SAĞLIK
BURTOM’dan mimari mirasa saygı 18 Mart 2026 Çarşamba - 17:26:48 Cumhuriyet dönemi modern mimarisinin Bursa’daki en önemli simgelerinden biri olan Villa Biçen’in girişine yapının mimarı usta isim Aydın Boysan’ın anısını yaşatmak amacıyla hazırlanan bir anı plakası yerleştirildi. Burtom Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Erol Kılıç, ünlü mimar Aydın Boysan tarafından 1954 yılında tasarlanan ve Bursa’nın sivil mimari belleğinde özel bir yere sahip olan yapının giriş kapısına, usta mimarın isminin ve yapının tarihî değerini açıklayan metnin yer aldığı bir anı plakası yerleştirildiğini kaydetti. Anı plakasıyla hem Bursa’nın modern tarihine sahip çıkmayı hem de Türk mimarisinin duayen ismi Aydın Boysan’ın hatırasını ölümsüzleştirmeyi hedeflediklerini ifade eden Dr. Erol Kılıç, "Dönemin Bursa Valisi Cahit Ortaç’ın ricası üzerine Atatürk’ün silah arkadaşı Rıza Biçen ve eşi Rabia Biçen için inşa edilen; İtalya’dan getirilen mermerleri ve dönemin ötesindeki estetiğiyle mimari bir eser olarak tasarlanan Villa Biçen’in mimari kimliğini bu plakayla tescillemek istedik" dedi. Dr. Erol Kılıç, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Villa Biçen, sadece bir yönetim binası değil; Aydın Boysan’ın Bursa’ya bıraktığı en kıymetli modern mimari miraslardan biridir. Bizler, bu değerli mirası aslına uygun şekilde korurken, bugün bina girişine yerleştirdiğimiz anı plakasıyla hem usta mimarımıza bir saygı duruşunda bulunuyor, hem de bu yapının tarihi kimliğini kayıt altına alıyoruz. Burtom Sağlık Grubu olarak, sağlık hizmetinde, ülke geneline yaygın çalışmalarımızda yönetim merkezi olarak kullandığımız Villa Biçen’i, aslına uygun şekilde titizlikle muhafaza ediyor ve bakımını severek üstleniyoruz. Bu plaka, Bursa’nın kültürel mirasını koruma konusundaki kararlılığımızın ve bu simge yapıya duyduğumuz saygının kalıcı bir nişanesidir. Villa Biçen’in özgün mimari kimliği ile hem binanın mimarı Sayın Aydın Boysan‘ın anısını yaşatıyor, hem de Bursa’nın modern tarihine ışık tutmaya çalışıyoruz." Mimari bellek geleceğe aktarılıyor 1954 yılında dönemin kısıtlı şartlarında inşa edilen Villa Biçen; ihtişamlı salonu ve özgün donatılarıyla 150 kişilik davetlere ev sahipliği yapmak üzere inşa edildi. Bir süre akademik kurumlara hizmet verdikten sonra Burtom Sağlık Grubu bünyesine katılan yapı, girişine konulan yeni anı plakasıyla birlikte Bursa’nın modern tarihine tanıklık etmeye ve mimari bir rehber olmaya devam edecek.
18 Mart 2026 Çarşamba - 17:25 Bayramda doğru beslenme ile dengeyi korumak mümkün Bayramda artan tatlı ve hamur işi tüketiminin şişkinlik, ağırlık hissi ve kan şekeri dengesizliğine yol açabileceğini ifade eden Dyt. Çağla Koç, dengeli ve ölçülü beslenme önerilerinde bulundu. Bu durumun kan şekeri dengesizliklerine bağlı olarak ağırlık hissi ve şişkinlik gibi sorunlara yol açabileceğini belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Çağla Koç, bayram sürecinde dengeli ve kontrollü beslenmenin önemine dikkat çekti. Dyt. Çağla Koç, bayram sabahında güne hafif bir kahvaltıyla başlamanın önemli olduğunu vurguladı. Kahvaltıda kızartma ve kavurma yöntemiyle pişirilmiş besinlerin tercih edilmemesi gerektiğini belirten Koç, bayram ziyaretlerinde geleneksel olarak tatlı ikramı olacağı için sabah öğününde şeker, bal ve benzeri tatlı gıdalara yer verilmemesinin yararlı olacağını ifade etti. Kahvaltıda domates, salatalık, maydanoz ve taze biber gibi çiğ sebzelerin bolca tüketilmesini öneren Koç, az yağlı peynir ve haşlanmış yumurtanın uygun tercihler arasında yer aldığını söyledi. Sucuk, salam, sosis gibi yağlı besinlerle birlikte börek benzeri hamur işi gıdalardan kaçınılması gerektiğini dile getiren Koç, tam buğday ekmeğinin ise kan şekerini dengelemeye yardımcı olarak daha uzun süre tokluk hissi sağladığını kaydetti. "Tatlı tercihinde ölçü ve doğru seçim önemli" Bayramda tatlı tüketiminin oldukça yaygın olduğuna işaret eden Dyt. Çağla Koç, tatlı tüketilmek istendiğinde hamurlu ve şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların küçük porsiyonlar halinde tercih edilmesinin daha doğru olacağını söyledi. İkramlarda da daha hafif seçeneklere yönelinmesi gerektiğini belirten Koç, hamur işi tatlılar yerine sütlü tatlılar, taze veya kuru meyveler sunulabileceğini ifade etti. İçecek tercihlerinde ise şerbet yerine taze sıkılmış meyve suyu, az şekerli limonata ve ayran gibi alternatiflerin öne çıkarılması gerektiğini söyledi. "Su tüketimi artırılmalı" Ramazan ayı boyunca su ve sıvı tüketiminin azalmasına bağlı olarak vücutta sıvı kaybı oluşabileceğini hatırlatan Dyt. Çağla Koç, bu kaybın yerine konabilmesi için bayram süresince günde en az 2 ila 2,5 litre su tüketilmesi gerektiğini belirtti. "Ani ve aşırı yüklenmeden kaçınılmalı" Bayramda bir anda fazla miktarda yemek tüketmenin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini ifade eden Koç, yiyecek miktarının aniden artırılmaması gerektiğini söyledi. Sürekli atıştırma şeklinde bir beslenme düzeninden kaçınılmasının önemine değinen Koç, öğün aralarının en az 2, en fazla 4-5 saat olacak şekilde planlanmasının daha sağlıklı olacağını belirtti. "Fiziksel hareket ihmal edilmemeli" Bayram ziyaretlerinde hareketliliğin artırılmasının da önemli olduğuna dikkat çeken Dyt. Çağla Koç, ziyaretlere mümkün olduğunca yürüyerek gidilmesini, asansör yerine merdiven kullanımının tercih edilmesini önerdi.
18 Mart 2026 Çarşamba - 16:25 Tan: "Amaç, uzayan yaşamı onurlu kılmaktır" Sivas Numune Hastanesinde görevli Gerontolog Gökçe Tan, "Bugün aktif yaşlanma kavramı, kadim ölümsüzlük arzusunun modern dünyadaki dönüşmüş biçimidir. Artık amaç sonsuz yaşam değil; uzayan yaşamı anlamlı, katılımcı ve onurlu kılmaktır" dedi. Gerontolog Gökçe Tan, 18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Sivas’ta kurulan Darülreha’nın ilk huzurevi olma özelliğini taşıdığını ifade eden Tan, "İnsanlık tarih boyunca hep ölümsüzlüğü aramıştır. Günümüzden yaklaşık 4 bin yıl öncesine dayanan, tarihteki ilk destan olan Gılgamış Destanı, dostunu kaybeden Kral Gılgamış’ın gençlik otunu bulma yolculuğunu anlatır. Yine Anadolu anlatılarında Lokman Hekim’in yılanların şahı Şahmeran’dan ölümsüzlüğün ilacını öğrendiği rivayet edilir. Peki, ölümsüzlüğün mümkün olmadığının anlaşılması, toplumların yaşlı bireylere yaklaşımını nasıl şekillendirdi? Bunun cevabı yarım milyon yıl eskiye dayanan arkeolojik kazılarda saklı. Antik Yunan’da yaşlı bakımıyla ilgili sert kanunlar vardı, öyle ki yaşlılarına bakmayan çocuklar cezalandırılıyordu. Bununla beraber şehirden bakım almanızı sağlayan bir sistem de mevcuttu. Yine Oğuz Boyu’nda yaşlılar bilge, yararlı ve saygın kişiler olarak görülüyordu. Anadolu’da Selçuklular döneminde Sivas’ta kurulan Darülreha, yaşlıları korumaya yönelik hizmetler veren ilk huzurevi özelliğini taşımaktaydı. Yaşlılık yüzyıllar boyunca aile ve topluluk içinde bakım pratikleriyle karşılanmışken; yaşlılığın beraberinde getirdiği sorunların daha görünür hale gelmesi artık tıbbi olarak çözümlenmesi gereken bir süreç haline gelmişti. Özellikle Orta Çağ’da tıbbın babası olarak da bilinen İbn-i Sina da El Kanun Fi’t Tıp kitabında yaşlılık dönemine özgü bedensel değişimleri ve sağlık sorunlarını ele alarak, yaşlılığın tıbbi olarak değerlendirilmesine zemin hazırlamıştır. Bununlar beraber İbni-Sina, yaşlılığın yaşam tarzıyla da ilgili olduğunu vurgulayarak, yaşlanmanın önlenmesi ve geciktirilmesi gibi bir kaygı gütmeden konforlu ve kaliteli yaşamın sırlarını aramıştır" dedi. Geriatri kavramının 20. yüzyılın başlarında ortaya çıktığını ifaden eden Tan, "Yüzyıllar içinde gelişen tıp ve sosyal bilimler, yaşlanma sürecine olan bu ilgiyi derinleştirerek çok boyutlu bir olgu olarak ele alınmasını isteyen yaşlanma dedektiflerini ortaya çıkarmıştır. Nitekim 20. yüzyılın başlarında Ignatz Leo Nascher tarafından ‘geriatri’ kavramının ortaya konmasıyla yaşlı sağlığı tıbbın ayrı bir uzmanlık alanı haline gelirken; yaşlanma sürecini biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarıyla inceleyen ‘gerontoloji’ de bağımsız bir bilim alanı olarak gelişmeye başlamıştır. Geriatri ve gerontolojinin ‘Nasıl kaliteli ve başarılı yaşlanabiliriz?’ sorusu aktif yaşlanma kavramıyla cevap bulmuştur. Nitekim ilk defa Dünya Sağlık Örgütü tarafından ortaya konan aktif yaşlanma yaklaşımı; bireylerin sağlık, katılım, güvenlik olarak üç temel unsurun birleşimiyle meydana gelmiştir. Bu unsurlar yaşlı bireylerin yalnızca sağlık hizmetlerinden yararlanan pasif bireyler değil, aynı zamanda toplum içinde üretken, katılımcı ve karar süreçlerine dahil olan bireyler olduğunu vurgular" diye konuştu. Tan, "Bugün aktif yaşlanma kavramı, kadim ölümsüzlük arzusunun modern dünyadaki dönüşmüş biçimidir. Ne Kral Gılgamış ölümsüzlük otunu yiyebildi ne de Lokman Hekim gençlik iksirini kullanabildi. Artık amaç sonsuz yaşam değil; uzayan yaşamı anlamlı, katılımcı ve onurlu kılmaktır. Cicero’nun da dediği gibi yaşlılığa karşı en mükemmel ilaç, bilgili ve erdemli olmaktır" açıklamasında bulundu.
18 Mart 2026 Çarşamba - 14:15 Bayram öncesi gebelere kritik uyarı: "Seyahat ve beslenme planınızı doktorunuza danışın" Ramazan Bayramı öncesinde uzmanlardan gebeler için uyarılar geldi. Uzmanlar özellikle bu dönemde genellikle artan seyahat trafiği öncesinde yola çıkacak gebelerin mutlaka doktorlarının görüşünü alması gerektiğini belirtti. Ramazan Bayramı nedeniyle artması beklenen seyahat trafiği ve bayram ikramları öncesinde uzmanlar, gebeleri uyardı. Medicana Ataköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Varujan Mağar, gebelerin özellikle uzun yolculuklarda ve beslenme konusunda dikkat etmesi gereken hayati noktaları paylaştı. İlk ve son 3 aya dikkat Bayram tatili gibi seyahatlerin sıklaştığı dönemlerde gebelerin yolculuklarını titizlikle organize etmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Varujan Mağar, "Seyahat ve beslenme planınızı doktorunuza danışın. Çok zorunlu olmadıkça gebeliğin ilk 3 ayı ve son 3 ayında seyahat edilmesini önermiyoruz. Eğer mecbur bir durum varsa, seyahat edecek gebelerimizin yanlarına bolca sıvı ve yedek kıyafet almalarını tavsiye ediyoruz" dedi. "Dolaşım sıkıntısı riski olan gebelerin varis çorabı gibi ekstra önlemler alması gerekmekte" Gebelikte toplar damar tıkanıklığı konusuna ilişkin konuşan Dr. Mağar, uzun yolculuk yapacak anne adaylarına tavsiyelerde bulunarak, "Seyahat sırasında mümkünse 2 saatte bir mola verilmeli, her molada 10’ar dakikalık yürüyüşler ve bacak açma, germe hareketleri yapılmalıdır. Dolaşım sıkıntısı riski olan gebelerin varis çorabı gibi ekstra önlemler alması gerekmektedir. Yolun durumuna göre araç tercihi büyük önem taşıyor. Tren ve gemi gibi hareket özgürlüğü sunan araçlar daha konforlu olabilir. Uçak yolculuklarında ise özellikle 26. haftadan sonra bazı prosedürler değişebileceği için mutlaka doktor kontrolü şart" dedi. Emniyet kemeri hayat kurtarır: "Üstten bağlayın" Araç içi güvenliğin önemine değinen Mağar, emniyet kemeri kullanımıyla ilgili: "Seyahat ederken emniyet kemeri kullanımı son derece önemlidir. Gebe kişilerin kemeri göbeğin tam üzerinden değil, altından ve üstünden geçecek şekilde (bebeği sıkıştırmayacak formda) ancak mutlaka takmaları gerekmektedir" diye konuştu. İkramlarda "ısrar" tehlikesi: "Hastanelik edecek boyutta hazımsızlık problemlerine yol açabilir" Bayramlarda gebelere yapılan ikramların dozunun kaçabildiğine değinen Op. Dr. Mağar, beslenme konusunda uyardı: "Çevrenin ısrarına dayanamayarak tüketilen yiyecekler sizi zora sokabilir. Karnın gereksiz yere doldurulması, hastanelik edecek boyutta hazımsızlık problemlerine yol açabilir. Bu nedenle ölçülü, sık ve hazmı kolay yiyecekler tercih edilmelidir. Yolculuk esnasında ise ishal riski oluşturabilecek, açıkta satılan veya riskli gıdalardan kaçınılmalıdır" dedi. "Şekerin fazlasının gebelik gibi durumlarda erken doğumu tetikleme riski bulunmakta" Tatlı tüketiminin sadece kilo sorunu değil, ciddi sağlık risklerini de barındırdığını ifade eden Mağar, sözlerini şöyle tamamladı: "Eğer gebede şeker hastalığı veya tıbbi bir kilo sorunu varsa, tatlı tüketimi zaten yasaktır. Ancak sağlıklı bir gebelikte de ölçü bizim için esastır. Gece yatmadan önce yenen tatlı, aşırı kilo alımına neden olur. Üstelik şekerin fazlasının gebelik gibi durumlarda erken doğumu tetikleme riski bulunmaktadır. Gebeler tatlıyı mutlaka doktorlarına danışarak ve ölçülü bir biçimde tüketmelidir"
Zonguldak Valiliğinden KYK yurdundaki zehirlenme iddialarına ilişkin açıklama: "Yemek ve su numuneleri temiz"
12 Ocak 2026 Pazartesi - 21:00 Zonguldak Valiliğinden KYK yurdundaki zehirlenme iddialarına ilişkin açıklama: "Yemek ve su numuneleri temiz" Zonguldak Valiliği, Kozlu ilçesindeki KYK yurdunda zehirlenme iddialarının ardından alınan yemek ve su numunelerinin temiz çıktığını belirterek, şebeke suyunda mikrobiyal kirlilik tespit edildiğini açıkladı. Zonguldak Valiliği, 6 Ocak’ta Kozlu KYK Kız Öğrenci Yurdu’nda yaşanan ve basına "gıda zehirlenmesi" olarak yansıyan olayla ilgili açıklama yaptı. Alınan yemek numunelerinin Tarım ve Orman Bakanlığı Bolu Gıda Kontrol Laboratuvarı’nda incelendiği belirtilen açıklamada, "Yapılan analizler sonucunda yemek numunelerinde herhangi bir olumsuzluk tespit edilmemiştir. Ayrıca yurtta kullanılan ambalajlı sulara ait analiz sonuçlarında da olumsuz bir bulguya rastlanmamıştır" ifadelerine yer verildi. Açıklamada aynı gün sadece öğrencilerin değil, yurt çevresinde ikamet eden vatandaşların da benzer şikayetlerle sağlık kuruluşlarına başvurduğu belirtildi. Bölgedeki farklı noktalardan alınan şebeke suyu numunelerinde "mikrobiyal kirlilik" tespit edildiği bildirildi. İlgili kurumların şebeke suyundan tekrar numune alarak geniş çaplı inceleme başlattığını duyuran Valilik, vatandaşlara uyarıda bulundu. Açıklamada, "İnceleme süreci tamamlanıncaya kadar Kozlu Merkez Mahallesi’nde şebeke suyunun tedbir amacıyla kaynatılarak tüketilmesi tavsiye edilmektedir" denildi. Öte yandan, olay günü ve takip eden 3-4 gün boyunca artan bulantı ve kusma şikayetlerinin son iki gündür normal seviyelere döndüğü kaydedildi.
Uzmanı uyardı: Kış aylarında artan kusma ve ishal vakalarına dikkat
12 Ocak 2026 Pazartesi - 15:46 Uzmanı uyardı: Kış aylarında artan kusma ve ishal vakalarına dikkat Kış aylarında özellikle çocuklar ve yaşlıları etkileyen kusma ve ishal vakalarının büyük bölümünün viral kaynaklı olduğunu söyleyen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Gökrem, "Özellikle okul, kreş ve toplu yaşam alanlarında virüsler çok hızlı bulaşabiliyor. Aynı tuvaletin kullanılması, yeterince yıkanmayan eller ve ortak eşyalar enfeksiyon zincirini büyütüyor. El hijyeni ve bol sıvı tüketimi salgınlardan korunmada kritik rol oynar" dedi. Soğuk kış aylarıyla birlikte kusma ve ishal vakalarında artış yaşandığını belirten Liv Hospital Samsun İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Gökrem, özellikle son haftalarda çocuklar ve yaşlılar arasında görülen salgınların büyük bölümünün viral kaynaklı mide-bağırsak enfeksiyonlarından oluştuğunu söyledi. Norovirüs ve rotavirüs gibi etkenlerin kış aylarında kapalı alanlarda daha kolay yayıldığına dikkat çeken Gökrem, ani başlayan kusma, sulu ishal, karın ağrısı ve halsizlik şikâyetlerinin bu dönemde sık görüldüğünü ifade etti. "Kapalı alanlar ve hijyen eksikliği bulaşı artırıyor" Uzm. Dr. Gökrem, soğuk havalarda bağışıklık sisteminin zayıflamasının ve el hijyenine yeterince dikkat edilmemesinin salgınların yayılmasını hızlandırdığını belirtti. Uzm. Dr. Gökrem, "Özellikle okul, kreş ve toplu yaşam alanlarında virüsler çok hızlı bulaşabiliyor. Aynı tuvaletin kullanılması, yeterince yıkanmayan eller ve ortak eşyalar enfeksiyon zincirini büyütüyor" diye konuştu. "Bol sıvı tüketimi hayati önem taşıyor" Hastalık süresince bol sıvı tüketiminin büyük önem taşıdığını vurgulayan Gökrem, tedavi sürecinde gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılması gerektiğinin altını çizdi. Viral enfeksiyonlarda antibiyotiklerin etkili olmadığını hatırlattı. "Bu belirtilerde mutlaka doktora başvurun" Yüksek ateş, şiddetli halsizlik, ağızdan sıvı alamama ve uzun süren ishal durumlarında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Manolya Gökrem, korunmanın en etkili yolunun el yıkama alışkanlığı, gıdaların iyi yıkanması ve hastalık belirtileri olan kişilerin kalabalık ortamlardan uzak durması olduğunu belirtti.
Yemek borusu kanseri olan hastaya cerrahi operasyonla yeni yemek borusu yapıldı
12 Ocak 2026 Pazartesi - 15:00 Yemek borusu kanseri olan hastaya cerrahi operasyonla yeni yemek borusu yapıldı Yutma güçlüğü şikâyetiyle Denizli Devlet Hastanesi’ne başvuran 66 yaşındaki Şengül Korkmaz’a yemek borusu kanseri teşhisi konuldu. Yemek borusu alınan hastaya, midesinden yeni yemek borusu yapılarak sağlığına kavuşturuldu. Denizli Devlet Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahisi Polikliniğine 3 ay önce yutma güçlüğü, mide bulantısı, sırt ağrısı şikâyetleriyle başvuran 66 yaşındaki Şengül Korkmaz’a yapılan tahlil ve tetkiklerden sonra yemek borusu kanseri teşhisi kondu. Denizli Devlet Hastanesi’nde radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi tedavisi gören Korkmaz, Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Barış Dirim ve Cerrahi Onkoloji Uzmanı Op. Dr. Mahmut Kaan Demircioğlu gözetiminde ameliyata alındı. Ameliyatta midesinden yeni yemek borusu yapılan hasta 12 gün süren zorlu tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Ameliyatla ilgili bilgi veren Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Barış Dirim; "Ameliyatta kanserli yemek borusunu onkolojik prensiplerle çıkarabilmek için hastamızın karın, göğüs kafesi boşluğu ve boyun bölgesine müdahale ettik. ‘Üç alan cerrahisi’ olarak da adlandırılan ‘McKeown total özefajektomi’ cerrahi tekniğini uyguladık. Çıkarmış olduğumuz yemek borusunun yerine, tüp haline getirdiğimiz mideyi boyun bölgesine dikerek sindirim sisteminin devamlılığını sağladık. Hastamızın beslenmesini erken dönemde ince bağırsağından vücut dışına uzattığımız tüp aracılığıyla sağladık. Akciğer, kalp ve sindirim sistemi fonksiyonları normale dönünce, ağızdan gıda alımını da sağlayarak iyileşme sürecini tamamladık" dedi. Cerrahi Onkoloji Uzmanı Op. Dr. Mahmut Kaan Demircioğlu ise "Bu tür ameliyatların deneyimli ellerde ve donanımlı ekiplerce gerçekleştirilmesi önem arz etmektedir. Hastanemizde Gastroenteroloji Cerrahi ve Cerrahi Onkoloji yandal uzman hekimleri olarak kalın ve ince bağırsak, mide ve yemek borusu, pankreas, karaciğer hastalıkları ve kanserlerinin kapalı (laparoskopik) ve açık cerrahi tedavilerini gerçekleştirmekteyiz. Hastamızın onkolojik tedavi aşamasından taburculuğuna kadar geçen süreçte yoğun emeği olan medikal ve radyasyon onkolojisi uzman hekimlerimize, anestezi ve yoğun bakım uzman hekimlerimize, tüm hemşire ve anestezi teknisyen ekibimize şükranlarımızı sunarız" dedi.
Erzincan’da 2025 sağlık hizmetleri verileri açıklandı
12 Ocak 2026 Pazartesi - 14:39 Erzincan’da 2025 sağlık hizmetleri verileri açıklandı Erzincan’da 2025 yılı sağlık hizmetleri değerlendirme verileri açıklandı. İl genelinde 2025 yılı içerisinde toplam 43 bin 528 adet 112 vakasına müdahale edildi. Vakaların 27 bin 102’si kentsel, 16 bin 426’sı kırsal alanlarda gerçekleşti. Kentsel vakalarda ortalama ulaşım süresi 5,8 dakika, kırsal vakalarda ise 13,5 dakika olarak kaydedildi. İl genelinde 24 istasyon ve 46 ambulans ile hizmet sunulurken, yıl boyunca 84 bin 450 çağrı alındı. Acil sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi kapsamında 2025 yılında 4 yeni ambulans hizmete alındı. Ambulans başına maliyet 3 milyon 659 bin 760 TL olurken, toplam yatırım maliyeti 14 milyon 639 bin 40 TL olarak gerçekleşti. Aşılama hizmetlerinde il genelinde %94 aşılama oranına ulaşıldığı belirtilirken, toplum sağlığının korunmasına yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğü ifade edildi. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında yıl boyunca 806 bin 437 muayene gerçekleştirildi, 209 bin 256 başvuru alındı. Bu rakamlar, birinci basamak sağlık hizmetlerinin vatandaşlar tarafından yoğun şekilde tercih edildiğini gösterdi. Doğum istatistiklerine göre ise Erzincan’da 2025 yılında toplam 2 bin 177 doğum gerçekleşti. İl genelindeki primer sezaryen oranı %28,71 olarak açıklandı. Açıklamada ayrıca, bağışçı Bedirhan Aydın tarafından merhum Hafız Mehmet Aydın adına yaptırılan Hafız Mehmet Aydın Aile Sağlığı Merkezinin, 5 Aile Hekimliği Birimi ile yaklaşık 17 bin nüfusa hizmet verdiği belirtildi. Merkez, aynı zamanda Merkez ilçenin doğu kanadına hizmet sunan 3 acil sağlık hizmetleri istasyonundan birine ev sahipliği yapıyor. İl genelinde birinci basamak sağlık hizmetleri kapsamında 33 Aile Sağlığı Merkezi, 94 Aile Hekimliği Birimi ve 2 Sağlıklı Hayat Merkezi ile vatandaşlara kesintisiz sağlık hizmeti sunulduğu bildirildi.
Kış aylarında "D vitamini" uyarısı
12 Ocak 2026 Pazartesi - 14:07 Kış aylarında "D vitamini" uyarısı Acıbadem Kayseri Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Hasan Yeşilkaya, güneş ışığının azaldığı kış aylarında D vitamini eksikliğinin daha sık görüldüğünü belirterek, D vitamini düzeylerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. D vitamininin yalnızca kemik sağlığı için değil, kas-iskelet sistemi ve bağışıklık sistemi açısından da büyük önem taşıdığını vurgulayan Yeşilkaya, "D vitamini sadece bir vitamin değil, aynı zamanda vücutta sentezlenmesi gereken bir hormondur. Aktif hale gelebilmesi için karaciğerde ve böbrekte hidroksilasyon işleminden geçmesi gerekir. Bu yüzden hem vitamin hem de hormon gibi kabul edilir. Eksikliği ise toplumda oldukça yaygındır" dedi. D vitamini sentezinde güneş ışığının belirleyici rol oynadığını ifade eden Yeşilkaya, "Güneş ışığının D vitamini sentezleyebilmesi için dik açıyla gelmesi gerekir. Kış aylarında güneş ışınları dünyaya yatay açıyla ulaştığı için bu sentez yeterli olmaz. Ayrıca soğuk hava nedeniyle dışarı çıkamamak ya da kalın kıyafetler giymek de D vitamini üretimini azaltır" diye konuştu. "Cam arkasından gelen güneş işe yaramaz" Güneşlenme ile ilgili yanlış bilinen noktalara da değinen Yeşilkaya, "Cam balkon ya da araç içinde iken gelen güneş ışığı D vitamini sentezleyemez. Cam, D vitamini sentezleyen UV ışınlarını geçirmez. Ayrıca güneş kremi kullanımı da D vitamini sentezini engeller. Bununla beraber, yazın ‘D vitamini alacağım’ diye saatlerce güneşte kalmak ise cilt kanseri riskini artırabilir. Bir fayda sağlamak isterken, başka bir soruna yol açmamak gerekir" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin güneşli bir ülke olmasına rağmen D vitamini eksikliğinin sık görülmesinin nedeninin bu durumlar olduğunu belirten Yeşilkaya, "D vitamini sentezi için güneş ışığı dik açıyla gelmeli. Camın arkasında değil, doğrudan güneş ışığı cilde temas etmeli ve ciltte güneş koruyucu krem olmamalıdır. Bu şartlar çoğu zaman sağlanamadığı için özellikle kış aylarında eksiklik kaçınılmaz hale geliyor" dedi. "Bebeklerde ciddi D vitamini eksikliği olursa bacaklarda eğrilik görülebilir" D vitamini eksikliğinin bebeklerden yetişkinlere kadar her yaş grubunu etkileyebileceğini vurgulayan Dr. Yeşilkaya, "Bebeklerde ciddi D vitamini eksikliği olursa bacaklarda eğrilik (Raşitizm) görülebilir. Bu nedenle anneler, bebeklerine D vitamini damlası verir. Anne sütünde yeteri kadar D vitamini bulunmadığı için, bu destek mutlaka gereklidir" şeklinde konuştu. Yetişkinlerde ise D vitamini eksikliğinin kemik erimesi (osteoporoz), iskelet sisteminin zayıflaması, kas ve eklem ağrıları gibi sorunlara yol açabildiğini belirten Yeşilkaya, "Belirti vermese bile zaman zaman D vitamini düzeylerinin ölçülmesi faydalıdır, tedavisi düşük maliyetli ve kolaydır" dedi. "Gıdalar tek başına yeterli değil" D vitamininin bazı hayvansal gıdalarda bulunduğunu, ancak bunun genellikle yeterli olmadığını ifade eden Yeşilkaya, "Balık, karaciğer, kırmızı et ve yumurta sarısında az miktarda D vitamini vardır. Ancak bu gıdaları fazla tüketmek kolesterol yüksekliği ve gut hastalığı gibi başka sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle, çoğu zaman ilaç tedavisiyle D vitamini desteği vermek gerekir" diye konuştu. D vitamininin vücutta aktif hale gelebilmesi için karaciğer ve böbreklerde hidroksilasyon işleminden geçmesi gerektiğini belirten Yeşilkaya, "Ciddi karaciğer ya da böbrek hastalığı olan kişilerde D vitamini eksikliği daha sık görülebilir. Bu nedenle bu hasta gruplarında daha dikkatli olunmalıdır" ifadelerini kullandı. Dr. Hasan Yeşilkaya, D vitamini eksikliğinin yaygın bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, "Toplumda farkındalık arttıkça, bu eksiklik kolay ve etkili şekilde tedavi edilebilir" dedi.
Aydın’da 15 yıldır hizmet veriyordu, şimdi sessizliğe büründü
12 Ocak 2026 Pazartesi - 13:51 Aydın’da 15 yıldır hizmet veriyordu, şimdi sessizliğe büründü 2011 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılan ve 15 yıldır Aydınlılara hizmet veren Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Şehir Hastanesi’ne taşınmasının ardından sessizliğe büründü. Aydın’ın Efeler ilçesinde yapımı tamamlanan ve ayda ortalama 450 bin hastaya hizmet verecek Aydın Şehir Hastanesi’ne ilk taşınan hastane Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi oldu. Bugünden (12 Ocak Pazartesi) itibaren yeni yerinde hizmet vermeye başlayan hastanenin, eski hizmet binası da sessizliğe büründü. 2011 Mayıs ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılan ve döneminde 32 milyon TL’ye mal olan hastane binası boş kalırken, uyarı tabelaları olmaması sebebiyle hastaneye çocuklarını getiren bazı vatandaşlar da kapıdan dönmek zorunda kaldı. 2011 yılında 254 yataklı olarak hizmet vermeye başlayan hastanenin yüzde 90 oranında taşındığı ve şu an için sadece palyatif ve çocuk yoğun bakım servislerinin hizmet verdiği öğrenildi. Uzun yıllar Aydınlılara şifa dağıtan hastanenin en kısa sürede tamamen taşınması hedeflenirken, boş kalan binanın akıbeti ise merak konusu oldu. Aydın Şehir Hastanesi ise geçtiğimiz 22 Aralık 2025 yılında vatandaşlara kapılarını açmıştı. Hastane, her geçen gün tam kapasite hizmet vermeye yaklaşırken, Efeler ilçesindeki hastanelerde de taşınma süreçlerinin devam ettiği bildirildi.