SAĞLIK - 17 Mart 2026 Salı 12:11

Uzmanından uyarı: "Her adet ağrısı normal değildir; ağrı kesicilere rağmen geçmiyorsa endometriozis mutlaka akla gelmelidir"

A
A
A
Uzmanından uyarı: "Her adet ağrısı normal değildir; ağrı kesicilere rağmen geçmiyorsa endometriozis mutlaka akla gelmelidir"

Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Prof. Dr. Nafiye Yılmaz, "Her adet ağrısı normal değildir; özellikle şiddetliyse, yaşam kalitesini bozuyorsa ve ağrı kesicilere rağmen geçmiyorsa endometriozis mutlaka akla gelmelidir" dedi.


Güven Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Nafiye Yılmaz, Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, endometriozisin yalnızca adet sancısıyla sınırlı bir tablo olmadığını; ağrı, inflamasyon, yapışıklıklar ve doğurganlıkla ilgili sorunlara kadar uzanabilen çok yönlü bir hastalık olduğunu vurguladı.


Yılmaz, endometriozisi, rahim iç dokusunun olması gereken yerin dışında; rahmin dış yüzeyinde, tüplerde, yumurtalıklarda, karın zarında, bağırsak veya mesane gibi organların üzerinde yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olarak tanımladı. Bu dokuların her adet döngüsünde hormonal olarak etkilenmeye devam ettiğini belirten Yılmaz, karın içinde gerçekleşen bu sürecin inflamasyona, yapışıklıklara ve yoğun ağrıya yol açtığını ifade etti.



"Her adet ağrısı normal değildir"


Endometriozisin en sık gözden kaçan yönlerinden birinin, ağrının normal adet sancısı sanılması olduğunu belirten Prof. Dr. Yılmaz, özellikle genç yaşlarda başlayan ve yıllar içinde artan şiddetli adet ağrılarının önemsenmesi gerektiğini söyledi. Yılmaz, "Her adet ağrısı normal değildir. Kişiyi yatağa düşüren, günlük yaşamını aksatan, iş gücü kaybına yol açan, ağrı kesicilere rağmen geçmeyen ağrılar varsa bunun altında endometriozis olabilir" diye konuştu.



Erken tanı çevre dokuları korur


Hastalığın ilerleyici bir karakter taşıdığına dikkat çeken Yılmaz, erken tanının çevre dokuların korunması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Endometriozisin tanısında 3 ile 10 yıl arasında gecikmeler yaşanabildiğini ifade eden Yılmaz, bunun en önemli nedenlerinden birinin hastalığın farklı formlarda ortaya çıkabilmesi olduğunu belirtti. Noktasal odaklar, yumurtalıkta oluşan ve halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen kistler ya da daha derin yerleşimli nodüller nedeniyle bazı hastalarda tanının daha erken, bazılarında ise daha geç konabildiğini söyledi.



Kadınların doğurganlığını da etkiliyor


Yılmaz, endometriozisin yalnızca ağrıya neden olmadığını, aynı zamanda kadınların doğurganlığını da etkileyebildiğini kaydetti. Tüplerde yapışıklık ve tıkanıklıklara yol açabileceğini, yumurtalık rezervi ile yumurta kalitesini olumsuz etkileyebileceğini, rahim iç ortamını bozarak gebelik sürecini zorlaştırabileceğini anlatan Yılmaz, "Bu hastalık infertiliteye yol açabilir; ancak bu, her endometriozisi olan kadının kısırlık yaşayacağı anlamına gelmez. Hastalığın şiddeti, yerleşim yeri ve dokulara verdiği hasar burada belirleyicidir" şeklinde konuştu.


İlişki sırasında derin ağrı, yoğun adet kanamaları, bağırsak ve mesane şikayetleri, bel ve bacağa vuran ağrılar gibi belirtilerin de endometriozise işaret edebileceğini söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, hastalığın bazı olgularda karın dışındaki alanlarda da görülebildiğini aktardı. Göğüs kafesi, sezaryen kesi hattı ya da daha önce yapılan ameliyat giriş yerlerinde bile endometriozis odaklarına rastlanabildiğini vurguladı.



Öncelik ağrı mı doğurganlığın korunması mı?


Tanı sürecinde en önemli unsurlardan birinin ayrıntılı hasta öyküsü olduğunu vurgulayan Yılmaz, muayene, ultrason, MR ve bazı kan testlerinden yararlanılsa da hiçbir tek yöntemin tek başına yeterli olmadığını belirtti. Özellikle hastanın şikayetlerinin döngüsel yapısı, yani adet dönemleriyle ilişkili artış göstermesi, tanıya giden yolda önemli ipuçları sunuyor.


Tedavinin ise hastaya özel planlandığını söyleyen Yılmaz, burada temel sorunun hastanın önceliğinin ağrı mı yoksa doğurganlık mı olduğunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. İlaç tedavilerinin adet döngüsünü baskılayarak alevlenmeleri azaltabildiğini; yanıt alınamayan veya ileri evre hastalarda cerrahi seçeneklerin gündeme gelebildiğini ifade etti. Cerrahi planlanan ve ileride çocuk sahibi olmayı düşünen hastalarda ise doğurganlığın korunmasına yönelik bilgilendirmenin mutlaka yapılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, yumurta ya da embriyo dondurma seçeneklerinin de bu süreçte değerlendirildiğini aktardı.


Endometriozis tedavisinde multidisipliner yaklaşımın önemine de dikkat çeken Yılmaz, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının yanı sıra radyoloji, gastroenteroloji, genel cerrahi, üroloji ve gerektiğinde fizik tedavi uzmanlarının birlikte çalışmasının tedavi başarısını artırdığını belirtti.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa MCBÜ’de geleneksel bayramlaşma töreni gerçekleştirildi Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörlüğü tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen Bayramlaşma Töreni, bu yıl da Ramazan Bayramı vesilesiyle farklı yerleşkelerde gerçekleştirildi. Törenler; Şehzadeler Yerleşkesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi fuaye alanı, Uncubozköy Sağlık Yerleşkesi Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimlik katı ile Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Yerleşkesi Dumanlıdağ Restoran’da yapıldı. Törenlere Rektör Prof. Dr. Rana Kibar, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Çetin, Prof. Dr. Kadir Ay ve Prof. Dr. Oktay Üçer, dekanlar, enstitü, yüksekokul ve meslek yüksekokulu müdürleri ile çok sayıda akademik ve idari personel katıldı. Rektör Prof. Dr. Rana Kibar, her bir yerleşkede gerçekleştirdiği konuşmasında Ramazan-ı Şerif ayına ulaşmanın huzur ve mutluluğunu dile getirerek, "Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise azaptan kurtuluş olan bu mübarek ayın; kalplerimize huzur, gönüllerimize sükûnet, hayatımıza bereket ve selamet getirmesini temenni ediyorum. Aynı zamanda, başta mazlum coğrafyalar olmak üzere tüm İslam âleminde yaşanan sıkıntıların sona ermesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum" ifadelerini kullandı. Rektör Kibar, Ramazan ayının yardımlaşma, dayanışma ve manevi duyguların en yoğun şekilde yaşandığı, kültürümüzde ve inancımızda müstesna bir yere sahip olduğunu vurgulayarak, bu kıymetli günlerin birlik ve beraberliği daha da güçlendirmesini temenni etti. Konuşmasının sonunda ise, "Rabbim bizleri sevdiklerimizle birlikte sağlık, huzur ve afiyet içinde Ramazan Bayramı’na da eriştirsin. Bu vesileyle Ramazan Bayramı’nın sizlere, kıymetli ailelerinize ve tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini temenni ediyor, bayramınızı en içten dileklerimle kutluyorum. Katılımınız için her birinize teşekkür ediyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum" dedi. Programlar, bayramlaşmanın ardından çekilen toplu hatıra fotoğrafları ile sona erdi.
Muğla Bodrum’da 65 yaşındaki teknesine gözü gibi bakıyor Muğla’nın Bodrum ilçesinde süngerci Aksona Mehmet, 65 yıl önce inşa edilen tirhandiline gözü gibi bakıyor. "Aksona Mehmet" olarak anılan 77 yaşındaki sünger avcısı Mehmet Baş, 65 yıl önce Ziya Güvendiren usta tarafından inşa edilen 8 metre boyundaki tırhandili, 1981 yılında satın aldı. Bodrumlu denizci, teknesine "Aksona" ismini koyduktan sonra kendi ismi de "Aksona" diye anılmaya başlandı. Mehmet Baş, "Mavi Boncuk" da dediği teknesiyle sünger avlarına çıktı, yelken yarışlarına katıldı. Aksona Mehmet, bu yıl 65 yaşına girecek teknesine hala gözü gibi bakıyor. Kış bakımı yapılan tekne, bugün sabah saatlerinde yeniden denize indirildi. Basın mensuplarına açıklama yapan Aksona Mehmet, teknenin hikayesini şu sözlerle anlattı: "Bu tekne, ustaların ustası Ziya Güvendiren’in hatırasıdır. Kendine yapmış olduğu bir teknedir, ismi Şafak’tı. 1981 yılında ben alıp onu ismini Aksona koydum ondan sonra da benim adım Aksona Mehmet oldu. Rahmetli Erol Ağan, Erol abi çok anlatırdı bunu bana; ’çok emeğim var derdi, keser salladım bu teknede’ derdi. Ziya ustanın yanında kalfaymış Erol abi, mekanları cennet olsun o büyük ustalarımızın. Bu tarihi değer Mavi Boncuk benim değil hepimizin malı. Bodrum denizciliğinin kültür hafızası. Hafızası olmayan milletlerin geleceği olmaz. Geçmişine sahip çıkmak budur." Teknesini yaşatırken çeşitli kurum ve kuruluşların kendisine destek olduğunu söyleyen Mehmet Baş, "Bu tekne 16 Nisan 2026’da 65 yaşına giriyor. Bunun üzerinden ne insanlar geldi geçti. Onlarca, yüzlerce denizci yetiştirdi. Tonlarca sünger çıkardı Samandağı’ndan İğneada’ya, Şile’ye kadar Ege, Marmara ve Akdeniz’i dolaştı bu tekne. Çok insanlar geçti çok, dili ağzı olsa da şu an bir konuşsa ne hatıralar var. Kaç kişiyi denizci yaptı, ülkem denizciliğine, Türk denizciliğine kazandırdı denizci olarak. Tonlarca sünger çıkarıp güzel ülkemin ekonomisine katkı koydu ihracat yapılarak süngerler. Bunu hep birlikte yaşıyoruz" dedi. Teknesine gözü gibi baktığını ifade eden Bodrumlu denizci, "Torba’da balıkçı barınağında Oktay ağabeyin tersanesi vardı, 1981 yılında orada satın aldım. Çocukluk arkadaşım vardı Mustafa Dolu, vurgun yemiş falan, bırakmış denizciliği; ben satın aldım ondan. O günden bu yana gözüm gibi, çocuğum gibi bakıyorum buna. Rengi de aynıdır. Makineleri değişti tabii. O gün bugün yaşatıyorum. Başkalarının elinde olsa bu odun olurdu ama benim vefa borcum var" diye konuştu.
Samsun Samsun Çocuk Evlerinden Gazze için anlamlı bağış Samsun Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bağlı 41 çocuk evinde koruma altında bulunan çocuklar, biriktirdikleri fitrelerini Gazze’deki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere Türk Kızılay’ına teslim ederek anlamlı bir dayanışma örneği sergiledi. Samsun Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bağlı çocuk evlerinde kalan tüm çocuklar adına altı temsilci çocuk, toplanan yardımları Türk Kızılay Samsun Şube Başkanı Onur Çoban, Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Öztürk ve Şube Müdürü Reha Oğuz Ertuğrul’a teslim etti. Gerçekleştirilen bağış tesliminde çocukların yanında Kuruluş Müdürü Fatih Behçet ve Kuruluş Müdür Yardımcısı Tülay Kisbet Öztürk de yer aldı. Çocuklar, bölgede yürütülen insani yardım çalışmaları ve sağlanan destekler dolayısıyla Kızılay yetkililerine teşekkürlerini iletti. Gönüllülük köprüsü kuruldu Ziyaret sırasında çocukların sosyal sorumluluk projelerinde daha aktif rol alabilmeleri amacıyla Türk Kızılay ile gönüllülük temelli bir iş birliği başlatıldı. Bu kapsamda çocuk evlerinde kalan gençlerin Kızılay’ın yürüttüğü yardım faaliyetlerine gönüllü olarak katılması kararlaştırıldı. Kızılay yetkilileri, çocukların bu anlamlı talebinden duydukları memnuniyeti dile getirerek genç gönüllülere her türlü desteği sağlayacaklarını ifade etti. Yarın iftar çadırında görev alacaklar İş birliğinin ilk somut adımı olarak çocuklar, Kızılay tarafından kurulan iftar çadırında gönüllü olarak görev alacak. Yemek dağıtımı ve saha çalışmalarında yer alacak olan çocuklar, yardımlaşma ve dayanışma kültürünü bizzat deneyimleyerek toplumsal dayanışmaya katkı sunacak.