SAĞLIK
BEUN Hastanesinden kalp hastalarına umut; Kriyobalon Ablasyon yöntemi ilk kez Zonguldak’ta 17 Mart 2026 Salı - 18:43:31 Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Hastanesi, güçlü akademik kadrosu ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında önemli başarılara imza atmaya devam ediyor. Bu kapsamda kalp ritim bozukluklarının en yaygın türlerinden biri olan atrial fibrilasyonun tedavisinde kullanılan "Kriyobalon Ablasyon Yöntemi", Zonguldak’ta ilk kez BEUN Hastanesi Kardiyoloji Bölümü doktorları tarafından başarıyla uygulandı. Atrial fibrilasyon, kalbin üst odacıklarında oluşan düzensiz elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik gibi şikâyetlere yol açabilen yaygın bir ritim bozukluğu olarak biliniyor. Tedavi edilmediği durumlarda inme başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına neden olabilen bu rahatsızlık, modern kardiyoloji yöntemleriyle kontrol altına alınabiliyor. Zonguldak Bülent Ecevit Hastanesi Kardiyoloji Bölümü ve Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı akademisyenleri tarafından gerçekleştirilen Kriyobalon Ablasyon işlemi, minimal invaziv bir yöntem olarak dikkat çekiyor. İşlem sırasında kalpte ritim bozukluğuna neden olan odaklar, soğuk enerji kullanılarak izole ediliyor ve böylece kalbin normal ritmine dönmesi sağlanıyor. Bu yöntem sayesinde hastalarda ritim kontrolü sağlanırken yaşam kalitesinin de önemli ölçüde artırılması hedefleniyor. BEUN Hastanesinde başarıyla gerçekleştirilen bu işlem, Zonguldak’ta ilk kez uygulanması bakımından büyük önem taşıyor. Yüksek başarı oranı ve kısa işlem süresi ile öne çıkan kriyobalon ablasyon yöntemi sayesinde, uygun hastalar, mega şehirlerdeki ileri merkezlere gitmek zorunda kalmadan modern tedavi imkânlarına Zonguldak’ta ulaşabilecek. Bu gelişme, Batı Karadeniz Bölgesi’nde sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran önemli bir adım olacak. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, Üniversite Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen kriyobalon ablasyon işlemiyle ilgili yaptığı açıklamada şu sözleri dile getirdi: "Üniversite Hastanemiz, güçlü akademik kadrosu, nitelikli sağlık çalışanları ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında yenilikçi uygulamaları hayata geçirmeye devam etmektedir. Atrial fibrilasyon tedavisinde kullanılan kriyobalon ablasyon yönteminin Hastanemizde başarıyla uygulanması, bölgemizde sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran son derece önemli ve gurur verici bir gelişmedir. Bu başarılı uygulamada emeği geçen Kardiyoloji Bölümümüzün kıymetli hekimleri başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımızı yürekten tebrik ediyorum. Bilimsel bilgi birikimini modern tıbbi teknolojiyle bir araya getirerek hastalarımıza en güncel ve güvenilir tedavi imkânlarını sunan değerli sağlık kadromuz, Üniversite Hastanemizin sağlık alanındaki güçlü konumunu her geçen gün daha da pekiştirmektedir. Üniversite Hastanemizde gerçekleştirilen bu nitelikli girişim sayesinde, yalnızca Zonguldak’taki değil Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki hastalarımız da büyük şehirlere gitme zorunluluğu duymadan ileri düzey tedavi hizmetlerine bulundukları bölgede ulaşabilme imkânına kavuşmaktadır. Bu vesileyle tedavi gören hastalarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, sağlık hizmeti almak üzere Hastanemize başvuracak tüm hastalarımıza Yüce Allah’tan acil şifalar diliyorum. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi, bölgenin sağlık üssü olma misyonuyla bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek modern tıbbın sunduğu en ileri tedavi yöntemlerini vatandaşlarımızla buluşturmaya kararlılıkla devam edecektir."
17 Mart 2026 Salı - 15:19 ’Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek Akciğerlerde ciddi enfeksiyonlara sebep olan lejyoner hastalığına karşı farkındalığın artırılması ve konaklama birimlerinde su sistemlerinin güvenli yönetiminin sağlanması amacıyla, Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü tarafından "Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek. Gerçekleştirilecek eğitim programıyla ilgili kurumdan yapılan yazılı açıklamada, "Lejyoner hastalığı, ülkemizde bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar arasında yer almaktadır. Bu çerçevede konaklama birimlerinin, su sistemlerinde legionella bakterisinin çoğalmasını önlemeye yönelik gerekli tedbirleri alması ve bu süreçleri eğitimli sorumlu personel aracılığıyla yürütmesi zorunludur. Eğitim programı, konaklama birimlerinde görev alacak sorumlu personelin mevzuat, risk değerlendirmesi ve su yönetimi planları konularında bilgi ve yetkinliğini artırmayı hedeflemektedir. Eğitim 2 yapılacak olup, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Eğitim Salonunda gerçekleştirilecektir. Eğitime, otel, motel, tatil köyü, misafirhane, kaplıca, huzurevi, alışveriş merkezi gibi su sistemlerinin yoğun kullanıldığı konaklama ve toplu kullanım alanlarından başvurular kabul edilecektir. Yataklı tedavi kurumlarının başvuruları ise resmi yazışma yoluyla alınacaktır. Eğitime katılacak personelin en az lise mezunu olması gerekmekte olup, katılım sağlayacak kişilerin ilgili mevzuat gereği eğitim almış sorumlu personel olarak görevlendirilmesi öngörülmektedir" ifadelerine yer verildi. Öte yandan, lejyoner hastalığının genellikle klimalar, jakuziler ve su sistemlerinden solunum yoluyla bulaşan ciddi bir akciğer enfeksiyonu olduğu belirtildi.
17 Mart 2026 Salı - 14:56 Sağlık-Sen’den tıp bayramında birlik mesajı Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanlığı Cizre ilçe ve işyeri temsilcileri tıp bayramının hafta sonuna denk gelmesinden dolayı ilk mesai gönünde hazırladıkları karanfilleri tüm sağlık çalışanlarını gözeterek birlik ve beraberlik şiarıyla kutladı. Sağlık-Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, Cizre ilçe temsilcisi, kadınlar komisyonu ilçe temsilcisi ve gençlik kolları ilçe temsilcisi ile birlikte Cizre Devlet Hastanesinde görev yapan Sağlık çalışanlarına karanfil dağıttı. "Sağlık çalışanlarının hak ve hukuku gözetmenmelidir" Sağlık Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, icap nöbeti tutan ancak bu nöbetin ücretini alamayan, malpraktis uygulamasındaki eksiklikler nedeniyle mağdur olan, görevi sırasında şiddete maruz kalan hatta hayattan koparılan sağlık çalışanlarının haklarının mutlaka korunması gerektiğini söyledi. Budak, "Bu konularda sağlık çalışanlarının yetkili sendikası Sağlık-Sen olarak üzerimize düşen her türlü görevi yapacağımızın bilinmesini isteriz. Unutulmamalıdır ki sağlık hizmeti bir ekip işidir. 14 Mart’ın sağlık çalışanları için gerçek bir bayram havasında geçmesi için çalışanlarımızın beklentilerini gerçek anlamda karşılayan açıklamalar yapılması, sorunların çözümü için somut adımlar atılmalıdır" dedi. Karanfil dağıtımına Sağlık-Sen İlçe Temsilcisi Veli Özalp, İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, İlçe Gençlik Kolları Temsilcisi Fikret Sarak, Kadınlar Komisyonu İlçe Temsilcisi Serpil Akcan katıldı.
Bolu’da deprem riski taşıyan iki hastane kapanıyor
14 Ocak 2026 Çarşamba - 11:09 Bolu’da deprem riski taşıyan iki hastane kapanıyor Bolu’da yapılan teknik incelemeler sonucunda deprem yönetmeliğine uygun olmadığı tespit edilen iki devlet hastanesinin kapatılmasına karar verildi. Her iki hastanedeki doktor, personel ve tıbbi birimlerin, tadilat çalışmalarının ardından Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi Köroğlu Ünitesi’ne taşınacağı belirtildi. Bolu’da sağlık hizmeti veren iki önemli hastane binası için deprem güvenliği gerekçesiyle tahliye kararı alındı. Yapılan teknik incelemelerde, kent merkezinde bulunan İzzet Baysal Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi ile Kalıcı Konutlar’da bulunan İzzet Baysal Devlet Hastanesi Merkez Ünitesi binalarının mevcut deprem yönetmeliği standartlarını karşılamadığı belirlendi. Muhtemel deprem riskine karşı hasta ve çalışan güvenliğini sağlamak amacıyla binaların boşaltılması kararlaştırıldı. Valilik kararı açıkladı Bolu Valiliği tarafından yapılan değerlendirmelere ilişkin bilgilendirme yapıldı. Valilik tarafından, "İlimizde sağlık hizmetlerinin güvenli ve etkin bir şekilde sunulmasını sağlamak amacıyla; ilgili kurum ve uzmanlar tarafından sağlık tesislerine yönelik yapısal analizler, risk değerlendirmeleri ve hizmet performans incelemeleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan teknik çalışmalarda bazı hastane binalarımızın mevcut fiziki durumları ile hizmet sunum kapasiteleri birlikte değerlendirilmiş olup bu değerlendirmeler neticesinde; hasta ve personel güvenliğini önceleyen, sağlık hizmetlerinin daha güçlü bir altyapı ile sürdürülmesini hedefleyen bir planlama çerçevesinde İzzet Baysal Devlet Hastanesi bünyesinde hizmet veren bazı sağlık birimlerimizin birleştirilmesine yönelik karar alınmıştır. Söz konusu karar, kısa vadeli çözümlerden ziyade, uzun vadede ilimizde sağlık hizmetlerinin daha nitelikli, erişilebilir ve dayanıklı bir yapıya kavuşturulmasını amaçlamaktadır. Bu kapsamda, İzzet Baysal Devlet Hastanesi Merkez Ünitesi ile Kadın Doğum ve Çocuk Ünitesinde sunulmakta olan sağlık hizmetleri başta İzzet Baysal Devlet Hastanesi Köroğlu Ünitesi olmak üzere İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı diğer birimlerde verilmeye devam edilecektir. Bu süreçte, sağlık hizmetleri herhangi bir aksaklığa mahal verilmeden, planlı şekilde yürütülecek olup, vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimi kesintisiz olarak devam edecektir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla süreçle ilgili gelişmeler paylaşılmaya devam edilecektir" ifadelerine yer verildi. Taşınma işleminin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için Köroğlu Ünitesi’nde hazırlıklar başladı. Mevcut binada kapasite artışı ve fiziki şartların iyileştirilmesi amacıyla tadilat çalışmaları yapılacak. Köroğlu Ünitesi’ndeki tadilatların tamamlanmasının ardından önümüzdeki aylarda riskli binaların tamamen boşaltılması ve taşınma sürecinin gerçekleşmesi bekleniyor.
Bağışıklık sistemi için doğal kürlere ilgi çok
14 Ocak 2026 Çarşamba - 10:44 Bağışıklık sistemi için doğal kürlere ilgi çok Eskişehir’de kış mevsiminin sert yüzünü göstermesiyle birlikte vatandaşların ıhlamur, kuşburnu ve zencefil gibi ürünlere ilgisinin arttığını belirten esnaf Burak Şahin, özellikle sirke ve bal gibi ürünlerdeki hile riskine karşı tüketicileri uyardı. Hava sıcaklıklarının düşüşüyle birlikte vatandaşların bitkisel çözüm arayışına girdiğini belirten aktar Burak Şahin, piyasada "şifa" adı altında satılan pek çok üründe hile yapılabildiğine dikkat çekti. Yaklaşık sekiz yıldır sektörün içerisinde olduğunu ve son bir buçuk yıldır kendi dükkanını işlettiğini ifade eden Şahin, özellikle enfeksiyonlara karşı en çok tercih edilen ürünlerin başında gelen sirke ve ıhlamur konusunda bilgiler verdi. "İyi sirke meşe fıçısında iki yıl beklemeli" Sirkedeki hile durumunun piyasada çok yaygın olduğunu vurgulayan Şahin, gerçek sirkenin özelliklerini şu sözlerle anlattı: "Sirkede hile durumu çok fazla oluyor. İçerisine asit yükleyerek herhangi bir sirke grubunu iyi veya bekletilmiş sirke olarak satan birçok yer bulunabiliyor. Oysa iyi sirke, en az iki sene meşe fıçılarında bekletilen sirkedir. Bunlar hakiki sirke olarak geçer, içimi yumuşaktır ve enfeksiyonu öldürme özelliği bulunur. Bir vatandaşın bakarak sirkenin sahte olup olmadığını anlaması çok zordur. Burada en önemli kriter, alışveriş yapılan yere duyulan güvendir." "Ihlamur fiyatları 2 bin liranın üzerinde" Bitki çaylarındaki fiyat aralıklarına ve talebe değinen Şahin, "İnsanlar en çok çiçek ıhlamur, kuşburnu, zencefil ve zerdeçalı tercih ediyor. Gribal enfeksiyon ve boğaz ağrısı için bu bitkiler çok etkili. Fiyatlar gramajına göre 80 liradan başlayıp 200 liraya kadar çıkabiliyor. Ancak ıhlamurda fiyatlar her sene olduğu gibi yüksek. İyi bir ıhlamurun perakende kilogram fiyatı 2 bin ile 2 bin 300 lira arasında değişiyor" ifadelerini kullandı. Karışım ürünlere ilgi büyük Son dönemde en çok sattıkları ürünler arasında "atom çayı" ve özel karışımların olduğunu belirten Burak Şahin, "Propolis ilaveli atom çayları çok tercih ediliyor. Ayrıca müşterilerimiz iyi balın içerisine zencefil, zerdeçal ve karabiber karıştırarak kendi kürlerini hazırlıyor. Bizim sektörümüzde hile potansiyeli yüksek olduğu için tazelik ve kalite çok önemli. Aradaki 5-10 liralık fark insan sağlığını etkileyebilir. Vatandaşlarımız bildikleri, güvendikleri yerlerden alışveriş yapmaya dikkat etsinler" dedi.
Uzmandan risk gruplarına erken başvuru uyarısı
14 Ocak 2026 Çarşamba - 10:28 Uzmandan risk gruplarına erken başvuru uyarısı Kış aylarıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonlarında belirgin artış yaşanırken, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Deniz Özer, özellikle risk grubundaki bireylerin gribi ve benzeri enfeksiyonları hafife almaması gerektiğini vurguladı. Kış aylarının gelmesiyle birlikte üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanırken, Manisa Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Deniz Özer, özellikle risk grubundaki bireylerin enfeksiyonları "basit bir üşütme" olarak görmemesi gerektiğini belirtti. Dr. Özer, "Risk grubundaysanız, ‘bana bir şey olmaz’ demeden daha erken değerlendirilmek faydalıdır" dedi. Kış aylarında boğaz ağrısı, burun akıntısı, öksürük, kırgınlık ve ateşle seyreden üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü ifade eden Dr. Deniz Özer, bunun nedenleri arasında soğuk havalarla birlikte kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi, havalandırmanın azalması ve bazı virüslerin soğuk-kuru havada daha uzun süre canlı kalabilmesinin yer aldığını söyledi. Bazı virüslerin soğuk ve kuru havada havada asılı kalma ve yüzeylerde tutunma sürelerinin uzadığına dikkat çeken Dr. Özer, "Grip virüsünün havada 30-60 dakika sonra bile bulaştırıcı düzeylerde kalabildiğini gösteren çalışmalar var. Kış şartları bu süreyi daha da uzatabiliyor" diye konuştu. "Enfeksiyon herkeste aynı seyretmez" Her enfeksiyonun herkeste aynı şekilde seyretmediğini vurgulayan Dr. Özer, bazı kişilerin bir haftada evde istirahatle iyileşebildiğini, bazı bireylerde ise tablonun ağırlaşabildiğini belirtti. Özellikle 65 yaş ve üzeri bireyler, gebeler, kalp-damar ve akciğer hastalığı olanlar, diyabet hastaları, kronik böbrek yetmezliği bulunanlar, bağışıklığı baskılanmış kişiler ve 5 yaş altı çocukların risk grubunda yer aldığını kaydetti. Bu dönemde özellikle İnfluenza (grip) ve COVID-19’un öne çıktığını belirten Dr. Özer, her iki hastalığın da benzer şikayetlerle başlayabildiğini ancak seyir ve komplikasyonlar açısından dikkatli olunması gerektiğini ifade etti. Grip ciddi sonuçlara yol açabiliyor Türkiye’de solunum yolu virüslerinin haftalık sürveyans raporlarıyla izlendiğini aktaran Dr. Özer, 2025 yılının 51. haftasında influenza benzeri şikayetlerle başvuran kişilerden alınan örneklerin bir kısmında İnfluenza A (H3N2) ve İnfluenza A (H1N1) tespit edildiğini söyledi. Gribin yalnızca ateşle sınırlı bir hastalık olmadığını vurgulayan Dr. Özer, "Grip, zatürre başta olmak üzere ciddi akciğer enfeksiyonlarına yol açabilir. Ayrıca kalp kası iltihabı gibi ağır komplikasyonlar görülebilir. Kalp hastalığı olan kişilerde grip enfeksiyonunun ilk yedi gününde kalp krizi riskinin 6 kat arttığı bildirilmektedir" dedi. Antibiyotik uyarısı ve aşı hatırlatması Çoğu kişinin bir haftada tedavisiz iyileşebileceğini ancak risk grubundakiler için erken başvurunun önemli olduğunu belirten Dr. Özer, antibiyotiklerin grip ve soğuk algınlığında işe yaramadığını, çünkü bu hastalıkların etkeninin virüsler olduğunu hatırlattı. Grip aşısının her yıl yaptırılması gerektiğini ifade eden Dr. Özer, "Aşının koruyuculuğu yaklaşık 2 hafta sonra başlar ve 6-8 ay sürer. Bunun yanında el hijyeni, havalandırma, kalabalık ortamlarda maske kullanımı gibi günlük önlemler de en az aşı kadar önemlidir" diye konuştu. "COVID-19 bitmedi" COVID-19’un tamamen ortadan kalkmadığını ancak takip şeklinin değiştiğini belirten Dr. Özer, son sürveyans raporlarının virüsün hâlâ dolaşımda olduğuna işaret ettiğini söyledi. Risk grubundaki bireylerin COVID-19 açısından da dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Dr. Özer, kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için alarm belirtilerinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi.
Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarıyla sağlığa bütüncül yaklaşım
14 Ocak 2026 Çarşamba - 10:22 Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarıyla sağlığa bütüncül yaklaşım Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının modern tıpla birlikte kullanıldığında yaşam kalitesini artırdığını belirten Geleneksel ve Tamamlayıcı Tedavi Ünitesi Sorumlu Hekimi Uzman Dr. Zeynep Cengiz Süner, "Kişiye özel planlamalarla, güvenilir ellerde uygulandığında sağlığı kaybetmeden korunmasına yardımcı olur" dedi. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tedavi Ünitesi Sorumlu Hekimi Uzman Dr. Zeynep Cengiz Süner, Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin, modern tıbbın yanında bilimsel temellere dayanan geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) uygulamalarıyla da hastaların yaşam kalitesini artırmayı hedeflediğine dikkat çekti. Dr. Süner, "GETAT modern tıbbın alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Bilimsel çalışmalarla etkinliği kanıtlanmış yöntemleri kapsar. Dünya Sağlık Örgütü de bu uygulamaları desteklemektedir. Amacımız, bütüncül bir yaklaşımla kişinin sağlığını korumak, yaşam kalitesini artırmak ve gerektiğinde tedaviye yardımcı olmaktır" ifadelerini kullandı. Türkiye’de GETAT alanındaki ilk düzenlemenin 1991 yılında yayımlanan Akupunktur Tedavi Yönetmeliği ile yapıldığını söyleyen Uzman Dr. Süner, "2012 yılında ise Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Daire Başkanlığı kurularak bu alandaki çalışmalar kurumsal bir yapıya kavuştu. Günümüzde ülkemizde 15 farklı GETAT uygulaması yasal çerçevede yürütülüyor. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde ise bu yöntemlerden özellikle ozon tedavisi, akupunktur ve mezoterapi uygulanıyor. Modern tıpta kullandığımız tedavilerin yanında, hastanın yaşam kalitesini artırmaya ve tedaviye destek olmaya yönelik uygulamalar yapıyoruz" şeklinde konuştu. Uygulamalarda güvenlik öncelikli GETAT yöntemlerinin çok geniş bir yelpazede kullanıldığını ve güvenli olduğunu belirten Dr. Süner, "En önemli nokta uygulamanın kim tarafından ve hangi şartlarda yapıldığıdır. Akupunktur, steril ve tek kullanımlık iğnelerle yapılan, herhangi bir kimyasal madde içermeyen bir uygulama. Örneğin, gebelik bulantısı ve kusması yaşayan bir kişide ağızdan ilaç alımı kısıtlı olabiliyor. Bu durumda akupunkturla, kimyasal madde vermeden hastaya destek olabiliyoruz. Ozon tedavisinde ise kanla işlem yapıyoruz, bu nedenle sterilizasyon ve doz ayarı çok önemli. Yanlış uygulamalar ciddi sağlık riskleri doğurabilir. Ozon tedavisinde hastanın kanı alınır, belirli dozda ozonla etkileştirilir ve tekrar hastaya verilir. Doğrudan ozon verilmez. Bu işlem sırasında amaç, ozonun başlattığı biyolojik reaksiyonlardan fayda sağlamaktır. Bu nedenle uygulamaların mutlaka hekim tarafından, uygun hastane şartlarında yapılması gerekir" diye konuştu. Sağlığı korumak tedavi kadar önemli Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, sağlığın korunmasında da önemli bir rol oynadığını kaydeden Dr. Süner, "Sağlık bir bütündür, sadece hastalıkları tedavi etmek değil, sağlığı korumak da çok önemlidir. GETAT yöntemleri modern tıpla birlikte kullanıldığında yaşam kalitesini artırır. Kişiye özel planlamalarla, güvenilir ellerde uygulandığında sağlığı kaybetmeden korunmasına yardımcı olur. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde, bilimsel temellere dayalı, güvenli ve bütüncül yaklaşımlarla hastalara modern tıbbın yanı sıra geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarıyla da hizmet veriyoruz" diyerek sözlerini tamamladı.
Prostat kanserine teknolojiyle ’elveda’ dedi
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:57 Prostat kanserine teknolojiyle ’elveda’ dedi Medicana Bursa Hastanesi’nde Da Vinci Robotik Cerrahi Sistemi kullanılarak ilk cerrahi operasyon gerçekleştirildi. Bu operasyonla birlikte hastanede robotik cerrahi uygulamaları fiilen başlamış oldu. Robotik cerrahi sisteminin, uygun hastalarda ve tıbbi gereklilikler doğrultusunda kullanılması hedeflenirken Medicana Sağlık Grubu Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ahmet Şahan, gerçekleştirdiği robotik cerrahi ameliyatını değerlendirdi. Medicana Bursa Hastanesi’nde Da Vinci Robotik Cerrahi Sistemi kullanılarak ilk cerrahi operasyon yapıldı. Operasyonun tamamlanmasıyla birlikte hastanede robotik cerrahi uygulamaları başlamış oldu. Medicana Bursa Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ahmet Şahan, yaptığı operasyonu değerlendirerek, "Robotik cerrahi sistemler, Genel Cerrahi, Göğüs Cerrahisi Kalp Damar Cerrahisi ve Jinekoloji alanlarının yanında Üroloji branşında da kullanılmaktadır. Hastanedeki ilk robotik cerrahi ameliyatı üroloji branşında prostat kanseri tedavisi ile başladı. 63 yaşındaki hastamıza uyguladığımız cerrahi operasyonla, hastamız sağlığına kavuştu " dedi. Prostat kanseri tedavisini robotik yöntemle istedi. Doç. Dr. Ahmet Şahan, Medicana Bursa Hastanesi’nde ilk olarak üroloji alanında prostat kanseri ameliyatının robotik cerrahi sistemle gerçekleştirildiğini kaydederken, "Hastamızın ilk yapılan tetkiklerinde PSA yüksekliği tespit edilmişti. Sonrasında kendisine biyopsi uygulandı ve prostat kanseri teşhisi konuldu. Hastamız, robotik cerrahi ile tedaviyi tercih etti. Operasyondan sonra yapılan kontrollerle birlikte hastamız bu operasyon sayesinde prostat kanserine ‘Elveda’ demiş oldu" şeklinde konuştu. Üroloji alanında pek çok hastalıkta kullanılıyor Robotik cerrahi sistemlerle üroloji alanında pek çok hastalığın operasyonunun gerçekleştirilebileceğine değinen Doç. Dr. Ahmet Şahan, "Prostat kanseri, böbrek ve mesane cerrahileri, kolorektal (kalın bağırsak ve rektum) cerrahilerle tedaviler gerçekleştirilebilmektedir. Bunun yanında uygun hastalarda kalp damar cerrahisi alanında, jinekolojik alanlarda, genel cerrahi alanında, göğüs cerrahisinde de robotik sistemler devreye girebilmektedir" ifadelerini kullandı. Prostat kanserini yendi Prostat kanseri teşhisi aldığını ve araştırmaları sonucunda Doç. Dr. Ahmet Şahan’a ulaştığını belirten 63 yaşındaki Teoman Çetin Bilgin ise, "Sıkıntılarım artınca yapılan tetkikler ve biyopsi sonucunda ameliyat olmama karar verildi. Robotik cerrahinin daha hassas bir yöntem olması nedeniyle benim için daha uygun olabileceğini düşündük. Bu süreçte Doç. Dr. Ahmet Şahan, ameliyatın kendi hastanelerinde robotik cerrahi ile yapılabileceğini söyledi. Operasyon sonucunda da alınan patolojim temiz çıktı, prostat kanserini yendim" diye görüş verdi. Medicana Bursa’da da robotik cerrahi başladı Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan, yapılan yatırımın yalnızca bir teknoloji alımı olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: "Teknoloji, sağlık alanında çok önemli bir yer tutuyor. Robotik cerrahi sistemler de bu alandaki en önemli gelişmelerden biri. Medicana Bursa Hastanesi’nde robotik cerrahi sisteminin kullanılmaya başlanması, hastalarımız için yeni ve ileri düzey tedavi seçeneklerinin devreye girmesi açısından büyük önem taşıyor. Medicana Bursa Hastanesi olarak hedefimiz, Bursa’yı tıbbi ve cerrahi teknolojilerde referans merkezlerinden biri haline getirmek." 2017 yılından bu yana Bursa’da dünya standartlarında sağlık hizmeti sunduklarını belirten Dr. Akan, sözlerine şöyle devam etti: "Medicana Bursa Hastanesi olarak hedefimiz, yalnızca Bursa’nın değil Güney Marmara Bölgesi’nin tüm sağlık ihtiyaçlarını tek çatı altında karşılayabilen güçlü bir sağlık merkezi olmak. Uluslararası hasta bakım standartlarına uyumlu hizmet anlayışımız, ileri teknolojik altyapımız ve alanında uzman akademik kadromuzla; Balıkesir, Yalova, Çanakkale ve Kütahya başta olmak üzere çevre illerden gelen hastalarımıza da güvenle hizmet veriyoruz. JCI (Joint Commission International) akreditasyonumuz, sunduğumuz sağlık hizmetlerinin kalitesini ve hasta güvenliğine verdiğimiz önemi uluslararası düzeyde tescilliyor. Hastanemize kazandırdığımız Da Vinci Robotik Cerrahi Sistemi ile ileri cerrahi uygulamalarda bölgesel bir merkez olma hedefimizi daha da güçlendirdik. Amacımız, Bursa ve çevre illerden gelen hastalarımıza en güncel, en etkin ve en güvenli cerrahi tedavi seçeneklerini sunmaya devam etmek."
RSV bağışıklığı anne karnında kazandırılabilir
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:49 RSV bağışıklığı anne karnında kazandırılabilir Yenidoğan döneminde görülen ağır solunum yolu enfeksiyonları genellikle RSV nedeniyle oluşuyor. Özellikle yaşamın ilk yıllarında RSV nedeniyle ciddi klinik tablolar oluşabildiğini vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Son yıllarda geliştirilen gebelikte RSV aşısı, bebeği henüz anne karnındayken koruma altına almayı hedefleyen yeni ve dikkat çekici bir yaklaşım sunuyor" diye konuştu. RSV’nin (Respiratuvar Sinsityal Virüs), bebeklerde alt solunum yollarını tutarak bronşiolit ve pnömoniye neden olabildiğini kaydeden Medicana International İzmir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Merda Erdemir Işık, "Özellikle ilk 6 ayda enfeksiyon ağır seyredebiliyor; solunum sıkıntısı, apne atakları ve hastaneye yatış ihtiyacı sık görülüyor. Prematüre bebekler ile kalp ve akciğer hastalığı olanlar en yüksek risk grubunda yer alıyor" dedi. Gebelikte yapılan RSV aşısının yararlarından bahseden Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Bu aşının temel hedefi sadece anne adayını değil, doğacak bebeği de korumak. Aşılanan annede oluşan RSV’ye özgü IgG antikorları, gebelik sırasında plasenta yoluyla bebeğe geçiyor. Böylece bebek, doğduğu anda pasif bağışıklık kazanmış oluyor. Bu yöntem, yıllardır tetanoz ve grip aşılarında da başarıyla kullanılan bir bağışıklama stratejisi" diye konuştu. Gebelikte bebeğe kazandırılan pasif bağışıklığın, doğumdan sonra yaklaşık 4-6 ay boyunca devam ettiğini açıklayan Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, bu sürenin RSV enfeksiyonlarının en sık ve en ağır seyrettiği dönem olması açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. En savunmasız grup prematüre bebekler RSV aşısının gebeliğin 32-36’ncı haftaları arasında uygulanmasının önerildiğini kaydeden Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, sözlerine şöyle devam etti: "Yapılan geniş kapsamlı klinik çalışmalarda, bu dönemde uygulanan aşının yenidoğanlarda RSV’ye bağlı alt solunum yolu enfeksiyonlarını, hastaneye ve yoğun bakıma yatış oranlarını anlamlı şekilde azalttığı gözlemlendi. Mevcut bilimsel veriler, anne ve bebek açısından ciddi bir güvenlik sorunu olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle prematüre bebekler RSV açısından en savunmasız gruplar arasında yer alıyor. Gebelikte yapılan aşı sayesinde, erken doğsa bile bebek belirli bir düzeyde koruyucu antikorla dünyaya geliyor. Bu durum, ağır enfeksiyon riskini azaltmada önemli bir avantaj sağlıyor. Ayrıca daha önce RSV enfeksiyonu geçirmek kalıcı ve güçlü bir bağışıklık sağlamıyor. Bu nedenle, geçmişte RSV geçirmiş anne adaylarında da aşı öneriliyor." Bebeği korumak için en etkili yöntem Anne adaylarının en çok; "Bu aşı bebeğe zarar verir mi?", "Doğumdan sonra yapılması yeterli olmaz mı?" ve "Daha önce enfeksiyon geçirdim, bana gerek var mı?" gibi yanlış ya da eksik bilgilere dayalı sorular yönelttiğini belirten Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Mevcut veriler, gebelikte yapılan aşının bebeği korumada en etkili yöntem olduğunu gösteriyor. Öte yandan RSV aşısı, grip ve Covid-19 aşılarıyla aynı dönemde, farklı enjeksiyon bölgelerinden uygulanabiliyor. Türkiye’de RSV aşısının rutin gebelik aşı takvimine girişiyle ilgili süreç devam ediyor. Anne adaylarının, bireysel durumları ve risk faktörleri doğrultusunda kadın doğum ve göğüs hastalıkları uzmanlarına danışarak güncel önerileri takip etmeleri önem taşıyor. Sonuç olarak, gebelikte RSV aşısı, yenidoğanları hayatlarının en savunmasız döneminde ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından korumayı amaçlayan, bilimsel temeli güçlü ve umut verici bir uygulama olarak öne çıkıyor" ifadelerini kullandı.
Siyatik ağrınız bel fıtığı ile karışmasın
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:33 Siyatik ağrınız bel fıtığı ile karışmasın Medicana Konya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Yaşar Karataş, siyatik sinirin seyri boyunca herhangi bir yerde sıkışması ve zarar görmesi ile kalçada ve bacakta meydana gelen ağrıya toplumda sıkça karşılaştığımız şekliyle siyatik adı verildiğini ve siyatik ağrısına uyuşma, karıncalanma ile bacakta güç kaybının da eşlik edebileceğini belirtti. Bel bölgesinden çıkan sinirlerin birleşmesiyle oluşan ve kalçadan bacağa kadar uzanan vücutta bulunan en kalın ve en uzun seyirli sinir olan siyatik sinir, bacağın algılama ve hareket işlevlerini yerine getiriyor. Siyatiğin en sık karşılaşılan sebepleri arasında sinir köklerinin bel omurgasından çıkarken sıkışmasına neden olan bel fıtığı, omurilik kanal darlığı ve bel kayması yer alıyor. Medicana Konya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Yaşar Karataş, bunun dışında nadiren omurga enfeksiyonları, kırıkları ve tümörlerinin de siyatik ağrısına neden olabileceğine dikkat çekti. Piriformis sendromu bel fıtığı ile karıştırılabilir Bazen psikosomatik yani tıbbi olarak açıklanamayan duygu durumundan kaynaklanan rahatsızlıklar da bacak ağrısı şeklinde kendini gösterebiliyor. Ancak psikosomatik ağrılara baş dönmesi, bulantı, çarpıntı, mide rahatsızlıkları, nefes almada güçlük hissi eşlik ediyor. Siyatik sinirin omurga dışında sıkışmasına neden olan ve bazen gözden kaçabilen önemli bir sebebinin de piriformis sendromu olduğunu belirten Op. Dr. Yaşar Karataş, "Bu sendrom hastada yaptığı bulgular benzerliği dolayısı ile bel fıtığı ile karışabilir. Piriformis kalçada bulunan kuyruk sokumundan uyluk kemiğine uzanan derin yerleşimli bir kastır. Bu kasın altından siyatik sinir geçer. Zorlama, travma, kasın kendisinde ya da çevresindeki dokularda iltihaplanma, uzun süre oturma gibi sebeplerle bu kasta gerginlik, ödem gelişebilir. Bu durumda altındaki siyatik sinirde sıkışma meydana gelir. Siyatik sinirin baskıya uğraması ile kalçada ve sıkışan taraftaki bacak arka yüzünde ağrı, uyuşukluk meydana gelir. Hastalarda oturmaya karşı tahammülsüzlük olur ve merdiven çıkmada zorluk olabilir’’ dedi. Piriformis sendromunun tedavi yöntemleri Tanının esas olarak hastanın anlattığı hikaye ve fiziksel muayene ile konduğunu, radyolojik incelemeler ve sinir iletim çalışmalarının sadece klinik bulguları destekleyici sonuçları ortaya koyabileceğini ifade eden Op. Dr. Yaşar Karataş, "Fiziki muayenede amaç özellikle bu kasın gerginliğini artıran manevralarla bulguları ortaya çıkarmaktır. Hasta ağrılı tarafı üste gelecek şekilde yan yatırılır. Uyluk kalça ekleminden ve bacak diz ekleminden bükülerek kalça eklemi içe doğru çevrilir. Bu manevra ile ağrı ortaya çıkar ise test pozitiftir ve tanı bu şekilde doğrulanabilir" ifadelerini kullandı. Piriformis sendromunun tedavisinde ilk olarak kısa süreli istirahat önerileceğini belirten Op. Dr. Yaşar Karataş, dinlenme ile tam iyileşme sağlanmaz ise tedaviye antienflamatuvar ilaçlar ve B grubu vitamin takviyeleri ilave edilebileceğine dikkat çekti. Karataş, "İlaç tedavisinin yanında germe hareketlerini içeren fizik tedavi modaliteleri uygulanabilir. Bunun yanında kas içerisine ya da sinir etrafına yapılan kortizon denilen steroid enjeksiyonu da tedavinin önemli bir parçası olarak hekimler tarafından tercih edilmektedir. Piriformis kasına yapılan yaygın adıyla botoks olarak bilinen botulinum enjeksiyonları da tedavilerde yer bulmaktadır" ifadelerini kullandı. "Ameliyat dışı tedavilerde yanıt alınamıyorsa cerrahi tedavi düşünülmeli" Tüm bu ameliyat dışı tedavilere yanıt alınamayan durumlarda cerrahi tedavinin düşünülmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Yaşar Karataş, kasları kuvvetlendirici egzersizler yapmanın önemli olduğunu ifade ederek, "Otururken, ayakta dururken ya da araç kullanırken duruşa dikkat etmek; yerden eşya alırken çömelme hareketini kullanmak; uzun süreli oturmak gerekirse bunu molalı bir şekilde yapmak gerekmektedir" diye konuştu.
Türkiye organlarını kaybediyor
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:33 Türkiye organlarını kaybediyor Obezite, diyabet ve hipertansiyon salgını Türkiye’nin organ sağlığını tehdit ediyor. Metabolik hastalıkların sessizce çürüttüğü böbrek ve karaciğerler nedeniyle nakil listeleri hızla kabarıyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan Organ Nakli Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaprak, "Sadece yaşlılar değil, metabolik hastalıklar yüzünden gençler de organlarını kaybediyor" diyerek acı tabloyu özetledi. Türkiye’de organ nakli gerçeği, son dönemde sevilen sanatçı Ufuk Özkan’ın yaşadığı karaciğer yetmezliği süreciyle bir kez daha gündeme oturdu. Organ yetmezliği, eskiden sadece ileri yaş veya doğuştan gelen hastalıklarla anılırdı. Ancak günümüzde obezite, diyabet ve hipertansiyon gibi metabolik hastalıkların yaygınlaşması, organ nakli ihtiyacını hiç olmadığı kadar artırdı. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Organ Nakli Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaprak, organ bağışının toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak; değişen hasta profilini ve hayat kurtarmanın yeni dijital yolunu anlattı. Organ bağışının yol haritası Organ bağışı yapmak isteyen vatandaşların sağlık kuruluşlarına başvurması yeterli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yaprak, "2025 yılında hazırlanan yönetmelik kapsamında organ bağışı kolaylaştırıldı. Eskiden organ nakli koordinatörlerine iki şahitle gidiliyordu. Şimdi e-Nabız üzerinden de organ bağışı yapılabiliyor. Bu süreç, organların mutlaka alınacağı anlamına gelmez. Organlar yalnızca beyin ölümü gerçekleştiğinde ve ailenin onayıyla alınabiliyor" dedi. Kadavra bağışında süreç farklı işliyor Kadavradan organ bağışı hakkında toplumda yanlış bilgiler olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yaprak, "Beyin ölümü; kalp krizi, kafa içi basıncı artıran hastalıklar ya da oksijensiz kalma gibi nedenlerle gelişebilir. Beyin ölümü gerçekleştiğinde kişi yoğun bakımda yaşam destek cihazlarına bağlı olur. Bu sırada organlar hala kanlanır ve çalışır. Bağış, bu aşamada ailenin onayıyla yapılır. Bu, bir cenazeden organ alınması değildir. Metabolik sendrom dediğimiz; diyabet, hipertansiyon, karaciğer yağlanması ve obezite gibi hastalıklar organlarımızı daha erken yaşta yıpratıyor. Bu da organ nakli ihtiyacını ciddi şekilde artırıyor. Organ bağışının hayati önem taşıyor" ifadelerini kullandı. Bebeklikten 75 yaşına kadar nakil mümkün Organ nakillerinde farklı bağış türleri uygulanıyor. Prof. Yaprak, "Kalp ve akciğer nakilleri yalnızca beyin ölümü gerçekleşmiş bağışçılardan yapılabiliyor. Ancak böbrek ve karaciğer nakilleri canlı vericilerden de mümkün. Çünkü karaciğer kendini yenileyebilen bir organ ve iki böbreğimiz olduğu için biriyle yaşam sürdürülebiliyor. Bebeklikten 75 yaşına kadar organ nakli yapabiliyoruz. Bebeklerde genellikle doğuştan safra yolu hastalıkları, çocuklarda metabolik hastalıklar, erişkinlerde ise Hepatit B, Hepatit C, karaciğer yağlanması, otoimmün hastalıklar ve bazı kanser türleri nakil ihtiyacına yol açıyor" şeklinde konuştu. "İnsanın hayatını kurtarabilecek en değerli miras" Türkiye’de organ bağış oranlarının hala ihtiyacın çok gerisinde olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yaprak, artan kronik hastalıklar nedeniyle her yıl daha fazla kişinin organ nakline ihtiyaç duyduğunu belirtti. Organ bağışının bir insanın hayatını kurtarabilecek en değerli miraslardan biri olduğunu vurguladı.