık gösterecektir. Daha çok şekerlerden ziyade kendi ev yapımı sütlü tatlılarınızı ikram edebilirsiniz. Burada da böyle birazcık daha tabuları yıkmış olabiliriz diye düşünüyorum. Daha dikkatli olursak çünkü beslenme temelinde çocuklarla devam eden bir şey. Çocukları nasıl yetiştirirseniz ilerleyen dönemlerde yetişkinlerde bu noktada daha bilinçli ilerleyeceğini düşünüyorum" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
20 Mart 2026 Cuma- 11:04
Diyetisyen Ünal: "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir"
2
13 Mart 2026 Cuma- 11:34
MSKÜ Tıp Fakültesi öğrencilerinden sigara dumanına karşı sosyal farkındalık projesi
3
17 Mart 2026 Salı- 12:25
Uzmandan bayram öncesi diş sağlığı uyarısı
4
10 Ağustos 2007 Cuma- 16:04
Cinsel gücü arttıran 'Kudret Narı'
5
20 Mart 2026 Cuma- 11:19
Uzmanından Ramazan sonrası beslenmeye kademeli geçiş uyarısı
26 Aralık 2025 Cuma - 15:00
Yaşlılara kış uyarısı: Gizli susuzluğa ve enfeksiyonlara dikkat
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimi Uzmanı ve Sağlıklı Yaş Alma Merkezi (YAŞAM) Birimi Sorumlusu Doç. Dr. Nil Tekin, kış aylarında yaşlı bireylerin karşılaştığı sağlık risklerine karşı uyarılarda bulundu. İleri yaşla birlikte organ rezervlerinin azalmasının kış mevsimini daha kritik hale getirdiğini belirten Tekin, beslenmeden ev ortamına kadar alınması gereken önlemleri anlattı. Kış mevsiminin yaşlı bireyler için yalnızca soğuk hava anlamına gelmediğini ifade eden Doç. Dr. Nil Tekin, bu dönemin aynı zamanda fizyolojik ve ruhsal değişimlerin de yaşandığı bir süreç olduğunu söyledi. Organların rezerv kapasitesinin yaşla birlikte azaldığını ancak fizyolojik sınırlar içinde çalışmaya devam ettiğini belirten Tekin, bu doğal değişimlerin hastalıklarla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarının arttığına dikkat çeken Tekin, özellikle huzurevi gibi toplu alanlarda yaşayan yaşlıların daha yüksek risk altında olduğunu dile getirdi. Kışın gizli tehlikesi: Dehidrasyon Kış aylarında susama hissinin azalmasına bağlı olarak "gizli susuzluk" olarak tanımlanan dehidrasyon riskine dikkat çeken Doç. Dr. Tekin, yaşlı bireylerin susamayı beklemeden günde 8-10 bardak sıvı tüketmesi gerektiğini söyledi. Ağız kuruluğu, dilde kuruma ve çatlaklar, kafa karışıklığı, baş dönmesi, yürüme güçlüğü ve idrar miktarında azalma gibi belirtilerin dehidrasyonun önemli işaretleri olduğunu belirten Tekin, suya alternatif olarak ıhlamur, ayran ve sebze ağırlıklı ev yapımı çorbaların tercih edilebileceğini ifade etti. Bakım verenlerin idrar rengi ve sıklığını takip etmesinin ve su içmenin saatli bir alışkanlık haline getirilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Bağışıklık için protein ve vitamin desteği Bağışıklık sisteminin korunmasında dengeli beslenmenin önemine değinen Doç. Dr. Nil Tekin, kas kayıplarının önlenmesi için günlük protein alımının kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. Kırmızı et yerine tavuk ve hindi eti ile haftada en az 2-3 kez balık tüketilmesini öneren Tekin, turşu ve yoğurt gibi fermente gıdaların da bağışıklık sistemini desteklediğini belirtti. Kış aylarında güneş ışığından yeterince yararlanılamaması nedeniyle D vitamini eksikliğinin artabileceğine dikkat çeken Tekin, takviyelerin mutlaka doktor kontrolünde ve önerilen dozlarda kullanılması gerektiğini ifade etti. Mevsimsel duygusal bozukluğa karşı önlem Kış aylarında azalan fiziksel aktivite ve güneş ışığı eksikliğinin mevsimsel duygusal bozukluğa yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Tekin, güneş alan pencerelerin yanında vakit geçirilmesini, uygun giysilerle kısa açık hava yürüyüşleri yapılmasını ve ev içinde aktif kalınmasını önerdi. Yaşlı bireyler için oda ısısının ılık tutulması, yatağın sıcak ve konforlu olması gerektiğini ifade eden Tekin, oda havasının kurumasını önlemek için nemlendirici ya da su ile buharlı ortam oluşturulabileceğini söyledi. YAŞAM merkezi kışın güven sağlıyor Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veren Sağlıklı Yaş Alma Merkezi’nin (YAŞAM), özellikle 80 yaş ve üzeri bireyler için kış şartlarında önemli bir güven merkezi görevi üstlendiğini belirten Tekin, merkezde hekim, gerontolog, hemşire ve fizyoterapistten oluşan bir ekiple bütüncül bir takip yapıldığını söyledi. Durumu ağırlaşan veya fonksiyonel kaybı artan bireylerin hızla Evde Sağlık Hizmetleri’ne yönlendirildiğini ve bakımın kesintisiz sürdürüldüğünü ifade etti. 3 altın kural Doç. Dr. Nil Tekin, kış aylarında yaşlı bireyler için üç altın kuralı ise şöyle sıraladı: "Her mevsim aktif kalınmalı, fiziksel ve sosyal etkileşim sürdürülmeli. Doktor önerisiyle grip ve pnömokok aşıları ihmal edilmemeli. Sağlığın korunması için YAŞAM ve Evde Sağlık birimlerinin sunduğu profesyonel desteklerden faydalanılmalı." Yaşlılığın bir hastalık değil, yaşamın doğal bir dönemi olduğunu vurgulayan Tekin, gerekli önlemler alındığında kış aylarının sağlıklı ve mutlu geçirilebileceğini sözlerine ekledi.
26 Aralık 2025 Cuma - 14:53
Dezavantajlı gruplara yönelik sağlık eğitimleri sürüyor
Yakın Doğu Üniversitesi’nin mülteci ve göçmenlere yönelik yürüttüğü sağlık eğitimleri kapsamında, Lefkoşa Türk Belediyesi Dayanışma ve Eğitim Merkezi’nde cinsel sağlık ve beslenme başlıklarında bilgilendirme programı düzenlendi. Yakın Doğu Üniversitesi, dezavantajlı gruplara yönelik toplumsal katkı çalışmalarını sürdürüyor. Sağlık Bilimleri Fakültesi, Öğrenci Dekanlığı ve Cinsel Sağlık Hizmet Birimi iş birliğiyle düzenlenen eğitim programında, mülteci ve göçmenlere cinsel hastalıklardan korunma, aile planlaması ve dengeli beslenme konularında uzman akademisyenler tarafından bilgi verildi. Etkinlikte, Yakın Doğu Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Doğum ve Kadın Sağlığı Hemşireliği Anabilim Dalı Başkanı ve aynı zamanda Cinsel Sağlık Hizmet Birimi Başkanı olan Doç. Dr. Dilek Sarpkaya Güder, "Aile Planlaması ve Cinsel Sağlık" Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Mustafa Hoca ise "Göç ve Beslenme" başlıklı sunumu ile katılımcılara sağlıklı yaşamın temel unsurlarına ilişkin bilgiler aktardı. Sağlıklı yaşamın temelinde bilgi ve farkındalık yatıyor Eğitimde Doç. Dr. Dilek Sarpkaya Güder, üreme sağlığının korunmasının yalnızca bireysel değil, toplumsal sağlık açısından da büyük önem taşıdığını söyledi. Doç. Dr. Güder, bilinçli aile planlamasının anne ve çocuk sağlığını doğrudan etkilediğini belirterek, doğru ve güvenilir sağlık bilgisine erişimin hayati olduğunu ifade etti. Doç. Dr. Güder, ülkede ücretsiz ve ücretli erişilebilir üreme sağlığı hizmetlerine nasıl ulaşılacağı konusunda yönlendirme yaparak bu konudaki bireysel sorumlulukların önemini vurguladı. Doç. Dr. Mustafa Hoca ise göç sürecinin bireylerin beslenme alışkanlıkları üzerinde önemli değişimlere neden olduğunu ifade etti. Doç. Dr. Hoca, göçle değişen yaşam şartları, ekonomik zorluklar ve kültürel farklılıkların beslenme düzenini olumsuz etkileyebildiğini ifade ederek, bu durumun özellikle çocuklar, kadınlar ve kırılgan gruplar açısından sağlık riskleri oluşturduğunu belirtti.
26 Aralık 2025 Cuma - 14:32
Kızılay’a 3 milyonuncu kan bağışı Gaziantep’ten
Türk Kızılay, 2025 yılı için belirlediği 3 milyon ünite kan bağışı hedefine ulaşarak tarihi bir başarıya imza attı. Rekorun simge bağışı, Gaziantep’in İslahiye ilçesinde görev yapan zabıt katibi Büşra Tokgöz’den geldi. 3 milyonuncu kan bağışını yapan zabıt katibine, Bakan Tunç’tan tebrik ve teşekkür telefonu geldi. Türk Kızılay, 2025 yılı içerisinde ulaştığı 3 milyon ünite kan bağışı ile hayat kurtaran önemli bir rekora imza attı. Türkiye genelinde yürütülen kan bağışı çalışmaları kapsamında 3 milyonuncu kan bağışı, Gaziantep’in İslahiye ilçesinde gerçekleştirildi. İslahiye Adliyesi’nde görev yapan zabıt katibi Büşra Tokgöz, bu anlamlı bağışın simge ismi oldu. Ülke genelinde 18 Bölge Kan Merkezi, 68 Kan Bağış Merkezi ile 350 mobil ve sabit ekip aracılığıyla çalışmalarını sürdüren Türk Kızılay, yıl boyunca yürüttüğü yoğun kampanyalar ve gönüllü bağışçıların desteğiyle hedefine ulaşmayı başardı. Geçtiğimiz yıl 2,7 milyon ünite kan bağışı toplayan Kızılay, bu yıl bağış miktarını yaklaşık yüzde 10 artırarak önemli bir yükseliş kaydetti. Kan bağışında ilk beş sırada yer alan İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Gaziantep, toplam bağışların yüzde 41’ini oluşturdu. Bakan Yılmaz Tunç ve Kızılay Genel Başkanı’ndan tebrik-teşekkür telefonu Üç milyonuncu kan bağışını ise Gaziantep’in İslahiye ilçesinde görev yapan zabıt katibi Büşra Tokgöz yaptı. 3 milyonuncu bağışın ardından Büşra Tokgöz, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz tarafından telefonla aranarak tebrik edildi. Tokgöz’ün bağışı, hem Gaziantep hem de İslahiye adına gurur kaynağı oldu. "Kan vermek hem ekonomik hem basit, hem de çok etkili bir yardımlaşma örneği" Kan vermenin ekonomik, basit ve çok etkili bir yardımlaşma örneği olduğunu belirten Büşra Tokgöz, çok mutlu ve gururlu olduğunu belirterek, "Öncelikle çok şaşırdım, dün arkadaşlar söylediğinde. Yani gurur da yaşıyorum, mutluyum bu durumda. Bu 11. kan bağışımdı, elimden geldiğince düzenli kan bağışçısı olmaya çalışıyorum. Dün adliyemizde gerçekleştirilen bir organizasyon vardı, Başsavcılığımız ve Gaziantep Kızılay Şubesi tarafından. Onu duydum ve gidip kan vermeye karar verdim, saat 11’e geliyordu. Gidip kan verirken, yani tam bitmişti, o zaman gelip söyledi arkadaşlar, 3 milyoncu bağışçı olduğumu söylediler. Ben de çok mutlu oldum, çok şaşırdım. Yani böyle bir şey de beklemiyordum. Daha sonra buraya davet edildim, buraya geldim. Çok mutluyum. Böyle bir şey için ödül alıyor olmak da güzel bir şey ayrıca. Heyecanlıyım. Zaten kan vermek bence hem ekonomik hem basit, hem de çok etkili bir yardımlaşma örneği. Bu yüzden de tabii ki de tavsiye ediyorum. Zor hiçbir tarafı yok. İnsanlara kolay bir şekilde yardım ediyoruz. Herkesi de kan bağışçısı olmaya davet ediyorum" dedi. "3 milyonuncu kan bağışına ulaşmamızın gururunu yaşıyoruz" 3 milyonuncu kan bağışına ulaşmanın gururunu yaşadıklarını söyleyen Gaziantep Kızılay Kan Merkezi Müdürü Mehmet Akıncı, "Türk Kızılay olarak 2025 yılında hedefimizi gerçekleştirmenin ve 3 milyonuncu kan bağışına ulaşmamızın gururunu yaşıyoruz. Bu sadece bir rakam değil, milyonların umudu demek. Bir annenin evladına kavuşması, ameliyat masasındaki bir hastanın yeniden nefes alması demek. Bu başarı tabii ki sadece Kızılaycıların başarısı değil. 15 dakikasını iyiliğe ayıran, ben de varım diyen, iyiliği hayatının bir parçası haline getiren kan bağışçılarımızın başarısıdır. Bu yıl yapılan bağışların neredeyse yarısı düzenli kan bağışçılarımıza aittir. Bu tablo, toplumumuzda kan bağışının artık bir alışkanlık, bir sorumluluk bilincine dönüştüğünün en güçlü göstergesidir. 3 milyoncu bağışı gerçekleştiren bağışçımız bugün aramızda ve bize şunu bir kez daha hatırlatıyor. Bir kişinin kararlılığı, milyonların umudu demektir. Gaziantep İslahiye Adliyesi’nde görev yapan zabıt katibi Büşra Tokgöz, yalnız bu anlamlı bağışın değil, aynı zamanda düzenli bağışçı olmanın, sürekliliğin ve sorumluluk bilincinin de güçlü bir temsilcisi. 11 kez kan bağışında bulunan Büşra hanım aynı zamanda kök hücre bağışçımız. Düzenli bağış yapan, hayat kurtarmayı bir alışkanlık haline getiren, tüm gönüllü kan bağışçılarımıza yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki bu iyilik zincirinin bir halkasısınız. Burada herkese çağrımız şudur. 3 milyoncu kan bağışı, daha fazla hayat kurtarmak için daha güçlü bir başlangıçtır. Eğer kan verebiliyorsanız, lütfen ertelemeyin" diye konuştu.
26 Aralık 2025 Cuma - 14:28
Denizli’de sağlıklı hayat merkezlerine MHRS ile kolay erişim
Sağlık Bakanlığı’nın "Hastalığa Değil, Sağlığa Yatırım Yapmak" vizyonu doğrultusunda ülke genelinde yaygınlaştırılan Sağlıklı Hayat Merkezleri, Denizli’de Merkezefendi, Pamukkale ve Acıpayam ilçelerinde kapsamlı koruyucu sağlık hizmetleri sunmaya devam ediyor. Denizli’de vatandaşlar, bu Merkezlerde sunulan ücretsiz koruyucu sağlık hizmetlerine artık Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu alabiliyor. Denizli’de Sağlıklı Hayat Merkezlerinde 2025 yılı 11 aylık dönemde 65 bin 565 danışmanlık ve 325 bin 885 kişiye eğitim hizmeti verildiğini belirten Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Sağlıklı Hayat Merkezlerinin koruyucu sağlık hizmetlerindeki stratejik rolüne dikkat çekerek şunları söyledi: "Sağlıklı Hayat Merkezleri; bireyleri ve toplumu sağlık risklerinden korumayı, sağlıklı hayat tarzını teşvik etmeyi, birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmeyi ve bu hizmetlere ulaşımı kolaylaştırmayı amaçlayan çok yönlü yapılardır. İlimizde Pamukkale 1 Nolu ve Merkezefendi 1 Nolu SHM’lerimiz 2018 yılında, Acıpayam SHM’miz ise 2022 yılında hizmete açılmıştır. Yapımı devam eden Tavas İlçe Sağlık Müdürlüğü, Sağlıklı Hayat Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezinden oluşan binamızın tamamlanmasıyla birlikte ilimizdeki SHM sayısını dörde çıkaracağız. Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde diyetisyen, psikolog, fizyoterapist, sosyal hizmet uzmanı ve çocuk gelişimciler başta olmak üzere hekimlerimiz ve diğer sağlık personelimiz öncelikli olarak kronik hastalıkların önlenmesi boyutunda bir ekip ruhu ile çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu Merkezlerimizde; risk faktörleriyle mücadele, beslenme danışmanlığı, psikososyal danışmanlık, ağız ve diş sağlığı, enjeksiyon hizmetleri, kadın ve üreme sağlığı, okul sağlığı, kanser erken teşhis tarama ve eğitim, tütün ve madde bağımlılığı danışmanlığı, enfeksiyon hastalıklarının kontrolü, bulaşıcı olmayan hastalıkların yönetimi ve gereksinimlere göre Bakanlığımız tarafından belirlenecek diğer hizmetler bütüncül bir anlayışla, ilgili mevzuat doğrultusunda sunulmaktadır. 2025 yılında bugüne kadar Merkezlerimizde yaklaşık 400 bine yakın danışmanlık ve eğitim hizmeti verilerek, toplum sağlığının korunmasına önemli katkılar sağlandı" dedi. MHRS ile SHM Hizmetlerine Kolay Erişim Sağlıklı Hayat Merkezlerinden hizmet almanın tamamen ücretsiz olduğunu hatırlatan İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, vatandaşların artık Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden SHM’lerden randevu alabildiğini vurguladı. Öztürk, MHRS mobil uygulaması, www.mhrs.gov.tr adresi veya Alo 182 hattı aracılığıyla; beslenme danışmanlığı, ruh sağlığı danışmanlığı, çocuk gelişimi, fizyoterapi ve egzersiz, sigara bırakma ve sosyal destek birimlerinden vatandaşların kolaylıkla randevu oluşturup bu hizmetlerden yararlanabildiğini söyledi. Aile Hekimleri ile ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan hekimlerin de uygun gördükleri hastaları MHRS sistemi üzerinden SHM’lere yönlendirebildiğini ifade eden Öztürk, MHRS üzerinden randevu uygulamasıyla birlikte SHM hizmetlerinin daha planlı, etkin ve sistemli bir yapıya kavuştuğunu ve Denizli’de koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlenerek yaygınlaşmaya devam edeceğini dile getirdi. Sağlıklı Hayat Akademisi (SAHA) ile Sağlık Okuryazarlığı Artıyor İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Koruyan Sağlık’ modeli kapsamında 2025 yılında başlatılan eğitim programı Sağlıklı Hayat Akademisi (SAHA) kapsamında tüm ilçelerde yıl boyu devam eden eğitimlerde; 8 bin 161 vatandaşa SAHA eğitimi verildiğini söyledi. Öztürk: "Sağlıklı Hayat İçin SAHA’dayız sloganıyla başlatılan bu programla vatandaşlarımızın sağlık okuryazarlığının artırılması ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması hedeflenmektedir. SAHA eğitimlerine ek olarak ‘SAHA Sağlık Elçileri Akademi Eğitimleri’ sloganı ile öğretmen, polis, jandarma, muhtar, kamu görevlileri, din adamları ve esnaflar gibi gün içinde birçok kişiyle temas eden meslek gruplarına yönelik olarak yerel kurumlar ve meslek odaları ile iş birliği içinde Mayıs 2025’ten bu yana 3 bin 267 kişiye SAHA elçileri eğitimi verildi" diye konuştu.
26 Aralık 2025 Cuma - 14:10
Yıldırım’da çocuk sağlığı masaya yatırıldı
Yıldırım belediyesi, çocuklardaki konuşma bozukluklarına yönelik uzmanlar ve velilerin katılımı ile bilinçlendirme çalışması gerçekleştirdi. Yıldırım Belediyesi, pandemi süreciyle birlikte çocuklarda artış gösteren konuşma bozuklukları ve bu durumun psiko-sosyal etkilerine dikkat çekmek amacıyla farkındalık çalışması gerçekleştirdi. Sosyal belediyecilik anlayışıyla hayata geçirilen çalışma kapsamında, velilere ve alanda görev yapan uzmanlara yönelik bilgilendirici bir seminer düzenlendi. Online olarak düzenlenen seminerde konuşan Psikolojik Danışman ve Dil ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı Öznur Kuş, pandemi sonrası dönemde konuşma bozukluğu şikayetlerinde bir artış yaşandığını ifade ederek, erken farkındalık ve doğru yönlendirmenin çocukların gelişimi açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtti. ‘Çalışmalarımız sürecek’ Sosyolog ve Aile Danışmanı Hüseyin Pehlivan ise konuşma bozukluklarının yalnızca dil gelişimiyle sınırlı kalmadığını, çocuklarda özgüven eksikliği, sosyal ortamlardan uzaklaşma ve iletişim kurmada zorlanma gibi psiko-sosyal etkiler oluşturabildiğini dile getirdi. Pehlivan, ailelerin bu süreci mutlaka uzman desteğiyle yürütmesi gerektiğine dikkat çekti. Semineri değerlendiren Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, çocukların sağlıklı gelişiminin güçlü bir toplumun temelini oluşturduğunu vurgulayarak, "Pandemiyle birlikte artan teknoloji kullanımı ve azalan yüz yüze iletişim, çocuklarımızın dil ve sosyal gelişimini doğrudan etkiledi. Bu tür çalışmalarla aileleri bilinçlendirmeyi, uzmanlarla velileri bir araya getirerek sürece katkı sunmayı amaçlıyoruz" dedi.
26 Aralık 2025 Cuma - 14:06
Soma Devlet Hastanesi’nde kadın sağlığında bir ilk
Manisa’nın Soma Devlet Hastanesinde ilk kez rahim ve mesane sarkmalarının tedavisinde altın standart olarak kabul edilen Laparoskopik Sakrokolpopeksi ameliyatı, başarıyla gerçekleştirildi. Soma Devlet Hastanesi, kadın sağlığı alanında önemli bir ilke imza attı. Günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyen rahim ve mesane sarkmalarının tedavisinde altın standart olarak kabul edilen Laparoskopik Sakrokolpopeksi ameliyatı, hastanede ilk kez başarıyla gerçekleştirildi. İleri cerrahi deneyim gerektiren yöntem sayesinde Somalı kadınlar, büyük şehirlere gitmeye gerek kalmadan modern ve etkili bir tedaviye kendi ilçelerinde ulaşma imkanı buldu. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Emir Gürbüz, rahim ve mesane sarkmalarının özellikle doğumlar sonrası ya da yaşın ilerlemesiyle görülebildiğini belirterek, bu durumun vajinada dolgunluk hissi, kasık ve bel ağrısı ile idrar kaçırma gibi şikayetlere yol açtığını ve kadınların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü ifade etti. Op. Dr. Gürbüz, kapalı yöntemle yapılan Laparoskopik Sakrokolpopeksi ameliyatında sarkan organların küçük kesilerle özel destek materyalleri yardımıyla yeniden anatomik yerine sabitlendiğini belirterek, "Bu yöntem sayesinde hastalar daha az ağrı yaşıyor ve günlük yaşamlarına çok daha kısa sürede dönebiliyor" dedi. Türkiye’de yalnızca sayılı merkezlerde uygulanan ileri düzey cerrahi tekniğin Soma’da yapılabiliyor olmasının bölge için büyük bir kazanım olduğuna dikkat çeken Gürbüz, yurtiçinde aldığı temel eğitimin yanı sıra ABD’de Yale Üniversitesi’nde ürojinekoloji alanında ileri cerrahi eğitimler aldığını, edindiği deneyimi bir kamu hastanesinde uygulamaktan gurur duyduğunu dile getirdi. Soma Devlet Hastanesi Başhekimi Gökhan Kıvanç Yaşar ise hastanede ilk kez gerçekleştirilen bu ameliyatın Soma sağlık hizmetleri açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu vurgulayarak, "Vatandaşlarımızın ileri tedaviler için başka illere gitmesine gerek kalmadan, kendi hastanelerinde nitelikli sağlık hizmeti alabilmesi en büyük hedefimiz. Bu başarıda emeği geçen hekimlerimizi ve tüm sağlık çalışanlarımızı tebrik ediyorum" ifadelerini kullandı.
26 Aralık 2025 Cuma - 13:40
Uzm Dr. Elmas, gribal enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı konusunda uyardı
Dahiliye Uzmanı Dr. Hasan Elmas, "Kış dönemiyle birlikte gribal ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış oluyor. Yüzde 90 virüs kaynaklı olacağı için verilen antibiyotiklerin hiçbir faydası olamamakla beraber ilerleyen dönemlerde kapılacak enfeksiyonlara karşı olan direnci etkiler. Hastanın yatışını artırması da muhtemeldir" dedi. Bingöl Devlet Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Hasan Elmas, kış aylarının gelmesi ve havaların soğumasıyla birlikte artış gösteren gribal enfeksiyonlar hakkında bilgi verdi. Uzm. Dr. Hasan Elmas, "Son gelinen aylarda kış dönemiyle birlikte gribal ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış oluyor. Öncelikle kış ayları ve soğuk havalarda birlikte salgın oluyor. Bu tarz viral enfeksiyonların kış aylarıyla beraber salgın yapmaları daha kolaylaşıyor. Bu enfeksiyonlar yüzde 90 virüs kaynaklı enfeksiyonlardır. Virüs kaynaklı enfeksiyonlar olduğu için genelde 1 hafta 10 gün içerisinde düzelirler. 1 haftadan uzun süren enfeksiyonlar, semptomlar, geçmeyen ateş, balgam ve öksürük gibi semptomları gördüğümüzde bakteriyel olma ihtimalini göz önünde bulundururuz. Virüs kaynaklı enfeksiyonlarda genel olarak antibiyotik kullanımına gerek yoktur. Kullanılan antibiyotikler daha sonraki enfeksiyonlara da direnç geliştirebileceğinden hastane yatışını artırma riski mevcuttur. Bu yüzden bu hastalıklarda genel seyir daha çok kendimizi koruma ve semptomları azaltmak adına ağrı kesici ve benzeri ilaçları kullanarak semptomları biraz azaltmak ve hastalığın seyrini hafifletmektir" diye konuştu. Elmas, "Bu tür viral enfeksiyonlar, kapalı ortamlarda yayılma ihtimalleri daha yüksektir. O yüzden kapalı ortamlarda hasta insanlarla beraber bulunmamak önemlidir. Bu hastalığın belirtilerini yaşayan insanların öncelikle maske takmaları, toplumun içe içe olduğu yerler veya kapalı ortamlara girmemeye çalışmaları önemlidir. Gereksiz antibiyotik kullanımız bu dönemlerde çok fazladır. Şuan verilen antibiyotiğin hiçbir yararı genelde yoktur. Yüzde 90 virüs kaynaklı olacağı için verilen antibiyotiklerin hiçbir faydası olamamakla beraber ilerleyen dönemlerde kapılacak enfeksiyonlara karşı olan direnci etkiler. Hastanın yatışını artırması da muhtemeldir" şeklinde konuştu.
26 Aralık 2025 Cuma - 12:52
Batman’da 13 yaşındaki çocuk 52 gündür öksürük nöbeti yaşıyor
Batman’da 52 gündür devam eden şiddetli öksürük nöbetleri, 13 yaşındaki Muhammed Eyüp Arı’nın hayatını olumsuz etkiliyor. Aile, çocuklarının sağlığına kavuşması için yetkililerden yardım bekliyor. Batman’ın Gap Mahallesi’nde yaşayan 4 çocuk annesi Nesrin Arı’nın ikinci çocuğu olan Muhammed Eyüp Arı (13), 52 gün önce başlayan öksürük şikayeti nedeniyle birçok kez hastaneye başvurdu. Yapılan tetkiklere rağmen kesin bir teşhis konulamazken, rahatsızlığı her geçen gün artan Muhammed son olarak Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alındı. "Sağlığıma kavuşmak istiyorum" Yaşadığı zorlukları dile getiren Muhammed Eyüp Arı, "Durmadan öksürüyorum. Yatamıyorum, uyuyamıyorum. Sabaha kadar böyleyim. Yemek yiyemiyorum, kilom düştü. Okula gidemiyorum, arkadaşlarımı çok özledim. Sağlığıma geri kavuşmak istiyorum" dedi. Oğlunun yaşadığı sürecin kendilerini çaresiz bıraktığını belirten anne Nesrin Arı ise "Başta basit bir öksürük sandık. Evde bitki çayları ve ilaçlar verdik. Geçmeyince acile götürdük. Buhar verdiler, şurup yazdılar ama fayda etmedi. Gittikçe kötüleşti. Gece gündüz ne uyuyor ne de bizi uyutuyor. Sürekli öksürüp kusuyor. 52 gündür perişan durumdayız. Oğlumun eğitimi aksadı. Yetkililerden ricamız, daha donanımlı bir hastaneye sevk edilmesi" diye konuştu. Aile, çocuklarının bir an önce sağlığına kavuşması için yetkililerden destek bekliyor.
26 Aralık 2025 Cuma - 12:35
Kışın korkusu: "Soğuk ısırması"
Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, soğuk ısırması olarak bilinen ’Frostbite’ hakkında verdiği bilgilerde uygulanan yanlış tedavinin ampütasyona kadar gidebileceğini söyleyerek, "Isıtılan organın yeniden soğuğa maruz bırakılmaması gerekiyor" dedi. Soğuk havalarda uzun süre kalındığında soğuk ısırması durumunun ortaya çıkabileceğini söyleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, "Tabi toplumda soğuk ısırması olarak bilinen esasta literatürde ’Frostbite’ olarak tanımlanmış rahatsızlık genelde sıfır derecenin altındaki havalara yoğun maruz kaldığında dokularda ve hücrelerde meydana gelen iskemik yani beslenme bozukluğuna bağlı meydana gelen tabloyu tanımlamak için kullanılan bir tanımdır. Özellikle yoğun soğuk havalara uzun süre maruz kalındığında, yahut yoğun alkol kullanımından sonra yine soğuk havalarda uzun süre kalındığında, işte askerler ve dağcılar gibi risk grupları var. Akral bölgeler dediğimiz yani burun, kulak, el ve ayak parmakları gibi bölgeler esasında soğuk ısırmasında en sık etkilenmesini beklediğimiz bölgelerdir. Genelde klinik muayenelerde biz gördüğümüz tabii ki bu etkilenen dokularda karıncalanma, uyuşma ve yer yer solukluk hissini hastalarımızda görmekteyiz. Bununla birlikte daha hafif frostbite yani soğuk ısırması vakalarında genelde derinin rengi daha beyaz gri iken daha uzun süreli soğuğa maruz kalma ve dokunun beslenmesinin bozulması ile birlikte deri renginin daha çok mavi-mor renge doğru değiştiğini beslenmenin bozulmasına paralel olarak bir sertlik dokuda hissediyoruz ve ileri vakalarda tabii bül dediğimiz bu sıvı oluşumları ve veziküller de ciltte görülebiliyor" dedi. Yücel, ısıtılan organın yeniden soğuğa maruz bırakılmasının ampütasyona kadar gidebileceğini söyleyerek, "En ileri vakalarda da en şiddetli vakalarda da sinirlerin etkilenmesine bağlı biz hissizlik etkilenen ekstremitelerde ve organlarda görmekteyiz. Tabi burada en önemli şey tedavide hastalarımızın şunlara dikkat etmesi lazım. Burada en yanlış yapılan şey hastanın etkilenen organını ısıttıktan sonra tekrardan eğer soğuk maruziyeti olacaksa bu en yapılmaması gereken şeydir. Yani etkilenen organın çok daha kötü yani amputasyona yani derinin kaybına kadar girebilecek komplikasyonlara sebebiyet verebilir. Dolayısıyla tedavide uygulamamız gereken en önemli şey önce soğuk maruziyetini hastalarımızdan hemen kesmek ve bununla birlikte 37-39 derece gibi sıcaklıklardaki suya etkilenen organı maruz bırakarak 20-30 dakika gibi ve sonradan tekrardan soğuğa maruz kalmayacak şekilde tedavi algoritmasını biz başlatıyoruz. Bununla birlikte herhangi bir etkilerini organı ısı kaynağına maruz bırakmak, işte ateşle ısıtmaya çalışmak, ovalamak bunlar yapmamamız gereken davranışlardandır. Bazı vakalarda ilaç tedavisi de kullanabiliyoruz. Daha ileri vakalarda mikro pıhtılar oluşup artık organların amputasyonuna yani kesilmesi ne kadar gidecek olan şiddetli vakalarda ise trombolitik ajanları biz tercih ediyoruz. Ne önlemler alabiliriz bunu da konuşmak gerekirse tabi ki sıkı giyinmek bazı anemik hastalarımız mesela bu açıdan biraz daha risk altındadır diyebiliriz. Oksijenin dokulara taşıdığı besin miktarı da bozulduğundan dolayı kat kat giyinmek belki bu tarz hastalarda biraz daha önleme yönelik konuşabiliriz. Bununla birlikte tabi termal çoraplar, eldiven ve bere kullanımı soğuk havalarda özellikle parmakları sürekli bu az önce bahsettiğimiz risk gruplarında sürekli hareket ettirmek, aşırı soğuğa maruz kalmamak da ne hastalarımıza önermemiz gereken tedbirler arasındadır diyebiliriz" ifadelerini kullandı.
26 Aralık 2025 Cuma - 12:28
Sünnet, birçok hastalığın önüne geçiyor
Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Levent Üstün, sünnetin hijyenin daha kolay sağlanmasına katkı sunduğunu, idrar yolu enfeksiyonu riskini azalttığını, penis kanserini önlediğini ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile serviks kanseri riskini düşürdüğünü belirtti. Medicana International Samsun Hastanesi doktorlarından Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Levent Üstün, sünnet hakkında bilgilendirmede bulundu. Hem 3-6 yaş hem de yeni doğan sünnetleriyle ilgili bilgiler veren Uzm. Dr. Üstün, "Sünnet, insanlık tarihinin en eski cerrahisi olmasının yanı sıra bugün en sık uygulanan pediatrik cerrahi işlemdir. Tıbbi nedenlerin dışında da potansiyel faydaları vardır. Hijyenin daha kolay sağlanması, idrar yolu enfeksiyonları riskini azaltması, penis kanserini önlemesi, cinsel yolla bulaşan hastalıkların ve serviks kanseri riskinin azalması bunlar arasında sayılabilir. Sünnet, çocukta beden farkındalığı ve cinsel kimliğin geliştiği fallik dönem olarak adlandırılan 3-6 yaş aralığı dışında her yaşta yapılabilir. Son yıllarda yeni doğan sünnetine ilgi artmıştır. Ancak yeni doğan dönemi hem anne hem de bebek açısından bir adaptasyon sürecidir. Bebeğin özellikle ilk 40 gün enfeksiyonlara daha açık olduğu düşünülür. Sünnet derisi ve salgısının, idrar kontrolünün olmadığı yaşamın ilk birkaç yılı boyunca idrarın yakıcı etkilerinden koruyucu olduğu kabul edildiğinde, yeni doğan döneminde sünnet yapılması konusunda soru işaretleri oluşmaktadır. Özellikle yeni doğan döneminde ve bezli çocuklarda idrar amonyağı ve dışkı, nemli bezlerle olumsuz sonuçlara yol açabilir" dedi. Sünnetin hijyenik ortamlarda yapılması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Üstün, "Sünnet aileler tarafından basit bir işlem gibi algılansa da aslında çocuğun geleceğini etkileyen çok önemli bir cerrahi işlemdir. Rahat, telaşsız ve sağlık açısından güvenli hijyenik bir ortamda yapılmalıdır. Sünnet sonrası bakım da en az işlem kadar önemlidir. Ben pansumanı genellikle ilk gün ya da ertesi gün açmayı tercih ediyorum. Peniste ödem olması çocuğa rahatsızlık vermezken, yapışmış bir pansumanın açılması daha fazla acı verir ve çocuk psikolojik olarak etkilenebilir. Yaşa ve kullanım rahatlığına göre köpük bardak ya da sünnet külodu 3-7 gün kullanılabilir. İlk 72 saat banyo yapılmamalı, üçüncü günün sonunda 10’ar dakikalık köpüklü ılık suyla, sürtme ve tahriş olmadan banyolara başlanmalıdır. Doktorun verdiği krem ve merhemler düzenli kullanılmalı, bezli bebeklerde bez sık değiştirilmelidir. İlk günlerde dar kıyafetlerden kaçınılmalı, bez gevşek bağlanmalıdır. Sünnet sonrası çocuk acı duyacağını düşünerek idrarını tutabilir; bu durumda mesane üzerine ılık bez ve hafif masajla idrar yapması sağlanır. İlk gün ağrı olabilir, ağrı kesici şuruplar ve bebeklerde fitillerle kolayca kontrol altına alınabilir. Penise dışkı bulaşırsa, ıslak bezle temizlenemiyorsa tahriş etmeden ılık suyla temizlenmelidir. Okul çocukları bir hafta sonra okula başlayabilir. Yaz aylarında deniz ve havuz için kontaminasyon riski göz önünde bulundurularak 15-20 gün beklenmelidir" diye konuştu. Cerrahi işlemin ardından dikkat edilmesi gereken hususlara da değinen Üstün, "Hastalar genellikle sünnetten bir hafta sonra kontrol edilir. Ancak bu süre içinde durmayan kanama, artan kızarıklık, şişlik, akıntı, ateş veya idrar yapmada zorlanma olursa doktora başvurulmalıdır. Sünnet doğru zamanda, uygun koşullarda ve tıbbi standartlara uygun şekilde yapıldığında güvenli bir işlemdir. En önemli nokta çocuğun ağrı yaşamaması ve işlemin deneyimli ellerde yapılmasıdır" şeklinde konuştu.
26 Aralık 2025 Cuma - 12:07
Muğla Tarım İl Müdürlüğü’nden yeni yıl öncesi gıda denetimi
Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü Seyfettin Baydar, yaklaşan yılbaşı öncesinde halk sağlığının korunması amacıyla gıda denetimlerinin il genelinde artırıldığını açıkladı. Baydar, yıl boyunca aralıksız sürdürülen denetimlerin, yılbaşı döneminde artan gıda ve alkol tüketimi dikkate alınarak daha da yoğunlaştırıldığını belirtti. Muğla’nın 13 ilçesinde Aralık ayı boyunca gıda maddesi satan ve üreten işletmelerde aralıksız olarak denetim gerçekleştiren Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri, denetimlerde, üretim tesislerinde başta hijyen olmak üzere halk sağlığını tehdit edebilecek etmenler üzerinde denetim gerçekleştirdi. Gıda maddesi satan işletmelerde ise gıda maddelerinin son tüketim tarihi başta olmak üzere sağlıklı gıda tüketimi için aranan şartlarnı yerine getirilip getirilmediğini denetledi. 13 ilçede 103 personelle sahadayız Denetim çalışmalarına ilişkin bilgi veren İl Müdürü Baydar, Muğla genelinde 13 ilçede, 103 personel ile sahada olduklarını belirterek, "Yaklaşan yılbaşı nedeniyle gıda denetimlerimiz ülkemizde olduğu gibi ilimizde de yoğun bir şekilde devam etmekte. Hem son dönemlerdeki basında çıkan haberler, hem de halk sağlığını korumak amacıyla gıda denetimlerimizde aslında yıl boyu olduğu gibi özellikle bu yıl sonuna doğru artırmış ve yoğunlaşmış bulunmaktayız. Amacımız halk sağlığını korumak, insanlarımızın, Muğla’mızın gerek içki, alkolü tüketimle ilgili, gerekse diğer gıda tüketimleriyle ilgili onların sağlığını korumak amacıyla bütün ilçelerimizde, 13 ilçede, 103 personelimiz ile beraber bir ay boyunca, şu son bir ay boyunca özellikle yoğun bir denetim seferberliği yapmaktayız. Ve böylelikle de özellikle halk sağlığını korumak, gıda güvenliğini de oluşturmak için çalışmalarımız devam etmektedir" dedi.
26 Aralık 2025 Cuma - 11:52
Çanakkale’de 90 yaşındaki hasta Koroner By-Pass ameliyatıyla hayata tutundu
Çanakkale’de kalbindeki 4 büyük damarında yüzde 95’in üzerinde daralma nedeniyle hayati tehlikesi olduğu tespit edilen 90 yaşındaki hasta Koroner By-Pass ameliyatıyla hayata tutundu. Gelibolu ilçesinde yaşayan 90 yaşındaki Zuhal Arabacıbaşı evinde aniden rahatsızlanması üzerine Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hicran Yıldız Şimşek tarafından yapılan Koroner Anjiyografi sonucunda hastanın kalbindeki 4 damarının yüzde 95’in üzerinde daraldığı ve tıkanmak üzere olduğu tespit edildi. Koroner By-Pass ameliyatı kararı alınan hastaya Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanları Dr. Engin Gürcü ve Dr. Buğra Destan tarafından By-Pass ameliyatı yapıldı. Son derece başarılı geçen ameliyatın ardından hızla iyileşmeye başladı. Sağlığına kavuşan hasta hayata yeniden dönerek ameliyattan 6 gün sonra taburcu edildi. Yaşlı hastalarda Koroner By-Pass ameliyatında komplikasyon görülme oranının daha yüksek olduğuna dikkat çeken Dr. Engin Gürcü, "Felç, böbrek ve solunum yetmezliği gibi komplikasyonların yanı sıra yaraların geç iyileştiği durumlarla da karşılaşılabiliyoruz. Yaşlı hastalarda kalp damarları dışındaki damarlarda mesela beyni besleyen damarlarda kireçlenmeler, kolesterol plaklarının birikmesi gibi durumlar biraz daha fazla oluyor. O nedenle ameliyat sonrası komplikasyon risklerinin artabilme ihtimali var ama bu hiçbir zaman ameliyata engel değil. Çünkü ameliyat öncesi detaylı bir tarama yaparak risk durumuna bakıyoruz. Özellikle beyine giden damarları gözden geçiriyoruz. Gerekirse daha ileri tetkikler yaparak ameliyat sonrası oluşabilecek riskler varsa onları saptıyoruz. Ardından da hastayla ve yakınlarıyla durumu değerlendirerek bir karar veriyoruz. 90 yaşındaki hastamızda yapılan kontroller sonrası ameliyat için uygun olduğunu belirledik ve kendisinin onayı ile operasyon kararı verdik. Birçok hastanenin risk olarak gördüğü ve kabul etmediği bu ameliyatı yaklaşık üç saatte, dört damara bypass uygulayarak tamamladık. Ameliyat sonrası iki gün yoğun bakım ünitesinde kalan ve hiçbir komplikasyon gelişmeyen hastamızı taburcu etmiş olmanın gururunu yaşıyoruz" dedi. Hastaya geçmiş olsun dileklerini ileten Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Hasan Keser ise "KVC ekibimizde şu an 6 Kalp Damar Cerrahisi Uzmanımız mevcut. Başarılı ekibimizle her yıl 300’ün üzerinde kalp ameliyatı yapılmaktadır. Çalışmalarımızı her zaman bir üst seviyeye taşıyarak halkımıza kaliteli hizmet vermeye devam edeceğiz" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder