SAĞLIK
’Bayramda aşırı tatlı tüketmek bağırsak sağlığını riske atabilir’ 17 Mart 2026 Salı - 13:05:37 Bayram sofralarının vazgeçilmezi tatlıların kontrolsüz tüketimi, sağlık sorunlarını beraberinde getirebilir. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Esra Tutal, özellikle kısa sürede fazla miktarda tatlı tüketiminin bağırsak sağlığını riske atarak bayram sevincini gölgeleyebileceğini söyledi. Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Esra Tutal, bayramda tatlı tüketiminde dikkat edilmesi gerekenler hakkında açıklamalarda bulundu. Bayramda tatlı tüketiminin artabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Tutal, "Ramazan Bayramı denilince akla ilk gelen oruçlu geçirilen bir ayın ardından afiyetle tüketilecek birbirinden leziz tatlılar, börekler ve et yemekleridir. Bayramda alışılmışın dışında yapılan bu beslenme değişikliği herkesi etkilese de özellikle şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp hastalığı ya da böbrek hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde sağlık üzerinde olumsuz etkiler yapar. Bayram ziyaretlerinde şeker oranı yüksek hamur işleri, bol şekerli veya mısır şurubu ile tatlandırılmış tatlılar, aşırı tuzlu et yemekleri kan şekerinde aşırı yükselmeler ve düşmelere, tansiyonda yükselme, göğüs ağrısı gibi problemlere yol açabilmektedir. Ayrıca kısa sürede fazla miktarda tatlı tüketilmesi bağırsak enfeksiyonu, ishal, bulantı, kusmaya neden olarak bayramı kabusa çevirebilir" dedi. "Bayram sabahı sağlıklı kahvaltı önemli" Bayram sabahı kahvaltının önemini vurgulayan Uzm. Dr. Tutal, "Bayram sabahı güne kızartma, börek gibi ağır yiyeceklerden ziyade peynir, zeytin, sebze gibi yiyeceklerden oluşan bir kahvaltı ile başlamak uygun olacaktır" şeklinde konuştu. "Tatlı porsiyonları küçük tutulmalı" Bayramda tatlı porsiyonlarının küçük tutulması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Tutal, "Birçok evde bayram tatlıları çoktan yapıldı, porsiyonlarımızı küçük tutarak bayram ziyaretlerinde ikram edilen her tatlıyı yememek daha faydalı olacaktır. Tüketilen çay ve kahveyi azaltarak ve mümkünse şekersiz içerek, öğünleri tatlı veya böbrek gibi yiyecekler nedeniyle atlamayarak ve yeterli miktarda su tüketerek bayram dönemi rahat bir şekilde geçirilebilir" ifadelerini kullandı. "Kronik hastalar dikkat etmeli" Bayramda kronik hastaların beslenme düzenine ve sağlık durumlarına dikkat etmesi gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Tutal, "Hastalarımız beslenmeyi özellikle dikkatlice yaparak, sağlık durumlarını önemsemeli. Ayrıca kronik hastaların bu yoğun dönemde ilaç tedavilerini aksatmamaları da büyük önem taşır" dedi.
17 Mart 2026 Salı - 12:17 Tedavide modaya değil, doktora güvenin Son yıllarda kas ve iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde sıkça duyulan PRP, Ozon, Kök Hücre ve Egzozom gibi uygulamalar, hastalar arasında büyük bir merak uyandırırken beraberinde bilgi kirliliğini de getiriyor. Burtom Biyofiz Nilüfer Tıp Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emre Latifoğlu, sosyal medyanın gösterdiği "harika çözüm" algısına karşı hastaları uyararak, bu yöntemlerin gerçek sınırlarını ve bilimsel dayanaklarını açıkladı. Geleneksel poliklinik sorularının yerini popüler teknolojik uygulamaların aldığını belirten Dr. Emre Latifoğlu, bu değişimde sosyal medyanın rolüne dikkat çekti. Sosyal medyada paylaşılan kısa ve çarpıcı başlıkların PRP, Ozon, Egzozom ve Kök Hücre gibi tedavileri olduğundan daha güçlü ve kesin çözümler gibi gösterebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Latifoğlu, şöyle konuştu : "Son yıllarda fiziksel tıp polikliniklerinde konuşulan konular değişti. Eskiden ‘ağrılarıma sıcak mı soğuk mu iyi gelir?’ diye sorulurken, artık hastalar doğrudan şunu soruyor: ‘Hocam PRP yaptırsam geçer mi?’, ‘Ozon bana çare olur mu?’, ‘Kök hücreyle eklem tamamen yenileniyor mu?’, ‘Egzozom en yeni yöntemmiş, en iyisi o mu?’ Bu soruların artmasının en önemli nedenlerinden biri sosyal medya. Kısa videolar ve çarpıcı başlıklar, bu tedavileri olduğundan daha güçlü ve kesin çözümler gibi gösterebiliyor. Oysa işin aslı daha gerçekçi bakmayı gerektiriyor. PRP, ozon, kök hücre ve egzozom gibi uygulamaların ortak noktası, vücudun kendi iyileşme mekanizmalarını desteklemeye çalışmalarıdır. Yani bunlar ağrıyı anında kesen ilaçlar ya da bozulan yapıyı mekanik olarak düzelten ameliyatlar gibi değildir. Daha çok, hasarlı dokunun daha etkin ve daha hızlı iyileşmesi için vücuda ‘yardımcı bir güç’ vermeyi amaçlarlar. Bu nedenle etkileri kişiden kişiye, hatta aynı kişide bile hastalığın evresine, uygulama zamanına, uygulama tekniğine, kullanılan tıbbi malzeme niteliğine göre değişebilir." Yöntemler arasındaki farklar ve gerçekler Burtom Biyofiz Nilüfer Tıp Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emre Latifoğlu, sıkça karıştırılan ve merak edilen uygulamaları şöyle özetledi: "PRP (Platelet Rich Plasma): Kişinin kendi kanından elde edilmesi güven vericidir. Tendon ve kas zorlanmalarında destekleyicidir ancak ileri derece kireçlenmelerde tek başına haber beklemek gerçekçi değildir. Ozon Tedavisi: Vücudun antioksidan mekanizmasını tetikler. Ancak her yöntem her hasta için uygun değildir; doğru doz ve doğru teşhis (endikasyon) kritiktir. Kök Hücre: En çok yanlış anlaşılan yöntemdir. Kök hücreler hasarlı bölgeyi doğrudan doldurup dokuyu eski haline getirmez; asıl etkileri iyileşmeyi destekleyen sinyaller göndermektir. Egzozom: Kök hücrenin iyileştirici mesajlarını taşıyan mikroskobik kesecikler kullanılır. Teorik olarak hedefli bir yaklaşım olsa da klinik kullanımı henüz gelişme aşamasındadır. ‘Yeni’ olması, otomatik olarak ‘en etkili’ olduğu anlamına gelmez." "Hiçbiri egzersizin ve hareketin yerini tutmaz" Bu tedavilerin başarısının "doğru hasta, doğru zaman ve doğru beklenti" üçgenine bağlı olduğunu vurgulayan Latifoğlu, yaşam tarzının önemini hatırlattı: "Hiçbir modern uygulama fiziksel tıp yöntemlerinin, egzersizin, hareketin ve yaşam tarzı düzenlemelerinin yerini tutmaz. Sosyal medyadaki başarı hikayeleri sürecin tamamını yansıtmayabilir. Tıpta tek bir doğru yoktur, kişiye özel yaklaşım vardır." Hastaların tedavi seçerken "En yenisi hangisi?" yerine "Benim durumum için hangisi uygun?" sorusunu sorması gerektiğini belirten Dr. Emre Latifoğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Modaya kapılmadan, bilimsel kanıtlarla ve gerçekçi beklentilerle ilerlemek hem hastanın hem de hekimin yolunu aydınlatacaktır."
17 Mart 2026 Salı - 12:11 Uzmanından uyarı: "Her adet ağrısı normal değildir; ağrı kesicilere rağmen geçmiyorsa endometriozis mutlaka akla gelmelidir" Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Prof. Dr. Nafiye Yılmaz, "Her adet ağrısı normal değildir; özellikle şiddetliyse, yaşam kalitesini bozuyorsa ve ağrı kesicilere rağmen geçmiyorsa endometriozis mutlaka akla gelmelidir" dedi. Güven Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Nafiye Yılmaz, Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, endometriozisin yalnızca adet sancısıyla sınırlı bir tablo olmadığını; ağrı, inflamasyon, yapışıklıklar ve doğurganlıkla ilgili sorunlara kadar uzanabilen çok yönlü bir hastalık olduğunu vurguladı. Yılmaz, endometriozisi, rahim iç dokusunun olması gereken yerin dışında; rahmin dış yüzeyinde, tüplerde, yumurtalıklarda, karın zarında, bağırsak veya mesane gibi organların üzerinde yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olarak tanımladı. Bu dokuların her adet döngüsünde hormonal olarak etkilenmeye devam ettiğini belirten Yılmaz, karın içinde gerçekleşen bu sürecin inflamasyona, yapışıklıklara ve yoğun ağrıya yol açtığını ifade etti. "Her adet ağrısı normal değildir" Endometriozisin en sık gözden kaçan yönlerinden birinin, ağrının normal adet sancısı sanılması olduğunu belirten Prof. Dr. Yılmaz, özellikle genç yaşlarda başlayan ve yıllar içinde artan şiddetli adet ağrılarının önemsenmesi gerektiğini söyledi. Yılmaz, "Her adet ağrısı normal değildir. Kişiyi yatağa düşüren, günlük yaşamını aksatan, iş gücü kaybına yol açan, ağrı kesicilere rağmen geçmeyen ağrılar varsa bunun altında endometriozis olabilir" diye konuştu. Erken tanı çevre dokuları korur Hastalığın ilerleyici bir karakter taşıdığına dikkat çeken Yılmaz, erken tanının çevre dokuların korunması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Endometriozisin tanısında 3 ile 10 yıl arasında gecikmeler yaşanabildiğini ifade eden Yılmaz, bunun en önemli nedenlerinden birinin hastalığın farklı formlarda ortaya çıkabilmesi olduğunu belirtti. Noktasal odaklar, yumurtalıkta oluşan ve halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen kistler ya da daha derin yerleşimli nodüller nedeniyle bazı hastalarda tanının daha erken, bazılarında ise daha geç konabildiğini söyledi. Kadınların doğurganlığını da etkiliyor Yılmaz, endometriozisin yalnızca ağrıya neden olmadığını, aynı zamanda kadınların doğurganlığını da etkileyebildiğini kaydetti. Tüplerde yapışıklık ve tıkanıklıklara yol açabileceğini, yumurtalık rezervi ile yumurta kalitesini olumsuz etkileyebileceğini, rahim iç ortamını bozarak gebelik sürecini zorlaştırabileceğini anlatan Yılmaz, "Bu hastalık infertiliteye yol açabilir; ancak bu, her endometriozisi olan kadının kısırlık yaşayacağı anlamına gelmez. Hastalığın şiddeti, yerleşim yeri ve dokulara verdiği hasar burada belirleyicidir" şeklinde konuştu. İlişki sırasında derin ağrı, yoğun adet kanamaları, bağırsak ve mesane şikayetleri, bel ve bacağa vuran ağrılar gibi belirtilerin de endometriozise işaret edebileceğini söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, hastalığın bazı olgularda karın dışındaki alanlarda da görülebildiğini aktardı. Göğüs kafesi, sezaryen kesi hattı ya da daha önce yapılan ameliyat giriş yerlerinde bile endometriozis odaklarına rastlanabildiğini vurguladı. Öncelik ağrı mı doğurganlığın korunması mı? Tanı sürecinde en önemli unsurlardan birinin ayrıntılı hasta öyküsü olduğunu vurgulayan Yılmaz, muayene, ultrason, MR ve bazı kan testlerinden yararlanılsa da hiçbir tek yöntemin tek başına yeterli olmadığını belirtti. Özellikle hastanın şikayetlerinin döngüsel yapısı, yani adet dönemleriyle ilişkili artış göstermesi, tanıya giden yolda önemli ipuçları sunuyor. Tedavinin ise hastaya özel planlandığını söyleyen Yılmaz, burada temel sorunun hastanın önceliğinin ağrı mı yoksa doğurganlık mı olduğunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. İlaç tedavilerinin adet döngüsünü baskılayarak alevlenmeleri azaltabildiğini; yanıt alınamayan veya ileri evre hastalarda cerrahi seçeneklerin gündeme gelebildiğini ifade etti. Cerrahi planlanan ve ileride çocuk sahibi olmayı düşünen hastalarda ise doğurganlığın korunmasına yönelik bilgilendirmenin mutlaka yapılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, yumurta ya da embriyo dondurma seçeneklerinin de bu süreçte değerlendirildiğini aktardı. Endometriozis tedavisinde multidisipliner yaklaşımın önemine de dikkat çeken Yılmaz, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının yanı sıra radyoloji, gastroenteroloji, genel cerrahi, üroloji ve gerektiğinde fizik tedavi uzmanlarının birlikte çalışmasının tedavi başarısını artırdığını belirtti.
Nadir görülen hastalığa yakalanmıştı, başarılı ameliyatların ardından sağlığına kavuştu
16 Ocak 2026 Cuma - 13:51 Nadir görülen hastalığa yakalanmıştı, başarılı ameliyatların ardından sağlığına kavuştu Bingöl’de 2 yıl önce otoimmün miyelit tanısıyla Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesine sevk edilen 14 yaşındaki Aziz Enül, yapılan başarılı tedavilerin ardından 2 yılın sonunda destekli bir şekilde yürümeye başladı. Bingöl’de 2 yıl önce nadir görülen otoimmün miyelit (Omurilik iltihaplanması) tanısı koyulan 14 yaşındaki Aziz Enül Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesine sevk edildi. Hastaneye yatışından sonra solunumu duran hastanın bir süre sonra doktorlar tarafından tedavi için akciğerinin bir lobu alındı. Enül, hastanede bulunan ileri düzey laboratuvar ve multidisipliner sağlık hizmetleriyle 1 yıl boyunca solunum cihazına bağlı olarak hayata tutundu. Hasta, hekimler tarafından yoğun ve titizlikle yürütülen medikal tedavinin yanı sıra, kapsamlı fizik tedavi ve rehabilitasyon programları da aldı. Alanında uzman hekimler, fizyoterapistler, yoğun bakım hemşireleri ve rehabilitasyon ekibinin koordineli çalışması sayesinde hastada aşamalı fakat istikrarlı bir iyileşme gözlemlenmeye başlandı. Başarılı tedavilerin ardından 14 yaşındaki Enül, öncelikle mekanik solunum desteğinden ayrıldı, yeniden konuşma yetisini kazandı ve destekle ayakta durmaya başladı. Hastanede 2 yıl boyunca omurilik iltihabı tedavisi gören Aziz Enül, sedyeyle geldiği hastaneden destekli bir şekilde yürüyerek çıkmanın mutluluğunu yaşadı. "Türkiye’deki 2 veya 3’üncü hastaydı" Hastanın yaklaşık 2 yıl önce Bingöl’den ani solunum ve kalp durması şikayetiyle Çocuk Yoğun Bakım Ünitesine sevk edildiğini aktaran Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Serkan Kırık, "Hastanemizin kendi imkanlarıyla beraber oldukça nadir görülen Anti GAD otoimmün miyeliti tanısı aldı. Tanı aldığı zaman Türkiye’deki 2 veya 3’üncü hastaydı. Buna bağlı olarak yoğun bakımda detaylı tedavisi başladı. Bu süreçte 2 kez solunumu durdu ve akciğerinin bir kısmı alındı. Boğazı delinerek ev tipi solunum cihazıyla hasta taburcu edildi. Sonrasındaki süreçte hasta fizik tedavi ünitemizle beraber yoğun imminoterapi dediğimiz bağışıklık sistemini düzenleyen ilaçlarla beraber takip edilerek tedavisi sağlandı. Sonraki süreçte hastanın öncelikle solunum cihazından kurtulması daha sonraki süreçte ise konuşması ve kendiliğinden beslenmesi sağlandı. Daha sonraki süreçte ise, hasta destekli yürüyebilir hale geldi. Bu tabii oldukça nadir bir hastalık. Hem solunum fonksiyonlarını hem de hayati önemi arz etmesi bakımından akut güçsüzlükle gelen hastalarda hastanemiz fizik tedavisiyle, laboratuvarıyla ve servislerdeki sağlanan imkanlarla hastanın takibini tek başına üstlenebilmişti. Bu açıdan Türkiye’de bu tedaviyi sağlayan az klinikten birisiyiz. Aynı zamanda Elazığ Türkiye’de 15 tane bulunan norömskiler hastalık illerine sahip illerden biri olarak yer almaktadır. Çoğu büyükşehirde olmayan imkan ilimizde ve kliniğimizde bulunduğu için de oldukça şanslıyız" dedi. Hastaya erken dönemlerde önce yatak rehabilitasyonu ile başladıklarını aktaran Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Nevsun Pıhtılı Taş, "Daha sonraki süreçte Çocuk Nöroloji kliniğiyle beraber rehabilitasyon sürecini devam ettirdik. Hastayı ilk devraldığımızda konuşması yoktu, yutma güçlüğü vardı ve oturamıyordu. Yoğun bakım sürecini ve geçirdiği hastalığa bağlı bir takım eklemlerde ve kaslarda spastisiteleri mevcuttu. Eklem hareket açıklıklarını tam sağlayamıyorduk. Rehabilitasyon ünitemize sağlarken beraberinde gerekli olan spastisite tedavilerini yaptık. Bu tedavileri medical ilaç ve botilinum toksini enjeksiyonlarıyla hastamızın spastisitesini çözdük. Bütün bu komplikasyonları geri plana çektiğimizde hastamızı şu anda destekle de olsa mobilize olabilir duruma getirdik. Kendi başına oturabiliyor, yiyebiliyor ve konuşabiliyor. Yutma güçlüğünü aştık. Amacımız günlük yaşamını tek başına idame ettirebileceği pozisyona getirebilmektir. Şu anki süreci bizleri mutlu ediyor" ifadelerini kullandı. Sedyeyle geldiği hastaneden destekli bir şekilde yürüyerek çıkmanın mutluluğunu yaşayan Aziz Enül ise "Hocalarımı çok seviyorum. İyi ki varlar. Evime gideceğim için çok mutluyum" ifadelerini kullandı.
Selçuk Üniversitesine 800 yataklı yeni hastane
16 Ocak 2026 Cuma - 13:25 Selçuk Üniversitesine 800 yataklı yeni hastane Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Yeni Bina Projesi, 2026 Yatırım Programı’na alındı. Resmi Gazete’de yayımlanan proje kapsamında 120 bin metrekare kapalı alana sahip, 800 yataklı modern bir hastane binası inşa edilecek. Selçuk Üniversitesi; sağlık alanındaki güçlü konumunu daha ileriye taşımak, Konya ve bölgenin artan sağlık ihtiyacına kalıcı ve nitelikli çözümler üretmek amacıyla kapsamlı bir dönüşüm sürecine giriyor. Yeni hastane binası; ileri teknoloji tıbbi cihazlarla donatılmış, dijital sağlık altyapısı güçlü, hasta güvenliği ve konforunu merkeze alan, aynı zamanda sağlık çalışanlarının verimliliğini artıracak şekilde tasarlanacak. Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, Tıp Fakültesi Hastanesinin bugün geldiği noktada bölgenin en önemli sağlık merkezlerinden biri olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Yılmaz, "Tıp Fakültesi Hastanemiz, 2025 yılında yaklaşık 1,5 milyon hastaya poliklinik hizmeti verilen ve 150 bin ameliyatın gerçekleştirildiği güçlü bir sağlık hizmeti potansiyeline sahiptir. Yeni hastane binamızla birlikte bu kapasiteyi daha da artıracak; tanı, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde güncel, yenilikçi ve ileri teknolojik sağlık hizmetlerini daha etkin biçimde sunacağız. Bu yatırım, Konya’nın sağlık alanındaki bölgesel merkez olma konumunu daha da pekiştirecektir" ifadelerini kullandı. Yeni hastane binasının 120 bin metrekare kapalı alanda 800 yatak kapasitesiyle planlandığını belirten Prof. Dr. Yılmaz, "Bu stratejik sağlık yatırımının 2026 Yatırım Programı’na alınmasını sağlayan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde sürece katkı sunan tüm siyasi iradeye, ilgili bakanlıklara, bürokratlarımıza, milletvekillerimize ve bu büyük dönüşüm sürecine destek veren Üniversitemizin tüm akademik ve idari personeline, sağlık çalışanlarımıza ve paydaşlarımıza da teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Yeni hastane binasının tamamlanmasıyla birlikte Konya ve çevre illerde yaşayan vatandaşların nitelikli, erişilebilir ve çağdaş sağlık hizmetlerine ulaşımı önemli ölçüde kolaylaşacak; Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi sağlıkta referans merkezlerden biri olma konumunu daha da güçlendirecek.
Serviks kanseri erken teşhis ile önlenebilir
16 Ocak 2026 Cuma - 12:07 Serviks kanseri erken teşhis ile önlenebilir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Burak Akselim, Ocak ayının Serviks Kanseri Farkındalık Ayı olması dolayısıyla kadın sağlığında erken tanı ve korunmanın hayati önemine dikkat çekti. Serviks (rahim ağzı) kanseri, büyük oranda önlenebilir ve erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biridir. Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr.Mustafa Burak Akselim serviks kanserlerinin neredeyse tamamına yakınının Human Papilloma Virüsü’nün (HPV) yüksek riskli tipleriyle ilişkili olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı: "HPV enfeksiyonu oldukça yaygındır ve çoğu zaman bağışıklık sistemi tarafından temizlenir. Ancak virüsün vücutta kalıcı olması durumunda, yıllar içinde serviks kanserine giden hücresel değişiklikler ortaya çıkabilir. Bu noktada düzenli tarama ve aşılama hayati rol oynar." Belirtiler göz ardı edilmemeli Serviks kanseri erken evrede genellikle belirti vermeyebileceğini belirten Akselim, "Ancak adet dışı veya cinsel ilişki sonrası kanama, menopoz sonrası kanama, kötü kokulu ya da kanlı vajinal akıntı gibi şikâyetlerin mutlaka jinekolojik değerlendirme gerekir. bu belirtilerin farklı jinekolojik hastalıklarda da görülebileceğini ancak kesin teşhis için uzman muayenesinin şart" dedi. Düzenli tarama hayat kurtarıyor Türkiye’de 30-65 yaş arası kadınlara 5 yılda bir HPV DNA testi ile tarama önerildiğini hatırlatan Doç. Dr. Mustafa Burak Akselim, smear ve HPV testlerinin kanser gelişmeden önce hücresel değişikliklerin tespit edilmesini sağladığını belirtti: "Tarama programları sayesinde serviks kanseri oluşmadan önlenebilir ya da çok erken evrede yakalanarak başarılı şekilde tedavi edilebilir. HPV aşısı serviks kanserine karşı en etkili korunmadır. Uygun yaş grubunda yapılan aşının tarama programlarıyla birlikte ele alındığında toplum genelinde hastalık yükünü ciddi oranda azalttığı görülmüştür. Erken teşhis yalnızca hayat kurtarmaz, kadınların hayat kalitesini de korur. Ocak ayı, bu konuda farkındalık oluşturmak ve tüm kadınları düzenli taramaya davet etmek için önemli bir fırsattır."
Voleybol maçında anlamlı çağrı: Rahim ağzı kanserine karşı tribünler konuştu
16 Ocak 2026 Cuma - 11:52 Voleybol maçında anlamlı çağrı: Rahim ağzı kanserine karşı tribünler konuştu Medicana Sağlık Grubu; Fenerbahçe Medicana Kadın Voleybol Takımı’nın CEV Kadınlar Şampiyonlar Ligi B Grubu maçında, İtalya temsilcisi Igor Gorgonzola Novara ile gerçekleştirdiği karşılaşmada, rahim ağzı kanserine karşı toplumsal bilinci artırmaya yönelik bir adım attı. Sporun birleştirici gücünden ilham alan etkinlikte, tribünlerde açılan ‘Rahim Ağzı Kanserine Karşı Hadi Kızlar Savunmaya’ yazılı pankartla yüzlerce taraftara erken tanı ve korunmanın önemi hakkında mesaj verildi. Medicana International İstanbul, Ataköy, Çamlıca, Kadıköy ve Zincirlikuyu hastanelerinin uzman hekimleri ve çalışanları, İstanbul Burhan Felek Vestel Voleybol Salonu’nda CEV Kadınlar Şampiyonlar Ligi kapsamında oynanan Fenerbahçe Medicana - Igor Gorgonzola Novara maçında 1-31 Ocak Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı’na dikkat çekti. Sporun birleştirici gücünden ilham alan bu etkinlikte, tribünlerde açılan "Rahim Ağzı Kanserine Karşı Hadi Kızlar Savunmaya" yazılı pankartla, yüzlerce taraftara düzenli taramaların önemine dair mesaj verildi. Tribünde farkındalık bandosu Kadın sporcuların sahadaki mücadelesiyle eş zamanlı olarak verilen bu mesajla, erken tanı ve korunmanın önemine dikkat çekilirken tribünlere gelen öğrenci bando takımı enerjik performansıyla salonu ayağa kaldırıp farkındalık mesajının büyük bir kitleye ulaşmasına katkı sağladı. Uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir Etkinliğe ilişkin değerlendirmede bulunan Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Suat Süphan Erşahin, rahim ağzı kanserinin en sık HPV virüsüyle ilişkili görülen jinekolojik bir kanser olduğunu söyleyerek, "Özellikle 30-50 yaş arası, cinsel olarak aktif kadınlarda daha sık karşımıza çıkar. Erken dönemde belirti vermemesi, hastalığın en önemli risklerinden biridir" dedi. Op. Dr. Sevde Çetinkaya ise bu hastalıkla ilgili, "Rahim ağzı kanseri uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. İleri evrelerde adet dışı kanamalar, ilişki sonrası kanama, kasık ağrısı ve anormal vajinal akıntılar görülebilir. Bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoğu zaman ilerlemiş olabilir" ifadelerini kullandı. Önlenebilir kanserler arasında yer alıyor Doç. Dr. Cihan Karadağ, "Bir hekim olarak şunu çok net söyleyebilirim; rahim ağzı kanseri, düzenli tarama ve HPV aşısı sayesinde büyük ölçüde önlenebilen bir hastalık. Buna rağmen hâlâ pek çok kadın geç tanı alıyor. Oysa kendiniz için ayıracağınız birkaç dakika, çocuklarınız, sevdikleriniz ve hayalleriniz için çok büyük bir adım. Bugün atacağınız küçük bir adım, yarın tüm hayatınızı koruyabilir" derken, Op. Dr. Murat Koç ise "Rahim ağzı kanseri önlenebilir kanserler arasında yer alır. Düzenli smear ve HPV testleri sayesinde hastalık henüz oluşmadan ya da çok erken evrede saptanabilir. HPV aşısının özellikle ilk cinsel temastan önce yapılması, koruyuculuğu belirgin şekilde artırır" şeklinde görüş verdi. Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilay Şengül, "Erken tanı konulan rahim ağzı kanserinde tedavi son derece yüz güldürücüdür. Günümüzde yalnızca hastalıklı dokunun çıkarılmasıyla, doğurganlık korunarak tedavi mümkün olabilmektedir. Tedavilerde ise cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi birlikte gerekebilir" diye konuştu. Kaptan Eda Erdem’den farkındalık mesajı Fenerbahçe Medicana Kadın Voleybol Takım Kaptanı Eda Erdem Dündar, maç sonunda rahim ağzı kanseri farkındalığına dikkat çekerek "Rahim ağzı kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen ve aşılarla önlemi alınan bir hastalık. Düzenli taramalar çok önemli. Bu nedenle rutin doktor kontrollerini yaptırarak önlem almak gerekmektedir" dedi. Fenerbahçe Medicana Kadın Voleybol Takımı’nın Liberosu Gizem Örge ise, "Sahada nasıl savunma yapıyorsak, sağlığımızı da aynı kararlılıkla savunmalıyız. Rahim ağzı kanseri erken tanıyla önlenebilir bir hastalıktır. Tüm kadınları kontrollerini yaptırmaya ve sağlıklarını ertelememeye davet ediyoruz" şeklinde konuştu. Takımın pasörü Arelya Karasoy "Güçlü kadınlar sahada olduğu kadar hayatın içinde de bilinçli olmalı. Rahim ağzı kanserine karşı atılacak en önemli adım düzenli kontrollerdir" ifadelerini kullandı.
Sağlık çalışanlarına mektuplu kanser tarama hatırlatması
16 Ocak 2026 Cuma - 11:51 Sağlık çalışanlarına mektuplu kanser tarama hatırlatması SAMSUN (İHA) – Serviks kanseri farkındalık ayı etkinlikleri kapsamında Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı tarafından örnek bir farkındalık çalışmasına imza atıldı. Sağlık müdürlüğü bünyesinde farklı birimlerde görev yapan 372 personele, kişiye özel hazırlanan mektuplarla kanser taraması hatırlatması yapıldı. Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Kanser Birimi tarafından hazırlanan ve Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Duygu Erol Suvacı ile kanser birimi çalışanları tarafından tek tek dağıtılan mektuplarda; serviks kanseri taramasını yaptıran personele teşekkür edilirken, taramasını yaptırmayan ya da zamanı gelen çalışanlara tarama hatırlatması yapıldı. "Seni bahanelerin değil, tercihlerin korur" Yapılan çalışma hakkında bilgi veren Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Duygu Erol Suvacı, "Kanser taramalarının zamanında yapılması, erken teşhis ve tedavi için büyük önem arz ediyor. Erken teşhis için de mutlaka kanser taramalarının zamanında ertelenmeden yapılması, bu anlamda herkeste bir farkındalık oluşturulması gerekiyor. Biz de Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı olarak öncelikle farkındalığın kendimizden başlaması ve çevreye yayılması düşüncesiyle, ‘Seni Bahanelerin Değil, Tercihlerin Korur’ mottosuyla müdürlük bünyesindeki kurumlarda görev yapan çalışanlarımıza ulaşmayı, serviks kanseri taramalarını hatırlatmayı hedefledik. Bu amaçla kanser tarama birimimiz, serviks kanseri farkındalık ayın nedeniyle, 30-65 yaş arası kadın çalışanlarımızın verilerini tek tek tarayarak tarama yaptırıp yaptırmadıklarını belirledi ve tarama durumlarına göre 3 ayrı mektup hazırladı. Mektuplarda zamanında kanser taraması yaptıran çalışanlarımıza teşekkür ettik, henüz taramasını yaptırmayan ya da daha önce yaptırmış ama tarama tekrarına gelmeyen çalışanlarımıza da tarama zamanlarını geldiğini hatırlattık. Tüm çalışanlarımıza mektuplarımızı tek tek dağıttık. Çok olumlu geri dönüşler aldık ve her çalışanımızdan en az bir kişiye daha ulaşmalarını ve tarama hatırlatması yapmasını rica ettik. Serviks Kanseri Farkındalık Ayı vesileyle erken teşhis ve tedavinin en iyi kanserle mücadele yöntemi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, 30 – 65 yaş arası tüm kadınlarımızı da ücretsiz taramaları yaptırmak üzere KETEM’lerimize ve 1. basamak sağlık kuruluşlarımıza davet ediyoruz" dedi.