Son Dakika
|
Cinayete kurban giden taksicinin acılı kardeşi konuştu!
İran’da dünyanın en büyük doğal gaz sahasındaki rafinerilere saldırı
İstanbul Havalimanı’nda Ramazan Bayramı yoğunluğu
İsrail'in Lübnan saldırısında can kaybı 12'ye yükseldi
MSB açıkladı! Adana'ya yeni Patriot sistemi konuşlandırıldı
İsrail, Lübnan’da 15 katlı binayı yerle bir etti
Adana’da rekor: 144 milyon kaçak makaron ele geçirildi
Sarp Sınır Kapısı’nda yolcu geçişi 5 milyonu aştı
İran’dan Trump’a gözdağı: "Sürprizlerimizi beklesin"
Mücteba Hamaney, iki aracı ülkenin ilettiği teklifi reddetti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Bakan Bayraktar Erzincan’da konuştu: "Enerjide güçlü Türkiye için birlik şart"
Suudi Arabistan: "Riyad’a doğru fırlatılan 4 balistik füze imha edildi"
Bodrum’da 2 bin yıllık dev çınar keşfedildi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Umman Sultanı Bin Tarık ile telefonda görüştü
Merz: "Washington, İran'a yönelik saldırılar öncesinde bize danışmadı"
Pezeşkiyan, İran İstihbarat Bakanı Hatip’in saldırılarda hayatını kaybettiğini doğruladı
Kutsal emanetlere rekor ziyaret
SAĞLIK
Giresun’da trafikte ambulans duyarlılığı
18 Mart 2026 Çarşamba - 18:43:46
Giresun’da bir ambulans şoförünün paylaştığı video, emniyet şeridinin boş bırakılmasıyla sağlık ekiplerinin hızlı müdahalesine dikkat çekti. Giresun’da 112 Acil Sağlık Hizmetleri’nde görev yapan ambulans şoförü İlker Demir’in sosyal medyada paylaştığı video, trafik ve sağlık açısından örnek bir davranışı gözler önüne serdi. "Siz hiç boş emniyet şeridi gördünüz mü?" notuyla paylaşılan görüntüler kısa sürede binlerce beğeni aldı. Görüntülerde, Karadeniz Sahil Yolu’nda yaşanan trafik yoğunluğuna rağmen emniyet şeridinin açık olduğu ve ambulansın vakaya hızlı şekilde ilerleyebildiği görülüyor. Türkiye genelinde sıkça karşılaşılan, ambulansların emniyet şeridi ihlalleri nedeniyle zaman kaybettiği durumların aksine, Giresun’daki bu duyarlılık dikkat çekti. Yetkililer, acil sağlık hizmetlerinde saniyelerin bile hayati önem taşıdığına vurgu yaparak, sürücülerin emniyet şeridini gereksiz yere kullanmaması gerektiğini hatırlattı. Paylaşılan video, hem trafik kurallarına uyumun hem de toplumsal duyarlılığın hayat kurtardığını bir kez daha ortaya koydu.
18 Mart 2026 Çarşamba - 17:26
BURTOM’dan mimari mirasa saygı
Cumhuriyet dönemi modern mimarisinin Bursa’daki en önemli simgelerinden biri olan Villa Biçen’in girişine yapının mimarı usta isim Aydın Boysan’ın anısını yaşatmak amacıyla hazırlanan bir anı plakası yerleştirildi. Burtom Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Erol Kılıç, ünlü mimar Aydın Boysan tarafından 1954 yılında tasarlanan ve Bursa’nın sivil mimari belleğinde özel bir yere sahip olan yapının giriş kapısına, usta mimarın isminin ve yapının tarihî değerini açıklayan metnin yer aldığı bir anı plakası yerleştirildiğini kaydetti. Anı plakasıyla hem Bursa’nın modern tarihine sahip çıkmayı hem de Türk mimarisinin duayen ismi Aydın Boysan’ın hatırasını ölümsüzleştirmeyi hedeflediklerini ifade eden Dr. Erol Kılıç, "Dönemin Bursa Valisi Cahit Ortaç’ın ricası üzerine Atatürk’ün silah arkadaşı Rıza Biçen ve eşi Rabia Biçen için inşa edilen; İtalya’dan getirilen mermerleri ve dönemin ötesindeki estetiğiyle mimari bir eser olarak tasarlanan Villa Biçen’in mimari kimliğini bu plakayla tescillemek istedik" dedi. Dr. Erol Kılıç, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Villa Biçen, sadece bir yönetim binası değil; Aydın Boysan’ın Bursa’ya bıraktığı en kıymetli modern mimari miraslardan biridir. Bizler, bu değerli mirası aslına uygun şekilde korurken, bugün bina girişine yerleştirdiğimiz anı plakasıyla hem usta mimarımıza bir saygı duruşunda bulunuyor, hem de bu yapının tarihi kimliğini kayıt altına alıyoruz. Burtom Sağlık Grubu olarak, sağlık hizmetinde, ülke geneline yaygın çalışmalarımızda yönetim merkezi olarak kullandığımız Villa Biçen’i, aslına uygun şekilde titizlikle muhafaza ediyor ve bakımını severek üstleniyoruz. Bu plaka, Bursa’nın kültürel mirasını koruma konusundaki kararlılığımızın ve bu simge yapıya duyduğumuz saygının kalıcı bir nişanesidir. Villa Biçen’in özgün mimari kimliği ile hem binanın mimarı Sayın Aydın Boysan‘ın anısını yaşatıyor, hem de Bursa’nın modern tarihine ışık tutmaya çalışıyoruz." Mimari bellek geleceğe aktarılıyor 1954 yılında dönemin kısıtlı şartlarında inşa edilen Villa Biçen; ihtişamlı salonu ve özgün donatılarıyla 150 kişilik davetlere ev sahipliği yapmak üzere inşa edildi. Bir süre akademik kurumlara hizmet verdikten sonra Burtom Sağlık Grubu bünyesine katılan yapı, girişine konulan yeni anı plakasıyla birlikte Bursa’nın modern tarihine tanıklık etmeye ve mimari bir rehber olmaya devam edecek.
18 Mart 2026 Çarşamba - 17:25
Bayramda doğru beslenme ile dengeyi korumak mümkün
Bayramda artan tatlı ve hamur işi tüketiminin şişkinlik, ağırlık hissi ve kan şekeri dengesizliğine yol açabileceğini ifade eden Dyt. Çağla Koç, dengeli ve ölçülü beslenme önerilerinde bulundu. Bu durumun kan şekeri dengesizliklerine bağlı olarak ağırlık hissi ve şişkinlik gibi sorunlara yol açabileceğini belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Çağla Koç, bayram sürecinde dengeli ve kontrollü beslenmenin önemine dikkat çekti. Dyt. Çağla Koç, bayram sabahında güne hafif bir kahvaltıyla başlamanın önemli olduğunu vurguladı. Kahvaltıda kızartma ve kavurma yöntemiyle pişirilmiş besinlerin tercih edilmemesi gerektiğini belirten Koç, bayram ziyaretlerinde geleneksel olarak tatlı ikramı olacağı için sabah öğününde şeker, bal ve benzeri tatlı gıdalara yer verilmemesinin yararlı olacağını ifade etti. Kahvaltıda domates, salatalık, maydanoz ve taze biber gibi çiğ sebzelerin bolca tüketilmesini öneren Koç, az yağlı peynir ve haşlanmış yumurtanın uygun tercihler arasında yer aldığını söyledi. Sucuk, salam, sosis gibi yağlı besinlerle birlikte börek benzeri hamur işi gıdalardan kaçınılması gerektiğini dile getiren Koç, tam buğday ekmeğinin ise kan şekerini dengelemeye yardımcı olarak daha uzun süre tokluk hissi sağladığını kaydetti. "Tatlı tercihinde ölçü ve doğru seçim önemli" Bayramda tatlı tüketiminin oldukça yaygın olduğuna işaret eden Dyt. Çağla Koç, tatlı tüketilmek istendiğinde hamurlu ve şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların küçük porsiyonlar halinde tercih edilmesinin daha doğru olacağını söyledi. İkramlarda da daha hafif seçeneklere yönelinmesi gerektiğini belirten Koç, hamur işi tatlılar yerine sütlü tatlılar, taze veya kuru meyveler sunulabileceğini ifade etti. İçecek tercihlerinde ise şerbet yerine taze sıkılmış meyve suyu, az şekerli limonata ve ayran gibi alternatiflerin öne çıkarılması gerektiğini söyledi. "Su tüketimi artırılmalı" Ramazan ayı boyunca su ve sıvı tüketiminin azalmasına bağlı olarak vücutta sıvı kaybı oluşabileceğini hatırlatan Dyt. Çağla Koç, bu kaybın yerine konabilmesi için bayram süresince günde en az 2 ila 2,5 litre su tüketilmesi gerektiğini belirtti. "Ani ve aşırı yüklenmeden kaçınılmalı" Bayramda bir anda fazla miktarda yemek tüketmenin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini ifade eden Koç, yiyecek miktarının aniden artırılmaması gerektiğini söyledi. Sürekli atıştırma şeklinde bir beslenme düzeninden kaçınılmasının önemine değinen Koç, öğün aralarının en az 2, en fazla 4-5 saat olacak şekilde planlanmasının daha sağlıklı olacağını belirtti. "Fiziksel hareket ihmal edilmemeli" Bayram ziyaretlerinde hareketliliğin artırılmasının da önemli olduğuna dikkat çeken Dyt. Çağla Koç, ziyaretlere mümkün olduğunca yürüyerek gidilmesini, asansör yerine merdiven kullanımının tercih edilmesini önerdi.
18 Mart 2026 Çarşamba - 16:25
Tan: "Amaç, uzayan yaşamı onurlu kılmaktır"
Sivas Numune Hastanesinde görevli Gerontolog Gökçe Tan, "Bugün aktif yaşlanma kavramı, kadim ölümsüzlük arzusunun modern dünyadaki dönüşmüş biçimidir. Artık amaç sonsuz yaşam değil; uzayan yaşamı anlamlı, katılımcı ve onurlu kılmaktır" dedi. Gerontolog Gökçe Tan, 18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Sivas’ta kurulan Darülreha’nın ilk huzurevi olma özelliğini taşıdığını ifade eden Tan, "İnsanlık tarih boyunca hep ölümsüzlüğü aramıştır. Günümüzden yaklaşık 4 bin yıl öncesine dayanan, tarihteki ilk destan olan Gılgamış Destanı, dostunu kaybeden Kral Gılgamış’ın gençlik otunu bulma yolculuğunu anlatır. Yine Anadolu anlatılarında Lokman Hekim’in yılanların şahı Şahmeran’dan ölümsüzlüğün ilacını öğrendiği rivayet edilir. Peki, ölümsüzlüğün mümkün olmadığının anlaşılması, toplumların yaşlı bireylere yaklaşımını nasıl şekillendirdi? Bunun cevabı yarım milyon yıl eskiye dayanan arkeolojik kazılarda saklı. Antik Yunan’da yaşlı bakımıyla ilgili sert kanunlar vardı, öyle ki yaşlılarına bakmayan çocuklar cezalandırılıyordu. Bununla beraber şehirden bakım almanızı sağlayan bir sistem de mevcuttu. Yine Oğuz Boyu’nda yaşlılar bilge, yararlı ve saygın kişiler olarak görülüyordu. Anadolu’da Selçuklular döneminde Sivas’ta kurulan Darülreha, yaşlıları korumaya yönelik hizmetler veren ilk huzurevi özelliğini taşımaktaydı. Yaşlılık yüzyıllar boyunca aile ve topluluk içinde bakım pratikleriyle karşılanmışken; yaşlılığın beraberinde getirdiği sorunların daha görünür hale gelmesi artık tıbbi olarak çözümlenmesi gereken bir süreç haline gelmişti. Özellikle Orta Çağ’da tıbbın babası olarak da bilinen İbn-i Sina da El Kanun Fi’t Tıp kitabında yaşlılık dönemine özgü bedensel değişimleri ve sağlık sorunlarını ele alarak, yaşlılığın tıbbi olarak değerlendirilmesine zemin hazırlamıştır. Bununlar beraber İbni-Sina, yaşlılığın yaşam tarzıyla da ilgili olduğunu vurgulayarak, yaşlanmanın önlenmesi ve geciktirilmesi gibi bir kaygı gütmeden konforlu ve kaliteli yaşamın sırlarını aramıştır" dedi. Geriatri kavramının 20. yüzyılın başlarında ortaya çıktığını ifaden eden Tan, "Yüzyıllar içinde gelişen tıp ve sosyal bilimler, yaşlanma sürecine olan bu ilgiyi derinleştirerek çok boyutlu bir olgu olarak ele alınmasını isteyen yaşlanma dedektiflerini ortaya çıkarmıştır. Nitekim 20. yüzyılın başlarında Ignatz Leo Nascher tarafından ‘geriatri’ kavramının ortaya konmasıyla yaşlı sağlığı tıbbın ayrı bir uzmanlık alanı haline gelirken; yaşlanma sürecini biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarıyla inceleyen ‘gerontoloji’ de bağımsız bir bilim alanı olarak gelişmeye başlamıştır. Geriatri ve gerontolojinin ‘Nasıl kaliteli ve başarılı yaşlanabiliriz?’ sorusu aktif yaşlanma kavramıyla cevap bulmuştur. Nitekim ilk defa Dünya Sağlık Örgütü tarafından ortaya konan aktif yaşlanma yaklaşımı; bireylerin sağlık, katılım, güvenlik olarak üç temel unsurun birleşimiyle meydana gelmiştir. Bu unsurlar yaşlı bireylerin yalnızca sağlık hizmetlerinden yararlanan pasif bireyler değil, aynı zamanda toplum içinde üretken, katılımcı ve karar süreçlerine dahil olan bireyler olduğunu vurgular" diye konuştu. Tan, "Bugün aktif yaşlanma kavramı, kadim ölümsüzlük arzusunun modern dünyadaki dönüşmüş biçimidir. Ne Kral Gılgamış ölümsüzlük otunu yiyebildi ne de Lokman Hekim gençlik iksirini kullanabildi. Artık amaç sonsuz yaşam değil; uzayan yaşamı anlamlı, katılımcı ve onurlu kılmaktır. Cicero’nun da dediği gibi yaşlılığa karşı en mükemmel ilaç, bilgili ve erdemli olmaktır" açıklamasında bulundu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mart 2026 Cumartesi- 13:54
Maçta kaleciyle çarpışan genç futbolcunun böbreği parçalandı, ameliyatla hayatı kurtuldu
2
17 Mart 2026 Salı- 12:25
Uzmandan bayram öncesi diş sağlığı uyarısı
3
17 Mart 2026 Salı- 10:14
34 yaşındayken bayram arifesinde kanser olduğunu öğrendi, robotik cerrahiyle sağlığına kavuştu
4
18 Mart 2026 Çarşamba- 10:48
Uzmanından bayram için ’2 dilim’ uyarısı
5
16 Mart 2026 Pazartesi- 12:32
Usta sanatçı Orhan Gencebay, hastanede tedavi altında
12 Ocak 2026 Pazartesi - 13:51
Aydın’da 15 yıldır hizmet veriyordu, şimdi sessizliğe büründü
2011 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılan ve 15 yıldır Aydınlılara hizmet veren Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Şehir Hastanesi’ne taşınmasının ardından sessizliğe büründü. Aydın’ın Efeler ilçesinde yapımı tamamlanan ve ayda ortalama 450 bin hastaya hizmet verecek Aydın Şehir Hastanesi’ne ilk taşınan hastane Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi oldu. Bugünden (12 Ocak Pazartesi) itibaren yeni yerinde hizmet vermeye başlayan hastanenin, eski hizmet binası da sessizliğe büründü. 2011 Mayıs ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılan ve döneminde 32 milyon TL’ye mal olan hastane binası boş kalırken, uyarı tabelaları olmaması sebebiyle hastaneye çocuklarını getiren bazı vatandaşlar da kapıdan dönmek zorunda kaldı. 2011 yılında 254 yataklı olarak hizmet vermeye başlayan hastanenin yüzde 90 oranında taşındığı ve şu an için sadece palyatif ve çocuk yoğun bakım servislerinin hizmet verdiği öğrenildi. Uzun yıllar Aydınlılara şifa dağıtan hastanenin en kısa sürede tamamen taşınması hedeflenirken, boş kalan binanın akıbeti ise merak konusu oldu. Aydın Şehir Hastanesi ise geçtiğimiz 22 Aralık 2025 yılında vatandaşlara kapılarını açmıştı. Hastane, her geçen gün tam kapasite hizmet vermeye yaklaşırken, Efeler ilçesindeki hastanelerde de taşınma süreçlerinin devam ettiği bildirildi.
12 Ocak 2026 Pazartesi - 13:48
Veteriner Fakültesinde 3 bin hayvana şifa
BAÜN Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi, her yıl artan hizmet kalitesi ve kapasitesiyle yalnızca hayvan sağlığına değil, bölge hayvancılığına ve veteriner hekimliği eğitimine de değer katmayı sürdürüyor. Veteriner Fakültesi bünyesinde faaliyet gösteren Hayvan Hastanesi 2025 yılında toplam 2996 hasta hayvana, 4 bin 559 adet muayene, teşhis ve tedavi ile sağlık hizmeti sunarak bölge hayvancılığına önemli katkılar sağladı. Bu sonuçlarla 2024 yılında bin 993 olan hasta hayvan sayısını 2025 yılında 2 bin 996’ya çıkararak hasta sayısında yaklaşık yüzde 50’lik bir artış sağlandı. BAÜN Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi, başta kedi ve köpek olmak üzere, çiftlik, egzotik ve yaban hayvanına tedavi imkânı sunuyor. Hayvan Hastanesinde; çeşitli hastalıklara karşı uygulanan etkili tedavi protokolleri sayesinde birçok hayvan sağlığına kavuştu. Ayrıca aşılama ve koruyucu hekimlik hizmetleri kapsamında paraziter ve zoonoz hastalıklarla mücadele de kararlılıkla sürdürülüyor. 2025 yılında, aylık ortalama 250 hastaya kapılarını açan Hayvan Hastanesi’ne başvuruda bulunan hasta sayısı her geçen yıl artarken, 2025 yılında bin 284 kedi, bin 196 köpek, 221 sığır, 165 koyun-keçi, 93 egzotik kuş, tavşan, hamster hayvanları, 27 at ve 10 yabani sincap, rakun, şahin gibi yabani hayvana müdahale edildi. Veteriner Fakültesi ve Hayvan Hastanesi alanında uzman akademik kadrosu sayesinde Balıkesir çevresi ile sınırlı kalmayıp; ülkemizin farklı bölgelerinden gelen hastalara da hizmet vermeyi sürdürdü. Hasta sahiplerinin sorunlarına çözüm odaklı yaklaşan uzman ekipler, güncel tanı ve tedavi yöntemlerini kullanarak etkili çözümler sunuyor. Hastanede verilen hizmetler arasında; muayene, teşhis, tedavi, tıbbi görüntüleme, cerrahi prosedürler, suni tohumlama, genetik analiz, nekropsi, bakteriyolojik, virolojik ve parazitolojik analizler, gıda analizi, yem analizi ve kapsamlı laboratuvar tetkikleri bulunuyor.
12 Ocak 2026 Pazartesi - 13:31
Omurga sağlığı soğuk havalarda alarm veriyor
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Bukan Arıca, soğuktan korunmak için vücudun istemsiz olarak bükülmesi, omuzların öne doğru kapanması ve sırtın daha yuvarlak bir duruş almasının sık görülen duruş bozuklukları arasında yer aldığını söyledi. Düşük hava sıcaklıklarının yalnızca günlük hayatı zorlaştırmakla kalmayıp vücut sağlığı üzerinde de önemli etkilere yol açtığını söyleyen Medline Adana Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Bukan Arıca, omurga sağlığını korumanın günlük hareket kabiliyetini artırmanın yanı sıra uzun vadede yaşam kalitesini yükselttiğini de belirterek önerilerde bulundu. Soğuk havaların vücutta kasların daha fazla kasılmasına neden olduğunu belirten Dr. Arıca, "Düşen sıcaklıklarla birlikte kaslar daha hızlı sertleşiyor ve esnekliğini kaybediyor. Özellikle omurgayı çevreleyen kaslarda görülen bu sertleşme, kas spazmlarına yol açabiliyor. Kaslardaki bu gerilim, sırt ve bel ağrılarını tetikleyebileceği gibi, bel fıtığı veya skolyoz gibi mevcut omurga sorunlarının da daha belirgin hale gelmesine neden olabiliyor. Düşük sıcaklıklarda vücut, ısısını koruyabilmek için daha fazla enerji harcıyor. Bu durum kasların daha az esnek hale gelmesine ve hareket kabiliyetinin azalmasına yol açıyor. Özellikle düzenli egzersiz yapmayan bireylerde artan hareketsizlik, omurga çevresindeki kasların zayıflamasına neden olabiliyor. Zamanla kas desteği azalan omurga, daha fazla yük taşımak zorunda kalıyor. Uzun süre hareketsiz kalmak, omurgadaki disklerin ve eklemlerin zorlanmasına ve ağrıların artmasına sebep olabiliyor" diye konuştu. Duruş bozuklukları artıyor Kış aylarında ağır eşyaların kaldırılmasının uzun süre oturmak ya da yanlış pozisyonda çalışmanın omurga üzerinde fazladan baskı oluşturduğu kaydeden Dr. Arıca, "Bunun yanı sıra soğuktan korunmak için vücudun istemsiz olarak bükülmesi, omuzların öne doğru kapanması ve sırtın daha yuvarlak bir duruş alması da sık görülen duruş bozuklukları arasında yer alıyor. Bu yanlış duruş alışkanlıkları, omurgaya binen yükü artırarak uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Omurgadaki eklemler, kışın düşük ısının etkisiyle daha hassas hale geliyor. Soğuk, eklem sıvısının akışkanlığını azaltarak eklemlerin daha sert ve ağrılı olmasına yol açabiliyor. Özellikle omurgadaki faset eklemleri bu durumdan olumsuz etkilenebiliyor. Romatizmal hastalıkları olan kişilerde ise soğuk havalarda eklem ağrıları daha belirgin hale gelebiliyor. Soğuk hava, kan damarlarının daralmasına neden olarak kan dolaşımını yavaşlatıyor. Bu durum, omurgayı çevreleyen kas ve dokulara giden oksijen ve besin maddelerinin azalmasına yol açabiliyor. Uzun süreli yetersiz kan dolaşımı, dokuların beslenmesini bozarak omurga sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle ileri yaşlardaki bireylerde dolaşım problemleri, omurga ile ilgili şikayetlerin daha da artmasına neden olabiliyor" ifadelerini kullandı. Dr. Arıca, omurga sağlığını korumak için yapılması gerekenleri de şu şekilde sıraladı: "Bel ve sırt bölgesini sıcak tutan giysiler tercih edin. Soğuk havalarda uzun süre hareketsiz kalmayın. Düzenli şekilde hafif egzersizler yapın, sırt ve bel kaslarını güçlendiren esneme hareketlerini ihmal edilmeyin. Uzun süre oturacaksanız doğru duruş pozisyonuna dikkat edin. Oturma ve çalışma alanlarınızı ergonomik şekilde düzenleyin. Soğuk ortamda ani ve sert hareketler yapmayın. Ağır cisimler kaldırmaktan kaçının. Soğuk havalarda kasları zorlayacak hareketlerden önce vücudunuzu ısıtın."
12 Ocak 2026 Pazartesi - 13:19
ERÜ, KBB Kliniğine yeni nesil Endoskopi sistemi kazandırıldı
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastaneleri’nde; üniversite yönetimince sağlık hizmetlerinde kaliteyi yükseltme, ileri cerrahi uygulamaları destekleme ve uzmanlık eğitimini çağdaş standartların üzerine taşıma vizyonu istikametinde, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları (KBB) Anabilim Dalı’na Full HD çözünürlüklü görüntüleme altyapısına sahip ve dar bant görüntüleme (Narrow Band Imaging-NBI) teknolojisi ile donatılmış yeni nesil endoskopi sistemi kazandırıldı. ERÜ Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. M. İlhan Şahin cihazın bölümlerine kazandırılması sebebiyle yaptığı açıklamada; "Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalımız, yalnızca ilimize değil, çevre illerden sevk edilen hastalara da hizmet veren bir referans merkez niteliği taşımaktadır. Kliniğimizde yıllık yaklaşık 3 bin ameliyat, dünya standartlarında başarıyla gerçekleştirilmektedir. Bu yüksek cerrahi hacim; endoskopik sinüs cerrahisi, endoskopik kulak cerrahisi, endoskopik larenks cerrahisi ve endoskopik kafa tabanı cerrahileri başta olmak üzere, ileri düzey endoskopik uygulamalarda kliniğimizin deneyim ve yetkinliğini açık biçimde ortaya koymaktadır" dedi. Full HD görüntü kalitesi sayesinde cerrahi sahadaki anatomik yapıların çok daha net ve ayrıntılı biçimde değerlendirilmesine imkan tanındığını ifade eden Doç. Dr. M. İlhan Şahin; "Hizmete alınan yeni nesil endoskopi sistemi, sahip olduğu Full HD görüntü kalitesi sayesinde cerrahi sahadaki anatomik yapıların çok daha net ve ayrıntılı biçimde değerlendirilmesine imkan tanımaktadır. NBI teknolojisi ise mukozal yüzeyler ve damarsal paternlerin seçiciliğini artırarak, özellikle karmaşık ve hassas cerrahi girişimlerde cerrahi doğruluk ve güvenliği önemli ölçüde güçlendirmektedir." diye konuştu. Bu ileri teknolojinin hasta bakım süreçlerinin tamamına katkı sunduğunu söyleyen Doç. Dr. M. İlhan Şahin; "Bu cihaz sayesinde teşhisin doğruluğun artması, cerrahi planlamanın daha rasyonel yapılması, daha etkin ve daha güvenli cerrahi tedavilerin uygulanması mümkün hale gelmiştir." ifadelerini kullandı. Doç. Dr. M. İlhan Şahin; "Ayrıca söz konusu endoskopi sistemi, Kulak Burun Boğaz uzmanlık eğitimi açısından da önemli bir kazanımdır. Asistan hekimler, yüksek hasta hacmi ve ileri endoskopik cerrahi uygulamalarla desteklenen bu eğitim ortamında, dünya çapında ileri merkezlerde kullanılan Full HD ve NBI destekli sistemlerle birebir çalışma olanağı bulmaktadır. Bu durum, uzmanlık eğitiminde hem teorik hem de pratik açıdan kalite artışı sağlamıştır." şeklinde konuştu. Doç. Dr. M. İlhan Şahin; "Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı olarak, üniversitemiz yönetiminin sağladığı bu nitelikli teknoloji yatırımlarının, bölgesel referans merkezi olma misyonumuzu daha da güçlendirdiğine inanıyoruz. Hizmete alınan bu yeni nesil endoskopi sistemi, kliniğimizin hasta bakımında mükemmeliyet, ileri cerrahi uygulamalar ve üst düzey uzmanlık eğitimi hedeflerine ulaşmasında önemli ve kalıcı bir kazanım olmuştur." dedi. Bu önemli teknoloji yatırımı; Kulak Burun Boğaz Kliniğinde sunulan tanı, tedavi ve cerrahi hizmetlerinin niteliğini daha da ileri bir düzeye taşımayı amaçlıyor.
12 Ocak 2026 Pazartesi - 12:55
İzmir’in 2025 sağlık karnesi açıklandı
İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, İzmir’in sağlık vizyonunu ve 2025 yılı verilerini paylaştı. Kentte sağlık hizmetlerinin yüzde 85’inden fazlasının kamu tesislerinde verildiğini belirten Kul, "Sağlık personelimiz büyük bir iş yükü altında, kapasitesinin üzerinde bir özveriyle çalışıyor" dedi. İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle basın mensuplarıyla bir araya geldi. Toplantıda İzmir’in sağlık altyapısı, 2025 yılı çalışmaları ve 2026 hedefleri detaylı bir şekilde ele alındı. Göreve geldiği günden bu yana saha çalışmalarına ağırlık verdiklerini ifade eden Doç. Dr. Ayhan Kul, 2026 yılını İzmir’de "Saha Ziyaretleri Yılı" ilan ettiklerini açıkladı. Kul, "Haftanın her günü ben ve ekibim sahada olacağız. Aile Sağlığı Merkezlerinden hastanelere kadar her noktayı ziyaret ederek çalışanlarımızın ve vatandaşlarımızın taleplerini yerinde tespit edeceğiz" dedi. "Yükün yüzde 85’i kamunun sırtında" İzmir’deki sağlık hizmeti dağılımındaki dengesizliğe dikkat çeken Kul, uzman hekimlerin yüzde 61’inin kamuda görev yapmasına rağmen, toplam hizmetin yüzde 85’inden fazlasının Sağlık Bakanlığı tesislerince üretildiğini vurguladı. Kul, "Üniversite ve özel sektörün toplam yükü yüzde 12-15 civarındayken, kamu hastanelerimiz devasa bir iş yükünü göğüslüyor. Personelimiz büyük bir sorumlulukla kapasitesinin üzerinde hizmet veriyor" ifadelerini kullandı. Aşı kararsızlığına sosyal medya uyarısı Sosyal medya üzerinden yayılan dezenformasyonun aşı kararsızlığını tetiklediğini belirten İl Sağlık Müdürü Kul, şu uyarılarda bulundu: "Aşıların otizm yaptığı, kısırlığa yol açtığı veya genetiği bozduğu gibi iddiaların tamamı bilimsel olarak çürütülmüştür. İzmir’de aşılama oranlarımız yüksek ancak sosyal medyadaki yanlış bilgiler ebeveynleri etkileyebiliyor. Bakanlığımızın hedefi tek bir çocuğumuzun dahi aşısız kalmamasıdır." İzmir’in nüfusu yaşlanıyor, doğum oranı düşüyor İzmir’in demografik yapısına ilişkin veriler paylaşan Kul, kentin nüfus artış hızının (3.1), Türkiye ortalamasının (3.4) gerisinde kaldığını söyledi. Yaşlı nüfus oranının yüksek olmasının sağlık hizmetine olan ihtiyacı artırdığını kaydeden Kul, 2025 yılında kentte 36 bin 503 doğum gerçekleştiğini, sezaryenin bir doğum şekli değil tıbbi zorunluluk olduğunu hatırlattı. Acil müdahalede Türkiye ortalamasının üzerinde başarı İzmir’in geniş yüz ölçümü ve trafiğine rağmen acil vakalara ulaşma sürelerinde başarı sağlandığını ifade eden Kul, "0-10 dakika arasında vakaya ulaşma oranımız yüzde 92,85 ile Türkiye ortalamasının üzerindedir. 2025 yılında 273 vatandaşımız helikopter ambulansla, 25 vatandaşımız ise uçak ambulansla nakledilmiştir" dedi. MHRS sorunu çözülüyor Merkezi Hekim Randevu Sistemi’ndeki (MHRS) iyileşmelere de değinen Kul, "2025 Ocak ayında günlük 42 bin olan randevu talep sırası, 2026’nın ilk haftasında 15 bine kadar geriledi. Günlük yaklaşık 65 bin MHRS kapasitesi açıyoruz" bilgisini paylaştı. "50 yıllık sağlık sorununu çözeceğiz" Yatırımlar hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Ayhan Kul, Dikili Devlet Hastanesi’nin bir ay içinde açılacağını, Bergama Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin hizmete girdiğini belirtti. Kul, "Atatürk Eğitim ve Araştırma, Suat Seren gibi birçok hastanemizin yenileme süreçleri yatırım programındadır. Hedefimiz İzmir’in önümüzdeki 50 yıllık sağlık sorununu ortadan kaldırmaktır" diyerek sözlerini noktaladı.
12 Ocak 2026 Pazartesi - 11:16
Şırnak’ta geçen yıl 5 binden fazla gıda denetimi gerçekleştirildi
Şırnak İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, vatandaşların güvenilir gıdaya erişimini sağlamak amacıyla 2025 yılı boyunca denetimlerini aralıksız sürdürdü. "Gıdaya sıfır tolerans" ilkesiyle yürütülen çalışmalar kapsamında binlerce işletme mercek altına alınırken, mevzuata aykırı faaliyetlere göz açtırılmadı. İl genelinde 2025 yılı içerisinde toplam 5 bin 9 gıda denetimi gerçekleştirilirken, risk esaslı denetimler çerçevesinde 97 adet numune alınarak analizleri yapıldı. Yapılan kontrollerde mevzuata aykırı faaliyet gösterdiği tespit edilen işletmelere toplam 2 milyon 750 bin 861 lira idari para cezası uygulandı. Denetimlerin yanı sıra eğitim faaliyetlerine de büyük önem veren Şırnak İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, kent genelindeki okullarda 3 bin 49 öğrenciye gıda güvenilirliği ve gıda israfı konularında eğitim verdi. Öğrenciler, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişim bilinci konusunda bilgilendirilirken, israfın önlenmesine yönelik farkındalık oluşturuldu. Yetkililer, 2025 yılında ortaya konulan kararlı ve titiz yaklaşımın 2026 yılında da aynı hassasiyet ve kararlılıkla sürdürüleceğini belirterek, halk sağlığını tehdit eden unsurlarla mücadelenin aralıksız devam edeceğini vurguladı.
12 Ocak 2026 Pazartesi - 11:12
Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Barut: "Sık idrara çıkma ve yanma sistit habercisi olabilir"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Barut, sistit hakkında önemli bilgiler paylaştı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Barut, erken tedavi edilmeyen sistitin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Dr. Barut, "İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma ve alt karın ağrısı gibi şikayetlerle kendini gösteren sistit, toplumda oldukça sık görülmesine rağmen çoğu zaman ihmal ediliyor" dedi. Doç. Dr. Osman Barut, "Kadınlarda idrar kanalının kısa olması nedeniyle bakterilerin mesaneye ulaşması daha kolaydır. Bu nedenle sistit kadınlarda erkeklere göre daha sık karşımıza çıkmaktadır. Sistit, idrar kesesinin (mesanenin) iltihaplanmasıdır. Genellikle bakterilerin idrar yolundan mesaneye ulaşmasıyla ortaya çıkar. Özellikle kadınlarda daha sık görülen bu hastalık, her yaş grubunda görülebilmektedir. Sistitin en yaygın belirtileri arasında idrar yaparken yanma ve ağrı, sık idrara çıkma isteği, alt karın ve kasık ağrısı, bulanık ya da kötü kokulu idrar yer alıyor" ifadelerini kullandı. "Belirtiler göz ardı edilmemeli" Bazı hastalarda idrarda kan görülebildiğini belirten Doç. Dr. Barut, ileri vakalarda ateş ve bel ağrısının da tabloya eklenebileceğini söyledi. Tedavi edilmezse böbreklere ilerleyebilir Sistitin basit bir enfeksiyon gibi algılanmaması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Barut, "Tedavi edilmeyen sistit, enfeksiyonun böbreklere yayılmasına ve daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Kendi kendine ilaç kullanımı ya da tedaviyi ertelemek hastalığın tekrarlamasına yol açar" şeklinde konuştu. Kimler risk altında Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Barut, "Yetersiz sıvı tüketimi, idrarı uzun süre tutmak, hijyen kurallarına dikkat etmemek, bağışıklık sisteminin zayıf olması, menopoz dönemi ve diyabet gibi kronik hastalıklar sistit riskini artıran faktörler arasında yer alıyor. Sistitten korunmak için bol su içilmesi, idrarın uzun süre tutulmaması, kişisel hijyene dikkat edilmesi ve şikâyetlerin başlaması halinde vakit kaybetmeden bir üroloji uzmanına başvurulması büyük önem taşıyor. Erken tanı ve doğru tedaviyle sistit kısa sürede kontrol altına alınabilir. Hastalarımızın belirtileri hafife almadan uzman görüşü alması, yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır" diye konuştu.
12 Ocak 2026 Pazartesi - 10:28
Soğuk havalar diyabeti tetikliyor
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, soğuk havanın tip 2 diyabetli ve diyabeti olmayan bireylerde hipoglisemi (düşük glikoz seviyeleri) riskini artırabileceğine dikkat çekerek şu uyarıda bulundu: "Vücut üşüdüğünde daha fazla glikoz yakar ve bu durum kan şekerinin düşmesine yol açabilir. Ayrıca düşük sıcaklıklar; titreme, üşüme ya da uyuşma gibi belirtileri maskeleyerek hipogliseminin fark edilmesini geciktirebilir." Türkiye, Balkanlar ve Sibirya üzerinden gelen soğuk hava dalgası ile birlikte kar yağışının etkisine girerken, 41 il için kuvvetli yağış uyarısı yapıldı. Uzmanlar, aşırı soğuk ve kar yağışının özellikle kalp ve solunum yolu hastalıkları bulunan kişilerde riskleri artırabileceğini, kronik hastalıkların alevlenmesine yol açabileceğini belirterek vatandaşların tedbirli olması gerektiğini söyledi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, diyabetli hastaların soğuklarda daha dikkatli olması gerektiğini söyleyerek uyardı; "Hem çok soğuk hem de çok sıcak hava kan şeker seviyenizi değiştirebilir. Kan şekeri (kan glukozu) yönetiminde diyabetli bireyler çoğunlukla beslenme, egzersiz ve ilaç kullanımına odaklanır ancak hava şartlarının da kan şekeri üzerinde etkili olabildiğini unutmamak gerekir." Soğuk havayla başa çıkmanın stres tepkisini tetikleyebileceğini aktaran Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, "Vücudumuzun bununla doğal olarak mücadele etme yollarından biri, stres hormonlarını salgılamaktır. Bu da insülin üretimini azaltır ve depolanmış kan şekerini serbest bırakır. Bunun yanı sıra, enjekte edilen insülin soğuk havalarda daha yavaş emilebilir" ifadelerini kullandı. Düşük sıcaklıklar, hipoglisemi belirtilerini gizleyebilir Soğuk havanın diyabet yönetimini çift yönlü etkilediğine dikkat çeken Uzm. Dr. Ali Vardar, sözlerini şöyle sürdürdü; "Soğuk hava, cilt sıcaklığının düşmesine bağlı olarak insülin salgısının azalmasına ve enjeksiyon sonrası insülinin daha yavaş emilmesine yol açar. Özellikle tip 2 diyabetlilerde ve diyabeti olmayan bireylerde soğuk havalarda hipoglisemi (düşük glikoz seviyeleri) riski de artabilir. Çünkü vücut üşüdüğünde daha fazla glikoz yakar ve bu durum kan şekerinin düşmesine neden olabilir. Ayrıca düşük sıcaklıklar; titreme, üşüme veya uyuşma gibi belirtileri maskeleyerek hipogliseminin fark edilmesini geciktirebilir. Bu nedenle soğuk havalarda kan şekeri takibi daha da önemlidir." Hareketsizlik ve yüksek karbonhidrat kan şekerini yükseltiyor Kış aylarında yaşam alışkanlıklarının belirgin şekilde değiştiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Vardar, "Kış döneminde insanlar daha az hareket ediyor, buna karşılık daha yüksek karbonhidrat içeren besinlere yöneliyor. Bu iki faktör birlikte kan şekerinin yükselme riskini ciddi biçimde artırıyor. Fiziksel aktivitenin azalması, vücudun insüline duyarlılığını düşürüyor ve bu durum kan şekerinin kontrolsüz şekilde yükselmesine yol açabiliyor" ifadelerini kullandı. Kış aylarında boğaz, idrar yolları ve bağırsak enfeksiyonları ile gribal enfeksiyonların daha sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Vardar, bu durumun kan şekerini yükseltebileceğine dikkat çekti. Vardar, "Enfeksiyon geçiren diyabet hastalarının kan şekerlerini daha yakından takip etmeleri gerekir. Özellikle insülin kullanan hastalarda, hekimin önerisiyle insülin dozunun geçici olarak artırılması gerekebilir" uyarısında bulundu.
12 Ocak 2026 Pazartesi - 10:07
Az su, soğuk hava: İdrar yolu enfeksiyonları artıyor
Kış aylarında idrar yolu enfeksiyonlarına bağlı sağlık başvurularında artış yaşandığını belirten Üroloji Uzmanı Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, soğuk havanın doğrudan enfeksiyon nedeni olmasa da bağışıklık sistemi ve yaşam alışkanlıkları üzerindeki dolaylı etkilerle riski artırabildiğini söyledi. Medicana International İstanbul Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, kış aylarında idrar yolu enfeksiyonları nedeniyle sağlık kuruluşlarına yapılan başvurularda belirgin bir artış gözlendiğini belirtti. Soğuk havaların etkili olduğu dönemlerde idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma ve alt karın ağrısı gibi şikâyetlerle başvuran hasta sayısının dikkat çekici şekilde yükseldiğini ifade eden Erkmen, soğuğun tek başına enfeksiyon nedeni olmadığını, ancak bağışıklık sistemini zayıflatan etkenler ve sıvı tüketimindeki azalma nedeniyle idrar yolu enfeksiyonları için uygun bir zemin oluşturabildiğini vurguladı. Yetersiz sıvı tüketimi enfeksiyon riskini artırıyor Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, kış aylarında susama hissinin azalmasına bağlı olarak günlük sıvı tüketiminin farkında olunmadan düştüğünü, yeterli sıvı alınmadığında ise idrar miktarının azaldığını ve idrarın daha yoğun hale geldiğini ifade etti. Bu durumun bakterilerin idrar yollarında daha uzun süre kalmasına ve çoğalmasına zemin hazırladığını belirten Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, düzenli ve yeterli su tüketiminin idrarı seyreltici etkisi sayesinde bakterilerin idrar yollarından uzaklaştırılmasına yardımcı olduğunu ve enfeksiyon riskini anlamlı ölçüde azalttığını aktardı. Kadınlarda ve erkeklerde belirtiler farklılık gösterebiliyor İdrar yolu enfeksiyonlarının kadınlarda anatomik yapı nedeniyle erkeklere kıyasla daha sık görüldüğünü, kadınlarda idrar yaparken yanma ve ağrı, sık idrara çıkma, ani idrar yapma hissi ve alt karın bölgesinde rahatsızlık gibi belirtilerin ön planda olduğunu söyleyen Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, "Erkeklerde ise enfeksiyonlar daha nadir görülmekle birlikte çoğunlukla prostat hastalıkları veya idrar yolu tıkanıklıklarıyla ilişkili olabilmektedir. İdrar akımında zayıflama, idrar yapmada zorlanma ve kasık ağrısı gibi şikayetler görülebilmektedir" dedi. Erken belirtiler göz ardı edilmemeli Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, idrar yolu enfeksiyonlarının erken dönemde hafif şikayetlerle başlayabildiğini ancak tedavi edilmediğinde enfeksiyonun mesaneden böbreklere ilerleyerek daha ciddi klinik tablolara yol açabildiğini vurguladı. Bu durumda ateş, titreme, bel ağrısı ve genel durum bozukluğu gibi belirtilerin ortaya çıkabildiğini belirten Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, tekrarlayan veya eksik tedavi edilen enfeksiyonların antibiyotik direncine ve böbrek fonksiyonlarında kalıcı hasara neden olabileceğini ifade etti. Basit önlemlerle korunmak mümkün Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, kış aylarında da yeterli sıvı tüketimine özen gösterilmesinin, pamuklu ve nefes alabilen iç çamaşırlarının tercih edilmesinin ve ıslak veya terli kıyafetlerle uzun süre kalınmamasının enfeksiyon riskini azaltmada önemli rol oynadığını belirtti. İdrar ihtiyacının ertelenmemesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, enfeksiyon şüphesinde rastgele antibiyotik kullanımından kaçınılması ve mutlaka bir üroloji uzmanına başvurulmasının büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
12 Ocak 2026 Pazartesi - 10:01
Grip vakaları artıyor; C vitaminini yanlış besinde aramayın
Havaların soğumasıyla grip vakalarında artış yaşanırken, düzenli ve sağlıklı beslenmek, C vitamini ağırlıklı gıdalarla bağışıklığı güçlü tutmak önem taşıyor. ABD ve Kanada’da yapılan araştırmalara göre, günlük olarak alınması gereken C vitamini miktarı, 0-6 aylık çocuklarda 40 mg, 1-3 yaş grubunda 15 mg, 4-8 yaş grubunda 25 mg, 7-12 yaş grubunda 50 mg iken yetişkin kadınlar için 75 mg, yetişkin erkekler için 90 mg, gebe ve emzikli anneler için de 85-120 mg arasında değişiyor. Havaların soğumasıyla soğuk algınlığı ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış görülürken ve hastanalerde yoğunluk yaşanırken, uzmanlar bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinin önemine dikkati çekiyor. Bu çerçevede C vitamini ve içerdiği gıdalar öne çıkıyor. Artvin Çoruh Üniversitesinden Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüdayi Ercoşkun, kış aylarında dengeli beslenmenin ve C vitamini açısından zengin gıdaların düzenli tüketilmesinin hastalıklara karşı koruyucu rol oynadığını belirtti. Ercoşkun, soğuk havanın tek başına hastalık nedeni olmadığını vurgulayarak, "Soğuk hava bağışıklık sistemini dolaylı olarak zayıflatabilir. Bu durum, vücudun enfeksiyonlara karşı direncini azaltır. Bu nedenle özellikle kış aylarında bağışıklık sistemini destekleyen beslenme alışkanlıkları büyük önem taşır" dedi. Bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasında C vitamininin temel bir rolü olduğunu ifade eden Ercoşkun, bu vitaminin bağışıklık hücrelerinin etkinliğini artırdığını ve vücudu oksidatif strese karşı koruduğunu söyledi. C vitamini eksikliğinin, enfeksiyonlara yakalanma riskini artırabileceğine dikkati çeken Ercoşkun, C vitamini yönünden zengin besinlerin günlük beslenmede mutlaka yer alması gerektiğini kaydetti. Sebzelerin meyvelere oranla açık ara daha fazla C vitamini içerdiğine, bazı sebzelerin 100 gramında 200 miligrama kadar C vitamini bulunduğuna dikkati çeken Ercoşkun, "Meycelerde ise en fazla 80 miligrama kadar çıkıyor. C vitamini içeriğinde şampiyon maydanoz. Bunu 170-180 miligramla brokoli izliyor. Kırmızı ve yeşil biber de bol miktarda C citamini içeriyor. Turunçgillerin 100 gramında 80 miligrama varan miktarlarda C vitamini bulunuyor" dedi. C vitamininin hassas olduğunu belirten Ercoşkun, "Işığa ve sıcaklığa, oksijene büyük oranda duyarlıdır. Sebzeler pişirildiğinde C vitamini aktivitesi azalmaktadır. Meyveler ısıl işlem uyglanmadığı için doğal haliyle vücuduma girebiliyor. C vitamini yüksek maydonoz, roka, dereotu gibi ürünleri taze tüketmek de günlük ihtiyacın karşılanmasında önemli rol oynuyor" dedi. Bu besinlerin taze tüketilmesinin vitamin kayıplarını azaltacağını belirten Ercoşkun, sebze ve meyvelerin aşırı pişirilmeden tüketilmesinin önemine işaret etti. Yeterli sıvı tüketimi, düzenli uyku ve stres yönetiminin de bağışıklık sistemini destekleyen önemli faktörler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hüdayi Ercoşkun, "Sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile birlikte dengeli beslenme, kış hastalıklarına karşı en etkili korunma yollarından biridir" ifadesini kullandı. Hangi besinde ne kadar C vitamini var Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne göre, en fazla C vitamini bulunan sebzeler şöyle: "100 gram ürün başına 100-190 mg arası C vitamini içeriği (çok zengin): Maydanoz, yeşil, kırmızı ve dolma biber, roka, brokoli, dereotu 100 gram ürün başına 35-101 mg arası C vitamini içeriği (zengin): Kara lahana, tere, karnabahar, ıspanak" Vitaminlerde ise içeriklerine göre değerler şöyle: "100 gram ürün başına 45-75 mg arası C vitamini içeriği (zengin): Çilek, kızılcık, portakal ve suyu, kivi, ananas, limon, mandalina".
12 Ocak 2026 Pazartesi - 09:54
Doktor çift, hayat kurtaran teknoloji geliştirdi: Yapay zekalı takip sistemiyle anında müdahale imkanı
Mersin’de tıp fakültesinden itibaren birlikte olan 3 çocuklu doktor çiftin geliştirdiği giyilebilir ve akıllı cihazlarda kullanılabilen yapay zekalı sağlık takip sistemi sayesinde erken müdahale hayat kurtaracak. Sinir Cerrahisi Uzmanı Operatör Dr. Ömer Neşet Kişi ile Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Seda Kişi çiftinin Adana’da tıp fakültesinde başlayan birliktelikleri 25 yıldır hem evde hem de iş hayatında sürdü. Şu anda Mersin’de hizmete giren Clinicia Entegre Sağlık Yaklaşımları Merkezi’nde görev yapan 3 çocukları olan doktor çift, bu süreçte hem sevinçleri hem de üzüntülerini birlikte yaşadı. Öğrencilik döneminde babasını kalp krizi nedeniyle kaybeden Op. Dr. Ömer Neşet Kişi ile eşi Uzm. Dr. Seda Kişi birlikte uzun yıllar çalışarak geliştirdiği teknolojiyi yapay zeka ile destekleyerek yazılımsal programla hayat kurtaran sağlık takip sistemine çevirdi. Kalp hastası annesini ilk denek olarak kullanan Op. Dr. Ömer Neşet Kişi ve eşinin geliştirdiği sistem sayesinde özellikle risk altındaki hastalara anında müdahale imkanı sağlarken, kazanılan zamanla birlikte ciddi sağlık harcamalarının düşürülmesine de önemli bir katkı sağlaması hedefleniyor. Eşiyle çocuk yaşlardan beri beraber olduklarını belirten Uzman Dr. Seda Kişi, "17 yaşından beri hem öğrenim hem mesleki hayatımız boyunca birlikte hareket ettik. Şimdi de yeni iş alanında ve yeni yapacağımız konular üzerinde de birlikte çalışıyoruz" dedi. Eşiyle birlikte geliştirdikleri projeyi çocuklarının takibinde de kullanan Uzm. Dr. Seda Kişi, "Aslında buradaki amaç genel olarak tüm insanlara destek olabilecek bir oluşum sağlamaktı. Bir anne olarak ben de çocuklarımı takip etme konusunda biraz endişeliyim. O yüzden büyüklerimizi takip ederken onlardan emin olurken, aynı zamanda evlatlarımızın da sağlığından da emin olmak istiyoruz. Bu sistem burada da en çok belki de anneleri rahatlatacak. O açıdan da bunu oluşturulup ilk olarak kendi çocuklarım da deniyorum olmaktan çok mutlu oldum" diyerek sözlerini tamamladı. "Bu benim çocukluk hayalimdi" Çocukluğunda yaşadığı acı ve bugüne kadar yaptığı çalışmalardan bahseden Op.Dr. Ömer Neşet Kişi ise, "Ben babamı çok erken yaşlarda bir kalp hastalığı yüzünden kaybettim. Zaten o zaman yeni tıp fakültesine başlamıştım. Bu tarz sıkıntılı bir hadiseyi yaşamış doktor olarak yıllar içerisinde özellikle insanları uzaktan takip edecek onlara erken müdahale imkanı sunabilecek bir sistem üzerine çok kafa yorduk. Bu benim aslına bakarsanız çocukluk hayalimdi diyebiliriz. Eşim Seda ile birlikte bu hayali çok farklı noktalara getirdik. 2022 yılında bir dijital sağlık platformu kurmak üzere yola çıktık ve kendi teknoloji şirketimizi kurduk. Bu şirket üzerinden de özel özellikle riskli hastaların sürekli olarak uzaktan izlenebildiği yapay zeka destekli bir hasta takip platformunun üzerinde çalışıyoruz. Bu platform çok özel noktalara geldi" diye konuştu. "Sağlık teknolojileri üzerine entegre olabilen bir sistem kurduk" Şu anda ilk testlerde denek olarak annesini kullandığına dikkat çeken Op.Dr. Kişi, rahatsızlığı bulunan kendi annesinin özellikle kalp atışlarını sürekli olarak takip eden kendilerinin geliştirdiği sağlık sistemiyle izlediğini vurguladı. Op.Dr. Kişi, "Özellikle kalp hastalıkları, eklem hastalıkları, epilepsi ve şuur kaybı gibi düşme ihtimali olan hastalıkların artması ile sürekli olarak büyüklerimizi ve risk altındaki yakınlarımızı düşünüyoruz. Hatta bazen bu düşünceyle günlük hayatımızda yapmamız gereken şeyleri yapamaz oluyoruz. Onların yalnız kaldıkları anda sürekli yanlarında olamadığımız zaman güvenli olduklarını bilmek istiyoruz. Tüm sistem de bunun üzerine kurulu. Bu sistemin tamamı bizim kendi Mersin’deki merkezimizde dijital sağlık sistemi tarafından takip ediliyor. Normal şartlar altında standart bir kalp hastası akşamleyin yolda yürürken birdenbire ritim bozukluğu değiştirirse ve düşecek olsa belki saatler sonra bulunabilir. Ya da bir hasta aniden şuurunu kaybettiği zaman cep telefonuna ulaşım sağlayıp yakınlarını arayamıyor olabilir. Evde yalnız başına kalça protezi olan ve yakın zamanda ameliyat olmuş bir hasta sadece su almak için kalktığında düştüğünde çevresindeki hiçbir iletişim aracına saatlerce ulaşamayabilir. İşte böyle durumlarda onlardan alınacak verileri acil durum sinyali olarak yapay zeka destekli bilgisayar sistemimize ulaştıran tamamen giyilebilir mevcut elimizdeki sağlık teknolojileri üzerine entegre olabilen bir sistem kurduk. Biz hastayla ilgili alarm durumlarında hastanın kötüleşeceğine bazen önceden yapay zeka destekli sistemlerle anlayarak ya da o anda kötüleştiği anda yakınlarının hiç bunlardan haberi yokken onun bulunduğu konuma müdahale ekipleri yollayarak onların güvenli olmasını sağlıyoruz" ifadelerini kullandı. "İlk deneğimiz annem, test aşamasında bin civarında kullanıcı var" İlk deneklerinin annesi olduğunu hatırlatan Op. Dr. Kişi, "Annemin bir kalp rahatsızlığı var, ben şu anda sürekli olarak kendi sisteminin benden bağımsız onu takip ettiğini bilerek kendimi çok daha güvende hissediyorum. Şu anda test aşaması olan sistemiz bin civarında kullanıcı var. Bunlardan da yaklaşık 100 civarında kullanıcı aktif bir şekilde test ediliyor. Mevcut muayenehane yönetim sistemlerine entegre olabilen bu sistemde yaklaşık 11 bin hastalık bir veri toplama olanağı bulduk. Sadece kötüleşen hastaları değil hastaların yaşam standartlarındaki bozulmalarla geleceğe yönelik kötüleşme ihtimallerini dahi onlara söyleyip çeşitli önerilerde bulunabilecek bir sağlık platformu üzerinde çalışıyoruz" diye konuştu. Geliştirilen sistem akıllı cihazlara entegre edilebiliyor Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Projesi olarak kendi akıllı sistemleri ve giyilebilir cihazlarını geliştirmekte olduklarının altını çizen Kişi, halihazırda hem Android hem İOS’un kullanıldığı cep telefonlarından akıllı saatlere kadar sağlık takip sistemlerinin entegre olabildiğini söyledi. Kişi, "Bu sistemlerden aldığımız veriler bizler açısından çok kıymetli. Hastanın yaşamı ve acil durumlarıyla ilgili ipuçları veriyor. Bunları tekrar yapay zeka süzgecinden geçirerek müdahale edebiliyoruz" şeklinde konuştu. Proje sağlık harcamalarını da düşürecek Geliştirdikleri projeyle özellikle sosyal güvenlik sistemi üzerindeki maliyetler ve sağlık harcamalarını çok ciddi derecede azaltacağını düşündüklerinin de altını çizen Kişi, "Basitçe özetlemek gerekirse, bir sebepten dolayı kalbi durmuş hastaya 4 dakika sonra müdahale etmekle 34 dakika sonra müdahale etmek arasında muazzam bir fark vardır. Bu arada iç organları ya da beyni hasar görmüş yoğun bakıma hassas haline gelmiş ve aylarca hatta bazen yıllarca bakım hastası durumdaki bir hasta hem kendisine hem devlette hem de yakınlarına çok ciddi anlamda maddi bir yük getirecektir. Bu yük belki sevdikleri tarafından büyük bir sevgiyle karşılanacaktır ama normal şartlar altında çok daha erken müdahale edilen bir hastada hem nöroloji hasar olmadan hem vücutta organlarda hasar olmadan normal hayatında göndermek yoğun bakım sürecini azaltmak hem sosyal güvenlik kurumları açısından hem hasta ve hasta yakınları açısından çok kazançlı bir durum da ortaya çıkaracaktır bizlerin üzerindeki vergi yükünü de azaltacaktır" diyerek açıklamasını bitirdi.
12 Ocak 2026 Pazartesi - 09:32
Hastalıklara karşı ’babaanne tarifi’ ile doğal çözüm
Sivas’ta etkili olan soğuk hava ile birlikte gribal enfeksiyon ve öksürük vakalarında artış yaşanırken, vatandaşlar çözümü doğal yöntemlerde arıyor. Bahse konu hastalıklara karşı karaturp, zencefil, zerdeçal ve bal karışımı tavsiye ediliyor. Sivas’ta havaların soğumasıyla birlikte gribal hastalıklar, öksürük ve benzeri rahatsızlıklarda gözle görülür bir artış yaşanıyor. Mevsimsel geçişlerin de etkisiyle birçok vatandaş uzun süre geçmeyen öksürük ve halsizlik gibi şikâyetlerle karşı karşıya kalıyor. Hayat kalitesini düşüren bu rahatsızlıklara karşı ise vatandaşlar doğal yöntemlere yöneliyor. Özellikle sofralarda yer alan karaturp içerisine filtre edilen zencefil, zerdeçal ve bal karışımı, halk arasında ’babaanne ilacı’ olarak biliniyor. Kısa sürede hazırlanabilen ve tamamen doğal olan bu karışımın, geçmek bilmeyen öksürüklere karşı iyi geldiği ifade ediliyor. Sivas’ta Perakende Sebze Hali’nde esnaflık yapan Ferhat Çobanoğlu, bu karışımın vatandaşlar tarafında sıkça tercih edildiğini söyleyerek, "Bu karışım düzenli şekilde kullanılırsa bir sene boyunca ne bademcikleri şişer, ne balgam olur, ne göğsünde daralma olur ve KOAH hastalarına bile birebirdir" dedi. "Hastalıklara karşı birebir" Bu karışım düzenli kullanıldığında etkili olacağını söyleyen Ferhat Çobanoğlu, "Sivas karaturpu, bal, zencefil ve zerdeçal kullanıyoruz. Bu karışımı kış geldiği andan itibaren hafif boğazımız gıcıklandığında, hafif boğazımız ağrıdığı zaman bu karışımı kullanıyoruz. Bu karışımı vatandaşlarda seviyor. Bunu bir gün kullanırsan rahatsızlıkların geçmez ama düzenli kullanırsan faydasını görürsün. Turpun içine koyduğumuz bal, su şeklinde aşağı doğru akıyor ve akan su içiliyor. Bu karışım düzenli şekilde kullanılırsa bir sene boyunca ne bademcikleri şişer, ne balgam olur, ne göğsünde daralma olur ve KOAH hastalarına bile bire birdir" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder