SAĞLIK
18 Mart 2026 Çarşamba - 17:26 BURTOM’dan mimari mirasa saygı Cumhuriyet dönemi modern mimarisinin Bursa’daki en önemli simgelerinden biri olan Villa Biçen’in girişine yapının mimarı usta isim Aydın Boysan’ın anısını yaşatmak amacıyla hazırlanan bir anı plakası yerleştirildi. Burtom Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Erol Kılıç, ünlü mimar Aydın Boysan tarafından 1954 yılında tasarlanan ve Bursa’nın sivil mimari belleğinde özel bir yere sahip olan yapının giriş kapısına, usta mimarın isminin ve yapının tarihî değerini açıklayan metnin yer aldığı bir anı plakası yerleştirildiğini kaydetti. Anı plakasıyla hem Bursa’nın modern tarihine sahip çıkmayı hem de Türk mimarisinin duayen ismi Aydın Boysan’ın hatırasını ölümsüzleştirmeyi hedeflediklerini ifade eden Dr. Erol Kılıç, "Dönemin Bursa Valisi Cahit Ortaç’ın ricası üzerine Atatürk’ün silah arkadaşı Rıza Biçen ve eşi Rabia Biçen için inşa edilen; İtalya’dan getirilen mermerleri ve dönemin ötesindeki estetiğiyle mimari bir eser olarak tasarlanan Villa Biçen’in mimari kimliğini bu plakayla tescillemek istedik" dedi. Dr. Erol Kılıç, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Villa Biçen, sadece bir yönetim binası değil; Aydın Boysan’ın Bursa’ya bıraktığı en kıymetli modern mimari miraslardan biridir. Bizler, bu değerli mirası aslına uygun şekilde korurken, bugün bina girişine yerleştirdiğimiz anı plakasıyla hem usta mimarımıza bir saygı duruşunda bulunuyor, hem de bu yapının tarihi kimliğini kayıt altına alıyoruz. Burtom Sağlık Grubu olarak, sağlık hizmetinde, ülke geneline yaygın çalışmalarımızda yönetim merkezi olarak kullandığımız Villa Biçen’i, aslına uygun şekilde titizlikle muhafaza ediyor ve bakımını severek üstleniyoruz. Bu plaka, Bursa’nın kültürel mirasını koruma konusundaki kararlılığımızın ve bu simge yapıya duyduğumuz saygının kalıcı bir nişanesidir. Villa Biçen’in özgün mimari kimliği ile hem binanın mimarı Sayın Aydın Boysan‘ın anısını yaşatıyor, hem de Bursa’nın modern tarihine ışık tutmaya çalışıyoruz." Mimari bellek geleceğe aktarılıyor 1954 yılında dönemin kısıtlı şartlarında inşa edilen Villa Biçen; ihtişamlı salonu ve özgün donatılarıyla 150 kişilik davetlere ev sahipliği yapmak üzere inşa edildi. Bir süre akademik kurumlara hizmet verdikten sonra Burtom Sağlık Grubu bünyesine katılan yapı, girişine konulan yeni anı plakasıyla birlikte Bursa’nın modern tarihine tanıklık etmeye ve mimari bir rehber olmaya devam edecek.
18 Mart 2026 Çarşamba - 17:25 Bayramda doğru beslenme ile dengeyi korumak mümkün Bayramda artan tatlı ve hamur işi tüketiminin şişkinlik, ağırlık hissi ve kan şekeri dengesizliğine yol açabileceğini ifade eden Dyt. Çağla Koç, dengeli ve ölçülü beslenme önerilerinde bulundu. Bu durumun kan şekeri dengesizliklerine bağlı olarak ağırlık hissi ve şişkinlik gibi sorunlara yol açabileceğini belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Çağla Koç, bayram sürecinde dengeli ve kontrollü beslenmenin önemine dikkat çekti. Dyt. Çağla Koç, bayram sabahında güne hafif bir kahvaltıyla başlamanın önemli olduğunu vurguladı. Kahvaltıda kızartma ve kavurma yöntemiyle pişirilmiş besinlerin tercih edilmemesi gerektiğini belirten Koç, bayram ziyaretlerinde geleneksel olarak tatlı ikramı olacağı için sabah öğününde şeker, bal ve benzeri tatlı gıdalara yer verilmemesinin yararlı olacağını ifade etti. Kahvaltıda domates, salatalık, maydanoz ve taze biber gibi çiğ sebzelerin bolca tüketilmesini öneren Koç, az yağlı peynir ve haşlanmış yumurtanın uygun tercihler arasında yer aldığını söyledi. Sucuk, salam, sosis gibi yağlı besinlerle birlikte börek benzeri hamur işi gıdalardan kaçınılması gerektiğini dile getiren Koç, tam buğday ekmeğinin ise kan şekerini dengelemeye yardımcı olarak daha uzun süre tokluk hissi sağladığını kaydetti. "Tatlı tercihinde ölçü ve doğru seçim önemli" Bayramda tatlı tüketiminin oldukça yaygın olduğuna işaret eden Dyt. Çağla Koç, tatlı tüketilmek istendiğinde hamurlu ve şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların küçük porsiyonlar halinde tercih edilmesinin daha doğru olacağını söyledi. İkramlarda da daha hafif seçeneklere yönelinmesi gerektiğini belirten Koç, hamur işi tatlılar yerine sütlü tatlılar, taze veya kuru meyveler sunulabileceğini ifade etti. İçecek tercihlerinde ise şerbet yerine taze sıkılmış meyve suyu, az şekerli limonata ve ayran gibi alternatiflerin öne çıkarılması gerektiğini söyledi. "Su tüketimi artırılmalı" Ramazan ayı boyunca su ve sıvı tüketiminin azalmasına bağlı olarak vücutta sıvı kaybı oluşabileceğini hatırlatan Dyt. Çağla Koç, bu kaybın yerine konabilmesi için bayram süresince günde en az 2 ila 2,5 litre su tüketilmesi gerektiğini belirtti. "Ani ve aşırı yüklenmeden kaçınılmalı" Bayramda bir anda fazla miktarda yemek tüketmenin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini ifade eden Koç, yiyecek miktarının aniden artırılmaması gerektiğini söyledi. Sürekli atıştırma şeklinde bir beslenme düzeninden kaçınılmasının önemine değinen Koç, öğün aralarının en az 2, en fazla 4-5 saat olacak şekilde planlanmasının daha sağlıklı olacağını belirtti. "Fiziksel hareket ihmal edilmemeli" Bayram ziyaretlerinde hareketliliğin artırılmasının da önemli olduğuna dikkat çeken Dyt. Çağla Koç, ziyaretlere mümkün olduğunca yürüyerek gidilmesini, asansör yerine merdiven kullanımının tercih edilmesini önerdi.
18 Mart 2026 Çarşamba - 16:25 Tan: "Amaç, uzayan yaşamı onurlu kılmaktır" Sivas Numune Hastanesinde görevli Gerontolog Gökçe Tan, "Bugün aktif yaşlanma kavramı, kadim ölümsüzlük arzusunun modern dünyadaki dönüşmüş biçimidir. Artık amaç sonsuz yaşam değil; uzayan yaşamı anlamlı, katılımcı ve onurlu kılmaktır" dedi. Gerontolog Gökçe Tan, 18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Sivas’ta kurulan Darülreha’nın ilk huzurevi olma özelliğini taşıdığını ifade eden Tan, "İnsanlık tarih boyunca hep ölümsüzlüğü aramıştır. Günümüzden yaklaşık 4 bin yıl öncesine dayanan, tarihteki ilk destan olan Gılgamış Destanı, dostunu kaybeden Kral Gılgamış’ın gençlik otunu bulma yolculuğunu anlatır. Yine Anadolu anlatılarında Lokman Hekim’in yılanların şahı Şahmeran’dan ölümsüzlüğün ilacını öğrendiği rivayet edilir. Peki, ölümsüzlüğün mümkün olmadığının anlaşılması, toplumların yaşlı bireylere yaklaşımını nasıl şekillendirdi? Bunun cevabı yarım milyon yıl eskiye dayanan arkeolojik kazılarda saklı. Antik Yunan’da yaşlı bakımıyla ilgili sert kanunlar vardı, öyle ki yaşlılarına bakmayan çocuklar cezalandırılıyordu. Bununla beraber şehirden bakım almanızı sağlayan bir sistem de mevcuttu. Yine Oğuz Boyu’nda yaşlılar bilge, yararlı ve saygın kişiler olarak görülüyordu. Anadolu’da Selçuklular döneminde Sivas’ta kurulan Darülreha, yaşlıları korumaya yönelik hizmetler veren ilk huzurevi özelliğini taşımaktaydı. Yaşlılık yüzyıllar boyunca aile ve topluluk içinde bakım pratikleriyle karşılanmışken; yaşlılığın beraberinde getirdiği sorunların daha görünür hale gelmesi artık tıbbi olarak çözümlenmesi gereken bir süreç haline gelmişti. Özellikle Orta Çağ’da tıbbın babası olarak da bilinen İbn-i Sina da El Kanun Fi’t Tıp kitabında yaşlılık dönemine özgü bedensel değişimleri ve sağlık sorunlarını ele alarak, yaşlılığın tıbbi olarak değerlendirilmesine zemin hazırlamıştır. Bununlar beraber İbni-Sina, yaşlılığın yaşam tarzıyla da ilgili olduğunu vurgulayarak, yaşlanmanın önlenmesi ve geciktirilmesi gibi bir kaygı gütmeden konforlu ve kaliteli yaşamın sırlarını aramıştır" dedi. Geriatri kavramının 20. yüzyılın başlarında ortaya çıktığını ifaden eden Tan, "Yüzyıllar içinde gelişen tıp ve sosyal bilimler, yaşlanma sürecine olan bu ilgiyi derinleştirerek çok boyutlu bir olgu olarak ele alınmasını isteyen yaşlanma dedektiflerini ortaya çıkarmıştır. Nitekim 20. yüzyılın başlarında Ignatz Leo Nascher tarafından ‘geriatri’ kavramının ortaya konmasıyla yaşlı sağlığı tıbbın ayrı bir uzmanlık alanı haline gelirken; yaşlanma sürecini biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarıyla inceleyen ‘gerontoloji’ de bağımsız bir bilim alanı olarak gelişmeye başlamıştır. Geriatri ve gerontolojinin ‘Nasıl kaliteli ve başarılı yaşlanabiliriz?’ sorusu aktif yaşlanma kavramıyla cevap bulmuştur. Nitekim ilk defa Dünya Sağlık Örgütü tarafından ortaya konan aktif yaşlanma yaklaşımı; bireylerin sağlık, katılım, güvenlik olarak üç temel unsurun birleşimiyle meydana gelmiştir. Bu unsurlar yaşlı bireylerin yalnızca sağlık hizmetlerinden yararlanan pasif bireyler değil, aynı zamanda toplum içinde üretken, katılımcı ve karar süreçlerine dahil olan bireyler olduğunu vurgular" diye konuştu. Tan, "Bugün aktif yaşlanma kavramı, kadim ölümsüzlük arzusunun modern dünyadaki dönüşmüş biçimidir. Ne Kral Gılgamış ölümsüzlük otunu yiyebildi ne de Lokman Hekim gençlik iksirini kullanabildi. Artık amaç sonsuz yaşam değil; uzayan yaşamı anlamlı, katılımcı ve onurlu kılmaktır. Cicero’nun da dediği gibi yaşlılığa karşı en mükemmel ilaç, bilgili ve erdemli olmaktır" açıklamasında bulundu.
Kar ve buzda yürümenin altın kuralları
11 Ocak 2026 Pazar - 14:24 Kar ve buzda yürümenin altın kuralları Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi Ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Karaaslan; karlı ve buzlu zeminde yürüme taktikleri verdi. Kayak sporu ile uğraşan bireylere de önerilerde bulunan Karaaslan; "Kayak sporuna başlamadan önce diğer sporlarda yaptığımız gibi vücudun kondisyonunu arttırıcı ısınma hareketleri yapmalıyız" dedi. Kayseri’nin soğuk ve bir kış şehri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Fatih Karaaslan; yaşlı bireylerin mümkün olduğunca buzlanma olan havalarda dışarı çıkmamaları gerektiğini söyledi. Eller cepte yürünmemesi ve zemine uygun ayakkabıların giyilmesi gerektiğini ifade eden Karaaslan; "Şehrimiz bir kış şehri, karada yürürken eller cepte yürümüyoruz. Zemine uygun ayakkabılar mutlaka kullanılmalı. Adımlar küçük ve dikkatli şekilde atılmalı. Kemik erimesi durumunda el bileği başta olmak üzere; hayatı bazen tehdit edici ve sakatlayıcı omurga kırkları, kafa travmaları ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Mümkünse çok yaşlı hastalar ihtiyaç dışında; havanın soğuk, zeminin karlı olduğu zamanlarda dışarıya çıkmasınlar. Çıkmak zorundalarsa lütfen bu önerilerime uysunlar" şeklinde konuştu. Spor yaralanmaları ile de ilgilenen Prof. Dr. Fatih Karaaslan, kayak yapmak için gerekli olan ekipmanlara dikkat çekerek; "Erciyes Kayak Merkezi donanımlı bir tesis. Kayak şehrimizde yapılan bir spor. Profesyonel yapanlar ve amatör olarak bu spor ile uğraşanlar farklı önerilerim olacak; amatör başlayanlar mutlaka bir yaralanma önleyici bilgilendirmeyle başlamalı. Kayak sporuna başlamadan önce diğer sporlarda yaptığımız gibi vücudun kondisyonunu arttırıcı ısınma hareketleri yapmalıyız. Gerekli ve olmazsa olmaz teçhizatlarımız var. Bunların başında kask geliyor. Koruyucu ekipmanlarımızı mutlaka bulundurmamız gerekli. Kayağa uygun kıyafetler mutlaka bulundurulmalıdır. Her hangi yaralanma bunlara rağmen olursa zaten kayak merkezimizde olaya anında müdahale edecek ekipler var. Yaralanma sonrası hemen ilgili sağlık kuruluşuna ulaştırıyoruz. Biz ve benim gibi bir meslek taşlarım ortopedik açıdan bir problem varsa hemen ilgileniyoruz ve problemi çözüyoruz" ifadelerini kullandı.
Uzmanı uyardı: "Yüz felcinde erken müdahale kalıcı hasarı önlüyor"
11 Ocak 2026 Pazar - 13:32 Uzmanı uyardı: "Yüz felcinde erken müdahale kalıcı hasarı önlüyor" Yüz felcinde erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, zamanında başlanan tedavinin kalıcı hasarı önlediği konusunda uyardı. Yüz sinirinin hasar görmesiyle ortaya çıkan yüz felcinde erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, yüzün bir tarafında mimik kaybı, göz kapatamama ve ağızda kayma gibi belirtilerle kendini gösteren hastalıkta, ilk günlerde başlanan tedavinin kalıcı hasar riskini önemli ölçüde azalttığını ifade ediyor. Uzmanlar, soğuk havalarda yüzün korunması ve bağışıklık sisteminin güçlü tutulması gerektiğine dikkat çekti. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Gümüş, yüz felcinin aslında fasiyal paralizi denilen yüz sinirinin hasarı sonucu ortaya çıktığını belirterek, "Yüzün bir tarafındaki bütün mimik kasları etkileniyor. Buna bağlı olarak hastanın gözünü kapatamama, ağızda sağlam tarafa doğru kayma, alın çizgilerini hareket ettirememe şeklinde yüzün bir tarafının etkilenmesi tablosu. İki şekilde ortaya çıkabilir. Yüze giden sinirin etkilenmesi sebebiyle ortaya çıkabilir ki bu en sık gördüğümüz tablodur. Bir kısmı da beyin bazı hastalıklar sonucu ortaya çıkabilir ki bu bizim için çok acil ve tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Aslında toplumda soğukta kaldım yüz felci oldu gibi bir algı var. Ancak bunu direkt soğuğa bağlamak mümkün değil. Soğuk insanın bağışıklık sistemini bir miktar baskılamakta buna bağlı olarak da yüz bölgesinde enfeksiyon ortaya çıkmakta ki viral enfeksiyonlar yüz sinirini etkileyip bu şekilde de yüz felci ortaya çıkarıyor ya da soğuğa bağlı yüz sinirini besleyen damarların etkilenmesi sonucu yüz felci ortaya çıkabiliyor. Soğuğun direkt etkisi olduğunu söyleyemem ama soğuğun indirekt olarak yüz felci yaptığını söyleyebiliriz" dedi. "Yüzün bütün mimik kaslarının etkilendiğini söyleyebiliriz" Yüz felcinin ilk belirtilerinin yüzün bir tarafındaki mimik kaslarının etkilenmesi olduğunu söyleyen Prof Dr. Haluk Gümüş, "Hastanın gözünü kapatamaması, ağzının sağlam tarafa doğru kayması, kulakta aşırı bir hassasiyet, dilde tat duyusunun etkilenmesi ve hastalar bazı sesleri daha yüksek olduğunu algılama şeklinde ortaya çıkabiliyor. Kulaklarında bir ağrı duyusu ortaya çıkabiliyor. Gözleri açık kalabiliyor. Alın çizgilerini kırıştıramıyorlar, kaşlarını kaldıramıyorlar şeklinde yüzün bütün mimik kaslarının etkilendiğini söyleyebiliriz. Özellikle soğuk rüzgarlarda yüzümüzü korumak, sıcak tutmak, vücut bağışıklığı sistemini korumak daha önemli ve bu şekilde soğuktan önlem alarak da yüz felcinin önüne geçirebilir" ifadelerini kullandı. "72 saat içerisinde gelir ve tedaviye başlanırsa çok büyük oranda düzeliyor" Yüz felcinden şüphelenmeye başlandıysa mutlaka hekime başvurulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Haluk Gümüş, "72 saat içerisinde gelir ve tedaviye başlanırsa çok büyük oranda düzeliyor. Çok küçük bir kısmında yüz felci bulguları kalabilir. O yüzden hastalar bu bulguları hissettiği anda hemen hekime başvurmalı ve hemen tedaviye başlanmalı ki bu şekilde hastada bir hasar kalmasın. Tedavi ile birlikte hap tedavisi uyguluyoruz. Bununla birlikte de hemen fizyoterapiye, fizik tedaviye başlamak lazım. İkisini birlikte başladığımız müddetçe hastaların büyük kısmı tamamen düzelebilmektedir. İlaç başlatacağımız zaman ya da tedavi edeceğimiz zaman hastalığın yaşı ya da farklı hastalık gruplarını değerlendirmek gerekiyor. Örneğin bazı ilaçlarımız şeker hastalığında ya da tansiyon hastalığında ciddi yan etki ortaya çıkarıyor. O yüzden hastanın çocuk olması, erişkin olması, yaşlı olması, karaciğer ya da böbrek yetmezliğinin oluyor olması bizim tedaviyi düzenlememiz de çok önemli bir faktör" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: "Yüz felcinde erken müdahale kalıcı hasarı önlüyor"
11 Ocak 2026 Pazar - 13:13 Uzmanı uyardı: "Yüz felcinde erken müdahale kalıcı hasarı önlüyor" Yüz felcinde erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, zamanında başlanan tedavinin kalıcı hasarı önlediği konusunda uyardı. Yüz sinirinin hasar görmesiyle ortaya çıkan yüz felcinde erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, yüzün bir tarafında mimik kaybı, göz kapatamama ve ağızda kayma gibi belirtilerle kendini gösteren hastalıkta, ilk günlerde başlanan tedavinin kalıcı hasar riskini önemli ölçüde azalttığını ifade ediyor. Uzmanlar, soğuk havalarda yüzün korunması ve bağışıklık sisteminin güçlü tutulması gerektiğine dikkat çekti. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Gümüş, yüz felcinin aslında fasiyal paralizi denilen yüz sinirinin hasarı sonucu ortaya çıktığını belirterek, "Yüzün bir tarafındaki bütün mimik kasları etkileniyor. Buna bağlı olarak hastanın gözünü kapatamama, ağızda sağlam tarafa doğru kayma, alın çizgilerini hareket ettirememe şeklinde yüzün bir tarafının etkilenmesi tablosu. İki şekilde ortaya çıkabilir. Yüze giden sinirin etkilenmesi sebebiyle ortaya çıkabilir ki bu en sık gördüğümüz tablodur. Bir kısmı da beyin bazı hastalıklar sonucu ortaya çıkabilir ki bu bizim için çok acil ve tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Aslında toplumda soğukta kaldım yüz felci oldu gibi bir algı var. Ancak bunu direkt soğuğa bağlamak mümkün değil. Soğuk insanın bağışıklık sistemini bir miktar baskılamakta buna bağlı olarak da yüz bölgesinde enfeksiyon ortaya çıkmakta ki viral enfeksiyonlar yüz sinirini etkileyip bu şekilde de yüz felci ortaya çıkarıyor ya da soğuğa bağlı yüz sinirini besleyen damarların etkilenmesi sonucu yüz felci ortaya çıkabiliyor. Soğuğun direkt etkisi olduğunu söyleyemem ama soğuğun indirekt olarak yüz felci yaptığını söyleyebiliriz" dedi. "Yüzün bütün mimik kaslarının etkilendiğini söyleyebiliriz" Yüz felcinin ilk belirtilerinin yüzün bir tarafındaki mimik kaslarının etkilenmesi olduğunu söyleyen Prof Dr. Haluk Gümüş "Hastanın gözünü kapatamaması, ağzının sağlam tarafa doğru kayması, kulakta aşırı bir hassasiyet, dilde tat duyusunun etkilenmesi ve hastalar bazı sesleri daha yüksek olduğunu algılama şeklinde ortaya çıkabiliyor. Kulaklarında bir ağrı duyusu ortaya çıkabiliyor. Gözleri açık kalabiliyor. Alın çizgilerini kırıştıramıyorlar, kaşlarını kaldıramıyorlar şeklinde yüzün bütün mimik kaslarının etkilendiğini söyleyebiliriz. Özellikle soğuk rüzgarlarda yüzümüzü korumak, sıcak tutmak, vücut bağışıklığı sistemini korumak daha önemli ve bu şekilde soğuktan önlem alarak da yüz felcinin önüne geçirebilir" ifadelerini kullandı. "72 saat içerisinde gelir ve tedaviye başlanırsa çok büyük oranda düzeliyor" Yüz felcinden şüphelenmeye başlandıysa mutlaka hekime başvurulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Haluk Gümüş, "72 saat içerisinde gelir ve tedaviye başlanırsa çok büyük oranda düzeliyor. Çok küçük bir kısmında yüz felci bulguları kalabilir. O yüzden hastalar bu bulguları hissettiği anda hemen hekime başvurmalı ve hemen tedaviye başlanmalı ki bu şekilde hastada bir hasar kalmasın. Tedavi ile birlikte hap tedavisi uyguluyoruz. Bununla birlikte de hemen fizyoterapiye, fizik tedaviye başlamak lazım. İkisini birlikte başladığımız müddetçe hastaların büyük kısmı tamamen düzelebilmektedir. İlaç başlatacağımız zaman ya da tedavi edeceğimiz zaman hastalığın yaşı ya da farklı hastalık gruplarını değerlendirmek gerekiyor. Örneğin bazı ilaçlarımız şeker hastalığında ya da tansiyon hastalığında ciddi yan etki ortaya çıkarıyor. O yüzden hastanın çocuk olması, erişkin olması, yaşlı olması, karaciğer ya da böbrek yetmezliğinin oluyor olması bizim tedaviyi düzenlememiz de çok önemli bir faktör" diye konuştu.
Serviks kanseriyle ilgili 10 önemli nokta
11 Ocak 2026 Pazar - 13:10 Serviks kanseriyle ilgili 10 önemli nokta Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Firdevs Öztürk, Serviks Kanseri Farkındalık Günü kapsamında düzenli tarama testleri ve HPV aşısının hayati önem taşıdığını belirterek serviks kanserini 10 maddede anlattı. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Firdevs Öztürk, Serviks Kanseri Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada, serviks kanserinin erken tanı ve koruyucu yöntemlerle büyük ölçüde önlenebildiğini söyledi. Düzenli tarama programlarının ve HPV aşısının hastalığa karşı en etkili koruma olduğunu vurgulayan Öztürk, serviks kanseriyle ilgili bilinmesi gereken 10 önemli noktayı paylaştı. "Serviks kanseri önlenebilir bir hastalıktır" Op. Dr. Firdevs Öztürk, HPV aşısı ve düzenli tarama testleri sayesinde serviks kanserinin önlenebilir bir kanser türü olduğunu belirtti. Serviks kanserinin neredeyse tamamının, cinsel yolla bulaşan İnsan Papilloma Virüsü (HPV) ile ilişkili olduğunu ifade eden Öztürk, virüsün kalıcı hale geldiğinde en büyük risk faktörünü oluşturduğunu söyledi. Hastalığın bir anda ortaya çıkmadığını belirten Öztürk, kanser öncesi hücresel değişikliklerin zaman içinde ilerleyerek kansere dönüştüğünü anlattı. Erken dönemde çoğu zaman belirti görülmediğini söyleyen Öztürk, bu nedenle tarama testlerinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Basit ve ağrısız Pap Smear ve HPV testleri sayesinde kanser öncesi değişikliklerin tespit edildiğini söyleyen Öztürk, HPV aşısının özellikle cinsel yaşam başlamadan önce uygulandığında en yüksek korumayı sağladığını ancak her yaşta fayda sunduğunu ifade etti. "Her HPV kansere dönüşmez" HPV’nin çok yaygın olduğuna dikkat çeken Öztürk, bağışıklık sisteminin çoğu HPV enfeksiyonunu kendiliğinden ortadan kaldırdığını belirterek serviks kanserinin en çok bu yaş grubunda ortaya çıktığını ancak her yaşta görülebildiğini söyledi. Hastalığın erken aşamada tespit edilmesi durumunda tedavi başarısının oldukça yüksek olduğunu ve yaşam kalitesinin korunduğunu hatırlatan Öztürk düzenli jinekolojik muayeneler, tarama testleri ve HPV aşısı ile serviks kanserinin büyük ölçüde önlenebileceğini sözlerine ekledi.
Bayburt Devlet Hastanesine 2025 yılında 535 bin 889 hasta başvurdu
11 Ocak 2026 Pazar - 11:13 Bayburt Devlet Hastanesine 2025 yılında 535 bin 889 hasta başvurdu Bayburt Devlet Hastanesi, 2025 yılına ait hasta başvuru ve sağlık hizmeti verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, 01 Ocak-31 Aralık 2025 tarihleri arasında hastanede toplam 535 bin 889 hasta muayene edildi. 2025 yılı boyunca Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevulu olarak 157 bin 244, MHRS dışı ayaktan başvuru ile 210 bin 304 hastaya sağlık hizmeti sunulurken, acil servise başvuran hasta sayısı 168 bin 341 olarak kaydedildi. Veriler, acil servisin yıl boyunca en yoğun birimler arasında yer aldığını ortaya koydu. Poliklinik bazında değerlendirildiğinde, en fazla başvurunun 45 bin 67 muayene ile iç hastalıkları polikliniğine yapıldığı görüldü. İç hastalıklarını, 34 bin 10 muayene ile ortopedi polikliniği takip ederken, göz hastalıkları polikliniği 32 bin 88, çocuk polikliniği 31 bin 158 ve kadın hastalıkları polikliniği 27 bin 583 muayene ile yoğunluk yaşanan branşlar arasında yer aldı. 01 Ocak - 31 Aralık 2025 tarihleri arasında yapılan muayene sayıları şu şekilde gerçekleşti: Uzman Aile Hekimliği: 12 bin 713 Anestezi Polikliniği: 3 bin 446 Beyin Cerrahi: 17 bin 520 Cildiye Polikliniği: 12 bin 199 Çocuk Cerrahisi: 2 bin 928 Çocuk Polikliniği: 31 bin 158 Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı: 3 bin 369 Enfeksiyon Hastalıkları: 5 bin 882 Fizik Tedavi Polikliniği: 16 bin 396 Genel Cerrahi Polikliniği: 20 bin 669 Göğüs Cerrahisi Polikliniği: bin 689 Göğüs Hastalıkları: 10 bin 287 Göz Hastalıkları Polikliniği: 32 bin 88 İç Hastalıkları Polikliniği: 45 bin 67 Kadın Hastalıkları Polikliniği: 27 bin 583 Kalp Damar Cerrahisi: 4 bin 147 Kardiyoloji Polikliniği: 20 bin 881 Kulak Burun Boğaz Polikliniği: 23 bin 105 Nöroloji Polikliniği: 16 bin 539 Ortopedi Polikliniği: 34 bin 10 Plastik Cerrahi Polikliniği: 2 bin 33 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği: 12 bin 245 Üroloji Polikliniği: 11 bin 594 Acil servis hastası: 168 bin 341 2025 yılı içerisinde hastanede 3 bin 440 ameliyat gerçekleştirildi. Bunların yanı sıra 867 lokal ameliyat, bin 418 endoskopi, 595 kolonoskopi, 89 bronkoskopi ve 812 anjiyo işlemi yapıldı. Ayrıca 14 hastaya kalıcı kalp pili takıldığı, 326 kişinin Gebe Okulu danışmanlık hizmetinden faydalandığı bildirildi.
Ortapedik şikayetlerde diz ağrıları ilk sırada
11 Ocak 2026 Pazar - 11:10 Ortapedik şikayetlerde diz ağrıları ilk sırada BURTOM Konur Cerrahi Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Mehmet Akif Çuhadar, her yaştan insanı etkileyen yaygın sorunlardan biri olan diz ağrılarının ortopedi polikliniklerine yapılan başvurular arasında ilk sırada yer aldığını belirterek, "Diz ağrısına eşlik eden eklemde şişlik, kızarıklık, sertlik, ateş gibi belirtiler varsa ve diz ağrısı günlük aktiviteleri engelliyorsa rahatsızlık ilerlemeden doktora başvurulması gerekir" dedi. Op. Dr. Mehmet Akif Çuhadar, menisküs yırtıkları, ön çapraz bağ kopmaları, diz kapağı kıkırdak sorunları ve diz kireçlenmesi gibi sık görülen rahatsızlıklar hakkında değerlendirmelerde bulundu. Op. Dr. Çuhadar, diz ekleminin yapısı gereği büyük bir yük taşıdığını ve iç-dış menisküsler ile ön-arka çapraz bağların eklem stabilitesinde kritik rol üstlendiğini aktararak, ani burkulma ve dönme hareketleri sırasında en sık menisküs yırtıklarının görüldüğünü ifade etti. Menisküs yırtıklarının; ağrı, takılma hissi, merdiven inip çıkarken zorlanma ve bazı hastalarda eklemde kilitlenme gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Op. Dr. Çuhadar, tanıda fizik muayene ve MR görüntülemenin birlikte değerlendirildiğine dikkat çekti. Günümüzde menisküs tedavisinde genellikle artroskopik (kapalı) cerrahinin tercih edildiğini vurgulayan Op. Dr. Çuhadar, diz içine küçük kesilerden yerleştirilen kamera ve özel cerrahi aletler sayesinde hem tanının doğrulandığını hem de yırtık bölgenin onarıldığını, çoğu vakada yırtık kısmın çıkarıldığını; iyileşme potansiyeli olan seçilmiş olgularda ise menisküs tamirinin mümkün olduğunu kaydetti. Özellikle sporcularda yaygın görülen ön çapraz bağ kopmalarına da değinen Op. Dr. Çuhadar, dizde şiddetli şişlik, boşalma hissi ve kontrol kaybının tipik belirtiler arasında yer aldığını ifade ederek, kesin tanının MR ile doğrulandığını, aktif yaşam sürdüren ve dizde instabilite yaşayan hastalarda ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunun artroskopik yöntemlerle gerçekleştirildiğini belirtti. Bu ameliyatlarda hastanın kendi tendonlarının kullanıldığı bilgisini paylaştı. Diz kapağı kıkırdak aşınmalarının da önemli bir sorun olduğunu dile getiren Op. Dr. Çuhadar, merdiven çıkma, uzun süre oturma ve çömelme gibi hareketlerde artan ön diz ağrısının bu tabloyu işaret ettiğini söyleyerek, kilonun kıkırdak üzerindeki baskıyı artırdığını hatırlatarak, uygun egzersiz programları, özel dizlikler ve kıkırdak yapısını destekleyici tedavilerin başarılı sonuçlar sunduğunu aktardı. İleri yaşta daha sık görülen diz kireçlenmesinin eklem deformitesine, hareket kısıtlılığına ve dinlenme ağrılarına neden olabildiğini; tedavi sürecinde egzersiz, kilo kontrolü, ilaç uygulamaları, enjeksiyon tedavileri ve fizik tedavinin önemli yer tuttuğunu ifade eden Op. Dr. Çuhadar, ileri düzey kireçlenmelerde ise total diz protezi ameliyatının gündeme geldiğini, bu cerrahiyle hasarlı eklem yüzeylerinin çıkarılıp yerine özel protezlerin yerleştirildiğini belirtti.
Van’da ‘Mekanik Ventilasyon Kursu’ düzenlendi
11 Ocak 2026 Pazar - 10:24 Van’da ‘Mekanik Ventilasyon Kursu’ düzenlendi Türk Neonatoloji Derneği işbirliği ve Van İl Sağlık Müdürlüğü’nün ev sahipliğinde "Yenidoğanda Mekanik Ventilasyon Kursu" başarıyla gerçekleştirildi. Türk neonatoloji alanında bilimsel çalışmaları ve eğitim faaliyetleriyle öncü bir konumda bulunan Türk Neonatoloji Derneği’nin katkılarıyla düzenlenen kurs, Dernek Başkanı Prof. Dr. Esin Koç’un başkanlığında gerçekleştirildi. Eğitime, Van genelindeki tüm sağlık tesislerinden çocuk sağlığı ve hastalıkları ile yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde görev yapan hekimler yoğun ilgi gösterdi. Yenidoğan yoğun bakım alanında Türk Neonatoloji Derneği bünyesinde görev yapan ve alanında yetkin akademisyenlerin eğitimci olarak yer aldığı programda, güncel ve uygulamaya dönük başlıklar ele alındı. Kurs kapsamında; solunum fizyolojisi ve temel solunum destek ilkeleri, non-invaziv solunum desteği, konvansiyonel ve hacim garantili/hedefli mekanik ventilasyon modları, yüksek frekanslı osilatuvar ventilasyon (HFO) uygulamaları detaylı şekilde aktarıldı. Ayrıca solunum grafikleri ile monitörizasyon parametrelerinin yorumlanması, kan gazlarının değerlendirilmesi, mekanik ventilatörde hastanın izlenmesi, ventilatör tedavisinin sonlandırılması ve zor vakalar, vaka örnekleri eşliğinde münazara edildi. Eğitimler, hekimlerin klinik karar verme becerilerini artırmayı amaçlayan interaktif bir formatta gerçekleştirildi. Van İl Sağlık Müdürlüğü’nün ev sahipliğinde düzenlenen kursa, İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun ile Kamu Hastaneleri Başkanı Uzm. Dr. Sevcan Sağlam da katılarak süreci yakından takip etti. Yetkililer, bu tür bilimsel eğitimlerin yenidoğan sağlığına doğrudan katkı sunduğunu vurgulayarak, sağlık çalışanlarının mesleki gelişimini destekleyen organizasyonların önemine dikkat çekti.