POLİTİKA
Bakan Bak: "Yüzme Bilmeyen Kalmasın projesi çerçevesinde bu zamana kadar yaklaşık 12 milyon insanımıza yüzme öğrettik" 08 Mayıs 2026 Cuma - 12:58:27 Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, "Yüzme Bilmeyen Kalmasın projesi çerçevesinde bu zamana kadar yaklaşık 12 milyon insanımıza, çocuğumuza, gencimize yüzme öğrettik. Hepimiz derelerde öğrendik ama esas havuzda öğrenmek çok daha başka. Havuzda hocalar eşliğinde stilini öğreniyorsunuz. Biz su ile kavga ediyorduk" dedi. Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Trabzon’un Akçaabat ilçesi Yaylacık Mahallesi’nde yapımı tamamlanan Yarı Olimpik Yüzme Havuzu’nun açılışına katıldı. Törende bir konuşma yapan Bakan Bak, Türkiye’nin spor tesisleri devrimi yaşadığını belirterek, "Geldiğimizde sınırlı sayıda olan spor tesislerinin hepsini katlayarak her mahalleye, köye, ilçeye yayılmasını gerçekleştirdik. Türkiye’de şu anda tamamlanmış 780 tane yarı olimpik ve olimpik yüzme havuzu var. İnşaatı devam eden 100 tane havuz var. Yüzme Bilmeyen Kalmasın projesi çerçevesinde bu zamana kadar yaklaşık 12 milyon insanımıza, çocuğumuza, gencimize yüzme öğrettik. Hepimiz derelerde öğrendik ama esas havuzda öğrenmek çok daha başka. Havuzda hocalar eşliğinde stilini öğreniyorsunuz. Biz su ile kavga ediyorduk. Akçaabat yüzme havuzundan açıldığında beri 9 bin 800 kişi faydalanmış. Bir çocuğun yüzme bilmediği için boğularak hayatını kaybetmesinin karşılığı yok. O yüzden Cumhurbaşkanımız ’Gittiğiniz her yere spor tesisi yapacaksınız’ diye talimat verdi. Dijital bağımlılık, uyuşturucu, içki ve kumar gibi bağımlılıklarla mücadelenin önleyicisi spordur" ifadelerini kullandı. "Anadolu efsanesini oluşturan Trabzonspor çok kıymetli" Trabzon’un bir spor şehri olduğunu kaydeden Bakan Bak, "Trabzon’u tartışmaya gerek yok. Trabzon bir spor şehri. Neresinden bakarsanız bakın Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren ve daha öncesinde de sporla iç içe olmuş bir şehir. Trabzonspor gibi bir dünya markası var. Trabzonspor’u da tebrik ediyoruz. Anadolu efsanesini oluşturan Trabzonspor çok kıymetli. Çocukluğumuzda onları takip ederdik. Trabzonspor’un lige getirdiği renk, alt yapısından yetiştirdiği sporcular ve teknik adamların hepsinin farklı bir özelliği var. Trabzon hakikaten sporun başkenti" diye konuştu. "Toplumumuz obezite tehlikesi ile karşı karşıya" diyen Bakan Bak, "Çok hareket etmemiz lazım. Hareket etmeyen bir toplum sağlık sorunları yaşamaya başlıyor. Herkesi spor yapmaya ve hareket etmeye davet ediyoruz. Spora yapılan bir liralık yatırım, bize 5 lira olarak geri geliyor" şeklinde konuştu. "1 milyon yatak kapasitesine ulaştık" Öğrenci yurtlarında 1 milyon yatak kapasitesine ulaştıklarını dile getiren Bakan Bak, "Bu yıl üniversiteye başvuran öğrencilerden yüzde 99,6’sını yerleştirdik. 1 milyon yatak kapasitesine ulaştık. Cumhurbaşkanımız, ’Dışarıda hiçbir öğrenci kalmayacak, her çocuğumuza eğitimde barınma hakkını sağlayacaksınız’ diye talimat verdi. Öğrencilerimize sabah kahvaltısını ve akşam yemeğini ücretsiz veriyoruz. Sadece ayda bin TL sembolik ücret alıyoruz. Böyle bir yapı dünyada yok. Gençlerimizi diğer akımlardan uzak tutmak, devletin kanatları altında tutmak için böyle talimatı var" ifadelerini kullandı. Bakan Bak, Türkiye Yüzyılı’nın gençliğin yüzyılı olacağını vurgulayarak, "Şampiyon Trabzonspor’u tebrik ediyoruz" dedi. Konuşmaların ardından Bakan Bak’a Sebat Gençlik Spor’un forması hediye edildi. Kurdele kesiminin ardından Bakan Bak ve beraberindekiler açılışı yapılan yüzme havuzunda incelemelerde bulundu. Açılışa Bakan Bak’ın yanı sıra Trabzon Valisi Tahir Şahin, AK Parti Trabzon milletvekilleri, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Akçaabat Belediye Başkanı Osman Nuri Ekim, ilçe belediye başkanları, sporcular ve vatandaşlar katıldı.
08 Mayıs 2026 Cuma - 12:31 Bakan Kurum: "Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık" Türkiye’nin COP31’e Giden Yolu: Dirençli Şehirler Hatay programında konuşan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 6 Şubat depremlerinin 110 bin kilometrekarelik alana yayıldığını ifade ederek saatte 23, günde 550 konut üreterek 27 Aralık 2025 itibarıyla 11 ilde toplam 455 bin konut ve iş yerini tamamlanarak hak sahiplerine teslim edildiğini söyledi. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği süreci kapsamında, farklı ülkelerden gelen bakanlar ile aralarında Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşların yöneticilerinin de bulunduğu yabancı temsilciler, "Türkiye’nin COP31’e Giden Yolu: Dirençli Şehirler" panelinde Hatay’da bir araya geldi. COP31’e Başkanlık yapan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, panelde "dirençli şehirler" başlığı altında katılımcılara Asrın İnşa Seferberliği kapsamında Hatay’da hayata geçirilen; iklime ve afetlere dayanıklı, Sıfır Atık uyumlu ve yenilenebilir enerjili afet konutlarını anlattı. Asrın felaketi 6 Şubat depremlerinde yıkımın 110 bin kilometrekarelik alana yayıldığını ifade ede Bakan Kurum, "COP31 Başkanı olarak bugün burada bulunmanın benim için ayrı bir anlamı var. Çünkü bu yolculuğun merkezine şehirleri koyuyoruz. İklim eylemini sahaya indirerek çözümü şehirlerde büyütmek; dirençli, sürdürülebilir ve insan odaklı şehirleri küresel iklim gündeminin ana başlıklarından biri yapmak istiyoruz. Kasım ayında Antalya’da ev sahipliği yapacağımız zirveyi yalnızca teknik müzakerelerin yürütüldüğü bir toplantı olarak görmüyoruz. Bu süreci; şehirlerin sorunlarına cevap veren, yerel yönetimlerin gücünü görünür kılan, sözleri somut sonuçlara dönüştüren bir çözüm platformu olarak değerlendiriyoruz. İşte bu nedenle, Hatay’daki program, Türkiye’nin iklim ve şehircilik vizyonunun sahadaki en anlamlı duraklarından biridir. Çünkü Hatay, bize acının yanında dayanıklılığı, umudu ve yeniden kurma iradesini de hatırlatıyor. Evet, 6 Şubat 2023’te Türkiye olarak tarihimizin en uzun gününü yaşadık. 11 ilimizde, 14 milyon insanımız bu felaketten doğrudan etkilendi. 110 bin kilometrekarelik geniş bir alanda büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldık. Binlerce canımızı kaybettik. Yaklaşık 850 bin yapı kullanılamaz hale geldi. O günlerde insanlarımız evlerinin eski yerini bile bulmakta zorlandı; bu acı hepimizin hafızasına kazındı. Ama biz o en uzun gecede bile umudumuzu kaybetmedik. 650 bin yardım görevlisi, lojistik çalışanı ve arama kurtarma personeliyle sahadaydık. 200 bin mimar, mühendis ve işçiyle tek yürek olduk. Fedakar insanlarımızın emeği karanlık anlarımızda ışık oldu. Devlet ve millet el ele verdi; asrın dayanışmasını asrın inşa seferberliğine dönüştürdük. Şu anda bulunduğumuz Hatay, depremin en ağır vurduğu ilimizdi. Yeniden inşa aşamasında en çok burada zorlandık. Ama geldiğimiz noktada, tüm şehirlerimizi, tarihi kültürel yerleri de dahil olmak üzere ayağa kaldırdık. Tüm bu çalışmaları yaparken üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık. 27 Aralık 2025 itibarıyla 11 ilimizde toplam 455 bin konut ve iş yerini tamamlayarak hak sahibi vatandaşlarımıza teslim ettik. Size 455 bin konutu şöyle anlatayım. Nüfus bakımından Litvanya, yüzölçümü açısından Bulgaristan, İzlanda kadar bir ülkeyi 2 yılda alt yapısı, okulları, iş yerleri, parkları, ibadethaneleri; topyekun bir şehircilik anlayışıyla yeniden inşa ettik" dedi. "Deprem sonrası yarım milyon konutu neredeyse sıfır enerjili bina konseptine uygun tasarladık" Bakan Kurum, tarihin en büyük kentsel yeniden inşa sürecini; verimlilik, çevre dostu yapılar, sıfır atık, akıllı sistem yönetimi ve sürdürülebilir yerleşim ilkeleri üzerine kurduklarını belirterek "Kentsel dirençlilik; afet yönetimi ile iklim değişikliğini ayırmaz; aynı vizyonun parçası olarak görür. Bir şehir; depreme karşı güvenli, iklim risklerine uyumlu, enerji verimli ve altyapısıyla güçlü olmalı; insanlarına güven, aidiyet ve yaşam kalitesi sunmalıdır. Bugün dünya şehirleri; kentsel ısı adası etkisi, artan enerji talebi, hava kirliliği, su güvenliği ve altyapı baskısıyla karşı karşıyadır. İnsanlar güvenli binaların yanında temiz hava, güvenilir su, etkin atık yönetimi ve uygun maliyetli enerji istiyor. Bu taleplere ancak iklime dirençli kentler inşa ederek cevap verebiliriz. Bugün küresel enerji tüketiminin yaklaşık dörtte üçü şehirlerde gerçekleşiyor; sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 70’i şehirlerden kaynaklanıyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: Şehirlerimiz yalnızca büyüyen yerleşim alanları değil, iklim eyleminin ana mekanlarıdır. Biz, depremden etkilenen 11 ilimizde tam da bu anlayışla hareket ettik. Tarihin en büyük kentsel yeniden inşa sürecini, yeni bir yol haritasına dönüştürdük. Bu yol haritasını verimlilik, çevre dostu yapılar, Sıfır Atık, akıllı sistem yönetimi ve sürdürülebilir yerleşim ilkeleri üzerine kurduk. Deprem sonrası yarım milyon konutu neredeyse sıfır enerjili bina konseptine uygun tasarladık; enerji tüketimini yüzde 39, sera gazı emisyonunu yüzde 38 azalttık. Bu yaklaşımı yalnızca deprem bölgesinde değil, 81 ilimizin tamamında benimsiyoruz. Tüm bu adımları 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefimiz ve Yeşil Kalkınma vizyonumuzla uyum içinde atıyoruz. COP31’de, dayanıklı şehirlerin desteklenmesini, uluslararası iklim gündeminin temel önceliklerinden biri haline getirmeyi hedefliyoruz. Çünkü küresel çapta, binaların emisyonlarını azaltmalıyız. Yeşil bina sertifikasyon sistemlerini güçlendirmeliyiz. Dirençli şehirler için yeni finansman mekanizmalarını geliştirmeliyiz. Dirençli altyapı ve bina standartlarını küresel ölçekte yaygınlaştırmalıyız. Bu başlıklar yalnızca Türkiye’nin öncelikleri değildir. Şehirlerin ortak ihtiyacıdır. İnsanlığın ortak geleceğine karşı sorumluluğumuzdur. Ben, bu programın sonunda hazırlanacak Hatay Deklarasyonu’nun dünya şehirleri için tüm insanlık için güçlü bir referans olacağına yürekten inanıyorum" ifadelerini kullandı.
08 Mayıs 2026 Cuma - 11:20 Başkan Aydın’dan Saraybosna’da anlamlı temas Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Bosna-Hersek’in tarihi ve kültürel başkenti Saraybosna’da gerçekleştirdiği temaslarda hem duygusal hem de tarihi önemi yüksek programlara katıldı. Programın ilk durağında Başkan Aydın ve beraberindeki heyet, Bosna-Hersek’in bağımsızlığı uğruna canlarını feda eden kahraman şehitlerin anısına düzenlenen törende yer aldı. Şehitlik anıtına çelenk sunan Aydın, aziz hatıraları saygı, rahmet ve minnetle andı. Törende duygusal anlar yaşanırken, Türkiye ile Bosna-Hersek arasındaki güçlü tarihi bağlar bir kez daha vurgulandı. Ziyaretin ikinci bölümünde ise Stari Grad Onur Günü etkinlikleri kapsamında, kentin simge yapılarından biri olan Beyaz Tabya’nın (Bijela Tabija) açılışı gerçekleştirildi. Yüzyıllara uzanan tarihiyle Saraybosna’nın güçlü simgelerinden biri olan Beyaz Tabya, kapsamlı bir restorasyonun ardından yeniden şehre kazandırıldı. Ziyarette kardeşlik mesajları Açılış töreninde konuşan Başkan Erkan Aydın, tarihi mirasların korunarak gelecek nesillere aktarılmasının ve kültürel yaşama kazandırılmasının örnek bir yaklaşım olduğunu söyledi. Projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen Stari Grad Belediye Başkanı Irfan engi ve Meclis Başkanı Seid kalji’e teşekkür eden Başkan Aydın, sözlerinde şu ifadelere yer verdi: "Bu projede emeği geçen herkesi, yaklaşık 16. yüzyıldan kalma 500 yıllık beyaz tabyayı restore ederek yeniden halkın kullanımına açtıkları; festivaller, sergiler, kültür ve sanat etkinlikleriyle yaşatılabilir bir mekana dönüştürdükleri için içtenlikle tebrik ediyor, bu değerli çalışma için teşekkür ediyorum. Yüzyıllar boyunca savaşlarda korunma amacıyla inşa edilmiş ve bu güzel şehrin savunmasında önemli bir yere sahip olan üç tabyadan biri olan Beyaz Tabya’nın, bundan sonra Saraybosna’nın kültür, sanat, müzik, festival ve çeşitli etkinliklerine ev sahipliği yapacağını duymak bizleri de son derece mutlu etti. Tarihi mirasın korunarak yaşayan bir kültür alanına dönüştürülmesi gerçekten çok kıymetli bir adımdır. Herkes adına hayırlı olsun." Saraybosna’da gerçekleşen program kültürel bir yeniden doğuşa sahne olurken, Türkiye ile Bosna-Hersek arasındaki gönül bağının ne kadar güçlü ve kalıcı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 09:06 Başkan Sekmen’den Çat çıkarması Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Çat ilçesine çıkarma yaptı, vatandaşlarla bir araya geldi, muhtarla buluştu, AK Parti ilçe teşkilatı ile istişare toplantısı yaptı. AK Parti Çat İlçe Başkanı Yavuz Yaşa ile birlikte ilçede gerçekleştirdikleri saha gezisinde vatandaşlarla bir araya geldiklerini vurgulayan Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, "Mahallelerimizin ihtiyaçlarını yerinde inceledik. Her kararı sahada alan, her hizmeti milletimizin talebi doğrultusunda şekillendiren anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çat’ımızın her mahallesine dokunan eser ve hizmet belediyeciliği anlayışıyla, vatandaşlarımızın taleplerini dinlemeye, ilçemiz için gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz. AK Parti Çat İlçe Başkanlığımızı ziyaret ettik. Değerli dava arkadaşlarımızla bir araya gelerek çalışmalarımızla ilgili istişarelerde bulunduk. AK Parti Çat İlçe Başkanımız Yavuz Yaşa kardeşime nazik misafirperverliklerinden ötürü teşekkür ediyor çalışmalarında kolaylıklar diliyorum" dedi. Çat ilçesindeki mahalle muhtarlarıyla bir araya gelerek istişare toplantısı gerçekleştirdiklerini anlatan Başkan Sekmen, "Vatandaşlarımızın taleplerini, mahallelerimizin ihtiyaçlarını ve ilçemize dair yürüttüğümüz çalışmaları hep birlikte değerlendirdik. Ortak akıl ve istişare kültürüyle Çat’ımız için çalışmaya, hizmet üretmeye devam ediyoruz. Misafirperverlikleri ve katkıları için tüm muhtarlarımıza teşekkür ediyor, çalışmalarında kolaylıklar diliyorum" diye konuştu.
Emine Erdoğan: "İstanbul’umuz bundan sonra sıfır atığın başkenti olacak"
17 Ekim 2025 Cuma - 15:30 Emine Erdoğan: "İstanbul’umuz bundan sonra sıfır atığın başkenti olacak" İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Sıfır Atık Forumu’nda konuşan Sıfır Atık Hareketi’nin kurucusu ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan, "İnanıyorum ki, güzel İstanbul’umuz, bundan sonra sıfır atığın başkenti olacak, sürdürülebilir bir geleceğin temelleri burada atılacak" dedi. Sıfır Atık Vakfı tarafından "Uluslararası Sıfır Atık Forumu" düzenlendi. Şişli’de bir otelde düzenlenen forum, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Birleşmiş Milletler (BM) Çevre Programı (UNEP) ve BM-Habitat iş birliğiyle "Sıfır Atık Hareketi: İnsan, Mekan, Dönüşüm" temasıyla gerçekleştirildi. Forumda dünya genelinden bakanlar, uluslararası kuruluş temsilcileri, akademisyenler, çevre liderleri, özel sektör temsilcileri, gençlik örgütleri ve medya mensupları bir araya geldi. Forumun anlatıldığı video gösterimiyle başlayan program, Emine Erdoğan’ın insanlığa yaptığı çağrıların yer aldığı videoyla devam etti. Forumda konuşan Emine Erdoğan, insanlığın geleceği için tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yaptıklarını ifade ederek, ilkini düzenledikleri Uluslararası Sıfır Atık Forumu’nda katılımcılarla heyecanı ve umudu paylaşmaktan duyduğu memnuniyeti belirtti. Forum boyunca paylaşılacak her bilginin, kurulacak her dostluk ve işbirliğinin, atılacak küçük ya da büyük her adımın daha yaşanabilir bir dünyaya hizmet edeceğine inandığını söyleyen Erdoğan, "Hepiniz, tarihin ilk evrensel çevre kanununun kaleme alındığı topraklara, medeniyetler abidesi İstanbul’umuza hoş geldiniz" ifadelerini kullandı. "Ne var ki insanlık, bu yüzyıla geldiğinde değişimin değil, değiştirmesi gereken şeylerin kendisi oldu" Emine Erdoğan, "Meşhur bir sözde şöyle denir, ‘Dünyada görmek istediğiniz değişimin kendisi olun.’ Ne var ki insanlık, bu yüzyıla geldiğinde değişimin değil, değiştirmesi gereken şeylerin kendisi oldu. Döngüsel tüketim modellerine geçmek yerine tüketim toplumlarına dönüştü. Geride bıraktığı atıklarla yeryüzüne çöpten dağlar, okyanuslara plastikten adalar ekledi. Kendi eliyle sahte ihtiyaçlardan ve yapay mutluluklardan örülü bir dünya kurdu. ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’ dediği yerden ‘Tüketiyorum, öyleyse varım’ noktasına savruldu" diye konuştu. Yapılan anketlerin insanların yüzde 85’inin ihtiyacından hep daha fazlasını satın aldığını söylediğini, reklamların "Ne kadar çok tüketilirse o kadar değerli olunacağını" fısıldadığını kaydeden Erdoğan, üzerinde "indirim" etiketi olan her ürünü ihtiyaç olmamasına rağmen almanın kar sayıldığını kaydetti. Bir şey kırıldığında onu tamir etmek yerine yenisinin alındığını belirten Erdoğan, "Ucuz ve seri üretim, ‘ucuza yenilemeyi’ bizlere bir fırsat olarak sunuyor. Ancak ne yazık ki hiçbir şey ucuza yenilenmiyor. Bir kot pantolonun üretilmesi için 3 bin 781 litre su kullanıldığını bilseydik, ‘ucuza yeniledik’ der miydik? Teknolojik atıklarının toprağı, suyu zehirlediğini bilseydik, sapasağlam telefonlarımızı yeniler miydik? Bir dilim ekmeğin bugün dünyada gıdaya erişimi olmayan 150 milyon çocuğun hayali olduğunu hatırlasaydık, artan yemeklerimizi bu kadar kolay çöpe atabilir miydik? Denizlerde biriken plastiklerin balıkların bedenine, oradan da soframıza döndüğünü bilseydik, kullandığımız pet şişeyi doğaya bırakabilir miydik? Küçücük sandığımız sigara izmaritlerinden çözünen toksik madde ve kimyasalların çevrenin ilk üç kirleticisinden biri olduğunu ve metrekareye 116 izmarit düştüğünü bilseydik, izmaritlerimizi yere atabilir miydik? Bunlar ne kadar pahalı harcama kalemleri değil mi? İşte, tek bir ürün için tüketilen enerji, su, doğal kaynaklar ve insan emeği, sözde ucuza yenilemenin perde arkasındaki yüksek bedelleridir" şeklinde konuştu. "Sıfır atık, umut ürettiğimiz yepyeni bir dönemin adıdır" Sıfır atığın yepyeni bir dönemin adı olduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, "Meşhur yazarlarımızdan Yaşar Kemal’in dediği gibi, ‘Yaşam, umutsuzluktan umut üretmektir. İnsan, umutsuzluktan umut üreterek bugüne kadar gelmiştir.’ Bizler bugün, umutsuzluğun değil, bilakis büyük bir dönüşümün eşiğindeyiz. Sıfır atık, umut ürettiğimiz yepyeni bir dönemin adıdır" diye konuştu. "İnsanlığın iyiliği için elinden geleni geldiği kadarıyla yapma gayretinde olan milyonlara ihtiyacımız var" Bazen sıfır atık yaşam modelini uygulamanın zor olduğu yönünde eleştiriler duyduğunu aktaran Erdoğan, "Şunun altını çizmek isterim ki bizim ‘Sıfır Atığı’ mükemmel bir şekilde uygulayan bir azınlığa değil, küçük adımları kararlılıkla atan, evindeki organik atıkları kompost yaparak gübreye dönüştüren, restoranda artan yemeğini çekinmeden yanında götüren, elektrikli cihazını bekleme modunda bırakmayıp kapatan, velhasıl ‘Ben mi kurtaracağım dünyayı?’ demeden insanlığın iyiliği için elinden geleni geldiği kadarıyla yapma gayretinde olan milyonlara ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı. "Anadolu’da ‘çöpe atmak’ kimsenin tanımadığı bir kavramdı" Emine Erdoğan, çoğu zaman sıfır atığın çağın yeni bir fikri gibi konuşulduğunu vurgulayarak, oysa her inancın, her kültürün doğayla dost bir yaşamın rehberini insanlara sunduğunu söyledi. Tarihin belli bir dönemine kadar hanelerde üretilen atıkların dünya için bir endişe nedeni olmadığına dikkati çeken Erdoğan, "Mesela, Anadolu’da ‘çöpe atmak’ kimsenin tanımadığı bir kavramdı. Henüz, okul etkinliklerinin ve hobi kurslarının dışına çıkamayan ‘ileri dönüşüm’, eşyaların ve ürünlerin bitmeyen yolculuğuydu. Kalan yemekleri başka bir yemeğe çevirmek, kırılan ürünleri tamir etmek, bir çocuğa küçük gelen kıyafeti başka bir çocuğa giydirmek hayatın kendisiydi. Bir şey satın alacaksak, onun değerini belirleyen moda olması değil ‘evladiyelik’ olup olmamasıydı. Mobilya gibi dayanıklı ürünler, nesilden nesile geçerdi. Kalan kumaşlar, ‘kırkyama’ denilen sanat eserlerine dönüşürdü. Tarım ve hayvancılıkta organik gübre kullanılırdı. Artan yemekler toprağın, kuşun, diğer mahlukatın nasibi olurdu. Şimdi, burada hepimize çok önemli bir sorumluluk düşüyor. Bu salonda 108 farklı ülkeden çok kıymetli katılımcılar var. Sizler, kökleri derinlere uzanan kültürlerden geliyorsunuz. Her kültürün kendi coğrafyasıyla bütünleşmiş, ilham verici doğa dostu yaşam pratikleri var. İnanıyorum ki bu uygulamaları araştırır ve hayata kazandırırsak insanlar için de önemli bir motivasyon kaynağı sağlamış oluruz" dedi. Emine Erdoğan, küresel Sıfır Atık hedeflerini gerçekleştirme yolunda devletlere, uluslararası ve bölgesel kuruluşlara önemli roller düştüğünü vurguladı. "Türkiye olarak var gücümüzle çözümün parçası olmak için çalışıyoruz" Erdoğan, "Gururla ifade etmek istiyorum ki Türkiye olarak iklim krizindeki payımızın çok düşük olmasına rağmen var gücümüzle çözümün parçası olmak için çalışıyoruz. 2017 yılında Türkiye’de başlattığımız Sıfır Atık Hareketi, bu hedefin en net göstergesidir. Bu yolun başında ülkemizde yüzde 13 olan geri kazanım oranımızı yüzde 36 seviyesine çıkardık. Bugüne kadar 74,5 milyon ton atığı geri kazandık. Ekonomimize 256 milyar lira kazanç sağladık. ‘Sıfır Atık Mavi Hareketi’ kapsamında yaklaşık 285 bin ton deniz çöpünü topladık. Dünyadaki hiçbir krize seyirci kalmayan bir ülke olarak çevre krizinin çözümünde de yer almayı, insanlığa karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek olarak kabul ettik. Bu anlayışla sıfır atık girişimimizi zamanla uluslararası düzeye taşıdık" ifadelerini kullandı. "Ne mutlu ki biz bu yola çok kilometre ekledik" 2022 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile "İyi Niyet Beyanı"nı imzalayarak, küresel bir hareket başlattıklarını hatırlatan Erdoğan, BM Genel Kuruluna sundukları sıfır atık konulu kararın 105 ülkenin eş sunuculuğunda güçlü bir oybirliğiyle kabul edildiğini ifade etti. Ülkelerin bu mutabakatının insanlık ailesinin çevre meselesindeki dayanışma ruhunu ortaya koyan çok anlamlı bir örnek olduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, "Bu karar neticesinde 30 Mart tüm dünyada Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan edilirken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin ve şahsımın başkanlığında Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Danışma Kurulu kuruldu. 2023’den bu yana Danışma Kurulumuzla dünyadaki en iyi sıfır atık uygulamalarını öne çıkarmak, uygulamayı yaygınlaştırmak ve farkındalığı artırmak misyonuyla çalışıyoruz. Ne mutlu ki biz bu yola çok kilometre ekledik" diye konuştu. "İnanıyorum ki, güzel İstanbul’umuz bundan sonra sıfır atığın başkenti olacak" 2023’te küresel sıfır atık çalışmalarının merkezi olması amacıyla Türkiye’de Sıfır Atık Vakfını kurduklarını belirten Emine Erdoğan, "Vakfımız, büyük bir iştiyak ve yüksek bir enerjiyle Danışma Kurulumuzun faaliyetlerine en güçlü desteği veriyor. Vakfımız bünyesinde sıfır atık alanında, iyi uygulama ve politika paylaşımında uluslararası bir merkez olan Sıfır Atık Enstitüsünü kurduk. Ayrıca Küresel Sıfır Atık Ödülleri projemizi de geçtiğimiz 30 Mart kutlamalarında New York’ta duyurduk. Kurulumuzun sekretaryasını büyük bir özveriyle yürüten Birleşmiş Milletler Habitat’ın Türkiye’de bölgesel bir ofis açması için gerekli adımları attık. İnanıyorum ki, güzel İstanbul’umuz bundan sonra sıfır atığın başkenti olacak; sürdürülebilir bir geleceğin temelleri burada atılacak. Ben bu vesileyle huzurlarınızda Sıfır Atık Vakfımıza ve Birleşmiş Milletler Danışma Kurulu üyelerimize özel olarak teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten titiz çalıştılar, kısa zamana büyük başarılar sığdırdılar ve çok güçlü bir alkışı hak ediyorlar" şeklinde konuştu. Erdoğan, iklim değişikliğiyle mücadelede bugüne kadar genellikle belediye atık miktarı, plastik kirliliği, doğrusal üretim-tüketim gibi başlıkların gündemde olduğunu söyledi. "İsrail, Gazze’de tarihin en vahşi soykırımını yaparken bir yandan da ‘eko-kırım’ yaptı" Emine Erdoğan, "Fakat bugün en çok, savaşların çevreye verdiği tahribatı, yeryüzüne bıraktığı derin yara izlerini konuşmalıyız. Savaşların iklim değişikliğiyle mücadelemizdeki kazanımlarımızı nasıl sıfır noktasına gerilettiğini anlatmalıyız. Bunun en acı örneği, bugün Filistin’de yaşanıyor. İsrail, Gazze’de tarihin en vahşi soykırımını yaparken bir yandan da ‘eko-kırım’ yaptı. Gazze’deki yıkımdan geri dönüştürülmesi belki bir asır sürecek 61 milyon ton enkaz kaldı. Ağaç mahsullerinin yüzde 97’si, yıllık mahsulün yüzde 82’si, çalılık alanların yüzde 95’i yok oldu" dedi. "Gazze’de yok olan çevre, tüm insanlığa aittir" Mühimmat, katı atık ve arıtılmamış kanalizasyondan kaynaklanan toprak kirliliğinin gıda üretimini imkansız hale getirdiğine dikkati çeken Erdoğan, "Ne insanların yaşayabileceği bir yer kaldı, ne hayvanların otlayacağı alanlar ne de kuşların ve su canlılarının barınacağı bir çevre. O yüzden şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizelim: Savaşlar durmadıkça tabiatın yaralarını saramayız. Nesiller arası adaleti sağlayamayız ve şunu lütfen unutmayalım; Gazze’de yok olan çevre tüm insanlığa aittir. Dünyanın bir ucunda, belki bizden kilometrelerce uzakta yaşanan savaşlar, yok olan türler, kuruyan göller, büyüyen çöller, aslında yanı başımızdalar. Çünkü ekosistem bir bütündür. Gazze’nin çoraklaşan toprakları bize de uzanır. Başka bir kıtada çekilen su ve gıda kıtlığı, bizim soframızı da yoksullaştırır. O yüzden Sıfır Atık Hareketi demek küresel vicdan demektir. Bu vicdan haritasını ne kadar büyütürsek, kimsenin geride kalmadığı bir dünyayı o ölçüde tesis edebiliriz" ifadelerini kullandı. "Sizleri İyi Niyet Beyanı’nı imzalayarak küresel Sıfır Atık Hareketi’nin bir parçası olmaya davet ediyorum" Emine Erdoğan, Kızılderili liderlerin bir karar alacaklarında o kararın yedi nesli nasıl etkileyeceğini göz önünde bulundurduklarını ifade ederek, "İşte bu ‘Yedi Nesil İlkesi’, adil bir dünya için aradığımız cevaptır. Gerçek liderlik yarını inşa edebilmektir. Gelin biz de bugün attığımız adımların, henüz doğmamış milyarlarca insanın yaşam koşullarını belirleyen kelebek etkisini hesap edelim. Çünkü hayat, devam eden bir hikayedir. Bugün yazdığımız satırlarla geçmişin hatalarını temize çekebilir ve insanlık için yepyeni bir sayfa açabiliriz. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, sizleri İyi Niyet Beyanı’nı imzalayarak küresel Sıfır Atık Hareketi’nin bir parçası olmaya davet ediyorum. Her birinize katılımınız için teşekkür ediyorum. Bu anlamlı organizasyona öncülük eden Sıfır Atık Vakfımıza, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği ve Tarım ve Orman Bakanlıklarımıza ve etkinliğin tüm paydaşlarına en kalbi şükranlarımı sunuyorum" diye konuştu. Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, sıfır atıktan ilhamla yapılan "Yusuf’un Gömleği" adlı eseri Emine Erdoğan’a hediye etti. Ardından protokol ile birlikte aile fotoğrafı çektirildi. Foruma Sıfır Atık Hareketi’nin kurucusu ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Sıfır Atık Başkanı Samet Arbaş, Azerbaycan Ekoloji ve Doğa Kaynağı Bakanı Muhtar Aliyev, Birleşmiş Milletler Habitat Genel Sekreter Yardımcısı ve İcra Direktörü Anacalaudia Rossbach, Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu üyeleri ve akademisyenler katıldı. 18-19 Ekim tarihlerinde devam edecek olan forumda "Davranış Değişimi: Zihin Değişirse Sistem Değişir", "Sıfır Atık Hareketine Öncülük Eden Kadınlar", "Tek Kullanımlıktan Dayanıklı Teknolojiye", "Daha Akıllı Atık: Yapay Zeka Etkisi" ve "Döngüsel Dönüşüme Öncülük Eden Şehirler" gibi başlıklar altında oturumlar gerçekleştirilecek. Bu yılki teması "İnsan, Mekan, Dönüşüm" olan forum, çevre, ekonomi ve toplumun kesişiminde yer alan dönüşüm süreçlerine odaklanarak, insanın doğayla ilişkisini yeniden düşünmeye çağırıyor.
AK Parti’den vergi düzenlemelerine ilişkin yeni kanun teklifi
17 Ekim 2025 Cuma - 14:13 AK Parti’den vergi düzenlemelerine ilişkin yeni kanun teklifi AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, "İmalat dışı sektörlerdeki işverenlerimize sağlanan 4 puanlık Hazine prim teşvikini 2 puana indiriyoruz. Burada imalat sektöründeki yüzde 5’lik prim desteği de aynen olduğu gibi devam edecek" dedi. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Aksaray Milletvekili Hüseyin Altunsoy, Osmaniye Milletvekili Seyfi Gürsoy ve Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık ile birlikte basın toplantısı düzenledi. 36 maddelik Vergi Kanunu’nda değişiklik içeren teklif hakkında bilgi veren Güler, "Maddelerden birisi mesken kira gelirlerine uygulanan istisna. Sosyal güvenlik kurumlarından emekli, maluliyet, dul ve yetim aylığı alan vatandaşlarımız hariç olmak üzere yeniden düzenliyoruz. Gayrimenkullerin devir ve iktisaplarında beyan edilen alım satım bedelinin gerçek durumu yansıtmadığının tespiti halinde uygulanan ceza kayıt dışılığı caydırmak amacıyla. Ve Vergi Usul Kanunu’nda uygulanan oransal bir düzenleme getiriyoruz. Bu düzenlemede yüzde 25 olarak uygulanan caydırma cezası, diğer Vergi Usulü Kanunu’nda yer alan maddelerde olduğu gibi bir kat olarak değerlendirilecektir. Bu adımla beraber emlak beyanlarının da gerçek değerler üzerinde yapılmasını arz ediyoruz. Sıfır araçların ilk tescil işlemleri ile tescil edilmiş araçların ikinci el satış ve devirlerinden noterler tarafından satış ve devir bedeli üzerinden asgari bin TL’den az olmamak üzere oransal manada binde 2 oranında nisbi noter harcı getirmiş bulunuyoruz. Kuyumculuk, ikinci el motorlu kara taşıtı ve taşınmaz ticareti yetki belgeleri, bazı özel sağlık kuruluşları belgeleri, kıymetli madenler ve ticari havacılık işletme ruhsatları yıllık bir harca tabi tutulacaktır. Bundan sonra da bu harç doğrultusunda bu faaliyetlerin yürütülmesini arz ediyoruz. Sosyal güvenlik sistemi, toplumun refahını güvenlik altına alan en kritik kamu hizmet alanlarından biridir. Bu sistemin hem aktüeryal dengesini sağlamak ve sürdürülebilirliğini güçlendirmek, aynı zamanda bu kurumumuzun gelir ve gider dengesi arasında belli bir oranı sağlamak ve güçlü yapısınıı sürdürülebilir mahiyet içerisinde devam ettirilmesini arzu ediyoruz. Bu bağlamda doğum hariç borçlanma prim oranını yüzde 32’den yüzde 45’e çıkartıyoruz. Ve durdurulan Bağ-Kur sigortalılık sürelerinin ihya prim oranında yüzde 45 olarak sistemde belirlenmesini ve sistemin sürdürülebilirliğini de sağlamış oluyoruz. Malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları prim oranının işveren hissesi yüzde 11’den yüzde 12’ye çıkartılmakta. Ve ilgili sigorta kollarının prim oranlarının yükseltilmesiyle mevcut SGK kurumumuzun finansal sürdürülebilirliğini sağlamaya gayret ediyoruz. Yine imalat dışı sektörlerdeki işverenlerimize sağlanan 4 puanlık Hazine prim teşvikini 2 puana indiriyoruz. Burada imalat sektöründeki yüzde 5’lik prim desteği de aynen olduğu gibi devam edecek" dedi. Yeni düzenleme ile çalışanlar daha yüksek emekli maaşı alabilecek Güler şöyle devam etti: "5510 sayılı kanunun 80. maddesinde yapılan değişiklikte prime esas günlük kazanç üst sınırı asgari ücretin 7.5 katı iken, bunu 9 katına çıkıyoruz. Çünkü üst değer noktasında maaş ölçüsü içerisinde 7.5 katın mevcut güncel uygulamalarda çok esnek olmadığı yönünde değerlendirmelerimiz oldu ve bunu 9 katına çıkartarak herhalde makul bir uygulamayı da burada sağlamış oluyoruz. Böylece sigortalıların emekli aylıkları ve diğer sosyal güvenlik haklarında, yani emeklilikten sonra da daha yüksek emeklilik maaşı alabilmesi noktasında haklarının iyileştirilmesini sağlamış oluyoruz. Gelir ve aylık bağlanmış olanlarda prim borçlarının gelir ve aylıklarından yüzde 25 oranını geçmemek üzere kesilmesi sağlanarak, kurumunun alacakları da yine bu konuda güvence altına alınıyor." Deprem bölgesindeki illere 3.6 trilyon harcandığını söyleyen Güler, 2025 yılı ilave finansman ihtiyacını karşılamak için Bütçe Kanunu ile belirlenen net borç kullanım tutarına 595 milyar Türk lirası ilave edileceğini söyledi. Emlak vergilerine ilişkin düzenleme yapılıp yapılmayacağı sorusu üzerine Güler, "Emlak vergileriyle ilgili arkadaşlar çalışıyoruz. Teknik çalışma tamamlanmadı henüz. Tabii şunu da üzülerek söylemek istiyorum. Aynı mahalle içinde, aynı hudut içinde ve aynı ilçe içerisinde maalesef farklı değerlendirmeler ve farklı mağduriyetler oluşturacak şekilde malumunuz emlak vergisine esas olan iki alt unsur var. Bir o binanın bulunduğu arsa değerindeki artış oranı, ikincisi de o binanın değerinden kaynaklı artış oranı. Tabii bunların belli bir denge içerisinde oluşturulması lazım" ifadelerini kullandı. SGK teşvik primlerinin 4 puandan 2 puana inmesine ilişkin soruya Güler, "İmalat sanayii hariç olmak üzere, yani üretim sanayii hariç olmak üzere geçmiş yıl da dahildi yüzde 5 desteğimiz devam ediyor. Bizimki diğer alanlar dediğimiz hizmet sektörü ve diğer alanlar. Arkadaşlar bu bir destek, istisna. Bizim de sosyal güvenlik kurumumuzun hem ekonomik mali durumunun, konumunun gelecek yıllara da güçlü bir şekilde devamı noktasında uygulama ve desteklenmesi gerekiyor. Şimdi bu istisna dedik, destek dedik normal uygulamaya esas olacak şekilde" cevabını verdi. "Genel olmayacak, ama bir şartlı af olabilir" Genel af olup olmayacağı sorusu üzerine Güler, "Genel olmayacak, ama bir şartlı af olabilir. Pişmanlığın yanı sıra işte silaha eli değenler değmeyenler diye. Bundan sonra da olmaz. Çünkü geçmiş yıllarda ülkemizde gerek 1970’li yıllarda, gerekse de en son AK Parti döneminden önce 1990’lı yıllarda çıkan af kanununa baktığımızda arkadaşlar bunun beklentiyi karşılamadığını, suça karışmış, suç işlemiş kişilerin tahliye olduktan kısa bir süre sonra tekrar cezaevine döndüklerini görüyoruz. Umut hakkı kanunlarımızda yok. Bizim kanunlarımızda dediğim gibi koşullu salıverme şartları vardır, ceza ertelemesi vardır. Bizim temel hedefimiz bir genel af veya kısmi af gibi bir durum değil" dedi.
BBP Karabük İl Başkanı Kesgin: "Zulme sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır"
17 Ekim 2025 Cuma - 13:45 BBP Karabük İl Başkanı Kesgin: "Zulme sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır" BBP Karabük İl Başkanı Murat Kesgin, 100. Yıl Camii’nde düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, Doğu Türkistan ve Filistin’de yaşananların insanlık suçu olduğunu belirterek, "Zulme sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır" dedi. BBP Karabük İl Başkanlığı tarafından 100. Yıl Camii’nde düzenlenen programda, Doğu Türkistan ve Filistin’de yaşanan zulüm ve soykırımlara dikkat çekildi. Etkinlikte konuşan İl Başkanı Murat Kesgin, Çin hükümetinin Doğu Türkistan’da yaşayan Müslümanlara yönelik uygulamalarını eleştirdi. "Doğu Türkistan’da soykırım dinî, millî ve kültürel değerler üzerinden yapılıyor" Kesgin, "Çin hükümeti Doğu Türkistan’da yaşayan Müslümanların ibadet etmelerini engellemekte, camileri yıkmakta, ibadet edenleri hapsetmekte, çocukları ailelerinden zorla ayırmakta, başta kadınlar olmak üzere insanları zorla çalıştırmakta ve kendi kültürlerini unutturmak istemektedir. Şüphesiz ki yapılan bu zulüm bir insanlık suçudur" dedi. "Filistin’deki işgal toprak üzerinden yürütülüyor" Filistin’deki zulmün farklı şekilde gerçekleştiğini söyleyen Kesgin, "İsrail devleti Filistin topraklarını işgal etmiş, Filistin halkını zorla göçe zorlamış, binlerce kişiyi katletmiştir. Zulüm ister dinî, ister millî, isterse toprak üzerinden yapılsın; sonuç değişmiyor. Zulüm her yerde zulümdür" diye konuştu. Zulme karşı durmanın bir vicdan meselesi olduğuna dikkat çeken BBP İl Başkanı Kesgin, "Zulme sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır. Bu nedenle zulme karşı çıkmak, zalimin karşısında olmak, mazlumun yanında yer almak bir insanlık görevidir. Bu görev, insan olmanın, vicdan sahibi olmanın, ahlaklı olmanın bir gereğidir" ifadelerini kullandı. Konuşmasında Alperenlik vurgusu yapan Kesgin, "Biz, Alperenlerin torunları olarak mazluma karşı susan dilsiz şeytan olmayacağız. Her zaman ve her yerde Firavun’un karşısında saf tutacağız" dedi. "Doğu Türkistan ve Filistin davası bizim davamızdır" Doğu Türkistan ve Filistin’in, Alperenlerin öncelikli ve millî meseleleri olduğunu söyleyen Kesgin, "Soydaşlarımızın ve dindaşlarımızın hassasiyetleri bizim hassasiyetimizdir. Davaları bizim davamızdır. Allah’ın izniyle bir gün bu aziz millete, ’Yaşasın tam bağımsız Doğu Türkistan, yaşasın tam bağımsız Filistin’ demeyi nasip edecektir" şeklinde konuştu. Kesgin, Türk-İslam dünyasına çağrıda bulunarak, "Bir an önce kendimize gelip kardeşlerimize sahip çıkmalıyız. Zalimlere karşı birleşip TURAN’da buluşmalı, yeniden Ebabil kuşlarını beklemektense, bizler birer Ebabil olmalıyız" diyerek sözlerini tamamladı.
Bakan Uraloğlu proje açılışları için Antalya’ya geliyor
17 Ekim 2025 Cuma - 13:16 Bakan Uraloğlu proje açılışları için Antalya’ya geliyor Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yarın 3 karayolu projesinin açılışını ve bir projenin de temel atma törenini gerçekleştirecek. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 18 Ekim Cumartesi günü Antalya’da Kepezüstü ve Sanayi Farklı Seviyeli Kavşakları ile Elmalı Şehir Geçişi, Elmalı-Finike Yolu kapsamında Elmalı–Avlanbeli arasının resmi açılış törenlerini gerçekleştirecek. Bakan Uraloğlu, ayrıca yine Elmalı–Finike Yolu kapsamında inşa edilecek olan Avlanbeli–Finike arasının da temelini atacak. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 18 Ekim Cumartesi günü Antalya’da 3 karayolu projesinin açılışını ve bir projenin de temel atma törenini gerçekleştirecek. Resmi açılış törenleri gerçekleştirilecek olan Kepezüstü ve Sanayi Farklı Seviyeli Kavşakları hakkında bilgi veren Bakan Uraloğlu, "Kepezüstü Farklı Seviyeli Kavşağı’nı Burdur-Antalya, Korkuteli-Antalya, Batı Çevre Yolu, Şehir Hastanesi Bağlantı Yolu ile şehir merkezine giden 5 ana aksın kesişim noktasında, 332 metre uzunluğunda, bitümlü sıcak karışım kaplamalı olarak inşa ettik. Sanayi Farklı Seviyeli Kavşağı’nı ise Antalya şehir merkezini Batı Çevre Yolu’na bağlayan aks üzerinde 360 metre uzunluğunda yine aynı standartta tamamladık" ifadelerini kullandı. "Her gün ortalama 95 bin 500 araç geçişinin olduğu bölgede yaşanan trafik yoğunluğu rahatlattık" Bakan Uraloğlu, her iki projenin de hemzemin kavşak modelinden farklı seviyeli kavşak standardına yükseltildiğini belirterek, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Kepezüstü Farklı Seviyeli Kavşağı ile; ana aksların kesişim noktasında yer alan ve Antalya Şehir Hastanesine de erişim sağlaması bakımından her gün ortalama 95 bin 500 araç geçişinin olduğu bölgede yaşanan trafik yoğunluğu rahatlattık. Hemzemin kavşakta hizmet veren sinyalizasyon sistemini, devre dışı bırakıp trafiğin dur-kalk yapmaksızın akışını sağladık. Burdur-Antalya ve Korkuteli-Antalya arasında transit geçiş imkânı tesis ettiğimiz kavşağımız ile kavşak geçiş süresini 7 dakikadan 1 dakikaya düşürdük." "Sanayi farklı seviyeli kavşağı ile geçiş süresini 1 dakikaya indirdik" Sanayi Farklı Seviyeli Kavşağı’nda ise günlük ortalama 58 bin 500 araç geçişinin yaşandığını belirten Bakan Uraloğlu, "Özellikle akşam ve sabah saatlerinde bölgede artan trafik yükünü rahatlattık. Transit geçiş imkânı sağlayarak kavşak geçiş süresini 4 dakikadan 1 dakikaya indirdik. Her iki kavşak bölgesinde de hızlı, kesintisiz, konforlu ve güvenli bir ulaşım tesis ettik" açıklamasında bulundu. Bakan Uraloğlu ayrıca, Kepezüstü ve Sanayi farklı seviyeli kavşakları ile zamandan 1 milyar 561 milyon lira, akaryakıttan 148 milyon lira olmak üzere yıllık toplam bir milyar 709 milyon lira tasarruf sağlayacaklarını belirterek, karbon salınımını 638 ton azaltacaklarını bildirdi. "Elmalı-Finike arasında 60 kilometrelik bölünmüş yol aksı tesis edilecek" Bakan Uraloğlu, Elmalı-Finike yolu kapsamında da gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Bakan Uraloğlu, "Cumartesi günü 7 kilometrelik Elmalı Şehir Geçişi’ni ve Avlanbeli’ne kadar uzanan 22 kilometrelik kesimini kapsayan toplam 29 kilometre uzunluğundaki Elmalı-Avlanbeli kesimini hizmete sunacağız Avlanbeli-Finike arasının da 31 kilometre uzunluğunda bitümlü sıcak karışım kaplamalı bölünmüş yol standardına yükseltmek amacıyla temelini atacağız." dedi. Elmalı-Avlanbeli arasındaki 29 kilometrelik kesimi tamamlanan projede; yapım çalışmaları başlatılacak Avlanbeli-Finike kesiminin de bitirilmesiyle Elmalı-Finike arasında 60 kilometrelik bölünmüş yol aksı tesis etmiş olacaklarını belirten Bakan Uraloğlu, açıklamasına şu şekilde devam etti: "Elmalı-Avlanbeli arasının tamamlanmasıyla bu kesimdeki seyahat süresi 26 dakikadan 18 dakikaya indi. Proje ile zamandan 307 milyon lira, akaryakıttan 94 milyon lira olmak üzere yıllık toplam 401 milyon lira tasarruf sağlanacak, karbon salınımı ise 5 bin 717 ton azaltılacak. Avlanbeli-Finike kesiminin de bitirilmesiyle Elmalı-Finike Yolu’nun tamamında seyahat süresi 53 dakikadan 37 dakikaya inecek, zamandan 429 milyon lira, akaryakıttan 135 milyon lira olmak üzere yıllık toplam 564 milyon lira tasarruf sağlanacak, karbon salınımı 8 bin 223 ton azaltılacak."
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’
17 Ekim 2025 Cuma - 13:14 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Dicle Üniversitesi Akademik Yılı açılışında yaptığı konuşmada, ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. ’Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek, yoluna devam edecek. ’Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz’’ dedi. Dicle Üniversitesi’nde yeni akademik yıl, Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen programla başladı. Programa TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu Ataman, Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu, AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamuran Eronat ve davetliler katıldı. Programda konuşan TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyarbakır’ın kültür ve evliyalar şehri olduğunu ifade ederek, ’’Diyarbakır sahabenin kentidir. Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. Diyarbakır, aynı zamanda Türk İslam medeniyetinin de önemli merkezlerinden, fikir merkezlerinden birisidir. Bugün itibarıyla da doğu ile batı arasındaki sentezi, Mezopotamya ile Anadolu kıtası arasındaki sentezi en iyi şekilde gerçekleştirmiş olan nadide şehirlerimizden birisidir. Diyarbakır’da olmak, bu anlamda hem tarihi daha iyi anlamaya çalışmak hem yarını daha iyi anlatmaya gayret etmek için de bir fırsattır’’ diye konuştu. ‘’İçinde bulunduğumuz coğrafya gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor’’ Dünyanın belki de en zor, en büyük türbülanslarının yaşandığı bir dönemden geçildiğini belirten Kurtulmuş, ‘’Her gün yeni olaylarla, yeni çelişkilerle, çatışmalarla, gerilimlerle dünyanın hemen her bölgesinde, her yöresinde insanoğlu olarak mücadele ediyoruz. Hiçbir gün karşılaştığımız yeni durum neredeyse artık bizler için bir sürpriz olmuyor. Özellikle bütün bu gerilimlerin on yıllar boyunca sürdüğü ve şu anda da dünyadaki bütün büyük güçlerin güç mücadelesini sergilediği içinde bulunduğumuz coğrafya, gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor. Gittikçe daha büyük problemleri çözebilme becerisini ortaya koyması gerekiyor. Bunun için diyoruz ki bizim Türkiye olarak kendimize gelmemiz, gerçekten önümüzdeki süreci en iyi şekilde anlamlandırmamız ve yolumuza devam etmemiz lazım. Bakın daha dün burada konuşuyor olsaydık böyle bir giriş yapmama gerek olmayacaktı. Tam da iki yıldan sonra Gazze’de barış sağlandığını zannettiğimiz yeni bir barış ikliminin oluşacağını tahmin ettiğimiz bir dönemde saldırgan İsrail yönetimi, dün gece Güney Lübnan’da da yine masum insanların olduğu bölgeleri acımasızca bombalayarak, bu bölgede barış istemediğini bir kez daha ortaya koydu. Esasında bu saldırının daha evvelki yapılan saldırılardan farkı yoktur. Lübnan’a defalarca saldırılmış, Suriye’ye saldırılmış, İran’a saldırılmış, Tunus’a saldırılmış, hatta Katar’a bile saldırmış olan bir siyonist rejimin artık dur durak bilmeyecek bir noktaya geldiği, aldığı desteklerden şımararak Ortadoğu’yu daha da büyük bir kan gölüne çevirmek istediği aşikardır. Buradan açıkça bütün milletimiz adına ifade etmek istiyorum. İsrail’in bu saldırganlığı, özellikle dün akşamki saldırganlığı asla kabul edilemez, asla tasvip edilemez, asla hiçbir kimse tarafından onaylanamaz. Bu saldırı vesilesiyle Lübnan halkının yanında olduğumuzu bir kere daha ifade etmek istiyorum. İsrail’i bir kere daha en şiddetli şekilde kınadığımızı ve artık İsrail’in bu saldırgan yönetiminin Ortadoğu halkları için bir sorun haline geldiğinin de görülmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Ümit ederim ki bütün bölge halkları olarak uyanır ve ortak kimliğimize, ortak geleceğimize sahip çıkabiliriz’’ şeklinde konuştu. "Dün olduğundan daha büyük sorumluluğumuz var’’ Bu coğrafyanın sıkıntısız olduğunun düşünülemeyeceğini vurgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi: ‘’Değerli kardeşlerim, bu coğrafyada bir taraftan dünya genelinde devam eden gelişmelerle ticaret savaşlarından uzay savaşlarına kadar süren büyük gerilimlerle yaşadığımız bir dönemde bu coğrafyanın hiç şüphesiz tarihte olduğu gibi şimdi de sıkıntısız olması düşünülemez. Onun için biz Türkiye’yi önümüzdeki dönemi Türkiye’nin yüzyılı haline getirmek, sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye haline getirmek mecburiyetindeyiz. Esasında 86 milyon olarak hepimizin üzerine düşen görev, Türkiye’yi yönetenler olarak Türkiye’deki bütün siyasi gruplara düşen ödev, görev Türkiye’yi iki alanda daha ileriye taşımaktır. Bunlardan birisi kendi içimizde tam manasıyla adaleti, barışı, birliği, beraberliği, dirliği sağlayarak silahların değil, sözlerin ve gönüllerin konuşulduğu, tam manasıyla özgür, adaletli bir Türkiye’yi inşa etmektir. İkinci büyük sorumluluğumuz ise dünyada yeni ve adil bir küresel düzenin inşa edilmesi için öncü olmak, sözcü olmak, tekliflerimizi hazırlamaktır. Bu çerçevede dün olduğundan daha fazla üzerimizde büyük sorumluluklar olduğunun altını çizmek isterim. Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek, yoluna devam edecek. Böylece iç cephesini tahkim eden bir anlayışla dosta düşmana karşı samimi bir birlik ve beraberliği ortaya koyacak ve bölgesinin istikrar üreten bir ülkesi olmaya devam edecektir. Aynı şekilde biz sadece kendimizden sorumlu değiliz. Başta kendi coğrafyamız olmak üzere yeryüzündeki bütün mazlum milletlerden ve dünyanın her köşesindeki biçare insanlardan da sorumlu olduğumuzu unutmamamız gerekir. Bunun için de son 2 yıldır Gazze’de yaşadıklarımız da bize bir kere daha öğretmiştir ki, şu günlerde artarak beklenti haline getirilen barış çabalarına rağmen 3 yıldır Ukrayna-Rusya arasında devam eden çatışma göstermiştir ki artık dünyada barışı sağlayabilen küresel bir sistem mevcut değildir.’’ ‘’Barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz’’ Artık dünyada herhangi bir şekilde insanlığın hayrına çalışan bir sistemin mevcut olmadığını aktaran Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Sadece güçlünün gücünün hakim olduğu, güçsüz olanın ise ezildiği bir dünya sisteminden bahsediyoruz. Bunu değiştirmek için gayret sarf etmek de bizim, Türkiye’nin insanlarının vazifesidir. Hepimizin temel ödevlerinden birisidir. Üniversitemizin sorumluluğu budur. Siyasetin sorumluluğu budur. Sivil toplumun sorumluluklarından birisi budur. Hep beraber hem içeride kendi birliğimizi, dirliğimizi tahkim edecek ve böylece küresel ölçekte de adil bir küresel sistemin kurulması için mücadele edeceğiz. Değerli dostlar, bu anlamda yaşananlar çok daha dikkatli, çok daha hassas olmamız gerektiğini bize söylüyor. Bu çerçevede son zamanlardaki gelişmeler bize önemli bir umut kapısını açmış, önemli bir fırsatı karşımıza çıkarmıştır. Türkiye yaklaşık 103 yıllık tarihimizin 50 yılını terörle mücadele ile geçirmiş, on binlerce insan ölmüş. Bu insanların gencecik yaşta toprağa girdiğini biliyoruz. Türkiye alternatif maliyetleriyle birlikte en az 2 trilyon dolarını bu mücadelede harcamıştır. Artık bunların geride kalması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’de bir daha kan dökülmemesini, bir daha insanların huzursuz olmamasını ve barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz. Bu yolda mücadele etmeye devam edeceğiz. En başından en sonra söyleyeceğimi söyleyeyim. Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Burada milletvekili arkadaşlarımız da var. Türkiye esenlik, barış ve kardeşlik istediğini aşağı yukarı 5 Ağustos’tan bu yana Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ortaya koymuştur. Aranızda Diyarbakırlı dostlarımızın da olduğu yaklaşık 130 küsur sivil toplum kuruluşu Komisyonda dinlenmiş, herkes fikirlerini ortaya koymuş, farklı fikirler, farklı kanaatlere sahip olsalar da hepsi ortak bir cümleyi söylemiştir; artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz. Fevkalade yüksek bir demokratik olgunlukla ortaya konulan bu çalışma yavaş yavaş nihayetine eriyor ve inşallah Türkiye’de sonuç alacağız. Bu toprakların artık şehirlerinde, dağlarında, mezralarında korkunun değil, silahın değil, bombanın gürültüsünün değil, dostluğun şarkılarının, türkülerinin, kardeşliğinin, kardeşliğin eserlerinin ortaya konulduğuna hep beraber şahit olacağız. Çünkü bu toprakların mayası birliktir, beraberliktir, kardeştir, kardeşliktir. Bu memlekette Kürtlere söz söyleyenlerle, Türklere söz söyleyenler aslında farklı dilleri kullansalar da aynı gönül dillerini kullanmış insanlardır. Ahmet-i Han’ın, Male-i Cezir’in, Faki-i Teran’ın, Yunus Emre’nin, Mevlana Celaleddin’in ve Hacı Bektaş-i Veli’nin söyledikleri aslında aynı pınardan akan hakikatin, irfanın, hikmetin terennüm etmiş sözleridir. Aynı gönülden çıkan ve benzer gönüllere hitap eden anlayışın sonuçlarıdır. Dolayısıyla tarihte sahip olduğumuz bu kardeşlik kültürürünü yeniden inşa etmek, yeniden çoğaltmak durumundayız. Ayrıca bu topraklarda yönetim anlamında da fevkalade önemli iki büyük insanın yaptığı işler de aslında birbirine benzer, aynı gönül coğrafyasının eseri olan uygulamalardır. Sultan Alpaslan’ın uygulamalarıyla Selahattin-i Kürdi’nin yönetiminin uygulamaları neredeyse birbirine birebir benzeyen uygulamalardır. Selahattin-i Kürdi’nin barış, kardeşlik ve insaf üzerine kurduğu, adalet üzerinde taçlandırdığı yönetim anlayışı Orta Doğu halklarının hala hafızalarındadır. Şunu söyleyebiliriz ki Selahattin Eyyubi’nin kılıcının şakırtılarından önce adalete dair sözü, garantisi yayılmıştır. Selahattin Eyyubi, fethettiği yerlerde çoğu zaman kılıcından daha çok adil olduğuna inanıldığı için başarılı olmuştur. Gönül dünyamızdaki bu büyük zenginliğin ve yönetim alanındaki bu engin tecrübenin hiç şüphesiz bugüne dair de söyleyecek şeyleri vardır. Özet olarak bu tecrübelerden anladığımız şey öncelikle kardeşliktir. Ancak kardeşlik tek başına sorunları çözmenin yeterli olmadığını biliyoruz. Kardeşliğin adalet ve demokrasi ile taçlandırılması gerektiği bir dönemde olduğumuzu Türkiye olarak da bu kadar büyük tarihsel tecrübemiz, bu kadar büyük demokrasi tecrübemizle de inşallah bunu başarabilecek bir güce, bir müktesebata sahip olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Kardeşlik, adalet ve demokrasi bizim geleceğimizin kuracağımız mimarisinin üç temel ana sütunudur. Bunların üzerinde inşallah hep birlikte daha güçlü bir Türkiye’yi kuracak ve dünya milletlerine örnek olacak bir gelişmeyi sağlayacağız.’’ ‘’Türkiye’nin tecrübesi barış tecrübesi diye okutulacak ve dünyaya örnek olacak’’ Türkiye’nin tecrübesinin dünyaya örnek olarak gösterileceğini dile getiren kurtulmuş, ‘’5 Ağustos’tan beri yaptığımız gözlemler çerçevesinde şunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Türkiye’nin bu tecrübesi inşallah başarıyla tamamlandığında dünyanın birçok üniversitesinde, birçok siyasal bilgiler fakültesinde, sosyoloji bölümlerinde, araştırma merkezlerinde ’Türkiye’nin barış tecrübesi’ diye okutulacak ve dünyaya örnek olarak gösterilecek bir model olacaktır. Bunun için yapmamız gereken herkesin yankı odalarından çıkarak, bu ülkenin ortak menfaati nedir, bunun üzerine yoğunlaşması lazım. Herkesin kendi dar siyasi gündemlerini bir tarafa bırakarak, 86 milyonun, hatta dahasını söyleyeyim bölgenin Türklerinin, Kürtlerinin, Araplarının, Acemlerinin, bölge halkının yararına olan nedir diye düşünmesi lazım. Herkesin acıların üzerinden yeni hesap sormaların peşinde koşmak yerine acılarımız karşımızdakinin acısını anlayarak, kendi acımız olarak hissederek yolumuza devam etmemiz lazım. Bu üç ana direkten bahsettim. Birisi kardeşlik, adalet ve demokrasi. Bugün bu mimarinin temelinde de temsili genişletmek, hesap verebilirliği derinleştirmek, yerel ile merkezin bütünleşmesini sağlamak da en önemli sorumluluklarımızdan birisidir. Değerli dostlar, kardeşliğin teminatı hukuktur. Adaletin teminatı kalıcı bir demokratik yapıdır. Demokrasinin sürdürülebilir olmasının ise toplumsal mutabakatı. Bunların hepsini hep beraber sağlayacağız. Bunun için de aramızdaki farklılıkları zenginlik vesilesi olarak göreceğiz. Kültürel farklılıklarımızı ayrıştırma aracı olarak değil, birleştirme, bütünleştirme aracı olarak göreceğiz. Örnek olarak söylüyorum. Dil insanların kendisini en iyi ifade ettiği alanlardan birisidir. Ayrışmanın değil çok çeşitliliğin ve çok kültürlülüğün büyük gölgesinin yansımasıdır. Ana dili ana sütü kadar helaldir. Bu ülkede hiçbir kimse dilini istediği gibi kullanmak istediği için sorgulanamaz. Bir şekilde dil üzerinden memlekette ayrıştırma ya da ayrımcılık yapmanın hesapları yapılamaz. Çünkü biliyoruz ki dil insanın kalbe en yakın yeridir. Çünkü biliyoruz ki Türkçe’deki dil kelimesi de bildiğiniz gibi gönül manasında kullanılır. Sadece lisandan yani dilimizle konuştuğumuz lisandan ibaret değildir. Onun için diyoruz ki, dillerin üzerinden bir ayrımcılık yapmak asla bizim lügatimizde yazmaz. Değerli kardeşlerim, ayrıca Alparslan’ın ve Selahattin’in çocuklarının, torunlarının lügatinde ırkçılık da yoktur, faşizm de yoktur. O da bize çok açık şekilde Hucurat Suresi’nin 13. ayetinde ifade ediliyor. Yani ’Ey insanlar biliniz ki hepiniz bir anadan bir babadan doğdunuz. Sonra birleşip tanışasınız diye kabilelere, kavimlere ayrıldınız. Hiçbirinizin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Ancak Allah’a en yakın olanlarınız Allah’ın katında üstündür.’ Dolayısıyla bunu bilmiş, bunu asırlar içerisinde özümsemiş, bunu Diyarbakır’ın her taşına, her karışına nakşetmiş bir milletin çocukları arasında ırkçılık, kavmiyetçilik üzerinden bir üstünlüğün dile getirilmesi asla düşünülemez. Değerli dostlar, Selahattin Eyyubi’nin mirasını yeniden benimsemek zamanıdır. Türkiye’nin tarihi Türkiye’deki Türklerin tarihi olduğu kadar Kürtlerin de tarihidir. Hep beraber bu tarihimize sahip çıkmak, hep beraber bu tarihimizi gelecek nesillere aktarmak mecburiyetindeyiz. Ayrıca şunun da altını çizerek ifade etmek isterim ki demin İsrail’den bahsettik. Bu yayılmacı, faşist, ırkçı, kendini üstün gören siyonist rejimin gözünde, bu öğretinin gözünde Orta Doğu halklarının hiçbirinin mikrop kadar değeri yoktur. Bunlar Türk’ü çok severler de Kürt’ü sevmez değillerdir. Kürt’ü severler de Arap’tan nefret ediyor değillerdir. Bunlar Acemi severler de, bölgedeki başka halkı sevmez değillerdir. Bunlar Sünni’yi sevip, Alevi’yi sevmez değillerdir. Bunlar Müslümanı sever, Nusayri’yi sevmez, efendim Süryanileri sevmez değillerdir. Yemin ederek söylüyorum ki, Ortadoğu halklarının tamamını köle olarak görürler, insan dışı varlık olarak görürler. Bugün emperyalizmin görünen yüzü siyonizmdir. Dünkü emperyalizmin görünen yüzü Akif’in kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne de bela dediği dönemin emperyalistleridir. Bir asrı aşkın bir süredir Ortadoğu coğrafyasını böl-yönet-parçala tezleriyle bu noktaya getirdiler. Hedefleri daha fazla bölmek, daha fazla ufalamak, daha fazla küçültmektir. Bizim hedefimiz ise daha fazla bütünleştirmek, daha fazla birleştirmek, daha fazla büyütmektir. Çünkü biliyoruz ki sınırlarla böldükleri bölge halkları sınırları aralarına koydular ama gönüllerini bölmeyi başaramadılar. Bana söyler misiniz Nusaybin halkını Kamışlı halkından ayıran nedir? Bizim Suruç halkını Kobani halkından ayıran nedir? Bu coğrafyada yaşayan Kürtler de, Türkmenler de, Araplar da ve diğer bütün unsurlarıyla kardeşlerimiz de hepimiz kardeşiz. Hepimiz aynı ailede aynı coğrafyanın insanlarıyız. Daha net bir şey söyleyeyim. Demin mutlaka başaracağız dedim. Bu sefer mutlaka başaracağız dedim. Şimdi bir adım daha ileriye gidiyorum. Bu sefer ya biz başaracağız ya emperyalistler başaracak, mutlaka başaracağız. Ve bunun için hiç tereddüt etmeden Türkiye olarak hep beraber birlik içerisinde, beraberlik içerisinde yolumuza devam edeceğiz’’ ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’
17 Ekim 2025 Cuma - 13:11 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Dicle Üniversitesi Akademik yılı açılışında yaptığı konuşmada, ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. ’Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek yoluna devam edecek. ’Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmemek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz’’ dedi. Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezinde düzenlenen programa TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamuran Eronat ve davetliler katıldı. Akademik yıl açılış programında konuşan TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyarbakır’ın kültür ve evliyalar şehri olduğunu söyledi. Kurtulmuş, ’’Diyarbakır sahabenin kentidir. Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. Diyarbakır Aynı zamanda Türk İslam medeniyetinin de önemli merkezlerinden, fikir merkezlerinden birisidir. Bugün itibariyle de doğu ile batı arasındaki sentezi, Mezopotamya ile Anadolu kıtası arasındaki sentezi en iyi şekilde gerçekleştirmiş olan nadide şehirlerimizden birisidir. Diyarbakır’da olmak, bu anlamda hem tarihi daha iyi anlamaya çalışmak hem yarını daha iyi anlatmaya gayret etmek için de bir fırsattır’’ diye konuştu. ‘’İçinde bulunduğumuz coğrafya gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor’’ Dünyanın belki de en zor, en büyük türbülanslarının yaşandığı bir dönemden geçtiklerini belirten Kurtulmuş, ‘’Her gün yeni olaylarla, yeni çelişkilerle, çatışmalarla, gerilimlerle dünyanın hemen her bölgesinde, her yöresinde insanoğlu olarak mücadele ediyoruz. Hiçbir gün karşılaştığımız yeni durum neredeyse, artık bizler için bir sürpriz olmuyor. Özellikle bütün bu gerilimlerin 10 yıllar boyunca sürdüğü ve şu anda da dünyadaki bütün büyük güçlerin güç mücadelesini sergilediği içinde bulunduğumuz coğrafya gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor. Gittikçe daha büyük problemleri çözebilme becerisini ortaya koyması gerekiyor. Bunun için diyoruz ki bizim Türkiye olarak kendimize gelmemiz gerçekten önümüzdeki süreci en iyi şekilde anlamlandırmamız ve yolumuza devam etmemiz lazım. Bakın daha dün burada konuşuyor olsaydık böyle bir giriş yapmama gerek olmayacaktı. Tam da iki yıldan sonra Gazze’de barış sağlandığını zannettiğimiz yeni bir barış ikliminin oluşacağını tahmin ettiğimiz bir dönemde saldırgan İsrail yönetimi dün gece itibariyle Güney Lübnan’da da yine masum insanların olduğu bölgeleri acımasızca bombalayarak, bu bölgede barış istemediğini bir kez daha ortaya koydu. Esasında bu saldırı daha evvelki yapılan saldırılardan farkı yoktur. Lübnan’a defalarca saldırılmış, Suriye’ye saldırılmış, İran’a saldırılmış, Turus’a saldırılmış, hatta Katar’a bile saldırmış olan bir Siyonist rejimin artık dur durak bilmeyecek bir noktaya geldiği, aldığı desteklerden şımararak Ortadoğu’yu daha da büyük bir kan gölüne çevirmek istediği aşikardır. Buradan açıkça bütün milletimiz adına ifade etmek istiyorum. İsrail’in bu saldırganlığı, özellikle dün akşamki saldırganlığı asla kabul edilemez, asla tasvip edilemez, asla hiçbir kimse tarafından onaylanamaz. Bu saldırı vesilesiyle Halkının yanında olduğumuzu bir kere daha ifade etmek istiyorum. İsrail’i bir kere daha en şiddetli şekilde kınadığımızı ve artık İsrail’in bu saldırgan yönetiminin Ortadoğu halkları için bir sorun haline geldiğinin de görülmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Ümit ederim ki bütün bölge halkları olarak uyanır ve ortak kimliğimize, ortak geleceğimize sahip çıkabiliriz’’ şeklinde konuştu. ‘’Dün olduğundan daha büyük sorumluluğumuz var’’ Bu coğrafyanın sıkıntısız olduğunun düşünülemeyeceğini vurgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi: ‘’Değerli kardeşlerim, bu coğrafyada bir taraftan dünya genelinde devam eden gelişmelerle Ticaret savaşlarından, uzay savaşlarına kadar süren büyük gerilimlerle yaşadığımız bir dönemde bu coğrafyanın hiç şüphesiz tarihte olduğu gibi şimdi de sıkıntısız olması düşünülemez. Onun için biz Türkiye’yi önümüzdeki dönemi Türkiye’nin yüzyılı haline getirmek, sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye haline getirmek mecburiyetindeyiz. Esasında 86 milyon olarak hepimizin üzerine düşen görev. Türkiye’yi yönetenler olarak Türkiye’deki bütün siyasi gruplara düşen ödev, görev Türkiye’yi iki alanda daha ileriye taşımaktır. Bunlardan birisi kendi içimizde tam manasıyla adaleti, barışı, birliği, beraberliği, dirliği sağlayarak silahların değil, sözlerin ve gönüllerin konuşulduğu tam manasıyla özgür, adaletli bir Türkiye’yi inşa etmektir. İkinci büyük sorumluluğumuz ise dünyada yeni ve adil bir küresel düzenin inşa edilmesi için öncü olmak, sözcü olmak, tekliflerimizi hazırlamaktır. Bu çerçevede dün olduğundan daha fazla üzerimizde büyük sorumluluklar olduğunun altını çizmek isterim. Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek yoluna devam edecek. Böylece iç cephesini tahkim eden bir anlayışla dosta düşmana karşı samimi bir birlik ve beraberliği ortaya koyacak ve bölgesinin istikrar üreten bir ülkesi olmaya devam edecektir. Aynı şekilde biz sadece kendimizden sorumlu değiliz. Başta kendi coğrafyamız olmak üzere yeryüzündeki bütün mazlum milletlerden ve dünyanın her köşesindeki biçare insanlardan da Sorumlu olduğumuzu unutmamamız gerekir. Bunun için de son 2 yıldır Gazze’de yaşadıklarımızda bize bir kere daha öğretmiştir ki şu günlerde artarak beklenti haline getirilen barış çabalarına rağmen 3 yıldır Ukrayna-Rusya arasında devam eden çatışma göstermiştir ki artık dünyada barışı sağlayabilen küresel bir sistem mevcut değildir.’’ ‘’Barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz’’ Artık dünyada herhangi bir şekilde insanlığın hayrına çalışan bir sistemin mevcut olmadığını aktaran Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Sadece güçlünün gücünün hakim olduğu, güçsüz olanın ise ezildiği bir dünya sisteminden bahsediyoruz. Bunu değiştirmek, bunu değiştirmek için gayret sarf etmek de bizim Türkiye’nin insanlarının vazifesidir. Hepimizin temel ödevlerinden birisidir. Üniversitemizin sorumluluğu budur. Siyasetin sorumluluğu budur. Sivil toplumun sorumluluklarından birisi budur. Hep beraber hem içeride kendi birliğimizi, dirliğimizi tahkim edecek ve böylece küresel ölçekte de adil bir küresel sistemin kurulması için mücadele edeceğiz. Değerli dostlar, bu anlamda yaşananlar çok daha dikkatli, çok daha hassas olmamız gerektiğini bize söylüyor. Bu çerçevede son zamanlardaki gelişmeler bize önemli bir umut kapısını açmış, önemli bir fırsatı karşımıza çıkarmıştır. Türkiye yaklaşık 103 yıllık tarihimizin 50 yılını terörle mücadele ile geçirmiş. On binlerce insan ölmüş. Bu insanların gencecik yaşta toprağa girdiğini biliyoruz. Türkiye alternatif maliyetleriyle birlikte en az 2 trilyon dolarını bu mücadelede harcamıştır. Artık bunların geride kalmasının gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’de bir daha kan dökülmemesini, bir daha insanların huzursuz olmamasını ve barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz ve bu yolda mücadele etmeye devam edeceğiz. En başından en sonra söyleyeceğimi söyleyeyim. Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Burada milletvekili arkadaşlarımız da var. Türkiye esenlik, barış ve kardeşlik istediğini aşağı yukarı 5 Ağustos’tan bu yana Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ortaya koymuştur. Aranızda Diyarbakırlı dostlarımızın da olduğu yaklaşık 130 küsur sivil toplum kuruluşu Komisyonda dinlenmiş. Herkes fikirlerini ortaya koymuş. Farklı fikirler, farklı kanaatlere sahip olsalar da hepsi ortak bir cümleyi söylemiştir. Artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmemek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz. Fevkalade yüksek bir demokratik olgunlukla ortaya konulan bu çalışma yavaş yavaş nihayetine eriyor ve inşallah Türkiye’de sonuç alacağız. Bu topraklarda artık şehirlerinde, dağlarında, mezralarında korkunun değil, silahın değil bombanın gürültüsünün değil, dostluğun şarkılarının, türkülerinin, kardeşliğinin, kardeşliğin eserlerinin ortaya konulduğuna hep beraber şahit olacağız. Çünkü bu toprakların mayası birliktir, beraberliktir, kardeştir, kardeşliktir. Bu memlekette Kürtlere söz söyleyenlerle, Türklere söz söyleyenler aslında farklı dilleri kullansalar da aynı gönül dillerini kullanmış insanlardır. Ahmet-i Han’ın, Male-i Cezir’in, Faki-i Teran’ın, Yunus Emre’nin, Mevlana Celaleddin’in ve Hacı Bektaş-i Veli’nin söyledikleri aslında aynı pınardan akan hakikatin, irfanın, hikmetin terennüm etmiş sözleridir. Aynı gönülden çıkan ve benzer gönüllere hitap eden anlayışın sonuçlarıdır. Dolayısıyla tarihte sahip olduğumuz bu kardeşlik kültür ürünü yeniden inşa etmek, yeniden çoğaltmak durumundayız. Ayrıca bu topraklarda yönetim anlamında da fevkalade önemli iki büyük insanın yaptığı işler de aslında birbirine benzer, aynı gönül coğrafyasının eseri olan uygulamalardır. Sultan Alpaslan’ın uygulamalarıyla Selahattin-i Kürdi’nin yönetiminin uygulamaları neredeyse birbirine birebir benzeyen uygulamalardır. Selahattin-i Kürdi’nin barış, kardeşlik ve insaf üzerine kurduğu, adalet üzerinde taçlandırdığı yönetim anlayışı Orta Doğu halklarının hala hafızalarındadır. Şunu söyleyebiliriz ki Selahattin Eyyubi’nin kılıcının şakırtılarından önce adalete dair sözü, garantisi yayılmıştır. Selahattin Eyyubi fethettiği yerleri çoğu zaman kılıç ırkçısından daha çok acil olduğuna inanıldığı için başarılı olmuştur. Gönül dünyamızdaki bu büyük zenginliğin ve yönetim alanındaki bu engin tecrübenin hiç şüphesiz bugüne dair de söyleyecek şeyleri vardır. Özet olarak bu tecrübelerden anladığımız şey öncelikle kardeşliktir. Ancak kardeşlik Tek başına sorunları çözmenin yeterli olmadığını biliyoruz. Kardeşliğin adalet ve demokrasi ile taçlandırılması gerektiği bir dönemde olduğumuzu Türkiye olarak da bu kadar büyük tarihsel tecrübemiz bu kadar büyük demokrasi tecrübemizle de inşallah bunu başarabilecek bir güce bir müktesebata sahip olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Kardeşlik, adalet ve demokrasi bizim geleceğimizin Kuracağımız mimarisinin üç temel ana sütunudur. Bunların üzerinde inşallah hep birlikte daha güçlü bir Türkiye’yi kuracak ve dünya milletlerine örnek olacak bir gelişmeyi sağlayacağız.’’ ‘’Türkiye’nin tecrübesi barış tecrübesi diye okutulacak ve dünyaya örnek olacak’’ Türkiye’nin tecrübesinin dünyaya örnek olarak gösterileceğini dile getiren kurtulmuş, ‘’Şunu da bu 5 Ağustostan beri yaptığımız gözlemler çerçevesinde şunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Türkiye’nin bu tecrübesi inşallah başarıyla tamamlandığında dünyanın birçok üniversitesinde, birçok siyasal bilgiler fakültesinde, sosyoloji bölümlerinde, araştırma merkezlerinde Türkiye’nin barış tecrübesi diye okutulacak ve dünyaya örnek olarak gösterilecek bir model olacaktır. Bunun için yapmamız gereken herkesin yankı odalarından çıkarak, bu ülkenin ortak menfaati nedir? Bunun üzerine yoğunlaşması lazım. Herkesin kendi dar siyasi gündemlerini bir tarafa bırakarak 86 milyonun, hatta dahasını söyleyeyim, bölgenin Türklerinin, Kürtlerinin, Araplarının, Acemlerinin, bölge halkının yararına olan nedir diye düşünmesi lazım. Herkesin acıların üzerinden yeni hesap sormaların peşine koşmak yerine acılarımız karşımızdakinin acısını anlayarak, kendi acımız olarak hissederek yolumuza devam etmemiz lazım. Bu üç ana direkten bahsettim. Birisi kardeşlik, adalet ve demokrasi. Bugün bu mimarinin temelinde de temsili genişletmek, hesap verebilirliği derinleştirmek, yerel ile merkezin bütünleşmesini sağlamak da en önemli sorumluluklarımızdan birisidir. Değerli dostlar, kardeşliğin teminatı hukuktur. Adaletin teminatı kalıcı bir demokratik yapıdır. Demokrasinin sürdürülebilir olmasının ise toplumsal mutabakatı. Bunların hepsini hep beraber sağlayacağız. Bunun için de aramızdaki farklılıkları zenginlik vesilesi olarak göreceğiz. Kültürel farklılıklarımızı ayrıştırma aracı olarak değil, birleştirme, bütünleştirme aracı olarak göreceğiz. Örnek olarak söylüyorum. Dil insanların kendisini en iyi ifade ettiği alanlardan birisidir. Ayrışmanın değil çok çeşitliliğin ve çok kültürlülüğün büyük gölgesinin yansımasıdır. Ana dili, ana sütü kadar helaldir. Bu ülkede hiçbir kimse dilini istediği gibi kullanmak istediği için bir şekilde sorgulanamaz. Bir şekilde dil üzerinden memlekette ayrıştırma ya da ayrımcılık yapmanın hesapları yapılamaz. Çünkü biliyoruz ki dil insanın kalbe en yakın yeridir. Çünkü biliyoruz ki Türkçedeki dil kelimesi de bildiğiniz gibi gönül manasına kullanılır. Sadece lisandan yani dilimizle konuştuğumuz lisandan ibaret değildir. Onun için diyoruz ki, dillerin üzerinden bir ayrımcılık yapmak asla bizim lügatimizde yazmaz. Değerli kardeşlerim, ayrıca Alparslan’ın ve Selahattin’in çocuklarının, torunlarının lügatinde ırkçılık da yoktur, faşizm de yoktur. Kendi kavmiyetini Başka bir kavmiyeti yarmak de yoktur. O da bize çok açık şekilde bildirilen, çok net bir şekilde bildirilen Hucurat suresinin 13. ayetinde ifade ediliyor. Yani ey insanlar biliniz ki hepiniz bir anadan bir babadan doğdunuz. Sonra birleşip tanışasınız diye kabilelere, kavimlere ayrıldınız. Hiçbirinizin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Ancak Allah’a en yakın olanlarınız Allah’ın katında üstündür. Dolayısıyla bunu bilmiş, bunu asırlar içerisinde özümsemiş, bunu Diyarbakır’ın her taşına, her karışına nakşetmiş bir milletin çocukları arasında ırkçılık, kavmiyetçilik üzerinden bir üstünlüğün dile getirilmesi asla düşünülemez. Değerli dostlar, Selahattin Eyyubi’nin mirasını yeniden benimsemek zamanıdır. Türkiye’nin tarihi Türkiye’deki Türklerin tarihi olduğu kadar Kürtlerin de tarihidir. Hep beraber bu tarihimize sahip çıkmak, hep beraber bu tarihimizi gelecek nesillere aktarmak mecburiyetindeyiz. Ayrıca şunun da altını çizerek ifade etmek isterim ki demin İsrail’den bahsettik. İsrail’in sadece şu son dönemde yaptığı saldırı Şuralara baktığınız zaman. Değerli dostlar, Siyonist rejimin bu yayılmacı, faşist, ırkçı, kendini üstün gören rejimin gözünde, bu öğretinin gözünde Orta Doğu halklarının hiçbirinin, vallahi de billahi de hiçbirinin mikrop kadar değeri yoktur. Bunlar Türk’ü çok severler de Kürt’ü sevmez değillerdir. Kürt’ü severler de Arap’tan nefret ediyor diyenlerdir. Bunlar acemi severler de, efendim, bölgedeki başka halkı sevmez değillerdir. Bunlar Sünni’yi severler, Alevi’yi sevmez değillerdir. Bunlar Müslümanı sever, Nusayri’yi sevmez, efendim, Süryanileri sevmez değillerdir. Yemin ederek söylüyorum ki, Ortadoğu halklarının tamamını köle olarak görürler, insan dışı varlık olarak görürler. Bugünün Bütün emperyalizmin görünen yüzü Siyonizm’dir. Dünkü emperyalizmin görünen yüzü Akif’in kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne de bela dediği dönemin emperyalistleridir. Bir asrı aşkın bir süredir. Ortadoğu coğrafyasını böl yönet parçalar tezleriyle bu noktaya getirdiler. Hedefleri daha fazla bölmek, daha fazla ufalamak, daha fazla küçültmektir. Bizim hedefimiz ise daha fazla bütünleştirmek, daha fazla birleştirmek, daha fazla büyütmektir. Çünkü biliyoruz ki sınırlarla böldükleri bölge halkları sınırları aralarına koydular ama gönüllerini bölmeyi başaramadılar. Bana söyler misiniz Nusaybin halkını Kamışlı halkından ayıran nedir? Bizim Suruç halkını Kobani halkından ayıran nedir? Bu coğrafyada yaşayan Kürtler de Türkmenler de Araplar da ve diğer bütün unsurlarıyla kardeşlerimizde hepimiz kardeşiz. Hepimiz aynı ailede aynı coğrafyanın insanlarıyız. Daha net bir şey söyleyeyim. Demin mutlaka başaracağız dedim. Bu sefer mutlaka başaracağız dedim. Şimdi bir adım daha ileriye gidiyorum. Bu sefer ya biz başaracağız ya emperyalistler başaracak, mutlaka başaracağız. Ve bunun için hiç tereddüt etmeden Türkiye olarak hep beraber birlik içerisinde, beraberlik içerisinde yolumuza devam edeceğiz’’ ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’
17 Ekim 2025 Cuma - 13:11 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Dicle Üniversitesi Akademik yılı açılışında yaptığı konuşmada, ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. ’Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek yoluna devam edecek. ’Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmemek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz’’ dedi. Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezinde düzenlenen programa TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamuran Eronat ve davetliler katıldı. Akademik yıl açılış programında konuşan TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyarbakır’ın kültür ve evliyalar şehri olduğunu söyledi. Kurtulmuş, ’’Diyarbakır sahabenin kentidir. Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. Diyarbakır Aynı zamanda Türk İslam medeniyetinin de önemli merkezlerinden, fikir merkezlerinden birisidir. Bugün itibariyle de doğu ile batı arasındaki sentezi, Mezopotamya ile Anadolu kıtası arasındaki sentezi en iyi şekilde gerçekleştirmiş olan nadide şehirlerimizden birisidir. Diyarbakır’da olmak, bu anlamda hem tarihi daha iyi anlamaya çalışmak hem yarını daha iyi anlatmaya gayret etmek için de bir fırsattır’’ diye konuştu. ‘’İçinde bulunduğumuz coğrafya gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor’’ Dünyanın belki de en zor, en büyük türbülanslarının yaşandığı bir dönemden geçtiklerini belirten Kurtulmuş, ‘’Her gün yeni olaylarla, yeni çelişkilerle, çatışmalarla, gerilimlerle dünyanın hemen her bölgesinde, her yöresinde insanoğlu olarak mücadele ediyoruz. Hiçbir gün karşılaştığımız yeni durum neredeyse, artık bizler için bir sürpriz olmuyor. Özellikle bütün bu gerilimlerin 10 yıllar boyunca sürdüğü ve şu anda da dünyadaki bütün büyük güçlerin güç mücadelesini sergilediği içinde bulunduğumuz coğrafya gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor. Gittikçe daha büyük problemleri çözebilme becerisini ortaya koyması gerekiyor. Bunun için diyoruz ki bizim Türkiye olarak kendimize gelmemiz gerçekten önümüzdeki süreci en iyi şekilde anlamlandırmamız ve yolumuza devam etmemiz lazım. Bakın daha dün burada konuşuyor olsaydık böyle bir giriş yapmama gerek olmayacaktı. Tam da iki yıldan sonra Gazze’de barış sağlandığını zannettiğimiz yeni bir barış ikliminin oluşacağını tahmin ettiğimiz bir dönemde saldırgan İsrail yönetimi dün gece itibariyle Güney Lübnan’da da yine masum insanların olduğu bölgeleri acımasızca bombalayarak, bu bölgede barış istemediğini bir kez daha ortaya koydu. Esasında bu saldırı daha evvelki yapılan saldırılardan farkı yoktur. Lübnan’a defalarca saldırılmış, Suriye’ye saldırılmış, İran’a saldırılmış, Turus’a saldırılmış, hatta Katar’a bile saldırmış olan bir Siyonist rejimin artık dur durak bilmeyecek bir noktaya geldiği, aldığı desteklerden şımararak Ortadoğu’yu daha da büyük bir kan gölüne çevirmek istediği aşikardır. Buradan açıkça bütün milletimiz adına ifade etmek istiyorum. İsrail’in bu saldırganlığı, özellikle dün akşamki saldırganlığı asla kabul edilemez, asla tasvip edilemez, asla hiçbir kimse tarafından onaylanamaz. Bu saldırı vesilesiyle Halkının yanında olduğumuzu bir kere daha ifade etmek istiyorum. İsrail’i bir kere daha en şiddetli şekilde kınadığımızı ve artık İsrail’in bu saldırgan yönetiminin Ortadoğu halkları için bir sorun haline geldiğinin de görülmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Ümit ederim ki bütün bölge halkları olarak uyanır ve ortak kimliğimize, ortak geleceğimize sahip çıkabiliriz’’ şeklinde konuştu. ‘’Dün olduğundan daha büyük sorumluluğumuz var’’ Bu coğrafyanın sıkıntısız olduğunun düşünülemeyeceğini vurgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi: ‘’Değerli kardeşlerim, bu coğrafyada bir taraftan dünya genelinde devam eden gelişmelerle Ticaret savaşlarından, uzay savaşlarına kadar süren büyük gerilimlerle yaşadığımız bir dönemde bu coğrafyanın hiç şüphesiz tarihte olduğu gibi şimdi de sıkıntısız olması düşünülemez. Onun için biz Türkiye’yi önümüzdeki dönemi Türkiye’nin yüzyılı haline getirmek, sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye haline getirmek mecburiyetindeyiz. Esasında 86 milyon olarak hepimizin üzerine düşen görev. Türkiye’yi yönetenler olarak Türkiye’deki bütün siyasi gruplara düşen ödev, görev Türkiye’yi iki alanda daha ileriye taşımaktır. Bunlardan birisi kendi içimizde tam manasıyla adaleti, barışı, birliği, beraberliği, dirliği sağlayarak silahların değil, sözlerin ve gönüllerin konuşulduğu tam manasıyla özgür, adaletli bir Türkiye’yi inşa etmektir. İkinci büyük sorumluluğumuz ise dünyada yeni ve adil bir küresel düzenin inşa edilmesi için öncü olmak, sözcü olmak, tekliflerimizi hazırlamaktır. Bu çerçevede dün olduğundan daha fazla üzerimizde büyük sorumluluklar olduğunun altını çizmek isterim. Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek yoluna devam edecek. Böylece iç cephesini tahkim eden bir anlayışla dosta düşmana karşı samimi bir birlik ve beraberliği ortaya koyacak ve bölgesinin istikrar üreten bir ülkesi olmaya devam edecektir. Aynı şekilde biz sadece kendimizden sorumlu değiliz. Başta kendi coğrafyamız olmak üzere yeryüzündeki bütün mazlum milletlerden ve dünyanın her köşesindeki biçare insanlardan da Sorumlu olduğumuzu unutmamamız gerekir. Bunun için de son 2 yıldır Gazze’de yaşadıklarımızda bize bir kere daha öğretmiştir ki şu günlerde artarak beklenti haline getirilen barış çabalarına rağmen 3 yıldır Ukrayna-Rusya arasında devam eden çatışma göstermiştir ki artık dünyada barışı sağlayabilen küresel bir sistem mevcut değildir.’’ ‘’Barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz’’ Artık dünyada herhangi bir şekilde insanlığın hayrına çalışan bir sistemin mevcut olmadığını aktaran Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Sadece güçlünün gücünün hakim olduğu, güçsüz olanın ise ezildiği bir dünya sisteminden bahsediyoruz. Bunu değiştirmek, bunu değiştirmek için gayret sarf etmek de bizim Türkiye’nin insanlarının vazifesidir. Hepimizin temel ödevlerinden birisidir. Üniversitemizin sorumluluğu budur. Siyasetin sorumluluğu budur. Sivil toplumun sorumluluklarından birisi budur. Hep beraber hem içeride kendi birliğimizi, dirliğimizi tahkim edecek ve böylece küresel ölçekte de adil bir küresel sistemin kurulması için mücadele edeceğiz. Değerli dostlar, bu anlamda yaşananlar çok daha dikkatli, çok daha hassas olmamız gerektiğini bize söylüyor. Bu çerçevede son zamanlardaki gelişmeler bize önemli bir umut kapısını açmış, önemli bir fırsatı karşımıza çıkarmıştır. Türkiye yaklaşık 103 yıllık tarihimizin 50 yılını terörle mücadele ile geçirmiş. On binlerce insan ölmüş. Bu insanların gencecik yaşta toprağa girdiğini biliyoruz. Türkiye alternatif maliyetleriyle birlikte en az 2 trilyon dolarını bu mücadelede harcamıştır. Artık bunların geride kalmasının gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’de bir daha kan dökülmemesini, bir daha insanların huzursuz olmamasını ve barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz ve bu yolda mücadele etmeye devam edeceğiz. En başından en sonra söyleyeceğimi söyleyeyim. Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Burada milletvekili arkadaşlarımız da var. Türkiye esenlik, barış ve kardeşlik istediğini aşağı yukarı 5 Ağustos’tan bu yana Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ortaya koymuştur. Aranızda Diyarbakırlı dostlarımızın da olduğu yaklaşık 130 küsur sivil toplum kuruluşu Komisyonda dinlenmiş. Herkes fikirlerini ortaya koymuş. Farklı fikirler, farklı kanaatlere sahip olsalar da hepsi ortak bir cümleyi söylemiştir. Artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmemek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz. Fevkalade yüksek bir demokratik olgunlukla ortaya konulan bu çalışma yavaş yavaş nihayetine eriyor ve inşallah Türkiye’de sonuç alacağız. Bu topraklarda artık şehirlerinde, dağlarında, mezralarında korkunun değil, silahın değil bombanın gürültüsünün değil, dostluğun şarkılarının, türkülerinin, kardeşliğinin, kardeşliğin eserlerinin ortaya konulduğuna hep beraber şahit olacağız. Çünkü bu toprakların mayası birliktir, beraberliktir, kardeştir, kardeşliktir. Bu memlekette Kürtlere söz söyleyenlerle, Türklere söz söyleyenler aslında farklı dilleri kullansalar da aynı gönül dillerini kullanmış insanlardır. Ahmet-i Han’ın, Male-i Cezir’in, Faki-i Teran’ın, Yunus Emre’nin, Mevlana Celaleddin’in ve Hacı Bektaş-i Veli’nin söyledikleri aslında aynı pınardan akan hakikatin, irfanın, hikmetin terennüm etmiş sözleridir. Aynı gönülden çıkan ve benzer gönüllere hitap eden anlayışın sonuçlarıdır. Dolayısıyla tarihte sahip olduğumuz bu kardeşlik kültür ürünü yeniden inşa etmek, yeniden çoğaltmak durumundayız. Ayrıca bu topraklarda yönetim anlamında da fevkalade önemli iki büyük insanın yaptığı işler de aslında birbirine benzer, aynı gönül coğrafyasının eseri olan uygulamalardır. Sultan Alpaslan’ın uygulamalarıyla Selahattin-i Kürdi’nin yönetiminin uygulamaları neredeyse birbirine birebir benzeyen uygulamalardır. Selahattin-i Kürdi’nin barış, kardeşlik ve insaf üzerine kurduğu, adalet üzerinde taçlandırdığı yönetim anlayışı Orta Doğu halklarının hala hafızalarındadır. Şunu söyleyebiliriz ki Selahattin Eyyubi’nin kılıcının şakırtılarından önce adalete dair sözü, garantisi yayılmıştır. Selahattin Eyyubi fethettiği yerleri çoğu zaman kılıç ırkçısından daha çok acil olduğuna inanıldığı için başarılı olmuştur. Gönül dünyamızdaki bu büyük zenginliğin ve yönetim alanındaki bu engin tecrübenin hiç şüphesiz bugüne dair de söyleyecek şeyleri vardır. Özet olarak bu tecrübelerden anladığımız şey öncelikle kardeşliktir. Ancak kardeşlik Tek başına sorunları çözmenin yeterli olmadığını biliyoruz. Kardeşliğin adalet ve demokrasi ile taçlandırılması gerektiği bir dönemde olduğumuzu Türkiye olarak da bu kadar büyük tarihsel tecrübemiz bu kadar büyük demokrasi tecrübemizle de inşallah bunu başarabilecek bir güce bir müktesebata sahip olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Kardeşlik, adalet ve demokrasi bizim geleceğimizin Kuracağımız mimarisinin üç temel ana sütunudur. Bunların üzerinde inşallah hep birlikte daha güçlü bir Türkiye’yi kuracak ve dünya milletlerine örnek olacak bir gelişmeyi sağlayacağız.’’ ‘’Türkiye’nin tecrübesi barış tecrübesi diye okutulacak ve dünyaya örnek olacak’’ Türkiye’nin tecrübesinin dünyaya örnek olarak gösterileceğini dile getiren kurtulmuş, ‘’Şunu da bu 5 Ağustostan beri yaptığımız gözlemler çerçevesinde şunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Türkiye’nin bu tecrübesi inşallah başarıyla tamamlandığında dünyanın birçok üniversitesinde, birçok siyasal bilgiler fakültesinde, sosyoloji bölümlerinde, araştırma merkezlerinde Türkiye’nin barış tecrübesi diye okutulacak ve dünyaya örnek olarak gösterilecek bir model olacaktır. Bunun için yapmamız gereken herkesin yankı odalarından çıkarak, bu ülkenin ortak menfaati nedir? Bunun üzerine yoğunlaşması lazım. Herkesin kendi dar siyasi gündemlerini bir tarafa bırakarak 86 milyonun, hatta dahasını söyleyeyim, bölgenin Türklerinin, Kürtlerinin, Araplarının, Acemlerinin, bölge halkının yararına olan nedir diye düşünmesi lazım. Herkesin acıların üzerinden yeni hesap sormaların peşine koşmak yerine acılarımız karşımızdakinin acısını anlayarak, kendi acımız olarak hissederek yolumuza devam etmemiz lazım. Bu üç ana direkten bahsettim. Birisi kardeşlik, adalet ve demokrasi. Bugün bu mimarinin temelinde de temsili genişletmek, hesap verebilirliği derinleştirmek, yerel ile merkezin bütünleşmesini sağlamak da en önemli sorumluluklarımızdan birisidir. Değerli dostlar, kardeşliğin teminatı hukuktur. Adaletin teminatı kalıcı bir demokratik yapıdır. Demokrasinin sürdürülebilir olmasının ise toplumsal mutabakatı. Bunların hepsini hep beraber sağlayacağız. Bunun için de aramızdaki farklılıkları zenginlik vesilesi olarak göreceğiz. Kültürel farklılıklarımızı ayrıştırma aracı olarak değil, birleştirme, bütünleştirme aracı olarak göreceğiz. Örnek olarak söylüyorum. Dil insanların kendisini en iyi ifade ettiği alanlardan birisidir. Ayrışmanın değil çok çeşitliliğin ve çok kültürlülüğün büyük gölgesinin yansımasıdır. Ana dili, ana sütü kadar helaldir. Bu ülkede hiçbir kimse dilini istediği gibi kullanmak istediği için bir şekilde sorgulanamaz. Bir şekilde dil üzerinden memlekette ayrıştırma ya da ayrımcılık yapmanın hesapları yapılamaz. Çünkü biliyoruz ki dil insanın kalbe en yakın yeridir. Çünkü biliyoruz ki Türkçedeki dil kelimesi de bildiğiniz gibi gönül manasına kullanılır. Sadece lisandan yani dilimizle konuştuğumuz lisandan ibaret değildir. Onun için diyoruz ki, dillerin üzerinden bir ayrımcılık yapmak asla bizim lügatimizde yazmaz. Değerli kardeşlerim, ayrıca Alparslan’ın ve Selahattin’in çocuklarının, torunlarının lügatinde ırkçılık da yoktur, faşizm de yoktur. Kendi kavmiyetini Başka bir kavmiyeti yarmak de yoktur. O da bize çok açık şekilde bildirilen, çok net bir şekilde bildirilen Hucurat suresinin 13. ayetinde ifade ediliyor. Yani ey insanlar biliniz ki hepiniz bir anadan bir babadan doğdunuz. Sonra birleşip tanışasınız diye kabilelere, kavimlere ayrıldınız. Hiçbirinizin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Ancak Allah’a en yakın olanlarınız Allah’ın katında üstündür. Dolayısıyla bunu bilmiş, bunu asırlar içerisinde özümsemiş, bunu Diyarbakır’ın her taşına, her karışına nakşetmiş bir milletin çocukları arasında ırkçılık, kavmiyetçilik üzerinden bir üstünlüğün dile getirilmesi asla düşünülemez. Değerli dostlar, Selahattin Eyyubi’nin mirasını yeniden benimsemek zamanıdır. Türkiye’nin tarihi Türkiye’deki Türklerin tarihi olduğu kadar Kürtlerin de tarihidir. Hep beraber bu tarihimize sahip çıkmak, hep beraber bu tarihimizi gelecek nesillere aktarmak mecburiyetindeyiz. Ayrıca şunun da altını çizerek ifade etmek isterim ki demin İsrail’den bahsettik. İsrail’in sadece şu son dönemde yaptığı saldırı Şuralara baktığınız zaman. Değerli dostlar, Siyonist rejimin bu yayılmacı, faşist, ırkçı, kendini üstün gören rejimin gözünde, bu öğretinin gözünde Orta Doğu halklarının hiçbirinin, vallahi de billahi de hiçbirinin mikrop kadar değeri yoktur. Bunlar Türk’ü çok severler de Kürt’ü sevmez değillerdir. Kürt’ü severler de Arap’tan nefret ediyor diyenlerdir. Bunlar acemi severler de, efendim, bölgedeki başka halkı sevmez değillerdir. Bunlar Sünni’yi severler, Alevi’yi sevmez değillerdir. Bunlar Müslümanı sever, Nusayri’yi sevmez, efendim, Süryanileri sevmez değillerdir. Yemin ederek söylüyorum ki, Ortadoğu halklarının tamamını köle olarak görürler, insan dışı varlık olarak görürler. Bugünün Bütün emperyalizmin görünen yüzü Siyonizm’dir. Dünkü emperyalizmin görünen yüzü Akif’in kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne de bela dediği dönemin emperyalistleridir. Bir asrı aşkın bir süredir. Ortadoğu coğrafyasını böl yönet parçalar tezleriyle bu noktaya getirdiler. Hedefleri daha fazla bölmek, daha fazla ufalamak, daha fazla küçültmektir. Bizim hedefimiz ise daha fazla bütünleştirmek, daha fazla birleştirmek, daha fazla büyütmektir. Çünkü biliyoruz ki sınırlarla böldükleri bölge halkları sınırları aralarına koydular ama gönüllerini bölmeyi başaramadılar. Bana söyler misiniz Nusaybin halkını Kamışlı halkından ayıran nedir? Bizim Suruç halkını Kobani halkından ayıran nedir? Bu coğrafyada yaşayan Kürtler de Türkmenler de Araplar da ve diğer bütün unsurlarıyla kardeşlerimizde hepimiz kardeşiz. Hepimiz aynı ailede aynı coğrafyanın insanlarıyız. Daha net bir şey söyleyeyim. Demin mutlaka başaracağız dedim. Bu sefer mutlaka başaracağız dedim. Şimdi bir adım daha ileriye gidiyorum. Bu sefer ya biz başaracağız ya emperyalistler başaracak, mutlaka başaracağız. Ve bunun için hiç tereddüt etmeden Türkiye olarak hep beraber birlik içerisinde, beraberlik içerisinde yolumuza devam edeceğiz’’ ifadelerini kullandı.
Bakan Kacır: "Türkiye ile Afrika arasındaki karşılıklı ticaretin hacmi 36 milyar doların üzerine çıktı"
17 Ekim 2025 Cuma - 12:48 Bakan Kacır: "Türkiye ile Afrika arasındaki karşılıklı ticaretin hacmi 36 milyar doların üzerine çıktı" Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, "2003 yılında 5,4 milyar dolar olan Türkiye ile Afrika arasındaki karşılıklı ticaretin hacmi geçtiğimiz yıl itibarıyla 36 milyar doların üzerine çıktı. Afrika’daki Türk girişimcilerin doğrudan yatırımları 2003 yılında yalnızca 100 milyon dolar seviyesindeyken, bugün 10 milyar doları aşmış durumdadır. Modern ulaşım altyapımızın sağladığı hız, Türkiye’yi küresel üretim ve lojistik ağlarının başat merkezi haline getirdi. Türkiye-Afrika ortaklığını kalıcı refah ve adil kalkınma ekseninde yeni bir seviyeye ulaştırmayı hedefliyoruz. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine taşırken Afrika ülkeleriyle yol arkadaşlığımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz" dedi. İstanbul Kongre Merkezi’nde Türkiye-Afrika İş ve Ekonomi Forumu kapsamında "Teknoloji, Dijital Ticaret ve Üretim" paneli düzenlendi. Programa Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Pan-Afrika Sanayi ve Ticaret Odası (PACCI) Genel Direktörü Dr. Kebour Ghenna, Sagehill Business Solutions İdari Müdürü John Tseriwa, DEİK/Dijital Teknolojiler İş Konseyi Başkanı R. Erdem Erkul, German Agency for International Cooperation (GIZ) Politika Danışmanı Husnia Mohamed ve Moritanya İslam Cumhuriyeti Dijital Dönüşüm ve İdari Modernleşme Bakanlığı Strateji ve İşbirliği Daire Direktörü Thierno Baro katıldı. "Afrika’daki Türk girişimcilerin doğrudan yatırımları 10 milyar doları aşmış durumda" Panelde bir konuşma yapan Bakan Kacır, 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan Türkiye ile Afrika arasındaki karşılıklı ticaretin hacminin geçtiğimiz yıl itibarıyla 36 milyar doların üzerine çıktığını belirterek, "Türk Hava Yolları ile Afrika’dan dünyanın dört bir yanına seferler başlattık. TİKA’nın sahada yürüttüğü başarılı projeler neticesinde kıta ile ülkemiz arasında münasebeti ve muhabbeti artırdık. Aynı zamanda karşılıklı güven zemininde ekonomide ve ticarette yeni bir safhaya emin adımlarla geçtik. Bakınız 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan Türkiye ile Afrika arasındaki karşılıklı ticaretin hacmi geçtiğimiz yıl itibarıyla 36 milyar doların üzerine çıktı. Afrika’daki Türk girişimcilerin doğrudan yatırımları 2003 yılında sadece 100 milyon dolar seviyesindeyken bugün 10 milyar doları aşmış durumdadır. Ticaret ve yatırım alanlarında yakaladığımız ivme, ilişkilerimizin geçici bir yakınlaşma değil kurumsallaşan, derinleşen ve gelecek kuşaklara miras bırakılacak bir stratejik ortaklık olduğunu teyit ediyor. Bugün kıtanın dört bir yanında Türk müteşebbisler altyapıdan enerjiye, tarımdan imalat sanayiine, dijital hizmetlerden lojistiğe uzanan geniş bir yelpazede yerel ortaklarıyla omuz omuza yatırım yapıyor, istihdam üretiyor. Afrika da kazanıyor, Türkiye de kazanıyor. Müteşebbislerimizin, mühendislerimizin, teknisyenlerimizin alın ve akıl terinin eseri pek çok nitelikli proje, dost ve kardeş ülkelerin kalkınma yürüyüşünde abide eserler olarak yükseliyor. Şüphesiz bugüne kadar birlikte hayata geçirdiğimiz projeler ve elde ettiğimiz başarılar, iki coğrafyanın sahip olduğu yüksek potansiyel dikkate alındığında yalnızca bir başlangıç, bir mukaddime hükmündedir. Bu doğrultuda yatırımı-üretimi ve ticareti daha da ileri taşıyarak, Türkiye-Afrika ortaklığını kalıcı refah ve adil kalkınma ekseninde yeni bir seviyeye ulaştırmayı hedefliyoruz. Sahip olduğumuz güçlü üretim altyapımızı, Ar-Ge ve inovasyon ekosistemimizi Afrika ülkeleriyle sanayide ve teknolojide birlikte büyük hedeflere yürümek için güçlü bir zemin olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Son 23 yılda ülkemizi küresel üretim ve teknoloji geliştirme üsleri arasına taşıdık" Türkiye’de yenilikçi teknoloji girişimlerinin filizlenmesi ve küresel ölçekte başarı hikayelerine dönüşmesi için güçlü bir altyapı inşa ettiklerini söyleyen Bakan Kacır, "Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde son 23 yılda ülkemizi küresel üretim ve teknoloji geliştirme üsleri arasına taşıdık. Güneş panelinden ticari araçlara, beyaz eşyadan demir çeliğe pek çok alanda Avrupa değer zincirlerinin en önemli oyuncuları arasındayız. Türkiye bugün Çin’den sonra Orta Avrupa’ya kadar uzanan geniş kuşakta en fazla çeşit ürünü rekabetçi şekilde en fazla ülkeye ihraç edebilen ülkedir. Dünyanın dört bir yanında ’Made in Türkiye’ damgasını taşıyan ürünlerimiz, yalnızca yüksek kalite ve dayanıklılıklarıyla değil aynı zamanda uygun maliyet, hızlı teslimat ve güvenilir tedarik avantajlarıyla tercih ediliyor. İnşa ettiğimiz Ar-Ge ve inovasyon altyapımızla teknoloji geliştirme ve üretmede önemli kazanımlara imza attık. İHA’dan helikopterlere, kara ve deniz platformlarına, hava savunma sistemlerinden beşinci nesil savaş uçağına uzanan geniş bir yelpazede ürünleri tasarlayan, geliştiren, üreten ve ihraç eden yerli ve milli bir savunma sanayiine sahibiz. Otomotiv üretiminde sahip olduğumuz 60 yıllık birikimle yerli ve milli elektrikli otomobilimiz Togg’u ürettik. Otomotiv sektörünün geleceğine yön veren, öncü ve güçlü bir oyuncu olma yolunda irademizi ortaya koyduk. Uydu teknolojisindeki tasarım, test ve mühendislik kabiliyetlerimizin eseri yerli ve milli haberleşme uydumuz Türksat 6A hizmete girdi. Dünyada kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülke arasında yerimizi aldık. Biliyoruz ki bu ivme devam edecek. Çünkü ülkemizde yenilikçi teknoloji girişimlerinin filizlenmesi ve küresel ölçekte başarı hikayelerine dönüşmesi için güçlü bir altyapı inşa ettik" diye konuştu. "Modern ulaşım altyapımızın sağladığı hız Türkiye’yi küresel üretim ve lojistik ağlarının başat merkezi haline getirdi" Türkiye’nin sanayi, teknoloji ve inovasyondaki tecrübesini ortak ve müreffeh bir gelecek için Afrikalılarla paylaşmaya hazır olduklarını söyleyen Bakan Kacır, "Dünyada bugün itibarıyla 44 ülke en az gelişmiş ülke statüsünde yer alıyor. Maalesef bunun 32’si Afrika ülkesi. Bu durumun tarihi sebeplerini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ve yine biliyoruz kalkınma için en temel ihtiyaçlar olan yer altı ve yer yer üstü zenginlikleri, insan potansiyeli Afrika kıtasında fazlasıyla mevcut. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine taşırken Afrika ülkeleriyle yol arkadaşlığımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz. Ülkemizin sanayi, teknoloji ve inovasyondaki tecrübesini ortak ve müreffeh bir gelecek için Afrikalı dostlarımızla paylaşmaya hazırız. Bir tarafın üretici, diğer tarafın daima müşteri olarak kaldığı hegemonik ilişkiler yerine birlikte geliştirme, birlikte üretme yaklaşımıyla tesis edilen iş birlikleri kurmayı arzuluyoruz. İnanıyorum ki üretimden araştırma altyapılarına, nitelikli insan kaynağından inovasyon kültürüne uzanan pek çok alanda sahip olduğumuz kapasite ve kabiliyeti birlikte geliştirecek adımlarımızla coğrafyalarımızın dayanıklılığını ve rekabet gücünü daha ileriye taşıyacağız. Tabii ufkunu Afrika’nın ötesine taşımış Afrikalı yatırımcılar için de ülkemizin bir fırsatlar ülkesi olduğunu bu vesileyle özellikle vurgulamak isterim. Üyesi olduğumuz Gümrük Birliği ve imzaladığımız serbest ticaret anlaşmaları sayesinde yatırımcılara yüksek alım gücüne sahip 1 milyardan fazla tüketiciye hızlı ve güvenli erişim imkanı sağlıyoruz. Türkiye’den dünyanın başlıca talep merkezlerine sadece birkaç saatlik mesafedeyiz. İstanbul’dan dört saatlik bir uçuş yarıçapı içinde 32 trilyon dolarlık devasa bir ekonomi yer alıyor. Modern ulaşım altyapımızın sağladığı hız, güven ve kesintisiz akış, Türkiye’yi küresel üretim ve lojistik ağlarının başat merkezi haline getirdi" dedi. "Afrikalı yatırımcılara, sanayi ve teknoloji şirketlerine Türkiye’de en yüksek özenin ve desteğin gösterilmeye devam edeceğini vurgulamak istiyorum" Türkiye’yi sadece bir yatırım destinasyonu değil, aynı zamanda başarı yolculuklarında stratejik ortak olarak gören tüm Afrikalı yatırımcıları Türkiye’ye davet ettiklerini söyleyen Bakan Kacır, "İnsan kaynağımız en büyük değerimiz. Dünyanın gelişmiş birçok ülkesine nazaran 10-15 yaş daha genç bir nüfusa sahibiz. Teşvik sistemimiz yatırımcıların çok boyutlu ihtiyaçlarını adreslerken aynı zamanda öngörülebilirlik ve maliyet avantajı sunuyor. Türkiye’yi sadece bir yatırım destinasyonu değil, aynı zamanda başarı yolculuklarında stratejik ortak olarak gören tüm Afrikalı yatırımcıları ülkemize davet ediyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanı olarak Afrikalı yatırımcılara, sanayi ve teknoloji şirketlerine Türkiye’de en yüksek özenin ve desteğin gösterilmeye devam edeceğini özellikle vurgulamak istiyorum. Sözlerime son verirken ortak geleceğimizi şekillendiren stratejik bir yol haritası olarak gördüğüm Türkiye-Afrika İş ve Ekonomi Forumu’nun tüm paydaşları için verimli ve faydalı geçmesini arzuluyorum. Forumun yeni iş birliği fırsatlarının önünü açmasını ve ilişkilerimizi giderek artan bir ivmeyle derinleştirmesini umuyorum" ifadelerini kullandı.