SAĞLIK
Profesörden dikkat çeken uyarı: "Damar yaşınız takvim yaşınızdan daha büyük olabilir" 23 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:17:20 Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, pandemi sonrası özellikle gençlerde görülen ani ölümlerin nedeninin Kovid-19’un damar yapısında oluşturduğu kalıcı hasarlar olduğunu söyledi. Özkaya, "Pandemiden çıkan hemen hemen herkesin damar yaşı, takvim yaşından daha yaşlı" dedi. Prof. Dr. Şevket Özkaya, pandemi sonrası özellikle genç yaşta görülen ani ölüm vakalarına dikkat çekerek, Kovid-19’un damar yapısında oluşturduğu kalıcı hasarın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Pandemi sonrası beklenmedik genç ölümlerinin artık daha sık görülmeye başladığını ifade eden Prof. Dr. Özkaya, bu durumun bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Özellikle spor sırasında veya sonrasında yaşanan ani kalp krizlerinin, virüsün damar sistemi üzerinde bıraktığı etkilerle ilişkili olduğunu kaydeden Özkaya, toplumun bu konuda bilinçlendirilmesinin önem taşıdığını vurguladı. "Herkesin damar yaşı, takvim yaşından daha yaşlı" Kovid-19’un özellikle kılcal damarlar üzerinde ciddi hasar bıraktığını ifade eden Özkaya, "Pandemi boyunca takip ettiğimiz binlerce hastada ‘endotelit’ dediğimiz damar iç yüzeyi hasarının ani ölümleri tetiklediğini saptadık ve bunu uluslararası dergilerde yayınladık. Avrupa Kalp Dergisi’nin son verilerinde de bu durum ‘Kovid-19 sonrası damar yaşlanmasının hızlanması’ olarak tanımlandı. Pandemiden çıkan hemen hemen herkesin damar yaşı, takvim yaşından daha yaşlı" diye konuştu. Ani ölümlerin sebebinin aşılar olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Özkaya, "Ani ölümlerin nedeni Kovid-19 aşıları değil, virüsün damar yapısına verdiği hasardır. Aşılar ise hastalığın şiddetini ve damar içi hasarı azaltarak koruyucu rol üstlenmektedir" diye konuştu. "Ani ölüme kadar gidebiliyor" Pandemi sonrası ağır egzersiz yapan kişilerde riskin arttığını belirten Özkaya, "Pandemi öncesi yaptığı ağır sporları aynı şekilde sürdüren bazı kişilerde ciddi kalp ve akciğer sorunları ortaya çıkabiliyor. Kovid-19 sonrası kalp ve akciğer kılcal damarlarında oluşan hasar nedeniyle ağır egzersiz sırasında vücut yeterli oksijenlenmeyi sağlayamıyor. Bu durum ani ölüme kadar gidebiliyor" şeklinde konuştu. Kovid-19 geçirenlerin yalnızca kısa vadeli komplikasyonlara değil, uzun vadeli damar yaşlanmasına da dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Özkaya, bazı damar bozukluklarının zaman içinde kısmen düzelebileceğini belirtti. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine değinen Özkaya, "Yaşam tarzı düzenlemeleri, kan basıncının kontrol altında tutulması, kalbi aşırı zorlayan egzersizlerden kaçınılması ve uygun ilaç tedavileriyle bu süreç yavaşlatılabilir" ifadelerini kullandı.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 11:52 Kurban Bayramı’nda "Tatil Kalbi Sendromu" uyarısı: "Kırmızı et ve hareketsizlik kalbi zorluyor" Koşuyolu Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Gültekin Günhan Demir, Kurban Bayramı’nda artan kırmızı et tüketimi, hareketsizlik ve yoğun fiziksel eforun kalp sağlığı üzerinde ciddi risk oluşturabileceğini belirterek özellikle 40 yaş üstü vatandaşları uyardı. Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Kalp Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Aritmi Kliniği’nden Doç. Dr. Gültekin Günhan Demir, Kurban Bayramı döneminde artan kırmızı et tüketimi, yoğun yemek düzeni ve hareketsiz yaşamın kalp sağlığı üzerinde ciddi risk oluşturabileceğini söyledi. Yurt dışında "Holiday Heart Syndrome" olarak bilinen ve Türkçede "Tatil Kalbi Sendromu" şeklinde ifade edilen durumun bayram dönemlerinde daha sık görüldüğünü belirten Demir, özellikle risk grubundaki vatandaşların ölçülü davranması gerektiğini ifade etti. "Bayram dönemlerinde kalp rahatsızlıkları artıyor" Bayram dönemlerinde sadece acemi kasap vakalarının değil, kalp krizi ve ritim bozukluğu gibi acil kardiyolojik rahatsızlıkların da arttığını belirten Demir, "Noel ve Şükran Günü gibi yoğun yemek tüketiminin olduğu dönemlerde yapılan çalışmalarda acil kardiyoloji başvurularında yüzde 30-40 oranında artış olduğu görülüyor. Ülkemizde de Kurban Bayramı’nda durum farklı değil, hatta daha ağır olabilir" dedi. "Kırmızı et ve hareketsizlik kalbi zorluyor" Kurban Bayramı boyunca günlerce kırmızı et, kavurma ve sakatat tüketildiğine dikkat çeken Demir, "Bu yiyecekler yüksek oranda kolesterol, doymuş yağ ve tuz içeriyor. Bunun yanında pilav, börek, turşu ve ayran gibi ürünlerle birlikte tuz yükü daha da artıyor. Bayramlarda insanlar genellikle oturuyor, dinleniyor ve hareket minimum seviyeye düşüyor. Tüm bunlar kalp ve damar sistemi üzerinde ciddi yük oluşturuyor" diye konuştu. "Anahtar kelime ölçü olmalı" Özellikle 40 yaş üstü, hipertansiyon, diyabet, hiperlipidemi, sigara kullanımı ve kilo fazlası bulunan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini ifade eden Demir, ölçülü beslenmenin önemine vurgu yaparak, "Et tüketiminin yanında yeşillik tüketmek, öğün aralarını açmak ve porsiyonları küçültmek önemli. Ağır yemek yenildiyse şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmeli. Sigara tüketiminden kaçınılmalı ve mümkünse yürüyüş yapılmalı" ifadelerini kullandı. "Büyükbaş kurban kesimi ciddi efor gerektiriyor" Kurban kesiminin özellikle büyükbaş hayvanlarda ciddi fiziksel güç gerektirdiğini belirten Demir, yakın zamanda kardiyak kontrolden geçmemiş vatandaşların dikkatli olması gerektiğini söyledi. Demir, "40 yaş üstü kişiler kendilerini fit hissetseler bile büyükbaş hayvan kesimi ciddi kondisyon gerektiriyor. Ani ve yoğun fiziksel yüklenme altta yatan damar tıkanıklıklarını tetikleyebilir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki kişilerin profesyonel destek alması önemli" şeklinde konuştu. "Belirtiler hafife alınmamalı" Bayram ortamının bozulmaması düşüncesiyle birçok kişinin şikayetlerini ertelediğini belirten Demir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı ve baskı hissi gibi belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini kaydetti. Demir, "’Çok yemek yedim, hazımsızlıktır geçer’ düşüncesi yanlış olabilir. Bu tür şikayetler varsa vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalı. Ayrıca ağır yemek sonrası uzun yola çıkılmamalı" dedi.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 11:24 Bayramda sağlıklı beslenmenin altın kuralları BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde; kontrolsüz et tüketimi, hatalı pişirme yöntemleri ve hijyen risklerine karşı uyarılarda bulundu. Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, Kurban Bayramı’nın, geleneksel olarak et tüketiminin belirgin şekilde arttığı, aile sofralarının zenginleştiği bir dönem olduğunu, ancak bu sürecin sindirim problemleri başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarını beraberinde getirebileceğini kaydederek, "Bayram boyunca beslenme alışkanlıklarını dengelemek ve hijyen kurallarına özen göstermek büyük önem taşır" dedi. BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, bayramı sağlıklı geçirmek isteyen vatandaşlar için bazı önerilerde bulundu. Bayramın ilk günlerinde en sık yapılan hatalardan birinin, yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesi olduğunu belirten Asu Kurtuluş, "Taze kesilen et, ‘rigor mortis’ olarak adlandırılan evrede olduğu için hem daha serttir hem de sindirimi zorlaştırır. Etin daha yumuşak, lezzetli ve sindirilebilir hale gelmesi için kesimden sonra en az 12-24 saat boyunca uygun şartlarda dinlendirilmesi gerekir" dedi. Öğünlerde denge ve lif şart Bayram süresince kırmızı et tüketiminin artmasıyla birlikte günlük protein ve yağ alımının ciddi ölçüde yükseldiğini ifade eden Kurtuluş, porsiyon kontrolünün önemine değindi. Sadece et ağırlıklı beslenmek yerine, öğünlerde sebze, tam tahıllar ve fermente süt ürünleri gibi besinlere de yer verilmesi gerektiğini belirten Kurtuluş, "Özellikle lif bakımından zengin sebzeler, yüksek protein alımının bağırsaklar üzerindeki olumsuz etkilerini dengeleyerek kabızlık riskini azaltır. Aynı zamanda yoğurt gibi probiyotik kaynakları da bağırsak sağlığını destekleyici önemli unsurlar arasında yer alır" diye konuştu. Kronik hastalığı olanlar için kritik uyarı Diyetisyen Asu Kurtuluş; diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve böbrek rahatsızlığı olan kişiler için porsiyon kontrolünün, uygun pişirme yöntemlerinin ve dengeli beslenmenin çok daha kritik olduğunu hatırlattı. Kurtuluş, "Pişirme yöntemleri de en az tüketilen miktar kadar önemlidir. Kızartma yerine haşlama, fırınlama veya ızgara tercih edilmelidir. Etin kendi yağıyla pişirilmesi yeterli olduğundan ekstra yağ eklenmemeli, böylece günlük yağ alımı kontrol altında tutulmalıdır" ifadelerini kullandı. Kesimden sofraya hijyen zinciri Kurban Bayramı’nda en kritik konulardan birinin hijyen olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, kesim aşamasından başlayarak etin sofraya gelene kadar geçen tüm süreçte hijyen kurallarına uyulmamasının, gıda kaynaklı enfeksiyon riskini ciddi şekilde artırdığını söyledi. Kesim işleminin mutlaka uygun, temiz ve mümkünse bu iş için ayrılmış alanlarda yapılması gerektiğini ifade eden Kurtuluş, kesim sonrası etlerin en kısa sürede parçalanarak küçük porsiyonlara ayrılmasını ve uygun saklama alanlarına alınmasını önerdi. Su tüketimini ihmal etmeyin Artan et tüketimiyle birlikte su tüketiminin çoğu zaman ihmal edildiğine dikkat çeken Kurtuluş, metabolik dengeyi korumak için günlük en az 2-2,5 litre su içilmesi gerektiğini belirtti. Tatlı tüketimi konusunda da küçük porsiyonların ya da meyve içerikli alternatiflerin tercih edilmesini tavsiye etti. BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Kurban Bayramı’nı sağlıklı bir şekilde geçirmek aslında küçük ama etkili önlemlerle mümkündür. Dengeli beslenme, doğru pişirme teknikleri ve hijyen kurallarına dikkat edildiğinde hem bayram sofralarının keyfi çıkarılabilir hem de sağlık korunabilir."
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 11:00 Cilt kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor Manisa Şehir Hastanesi Dermatoloji Hekimi Uzm. Dr. İmge Durmaz, "Benlerdeki asimetri, düzensiz kenar görünümü, renk değişikliği, büyüme ya da iyileşmeyen yaralar dikkatle değerlendirilmelidir" dedi. Manisa Şehir Hastanesi Dermatoloji Hekimi Uzm. Dr. İmge Durmaz, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında güneşin zararlı etkileri, cilt kanserinden korunma yöntemleri ve erken tanının önemi ile ilgili farkındalık oluşturmak amacıyla açıklamalarda bulundu. Cilt kanserinin dünyadaki en sık görülen kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Durmaz, "Cilt kanseri, dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer almakta; ancak erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olmaktadır. Benlerdeki asimetri, düzensiz kenar görünümü, renk değişikliği, büyüme ya da iyileşmeyen yaralar dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle çocukluk ve genç yaşlarda yoğun güneş yanığı öyküsü bulunan kişilerde risk artabilmektedir. Bu nedenle yalnızca yaz aylarında değil, günlük yaşamda da güneşten korunma alışkanlığı kazanılması büyük önem taşır. Güneş koruyucu ürünlerin düzenli kullanılması, uzun süre direkt güneş maruziyetinden kaçınılması ve ciltte fark edilen değişikliklerin gecikmeden dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi hayati önem taşımaktadır. Cildinizi ihmal etmeyin, değişimleri önemseyin. Unutmayalım; erken teşhis hayat kurtarır" dedi.
Kütahya’da iş kazası sonrası felç kalan hastaya kişiye özel çözüm
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:54 Kütahya’da iş kazası sonrası felç kalan hastaya kişiye özel çözüm Kütahya’da multidisipliner tedavi ve rehabilitasyon çalışması kapsamında, iş kazası sonrası tetrapleji (Dört uzuv felci) gelişen bir hastanın günlük yaşam aktivitelerini yeniden kazanabilmesi amacıyla kişiye özel yardımcı aparat geliştirildi. Kütahya Şehir Hastanesi Yoncalı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nde sürdürülen rehabilitasyon süreci, fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanları, fizyoterapistler, ergoterapistler ve mühendislik destekli tasarım ekibinin ortak çalışmasıyla yürütüldü. 37 yaşındaki Mesut Kurt isimli hastanın yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen uygulama, üniversite-hastane iş birliğinin sağlık alanındaki somut örneklerinden biri olarak dikkat çekti. Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Fatıma Yaman, hastanın iş kazasının ardından boyundan aşağısında ciddi hareket kaybı oluştuğunu belirterek tedavi süreci hakkında bilgi verdi. Yaman, hastanın merkeze ilk geldiğinde tamamen yatağa bağımlı durumda olduğunu ifade ederek, "Hastamız bize her iki kol ve bacakta felç durumu bulunan tetrapleji tablosuyla başvurdu. İlk aşamada yalnızca sedye üzerinde takip ediliyordu. Tedavi sürecinde öncelikle tansiyon düşüklüğü gibi sistemik problemleri kontrol altına aldık. Ardından oturma dengesi, gövde kontrolü ve temel hareket becerileri üzerine yoğunlaştık" dedi. Kişisel ihtiyaçlarını karşılıyor Rehabilitasyon sürecinin yalnızca fiziksel tedaviyle sınırlı olmadığını vurgulayan Yaman, fizyoterapistlerin gövde stabilitesi ve kas kontrolü üzerinde çalışırken, ergoterapistlerin hastanın günlük yaşam aktivitelerini yeniden kazanmasına yönelik uygulamalar yaptığını söyledi. Özellikle yemek yeme, kitap tutma ve kişisel ihtiyaçlarını karşılayabilme gibi temel becerilerin hastanın psikolojik motivasyonu açısından büyük önem taşıdığı ifade edildi. Bu süreçte Engelsiz Yaşam Merkezi ile ortak çalışma yürütüldüğünü aktaran Yaman, hastanın ihtiyaçlarına uygun yardımcı aparat geliştirilmesiyle rehabilitasyon sürecinin önemli ölçüde desteklendiğini belirtti. Merkezin Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Emrah Afşar ise hastaya özel olarak geliştirilen aparatın tamamen bireysel ihtiyaçlar doğrultusunda tasarlandığını söyledi. Afşar, 3D yazıcı teknolojisi kullanılarak geliştirilen aparatın, hastanın el ve kol hareket açıklığına uygun şekilde planlandığını belirtti. Afşar, "Hastamızı detaylı şekilde değerlendirdikten sonra öğrencilerimizle birlikte kişiye özel bir kendine yardım aparatı tasarladık. Hastanın elini ağzına götürme açılarını analiz ederek birebir uyumlu bir model oluşturduk. Aparatın hafif, kullanışlı ve hastanın mevcut hareket kapasitesine uygun olmasına özellikle dikkat ettik. Şu anda hastamız uzun süredir tek başına gerçekleştiremediği yemek yeme aktivitesini daha bağımsız şekilde yapabiliyor" diye konuştu.
Obezite çağın en yaygın sağlık sorunları arasında
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:45 Obezite çağın en yaygın sağlık sorunları arasında Uzmanlar, obezitenin yalnızca estetik bir sorun değil birçok ciddi hastalık için risk oluşturan kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Günümüzde giderek artan obezitenin, doğru tedavi ve multidisipliner yaklaşımla kontrol altına alınabileceği belirtildi. Medicana Sivas Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Özden, hareketsiz yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının artmasıyla birlikte obezitenin çağın en yaygın sağlık sorunlarından biri haline geldiğini ifade etti. Obezitenin yalnızca estetik bir problem olmadığını belirten Özden, vücutta sağlığı bozacak düzeyde aşırı yağ birikimi ile karakterize kronik bir hastalık olduğunu söyledi. Obezitenin tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, yüksek kolesterol, uyku apnesi ve bazı kanser türleri başta olmak üzere birçok hastalık için önemli risk faktörü oluşturduğunu aktaran Özden, bu nedenle mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Tedavide ilk adım: Yaşam tarzı değişikliği Obezite tedavisinde öncelikle cerrahi dışı yöntemlerin denendiğini belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Tedavi sürecinde ilk basamak; sağlıklı beslenme, diyet programı ve düzenli fiziksel aktivitedir. Ayrıca obeziteye neden olabilecek hormonal veya metabolik hastalıkların da mutlaka araştırılması gerekir. Bu yöntemlerle başarılı sonuç alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelir" dedi. Obezite Cerrahisi Kimlere Uygulanır? Obezite cerrahisinin uygun hastalarda etkili bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Doç. Dr. Özden, "Vücut kitle indeksi (VKİ) 40 ve üzeri olan bireyler, VKİ 35 ve üzeri olup diyabet, hipertansiyon gibi ek hastalıkları bulunan kişiler, diyet, egzersiz ve medikal tedaviye rağmen kilo veremeyen hastalar cerrahi olabilecek hasta gruplarıdır. Bu hastalar cerrahi planlama öncesinde detaylı bir değerlendirmeden geçirilir ve kişiye özel tedavi planı oluşturulur. Günümüzde obezite cerrahisinin büyük oranda kapalı yöntemlerle gerçekleştirilir. Tüp mide başta olmak üzere uygulanan cerrahi yöntemler sayesinde hastalar daha konforlu bir süreç geçirir. Ameliyat sonrası ağrı genellikle minimal düzeydedir ve kısa sürede kontrol altına alınabilir. Hastalar çoğunlukla 1-2 gün içerisinde taburcu edilebilir ve kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilir" ifadelerini kullandı. Obezite cerrahisinin etkili sonuçlar sağladığını belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Cerrahi sonrası hastalar, düzenli takip ve uygun yaşam tarzı değişiklikleri ile hedef kilolarına genellikle 1 ila 1,5 yıl içerisinde ulaşabilmektedir. Ancak bu süreçte diyet ve egzersiz programına uyum büyük önem taşır. Obezite cerrahisi hastalar için yeni bir başlangıçtır. Ancak kalıcı başarı için ameliyat sonrası dönemde beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması ve düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması gerekmektedir. Bu sayede hem verilen kilolar korunur hem de obeziteye bağlı hastalıklarda ciddi iyileşmeler sağlanır" dedi.
Geç kalınmış vakada yüzleri güldüren müdahale
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:32 Geç kalınmış vakada yüzleri güldüren müdahale Aydın’da geçirdiği düşme sonrası yalnızca gözünde oluşan hematoma müdahale edilen 75 yaşındaki Erika Özbalcı Shröpel, aylar sonra artan çift görme şikayetiyle yeniden hastaneye başvurdu. Gözündeki çift görmenin sebebinin blow-out kırığı olduğu tespit edilen Erika Özbalcı Shröpel, Medicana Sağlık Grubu Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu tarafından gerçekleştirilen ameliyatla sağlığına kavuştu. Aydın’ın Kuşadası ilçesinde yaşayan 75 yaşındaki Erika Özbalcı Shröpel, beyin damarında oluşan bir pıhtı nedeniyle bayılma sorunu yaşamaya başladı. İlk baygınlığını ocak ayında geçiren ve bu nedenle düşüp göz bölgesine darbe alan Erika Özbalcı Shröpel, ambulansla kaldırıldığı hastanede yapılan ilk müdahale sonrası, ‘çift görme’ şikayeti olduğunda yeniden hastaneye başvurması söylendi. Yaşadıklarının üzerine 3 ay sonra çift görme şikayeti yaşadığını aktaran Erika Özbalcı Shröpel, tedavi için 10 yıldır geldiği Medicana International İzmir Hastanesi’ne başvurdu. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu’na muayene olan Erika Özbalcı Shröpel’de yapılan ilk incelemede göz tabanının maksiller sinüs içine çöktüğü ve gözün geriye doğru yer değiştirdiği belirlendi. Bunun üzerine Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu tarafından gerçekleştirilen operasyonla Erika Özbalcı Shröpel’in hasarlı göz bölgesine titanyum "mesh plak" yerleştirildi. Gecikmiş olmasına rağmen başarılı geçen ameliyatın ardından hastanın görmesi düzelirken Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu, göz tabanı kırıklarında erken müdahalenin kritik rol oynadığını ancak geç kalınmış vakalarda dahi etkili sonuçlar alınabildiğini vurguladı. Bu halde araba kullanamazdım Başından geçenleri anlatan Erika Özbalcı Shröpel, "75 yaşındayım ve Kuşadası’nda yaşıyorum. Beyne giden damarda pıhtı sorunu olduğu için bazen baygınlık geçiriyorum; ocak ayında yine böyle bir anda evde lavabonun üzerine çok kötü düşmüşüm. Komşum hemen ambulans çağırmış ama düşme anını hiç hatırlamıyorum. Aydın’da ilk müdahaleyi yapıp hematomu boşalttılar, "çift görmeye başlarsan gel, ameliyat edelim" dediler. O zaman çok istememiştim. On yıldır beni takip eden Medicana International İzmir Hastanesi’nin Kardiyoloji Doktoru Abdi Bey sayesinde Özlem Hanım ile tanıştım. İlk düştüğümde ağrım vardı ama asıl çift görme şikayetim son iki haftadır iyice artmıştı. Bu halde araba kullanmam mümkün değildi, kaza yapmaktan çok korkuyordum. Beynimdeki pıhtı için de ilaç tedavisine başladılar; korkudan arabamı satmayı bile düşünüyorum. Ancak ameliyattan sonra görmem düzeldi, en önemlisi de buydu. Şimdi doktor hanımın dediği gibi masajlarımı yapıyorum, kendimi çok daha iyi hissediyorum" diye konuştu. Ameliyat endikasyonu olmasına rağmen müdahale edilmemiş Erika Özbalcı Shröpel’in sağlığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu, "Normalde göz taban kırıklarında defekt alanı yarım santimetre karenin üzerinde olduğu zaman ameliyat endikasyonu vardır. Sonuç olarak çift görme gelişmesi çok normal, çünkü göz tabanı olduğu gibi maksiller sinüsün içine çökmüştü ve göz geriye doğru kaymıştı. Ameliyatla o bölgeye girdiğimizde sinirlerin ve tüm dokuların göz tabanına yapışmış olduğunu gördük. Onları yukarı kaldırdık ve göz tabanına titanyumdan yapılan, "mesh plak" denilen ömür boyu kalıcı bir destek yerleştirdik" dedi. Erika Özbalcı Shröpel’in rahatsızlığının blow-out kırığı olarak adlandırıldığını dile getiren Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu, "Gözün üzerine gelen darbenin basıncı çevreye dağıtarak en zayıf yer olan tabanı ve iç bölgeyi kırmasıyla oluşur. Burada temel mesajımız şu: Tedavi ne kadar erken yapılırsa sonuç o kadar iyi olur, ameliyat süresi kısalır ve başarı şansı yükselir; ancak üzerinden zaman geçmiş olsa bile bu hastaların tedavisi mümkündür" açıklamasını yaptı.
Bilimsel araştırma Cimin üzümünün çekirdeğindeki güçlü etkiyi ortaya koydu
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:20 Bilimsel araştırma Cimin üzümünün çekirdeğindeki güçlü etkiyi ortaya koydu Cimin üzümü üzerine yapılan bilimsel araştırma, üzüm çekirdeğinden elde edilen ekstraktın antioksidan ve antienflamatuvar etkileriyle dikkat çektiğini ortaya koydu. Erzincan yöresinde yetişen ve Türkiye’nin tescilli üzüm çeşitlerinden biri olan Cimin üzümüyle ilgili gerçekleştirilen çalışmada, üzümün çekirdeği, taze hali ve kurutulmuş formu ayrı ayrı incelendi. Araştırmada, üzüm çekirdeğinin yüksek fenolik bileşik içeriği sayesinde güçlü antioksidan özellik gösterdiği belirlendi. Laboratuvar ortamında yapılan deneylerde çekirdek ekstresinin, hücrelere zarar veren serbest radikalleri etkisiz hale getirmede etkili sonuçlar verdiği kaydedildi. Bilimsel çalışmada ayrıca, oluşturulan akut ve kronik iltihap modellerinde üzüm çekirdeği su ekstraktının iltihaplanmayı yüzde 75’e kadar azaltabildiği gözlemlendi. Araştırmacılar, elde edilen etkinin bazı antienflamatuvar ilaçlarla benzer düzeyde olduğunu ifade etti. Çalışmada, kronik hastalıklarla ilişkilendirilen TNF- ve IL-1 gibi iltihap belirteçlerinde de düşüş tespit edildi. Araştırmacılar, bu bulguların Cimin üzümünün fonksiyonel gıda ve doğal destek ürünleri alanında değerlendirilebileceğini gösterdiğini belirtti. Araştırmada ayrıca üzüm çekirdeği ekstraktının, vücudun doğal savunma mekanizmasında görev alan antioksidan enzimlerin aktivitesini desteklediği ifade edildi. Söz konusu çalışma, Kafkas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalında hazırlanan "Erzincan (Cimin) Üzümünden Elde Edilen Su Ekstraktlarının Ratlarda Antienflamatuvar ve Antioksidan Özelliklerinin Belirlenmesi" başlıklı doktora tezinde yer aldı.
Ağrılarından kapalı ameliyatla kurtuldu
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:16 Ağrılarından kapalı ameliyatla kurtuldu Manisa’da şiddetli ağrı şikayetiyle hastaneye başvuran Havva Ulukan, Manisa Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı kapalı ameliyatla (laparoskopik) sağlığına kavuşurken, operasyonu gerçekleştiren ekibin klinik çalışmaları ise ulusal kongrede ödüllendirildi. Manisa’da yaşayan Havva Ulukan, sağ tarafındaki şiddetli ağrılar nedeniyle Manisa Şehir Hastanesi Üroloji Kliniği’ne başvurdu. Yapılan tetkikler sonucunda sağ böbreğinin fonksiyonunu yitirdiği (atrofik böbrek) belirlenen Ulukan’ın kapalı yöntemle ameliyat edilmesine karar verildi. Uzm. Dr. Yunus Erol Bozkurt ve ekibi tarafından gerçekleştirilen laparoskopik nefrektomi operasyonu başarıyla tamamlandı. Ameliyat korkusunu doktoruna olan güveniyle yendiğini belirten Havva Ulukan, yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı: "Şiddetli ağrılarım vardı ve bu nedenle doktora başvurarak Manisa Şehir Hastanesi’ne geldim. İlk başta internette araştırma yaparken çok korkuyordum ama sonrasında Yunus Bey’i duydum ve kendisine geldim. Ameliyat oldum ve şimdi iyi ki olmuşum diyorum. Doktorumdan Allah razı olsun. Şu an hiçbir şikayetim yok. Sanki hiç ameliyat olmamışım gibi hissediyorum. Çok kısa sürede ayağa kalktım ve tamamen iyiyim. Yunus Erol Bozkurt sayesinde kendimi çok iyi hissediyorum. İyi ki kendisini tanımışım" Operasyonu gerçekleştiren Uzm. Dr. Yunus Erol Bozkurt, yöntemin hastaya sağladığı konfora dikkat çekerek şu bilgileri verdi: "Hastamız Havva Ulukan sağ tarafta ağrı şikayetiyle kliniğimize başvurdu. Yapılan tetkiklerde sağ böbreğinde atrofik, yani çalışmayan bir böbrek olduğunu tespit ettik. Bunun üzerine hastamıza laparoskopik nefrektomi ameliyatı uyguladık ve operasyonumuzu başarıyla tamamladık. Bu ameliyat halk arasında kapalı yöntem olarak bilinen, küçük kesilerden kamera ve özel cerrahi aletlerle gerçekleştirdiğimiz modern bir cerrahi yöntemdir. Özellikle ameliyat yerinin küçük olması, kanamanın daha az olması ve hastanın günlük yaşama daha hızlı dönmesi bizim için önemli avantajlar sağlıyor. Tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyor, Manisa halkına modern ve konforlu cerrahi hizmet sunmaya devam edeceğimizi belirtmek istiyorum." Sürecin anestezi aşamasını yöneten Uzm. Dr. Hasan Barış Eryılmaz ise "Ameliyatın türüne ve hastamızın genel durumuna göre en uygun anestezi yöntemini belirliyoruz. Gerektiğinde yoğun bakım desteği sağlıyor, ihtiyaç olmayan durumlarda ise hastalarımızı ameliyat sonrası doğrudan servise çıkarıyoruz. Amacımız hastalarımızın ameliyat sürecini güvenli ve konforlu şekilde geçirmesi. Tüm hastalarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum" ifadelerini kullandı. Klinik başarısı ulusal kongrede ödüllendirildi Havva Ulukan’ın sağlığına kavuştuğu Manisa Şehir Hastanesi Üroloji Kliniği, aynı zamanda akademik bir başarıya da imza attı. Kliniğin bir yıllık laparoskopik cerrahi deneyimi, Antalya’da düzenlenen 9. Minimal İnvaziv Üroloji Kongresi’nde Uzm. Dr. Yunus Erol Bozkurt tarafından sunuldu ve çalışma Türkiye genelinde üçüncülük ödülüne layık görüldü. Prof. Dr. Bilal-i Habeş Gümüş, "Bugün kliniğimizde uyguladığımız modern cerrahi yöntemlerden biri olan laparoskopik cerrahiden bahsetmek istiyorum. Laparoskopik cerrahi 1991 yılında tıp dünyasına girdi ancak özellikle 2000’li yıllardan sonra yaygın şekilde uygulanmaya başladı. Günümüzde tıptaki gelişmeler o kadar hızlı ilerliyor ki bazen yalnızca takip etmek bile insanı hayrete düşürüyor. Biz de kliniğimizde laparoskopik cerrahi başta olmak üzere birçok modern cerrahi yöntemi başarıyla uyguluyoruz. Bize bu imkanı sağlayan hastane idaremize, hemşire arkadaşlarımıza ve ameliyathanede bizim adeta sağ kolumuz olan anestezi ekibimize teşekkür ediyorum. Bu ameliyatlar tamamen ekip işi. Bu nedenle klinik olarak Ege Bölgesi’nin güçlü merkezlerinden biri olduğumuzu düşünüyoruz. Katkı sunan tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyor, hastalarımıza acil şifalar diliyorum" dedi. Uzm. Dr. Cemil Öztürk de kliniğin gelişiminde emeği geçenlere teşekkür ederek, "Kliniğimizde laparoskopik ürolojik ameliyatların tamamını başarıyla gerçekleştiriyoruz. Laparoskopik cerrahinin kliniğimizde gelişmesi adına Yunus arkadaşımız çok büyük emek verdi. Kendisine özellikle teşekkür etmek istiyorum. Hocamız ve ekip arkadaşlarımızın desteğiyle üroloji alanında yapılabilecek pek çok ameliyatı başarıyla uyguluyoruz. Bunlar arasında böbrek alınması ameliyatları, böbrek darlığı ameliyatları, böbrek taşlarının çıkarılması ve böbrek tümör cerrahileri yer alıyor. Tüm bu ameliyatları ekip çalışmasıyla gerçekleştiriyoruz ve bundan sonra da aynı şekilde devam edeceğiz" dedi.
Cilt kanserine karşı güneşten korunmak önem taşıyor
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:01 Cilt kanserine karşı güneşten korunmak önem taşıyor Mayıs ayı "Cilt Kanseri Farkındalık Ayı" dolayısıyla açıklamalarda bulunan Denizli Devlet Hastanesi Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Dr. Selim Gümüş, cilt kanserinin dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer aldığını belirterek güneşten korunmanın hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Cildiye Uzmanı Dr. Selim Gümüş, özellikle ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre ve korunmasız maruz kalmanın en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu belirterek güneş ışınlarının en yoğun olduğu 10.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında kalınmaması gerektiğini söyledi. Güneş koruyucu kullanımının yalnızca yaz aylarıyla sınırlı olmaması gerektiğini de vurgulayan Dr. Gümüş şöyle konuştu: "Cilt kanserini önlemek için güneşten doğru şekilde korunmak büyük önem taşır. Güneş ışınlarının en yoğun ve zararlı olduğu saatler 10.00 ile 16.00 arasıdır. Bu saatlerde mümkün olduğunca doğrudan güneş altında bulunulmamalıdır. Dışarı çıkılması gereken durumlarda geniş kenarlı şapka, UV korumalı güneş gözlüğü ve açık renkli koruyucu kıyafetler tercih edilmelidir. Güneş koruyucu ürünler yalnızca tatilde değil günlük yaşamda da kullanılmalıdır. En az 50 faktörlü güneş koruyucu kremler dışarı çıkmadan 20-30 dakika önce sürülmeli ve özellikle terleme ya da yüzme sonrası tekrar uygulanmalıdır" dedi. Çocukluk döneminde yaşanan güneş yanıklarının ilerleyen yaşlarda cilt kanseri riskini ciddi ölçüde artırdığına dikkat çeken Dr. Selim Gümüş, açık tenli kişiler, çilli bireyler, çok sayıda beni bulunanlar, uzun süre güneş altında çalışanlar ve ailesinde cilt kanseri öyküsü bulunan kişilerin risk grubunda yer aldığını söyledi. Solaryum kullanımının da ciltte kalıcı hasara yol açabildiğini ve cilt kanseri riskini arttırdığını belirten Gümüş, solaryumun kesinlikle önerilmediğini ifade etti. Benlerde meydana gelen değişikliklerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Gümüş, "Bir benin büyümesi, renk değiştirmesi, koyulaşması, düzensiz kenarlı hale gelmesi, asimetrik görünüm kazanması, kaşınması, kanaması ya da yara görünümü alması önemli uyarı işaretleri olabilir. Aynı şekilde sonradan ortaya çıkan ve hızla büyüyen lekeler de ihmal edilmemelidir. Hastalarımızın kendi ciltlerini düzenli olarak gözlemlemeleri ve şüpheli durumlarda dermatoloji uzmanına başvurmaları gerekmektedir" diye konuştu. Uz. Dr. Selim Gümüş, cilt kanserinde erken teşhisin tedavi başarısını büyük ölçüde artırdığını vurgulayarak düzenli dermatolojik muayene yaptırmanın büyük önem taşıdığını ve özellikle risk grubunda bulunan kişilerin yılda en az bir kez dermatolojik muayeneden geçmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir"
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:53 Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir" Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Makatta ağrılar, akıntılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, bağırsak hastalıkları hakkında değerlendirmelerde bulunarak makattan gelen sıvıların dikkate alınarak hemen doktora başvurulması gerektiğini belirtti. İltihaplı bağırsak hastalıkları olarak temelde iki türlü hastalığın olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Bir tanesi crohn yani regional iletis, diğeri de kolitis ülseroza diğer bir adıyla ülseratif kolit hastalığıdır. Bu iki hastalık birbiriyle çok karşılaşabildiği gibi, bu iki hastalığın arasında yer alan indetermine kolit dediğimiz bir başka grup daha vardır. Bu iki hastalığın da genel cerrahide yeri vardır. Özellikle kalın bağırsak kanseri gelişimi açısından ülseratif kolit oldukça önemlidir. Özellikle 8 yıldan uzun süredir tanı konulmuş olan ülseratif kolit vakalarında kalın bağırsak kanseri gelişimi riskinde çok ciddi bir artış olmaktadır. O nedenle 8 yıldan uzun süredir tanısı olan tüm hastaların yılda bir kere kolonoskopi olmalarını öneriyoruz. Hatta bu hastaların uygun bir anda hastalıkları aktif olmadığı bir süreçte ileal J-Poş ve total kolektomi dediğimiz bir ameliyat geçirmeleri, ülseratif kolitten ömür boyu kurtulmalarını sağlayacaktır. Bu nedenle ülseratif kolitte 8 yıldan uzun süredir tanınız varsa, çok dikkatli olmanızda büyük bir fayda var" diye konuştu. Baysal, "Crohn hastalığını ise ince bağırsakların son kısmına özellikle yerleşen bazen kalın bağırsakta da aralıklı olarak seyreden, ağızdan makata kadar olan tüm sindirim sistemine tutabilen bir hastalıktır. Bu hastalıkta kanser gelişim riski düşüktür ama bu hastalıkta makatta apseleri, fissürleri, fistülleri olan hastaların mutlaka kolonoskopi yaptırmaları gerekiyor. Kolonoskopide ince bağırsakların son kısmına baktırmaları ve orada gelişen bir crohn hastalığı varsa tekrarlayan apseler ve fistüller oluşur. Bundan dolayı da uyanık olmaları gerekmektedir. Crohn hastalığında bağırsaklar birbirine yapışarak fistüller ve bazı başka cerrahi problemler ortaya çıkartabilirler. Bu yönden crohn hastalarının uyanık olmaları gerekiyor. Düzenli tedavi kullanmaları gerekiyor. Bu iki hastalık genel cerrahide bizim en çok önem verdiğimiz bağırsak hastalığıdır. Ülseratif kolit kalın bağırsak gelişimi riskini arttırdığı için, kron hastalığı ise genellikle makat üzerinde apseler ve fistüller, fissürler geliştirdiği için bizim için çok önemlidir" ifadelerini kullandı. İltihaplı bağırsak hastalıkları hakkında bilgi veren Baysal, "İltihaplı bağırsak hastalığından şüphelenmek için makatta ağrılar fistüller ve apseler olması crohn hastalığını şüphelendirir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır. Bunların ilaç tedavileri de vardır. Bu ilaç tedavileriyle hastalar tedavi olabilirler ama en önemli şey, bunların oluşturduğu komplikasyonlardır. Bu hastalıklar sebebiyle oluşan rahatsızlıklardır. Bu hastalıkların karaciğer, safra, göz, eklemler ve cilt üzerine de bazı komplikasyonları ve bulguları vardır. Bunlar açısından da hastaların kontrol edilmeleri gereklidir. Makattan gelen balgamsı, sümüksü ve kanlı akıntılar, çok önemli akıntılardır. Karın ağrısı, kramp tarzında ağrılar çok önemlidir. Böyle durumlarda derhal bir doktora başvurmalarında fayda var" ifadelerini kullandı.
Hemoroidde ’ekran bağımlılığı’ etkisi: "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı"
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:52 Hemoroidde ’ekran bağımlılığı’ etkisi: "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı" Ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin burada kalınan süreyi uzattığını söyleyen uzmanlar, hastalıklara karşı uyardı. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Sürek, "Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı, artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip çok fazla vakit geçirmekte. 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroit veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda. Hemoroit bir anatomik yapı, hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla, dikkat etmeliyiz" dedi. Halk arasında ’basur’ olarak bilinen makat bölgesindeki hemoroit dokusunun sarkması, genişlemesiyle kaşıntı, kanama, ağrı gibi şikayetlerle kendini gösteren hemoroidal hastalığa karşı uzmanlar uyarıyor. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Ahmet Sürek de yaşam şeklinin değişmesi, yoğun işlenmiş gıda tüketimi, aşırı acı ve baharatlı gıdaların tüketilmesi, tuvalette uzun süre kalınması, ıkınma, hareketsizlik gibi nedenlerle hemoroidal hastalığın daha sık görüldüğünü belirtti. Doç. Dr. Sürek, son dönemde özellikle genç yaş grubunda ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin hastalık üzerinde etkili olduğunu söyledi, önemli uyarılarda bulundu. "Sıklığının artışının ana nedenlerinden biri; ekran bağımlılığı" "Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip telefonla çok fazla vakit geçirmekteler" diyen Doç. Dr. Ahmet Sürek, "Bu da tabii çeşitli sağlık problemlere yol açmakta. Uzun süre tuvalette, telefona bakarak vakit geçirmek, bağırsağımızın alt noktasında makat dediğimiz bölgede kan akımının durmasına neden oluyor. Kan damarlarında kan birikmesine neden oluyor. Bu da hemoroit, anal fissür dediğimiz makat çatlaklarına yol açabiliyor, kas disfonksiyonları (kas yapısındaki bozulmalar), ıkınmalarla prolapsuslar (dışarı çıkma, sarkmalar) meydana geliyor. Daha çok genç yaşlarda gördüklerimiz; anal fissür ve hemoroit olarak söyleyebilirim. Ekran bağımlılığı çok önemli bir konu, tuvalette çok fazla vakit geçiriyorlar hem de maalesef Z kuşağımız, gençlerimiz biraz daha artık aktivite, spor yerine herhalde bilgisayar başında vakit geçiriyor. Oyunlar oynuyorlar, devamlı oturarak vakit geçirdikleri için bu hastalıkların şu an görülme sıklığının artışının ana nedenlerinden biri aslında bu; ekran bağımlılığı. Alt bölgedeki damarlarda basınç artışı sağlayarak bu hastalıkların genç yaşlarda görülmesine olanak sağlamaktadır" şeklinde konuştu. "Telefonumuzu yanımıza almayalım" Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Sürek, "Bu hastalıkların en büyük nedenlerinden biri kabızlık, tuvalete girdiğimizde çok ıkınmamız, ekran başında veya iş yerinde çok fazla oturmak, hareketsizlik, tuvalette 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroit veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Makat bölgesinde her kanama hemoroit olmayabilir. En büyük önerilerimden biri; tuvalete gidiyorsak telefonumuzu yanımıza almayalım. Hemoroit sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda hemen hemen herkesin etkilendiği bir hastalık. Hemoroit zaten herkeste olan kan damarları, bağ dokusu ve düz kaslardan oluşan, büyük abdestimizin, gazımızın makat çevresini kaplayarak kaçmasını önleyen bir anatomik yapı. Yediğimize, içtiğimize, hareketlerimize çok dikkat etmemiz gerekiyor. Hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz çünkü hemoroit bir anatomik yapı. Evresine göre tedavi uyguluyoruz, 4 evreye ayrılıyor. Yaşam tarzını değiştirme, bol su içme, lifli gıdalar yeme, yürüyüşlerini artırması belki bir spor fiziksel aktiviteyi artırmasını öneriyoruz, bunlarla zaten çoğu geçebiliyor. Geçmezse medikal ilaçlar verebiliyoruz. Etkili olmazsa endoskopik müdahalelerimiz oluyor, en son aşamada artık hiçbir tedaviden fayda görmüyorsa cerrahiye hastaları yönlendirebiliyoruz" dedi. "Kabızlık uzun sürüyorsa mutlaka doktora gidip nedeni araştırılmalı" Hastalıkların oluşmaması için yapılması gerekenleri sıralayan Doç. Dr. Sürek, "Engellenmesi için şunu söyleyebilirim; hareketli bir yaşam, çok ekran başında veya işyerinde oturarak çalışıyorsak da mutlaka kısa bir yürüyüş yapmayı öneriyorum. Lifli gıdaları bol tüketmemiz gerekiyor hem bağırsak sağlığımız hem de bağırsak hareketleri, büyük abdestin formundaki yumuşaklıklarla bu hastalıklara yakalanmayı azaltmakta. Toplardamarlarda kan birikir ve bu hastalıklar meydana gelir, hemoroidin içinde kan birikirse hemoroidal hastalık meydana geliyor. Kabızlığı yenebilmemiz için aktiviteyi artırmamız, bol su içmemiz, lifli gıdalar yememiz gerekiyor. Uzun sürüyorsa mutlaka bir doktora gidip nedeninin araştırılması gerekiyor. İşlenmiş gıdalar hem kabızlık artışına hem de bağırsak floramızın bozulmasına, hastalıkların gelişmesine neden olabiliyor. Bağırsak sağlığımızı korumak için tahılları ön plana almamız gerekiyor, taze sebze, meyveleri bol tüketmemiz gerekiyor. Z kuşağı fast foodu aşırı seviyor, tüketiyor. Bu da bu hastalıkların gelişmesinde ve oluşmasında büyük etkenlerden biri" ifadelerini kullandı. "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı" "Kesinlikle sosyal medyadan hasta kendini tedavi etmemeli" diyerek sözlerine devam eden Doç. Dr. Sürek, "İnternetten araştırıp tedavisini kendisi yapmamalı, bazen bunların altından kanserler de çıkabiliyor, özellikle 45 yaşından yüksek insanlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekiyor. İnternette yazan her şey kişi için doğru değil. Kolorektal kanseri artık 20’li 30’lu yaşlarda da görüyoruz. Geçmeyen bir kanama, kronikleşmiş bir kabızlığı varsa vatandaşlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekmekte. Belki kolonoskopi belki başka görüntülemeler yapılacak. Bu hastalıkların da yaşı biraz daha düştü, sebebi de yaşam tarzındaki değişiklik. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. 20 ile 40 yaş arasında bayağı bir hastamız özellikle genç 20, 30 yaş arasında daha da fazla hastamız bize başvuruyor. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla. Bağırsak sağlığımız çok önemli, insanın ikinci beyni derler, bütün vücudu etkiliyor, bağırsağımıza çok iyi bakmamız gerekiyor" diye konuştu.
Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir"
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:51 Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir" Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "İltihaplı bağırsak hastalığından şüphelenmek için makatta ağrılar, akıntılar ve apseler crohn hastalığından şüphelendirir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, bağırsak hastalıkları hakkında değerlendirmelerde bulunarak makattan gelen sıvıların dikkate alınarak hemen doktora başvurulması gerektiğini belirtti. İltihaplı bağırsak hastalıkları olarak temelde iki türlü hastalığın olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Bir tanesi crohn yani regional iletis, diğeri de kolitis ülseroza diğer bir adıyla ülseratif kolit hastalığıdır. Bu iki hastalık birbiriyle çok karşılaşabildiği gibi, bu iki hastalığın arasında yer alan indetermine kolit dediğimiz bir başka grup daha vardır. Bu iki hastalığın da genel cerrahi de yeri vardır. Özellikle kalın bağırsak kanseri gelişimi açısından ülseratif kolit oldukça önemlidir. Özellikle 8 yıldan uzun süredir tanı konulmuş olan ülseratif kolit vakalarında kalın bağırsak kanseri gelişimi riskinde çok ciddi bir artış olmaktadır. O nedenle 8 yıldan uzun süredir tanısı olan tüm hastaların yılda bir kere kolonoskopi olmalarını öneriyoruz. Hatta bu hastaların uygun bir anda hastalıkları aktif olmadığı bir süreçte ileal J-Poş ve total kolektomi dediğimiz bir ameliyat geçirmeleri, ülseratif kolitten ömür boyu kurtulmalarını sağlayacaktır. Bu nedenle ülseratif kolitte 8 yıldan uzun süredir tanınız varsa, çok dikkatli olmanızda büyük bir fayda var" diye konuştu. Baysal, "Crohn hastalığını ise ince bağırsakların son kısmına özellikle yerleşen bazen kalın bağırsakta da aralıklı olarak seyreden, ağızdan makata kadar olan tüm sindirim sistemine tutabilen bir hastalıktır. Bu hastalıkta kanser gelişim riski düşüktür ama bu hastalıkta makatta apseleri, fissürleri ,fistülleri olan hastaların mutlaka kolonoskopi yaptırmaları gerekiyor. Kolonoskopide ince bağırsakların son kısmına baktırmaları ve orada gelişen bir crohn hastalığı varsa tekrarlayan apseler ve fistüller oluşur. Bundan dolayı da uyanık olmaları gerekmektedir. Crohn hastalığında bağırsaklar birbirine yapışarak fistüller ve bazı başka cerrahi problemler ortaya çıkartabilirler. Bu yönden crohn hastalarının uyanık olmaları gerekiyor. Düzenli tedavi kullanmaları gerekiyor. Bu iki hastalık genel cerrahide bizim en çok önem verdiğimiz bağırsak hastalığıdır. Ülseratif kolit kalın bağırsak gelişimi riskini arttırdığı için, kron hastalığı ise genellikle makat üzerinde apseler ve fistüller, fissürler geliştirdiği için bizim için çok önemlidir" ifadelerini kullandı. İltihaplı bağırsak hastalıkları hakkında bilgi veren Baysal, "İltihaplı bağırsak hastalığından şüphelenmek için makatta ağrılar fistüller ve apseler olması crohn hastalığını şüphelendirir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır. Bunların ilaç tedavileri de vardır. Bu ilaç tedavileriyle hastalar tedavi olabilirler ama en önemli şey, bunların oluşturduğu komplikasyonlardır. Bu hastalıklar sebebiyle oluşan rahatsızlıklardır. Bu hastalıkların karaciğer, safra, göz, eklemler ve cilt üzerine de bazı komplikasyonları ve bulguları vardır. Bunlar açısından da hastaların kontrol edilmeleri gereklidir. Makattan gelen balgamsı, sümüksü ve kanlı akıntılar, çok önemli akıntılardır. Karın ağrısı, kramp tarzında ağrılar çok önemlidir. Böyle durumlarda derhal bir doktora başvurmalarında fayda var" cümlelerini kullandı. (MK-CK-
Rinoplastiye ilgi artıyor
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:56 Rinoplastiye ilgi artıyor Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. İsmail Aytaç, burun estetiğinde doğal görünüm trendinin ön plana çıktığını belirtti. Doç. Dr. İsmail Aytaç, rinoplastinin yalnızca estetik bir işlem olmadığını vurgulayarak, "Burun estetiği operasyonları, kişinin yüz hatlarına uygun doğal bir görünüm sağlarken aynı zamanda nefes alma problemlerinin giderilmesine de katkı sunuyor. Günümüzde hastalar abartılı değişimlerden çok, yüz yapısıyla uyumlu ve doğal sonuçlar talep ediyor. En çok tercih edilen uygulamalar arasında yer alan rinoplasti (burun estetiği), hem estetik hem de fonksiyonel faydaları nedeniyle yoğun ilgi görmeye devam ediyor" dedi. Teknolojik gelişmeler sayesinde ameliyat süreçlerinin daha güvenli ve konforlu hale geldiğini ifade eden Dr. Aytaç, kişiye özel planlamanın başarılı sonuçlar açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Ameliyat öncesinde detaylı değerlendirme yapılmasının gerekliliğine dikkat çeken Dr. Aytaç, operasyon sonrası süreçte doktor önerilerine uyulmasının iyileşme sürecini olumlu etkilediğini belirtti. Sosyal medyanın etkisiyle estetik operasyonlara yönelik farkındalığın arttığını kaydeden Dr. Aytaç, rinoplasti operasyonlarının özellikle genç yetişkinler arasında yaygınlaştığını, erkek hastaların da son yıllarda bu operasyonlara daha fazla ilgi gösterdiğini ifade etti. Rinoplastinin estetik kaygıların yanı sıra travma sonrası deformasyonlar ve solunum problemleri nedeniyle de tercih edildiğini belirten Doç. Dr. İsmail Aytaç, Türkiye’nin sağlık turizmi kapsamında burun estetiği alanında uluslararası hastalar tarafından yoğun talep gören ülkeler arasında yer aldığını sözlerine ekledi.