ASAYİŞ - 12 Mayıs 2026 Salı 12:48

Rize’de dere yatağına düşen inek vinçle kurtarıldı

A
A
A
Rize’de dere yatağına düşen inek vinçle kurtarıldı

Rize’de dere yatağına yuvarlanan kurbanlık inek, saatler süren çalışma sonucu vinç yardımıyla bulunduğu yerden çıkarıldı.


Güneysu ilçesi Yeniköy köyünde yaşanan olay görenleri şaşkına çevirdi. Edinilen bilgilere göre, ahırdan kaçan 2 yaşındaki ve yaklaşık 250 bin lira değerindeki kurbanlık inek, bir yurttaşın ahıra girmesiyle ürktü. Bağlı bulunduğu zinciri koparan hayvan paniğe kapılarak kaçmaya başladı. Çay bahçesine giren inek, eğimli arazide dengesini kaybederek dere yatağına yuvarlandı.


İneğin sahipleri uzun süre kendi imkanlarıyla hayvanı bulunduğu yerden çıkarmaya çalıştı. Ancak arazinin sarp ve derin olması nedeniyle sonuç alınamayınca olay yerine vinç getirildi. Bölgeye gelen vinç operatörü ve vatandaşlar, saatler süren zorlu çalışmanın ardından ineği halatlarla bağlayarak bulunduğu yerden çıkarmayı başardı. Kurtarma çalışmaları sırasında çevrede toplanan vatandaşlar da operasyonu merakla takip etti.


Olayda ineğin ciddi bir yara almadığı öğrenildi.



Rize’de dere yatağına düşen inek vinçle kurtarıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Bayraktar: "2026 yılı rüzgarın yılı olacak" Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "2026 yılı adeta rüzgarın yılı olacak. Zira YEKA yarışmalarının bin 500 megavatlık kısmı rüzgâr olacak" dedi. Bakan Bayraktar, Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) tarafından düzenlenen 15. Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi’nin açılışına katıldı. ‘Yarının Güvencesi Rüzgarın Enerjisi’ sloganıyla gerçekleştirilen programda Türkiye’nin rüzgar enerjisinde büyüme hedefleri ve 2035 perspektifi detaylandırıldı. Ayrıca yeni türbin teknolojileri, tedarik zinciri dönüşümü ve yerli üretimin rüzgar enerjisindeki rolü, izin süreçleri, finansman modelleri, şebeke altyapısı ve yeniden güçlendirme yatırımları, yapay zeka, veri yönetimi, siber güvenlik ve sektördeki dijitalleşme süreçleri de ele alındı. Programda bir konuşma gerçekleştiren Bakan Bayraktar, enerji alanında tarihi bir dönüşüm sürecinden geçtiklerini ifade etti. Hürmüz Boğazı’nda başlayan enerji krizinin küresel piyasalara etkisine değinen Bayraktar, yalnızca kaynağa sahip olan ülkelerin değil, enerjiyi çeşitlendirebilen, teknolojiyi geliştirebilen, altyapısını güçlendirebilen ve hızlı karar alabilen ülkelerin güçlü olacağını söyledi. "Türkiye, enerji arzında bir sıkıntı yaşamayan ülkelerden biridir" Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, Türkiye olarak enerjide dışa bağımlılığı azaltan, arz güvenliğini önceleyen, yerli ve yenilenebilir kaynaklarını maksimum düzeyde değerlendiren ve aynı zamanda çevreyle uyumlu bir enerji dönüşümünü hayata geçiren çok katmanlı bir strateji yürüttüklerini söyleyerek, "Bugün hamdolsun Türkiye, enerji arzında bir sıkıntı yaşamayan ülkelerden biridir. Oluşturduğumuz tedarik kaynaklarındaki çeşitlilik, LNG altyapımız, boru hatlarımız, doğal gaz depolama kapasitemiz, elektrik üretim çeşitliliğimiz ve güçlü elektrik iletim sistemimiz sayesinde vatandaşlarımızın enerjiye kesintisiz erişimini sağlıyoruz" açıklamasında bulundu. "2035 yılında yollarımızda 6 ila 8 milyon elektrikli aracın olacağını öngörüyoruz" Sanayide, ulaştırmada, tarım alanlarında, şehirleşmede, veri merkezlerinde ve yapay zeka teknolojilerinde elektrik kullanımının arttığını ifade eden Bayraktar, "Bugün Türkiye’de elektrikli araç sayısı 400 bini aşmış durumda. 2035 yılında yollarımızda 6 ila 8 milyon elektrikli aracın olacağını öngörüyoruz. Sadece ulaşım değil, iklim değişikliği nedeniyle artan sıcaklıklar da elektrik talebini yukarı taşıyor. Geçtiğimiz yaz klima kullanımına bağlı olarak günlük elektrik tüketiminde tarihi rekorlar kırdık. Fakat önümüzde daha sıcak yazlar, daha yoğun enerji tüketimi ve çok daha yüksek bir elektrik talebi oluşmasını bekliyoruz. İşte tam da bu nedenle Türkiye’nin enerji dönüşümünün merkezinde elektrik; elektriğin merkezinde ise yenilenebilir enerji yer almaktadır" ifadelerine yer verdi. "Türkiye; yenilenebilir enerji kurulu gücünde Avrupa’da ilk 5 ülke arasında, dünyada ise ilk 11 ülke içerisinde" Bayraktar, AK Parti hükümetleri olarak yenilenebilir enerjide gerçek anlamda bir atılım yaptıklarını sözlerine ekleyen Bayraktar, şu ifadelere yer verdi: "Türkiye’nin toplam kurulu gücü 125 bin megavatı aşmış durumda ve bunun yaklaşık yüzde 63’ü yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşuyor. Bu başarının en önemli ayaklarından biri rüzgar enerjisi. 2005 yılında sadece 20 megavat olan rüzgâr kurulu gücümüz bugün 15 bin megavat seviyesini geçti. 2025 yılında gerçekleşen 393 milyar kilovatsaatlik toplam elektrik üretimimizin içinde rüzgar santralleri yüzde 10,9’luk paya sahip oldu. Yıllık 34,5 milyar kilovatsaatlik elektrik üretimi ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştık. Artık ülkemizin hemen her köşesinde görmeye alıştığımız rüzgâr türbinleri, bugün Türkiye’nin enerji bağımsızlığının en güçlü sembollerinden biri haline geldi. Yine güneş enerjisinde 2014 yılında sadece 40 megavat olan kapasitemiz bugün 26 bin megavatı aştı. Rüzgâr ve güneşin toplam kurulu güç içindeki payı artık üçte bir seviyesinde. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye; yenilenebilir enerji kurulu gücünde Avrupa’da ilk 5 ülke arasında, dünyada ise ilk 11 ülke içerisinde." "Bugün artık sadece enerji tüketen değil; teknoloji geliştiren, ekipman üreten ve bunu ihraç eden güçlü bir Türkiye var" Yenilenebilir enerjiyi enerji arz güvenliği, dışa bağımlılığın azalması, düşük cari açık, yerli sanayi ve yüksek teknoloji anlamına geldiğini söyleyen Bakan Bayraktar, "Bugün Türkiye’de rüzgâr türbinlerinde yaklaşık yüzde 60 yerlilik oranına ulaştık. Kule, jeneratör ve kanat üretiminde ise yüzde 70’in üzerine çıktık. Kulelerden jeneratörlere, kanatlardan döküm ekipmanlarına kadar çok geniş bir üretim kabiliyeti oluşturduk. 2014 yılında yalnızca 27 üreticiye sahip olduğumuz yenilenebilir enerji sanayinde bugün 500 yerli üretici faaliyet gösteriyor. Alt tedarikçilerle birlikte yaklaşık 50 bin vatandaşımıza yeşil istihdam sağlıyoruz. Bugün artık sadece enerji tüketen değil; teknoloji geliştiren, ekipman üreten ve bunu ihraç eden güçlü bir Türkiye var. Bu başarı; doğru vizyonun, güçlü siyasi iradenin, kararlı enerji politikalarının ve müteşebbis ruhun bir sonucudur" diye konuştu. Bayraktar, Ulusal Enerji Planı’na göre Türkiye’nin elektrik talebinin 2035 yılında 510 teravatsaat seviyesine ulaşmasını beklediklerini söyledi. Bu talebi güvenli, temiz ve ekonomik kaynaklarla karşılamak zorunda olduklarına dikkati çeken Bayraktar, "Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu 2035 hedefi doğrultusunda rüzgâr ve güneş kurulu gücümüzü toplam 120 bin megavata çıkarmayı hedefliyoruz. Bu hedef doğrultusunda; iletim altyapımızı da büyütecek ve daha dirençli bir hale getireceğiz. Çünkü güçlü bir yenilenebilir enerji portföyü, güçlü bir şebeke altyapısı gerektirir. Bu kapsamda; 14 bin 700 kilometre uzunluğunda, 40 gigavat kapasiteli HVDC hattı, 15 bin kilometre yeni AC iletim hattı ve 40 yeni konvertör merkezi planlıyoruz. 2035 yılına kadar yeşil iletim altyapısına yaklaşık 30 milyar dolarlık yatırım gerçekleştireceğiz. Bunun yanında enterkonneksiyon kapasitemizi artırarak Türkiye’yi bölgesel enerji ticaretinin merkezi haline getirmeyi amaçlıyoruz" dedi. "2026 yılı adeta rüzgarın yılı olacak" Yenilenebilir enerji yatırımlarında YEKA modelinin son derece başarılı sonuçlar verdiğine vurgu yapan Bayraktar, "Bugüne kadar toplam 7 bin 800 megavatlık YEKA yarışması gerçekleştirdik. Yeni model kapsamında 2024 ve 2025 yıllarında toplam 3 bin 800 megavatlık yeni kapasite tahsis ettik. Bu yarışmalara hem yerli hem de uluslararası yatırımcılar yoğun ilgi gösterdi. Önümüzdeki dönemde her yıl en az 2 bin megavatlık YEKA yarışmaları düzenlemeye devam edeceğiz. Bu program vesilesiyle bu yıl yapmayı planladığımız YEKA yarışmalarımıza ilişkin de birkaç detayı sizlerle paylaşmak istiyorum. 2026 yılı adeta rüzgarın yılı olacak. Zira YEKA yarışmalarının bin 500 megavatlık kısmı rüzgâr olacak. Önümüzdeki dönemin en stratejik başlıklarından biri de deniz üstü yani offshore rüzgâr enerjisi olacaktır. Ülkemiz bu alanda çok önemli bir potansiyele sahiptir. Bakanlık olarak Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı offshore saha belirledik. İzin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgâr YEKA yarışmasını gerçekleştireceğiz. 2035 yılına kadar offshore rüzgârda 5 gigavatlık kapasite hedefliyoruz" şeklinde konuştu. "İletim altyapımız ve yerli sanayimizle çok daha güçlü bir Türkiye inşa ediyoruz" Türkiye artık enerjide yalnızca tüketici değil; oyun kurucu bir ülke olduğunu kaydeden Bayraktar, "Doğal gazda merkez ülke olma hedefimiz, yenilenebilir enerjide üretim gücümüz, nükleer yatırımlarımız, enterkonneksiyon hatlarımız, iletim altyapımız ve yerli sanayimizle çok daha güçlü bir Türkiye inşa ediyoruz. Bunu inşa ederken önümüzdeki dönem için merkezinde elektrikleşme olan yeni bir enerji mimarisi üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki aylarda kamuoyumuzla paylaşacağımız bu yeni program ile daha dirençli, daha esnek ve dijitalleşen yeni bir enerji altyapısı hedefliyoruz. Enerji politikalarımızı günümüz şartlarıyla uyumlu hale getiriyoruz. Hürmüz örneğinde olduğu gibi ortaya çıkabilecek krizlere karşı da dirençli bir yapı amaçlıyoruz. Bu kapsamda kasım ayında ülkemizde düzenlenecek BM İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı COP31 büyük bir önem taşıyor. Rüzgârdan güneşe, nükleerden enerji verimliliğine kadar birçok başlıkta iddialı hedeflerle Antalya’dan dünyaya önemli mesajlar vereceğiz. Yeni enerji mimarimiz ile uyumlu olacak şekilde iş birliği fırsatlarını değerlendirecek, çeşitli anlaşmalara imza atacağız" değerlendirmesinde bulundu. Bayraktar, 2017 yılında Emine Erdoğan’ın sıfır atık inisiyatifinin küresel bir markaya dönüştüğünü ve enerji verimliliğinde de önemli bir yer tuttuğunu dile getirdi. Bakanlık olarak enerji verimliliğinde, önce ulusal ardında da uluslararası bir farkındalık oluşturmak istediklerini belirten Bayraktar, "Bu kapsamda enerji verimliliği ile sıfır atık yaklaşımını ortak bir toplumsal dönüşüm vizyonunda buluşturacak Sıfır Atık Festivali’ni hayata geçiriyoruz. Saygıdeğer Hanımefendi’nin himayelerinde, Bakanlığımız ve Sıfır Atık Vakfı’nın iş birliğinde gerçekleştireceğimiz festivalin teması ‘Enerjide Verimlilik, Gelecekte Dönüşüm’ olacak" dedi. Programa Bakan Bayraktar’ın yanı sıra TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Mustafa Yılmaz, Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (İRENA) Genel Direktörü Francesco La Camera, TÜREB Başkanı İbrahim Erden ve birçok sektör temsilcisi yer aldı. Program, Bakan Bayraktar’ın konuşmasının ardından Türkiye’de yenilenebilir enerjinin geleceği ve yenilenebilir enerjideki yeni yatırım fırsatlarını ele alan oturumlarla devam etti.
Samsun Çağın trend bağımlılığı: "Sanal kumar" "Sağlıklı Yaşam, Güçlü Toplum, Güvenli Gelecek" panelinde madde bağımlılığının yanı sıra sanal bağımlılıklar da ele alındı. Panelde söz alan uzmanlar, hem uyuşturucu madde kullanımı konusunda hem de teknolojinin yanlış kullanımı alanında uyarılarda bulundu. Samsun İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ), SAMÜ, Yeşilay Samsun Şubesi, Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile Samsun Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde ve Atakum Rehberlik ve Araştırma Merkezi yürütücülüğünde Samsun Müzesi Konferans Salonu’nda "Sağlıklı Yaşam, Güçlü Toplum, Güvenli Gelecek Paneli" düzenlendi. Panel öncesi açılış konuşmasını yapan Samsun İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı İrfan Yetik, programın öneminden bahsetti. "Köklerinden güç alan, bilinçli, sorumluluk sahibi ve bağımlılıklardan uzak nesiller yetiştirmeyi hedefliyoruz" Bağımlılıktan uzak nesiller yetiştirmeyi hedeflediklerini dile getiren İrfan Yetik, "Samsun İl Millî Eğitim Müdürlüğü olarak özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin bağımlılıklardan uzak, sağlıklı, bilinçli ve güçlü bireyler olarak yetişmeleri adına çeşitli çalışmalar yürütmekteyiz. Günümüzde bağımlılık, yalnızca bireysel değil, toplumsal yönleriyle de ele alınması gereken önemli bir mesele hâline gelmiştir. Özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden sağlıklı bireyler olarak yetişmeleri, güçlü bir toplumun inşası açısından büyük önem taşımaktadır. Bizler eğitim camiası olarak öğrencilerimizin sadece akademik başarılarıyla değil, değerleriyle, yaşam becerileriyle ve sağlıklı karar alma süreçleriyle de gelişmelerini önemsiyoruz. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin ortaya koyduğu anlayış doğrultusunda köklerinden güç alan, bilinçli, sorumluluk sahibi ve bağımlılıklardan uzak nesiller yetiştirmeyi hedefliyoruz. Bu noktada rehberlik hizmetleri, okul kulüpleri ve kurumlar arası iş birlikleri çok kıymetlidir. Yeşilay başta olmak üzere üniversitelerimiz ve tüm paydaş kurumlarımızla yürütülen çalışmaların öğrencilerimizde önemli farkındalıklar oluşturduğuna inanıyoruz" dedi. "Bağımlılık irade meselesi değil, beyin hastalığıdır" İrade meselesi olarak görülen bağımlılığın aslında bir beyin hastalığı olduğuna değinen OMÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Öğretim Üyesi ve OMÜ Bağımlılıkla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Alaattin Altın, "Bağımlılıkla mücadele konusu son zamanda büyük önem kazandı. Bağımlılık kavramını iyi tanımlayabilirsek, neyle mücadele edeceğimizi bilirsek ona göre alınacak önlemler de önem kazanıyor. Bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğu hâlâ toplum tarafından kabul edilmiş değil. Hâlâ bir irade meselesi olarak görülüyor. Bunu bir beyin hastalığı olarak kabul ederek, gençlere bu yolculuğun çok tehlikeli bir yolculuk olduğunu, buraya girişin kolay, çıkışın çok zor olduğunu söylemek gerekiyor. Arkadaş çevresi, çevrenin yanlış yönlendirmesi, yanlış mekân ve ortamlarda bulunmaları, ‘Bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesi ile maddeyi kullanma eğiliminde bulunabiliyorlar. Yaptığımız çalışmalarla bir kereden çok şeyin olacağını, madde bağımlılığının beyin hastalığı olmasının yanı sıra iyileşmeyen kronik bir hastalık olduğunu gençlerimize ve topluma anlatmaya çalışıyoruz. Bu sorun sadece bağımlıyı ilgilendirmiyor. Aileyi ve toplumu da ilgilendirdiğinden bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Tabiri caizse bulaşıcı hastalık gibi tüm topluma gençler arasından yayılarak devam ediyor. O nedenle bağımlılık karşıtı çalışmaların çok kıymetli olduğunu düşünüyorum" diye konuştu. "Çocuklarımızı maddeden korurken, teknoloji bağımlısı hâline getirebiliyoruz" Çocuk ve gençleri sadece madde bağımlılığından korumanın yetmeyeceğini, teknoloji bağımlılığı konusunda da toplum ve ailenin bilinçlenmesi gerektiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Alaattin Altın, "Bağımlılıkla mücadele ilk olarak madde bağımlılığı göz önünde bulundurularak başlatıldı. Geldiğimiz noktada teknoloji bağımlılığı da büyük risk oluşturuyor. Teknoloji bağımlılığını pandemiden sonra çok fazla hissetmeye başladık. İnsanlar evlere kapanarak teknolojiye daha fazla yöneldiler. Teknoloji bağımlılığının ardından da bunlar birbirini etkileyerek devam ediyor. ‘Kumar bağımlılığı’, ‘sanal kumar bağımlılığı’ çok fazla gündeme geldi. O nedenle dopamin salınım sistemini bozan davranışsal bağımlılıklar, madde kullanımı gibi konuların üzerinde temelde durmamız gerekiyor. Çocuklarımızı maddeden korurken, teknoloji bağımlısı hâline getirebiliyoruz. Ailelerimizin de teknolojinin bilinçli kullanımıyla alakalı bilgi sahibi olması gerekiyor. Çocuklar hangi web sayfasına giriyor, hangi oyunları oynuyor bunları kontrol edemediğimizde maalesef sosyal medya bağımlılığı, kumar bağımlılığı, oyun bağımlılığı gibi çok çeşitli bağımlılık varyasyonları ortaya çıkıyor. Son dönemde teknoloji bağımlılığı da artarak devam eden bir bağımlılık türü. O nedenle aile ve çocukların bu konuda bilinçlenmesi için çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz" şeklinde konuştu. "Kumar cebimize kadar girdi" Yeşilay’a son dönemde en çok gelen danışanların kumar bağımlılığından kurtulma konusunda başvurduğunu ifade eden Yeşilay Samsun Şube Başkanı Emre Güneş ise "Yeşilay olarak bağımlılıkla mücadele kapsamında çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. Çağımızda insanlar her şeye bağımlı olabiliyor. Davranışsal bağımlılık diye yeni kavramlar girdi. İnternet, sosyal medya, oyun, kumar bağımlılığı ve davranışlar sonucunda kontrolümüzü kaybettiğimiz zaman her duruma bağımlı olabiliyoruz. Bu noktada çocukları bağımlılıklardan korumak için öğretmenlerimizle çalışmalar yapıyoruz. Çocukların bağımlılıklardan kurtulması için eğitsel, sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunması lazım. Çocuklar kendilerini eğitecek faaliyetler yürüttüğü sürece bağımlılıklardan da uzak duracaklardır. Bu çerçevede önleyici hizmetlerimizi her alana yayıyoruz. Son dönemde bizlere en çok kumar bağımlılığından kurtulma konusunda başvurular oldu. Teknoloji bağımlılığı da bunu tetikledi. Şu anda herkes cep telefonlarından kumar oynayabiliyor. Kumar cebimize kadar girdi. Bilinçsiz internet kullanımı, sosyal medya kullanımı insanları kumar bağımlılığına doğru itebiliyor. İzlenilen reklam ve filmler bazı yaş gruplarını kumara yönlendirebiliyor. YEDAM’a en çok kumar bağımlılığı başvurusu alıyoruz. Yeşilay’da kumar bağımlılığına karşı faaliyetler de yürütüyoruz. Uzmanlarımız psikoterapi desteği sağlıyor. Sosyal rehabilitasyonları sağlama noktasında çalışmalar yürütüyoruz. Uzmanlarımız bu konularda da kendilerini oldukça geliştirdi. Böyle konularda sıkıntıları olan vatandaşlarımız da Yeşilay’a her zaman başvurabilirler" ifadelerini kullandı. 2026 yılının "Bağımsızlık Yılı" ilan edilmesi doğrultusunda bireysel ve toplumsal bağımsızlığın en önemli unsurlarından biri olan sağlıklı yaşam bilincinin geliştirilmesine katkı sunmayı hedefleyerek düzenlenen panelde moderatörlüğü OMÜ Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kemal Özcan yaparken, Alaattin Altın ve Emre Güneş’in yanı sıra Samsun İl Milli Eğitim Müdürü Murat Ağar ve SAMÜ Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Fatih Ordu da kendi alanları konusunda sunum gerçekleştirdi. Panel ile öğrencilerin fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden sağlıklı bireyler olarak yetişmelerini desteklemek, bağımlılıkla mücadele konusunda farkındalık oluşturmak, öğrenci kulüpleri ile rehberlik hizmetlerinin etkililiğini vurgulamak ve kurumlar arası iş birliğini güçlendirmek amaçlandı. Panel, soru-cevap kısmının ardından sona erdi.