SAĞLIK
BEUN Hastanesinden kalp hastalarına umut; Kriyobalon Ablasyon yöntemi ilk kez Zonguldak’ta 17 Mart 2026 Salı - 18:43:31 Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Hastanesi, güçlü akademik kadrosu ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında önemli başarılara imza atmaya devam ediyor. Bu kapsamda kalp ritim bozukluklarının en yaygın türlerinden biri olan atrial fibrilasyonun tedavisinde kullanılan "Kriyobalon Ablasyon Yöntemi", Zonguldak’ta ilk kez BEUN Hastanesi Kardiyoloji Bölümü doktorları tarafından başarıyla uygulandı. Atrial fibrilasyon, kalbin üst odacıklarında oluşan düzensiz elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik gibi şikâyetlere yol açabilen yaygın bir ritim bozukluğu olarak biliniyor. Tedavi edilmediği durumlarda inme başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına neden olabilen bu rahatsızlık, modern kardiyoloji yöntemleriyle kontrol altına alınabiliyor. Zonguldak Bülent Ecevit Hastanesi Kardiyoloji Bölümü ve Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı akademisyenleri tarafından gerçekleştirilen Kriyobalon Ablasyon işlemi, minimal invaziv bir yöntem olarak dikkat çekiyor. İşlem sırasında kalpte ritim bozukluğuna neden olan odaklar, soğuk enerji kullanılarak izole ediliyor ve böylece kalbin normal ritmine dönmesi sağlanıyor. Bu yöntem sayesinde hastalarda ritim kontrolü sağlanırken yaşam kalitesinin de önemli ölçüde artırılması hedefleniyor. BEUN Hastanesinde başarıyla gerçekleştirilen bu işlem, Zonguldak’ta ilk kez uygulanması bakımından büyük önem taşıyor. Yüksek başarı oranı ve kısa işlem süresi ile öne çıkan kriyobalon ablasyon yöntemi sayesinde, uygun hastalar, mega şehirlerdeki ileri merkezlere gitmek zorunda kalmadan modern tedavi imkânlarına Zonguldak’ta ulaşabilecek. Bu gelişme, Batı Karadeniz Bölgesi’nde sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran önemli bir adım olacak. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, Üniversite Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen kriyobalon ablasyon işlemiyle ilgili yaptığı açıklamada şu sözleri dile getirdi: "Üniversite Hastanemiz, güçlü akademik kadrosu, nitelikli sağlık çalışanları ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında yenilikçi uygulamaları hayata geçirmeye devam etmektedir. Atrial fibrilasyon tedavisinde kullanılan kriyobalon ablasyon yönteminin Hastanemizde başarıyla uygulanması, bölgemizde sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran son derece önemli ve gurur verici bir gelişmedir. Bu başarılı uygulamada emeği geçen Kardiyoloji Bölümümüzün kıymetli hekimleri başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımızı yürekten tebrik ediyorum. Bilimsel bilgi birikimini modern tıbbi teknolojiyle bir araya getirerek hastalarımıza en güncel ve güvenilir tedavi imkânlarını sunan değerli sağlık kadromuz, Üniversite Hastanemizin sağlık alanındaki güçlü konumunu her geçen gün daha da pekiştirmektedir. Üniversite Hastanemizde gerçekleştirilen bu nitelikli girişim sayesinde, yalnızca Zonguldak’taki değil Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki hastalarımız da büyük şehirlere gitme zorunluluğu duymadan ileri düzey tedavi hizmetlerine bulundukları bölgede ulaşabilme imkânına kavuşmaktadır. Bu vesileyle tedavi gören hastalarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, sağlık hizmeti almak üzere Hastanemize başvuracak tüm hastalarımıza Yüce Allah’tan acil şifalar diliyorum. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi, bölgenin sağlık üssü olma misyonuyla bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek modern tıbbın sunduğu en ileri tedavi yöntemlerini vatandaşlarımızla buluşturmaya kararlılıkla devam edecektir."
17 Mart 2026 Salı - 15:19 ’Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek Akciğerlerde ciddi enfeksiyonlara sebep olan lejyoner hastalığına karşı farkındalığın artırılması ve konaklama birimlerinde su sistemlerinin güvenli yönetiminin sağlanması amacıyla, Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü tarafından "Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek. Gerçekleştirilecek eğitim programıyla ilgili kurumdan yapılan yazılı açıklamada, "Lejyoner hastalığı, ülkemizde bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar arasında yer almaktadır. Bu çerçevede konaklama birimlerinin, su sistemlerinde legionella bakterisinin çoğalmasını önlemeye yönelik gerekli tedbirleri alması ve bu süreçleri eğitimli sorumlu personel aracılığıyla yürütmesi zorunludur. Eğitim programı, konaklama birimlerinde görev alacak sorumlu personelin mevzuat, risk değerlendirmesi ve su yönetimi planları konularında bilgi ve yetkinliğini artırmayı hedeflemektedir. Eğitim 2 yapılacak olup, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Eğitim Salonunda gerçekleştirilecektir. Eğitime, otel, motel, tatil köyü, misafirhane, kaplıca, huzurevi, alışveriş merkezi gibi su sistemlerinin yoğun kullanıldığı konaklama ve toplu kullanım alanlarından başvurular kabul edilecektir. Yataklı tedavi kurumlarının başvuruları ise resmi yazışma yoluyla alınacaktır. Eğitime katılacak personelin en az lise mezunu olması gerekmekte olup, katılım sağlayacak kişilerin ilgili mevzuat gereği eğitim almış sorumlu personel olarak görevlendirilmesi öngörülmektedir" ifadelerine yer verildi. Öte yandan, lejyoner hastalığının genellikle klimalar, jakuziler ve su sistemlerinden solunum yoluyla bulaşan ciddi bir akciğer enfeksiyonu olduğu belirtildi.
17 Mart 2026 Salı - 14:56 Sağlık-Sen’den tıp bayramında birlik mesajı Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanlığı Cizre ilçe ve işyeri temsilcileri tıp bayramının hafta sonuna denk gelmesinden dolayı ilk mesai gönünde hazırladıkları karanfilleri tüm sağlık çalışanlarını gözeterek birlik ve beraberlik şiarıyla kutladı. Sağlık-Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, Cizre ilçe temsilcisi, kadınlar komisyonu ilçe temsilcisi ve gençlik kolları ilçe temsilcisi ile birlikte Cizre Devlet Hastanesinde görev yapan Sağlık çalışanlarına karanfil dağıttı. "Sağlık çalışanlarının hak ve hukuku gözetmenmelidir" Sağlık Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, icap nöbeti tutan ancak bu nöbetin ücretini alamayan, malpraktis uygulamasındaki eksiklikler nedeniyle mağdur olan, görevi sırasında şiddete maruz kalan hatta hayattan koparılan sağlık çalışanlarının haklarının mutlaka korunması gerektiğini söyledi. Budak, "Bu konularda sağlık çalışanlarının yetkili sendikası Sağlık-Sen olarak üzerimize düşen her türlü görevi yapacağımızın bilinmesini isteriz. Unutulmamalıdır ki sağlık hizmeti bir ekip işidir. 14 Mart’ın sağlık çalışanları için gerçek bir bayram havasında geçmesi için çalışanlarımızın beklentilerini gerçek anlamda karşılayan açıklamalar yapılması, sorunların çözümü için somut adımlar atılmalıdır" dedi. Karanfil dağıtımına Sağlık-Sen İlçe Temsilcisi Veli Özalp, İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, İlçe Gençlik Kolları Temsilcisi Fikret Sarak, Kadınlar Komisyonu İlçe Temsilcisi Serpil Akcan katıldı.
Bir ailenin kararı üç hayata umut oldu
15 Ocak 2026 Perşembe - 12:55 Bir ailenin kararı üç hayata umut oldu Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi (SEAH)’te yoğun bakımda tedavi görmekte olan bir hastaya beyin ölümü tanısı konulmasının ardından, ailesinin kararıyla bir karaciğer ve iki böbrek nakil bekleyen 3 hastaya bağışlandı. Zamana karşı yarışın yaşandığı süreçte, SEAH Organ Nakli ekiplerinin koordineli ve özverili çalışmalarıyla aynı gece içerisinde iki kadaverik böbrek nakli başarıyla gerçekleştirildi. Bağışlanan karaciğer ise uygun alıcıya nakledilmek üzere İstanbul’a gönderildi. Operasyonlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Böbrek Nakli Merkezi Başkanı Doç. Dr. Necattin Fırat, Sakarya’da faaliyet gösteren böbrek nakli merkezinin bugüne kadar birçok başarılı nakle imza attığını vurguladı. Doç. Dr. Fırat, organ bağışının hastanede gerçekleşmesi sebebiyle böbreklerin öncelikli olarak Sakaryalı hastalara nakledildiğini, karaciğerin ise İstanbul’da organ bekleyen bir hastaya umut olmak üzere gönderildiğini belirtti. Nakil sürecinin sağlıklı şekilde yürütülmesi için nakil koordinatörleriyle birlikte yoğun bakım, ameliyathane, anestezi ve cerrahi ekiplerinin iki gün boyunca büyük bir özveriyle çalıştığını ifade eden Doç. Dr. Fırat, operasyonların başarıyla neticelenmesinin en büyük mutlulukları olduğunu dile getirdi. Organ Nakli Merkezi Genel Müdürü Prof. Dr. Hamad Dheir ise Türkiye’de organ bağışı konusunda toplumsal farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekti. Dheir, beyin ölümü tanısı konulan bireylerden organ bağışı oranlarının batılı ülkelere kıyasla düşük seviyede olduğunu belirterek, organ bekleyen binlerce hasta bulunduğunu ve tüm vatandaşları organ bağışına destek olmaya davet etti.
Başhekim Prof. Dr. Artaş, "Hastanemiz bölge illerle birlikte yaklaşık 3,5 milyon nüfusa hitap etmektedir"
15 Ocak 2026 Perşembe - 12:48 Başhekim Prof. Dr. Artaş, "Hastanemiz bölge illerle birlikte yaklaşık 3,5 milyon nüfusa hitap etmektedir" Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde güçlü akademik kadrosu ve deneyimli sağlık çalışanlarıyla modern tıbbın tüm imkanlarının sunulduğunu belirten Başhekim Prof. Dr. Gökhan Artaş, "Fırat Üniversitesi Hastanesi yalnızca Elazığ’a değil, bölge illerle birlikte yaklaşık 3,5 milyon nüfusa hitap etmektedir. Hastanemiz bin 59 yatak ve 168 yoğun bakım yatağı ile tüm tanı, tedavi, ameliyat ve girişimsel işlemlerin gerçekleştiriliyor" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi, 160 bin metrekare kapalı alan, 50 bin metrekare açık alan, bin 59 yatak, 164 yoğun bakım yatağı, 268 öğretim üyesi olmak üzere 784 akademik personel ile birlikte 2 bin 181 yardımcı sağlık ve idari personelden oluşan toplam 2 bin 965 kişilik büyük bir sağlık ordusu ile hizmet sunuyor. Hastane, Elazığ merkezli olmak üzere Bingöl, Muş, Tunceli, Bitlis, Erzincan ve çevre il ve ilçelerden gelen hastalarla birlikte yaklaşık 3,5 milyon nüfusa hitap eden bir sorumluluk taşıyor. Yıllık 1 milyon 225 bin poliklinik başvurusu, 404 bin acil başvurusu, 81 bini aşan yatan hasta sayısı, 67 bini aşkın ameliyat ve 150 bini aşan ileri girişimsel işlem ile Fırat Üniversitesi Hastanesi, merkez üssü görevi görüyor. 2025 yılına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Fırat Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Gökhan Artaş, "Hastanemiz ilin ve bölgenin en köklü sağlık kuruluşlarından birisidir. Fırat Üniversitesi Hastanesi olarak 2025 yılı boyunca vatandaşlarımıza en iyi şekilde hizmet vermeye çalıştık. Hastanenin güçlü akademik kadrosu ve deneyimli sağlık çalışanları ve modern tıbbın tüm imkanları sunuluyor. Fırat Üniversitesi Hastanesi, yalnızca Elazığ’a değil, bölge illerle birlikte yaklaşık 3,5 milyon nüfusa hitap etmektedir. Hastanemiz bin 59 yatak ve 168 yoğun bakım yatağı ile tüm tanı, tedavi, ameliyat ve girişimsel işlemlerin gerçekleştiriliyor. Modern laboratuvar ve görüntüleme altyapısına sahip bir hastane olarak 2026 yılında da ilimize ve bölgemize en iyi şekilde hizmet vermeye devam edeceğiz" diye konuştu. Yeni Fırat Üniversitesi Hastanesi projesine de değinen Artaş, "Projenin ihalesi gerçekleştirildi. Yeni yatırımla birlikte daha güçlü ve modern bir fiziksel altyapı oluşturulacak. Kompakt tasarımıyla daha verimli, deprem güvenliği yüksek, hasta konforunu ve sağlık çalışanlarımızın çalışma koşullarını iyileştiren çağdaş sağlık yapıları hizmete girecek. Bu yatırım, bölgemizin sağlık hizmetleri açısından geleceğine önemli katkı sağlayacaktır. Fırat Üniversitesi Hastanesi olarak insan hayatını merkeze alan anlayışımızla sorumluluktan kaçmadan çalışmaya devam ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Van’da yüksek riskli hasta başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu
15 Ocak 2026 Perşembe - 12:14 Van’da yüksek riskli hasta başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu Van’da ileri evre KOAH, morbid obezite ve akciğer damarlarına pıhtı atması nedeniyle yüksek riskli kabul edilen 56 yaşındaki kadın hasta, kalbinde tespit edilen yaklaşık 4 santimetre büyüklüğündeki kitle ve eş zamanlı pıhtı temizleme operasyonunun ardından sağlığına kavuştu. Van’ın İpekyolu ilçesinde yaşayan 6 çocuk annesi Kadriye Tefiye (56), artan nefes darlığı şikâyetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Merkezi’ne başvurdu. Yapılan tetkiklerde hastanın kalbinin sağ tarafında yaklaşık 4 santimetre boyutlarında kitle tespit edildi. Ayrıca hastada akciğer damarlarına pıhtı attığı belirlendi. Kalp ve Damar Cerrahı Op. Dr. Tahir Olgaç tarafından gerçekleştirilen ve yaklaşık 3 saat süren başarılı ameliyat sonucunda, hastanın kalbinde tespit edilen yaklaşık 4 santimetre büyüklüğündeki kitle ile eş zamanlı olarak akciğer damarlarındaki pıhtılar temizlendi. Operasyonun ardından sağlığına kavuşan hasta, tedavi sürecinin tamamlanmasının ardından taburcu edilecek. "Operasyonu planladığımız şekilde başarıyla gerçekleştirdik" Konuya ilişkin konuşan Kalp ve Damar Cerrahı Op. Dr. Tahir Olgaç, hastanın kardiyoloji ve göğüs hastalıkları bölümleri tarafından yakından takip edildiğini belirtti. Op. Dr. Olgaç, "Hastamız 56 yaşında, morbid obez ve ileri KOAH’ı bulunan bir hastamızdı. Aynı zamanda akciğer damarlarına pıhtı atan bir hastamızdı. Bu durumun sebebi araştırılırken kardiyoloji ve göğüs hastalıkları bölümleri arasında sürekli takip edilmekteydi. Yapılan tetkikler sonucunda hastamızın kalbinin sağ tarafında yaklaşık 3’e 4 cm boyutlarında bir kitle tespit edildi. Bunun üzerine kardiyoloji ve kalp cerrahisi ekibi olarak konsey kararı aldık ve hastamızı ameliyat etmeye karar verdik. Ameliyat için hazırlıklarımıza başladık. Esasında teknik olarak basit ve zor olmayan bir ameliyattı ancak hastamız için oldukça riskliydi. Bunun nedeni ileri KOAH’ının bulunması, morbid obez olması ve akciğer damarlarına pıhtı atmış olmasıydı. Buna rağmen operasyonu planladığımız şekilde başarıyla gerçekleştirdik" dedi. Kalbin sağ tarafındaki kitleyi, kalbi durdurmadan bypass altında, kalp çalışır vaziyetteyken sağ atriyumdan çıkardıklarını dile getiren Olgaç, "Aynı zamanda akciğerine giden damarlara endarterektomi dediğimiz pıhtı temizleme işlemini de uyguladık. İşlem sonrasında hastamız aynı gün yoğun bakımda uyandı, bilinci açıldı ve kendine geldi. Ekstübe edildi ve genel durumu gayet iyiydi. Herhangi bir sıkıntı yaşanmadı. Hastamız ameliyat öncesine kıyasla nefes darlığı şikâyetinin yüzde 70-80 oranında geçtiğini ifade etti. Daha sonra servis sürecinde de aynı şekilde takiplerimizi sürdürdük. Akciğer rehabilitasyon süreci başlatıldı ve hastamızın durumu giderek daha da iyiye gitti. Şu anda genel durumu iyi olup, bugün taburculuğunu planlamaktayız" diye konuştu. Başarılı ameliyatın ardından şikayetlerinden kurtulduğunu ifade eden 6 çocuk annesi Kadriye Tefiye isimli hasta ise başarılı operasyonu gerçekleştiren doktor ve ekibine teşekkür etti.
Çocuğunuzun tatilde kendini keşfetmesine izin verin
15 Ocak 2026 Perşembe - 11:20 Çocuğunuzun tatilde kendini keşfetmesine izin verin Klinik Psikolog Fulda Karaçiçek, yarıyıl tatilinde her boş anı yapılandırılmış etkinliklerle doldurmanın çocuğun kendi iç sesini duymasını zorlaştırdığını söyledi. Sömestr tatili, çocuğun derslerdeki açığını kapatmaya yarayan bir molanın yanı sıra bireysel kimliğinin gelişimine katkı sağlayan önemli bir süreci de ifade ediyor. Yoğun okul temposu içinde çocukların genellikle yapmaları gerekenlere odaklanırken, ’tatil sürecinde ne istiyorum?’ sorusunu kaçırdıklarını söyleyen Medline Adana Hastanesi’nden Klinik Psikolog Fulda Karaçiçek, bu dönemi verimli geçirilebilmesi için ebeveynlere önerilerde bulundu. İç sesini duymasına fırsat verin Çocukların kendini keşfetme süreci; oyun, hayal kurma, deneme-yanılma ve özgür zamanla yakından ilişkili olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Karaçiçek, "Ancak iyi niyetle yapılan aşırı planlamalar, kurslarla doldurulan tatil programları ya da sürekli verimli olma beklentisi, bu doğal süreci sekteye uğratabilir. Her boş anı yapılandırılmış etkinliklerle doldurmak, çocuğun kendi iç sesini duymasını zorlaştırır. Oysa canı sıkılmasına izin verilen, kendi oyununu kurabilen çocuklar; problem çözme ve duygusal esneklik açısından daha güçlü beceriler geliştirir. Tatil döneminde çocuklar, akademik rollerinden bir süreliğine uzaklaşarak farklı yönlerini deneyimleme şansı bulur. Resim yapmak, müzikle ilgilenmek, bir spor branşını denemek ya da yalnızca sessizce vakit geçirmek, çocuğun ilgi ve yeteneklerini fark etmesine yardımcı olur. Bu süreçte önemli olan çocuğun neyi ne kadar süreyle yapmak istediğine saygı duyulmasıdır. Sürekli yönlendirilen ya da başkalarının beklentilerine göre hareket eden çocuklar, kendi isteklerini tanımakta zorlanabilir" diye konuştu. Çocuğunuzu cesaretlendirin Ebeveyn tutumunun keşif sürecinin sağlıklı ilerlemesinde belirleyici rol oynadığını kaydeden Karaçiçek, " ‘Bu sana yakışır’, ‘Bundan bir şey olmaz’ gibi iyi niyetli ama yönlendirici cümleler, çocuğun deneme cesaretini azaltabilir. Bunun yerine ebeveynin gözlemleyen, destekleyen ve alan tanıyıp cesaretlendiren bir rolde olması çocuğun özgüvenini güçlendirir. Çocuk, kabul gördüğünü hissettiğinde yeni şeyler denemeye daha açık olur ve hata yapmaktan korkmaz. Yarıyıl tatili aynı zamanda çocuğun iç dünyasını fark etmek için de önemli ipuçları sunar. Sessizleşme, içe kapanma ya da aşırı hareketlilik gibi davranışlar; çocuğun duygusal ihtiyaçlarına dair sinyaller verebilir. Bu sinyalleri hemen düzeltmeye çalışmak yerine anlamaya çalışmak, çocuğun kendini ifade etmesini kolaylaştırır. Kendini tanıyan ve duygularını fark edebilen çocuklar, uzun vadede daha sağlıklı kararlar alabilir" dedi. Klinik Psikolog Karaçiçek, çocuğun kendini keşfetmesi için yeterli alan tanınan bir tatilin, yalnızca dinlendirici değil, ruhsal gelişimi destekleyen kalıcı bir deneyime dönüştüğünü söyledi. Karaçiçek, şu önerilerde bulundu: "Tatil programını tamamen doldurmak yerine boş zamanlara da yer açın. Çocuğunuzun ilgi gösterdiği alanları gözlemleyin, yönlendirmek yerine destekleyin. Canının sıkılmasına izin verin; bu durum bir şeyi meydana getirme duygusunu besler. Yeni şeyler deneme konusunda cesaretlendirici ama baskısız olun. Çocuğun duygularını ve davranışlarını yargılamadan dinleyin. Tatili bir performans dönemi değil, keşif süreci olarak görün."
Bayburt’ta tüberkülozla mücadele çalışmaları değerlendirildi
15 Ocak 2026 Perşembe - 11:20 Bayburt’ta tüberkülozla mücadele çalışmaları değerlendirildi Tüberküloz kontrol hizmetlerinin il genelinde kesintisiz yürütülmesine ve güçlendirilmesine yönelik değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Bayburt İl Sağlık Müdürlüğünde düzenlenen toplantıda, tüberküloz hastalığının kontrol altına alınması, yayılımının önlenmesi ve sahadaki uygulamaların etkinliğinin artırılmasına yönelik çalışmalar ele alındı. 2025 yılı boyunca kent genelinde yürütülen tüberküloz kontrol faaliyetlerinin değerlendirildiği toplantıda, erken tanının, tedaviye erişimin ve kurumlar arası iş birliğinin önemi vurgulandı. Toplantıda ayrıca tüberkülozla mücadelede sürdürülebilirliğin sağlanması, risk gruplarına yönelik çalışmaların güçlendirilmesi ve saha uygulamalarında karşılaşılan sorunların çözüm önerileri görüşülerek, tüberküloz kontrol hizmetlerinin etkin ve kesintisiz bir şekilde sürdürülmesine yönelik yeni kararlar alındı. Verem Savaş Birimi Sorumlu Hekimi Dr. Burak Ertaş tarafından yapılan sunumda, tüberküloz hastalığına ilişkin güncel bilgiler paylaşılırken, mevcut durum ve yürütülen çalışmalar hakkında bilgilendirme yapıldı. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Harun Sivlim başkanlığında gerçekleştirilen toplantıya, İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Faruk Kahraman, İl Tarım ve Orman Müdürü Ebubekir Köse, Şube Müdürü Ebru Doğan ile sağlık yöneticileri, saha çalışanları ve veremle mücadelede görev alan sağlık personeli katıldı.
Nilüfer Belediyesi’nden ruh sağlığı farkındalığı
15 Ocak 2026 Perşembe - 11:18 Nilüfer Belediyesi’nden ruh sağlığı farkındalığı Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği ’Sağlık Buluşmaları’na konuk olan psikiyatrist Uzman Dr. Ömer Öz, toplumda sıkça yanlış yorumlanan depresyon, panik atak ve kaygı durumlarına açıklık getirdi. Öz, psikiyatrik desteğin ve tedavinin temel amacının, kişinin korkuları nedeniyle kaybettiği ’ruhsal bağımsızlığını’ geri kazandırmak olduğunu vurguladı. Nilüfer Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve halkı bilinçlendirmek amacıyla düzenlediği ’Sağlık Buluşmaları’nın konuğu psikiyatrist Uzm. Dr. Ömer Öz oldu. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen etkinlikte Öz, depresyon, panik atak, kaygı bozuklukları ve takıntılar hakkında doğru bilinen yanlışları katılımcılarla paylaştı. "Her endişe panik atak değildir" Konuşmasına "panik atak" kavramının günümüzde içinin boşaltıldığını belirterek başlayan Uzm. Dr. Ömer Öz, endişeli veya tez canlı olmanın hemen bir hastalık olarak etiketlenmemesi gerektiğine dikkat çekti. Öz, "Günümüzde biraz evhamlı, ’aman başımıza bir şey gelir mi’ diye düşünen herkes kendisine panik atak etiketi yapıştırıyor. Oysa kaygı ve üzüntü, tıpkı mutluluk gibi son derece insani ve gerekli duygulardır. Değer verdiği şeyleri olan her insan, onları kaybetme korkusuyla endişe yaşar. Bu, tek başına bir hastalık göstergesi değildir" dedi. "Hedefimiz kişinin bağımsızlığını geri kazanması" Psikiyatrik desteğe ne zaman ihtiyaç duyulacağı konusuna da açıklık getiren Uzm. Dr. Öz, kilit noktanın "bağımsızlık" olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: "Bir kişi kaygıları yüzünden yemek yiyemiyor, dışarı çıkamıyor veya evde yalnız kalamıyorsa, o kişi bağımsızlığını kaybetmiş demektir. Bizim bilimsel olarak yapmaya çalıştığımız şey, kişinin bu korkular nedeniyle kısıtlanan özgürlüğünü ona geri vermektir. Yoksa amacımız insanı hiç üzülmeyen, hiç kaygılanmayan robotik bir canlıya dönüştürmek değil." Ruh sağlığı sorunlarını tanımlarken kullanılan dilin önemine değinen Öz, "bozukluk" kavramına mesafeli yaklaştığını belirtti. "Bende bozukluk var" düşüncesinin kişiyi aciz hissettirdiğini ifade eden Öz, "Cerrah değiliz, elimizde neşterle bir şeyi kesip atamayız. İyileşme, kişinin düşünce yapısını ve olayları yorumlama biçimini değiştirmesiyle başlar. ’Korkma, takma, geçer’ gibi cümlelerin tedavide yeri yoktur. Kişi o an gerçekten öleceğini ya da bayılacağını düşünüyorsa ona sadece ’korkma’ demek anlamsızdır. Önemli olan düşünce ile gerçeği ayırt etmesini sağlamaktır" diye konuştu. Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Uzm. Dr. Ömer Öz, psikiyatrik ilaçlarla ilgili toplumdaki "uyuşturur, bağımlılık yapar, kilo aldırır" gibi önyargılara da değindi. Bilimin ve farmakolojinin çok geliştiğini belirten Öz, "Tedavide hedefimiz kişiyi uyuşturmak değil, işlevselliğini artırmaktır. Ancak ilaç tek başına sihirli bir değnek değildir. Yaşam alışkanlıklarını değiştirmek, düşünce biçimlerini düzenlemek ve gerekirse terapi ile süreci desteklemek gerekir" ifadelerini kullandı.
20 dakika beyin dolaşımı durdurulan hasta hayata döndürüldü
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:53 20 dakika beyin dolaşımı durdurulan hasta hayata döndürüldü Göğüs ve sırt ağrısı şikâyetiyle hastaneye başvuran 53 yaşındaki Ali Yardımlı, Kahramanmaraş’taki HG Hospital’da gerçekleştirilen yüksek riskli ameliyatla hayata tutundu. Aort diseksiyonu tanısı konulan hastaya zamanla yarışılan bir müdahale yapıldı. Adıyaman’ın Besni ilçesinden sevk edilen Ali Yardımlı, acil olarak ameliyata alındı. Yapılan incelemelerde hastanın sağ şah damarının tamamen koptuğu ve pıhtı ile dolu olduğu, sol şah damarının ise diseksiyona bağlı olarak yırtıldığı belirlendi. Vakanın ileri derecede kompleks olması nedeniyle, "beyin dolaşımının cihazlarla sürdürülmesi" yöntemi uygulanamadı. Her iki şah damarındaki ağır hasar nedeniyle beyin dolaşımı da geçici olarak durduruldu. Yaklaşık 20 dakika boyunca hem beyin hem de vücut dolaşımı kesilerek hasarlı damarlar değiştirildi, her iki şah damarına bypass ameliyatı yapıldı. Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan hasta taburcu edilecek. HG Hospital Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdinç Eroğlu, "Bu tür vakalarda beyin dolaşımının da tamamen durdurularak operasyon yapılması son derece nadirdir. Literatürde benzer girişimler yer alsa da, hastanın hiçbir sekelsiz iyileşmesi çok az görülür. Hastamızın hızlı müdahale ve başarılı cerrahi sayesinde sağlığına kavuşması tıbbi açıdan önemli bir başarıdır. Bu vakanın dünya literatürüne girebilecek nitelikte olduğunu değerlendiriyoruz" dedi. Hasta Ali Yardımlı ise, "Bir hafta sonu acil olarak sevk edildim. Bir insanın yapabileceği en son noktadaki hamlesini yaptı ve Allah’a dua ettik. Şu anda sağlıklıyım. Tamamen yeniden doğmuş gibiyim" diye konuştu.
20 dakika beyin dolaşımı durdurulan hasta hayata döndürüldü
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:52 20 dakika beyin dolaşımı durdurulan hasta hayata döndürüldü Göğüs ve sırt ağrısı şikâyetiyle hastaneye başvuran 53 yaşındaki Ali Yardımlı, Kahramanmaraş’taki HG Hospital’da gerçekleştirilen yüksek riskli ameliyatla hayata tutundu. Aort diseksiyonu tanısı konulan hastaya zamanla yarışılan bir müdahale yapıldı. Adıyaman’ın Besni ilçesinden sevk edilen Ali Yardımlı, acil olarak ameliyata alındı. Yapılan incelemelerde hastanın sağ şah damarının tamamen koptuğu ve pıhtı ile dolu olduğu, sol şah damarının ise diseksiyona bağlı olarak yırtıldığı belirlendi. Vakanın ileri derecede kompleks olması nedeniyle, "beyin dolaşımının cihazlarla sürdürülmesi" yöntemi uygulanamadı. Her iki şah damarındaki ağır hasar nedeniyle beyin dolaşımı da geçici olarak durduruldu. Yaklaşık 20 dakika boyunca hem beyin hem de vücut dolaşımı kesilerek hasarlı damarlar değiştirildi, her iki şah damarına bypass ameliyatı yapıldı. Hasta, ameliyat sonrası sağlığına kavuşarak taburcu edilecek. HG Hospital Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdinç Eroğlu, "Bu tür vakalarda beyin dolaşımının da tamamen durdurularak operasyon yapılması son derece nadirdir. Literatürde benzer girişimler yer alsa da, hastanın hiçbir sekelsiz iyileşmesi çok az görülür. Hastamızın hızlı müdahale ve başarılı cerrahi sayesinde sağlığına kavuşması tıbbi açıdan önemli bir başarıdır. Bu vakanın dünya literatürüne girebilecek nitelikte olduğunu değerlendiriyoruz" dedi. Hasta Ali Yardımlı ise, "Bir hafta sonu acil olarak sevk edildim. Bir insanın yapabileceği en son noktadaki hamlesini yaptı ve Allah’a dua ettik. Şu anda sağlıklıyım. Tamamen yeniden doğmuş gibiyim" diye konuştu.
Manisa’da sağlık hizmetlerinde kalite ve erişim hedefi büyüyor
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:51 Manisa’da sağlık hizmetlerinde kalite ve erişim hedefi büyüyor Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, normal doğum oranlarının artırılması, acil sağlık kapasitesinin güçlendirilmesi ve yeni sağlık yatırımlarıyla Manisa’da nitelikli sağlık hizmetlerinin daha üst seviyelere taşınmasını hedeflediklerini söyledi. Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, kent genelinde sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaya yönelik hedefler doğrultusunda yürütülen çalışmaları yerinde inceleyerek değerlendirmelerde bulundu. İlçe ilçe gerçekleştirilen saha incelemelerinde hastalar, hasta yakınları ve sağlık çalışanlarıyla birebir görüşen Zeren, sağlık sisteminin sahadaki ihtiyaçlarını tespit etti. İlçe programına Saruhanlı Devlet Hastanesi’nden başlayan İl Sağlık Müdürü, kısa süre önce hizmete açılan yeni acil servisin işleyişi hakkında bilgi aldı. Poliklinikleri tek tek ziyaret eden Zeren, uzman hekimler ve muayene bekleyen hastalarla görüşerek sağlık hizmetlerinin etkinliği konusunda değerlendirmelerde bulundu. Kırkağaç Devlet Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Dr. Sabina Çavuşoğlu ve Dr. Muhammet Kutluhan Azman ile doğumhane ekibini ziyaret eden Zeren, Ocak ayı içerisinde tüm doğumların normal doğum olarak gerçekleştirilmesinden dolayı ekibi tebrik etti. Normal Doğum Eylem Planı kapsamında il genelinde ilk sezaryen oranlarının yüzde 23’lerden yüzde 18’lere düşürüldüğünü belirten Zeren, bu oranı daha da aşağı çekmeyi hedeflediklerini vurguladı. Kırkağaç’ta yapımı devam eden Devlet Hastanesi Ek Hizmet Binası, İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Aile Sağlığı Merkezi inşaat alanlarını da inceleyen İl Sağlık Müdürü, yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Kırkağaç 1 No’lu 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’nu ziyaret eden Zeren, ambulans personelinin talep ve ihtiyaçlarını dinledi. Selendi ilçesinde Devlet Hastanesi, Toplum Sağlığı Merkezi, Aile Sağlığı Merkezi ile 1 ve 2 No’lu 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonlarını ziyaret eden Zeren, acil sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekti. 2025 yılı içerisinde Manisa genelinde 150 bin hastaya ambulans hizmeti verildiğini ifade eden Zeren, acil sağlık hizmetleri kapasitesinin 8 yeni ambulansla güçlendirildiğini ve yeni istasyonlar için çalışmaların sürdüğünü söyledi. Program kapsamında Kula Devlet Hastanesi ile yapımı devam eden Kula İlçe Sağlık Müdürlüğü şantiye alanını da inceleyen İl Sağlık Müdürü, İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde sahada görev yapan değerlendirme ekiplerinin çalışmalarına katıldı. Zeren, tüm çalışmaların Manisa’da erişilebilir, nitelikli ve kaliteli sağlık hizmet sunumunu daha üst seviyelere taşımayı amaçladığını ifade etti.
Prof. Dr. Feyza Umay Koç: "Anne sütü bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır"
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:40 Prof. Dr. Feyza Umay Koç: "Anne sütü bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır" Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı çatısı altında hizmet veren Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği, ’Bebek Dostu Hastane’ vizyonuyla sağlıklı nesillerin yetişmesine öncülük ediyor. Annelere, 32’nci gebelik haftasından itibaren bilimsel ve profesyonel destek sunan merkez; Sosyal Pediatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Feyza Umay Koç öncülüğündeki Bebek Dostu Hastane Komitesi tarafından, en güncel bilimsel protokollerle yönetiliyor. Bebek sağlığının en temel yapı taşı olan anne sütünü çalışmalarının merkezine alan poliklinik, gebelikten doğum sonrasına uzanan süreçte anneler için önemli bir güven kaynağı oluşturuyor. Merkez aynı zamanda, anne sütünün korunması ve emzirme bilincinin toplumda yaygınlaştırılmasını hedefliyor. "Annelere 32’nci haftadan itibaren uygulamalı destek veriyoruz" Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin uzun yıllardır taşıdığı "Bebek Dostu Hastane" unvanıyla kalite standartlarını en üst seviyede tuttuğunu belirten Prof. Dr. Feyza Umay Koç, "Emzirme başarısının doğru bilgilenme ile başladığı ilkesinden yola çıkan merkezimiz, 32’nci hafta ve üzerindeki tüm gebe kadınlara yönelik kapsamlı eğitimler düzenliyor. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen bu eğitimlerde; doğru emzirme teknikleri, bebeklerin açlık sinyallerini anlama ve meme sağlığı gibi kritik konular detaylandırılıyor. Böylece anne adayları, doğum sonrasına hem psikolojik hem de teknik açıdan hazır bir şekilde giriyor. Ege Üniversitesi Hastanesi Kadın Doğum Servisi’nde doğum yapan anneler, henüz taburcu olmadan emzirme danışmanlarımız tarafından ziyaret edilerek uygulamalı destek alıyor. Ayrıca süreç içerisinde çeşitli nedenlerle emzirmeye ara vermiş veya süt miktarı azalmış anneler için ‘relaktasyon’ yani sütün yeniden gelmesini sağlama yöntemleri uygulanıyor. Bilimsel metotlarla desteklenen anneler, yeniden emzirme motivasyonu kazanarak bebeklerinin bağışıklığını güçlendirme fırsatı buluyor" dedi. Prof. Dr. Feyza Umay Koç "Bebek Dostu Hastane" olmak için ekip çalışmasının çok önemli olduğunu ve bu konuda hastane yönetiminin, Yenidoğan Bilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Özge Altun ve Doç. Dr. Demet Terek’in, tüm bebek dostu hastane komisyonu üyelerinin şartsız destek verdiklerini belirtti. "Bebekler ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmelidir" Bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Feyza Umay Koç, "Anne sütü, bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır. Her bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesini sağlamak ve bu süreci 2 yaş ve ötesine taşımak, bebeğin gelişimi açısından hayati önem taşır. Üniversitemizin akademik birikimiyle sahaya inen polikliniğimiz, İzmir ve çevresindeki tüm anneler için bir rehber niteliğindedir " diye konuştu. Ege Üniversitesi ’Bebek Dostu Hastanesi’ bünyesindeki Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği; Sosyal Pediatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Feyza Umay Koç öncülüğünde, Doç. Dr. Merve Tosyalı ile birlikte; emzirme politikalarını ve anne sütü destek çalışmalarını güncel bilimsel protokollerle destekleyerek yürütüyor. Polikliniğin deneyimli emzirme danışmanları Zeliha Ünal Demirtürk, Lütfiye Gökdağ Taşçı ve Tuğba Hendem; Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği, Kadın-Doğum Polikliniği ve Kadın-Doğum Servisi olmak üzere üç ayrı noktada kesintisiz hizmet sunuyor.
Op. Dr. Duygu Kavak, HPV virüsü ve serviks kanseri hakkında merak edilenleri anlattı
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:37 Op. Dr. Duygu Kavak, HPV virüsü ve serviks kanseri hakkında merak edilenleri anlattı Eskişehir Şehir Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Doktoru Op. Dr. Duygu Kavak, HPV virüsü, serviks kanseri, tarama testleri ve toplumda doğru bilinen yanlışlar hakkında merak edilen soruları yanıtladı. Serviks (rahim ağzı) kanseri, dünyada ve Türkiye’de kadın sağlığını tehdit eden önemli kanser türleri arasında yer alıyor. Büyük oranda HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonu ile ilişkili olan bu hastalık, erken tanı ve aşılama sayesinde büyük ölçüde önlenebiliyor. "Türkiye’de yılda yaklaşık 2 bin 500 kadın yeni tanı alıyor" Serviks kanserinin ne olduğunu ve Türkiye’de görülme sıklığı ile ilgili bilgiler veren Op. Dr. Duygu Kavak, "Serviks, rahmin vajinaya açılan bölümüdür. Vajinadan dışarı doğru uzanan bu kısma rahim ağzı ya da serviks diyoruz. Bu bölgede gelişen kansere ise "serviks kanseri" adı veriliyor. HPV etkisiyle gelişen bu hastalık türü, dünyada kadınlar arasında en sık görülen dördüncü kanser türü konumunda. Türkiye’de ise yılda yaklaşık 2 bin 500 kadına serviks kanseri tanısı konuluyor" dedi. "En önemli ve belirleyici risk faktörü HPV enfeksiyonudur" Duygu Kavak risk faktörleri ile ilgili ise şunları söyledi: "Serviks kanserlerinin yüzde 95’ten fazlası HPV enfeksiyonu nedeniyle gelişiyor. Sigara kullanımı, erken yaşta ilk cinsel ilişki, çok partnerli yaşam, bağışıklık sistemini baskılayan hastalıklar ve çok sayıda doğum yapmak da risk faktörleri arasında yer alıyor. Ancak en önemli ve belirleyici risk faktörü HPV enfeksiyonudur." "Kanser gelişmeden süreci durdurmak mümkün olabiliyor" Kadınların ne zaman uzmana başvurması gerektiğiyle ilgili konuşan Kavak, "Semptomlar ortaya çıktığında genellikle kanser gelişmiş ve hastalık ilerlemiş oluyor. Bu nedenle biz, henüz herhangi bir belirti yokken kadınların tarama testlerini yaptırmalarını istiyoruz. Eğer bu aşamada yakalarsak, kanser gelişmeden süreci durdurmak mümkün olabiliyor" şeklinde konuştu. "Smear ve HPV testlerinin birlikte kullanılması tarama başarısını artırıyor" Erken tanının hayati öenmi hakkında konuşan Op. Dr. Duygu Kavak, "Türkiye’de KETEM’ler (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri) aracılığıyla, Sağlık Bakanlığı’nın tarama programı kapsamında 30 yaşından itibaren kadınlara 5 yılda bir HPV testi uygulanıyor. Dünyada ise birçok ülkede 25 yaşından itibaren HPV testi yapılmakta. Smear ve HPV testlerinin birlikte kullanılması tarama başarısını artırıyor. Smear testi normal ve HPV testi negatif olan kadınlar için 5 yılda bir tarama yeterli oluyor. Ancak herhangi bir anormallik saptanırsa, test aralıkları kısaltılabiliyor ya da ek müdahaleler gerekebiliyor" diye belirti. "Her yaşta, herkes aşılanabilir" Onkoloji Cerrahisi Doktoru Op. Dr. Duygu Kavak, aşının kanser korumadaki etkisini şu sözlerle ifade etti: "HPV aşısı son derece etkili ve dünya genelinde uzun yıllardır uygulanıyor. Aşının yaygın olduğu ülkelerde rahim ağzı kanseri neredeyse hiç görülmüyor. Özellikle kanser yapan HPV tiplerine karşı koruyucu olduğu için hem kadınlara hem erkeklere, her yaş grubunda aşıyı öneriyoruz." "HPV sadece kadının değil, hem erkeğin hem kadının problemi" En yaygın yanlış inanışlardan bahseden doktor, "HPV’nin sadece kadınları etkilediği düşüncesi. Oysa HPV erkeklerde de siğillere, daha nadir olmakla birlikte penis ve anal bölge kanserlerine yol açabiliyor. Yani HPV yalnızca kadınların değil, her iki cinsiyetin de sorunudur. Bir diğer yanlış inanış, HPV aşısının yalnızca çocuklara veya gençlere yapılabileceği yönündedir. Oysa her yaşta HPV aşısı yapılabilir. İleri yaşlarda koruyuculuk oranı gençlere göre azalsa da yine de faydalıdır. Hatta rahim ağzı kanseri geçirmiş kişilerde bile uygulanabilir. Ayrıca smear testi ile HPV testi sıklıkla karıştırılıyor. Smear testi farklıdır, HPV testi farklıdır ve ikisi birbirinin yerine geçmez" açıkladı. "Çocuklar cinsel sağlığı bilerek büyümeliler" Eskişehir Şehir Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Doktoru Op. Dr. Duygu Kavak, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Bunun en büyük nedeni cinselliğin toplumda hâlâ tabu olarak görülmesi ve cinsel eğitimin yetersiz olması. Biz hekimler belirli dönemlerde toplumu bilgilendirmeye çalışıyoruz ancak bu yeterli değil. Okullarda kapsamlı cinsel eğitim verilmesi gerekiyor. Çocuklar ve gençler cinsel sağlık bilgisiyle büyümeli. Bu sayede toplumda daha yüksek bir bilinç düzeyine ulaşabileceğimizi düşünüyorum."