Son Dakika
|
İran'da can kaybı bin 230'a yükseldi
İran Dışişleri Sözcüsü Bekayi: "ABD ve İsrail, sivil bölgeleri kasten hedef alıyor"
İran Kızılayı: "ABD ve İsrail, 636 ayrı noktada bin 332 saldırı düzenledi"
Türbede kaçak kazı yapan 7 şahıs suçüstü yakalandı
ABD Savunma Bakanı Hegseth'ten İsrail'e: "Sonuna kadar devam edin"
İtalya’dan Körfez’e hava savunma yardımı
İran, IKBY'de İran karşıtı ayrılıkçı güçlere saldırdı
Kuzey Kore dev savaş gemisinden füze denemesi yaptı
Arakçi: "ABD, fırkateynimizi batırarak vahşet işledi ve bundan çok pişman olacak"
NATO: "İran'ın Türkiye'yi hedef almasını kınıyoruz''
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Kremlin Sözcüsü Peskov: "(İran'a yönelik saldırılar) Bu bizim savaşımız değil"
Aliyev: "İran yetkilileri tarafından açıklama yapılmalı ve özür dilenmeli"
Dışişleri Bakanlığı'nden Nahçıvan'a yönelik İHA saldırısına tepki
Ağır hasarlı binanın enkazı iş makinesinin üstüne yıkıldı
Motorcu ayağının altında et taşıdı
Türbede kaçak kazı yapan 7 şahıs suçüstü yakalandı
Son 10 derbide Galatasaray üstün
SAĞLIK
Ula’nın içme suyu hatları yenileniyor
05 Mart 2026 Perşembe - 18:38:16
Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü tarafından Ula ilçesinde şahıs arazileri içinden geçen içme suyu hatları hem mülkiyet dışına taşınıyor, hem de su isale hatları yenileniyor. İçme suyu isale ve şebeke hatlarının mülkiyet dışına taşınmasını, yenilenmesinin yanında alt depodan üst depoya iletimi sağlayan tüp terfi istasyonu yapıldığı açıklandı. MUSKİ Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamada, "Ula ilçemizin merkez mahallelerinde içme suyu altyapısını daha modern, güçlü ve verimli bir yapıya kavuşturmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kapsamda, Köprübaşı Mahallesi Kökcüler Sokak’ta mülkiyetlerin içerisinden geçtiği için müdahalesi zor olan içme suyu şebeke ve terfi hatlarını mülkiyet dışına, yol güzergâhlarına taşıyarak yeniledik. Aynı zamanda hatların çaplarını büyüterek yenileme çalışması gerçekleştirdik. Karadere kaynaklarından gelen suyu daha etkin kullanabilmek amacıyla alt depodan üst depoya iletim sağlayan modern bir tüp terfi istasyonu da inşa ettik. Çalışmalar kapsamında içme suyu deposu çevresinde çevre düzenlemeleri de yaparak alanı daha düzenli ve kullanışlı hale getirdik. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’ın öncülüğünde gerçekleştirdiğimiz bu yatırımlarla su kayıplarını önlüyor, Ula’da yaşayan vatandaşlarımıza daha sağlıklı, kaliteli ve kesintisiz içme suyu ulaştırmaya devam ediyoruz" denildi.
05 Mart 2026 Perşembe - 15:10
Erzurum Şehir Hastanesi’nde yeni dönem, başhekim değişti
Doğu Anadolu’nun önemli sağlık üslerinden biri olan Erzurum Şehir Hastanesi başhekimlik görevinde bayrak değişimi yaşandı. Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde üst düzey görevlerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Mesud Fakirullahoğlu, hastanenin yeni başhekimi olarak göreve başladı. Erzurum’un Hınıs ilçesinde doğan Fakirullahoğlu, ilk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra tıp eğitimini Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bitirdi. Mezuniyetinin ardından Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü’nün çeşitli birimlerinde yöneticilik yaparak sağlık yönetimi alanında tecrübe kazandı. Meslek hayatı boyunca sağlık sisteminin pek çok farklı kademesinde sorumluluk üstlenen Fakirullahoğlu’nun kariyeri dikkat çeken başarılarla dolu: 2015-2016 yılları arasında Erzurum Halk Sağlığı Müdürü olarak şehre hizmet verdi. Genel Cerrahi alanındaki uzmanlık eğitimini Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlayarak 2021 yılında uzman doktor ünvanını aldı. Uzmanlık sonrası Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı olarak bir süre görev yaptı. Son olarak kendi memleketinde, daha önce genel cerrahi uzmanı olarak görev yaptığı kuruma Başhekim olarak atanan Dr. Öğr. Üyesi Mesud Fakirullahoğlu, hem akademik birikimi hem de sahadaki yönetim tecrübesiyle Erzurum ve çevre illere hizmet veren hastanenin sağlık kalitesini daha ileriye taşımayı hedefliyor. Mesut Fakirullahoğlu atandığı Erzurum Şehir Hastanesi Başhekimlik görevini bu gün itibarı ile Doç. Dr. İbrahim Hakkı Tör’den devraldı..
05 Mart 2026 Perşembe - 14:36
Dr. Cinik Diş Kliniği Antalya’da diş tatili turizmine katkı sunmayı hedefliyor
Türkiye’de sağlık turizminde adından söz ettirirken özellikle diş tedavilerinin yurt dışından gelen hastaların en çok tercih ettiği alanlar arasında yer aldığı belirtiliyor. Dr. Cinik Diş Kliniği de Antalya’da hizmet vermeye başlayarak diş tatili turizmine katkı sunmayı hedefliyor. Turizm ve sağlık hizmetlerinin bir araya geldiği diş tatili konseptinin son yıllarda uluslararası hastalar arasında giderek daha fazla ilgi çektiği belirtilirken hastalar, diş tedavilerini yaptırırken aynı zamanda tatil yapma imkanı buluyor. Antalya’nın turizm altyapısı ve ulaşım kolaylığının bu alandaki talebin artmasına katkı sağladığı belirtilirken uzmanlar, diş tatili modelinin özellikle Avrupa ülkelerinde yaşayan hastalar için önemli avantajlar sunduğunu söyledi. Diş tatili turizmine ilgi artıyor Son yıllarda Türkiye gerçekleştirilen başarılı çalışmalarla sağlık turizmi alanında adından söz ettirirken diş tedavilerinin ise bu alanın en hızlı büyüyen noktalardan biri olarak öne çıktığı ifade ediliyor. Türkiye, diş tatili turizminde Avrupa ve Orta Doğu’dan gelen hastalar için dikkat çekerken ulaşım kolaylığı, deneyimli diş hekimleri ve gelişmiş klinik altyapısı Türkiye’nin tercih edilmesinde rol oynuyor. İmplant tedavisi, estetik gülüş tasarımı, zirkonyum kaplama ve diş beyazlatma gibi işlemler için Türkiye’ye gelen hasta sayısının önemli bir oranda olduğu aktarıldı. Hem tatil hem tedavi Uzmanlar, Türkiye’de diş hekimliği alanında kullanılan teknolojilerin ve tedavi yöntemlerinin uluslararası standartlarda olduğunu, planlı tedavi süreçleri ve ulaşılabilir fiyatların da Türkiye’yi tercih edilen ülkeler arasında öne çıkardığını söyledi. Antalya ise her yıl milyonlarca turisti ağırlarken son yıllarda şehrin sağlık turizmi alanında da öne çıktığı, uluslararası havalimanı, otel kapasitesi ve turizm deneyiminin bu gelişimi desteklediği belirtiliyor. Diş tatili modeli çerçevesinde hastaların tedavi süreci genellikle ön görüşme ile başlarken hastaların, tedavi öncesinde röntgen veya ağız fotoğraflarını paylaşarak ilk değerlendirmeyi online olarak alabildiği ifade ediliyor. Ardından tedavi planı ve ziyaret programı hazırlanırken Antalya’ya gelen hastalar önce muayeneden geçiyor, sonrasında planlanan tedavi süreci başlıyor. Uzmanlar, bu modelin özellikle yoğun çalışma temposuna sahip kişiler için avantaj sağladığını belirtti. Antalya sağlık turizminde öne çıkıyor Uzmanlar, Antalya’nın sağlık turizmi alanında önümüzdeki yıllardaki payının daha da büyüyeceğini, diş tatili konseptinin ise bu büyümenin önemli bir parçası olarak görüldüğünü söyledi. Diş tatili çerçevesinde Antalya’ya gelen hastalar için ulaşım, konaklama ve tedavi programının uyumlu şekilde organize edilmesi, hastaların konforlu bir deneyim yaşaması sağlanıyor. Klinikler genellikle uluslararası hasta koordinatörleri ile çalışırken farklı ülkelerden gelen hastalar kendi dillerinde destek alabiliyor. Estetik gülüş ilgi topluyor, Türkiye diş tatili turizminde öne çıkıyor Diş estetiği uygulamaları son yıllarda dünya genelinde popüler hale gelirken özellikle gülüş tasarımı, implant tedavileri ve kaplama uygulamalarının ilgi gördüğü belirtiliyor. Antalya’da sunulan diş tedavileri de bu talebi karşılamaya yönelik hizmetler sunuyor. Modern teknolojiler ve dijital planlama yöntemleri sayesinde tedavi süreçleri daha hızlı ve konforlu hale geliyor. Uzmanlar, sağlıklı ve estetik bir gülüşün bireylerin özgüvenini doğrudan etkilediğini bu nedenle diş tedavilerinin sadece sağlık açısından değil, yaşam kalitesi açısından da önem taşıdığını aktarıyor. Öte yandan sağlık hizmeti ile tatil deneyimini birleştiren bu yaklaşım, uluslararası hastalar için cazip bir alternatif sunarken Dr. Cinik Diş Kliniği de Antalya’da hizmet vermeye başlayarak diş tatili turizmine katkı sağlamayı hedefliyor.
05 Mart 2026 Perşembe - 14:06
Eskişehir’de düzey III Tüberküloz Laboratuvarı açılıyor
Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı, Türkiye’de Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı’na sahip 6’ncı merkez oluyor. Eskişehir’de tüberküloz tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir eşik aşılıyor. Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı bünyesinde hizmet veren Tüberküloz Laboratuvarı, gerçekleştirilen kapsamlı altyapı ve teknik kapasite çalışmaları sonucunda Düzey III standartlarında hizmet verecek seviyeye ulaştı. Bu gelişmeyle birlikte Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı, Türkiye’de halk sağlığı laboratuvarları bünyesinde Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı’na sahip 6’ncı merkez olacak. Böylece daha önce ileri inceleme için farklı illere gönderilen birçok tetkik artık Eskişehir’de gerçekleştirilebilecek. Tanı süreleri kısalacak Tüberküloz Laboratuvarı, ’Tüberküloz Laboratuvarlarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Tebliğ kapsamında bugüne kadar Düzey II Tıbbi Laboratuvarı olarak hizmet veriyordu. Bu süreçte klinik örnekler klasik katı besiyeri tabanlı yöntemlerle inceleniyor, ön tanı sonuçlarının ardından Mikobakterium tür tayini ve 1. İlaç Direnç Düzeyi (antibiyogram) çalışmaları için örnekler Ulusal Tüberküloz Referans Laboratuvarı’na sevk ediliyordu. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen çalışmalar sonucunda laboratuvar Tüberküloz Düzey III standartlarına uygun hale getirildi. Katı besiyeri tabanlı kültür çalışmalarına ek olarak; PCR tabanlı moleküler tanı yöntemleri, sıvı otomatize besiyeri ile kültür sistemleri, hızlı direnç testleri, seçenek ilaç direnç düzeyi (antibiyogram) ve mikobakterium tür tayini artık Eskişehir’de gerçekleştirilebilecek. Tanı süreçlerinin hızlanmasıyla birlikte tedavi planlamasına daha erken başlanabilecek ve hasta mağduriyetlerinin önüne geçilebilecek. "Tedavi süreçlerinde zaman kaybı yaşanmaması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz" Eskişehir İl Sağlık Müdürümüz Doç. Dr. Yaşar Bildirici, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, "İlimizde Tüberküloz Düzey III laboratuvar şartlarının oluşturulmasıyla birlikte daha önce sevk edilerek sonuçlandırılan ileri tetkikleri artık kendi laboratuvarımızda çalışabileceğiz. Bu gelişme tanı süreçlerini ciddi şekilde hızlandıracak ve tedavi planlamasına daha erken başlanmasını sağlayacaktır. Vatandaşlarımızın tanı ve tedavi süreçlerinde zaman kaybı yaşamaması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Eskişehir’imize ve sağlık camiamıza hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. Bölgesel hizmet kapasitesi Hayata geçirilen bu önemli altyapı ile birlikte laboratuvar, yalnızca Eskişehir’e değil çevre illere de hizmet verebilecek bölgesel bir kapasiteye ulaşacak. Düzey III kapasiteye ulaşan Tüberküloz Laboratuvarı ile birlikte Eskişehir, bölgesinde referans olabilecek güçlü bir halk sağlığı laboratuvar altyapısına kavuşacak. Yerinde ve hızlı tanı imkânı sayesinde hem hastaların tedavi süreçleri daha etkin yönetilecek hem de bulaşıcı hastalıkların kontrolünde daha güçlü bir izleme ve müdahale süreci yürütülecek. Eskişehir Halk Sağlığı Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı, 24 Mart 2026 tarihinde düzenlenecek törenle resmi olarak hizmete açılacak.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
03 Mart 2026 Salı- 11:19
Tokat’ta şap hastalığına karşı yoğun mesai
2
04 Mart 2026 Çarşamba- 15:17
"Obezite, kişinin yaşam kalitesini düşürüyor"
3
04 Mart 2026 Çarşamba- 10:55
6 ayda fazla kilolarından kurtularak hem bedenini hem de ruhunu iyileştirdi
4
01 Mart 2026 Pazar- 11:03
Kapalı damarı Almanya’da açılmayınca, Elazığ’a gelip sağlığına kavuştu
5
04 Mart 2026 Çarşamba- 11:51
"Obezite, kalp ve diyabet riskini artırıyor"
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:26
Dr. Kademli, kışın çocuklarda enfeksiyonlara karşı alınacak önlemler hakkında bilgi verdi
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öznur Kademli, özellikle okul çağındaki çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü belirterek, kış aylarında bağışıklık sisteminin korunmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öznur Kademli, "Bağışıklık sistemi henüz tam gelişmemiş olan bebekler ve okul öncesi çocuklar enfeksiyonlara karşı daha hassastır. Bu nedenle koruyucu önlemler ihmal edilmemelidir. Çocuklarda kışın en sık görülen hastalıklar arasında grip, nezle, bronşit ve orta kulak enfeksiyonları yer alıyor. Özellikle Influenza (grip), ani başlayan yüksek ateş, halsizlik ve kas ağrılarıyla kendini gösteriyor. Bunun yanı sıra Respiratuvar Sinsityal Virüs Enfeksiyonu (RSV) küçük yaş grubundaki çocuklarda ciddi solunum sıkıntılarına yol açabiliyor" dedi. Aileler nelere dikkat etmeli Enfeksiyonlardan korunmak için neler yapılması gerektiğini anlatan Dr. Kademli, "El Hijyeni Alışkanlığı Kazandırın, çocuklara doğru el yıkama alışkanlığı kazandırılmalı. Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı; okuldan geldikten sonra ve yemeklerden önce mutlaka temizlik sağlanmalı. Bağışıklık sistemini güçlü tutmanın yolu düzenli uyku ve dengeli beslenmeden geçiyor. Sebze, meyve, protein ağırlıklı beslenme ve yeterli sıvı tüketimi büyük önem taşıyor. Kapalı Ortamları Havalandırın: Sınıf ve ev ortamlarının sık sık havalandırılması virüslerin yayılımını azaltıyor. Grip aşısı başta olmak üzere rutin aşı takviminin düzenli takip edilmesi gerektiğini belirten Kademli, özellikle risk grubundaki çocukların aşılarının geciktirilmemesi gerekiyor" ifadelerini kullandı. Ateş, yoğun öksürük ve halsizlik şikayeti olan çocukların okula gönderilmemesi gerektiğini belirten Kademli, bunun hem çocuğun iyileşmesi hem de salgının yayılmaması açısından önemli olduğunu söyledi. "Basit önlemlerle büyük koruma mümkün" Dr. Öznur Kademli, "Mevsime uygun giyinme, düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi kış enfeksiyonlarına karşı en güçlü savunmadır" diyerek aileleri bilinçli olmalar konusunda uyardı.
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:25
Kahta Devlet Hastanesi’nde Sigara Bırakma Polikliniği hizmete açıldı
Adıyaman’ın Kahta Devlet Hastanesi bünyesinde, sigara kullanımına bağlı sağlık sorunlarının önlenmesi ve bireylerin sağlıklı bir yaşama geçişinin desteklenmesi amacıyla Sigara Bırakma Polikliniği hizmete başladı. Poliklinikte yürütülecek çalışmaların Dr. Mehmet Mesut Şan yönetiminde sürdürüleceği öğrenildi. Sigaranın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Dr. Şan, sigaranın başta akciğer hastalıkları olmak üzere kalp-damar rahatsızlıkları, çeşitli kanser türleri ve solunum yolu hastalıklarına yol açtığını belirtti. Bağımlılıkla mücadelenin mümkün olduğunu ifade eden Şan, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşların profesyonel destek almaktan çekinmemesi gerektiğini kaydetti. Poliklinikte sigara bırakma sürecine yönelik tıbbi ve psikolojik destek hizmetlerinin sunulacağı belirtildi. Toplum sağlığını korumanın en etkili yolunun bilinçlendirme ve önleyici sağlık hizmetleri olduğunu belirten Kahta Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mustafa Akel, "Sigara bağımlılığı hem bireysel hem toplumsal açıdan ciddi bir sağlık sorunudur. Hastanemiz bünyesinde hizmete başlayan Sigara Bırakma Polikliniği ile vatandaşlarımızın bu mücadelede yanında olacağız. Özellikle gençlerimizin sigaraya hiç başlamaması en güçlü korunma yöntemidir" ifadelerini kullandı.
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:24
Uzmanından obezite cerrahisi uyarısı
Acıbadem Adana Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Çetinkünar, obezite cerrahisinin yalnızca kilo kaybı amacıyla değil, obeziteye bağlı hastalıkların tedavisinde de etkili bir yöntem olduğunu belirterek, "Bariatrik cerrahi, diyet ve ilaç tedavisinden yeterli fayda görmeyen hastalar için bilimsel olarak kanıtlanmış güçlü bir tedavi seçeneğidir" dedi. Obezitenin günümüzde diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları ve uyku apnesi gibi pek çok ciddi sağlık sorununa zemin hazırladığını vurgulayan Çetinkünar, "Obezite cerrahisi bu hastalıkların kontrol altına alınmasında önemli rol oynar. Ancak tek tip bir cerrahi yoktur. Her hasta özelinde detaylı planlama yapılır. Çünkü her hastanın farklı ek hastalıkları olabilir. Obezite cerrahisinde hangi yöntem hastaya daha uygunsa buna göre karar verilerek bir planlama gerçekleştirilir" ifadelerini kullandı. "En sık uygulanan yöntem tüp mide ameliyatı" Günümüzde en sık uygulanan bariatrik cerrahi yönteminin tüp mide olduğunu belirten Çetinkünar, "Bu yöntemde midenin büyük bir bölümü çıkarılarak tüp şeklinde bir mide oluşturulur. Açlık hissi azalır ve daha erken doyma sağlanır. Hastalar iki yıl içinde toplam vücut ağırlıklarının ortalama yüzde 25-30’unu kaybedebilir. Tüp mide ameliyatları sırasında bağırsağa ek bağlantı yapılmadığından vitamin-mineral eksikliği riski diğer yöntemlere göre daha düşüktür. Ancak bazı hastalarda reflü şikayetleri artabilir" diye konuştu. "Gastrik bypass diyabet üzerinde güçlü etki sağlar" Roux-en-Y gastrik bypass ameliyatının hem mide hacmini küçülttüğünü hem de emilimi kısmen azalttığını belirten Prof. Dr. Süleyman Çetinkünar, "Bu yöntemle iki yıl içinde yüzde 30-35 oranında kilo kaybı mümkündür. Özellikle tip 2 diyabeti olan ve şiddetli reflü şikayeti bulunan hastalarda etkili bir seçenektir" dedi. Mini gastrik bypass olarak bilinen yöntemin de benzer kilo kaybı sağladığını ifade eden Çetinkünar, ameliyat süresinin daha kısa olduğunu ancak vitamin ve protein eksikliği açısından düzenli takip gerektiğini vurguladı. "Şeker hastalarında SADI-S etkili olabilir" Tüp mide ile bağırsak bypassının birlikte uygulandığı SADI-S yönteminin özellikle ileri derecede obez ve diyabeti kontrol altına alınamayan hastalarda tercih edildiğini belirten Prof. Dr. Çetinkünar, "Bu yöntemde iki yıl içinde toplam vücut ağırlığının yüzde 35-40’ı kaybedilebilir. Ancak düzenli vitamin takibi şarttır" diye konuştu. "Ameliyat kararı kişiye özel verilir" Obezite cerrahisinde tek bir doğru yöntem olmadığını vurgulayan Çetinkünar, "Vücut kitle indeksi, diyabet varlığı, reflü şikâyetleri, beslenme alışkanlıkları ve hastanın beklentileri dikkate alınarak cerrah ve dahili uzmanların birlikte değerlendirmesiyle karar verilir. Amaç yalnızca kilo kaybı değil, uzun vadeli sağlıklı bir yaşamdır" ifadelerini kullandı. "Ameliyatlar kapalı ve robotik yöntemle yapılabiliyor" Bariatrik cerrahinin günümüzde laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemleriyle gerçekleştirilebildiğini belirten Prof. Dr. Süleyman Çetinkünar, "Ameliyat sihirli bir çözüm değildir. Hastaların ameliyat sonrası beslenme düzenine ve yaşam tarzı değişikliklerine uyum sağlaması gerekir. Doğru hasta seçimi ve düzenli takip başarıyı belirleyen en önemli faktörlerdir" dedi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:21
"Sütüm fazla ama bebeğim huzursuz" diyorsanız nedeni hiperlaktasyon olabilir
Süt üretiminin bebeğin gereksiniminin belirgin şekilde üzerinde kalması durumu olan hiperlaktasyon doğru yönetilmediğinde hem anne hem de bebek açısından çeşitli sorunlara yol açabiliyor. Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Yendur, hiperlaktasyonun çoğu zaman "süt bolluğu" olarak yorumlandığını ancak kontrol edilmediğinde emzirme sürecini zorlaştırabileceğini belirtti. Anne sütü bebek beslenmesinde altın standart olarak kabul edilir. Ancak fizyolojik sistemlerde esas olan dengedir. Doğum sonrası ilk haftalarda artan süt üretimi genellikle bebeğin ihtiyacına göre ayarlanır. Bazı annelerde ise süt üretimi bebeğin gereksiniminin belirgin şekilde üzerinde kalabilir. Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Yendur, "Anne sütü fazlalığı ilk bakışta avantaj gibi algılansa da, fizyolojide denge esastır. Bebeğin ihtiyacının üzerinde üretim olduğunda annede ağrı, sızıntı ve tıkanıklık gibi problemler ortaya çıkabilir. Bebek ise hızlı akıma bağlı olarak huzursuz emebilir. Uygun teknikler ve doğru takip ile çoğu vakada ilaç gerekmeksizin denge yeniden sağlanabilir" dedi. Geçici dolgunluk ile hiperlaktasyon aynı değil Doğumdan sonraki ilk günlerde görülen meme dolgunluğu ve gerginliğin (engorjman) genellikle 1-2 hafta içinde azaldığını belirten Uzm. Dr. Özge Yendur, "Hiperlaktasyon ise daha kalıcıdır ve çoğu zaman aşırı süt akımı (hiper-ejeksiyon refleksi) ile birlikte görülür. Bu tablo, yalnızca fazla süt üretimi değil, aynı zamanda hızlı ve basınçlı akım ile karakterizedir" diye konuştu. Uzm. Dr. Özge Yendur, bu ayrımın önemine dikkat çekerek, "Her dolgunluk hiperlaktasyon değildir. Ancak dolgunluk, yoğun sızıntı ve sürekli tıkanıklık eğilimi uzun süre devam ediyorsa değerlendirme gerekir. Amaç emzirmeyi kesmek değil, üretimi bebeğin ihtiyacına yaklaştırmaktır" ifadelerini kullandı. En sık neden, farkında olmadan aşırı uyarı Hiperlaktasyonun en sık nedenlerinden birinin istemeden yapılan aşırı uyarı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Özge Yendur, sözlerine şöyle devam etti: "Gereksiz pompa kullanımı, her dolgunlukta memeyi tamamen boşaltma çabası veya yanlış yönlendirmeler süt üretimini artırabilir. Bazı annelerde ise bireysel ya da genetik yatkınlık söz konusu olabilir. Süt üreten doku kapasitesinin fazla olması ya da süt yapım yanıtının güçlü çalışması da bu tabloya neden olabilir. Öte yandan toplumda ‘Prolaktin yüksekse süt fazladır’ algısı yaygındır. Oysa süt üretimi yalnızca tek bir hormonla açıklanamaz. Her hiperlaktasyon vakasında rutin hormon testi yapmak yerine, eşlik eden klinik bulgular varsa hekim kontrolünde değerlendirme yapmak daha doğru bir yaklaşımdır." Anne ve bebekte görülen belirtiler Hiperlaktasyonun hem annede hem de bebekte kendini gösterebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Özge Yendur, "Annede genellikle memede dolgunluk, baskı hissi, yoğun sızıntı ve sık tıkanıklık eğilimi görülür. Tekrarlayan tıkanıklıklar bazı durumlarda mastit riskini artırabilir. Ağrı, kızarıklık ve ateş gibi belirtiler ortaya çıktığında tıbbi değerlendirme önem taşır. Bebekte ise hızlı süt akımına bağlı olarak memede huzursuz emme, öksürme, memeyi bırakma, gaz artışı ve yeşil-köpüklü dışkı görülebilir" diye konuştu. Uzm. Dr. Özge Yendur, bu tabloya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: "Hızlı akım sırasında bebek daha fazla hava yutabilir ve memeyi tam boşaltamadan bırakabilir. Bu durumda daha çok ön süt alınması laktoz yükünü artırarak gaz, karın gurultusu ve dışkı değişikliklerine yol açabilir. Bu tablo bazen reflü veya alerji ile karıştırılabildiği için klinik değerlendirme önemlidir." Emzirmeyi bırakmak değil, akışı yönetmek gerekir Uzm. Dr. Özge Yendur, hiperlaktasyon yönetiminde temel yaklaşımın emzirmeyi sonlandırmak değil, akışı kontrol altına almak ve üretimi dengeli hale getirmek olması gerektiğini ifade etti. "Geriye yaslanarak emzirme pozisyonu süt akımını yavaşlatabilir. Meme çok gerginse emzirmeden önce kısa süreli el sağımı ile basıncın azaltılması fayda sağlayabilir" diyen Uzm. Dr. Özge Yendur, özellikle pompa kullanımına dikkat çekerek, "Sık ve uzun süreli pompa kullanımı vücudu daha fazla üretmeye şartlandırabilir. Her dolgunluk hissinde memeyi tamamen boşaltmaya çalışmak üretimi artırabilir. Bu nedenle pompa kullanımı planlı ve kontrollü olmalıdır" diye konuştu. Uzm. Dr. Özge Yendur, sözlerini şöyle tamamladı: "Birinci basamak yöntemlerden biri olan blok emzirme ise belirli saat aralıklarında aynı memeden emzirip diğer memeyi yalnızca konfor için minimal düzeyde boşaltmayı içerir. Bu yöntem, üretimin zaman içinde bebeğin ihtiyacına uyum sağlamasına yardımcı olabilir. Blok emzirme ve benzeri uygulamalar mutlaka çocuk hekimi ile birlikte yakın takipte yapılmalıdır. Her annenin fizyolojisi farklıdır. Doğru teknik ve düzenli izlemle çoğu annede üretim güvenli şekilde dengelenebilir. Emzirme sürecinde yaşanan sorunların çoğu doğru destekle yönetilebilir. Hiperlaktasyonda temel hedef, anne konforunu korurken bebeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesini sağlamaktır."
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:17
Uzmandan net tavsiye: Egzersiz için iftardan 1-2 saat sonrasını bekleyin
Dr. Öğr. Üyesi Berkay Eren Pehlivanoğlu, Ramazan ayında egzersiz planlamasının yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirterek en güvenli zamanın iftardan 1-2 saat sonrası olduğunu vurguladı. Uzun süreli açlıkta yağ yakımına ilişkin ise net veri bulunmadığını söyledi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:10
Diz protezi ameliyatları ağrısız bir yaşam için son çözüm
Genç yaşlarda bağ ve menisküs yaralanmalarının kapalı yöntemlerle tedavi edilebildiğini belirten Op. Dr. İbrahim Tavukçuoğlu, kireçlenmenin ilerlediği ve diğer yöntemlerden fayda sağlanamayan hastalar için diz protezi ameliyatının en etkili çözüm olarak öne çıktığını söyledi. Medicana Çamlıca Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. İbrahim Tavukçuoğlu, diz protezi ameliyatına yönelik "Diz protezi aslında bir kaplama ameliyatıdır. Bozulmuş eklemi çıkartıp yerine suni bir eklem yerleştirilir. Bu yöntem dizde olduğu gibi kalça ve diğer eklemlerde de uygulanabilir. Diz protezi; diğer tedavilerden fayda görmeyen, kireçlenmenin son aşamasına gelmiş hastalar için önerilir. Özellikle gece ağrısı olan, yürüyüş mesafesi 500 metrenin altında olan, ayakta yarım saat iş yapamayacak durumda olan hastalar için ameliyat zamanı gelmiş demektir" açıklaması yaptı. İleri yaş tek başına ameliyat kriteri değildir Protezin uygulanacağı hastaların; yaşa bağlı kireçlenme, mekanik kusurlar ve günlük aktivitelerinde ciddi kısıtlılık yaşayan bireylerden oluştuğunu belirten Op. Dr. İbrahim Tavukçuoğlu, "Fizik tedavi, enjeksiyonlar veya aks düzeltme ameliyatları gibi yöntemlerden artık fayda görmeyen hastalar için diz protezi, ağrısız ve fonksiyonel bir yaşamın kapısını açıyor" dedi. Diz protezi gerektiren durumlar Diz protezi ameliyatının diğer tedavi seçeneklerinden yeterli fayda alınamadığı durumlarda değerlendirilebildiğini belirten Op. Dr. İbrahim Tavukçuoğlu, "İleri derece osteoartrit ve kıkırdak hasarı, dinlenme sırasında bile devam eden şiddetli diz ağrısı, yürüme mesafesinin ciddi biçimde azalması, gece ağrılarının artması, fizik tedavi, ilaç tedavisi ve eklem içi enjeksiyonların etkisiz kalması gibi klinik belirtiler bulunur. Bu kriterler, ameliyat kararının bilimsel olarak belirlenmesinde temel rol oynar"dedi. Op. Dr. İbrahim Tavukçuoğlu, "Belirli bir yaşın üzerine gelmiş olmak tek başına ameliyat kararı kriteri olmamalı; hastanın fonksiyonel kapasitesi ve yaşam kalitesindeki düşüş daha önemli bir parametredir" açıklamalarında bulundu. Sıvı diz protezi: Popüler ancak onaylanmamış yöntem Son dönemde sosyal medyada sıkça gündeme gelen "sıvı diz protezi" yöntemi, halk arasında merak uyandırsa da bilimsel literatürde standardize edilmiş etkinliği ve uzun dönem verileri olan bir tedavi şekli değildir" diyen Op. Dr. İbrahim Tavukçuoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: "Sıvı diz protezi popülerlik kazanmış bir kavram. Ancak mevcut bilimsel kanıtlar, bu yaklaşımın diz kireçlenmesinin tedavisinde protezin yerini alabilecek bir yöntem olduğunu göstermemektedir. Geleneksel tedavi algoritmaları ve kanıtlanmış cerrahi yöntemler halen altın standarttır." Op. Dr. İbrahim Tavukçuoğlu, hastaların ameliyat öncesi tüm tedavi seçeneklerini değerlendirmesi ve bilinçli karar vermesi gerektiğinin altını çizdi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:09
Dördüncü kez ameliyat olmaktan kurtuldu
Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, belinden daha önce 3 kez ameliyat edilen ve dördüncü ameliyat önerilen hastanın şikayetlerinin ameliyatlık değil kas kaynaklı olduğunu belirleyerek hastayı gereksiz ameliyattan kurtardı. Uygulanan tedavi sonrası hastanın ağrılarının geçtiği öğrenildi. Bundan 14 yıl önce bel fıtığı nedeniyle ameliyat olan Serpil Acar (60), ilk ameliyattan kısa süre sonra ağrıları geçmeyince ikinci kez ameliyat edildi. Yıllar içinde şikayetleri devam eden Acar, 4 yıl önce başka bir hastanede üçüncü kez ameliyat olarak beline takılan vidaları değiştirdi. Ancak ağrılarının sürmesi üzerine yaklaşık 2 ay önce yeniden doktora başvuran Acar’a bu kez dördüncü ameliyat önerildi. Arkadaşının tavsiyesiyle Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Dr. Orhan Şen’e başvuran Acar’ın yapılan muayenesinde ağrının bel kaynaklı olmadığı tespit edildi. MR görüntülerini inceleyen Şen, ameliyat gerektirecek bir durum olmadığını belirledi. "Hastaya dördünce kez ameliyat önerilmiş" Hastanın şikayetlerini dinleyip detaylı muayene yaptığını belirten Şen, "Hastamız 14 yıl önce belinden füzyon ameliyatı olmuş. İlk ameliyattan 24 saat geçmeden ağrısı devam ettiği için ikinci kez ameliyata alınmış. Daha sonra 4 yıl önce vidaları değiştirilmiş. İki ay önce geldiğinde ağrısının sağ kalçasının yan alt tarafında olduğunu tarif etti. Bu ağrı bizi bel kaynaklı ağrıdan uzaklaştırdı. Muayenede o bölgenin hassas olduğunu gördük. MR görüntüsünde ameliyat edilecek bir durum yoktu. Buna rağmen hastaya dördüncü kez ameliyat önerilmişti" dedi. "Ağrı bel fıtığından değil kas kaynaklı bir ağrı" Hastanın kuvvet ve duyu kaybı olmadığını ifade eden Şen, ağrının bel fıtığından değil kas kaynaklı olduğunu belirlediklerini kaydederek, "Mevcut ağrının ödem kaynaklı olduğunu değerlendirdim. Kendi hazırladığım kremler ve takviye gıdalarla destekledik. Fizik tedavi bölümüyle birlikte ağrının miyofasiyal kaynaklı olduğunu belirledik. Uygun tedaviden sonra hastamızın şikayetleri düzeldi ve dördüncü ameliyata gerek kalmadı" diye konuştu. "Genç meslektaşlarına tavsiyelerde bulundu" Genç meslektaşlarına da tavsiyelerde bulunan Şen, "Sadece radyolojik görüntüye bakmayın. Hastayı dinleyin ve muayene edin. Ağrının karakterini iyi anlamaya çalışın. Muayenede, ağrının karakteri ve radyolojik görüntü birbiriyle uyumluysa cerrahi düşünülebilir. Eğer uyum yoksa altta yatan başka bir neden vardır. Gereksiz ameliyat yapmamak gerekir" ifadelerini kullandı. "Yıllarca boşuna ameliyat olmuşum" Yaşadıklarını anlatan hasta Serpil Acar ise yıllarca boşuna ameliyat olduğunu öne sürerek, "Bundan 14 yıl önce belimden iki kez ameliyat oldum. İlk ameliyattan sonra ayağımın üzerine basamadığım için tekrar ameliyat ettiler. 4 yıl önce bir ameliyat daha geçirdim ama ağrılarım geçmedi. Bana acil ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Platinin yerinden çıktığını söylediler. Orhan hocaya geldiğimde eşimin ve kızımın koluna girerek yürüyordum" dedi. "Şimdi koşu bile yapabiliyorum" Uygulanan tedavi sonrası ağrılarının geçtiğini belirten Acar, "Alternatif olarak verdiği tedavilerle şu an iyiyim. Keşke o 3 ameliyatı hiç olmasaydım. Çok pişmanım. Dördüncü kez ameliyat olacaktım. Doktor hatası nedeniyle boşuna ameliyat olmuşum, meğerse ayağımda ödem varmış. Şimdi koşu bile yapabiliyorum" diye konuştu. Hastanın uygulanan tedavi sonrası normal yaşamına döndüğü görüldü.
26 Şubat 2026 Perşembe - 09:52
"Kanser hastaları oruç tutma kararını hekimleriyle vermeli"
Ramazan ayında kanser hastalarından gelen oruç tutma sorularının arttığını belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Doğan Uncu, "Oruç tutmak isteyen hastalarımız hastalığın durumu, aldıkları tedaviler ve varsa ek hastalıkları göz önünde bulundurularak mutlaka onkoloji uzmanlarına danışmalıdır. Karar kişiye özel verilmelidir" dedi. İstinye Üniversitesi Medical Park Gaziosmanpaşa’dan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Doğan Uncu, kanser hastalarının oruç tutup tutamayacağına hastalığın durumu ve alınan tedaviye göre karar verilmesi gerektiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Ramazan ayıyla birlikte kanser hastalarından oruç tutma taleplerinin arttığını belirten Prof. Dr. Uncu, "Kanser hastaları oruç tutamaz şeklinde genel bir yargı doğru değildir. Her hasta kendi özelinde, hastayı takip eden onkoloji uzmanı ile birlikte değerlendirilmelidir" diye konuştu. ’’Uzun süreli açlık olumsuz etkileyebilir’’ Kanser tedavisinin hasta açısından zorlu bir süreç olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Uncu, kemoterapi ve radyoterapi sırasında bulantı, kusma, ishal, kilo kaybı, sıvı kaybı ve tansiyon düşüklüğü gibi yan etkilerin sık görülebildiğini söyledi. Bu durumun hastaların yeterli beslenmesini zorlaştırdığını ifade eden Prof. Dr. Uncu, uzun süreli açlık ve susuzluğun da hastanın genel durumunu olumsuz etkileyebileceğini vurguladı. ’’Aktif tedavi alanlara oruç önerilmiyor’’ Aktif tedavi sürecinde olan hastaların oruç tutmasının risk taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Uncu, "Kemoterapi, immünoterapi, akıllı ilaç ve radyoterapi sırasında hastaların oruç tutmalarını önermiyoruz. Bu süreçte hekim onayı olmadan oruç tutulması, hem hastanın tıbbi durumunu kötüleştirebilir hem de tedavi başarısını olumsuz etkileyebilir" ifadelerini kullandı. ’’Sıvı alımı hayati önem taşıyor’’ Kemoterapi ve akıllı ilaçların büyük kısmının böbrek ve karaciğer yoluyla vücuttan atıldığını hatırlatan Prof. Dr. Uncu, "Bu nedenle hastaların yeterli sıvı ve gıda alması, hem tedavinin sürdürülmesi hem de yan etkilerden korunmak açısından çok önemlidir" dedi. ’’İleri evre hastalarda risk daha yüksek’’ Aktif tedavi almayan ancak hastalığı ilerlemiş veya metastaz yapmış hastaların da dikkatli olması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Uncu, "İleri evrede olan ve destek tedavisiyle takip edilen, genel durumu düşkün hastalar için oruç tutmak ciddi riskler oluşturabilir" diye konuştu. ’’Bazı hastalar oruç tutabilir’’ Meme kanseri gibi hormonal tedavi alan hastaların durumunun farklı değerlendirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Uncu, "Hastalığı kontrol altında olan, başka bir ek hastalığı bulunmayan ve sadece hormonal tedavi alan hastalar, doktorlarına danışarak ilaç saatlerini iftar ve sahura göre düzenleyip oruç tutabilir" açıklamasında bulundu. Daha önce kanser tedavisi görmüş ancak şu anda hastalığı kontrol altında olan ve aktif tedavi almayan hastaların da hekim görüşüyle oruç tutabileceğini belirten Prof. Dr. Uncu, her hastanın durumunun farklı olduğunun altını çizdi. ’’Karar kişiye özel verilmeli’’ Kanser hastalarına çağrıda bulunan Prof. Dr. Doğan Uncu, "Oruç tutmak isteyen hastalarımız, hastalığın durumu, aldıkları tedaviler ve varsa ek hastalıkları göz önünde bulundurularak mutlaka onkoloji uzmanlarına danışmalıdır. Karar kişiye özel verilmelidir" dedi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 00:53
Bolu’da kendini odaya kilitleyen şizofreni hastası kadını polis ikna etti: Tedaviyi kabul etti
Bolu’da’da sinir krizi geçirip kendini odasına kilitleyen 25 yaşındaki şizofreni hastası kadın, polis ekiplerinin çabaları sonucu ikna edilerek hastanede tedavi olmayı kabul etti.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 19:04
Hemşirelere yönelik hizmet içi eğitim programı tamamlandı
Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hemşirelere yönelik planlanan hizmet içi eğitim programı tamamlandı. Sağlık hizmet sunumunda kalite standartlarının korunması, hasta güvenliğinin güçlendirilmesi ve bakım süreçlerinde güncel yaklaşımların benimsenmesi amacıyla düzenlenen program kapsamında, hemşirelerin mesleki sorumluluk alanları ile bakım hizmetlerine ilişkin temel ilke ve uygulamalar kapsamlı şekilde ele alındı. Eğitim programına katılan Başhekim Ufuk Kuyrukluyıldız, hizmet içi eğitimlerin kurumsal gelişim açısından önemine dikkati çekerek, sağlık hizmetlerinde kalite ve sürdürülebilirliğin ancak sürekli eğitim anlayışıyla mümkün olabileceğini ifade etti. Program sonunda eğitimi gerçekleştiren hemşirelere teşekkür belgeleri Başhekim Kuyrukluyıldız tarafından takdim edildi. Yetkililer, gerçekleştirilen hizmet içi eğitim programının mesleki bilgi düzeyinin artırılması ve kurumsal farkındalığın güçlendirilmesi açısından önemli katkı sağladığını belirterek, eğitim faaliyetlerinin planlı ve düzenli şekilde sürdürüleceğini kaydetti.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 15:56
Bodrum’un su isale hatları yenileme çalışmaları devam ediyor
Bodrum’da sık sık patlayan su isale hatlarında yapılacak yenileme çalışmaları devam ediyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (MUSKİ) tarafından sürdürülen çalışmaları MUSKİ Genel Müdür Yardımcısı Nuri Kali ve MUSKİ teknik ekibi yerinde inceledi. MUSKİ Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamada, "Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ın hassasiyetleri doğrultusunda Bodrum’un içme ve kullanma suyu ihtiyacını kesintisiz ve sağlıklı şekilde karşılamak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu kapsamda Genel Müdür Yardımcımız Nuri Kali ve teknik ekiplerimiz Bodrum genelinde devam eden içme suyu altyapı çalışmalarını yerinde inceledi. Güney ve Kuzey isale hatlarının değişimi kapsamında Gümbet, Yahşi, Akçaalan, Geriş ve Torba mahallelerindeki duktil hat imalatlarını; İslamhaneleri Mahallesi’nde tamamlanan çalışmalar sonrası asfalt kaplamalarını kontrol edilirken, Pirenburnu kuyularının bağlantıları ve Turgutreis Reverse Osmoz Tesisi kapsamında Bahçelievler Mahallesi’nde süren imalatları denetlendi. Çalışmaların uygunluğu, dolgu ve sıkıştırma işlemleri ile iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini titizlikle kontrol edilirken projelerin en kısa sürede tamamlanması adına istişarelerde bulunuldu" denildi.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 14:42
Tunceli’de "Menopoz Okulu" hizmete başladı
Tunceli’de kadınlara ücretsiz tarama, eğitim ve danışmanlık hizmeti sunulan "Menopoz Okulu" hizmete başladı. Tunceli’de menopoz dönemindeki kadınların bu süreci daha sağlıklı, bilinçli ve konforlu geçirmelerini sağlamak amacıyla "Menopoz Okulu" hizmete başladı. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen program kapsamında vatandaşlar kurum araçlarıyla ikametgahlarından alınarak merkeze ulaştırılıyor, burada gerekli sağlık taramaları yapıldıktan sonra dört oturumdan oluşan eğitim programına katılıyor. Ovacık ilçesinden davet edilen kadınların da taramaları tamamlanarak eğitim süreci başlatıldı. Program; SHM Sorumlu Hekimi Dr. Adar Bulut, Diyetisyen Ezgi Böler, Psikolog Ebru Murat ve Fizyoterapist Sami Yıldırım eşliğinde yürütülüyor. Eğitimlerde menopozun fizyolojisi, sık görülen semptomlar, kemik sağlığı, kardiyovasküler riskler, beslenme, fiziksel aktivite, ruh sağlığı ve gerektiğinde tedavi seçenekleri ele alınıyor. Menopozun yalnızca hormonal değişimlerden ibaret olmadığını belirten SHM Sorumlu Hekimi Dr. Adar Bulut, "Menopoz, kadın yaşamının doğal ve fizyolojik bir dönemidir. Ancak bu süreç yalnızca hormonal değişimlerden ibaret değildir; fiziksel, psikolojik ve sosyal boyutlarıyla bütüncül bir yaklaşım gerektirir. Bu noktada Sağlıklı Hayat Merkezi olarak her zaman yanınızdayız" şeklinde konuştu. Tunceli İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran ise yaptığı değerlendirmede, "Koruyucu sağlık hizmetlerimizi güçlendirmek ve vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artırmak amacıyla Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde birçok alanda ücretsiz danışmanlık ve eğitim hizmeti sunuyoruz. Tüm vatandaşlarımızı düzenli taramalarını yaptırmak ve sağlıklı yaşam danışmanlığı almak üzere Sağlıklı Hayat Merkezlerimize davet ediyorum" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder