POLİTİKA
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 22:00 Milli Savunma Bakan Yardımcısı Ayhan: "Cephelerde savaşlar bitti, akıllı savaşlar olacak" Bolu’da üniversite ve lise öğrencileriyle bir araya gelen Milli Savunma Bakan Yardımcısı Salih Ayhan, "Artık akıllı makinelerin, bilgisayarların, dronların, yani elektronik harp dönemi olacak. Cephelerde savaşlar bitti" dedi. Milli Savunma Bakan Yardımcısı Salih Ayhan, Bolu’da düzenlenen ’İhtisas Akademi 26’ programında üniversite ve lise öğrencileriyle bir araya geldi. Programda gençlerin merak ettiği soruları yanıtlayan Bakan Yardımcısı Ayhan, gündeme ve geleceğin savunma teknolojilerine dair önemli açıklamalarda bulundu. Dünyadaki harp konseptinin tamamen değiştiğine dikkat çeken Ayhan, savunma sanayisinin önemine vurgu yaptı. "Bu coğrafyada ayakta kalmak için buna ihtiyaç var" Klasik askeri çatışmaların yerini teknolojik ve elektronik sistemlere bıraktığını ifade eden Bakan Yardımcısı Salih Ayhan, "Şimdi İran-İsrail-ABD savaşını gördünüz. Bir barış, bir savaş. Bugün tekrar gemi vurdu, gemi vurmadı gibi söylenmeler var. Yani yarın bugünden çok farklı olacak. Nasıl 10 yıl, 15 yıl önce farklıysa, yarın da çok farklı olacak. Yani topların, pompaların, askerlerin cephede olduğu bir savaş yok artık. Yani artık akıllı makinelerin, bilgisayarların, dronların, yani artık elektronik harp olacak. Bunu bilim kurgu filmlerinde seyrediyorsunuz. Onların hiçbiri tesadüf değil. Aslında hepsi bir hayalin, bilgisayarların ürettiklerinin bir yansımasıdır. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte dron ve robot orduları olacak. Yani bir komuta kontrol merkezinde oturacaksınız. Yüzlerce, binlerce dron aynı anda kalkacak. Onlara yapay zeka ile harita, hedef gibi veri yüklenecek. Artık bunlar kalkacak. Bu coğrafyada ayakta kalmak için buna ihtiyaç var. Biz yurtta sulh, cihanda sulh kavramını korumak için savunma sanayiinde güçlüyüz" dedi. "Veriye ve teknolojiye hakim olan dünyayı dönüştürüyor" Bölgesel krizlerden çıkarılması gereken derslere ve Türkiye’nin diplomatik gücüne de değinen Ayhan, "Bugün Orta Doğu’da, Türkiye gibi arabulucu ülkede ana motorsa bu güç sayesinde. Sayın Cumhurbaşkanım ne diyor? ‘Sahada değilsen masada olamazsın, masada yoksan benimlesin diyor.’ Bu ifade çok anlamlıdır. İşte sürü dronları olacak, siberli uzay savaşı olacak. Yani bir anda senin telefonunu kesebilir. Artık şehrin her tarafı dijital. Bir anda hat gidebilir. Şehrin elektrik kapasitesi vardır. Kapandığı zaman bir anda şehir karanlık kalır. Trump diyor ya ‘İran’ı Orta Çağ’a göndereceğim’. Onu diyorken neyi kastediyor; aslında elektrik hat yapısını vurduğu anda Orta Çağ’a gitti. 20, 30, 50 yıl sonra çok hızlı karar verenler kazanacak. Yani veriye hakim olan, teknolojiye hakim olan dünyayı dönüştürüyor. İşte İran-İsrail-Amerika savaşı aslında bize çok şey gösterdi. Ukrayna-Rusya savaşı çok şeyler gösterdi. Bunları iyi takip edebilirsek, arka taraftaki dönüşümleri görebilmekteyiz. Yani 20, 30, 50 yıl sonra akıllı savaşlar olacak. Cephelerde savaşlar bitti" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Türkiye olarak yeni bir eşikteyiz"
31 Ekim 2025 Cuma - 11:32 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Türkiye olarak yeni bir eşikteyiz" Manisa’da iş dünyasıyla buluşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin yeni bir eşikte olduğunu belirterek, "Türkiye’nin yüksek gelirli ülkeler ligine en alt basamaktan da olsa girmesini bekliyoruz" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Manisa’da iş dünyasının temsilcileriyle buluştu. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz, Manisa Valisi Vahdettin Özkan, AK Parti Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Bahadır Yenişehirlioğlu, AK Parti Manisa milletvekilleri Mücahit Arınç, Murat Baybatur, Tamer Akkal, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Yılmaz, sanayiciler ve iş adamları katıldı. Programın açılış ve selamlama konuşmasını yapan Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ı Manisa’da ağırlamaktan dolayı duydukları memnuniyeti ifade ederek, "Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, değerli milletvekilleri, dünyamızın değerli temsilcileri, hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Gerçekten şehrimiz açısından çok mutlu ve bereketli bir gün. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız bu yoğun memleket programı, bütçe görüşmeleri içinde üniversitemizin açılışına gelmişken sanayicilerimizle emek üreten, değer üreten emektarlarla buluşmamam mümkün değil şeklinde bir talimatları oldu. Ekibi aradılar. Bu vesileyle sizleri davet etmiş olduk. Gerçekten bizler açısından da şehir açısından da çok mutlu bir gün" dedi. Dünyanın ekonomik olarak zor bir döneminde olduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Gerçekçi bir şekilde bunları görmemiz, tespit etmemiz gerekiyor. Eski kurallara dayalı, daha istikrarlı, belirsizliklerin daha az olduğu dünya yok artık. Yeni şartlar oluşmuş durumda. Son 20 yıllık sürece baktığımızda dünyanın ortalama 3,5 büyüdüğünü görüyoruz. 2002’den bugüne söylüyorum. Hükümetlerimiz döneminde yani aynı dönemde Türkiye ekonomisi yıllık ortalama 5.4 büyüme kaydetmiş. Yani dünyanın 1.9 puan her yıl her yıl üstünde büyümüşüz. Bu da Türkiye’yi ciddi bir eşiğe getirmiş durumda artık. 2002 Avrupa Birliği’nin kişi başına gelirini 100 kabul ettiğimizde Türkiye 38 seviyesinde. Bugün 70’i aşmış durumda. OECD’de de tablo aynı. OECD’de kişi başına gelirin üçte biri civarında bizim bir gelirimiz vardı. Bugün üçte ikisi civarına gelmiş durumdayız. Yani son 22 yılda kim ne derse desin Türkiye önemli bir hamle yapmıştır. Önemli bir gelişim kaydetmiştir her alanda. Ekonomiden sosyal politikaya, hukuktan demokrasiye, uluslararası ilişkilere varıncaya kadar. Özel olarak bu dönemde ne oldu derseniz, Dünya Bankası sınıflandırmasıyla Türkiye alt orta gelir grubu bir ülke olmaktan üst orta gelir grubu bir ülke olmaya terfi etmiş oldu ve kalıcı bir şekilde bunu gerçekleştirdi. Bugün yeni bir eşiğe gelmiş durumdayız. Her yerde söylüyoruz. Bu bizim yaptığımız bir hesap değil. Dünya Bankası’nın Atlas yöntemi denen bir yöntemle yaptığı bir hesaplama. İlk defa bu yıl Türkiye’nin yüksek gelirli ülkeler liginde en alt basamaktan da olsa adım atması bekleniyor. Bunun gerçekleşeceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla yeni bir eşikteyiz. Eşikler her zaman önemlidir. Eşikleri atlamak her zaman önemlidir. Sadece bir rakamsal değişimi ifade etmez eşikler. Niteliksel bir değişimi de ifade eder. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Türkiye’nin işte bu orta gelir tuzağı diyoruz, başka tartışmalar var, bunlardan çıkıp yüksek gelirli ülkeler liginde kalıcı hale gelmesi lazım. Önemli olan bu ligde kalıcı hale gelmek ve bunun gerektirdiği dönüşümleri, değişimleri sürdürmek. Dolayısıyla Türkiye bu noktaya gelmiş durumda" dedi. "Avrupa’nın en büyük 4. ekonomisi olacağız" Türkiye’nin ekonomik büyümesini değerlendiren Yılmaz, "2002 yılında 238 milyar dolarlık bir ekonomimiz vardı. Bu yıl itibarıyla ekonomik büyüklüğümüzün 1.5 trilyon doları aşmasını bekliyoruz. 3 bin 600 dolar civarında bir kişi başına gelirimiz vardı. Bu yıl 17 bin doları aşan bir kişi başına gelir bekliyoruz. En son IMF’nin Dünya Ekonomik Görünümü raporu yayınlandı ekim ayında. Buradaki tahminlerin gerçekleşmesi halinde tüm Türkiye dünyadaki sıralamasını bir basamak üste taşımış olacak. Geçen yıl itibarıyla nominal dolar bazında dünyanın 17. büyük ekonomisiyiz. Satın alma gücü paritesine göre dünyanın 12. büyük ekonomisiyiz. IMF’nin bu yıla ilişkin tahminlerinin gerçekleşmesi halinde nominal dolar bazında dünyanın 16. büyük ekonomisi satın alma gücü paritesine göre ise 11. büyük ekonomisi konumuna yükseleceğiz. İlk defa İtalya’yı hacim olarak geçmiş olacağız. Bu tahminler gerçekleşirse Avrupa’nın da 4. büyük ekonomisi konumuna yükselmiş olacağız" diye konuştu. "Türkiye, borçluluk açısından en düşük seviyede ülkeler arasında" Zayıf dış talep koşullarına rağmen dünyanın bu zorlu siyasi ve ekonomik şartlarına rağmen ihracatın artmaya devam ettiğine dikkat çeken Yılmaz, "Geçen yıl 262 milyar dolar seviyesiyle önemli bir başarı sağlandı. Bu yılın eylül ayı itibarıyla 12 aylık yani geçmişe dönük yıllıklandırılmış de diyoruz. Yıllıklandırılmış ihracatımız 270 milyar dolara Yaklaşmış durumda. Tam rakam söylersek 269,7 milyar dolar seviyesine gelmiş durumda ve bu yıl sonu itibarıyla bunun 274 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz. Turizmimiz gayet iyi gidiyor. Geçen yıl önemli bir performansla 60 milyar doları geçmiştik. Bu senede 64 milyar dolarlık bir turizm geliri bekliyoruz. Dünyanın yine 4. destinasyonu konumundayız turizmde. Hem mal ihracatında hem hizmet ihracatında sağlanan bu artışlarla ithalatın da kontrollü bir şekilde gelişmesi sonucunda cari işlemler açığımızda ciddi bir düşüş sağladık son 2 yıldır. Yani yüzde 4’ler seviyesinde olan cari açık bu yıl itibarıyla yüzde 1.4 seviyesinde. Dolayısıyla çok daha yönetilebilir, sürdürülebilir bir cari açık oluşturduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bütçede sıkı disiplinli bir yaklaşımla hareket ediyoruz. Bütçe açığı ve borç stoku dikkate alındığında Türkiye en iyi performans gösteren ülkeler arasında. Depreme rağmen bakın son 3 yılda depreme 90 milyar dolar para harcadık. 3 trilyon TL civarında. Şimdi deprem gerçekleştiğinde tabii yıkıcı etkisi oluyor ama asıl mali etkisi depremlerin daha sonra gerçekleşiyor. Sadece konut inşa etmiyoruz. Altyapılar, okullar, hastaneler, organize sanayi bölgeleri, şehir altyapıları aklınızda ne gelirse şehirlerimizi yeniden imar ediyoruz. Sosyoekonomik olarak belli bir noktaya getirmeye çalışıyoruz. Bunun da tabii ki büyük bir yükü var. Son 3 yıldır bütçemiz bu yüke rağmen belli bir seviyede devam ediyor. Deprem harcamaları dahil bu sene bütçe açığının milli gelire oranı 3.6, deprem hariç 2.8 gerçekleşecek. Önümüzdeki dönemde de bu sağlıklı bütçe seviyesini korumaya devam edeceğiz. Borç stokumuzda düşük durumda. Kamu borcunun daha doğrusu genel yönetim borç stokumuzun milli gelire oranı Avrupa Birliği tanımlarıyla bunu söylüyorum yüzde 24,1 seviyesine gelmiş durumdayız. Borç stokumuz da bu süreçte düşmüş durumda. Avrupa’da bu oran 80’leri aşıyor. Türkiye gerçekten kamu borcu az olan ülkeler arasında. Geçici olarak bazen finansal problemler yaşanabiliyor. Birtakım rakamlar konuşuluyor ama stok olarak bakarsanız Türkiye gerek kamu sektörüyle, gerek şirketleriyle, gerek hane halkıyla dünyada borçluluk açısından en düşük seviyede ülkeler arasında. Bunu ifade etmek isterim. Bütün bunları topladığımızda yani kamunun borcu, hanelerimizin borcu işte 10-11 civarında milli gelire oranla, şirketlerimizin borçları, milli gelire bunların oranı yüzde 93. Toplam borcu. Kamu, hane halkı ve şirketler. Bu oran gelişmekte olan ülkelerde yüzde 245, dünyada ise yüzde 328. Dolayısıyla Türkiye düşük borçluluğu olan ülkelerden biri. Geleceğimiz açısından bu en büyük dayanaklarımızdan bir tanesi, fırsatlarımızdan bir tanesi diye ifade etmek istiyorum. Bankacılık sistemimiz güçlü, sermaye yapısı güçlü. Merkez Bankamızın rezervleri 185,5 milyar dolara gelmiş durumda 4 Ekim itibarıyla. İşte bundan bir iki sene önce 98,5 milyar dolarlara kadar düşmüştü. Ama bugün güçlü bir rezerv yapımız var ve bu da Türkiye’nin risk primini düşürmüş durumda. Hem istikrarlı portföy kalan, hem cari açığın düşmesi ve dış finansmana olan ihtiyacın azalması, hem de rezervlerimizin artması finansal riskleri azaltmış durumdayız. Bu da dış finansmanın maliyetini düşürüyor. CDS dediğimiz ülke risk birimimizde ciddi bir düşüş oldu ve şu anda 247 baz puan seviyelerinde. Bu bir tarihlerde 750-800’lere kadar gelmişti. Şimdi oldukça düşük düzeyde. Niye önemli bu rakam? Hem kamunun hem de özel sektörün döviz cinsi borçlanmalarındaki faiz oranları aşağıya gelmiş demektir. Maliyeti, finansmanın döviz bazlı maliyeti düşmüş demektir" ifadelerine yer verdi. "Enflasyon en büyük meselemiz" "Enflasyon en büyük meselemiz" diyerek konuşmasına devam eden Yılmaz, "Toplumumuzun da en büyük meselesi. Hükümet olarak biz hep şunu söylüyoruz. Cumhurbaşkanımız hep bunun altını çizer. Millet ne diyorsa biz rotamızı ona göre çizeriz. Milletin sorunu neyse Bizim de önceliğimiz odur. Esas politika çerçevemiz bu. Şu anda milletimizin, halkımızın en büyük meselesi enflasyon. Biz de politikalarımızda bunu önceliklendirmiş durumdayız. 2024 Mayıs ayında zirveyi gördü enflasyonumuz 75,5’a kadar çıktı. O tarihten bugüne bir dezenflasyon süreci devam ediyor ve en son eylül ayında 33,3 seviyesine gerilemiş durumda TÜFE. 42 puanlık aşağı yukarı bir düşüş var. Eylülde bir miktar beklentilerin üstünde geldi doğrusu. Ama ekim ayında yeniden bir normalleşme olmasını bekliyoruz. Özellikle eylülde eğitim harcamaları, don ve kuraklık yaşadık biliyorsunuz. Bir de fırsatçılık da var maalesef. Gıdadan kaynaklanan bir geçici yükseliş oldu ama ekim ayı itibariyle yine aylık bazda bir normalleşme bekliyoruz. Buna göre yıl sonunda bizim program hedefimiz yüzde 30’un altını görmek bu yıl sonu itibarıyla. Gelecek yıl yüzde 20’nin altına, bir sonraki yıl ise 2027 yılında tek haneli rakamlara ülkemizi tekrar kavuşturmak. Planımız yol haritamız esas itibarıyla bu. Bunu sağlamak için bir tarafta para politikaları var. Maliye politikaları az önce bahsettim disiplinli politikalar. Bir taraftan da yapısal reformlar. Bunların sadece enflasyonun sadece para politikalarıyla düşmeyeceğinin farkındayız. Bir bütüncül politika hayata geçiriyoruz. Arz yönlü politikaları da bu çerçevede çok önemli görüyoruz" şeklinde konuştu. Konuşmasının son bölümünde Manisa’ya yapılan yatırımlar ve yapılacak olan yatırımlardan da bahseden Yılmaz, "Manisa çok önemli bir ilimiz gerçekten. Çok önemli kültürel değerleri olan bir ilimiz. Coğrafi olarak son derece önemli bir konuma sahip Ege’de ve son dönemlerde artık büyük bir sanayi üretim merkezine dönüşmüş bir vilayetimiz. Sanayide çok iyi bir noktaya geldiği gibi tarımda da yine son derece önemli bir konuma sahip. Gerçekten yatırım yapan, üreten, ihracat yapan tam da Cumhurbaşkanımızın dediği yatırım, üretim, istihdam ve ihracatla anabileceğimiz bir şehrimiz. Hizmet sektörleri biraz zayıf görünüyor. Yani rakamlara baktığımız zaman hizmet sektörlerinde henüz potansiyelini tam harekete geçildiğini ifade edemeyiz. Ama sanayisiyle, tarımıyla gerçekten çok önemli bir ilimiz" dedi. Program Cevdet Yılmaz’ın konuşmasının ardından basına kapalı olarak devam etti.
2026 bütçe görüşmeleri tartışmalarla başladı
31 Ekim 2025 Cuma - 11:30 2026 bütçe görüşmeleri tartışmalarla başladı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 2026 yılı bütçe görüşmeleri tartışmalarla başladı. 2026 Merkezi Yönetim Bütçe ve 2024 Kesin Hesap Kanun Teklifi görüşmeleri devam ediyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş 2026 yılı Merkezi Yönetim bütçe ve 2024 yılı kesin Hesap Kanun Teklifini görüşmek üzere Plan ve Bütçe Komisyonu’na geldi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş konuşması öncesinde CHP Malatya milletvekili Veli Ağbaba, Can Atalay kararının TBMM Başkanvekili tarafından okunduğunu hatırlatarak, bunun yerine getirilmesini istedi. Ağbaba ayrıca, İstanbul İl Başkanlığı kayyum atanması döneminde milletvekillerinin yüzüne gaz sıkıldığını hatırlatarak, bu gazın Numan Kurtulmuş’un yüzüne sıkıldığını ifade etti. Ağbaba, "Meclisin iradesini koruması gereken TBMM Başkanı bir şey yapmamaktadır. Numan Kurtulmuş’u milletvekillerinin itibarını korumaya davet ediyorum" ifadelerini kullandı. CHP Antalya milletvekili Cavit Arı milletvekilimizin haklı mücadelelerini gaz yüzünü hedef alacak şekilde sıkıldığını söyleyerek, "TBMM Başkanı’nın milletvekillerine karşı yapılan bu tür davranışları önlemesi gerekmektedir" şeklinde konuştu. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş salona geldikten sonra İYİ Parti Samsun milletvekili Erhan Usta söz almak istedi. Önce Plan ve Bütçe Komisyonu Mehmet Muş vermek istemedi. Usta daha sonra Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın sorulara cevap vermediğini söyledi. Usta ayrıca TBMM asansörünün tutulduğunu ifade etti. Ağbaba, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzun namlulu silahlı personel tarafından korunduğunu hatırlatarak, ‘Meclis’te ne işi var’ diye sorguladı. Ağbaba ve Usta basının dışarı çıkarılmasına tepki gösterdi. Usta, "Sayın Kurtulmuş hiç mi zorunuza gitmiyor atanmışların görüntüsü çekiliyor seçilmişlerin görüntüsü çekilmiyor" diye konuştu. Usta usul tartışması açılmasını istedi ama Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Mehmet Muş usul tartışması açılmayacağını söyledi.
Rüşvet iddiası sonrası CHP’li meclis üyesi Atere’ye kesin ihraç talebi
31 Ekim 2025 Cuma - 10:56 Rüşvet iddiası sonrası CHP’li meclis üyesi Atere’ye kesin ihraç talebi Muğla’nın Bodrum ilçesinde, CHP’li belediye meclis üyesi Niyazi Atare’nın bir iş insanından rüşvet istediği iddiasıyla Emniyet Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) ekipleri tarafından gözaltına alınmasının ardından Atere’nin kesin ihraç talebi ile parti disiplin kuruluna sevk edildiği açıklandı. İddiaya göre, Bodrum’da inşaat işiyle uğraşan bir müteahhit, CHP’li meclis üyesi Atare’nin inşaatına ulaşımı sağlayan yolun açılması için kendisinden para talep ettiğini ileri sürerek savcılığa başvurdu. Suç duyurusunun ardından Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde harekete geçen KOM ekipleri, teknik ve fiziki takibin ardından Atare’yi gözaltına aldı. Şüphelinin, çıkar karşılığı kamu görevini kötüye kullandığı yönünde iddiaların da araştırıldığı belirtildi. Yaşanan bu gelişmenin ardından CHP Muğla İl Başkanlığı acil toplanarak rüşvet iddiası ile gözaltına alınan CHP Belediye Meclis üyesi Niyazi Atere’nin kesin ihraç talebi ile disipline sevk edildiğini açıkladı. Yapılan açıklamada, "CHP’de Parti üyesi Niyazi Atere hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, partimizin etik ilkeleri ve kamu güvenine verdiğimiz önem gereği, ilgili üye tedbirli olarak kesin ihraç talebiyle Parti Disiplin Kurulu’na sevk edilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yargı sürecine saygı duyuyor, kamuoyunu doğru ve şeffaf biçimde bilgilendirmeye devam edeceğimizi belirtiriz" denildi.
Kahta 02 Spor Kulübü’nden Başkan Hallaç’a "Onursal Başkanlık" unvanı
31 Ekim 2025 Cuma - 09:07 Kahta 02 Spor Kulübü’nden Başkan Hallaç’a "Onursal Başkanlık" unvanı Ziraat Türkiye Kupası’nda büyük bir başarıya imza atan Kahta 02 Spor Kulübü yönetimi, spora ve gençliğe verdiği desteklerinden dolayı Kahta Belediye Başkanı Mehmet Can Hallaç’a "Onursal Başkanlık Kimliği" takdim etti. Tören, Kahta 02 Spor ’un Kasımpaşa ile oynadığı kupa mücadelesinin devre arasında gerçekleştirildi. Kulüp Başkanı İsmail Mulhan, yaptığı açıklamada Başkan Hallaç’ın Kahta’da sporun gelişimine büyük katkılar sunduğunu belirterek, "Başkanımız, hem gençliğe hem spora verdiği önemle Kahta’da büyük bir fark oluşturmuştur. Kahta02 Spor’un bugün geldiği noktada başkanımızın desteği ve vizyonunun payı büyüktür. Kendisine kulübümüz adına teşekkür ediyor, Onursal Başkanlık kimliğini takdim etmekten büyük onur duyuyoruz" dedi. Kahta02 Spor Kulübü yönetimi ayrıca, Başkan Hallaç’ın takıma olan ilgisi ve her daim süren desteklerinden ötürü teşekkür ederek, başarılarının devamını diledi. Kahta Belediye Başkanı Mehmet Can Hallaç ise bu anlamlı jestten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, gençliğe ve spora yapılan her yatırımın geleceğe yapılan yatırım olduğunu vurguladı. Ziraat Türkiye Kupası heyecanı sırasında Kahta 02 Spor Kulübü tarafından kendisine takdim edilen "Onursal Başkanlık Kimliği" için teşekkür eden Başkan Hallaç, "Bu anlamlı unvan, yalnızca bana değil; spora emek veren tüm gençlerimize, sahada alın teri döken sporcularımıza ve Kahta’yı yürekten seven hemşerilerimize aittir. Biz sporu sadece bir oyun değil, gençliğin ahlak, disiplin ve birlik duygusuyla yetiştiği bir okul olarak görüyoruz. Kahta Belediyesi olarak, gençliğe ve spora olan desteğimizi her geçen gün artırmaya devam edeceğiz. Kahta02 Spor, bu şehrin gururudur. Bizim için önemli olan, gençlerimizin sporla büyümesi, disiplinle gelişmesi ve Kahta’nın adını her platformda başarıyla temsil etmesidir. Bu onurlu kimliği şahsıma layık gören kulüp yönetimine teşekkür ediyorum. Bu anlamlı unvan, yalnızca bana değil; spora emek veren tüm gençlerimize, sahada alın teri döken sporcularımıza ve Kahta’yı yürekten seven tüm hemşerilerimize aittir. Bu tarihi galibiyet Kahta’nın emeği, inancı ve azminin eseridir. Kahta02 Spor Kulübü Başkanı İsmail Mulhan ve yönetim kuruluna bu nazik jestlerinden dolayı gönülden teşekkür ediyorum" diye konuştu. Kahta’da spora verilen desteklerin artarak süreceğini belirten Hallaç, "Kahta’nın gençleri, Kahta’nın geleceğidir." diyerek spora ve gençliğe yönelik yatırımların devam edeceği mesajını verdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Ekim ayı enflasyonunu gördüğümüzde yıl sonunu daha sağlıklı bir şekilde tahmin etme imkanı bulmuş olacağız"
30 Ekim 2025 Perşembe - 21:38 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Ekim ayı enflasyonunu gördüğümüzde yıl sonunu daha sağlıklı bir şekilde tahmin etme imkanı bulmuş olacağız" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Ekim ayı enflasyonunu gördüğümüzde yıl sonunu daha sağlıklı bir şekilde tahmin etme imkanı bulmuş olacağız. Benim tahminim, Eylül ayı biraz sıra dışı bir ay oldu. Dolayısıyla ben Ekim’de tekrar normal bir çizgiye geleceğini düşünüyorum" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2026 Merkezi Yönetim Bütçe ve 2024 Kesin Hesap Kanun Teklifi görüşmelerine katıldı ve milletvekillerinin sorularını cevapladı. Yılmaz, Konya’daki sulama konusunda, "Su konusu gerçekten en kritik konulardan biri. İklim değişikliğiyle birlikte sadece bizi değil, özellikle bu Akdeniz Havzası’nda birçok ülke bu konuda dünya ortalamasına göre daha yoğun etkilenecek. Öyle görünüyor. Bunu şimdiden görüp tedbirlerimizi almamız gerekiyor. Giderek nüfus artışıyla tüketim kanıtlarının değişmesiyle su konusunda belki çok daha zorlu bir döneme gireceğiz. Dolayısıyla şimdiden su konusunda çok ciddi tedbirler düşünmek zorundayız hep birlikte. Bu çerçevede kabinemizde de bu konular tabii ki ele alındı, tartışıldı. Ve Sayın Cumhurbaşkanımız benim başkanlığımda bir komisyon oluşturdu. Su ile ilgili bir komisyon. Orada Çevre Şehircilik Bakanlığımız da var. Tarım Bakanlığımız da, Maliye Bakanlığımız da ilgili bakanlıklarımızdan oluşan bir komisyon. İlk toplantılarımızı yaptık. Bir görev dağılımı gerçekleştirdik. Ve önümüzdeki süreçte kapsamlı bir yol haritası, su ile ilgili kapsamlı bir yol haritası hazırlama sürecindeyiz. Bu konularda da olabilecek her türlü teklifimize, görüşümüze, önerimize de açık olduğumuzu ifade etmek isterim. Bu kapsamlı bir konu dediğim gibi. Burada tabii açık sistem kanaletlerin kapalıya çevrilmesinden tutun, bitki desenini, destekleme modelini suya göre değiştirmekten, deniz suyunu yeni teknolojilerle daha maliyet etkin bir şekilde değerlendirip, kıyı bölgelerimizin belki su ihtiyacını daha çok denizden karşılamaya varıncaya kadar birçok başlık var" ifadelerini kullandı. Yatırımlarla ilgili Yılmaz, "Kurumların yatırım ödeneklerinden yapılan yüzde 15 kesintiyle birlikte yüzde 75’in üzerinde tamamlanan projelerin daha erken ekonomiye kazandırılması ve vatandaşımıza hizmet sunmasını gözettik. Buradaki mesele verimlilik. Yani çok sayıda projeye ödenekleri eşit dağıttığınız zaman hiçbiri bitmiyor. Bir hizmet üretemiyorsunuz. Ama sonuçlanma aşamasına gelmiş projelere yoğunlaştığınız zaman bunları bitirip onlardan hizmet alıp sonra bir sonraki yıl diğer projelere daha rahat bir şekilde giden projelerin de sağladığı imkanlarla müdahale etme imkanınız oluyor Bunu yaptık. Sulama, sağlık başta olmak üzere öncelikli alanlara bu yüzde 10, 15’i yeniden dağıtmış olduk ve oraları desteklemiş olduk. Yani bütçemizdeki satma şimdi bu yılın bütçesiyle ilgili gider tarafında bir satma söz konusu değil. Faizlerdeki artışa rağmen gider kısmında faizlerdeki artışa rağmen geçen sene gider bütçemizi ne ilan ettiyse o çerçeve içinde kaldık. Hatta bir miktar altındayız harcamada. Yani harcama tarafında bir aşırı söz konusu değil gelir tarafında beklediğimizin altında kalmış durumdayız" şeklinde konuştu. Kur korumalı mevduatın neden bütçede olmadığına ilişkin soru üzerine Yılmaz, "Merkez Bankası’nın bilançosunda KKM hesapları ve şu anda yüzde bir civarına gelmiş durumda. Toplam mevduatlar içinde KKM’nin payı yani aşağı yukarı tasfiye oldu diyebiliriz. Zaten Merkez Bankası yeni hesap açılmasına da müsaade etmiyor. Dolayısıyla KKM’nin bittiğini söyleyebiliriz. Burada yapmıştık hatırlarsanız KKM’yi ve ilk kanunu da geçici bir düzenleme olarak yapmıştık. Yani yaparken de zaten kalıcı bir sistem olarak yapmamıştık. Ben öyle yanlış olduğunu söylemiyorum. Geçici o günün ihtiyacıydı. O günün ihtiyacıydı. Maliyeti de oldu, faydası da oldu. Faydasına da maliyetine de bakmak gerekir" diye konuştu. Enflasyon ile ilgili değerlendirme yapan Yılmaz, "Eylül ayı enflasyonu beklentilerinin üzerinde geldi. Dolayısıyla bu yıl sonu tahminiyle ilgili daha ihtiyatlı bir hava oluşturdu bizde. Ekim ayı enflasyonu 3 Kasım’da çıkmış olacak. Ekim ayı enflasyonunu gördüğümüzde yıl sonunu daha sağlıklı bir şekilde tahmin etme imkanı bulmuş olacağız. Ama benim tahminimi soracak olursanız Eylül ayı biraz sıra dışı bir ay oldu. Dolayısıyla ben Ekim’de tekrar normal bir çizgiye geleceğini düşünenlerdenim doğrusu. Ama göreceğiz elbette. Ekim ayı rakamını gördükten sonra yıl sonuyla ilgili daha sağlıklı bir şey söylemek istemiyorum. Ben şöyle ifade ediyorum; 30’un biraz altı, biraz üstü" dedi.
Bakan Göktaş: "Aile dinamik nüfus yapısını korumak, savunma sanayi kadar stratejik öneme sahiptir"
30 Ekim 2025 Perşembe - 21:17 Bakan Göktaş: "Aile dinamik nüfus yapısını korumak, savunma sanayi kadar stratejik öneme sahiptir" Türkiye’de 86 milyonluk nüfusunda genç ve dinamik yapının her zaman güç teşkil ettiğini belirten Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, "Ancak 2000’li yılların başında vatandaş yaş ortalamasında 25 yaş altı nüfusumuz çoktu. Ancak şimdiler ülke ortalamamız 34 yaşındadır. Hızlıca yaşlanıyoruz. Aile dinamik nüfus yapımızı korumak hakikaten stratejik bir adımdır. Ben savunma sanayi kadar stratejik olduğunu düşünüyorum. Şayet bu şekilde devam edersek, çalışabilecek durumda olan gencimiz olamayacak. Bundan da en çok sanayiciler etkilenecektir" dedi. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Ekim Ayı Meclis Toplantısı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın katılımlarıyla Oda Hizmet Binası’nda gerçekleşti. Toplantıya, Bursa Valisi Erol Ayyıldız, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, meclis üyeleri ve sanayici iş adamları katıldı. Dinamik aile nüfusunun önemine değinen Bakan Özdemir Göktaş, "Türkiye’nin 86 milyonluk ülke olduğunu, genç ve dinamik yapımız her zaman bizim gücümüz olmuştur. Ancak 2000’li yılların başında vatandaş yaş ortalamasında 25 yaş altı nüfus sayışımız çoktu. Ancak şimdiler ülke ortalamamız 34 yaşındadır. Hızlıca yaşlanıyoruz. Nüfusumuz da yaşlanıyor. Tüm dünyada olduğu gibi, bununla beraber, yaşlanan bir nüfusla birlikte önümüzde farklı sınamalardan geçme ihtimalimiz çok yüksektir. Benim dedem Afyon’dan Belçika’ya işçi olarak göç etmiştir. Göç etmesinin sebebi, Avrupa’nın yaşlanıyor olmasından kaynaklı iş gücüne cevap veremeyecek olmasıydı. Aile dinamik nüfus yapımızı korumak hakikaten hepimiz için stratejik bir adımdır. Ben savunma sanayi kadar stratejik olduğunu düşünüyorum. Şayet bu şekilde devam edersek, çalışabilecek durumda olan gencimiz olamayacak. Bundan da en çok sanayiciler etkilenecektir. Bu çerçevede aile demek, nüfus demek, genç ve dinamik nüfus yapımızı korumak aslında hepimizin ortak sorumluluğudur" dedi. "Gençlere ’evlen evlen’ demekle olmuyor. Destek olmalıyız" Genç ve dinamik nüfus yapısı, sağlam ailelerden oluştuğunu belirten Bakan Göktaş, "Çalışma ortamlarında da sağlam aileler için imkanlar sağlamak zorundayız. Kreş desteği buna bir örnektir. Çalışanlar böylelikle daha mutlu aileler oluşturabilir. Gençlerimize evlenin evlenin diyoruz. Ancak gençlere ‘evlen evlen’ demekle olmuyor. Onlara gereken desteği ve imkanları sağlamak zorundayız. Bu çerçevede genç ve dinamik nüfus yapımızı korumak her zamankinden daha önem arz etmektedir. Çünkü önümüzdeki dönemlerde yaşlanmaya devam edeceğiz. Genç ve dinamik nüfusumuzu korumak için halen avantajlı durumdayız. Ancak alarm seviyesindeyiz. Bu çerçevede hepimizin üzerine görevler düşmektedir. Sanayiciler olarak yapmak istediğiniz bütün çalışmalara yardımcı olabiliriz. Genç evlenmek isteyen çiftlere yönelik yapacağınız destekler gerçekten bu çerçevede önemli adımlardan biri olacaktır. Biz devlet olarak aile ve gençlik fonunu hayata geçirdik. Özel sektörle ve tüm toplumla birlikte bu konuya el atarak seferberlik ilan etmek zorundayız. Aile dostu ekosistemi birlikte inşa edebiliriz" dedi. Bursa’nın sadece Türkiye’nin değil, bölgenin de kalkınma vizyonunu taşıyan bir şehir olduğunu belirten Bakan Özdemir Göktaş, "Otomotivden tekstile, makineden gıdaya uzanan üretim zinciriyle Türkiye’nin ekonomisine güç kazandırıyor. Aynı zamanda sosyal kalkınmanın, dayanışmanın ve girişimci ruhun da örnek şehirlerinden biri olmayı sürdürüyor. Ekonomik büyüme, ancak sosyal gelişmeyle birlikte anlam kazanır. Refahı sürdürülebilir kılmanın yolu, güçlü işletmeler kadar güçlü ailelerden, üretken bireylerden ve adil bir toplumsal düzenden geçer. Bu anlayışla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak, Türkiye’nin ekonomik dinamizmini besleyen sosyal zemini güçlendirmek için çalışıyoruz. İstihdamda, üretimde, ihracatta başarı hikâyeleri yazan Bursa’mızın sosyal kalkınmada da öncü olmasını istiyoruz. Kadınların, gençlerin ve dezavantajlı grupların istihdamda yer almasını ve sosyal refahın kalıcı hâle gelmesinin önemsiyoruz. Bu çerçevede, kadın kooperatiflerimizi güçlendiriyor, kadın girişimciliğini destekliyoruz. ADEM ve SODAM’larla kadınların yeteneklerini kazanca dönüştürmesini sağlıyoruz. Engelli bireylerimizin istihdama katılımını artırmak için korumalı iş yerlerine teşvikler veriyoruz. İstihdamı ve üretimi destekleyen sosyal politikalarımızı her geçen gün daha da güçlendiriyoruz" dedi. "Aileyi sadece bir sosyal birim değil, aynı zamanda ekonomik ve kültürel dayanıklılığın da temeli olarak görüyoruz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın takdirleriyle ilan ettiğimiz ’2025 Aile Yılında’, tüm politikalarımızı kalkınmanın öznesi olan aileyi güçlendirecek biçimde şekillendiriyoruz" ifadelerini kullanan Bakan Göktaş, "Bu doğrultuda, bakım hizmetlerinden esnek çalışma modellerine kadar, kadınların iş hayatına katılımını kolaylaştıracak yeni modeller geliştiriyoruz. İş dünyasıyla el ele vererek çalışma yaşamında dengeyi ve nesiller arası dayanışmayı sağlayan adımlar atıyoruz. Bunun yanı sıra, aile dostu işyeri modellerini yaygınlaştırıyoruz. Hedefimiz aileyi koruyan, çalışanların iş-yaşam dengesini gözeten bir iş kültürünü yaygınlaştırmak. Bu çerçevede bin 205 firma, evlenecek çalışanlarına üç net asgari ücret, çocuk sahibi olacaklara iki net asgari ücret destekte bulunacak. Diğer yandan, iş dünyası ile sosyal sorumluluğu uzun vadeli bir değere dönüştürmek istiyoruz. Bu çerçevede kurumsal hayırseverliği bir sosyal dayanışma kültürü olarak yaygınlaştırmak için çalışmalar yürütüyoruz. Çalışanların çocuklarına yönelik kurumsal kreşlerin yaygınlaştırılmasını değerlendirebiliriz. Yaşlı ve engelliler için bakım evi ve gündüzlü destek merkezlerinin artırılması yönünde iş birlikleri kurabiliriz. Birlikte atacağımız her adım, hem aileyi güçlendiren hem de toplumun geleceğine yapılan bir yatırım olacak. Sosyal refahın kalıcı olabilmesi için üretimle dayanışmanın el ele yürümesi gerekir. Bugün dünyada rekabet sadece üretimle değil. İnsan kaynağının niteliğiyle, aile yapısının direnciyle ve toplumun sosyal bütünlüğüyle kazanılıyor. Bu sebeple biz, üretimi desteklerken aynı zamanda sosyal adaleti, fırsat eşitliğini ve toplumsal kapsayıcılığı da güçlendirmeyi sürdüreceğiz. Kadın istihdamını teşvik eden, gençlerin mesleki becerilerini artıran, sosyal sorumluluk bilincini güçlendiren her girişimin yanındayız" dedi. "Geride bıraktığımız 102 yıl, her türlü zorluğa rağmen, milletimizin emeğiyle, sabrıyla, üretim azmiyle ve adanmışlığıyla yazdığı büyük bir başarı hikayesidir" diyen Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İbrahim Burkay, "Cumhuriyet’in ilk yıllarında birkaç küçük atölyeyle başlayan üretim yolculuğumuz, bugün kişi başına düşen gelirin 15 bin doları aştığı, ihracatın 270 milyar dolara ulaştığı ve emeğimizin 200’den fazla ülkeye taşındığı güçlü bir kalkınma öyküsüne dönüştü. Bu yükselişte Bursa her zaman öncü bir rol üstlendi. Merinos, İpek-İş ve Gemlik Suni İpek fabrikalarıyla başlayan sanayi hamlemiz, ülkemizin ilk organize sanayi bölgesinin kurulmasıyla yeni bir vizyona dönüştü. Ekonomi tarihimizin birçok dönüm noktası, Bursa’nın ufku, girişimci ruhu ve çalışkan insanlarının gayretiyle şekillendi. Bizler de bu büyük mirası çok daha güçlü bir geleceğe taşımak için çalışıyoruz. Türkiye Yüzyılı olarak tanımladığımız bu dönem, devletlerden çok şehirlerin enerjisiyle yükselecek bir çağdır. Bu çağın üretim gücü, teknoloji üssü ve yenilik merkezi ise işte burada, Bursa gibi şehirlerden yükselecektir. Bu çatı altında aldığımız kararlarla Bursa’da üretim gücümüzün, ticaret kültürümüzün ve sanayimizin köklü birikimini yeni ufuklara taşıyoruz. TEKNOSAB ile yüksek teknolojinin, dijital dönüşümün ve yeşil üretimin kalbini inşa ediyoruz. GUHEM ile gençlerimize gökyüzünü hedef gösteriyor, Bursa’mızı uzay ve havacılık alanında ülkemizin öncü şehirlerinden biri yapıyoruz. BUTEKOM ile sanayimize çağ atlatan Ar-Ge ve mükemmeliyet merkezleri kuruyor, yaşam boyu eğitim merkezimiz Bursa Business School aracılığıyla iş dünyamıza küresel rekabetin gerektirdiği bilgi, vizyon ve liderlik becerilerini kazandırıyoruz. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası olarak biz, geleceği bugünden inşa eden bir anlayışla çalışıyoruz. Bütün bu çabalarımızın tek bir amacı var, geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimize güçlü bir Türkiye bırakmak. Araştıran, sorgulayan, milli ve manevi değerlerine bağlı, aynı zamanda yeniliğe açık bir nesil yetiştirmek en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu. Ailenin bir kavramdan çok daha fazlası olduğunu belirten Başkan Burkay, "Aile, milletimizin en sağlam kalesi, kültürümüzün en derin köküdür. Aile güçlü olursa toplum da güçlü olur; aile zayıflarsa toplum da zayıflar. Bakanlığımızın bu alanda attığı adımlar, çocuklarımızdan yaşlılarımıza kadar uzanan güçlü bir dayanışma yapısı oluşturmuştur. İş dünyası olarak bizler de bu kapsamda üzerimize düşen her sorumluluğu almaya hazır olduğumuzu da özellikle ifade etmek istiyorum" dedi.
Hüseyin Okandan: "Ayşe Böhürler, bu şehrin vicdanını temsil etmektedir ve Kayseri isminin dahi yanlış yazılmasına sessiz kalacak biri değildir"
30 Ekim 2025 Perşembe - 20:25 Hüseyin Okandan: "Ayşe Böhürler, bu şehrin vicdanını temsil etmektedir ve Kayseri isminin dahi yanlış yazılmasına sessiz kalacak biri değildir" AK Parti Kayseri İl Başkanı Hüseyin Okandan, "Ayşe Böhürler, bu şehrin vicdanını temsil etmektedir ve Kayseri isminin dahi yanlış yazılmasına sessiz kalacak biri değildir" dedi. AK Parti Kayseri İl Başkanı Hüseyin Okandan, CHP Kayseri İl Başkanlığı’nın 29 Ekim yürüyüşünde Kayseri yerine "Kayeri" yazılmasına tepki gösterdi. Milletvekili Ayşe Böhürler’e destek veren Okandan, "Cumhuriyetimizin 102. yılında, milletimizin ortak gurur gününü dahi istismar edenlerin sergilediği özensizlik ve ciddiyetsizlik, tesadüf değildir. Kayseri, tarih boyunca medeniyetin, ahlakın, çalışkanlığın ve üretkenliğin simgesi olmuştur. Bu kentin adını dahi doğru yazamayanların; bu şehrin insanına, Cumhuriyet’e veya devlet ciddiyetine dair söyleyecek tek bir sözü yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri ve kendi partisinde her koltuğa talip olmuş, ancak hiçbirinde tutunamamış bir trol kimliğine bürünmüş şahsiyetin, öz eleştiri yapmak yerine aşağılık kompleksiyle saldırganlık sergilemesi, temsil ettikleri zihniyetin seviye, terbiye ve sorumluluk anlayışını tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur" dedi. Okandan, "Ayşe Böhürler’in yaptığı hatırlatma nettir: Cumhuriyet, özen ister. Devlet ciddiyeti, disiplin ister. Bunu anlayamayanlar, hâlâ slogan ezberleyerek siyaset yaptıklarını zanneden, gafla gündem olmayı alışkanlık hâline getiren kişilerden ibarettir. Cumhuriyet Bayramı gibi bir günde, "Kayseri" isminin "Kayeri" olarak yazılması basit bir yazım hatası değildir. Bu, bir zihniyet göstergesidir. Çünkü özen, sorumluluk duygusunun en küçük ama en net testidir. Kayseri’yi "Kayeri" yapanlar, bu şehrin ruhunu, vakarını ve emeğini kaybetmişlerdir. Ve unutulmamalıdır ki bu millet, her gafı "sehven" diye geçiştirenlere artık inanmamaktadır. Cumhuriyet coşkusunu bahane ederek yapılan bariz bir hatayı, "gölge düşürme" bahanesiyle savunmak; milletin aklıyla alay etmektir. Ayşe Böhürler, Kayseri’nin seçilmiş milletvekilidir. Temsil ettiği ilin adının yanlış kullanılmasına dikkat çekmesi hadsizlik değil, tam aksine milletine ve görevine duyduğu sorumluluğun doğal bir gereğidir. Bir vekilin bu hassasiyeti göstermesini "eleştirmek" ya da "küçümsemek", siyaset kurumuna yönelik en basit saygı sınırlarını dahi hiçe saymaktır. Ayrıca gerçek hadsizlik; açık bir hatayı kabul etmek yerine, onu dile getiren milletvekiline saldırmaktır. Cumhuriyet Bayramı’nı bahane edip, hatanın üzerini örtmeye çalışanlar; aslında hatanın kendisinden çok, eleştiriden rahatsız olanlardır. Gerçekler basittir. Bir siyasetçiye "ithal vekil" ya da "Kayseri’yi tanımayan" demek; bilgisizlikle, kötü niyetin birleştiği noktadır. Oysa Ayşe Böhürler, AK Parti’nin kurucuları arasında yer almaktadır, Kayserilidir, Kayseri milletvekilidir ve her platformda Kayseri için mücadele etmeye, şehrimize değer katmaya devam etmektedir. Bu basit bilgiye dahi sahip olmadan yapılan açıklamalar, kimin ne kadar "trajikomik ve acınası" bir durumda olduğunu göstermektedir. Bir milletvekili için esas olanın temsil ettiği şehir için ne yaptığı olmasına rağmen bir ilin adını doğru yazamayanların ders vermeye kalkması, siyasetin yüz karası bir ironisi hâline gelmiştir. Sorumluluk makamında bulunanların ve reklam arayışında olan kişilerin yapılan hatayı kabul etmek yerine konuyu kişisel saldırılarla saptırmaya çalışmasıyla, Sayın Böhürler’in eleştirisinin haklılığı bir kez daha kanıtlamıştır. Çünkü Böhürler, yazım hatasından öte bir anlayışın çürümesini işaret etmiştir. Son olarak; Cumhuriyet, ciddiyet ister. Cumhuriyet, özen ister. Cumhuriyet, sloganla değil; sorumlulukla yaşatılır. Bu kadar basit bir doğruluğu dahi kavrayamayanların, "Cumhuriyet Bayramı coşkusu" gibi milli bir günü bile özensizlikle kirletmesi, en hafif tabiriyle ayıptır. Ayşe Böhürler, bu şehrin vicdanını temsil etmektedir ve Kayseri isminin dahi yanlış yazılmasına sessiz kalacak biri değildir" ifadelerini kullandı.