ÇEVRE - 04 Mart 2026 Çarşamba 12:50

TES-İŞ Şube Başkanı Erçelik’ten Belediye Başkanlarına "Emeğin ve emekçinin yanında olun" çağrısı

A
A
A
TES-İŞ Şube Başkanı Erçelik’ten Belediye Başkanlarına "Emeğin ve emekçinin yanında olun" çağrısı

TES-İŞ Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik, son günlerde elektrik santralleri üzerinde devam eden tartışmalara ilişkin yaptığı açıklamada CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Muğla’daki belediye başkanlarına seslenerek "Emeğin ve emekçinin yanında olun. Tutarlı siyaset yapın" dedi.


Santrallerde üretimin sürekliliğinin yalnızca enerji arzı değil, bölgesel istihdam ve ekonomik denge açısından da hayati önem taşıdığını belirten TES-İŞ Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik, "Soma’da üretim duruşu ile yaşanan sıkıntılar Muğla için bir uyarı olmalıdır. Soma’da santralin çalışması için mücadele eden işçilere destek veren siyasilerin Muğla’da tam tersi bir tavır sergilemelerine anlam veremiyoruz" dedi.



"Soma’da bir santral kapandığında neler olacağını gördük"


Termik santrallerin faaliyet gösterdiği bölgelerde etkisinin yalnızca çalışanlarla sınırlı olmadığını, dolaylı ve dolaysız olarak bölgede yaşayan herkesi kapsadığını belirten Başkan Erçelik, "Yaklaşık 250 bin nüfusu olan Soma’da santral kapandığında neler olabileceğini hep birlikte gördük. Soma’da 40 bin kişilik maden ve enerji sektörü çalışanı aileleri ile birlikte 160 bin kişiye tekabül ediyor. Yani santraller sadece elektrik üretmiyor. Soma’da üretimin durdurulmasının ardından yalnızca çalışanlar değil herkes etkilendi. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu,’ Bu santraller kapatılamaz, bu ülke karanlıkta kalamaz’ sözleri ile santrallere destek verirken aynı siyasi anlayışın Muğla’da santrallere karşı miting yapmasını şaşırtıcı buluyoruz" dedi.



"Soma’da farklı, Muğla’da farklı siyaset anlayışı olmaz"


Başta CHP Lideri Özgür Özel olmak üzere CHP’li Belediyelerin Soma’daki siyasi tutumu ile Muğla’daki tutum ve söylemleri arasında bir tezat gördüklerini ifade eden TES-İŞ Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik, "Soma’da santralin çalışması için mücadele eden işçilere destek veren siyasi anlayış ile Muğla’daki yaklaşım arasında ciddi bir fark var. Soma’da parti rozetleri bir kenara bırakıldı, kentin gerçeği görüldü. Muğla’da ise çevre örgütlerinin peşine takılarak milyonlarca ton yerli linyitin çıkarılmasını engelleyen bir yaklaşım görüyoruz" dedi.


Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ve Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz’a çağrıda bulunan Erçelik, "Hayatın gerçekleriyle yüzleşmek gerekiyor. Bu mesele popülist siyasetle değil, bölgenin ekonomik gerçekleriyle ele alınmalı" diye konuştu.



"Bu santraller bölgenin kalbidir"


Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin bölge ekonomisinin temel unsurlarından biri olduğunu belirten Erçelik, "Bu santrallerde 7 bin 500 emekçi kardeşimiz çalışıyor. Aileleriyle birlikte yaklaşık 35 bin kişiye ekmek kapısıdır. Dolaylı ve dolaysız baktığımızda Milas ve Yatağan’da 100 bine yakın insan buradan geçimini sağlıyor. Bu santraller bölge ekonomisinin kalbidir. Enerji üretimi özel sektör eliyle yürütülse bile bir kamu hizmetidir. Evlerimize tek bir hattan enerji geliyor. Enerji başka bir yerden temin edilemiyor. Enerji olmazsa hayat durur" diyerek çevreye duyarlı madencilik yürütüldüğünü ve rehabilitasyon edilen alanların herkesin ziyaretine açık olduğunu belirtti.



"En büyük risk belirsizlik"


Enerji üretimi, istihdam ve kamu yararının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Erçelik, "Biz yerli kaynaklarımızı kullanmak, enerjimizi üretmek istiyoruz. Bu mesele ideolojik değil, ekonomik ve toplumsal bir meseledir. Bu ikiyüzlülüktür. Birkaç çevreci örgütün peşine takılacaklarına gelip gerçekleri yerinde görsünler. Özgür Özel 2 defa Milas’a gelip Kömür’e karşı zeytin mitingi yaptı. Eylemleri ile söylemleri farklı. Biz bu ülkeyi yöneteceğiz diyen siyasi partinin enerji politikalarını gözden geçirmesini bekliyoruz" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul "Ortadoğu’da yükselen savaş, ticari sözleşmeleri uygulanamaz hale getirebilir" Türk Borçlar Hukuku’nda "mücbir sebep" tanımının olmadığına dikkat çeken Av. Dr. Umut Metin, "Tarafların kontrolü dışında gerçekleşen, öngörülemeyen ya da öngörülse dahi bu ölçüde etkili olacağı tahmin edilemeyen ve alınan tüm önlemlere rağmen engellenemeyen olaylar mücbir sebep olarak yorumlanabilir. Sadece savaş değil, deprem gibi insan iradesiyle durdurulamayacak olaylar da mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilir" dedi. ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın hukuki etkilerini ve özellikle bu ülkelerde faaliyet gösteren şirketlerin durumu hakkında açıklamalarda bulunan Av. Dr. Umut Metin, yaşanan savaşın ticari sözleşmelere olan etkisi konusunda bilgiler verdi. EPTALEX hukuk şirketinin Yönetici Ortağı Umut Metin, EPTALEX olarak savaştan etkilenen Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Lübnan’da aktif şekilde faaliyet gösterdiklerini ifade ederek, hukuki hizmetlerde herhangi bir aksama olmaksızın çalışmaya devam ettiklerini söyledi. Metin, ancak yaşanan ve devam edeceği anlaşılan bu savaşın hukuki etkileri konusunda yoğun sorular aldıklarını belirterek, özellikle Dubai ve Abu Dabi gibi şehirlerde yatırımı bulunan Türk iş insanlarının yatırım güvenliği, ödeme taahhütleri ve alacak tahsilatları konusunda ciddi tereddütler yaşadıklarını gözlemlediklerinin altını çizdi. "Bir kısım ticari sözleşmeler, savaşın doğrudan olumsuz etkisi altında" Metin, "Savaşın ve şiddetin yaşandığı bir bölgede uygulanan sözleşmelerin, ister yerel ister uluslararası ticari sözleşmeler olsun, savaştan etkilenmediğini söylemek mümkün değildir. Nasıl ki, şiddet cana ve mala zarar verirse, aynı şekilde sözleşmelere ve ticari hayata da zarar verir. Savaş varken şirketlere, hiçbir şey olmamış gibi sözleşmeye aynen uy, sözüne sadık kal demek adil bir beklenti değildir. Hayat değişirken hukukun bu değişimi görmezden gelmesi düşünülemez" dedi. "Savaş hali, mücbir sebep olarak değerlendirilebilir" Türk Borçlar Hukuku’nda "mücbir sebep" tanımının olmadığına dikkat çeken Metin, "Bunun karşılığı, ’ifa imkânsızlığı’ veya ’ifa zorluğu’dur. Basit ifadeyle bu durum, sözleşme gereğinin yerine getirilememesi veya söze sadakatin aşırı derecede zorlaşmasıdır. Tarafların kontrolü dışında gerçekleşen, öngörülemeyen ya da öngörülse dahi bu ölçüde etkili olacağı tahmin edilemeyen ve alınan tüm önlemlere rağmen engellenemeyen olaylar mücbir sebep olarak yorumlanabilir. Sadece savaş değil, deprem gibi insan iradesiyle durdurulamayacak olaylar da mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilir" dedi. "Savaşın etkilerinin hayatı ve ticareti durma noktasına getirdiği bir tabloda, taahhüdün geçici olarak askıya alınması ya da ifanın imkânsız hale gelmesi halinde sözleşmeden dönülmesi hukuken gündeme gelebilir" diyen Av. Dr. Umut Metin, "Savaş, her sözleşme için mücbir sebebe neden olmaz. Uluslararası ticari sözleşmeler, savaş ortamında normal zamanlardaki gibi yorumlanamaz. Savaş olsa bile taraflar yükümlülüklerini yerine getirebiliyorsa zaten mücbir sebep de, hukuken sorun da yoktur. Ancak taraflardan biri ya da her ikisi savaş nedeniyle yükümlülüğünü yerine getiremez hale gelmişse, bu durum gecikmeksizin karşı tarafa bildirilmelidir" ifadelerini kullandı. "E-posta yoluyla bildirim yeterlidir" Mücbir sebep bildirimi noter aracılığıyla yapılmak zorunda olmadığını aktaran Metin, "Ancak sözleşmede belirlenen bildirim usulüne dikkat edilmeli ve ona uyulmalıdır. Günümüzde çoğu ticari sözleşmede e-posta ile bildirim yeterli görülmektedir" dedi. "Savaş, sözleşmenin yerine getirilmesini engellemekte ise mücbir sebep ihtimali doğar" Burada belirleyici olanın savaşın varlığı değil, savaşın sözleşmedeki taahhüdün yerine getirilmesine engel teşkil eden etkisi olduğunu ifade eden Metin, sözlerine şöyle devam etti: "Eğer savaşın sözleşmeye olumsuz bir etkisi yoksa, yalnızca savaşın varlığına dayanarak yükümlülükten kaçınılamaz. Ancak savaş fiyatlarda beklenmedik ve aşırı artışlara yol açıyorsa, savaş bölgesinde faaliyet göstermeyen bir şirket dahi dolaylı etkiler nedeniyle mücbir sebep savunmasına başvurabilir." "Bir sözleşmede ’savaş mücbir sebep sayılmaz’ yazılı olsa bile, mücbir sebep gündeme gelebilir" Metin, "Sözleşmeler, kanunun üzerinde değildir. Savaş ortamında fiilen imkânsız hale gelen bir yükümlülük için tarafı mutlak biçimde sözleşmeye bağlı tutmak her zaman mümkün olmayabilir. Söze sadakat (ahde vefa) esastır. Ancak söze sadık kalmanın imkânsız olduğu hallerden biri de savaş halidir. İnsanların can güvenliğini öncelediği bir tabloda, ticari yükümlülüklerin savaş atmosferine göre yeniden değerlendirilmesi ve gerektiğinde askıya alınması mümkündür. Bu halde sözleşmede ne yazarsa yazsın, kanunun ne dediği ve olası bir davada mahkemenin durumu nasıl nitelendirdiği önem kazanmaktadır" dedi. Uluslararası ticari sözleşmelerin hemen hepsinde "Fesih" ve "Mücbir Sebep (Force Majeure)" başlıklı maddelerin yer aldığını söyleyen Metin, "Eğer sözleşmede belirli bir süre sonunda fesih hakkı tanınmışsa, taraflar mücbir sebebin süresini dikkate alarak hareket etmelidir" dedi. Körfez’de, özellikle Dubai’de gayrimenkul yatırımı bulunan Türkler için mücbir sebep ihtimali gündeme gelebileceğini söyleyen Metin, "Körfez ülkelerinde, özellikle Dubai gibi şehirlerde gayrimenkul yatırımı bulunan çok sayıda Türk bulunmaktadır. Bunların bir kısmı da Dubai’de yerleşiktir. Dubai’de ’Off plan’ olarak adlandırılan sistemde, henüz gayrimenkul inşaatı tamamlanmadan yani ’proje aşamasında’ yatırımcılar proje devam ederken ödeme planına bağlı taksit yükümlülüğü altına girerler. Savaş nedeniyle gelir akışında aksama yaşanması veya ödeme imkânının ciddi şekilde zorlaşması halinde, her somut olay kendi içinde değerlendirilmek kaydıyla, mücbir sebep ileri sürülmesi, ödemelerin ötelenmesi veya sözleşmeden dönülmesi ihtimalleri gündeme gelebilir. En azından, savaş süresi boyunca mücbir sebep durumunun Türk Yatırımcılar tarafından inşaat şirketlerine bildirilmesi, ileride doğabilecek hukuki ihtilaflarda yatırımcı açısından koruyucu bir adım olabilir. Bu noktada imza olunan gayrimenkul satış sözleşmesi hükümleri de, mücbir sebep koşulları da birlikte değerlendirilmelidir" diye konuştu.
Manisa Manisa’nın simgesi ’Beyazfil’ için çağrı Manisa şehir merkezinde uzun süredir atıl durumda bekleyen, halk arasında ’Beyazfil’ olarak bilinen eski SGK binasının geleceği yeniden gündeme geldi. Düşünce Rotası Derneği Genel Başkanı Fatih Köse, yapının tekrar halkın kullanımına kazandırılması için Manisa protokolüne çağrıda bulundu. Köse, Beyazfil’in yalnızca bir bina olmadığını, kentin Cumhuriyet dönemi mimari hafızasının önemli bir parçası olduğunu belirterek, "Bu yapı Manisa’nın ortak hafızasıdır. Yıllarca hem kamu hizmetine hem de sosyal yaşama ev sahipliği yaptı. Bugün etrafı çevrili, akıbeti belirsiz bir şekilde bekletilmesi kabul edilemez" dedi. Binanın özelleştirme sürecine de değinen Köse, satış sonrası yaşanan hukuki tartışmaları hatırlatarak, "Beyazfil’in devri ve sonrasında gündeme gelen projeler kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturdu. Manisa halkı bu sürecin şeffaf yürütülmesini ve kamu yararının ön planda tutulmasını istemektedir" ifadelerini kullandı. Yapının geçmişte kentsel sit alanı ve kültür varlığı kapsamında değerlendirilmesinin önemine dikkat çeken Köse, açılan davalar ve mahkeme kararları sayesinde yıkım girişimlerinin önüne geçildiğini vurguladı. Binanın Cumhuriyet dönemi mimarisini temsil eden niteliklere sahip olduğuna dikkat çeken Köse, "Ayrıca bulunduğu alan itibarıyla kentsel sit kapsamında değerlendirilmiş, kültürel değer taşıdığı mahkeme kararlarıyla da ortaya konmuştur. Açılan davalarda verilen yürütmeyi durdurma kararları, yıkımın hukuken mümkün olmadığını göstermiştir. Bu da aslında yapının korunması gerektiğinin tescilidir." Düşünce Rotası Derneği olarak önerilerini de paylaşan Köse, Beyazfil’in ticari bir projeye dönüştürülmesi yerine kamu odaklı bir işleve kavuşturulması gerektiğini savunarak şunları söyledi: "Manisa’nın merkezinde böylesine sembolik bir yapıyı sadece ekonomik değer üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Burası kültür ve sanat merkezi, gençlik ve inovasyon merkezi, kent müzesi ya da çok amaçlı bir sosyal yaşam alanı olabilir." "Beyazfil yeniden ışıklarını yakmalı" Fatih Köse, açıklamasının sonunda, "Beyazfil, Manisa’nın merkezinde suskun bir anıt gibi bekliyor. Bu sessizliği hep birlikte bozabiliriz. Sivil toplum, yerel yönetimler ve devlet kurumları el ele verirse, Beyazfil yeniden ışıklarını yakar ve Manisa’nın kültürel kalbi olur."
Manisa Çuval parasıyla kurulan miras, kitap ve sanatla yaşayacak Manisa’da 1937 yılında temeli atılan ve üzüm üreticilerinin sattığı çuval başına alınan 5 kuruşluk bağışlarla tamamlanan 89 yıllık tarihi "Kitapsaray" binasının geleceğiyle ilgili yürütülen çalışmalarda yeni bir aşamaya gelindi. Yeni kütüphanenin hizmete girmesinin ardından bir süredir boş kalan binanın deprem dayanıklılık analizleri tamamlanırken, tarihi yapının aslına uygun restorasyonla gençlere ve çocuklara yönelik kitap, kültür ve sanat odaklı bir merkez olarak şehre yeniden kazandırılması hedefleniyor. Manisa’nın sembol yapılarından biri olan Kitapsaray binasının hikayesi, toplumsal bir dayanışma örneğine dayanıyor. 1936 yılında dönemin "İmarcı Valisi" Dr. Lütfi Kırdar başkanlığında kurulan Manisa Kitapsaray Kurumu, şehre modern bir kütüphane kazandırmak için kolları sıvadı. O dönemde Manisa Ticaret Borsası’nda satılan her üzüm çuvalından alınan 5 kuruşluk bağışlar ve hayırseverlerin katkılarıyla toplanan 20 bin lira ile binanın yapımı 1945 yılında tamamlandı. Yapı, Manisalıların kültüre verdiği değerin bir nişanesi olarak yükseldi. Savaş yıllarında ‘Askeri Hastane’ oldu İkinci Dünya Savaşı’nın zorlu yıllarında kapılarını kütüphane olarak açmaya hazırlanan bina, cephe gerisindeki stratejik önemi nedeniyle 1940-1944 yılları arasında "Askeri Hastane" olarak kullanıldı. Savaşın etkilerinin azalmasıyla birlikte 23 Nisan 1945 tarihinde Vali Ali Rıza Çevik’in katıldığı törenle asıl kimliğine kavuşan Kitapsaray, on binlerce esere ev sahipliği yaparken kuşaklar boyu kitapseverlerin buluşma noktası oldu. Deprem analizi tamamlandı, onay bekleniyor Bir süredir boş durması nedeniyle bakımsızlık endişesiyle gündeme gelen tarihi yapı için yetkililerden edinilen bilgiye göre, deprem dayanıklılık analizi süreci tamamlandı. Yapılan incelemelerde binanın güçlendirilmesi gerektiği tespit edilirken; hazırlanan restorasyon projeleri ve maliyet çizelgeleri Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sunuldu. Bakanlık’tan gelecek cevaba istinaden, 2026 yılı sonuna doğru güçlendirme ve restorasyon çalışmalarının başlatılması planlanıyor. Kitap, kültür ve sanatla yeniden hayat bulacak Tapu kayıtlarında yer alan "Kütüphaneden gayri hiçbir surette kullanılmamak kaydıyla" şerhine sadık kalınarak planlanan proje kapsamında bina, restorasyonun ardından yine "Kitapsaray" ismiyle hizmet verecek. Özellikle gençlerin ve çocukların kitapla buluşacağı, kültür ve sanat faaliyetleriyle uğraşacağı bir merkez haline getirilecek olan yapı, tarihi dokusu korunarak modernize edilecek. Merkez, Manisa’nın kültürel mirasını yeni nesillere aktaran yaşayan bir mekan olacak.