EKONOMİ - 04 Mart 2026 Çarşamba 13:51

"Ortadoğu’da yükselen savaş, ticari sözleşmeleri uygulanamaz hale getirebilir"

A
A
A
"Ortadoğu’da yükselen savaş, ticari sözleşmeleri uygulanamaz hale getirebilir"

Türk Borçlar Hukuku’nda "mücbir sebep" tanımının olmadığına dikkat çeken Av. Dr. Umut Metin, "Tarafların kontrolü dışında gerçekleşen, öngörülemeyen ya da öngörülse dahi bu ölçüde etkili olacağı tahmin edilemeyen ve alınan tüm önlemlere rağmen engellenemeyen olaylar mücbir sebep olarak yorumlanabilir. Sadece savaş değil, deprem gibi insan iradesiyle durdurulamayacak olaylar da mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilir" dedi.


ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın hukuki etkilerini ve özellikle bu ülkelerde faaliyet gösteren şirketlerin durumu hakkında açıklamalarda bulunan Av. Dr. Umut Metin, yaşanan savaşın ticari sözleşmelere olan etkisi konusunda bilgiler verdi. EPTALEX hukuk şirketinin Yönetici Ortağı Umut Metin, EPTALEX olarak savaştan etkilenen Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Lübnan’da aktif şekilde faaliyet gösterdiklerini ifade ederek, hukuki hizmetlerde herhangi bir aksama olmaksızın çalışmaya devam ettiklerini söyledi. Metin, ancak yaşanan ve devam edeceği anlaşılan bu savaşın hukuki etkileri konusunda yoğun sorular aldıklarını belirterek, özellikle Dubai ve Abu Dabi gibi şehirlerde yatırımı bulunan Türk iş insanlarının yatırım güvenliği, ödeme taahhütleri ve alacak tahsilatları konusunda ciddi tereddütler yaşadıklarını gözlemlediklerinin altını çizdi.


"Bir kısım ticari sözleşmeler, savaşın doğrudan olumsuz etkisi altında"


Metin, "Savaşın ve şiddetin yaşandığı bir bölgede uygulanan sözleşmelerin, ister yerel ister uluslararası ticari sözleşmeler olsun, savaştan etkilenmediğini söylemek mümkün değildir. Nasıl ki, şiddet cana ve mala zarar verirse, aynı şekilde sözleşmelere ve ticari hayata da zarar verir. Savaş varken şirketlere, hiçbir şey olmamış gibi sözleşmeye aynen uy, sözüne sadık kal demek adil bir beklenti değildir. Hayat değişirken hukukun bu değişimi görmezden gelmesi düşünülemez" dedi.


"Savaş hali, mücbir sebep olarak değerlendirilebilir"


Türk Borçlar Hukuku’nda "mücbir sebep" tanımının olmadığına dikkat çeken Metin, "Bunun karşılığı, ’ifa imkânsızlığı’ veya ’ifa zorluğu’dur. Basit ifadeyle bu durum, sözleşme gereğinin yerine getirilememesi veya söze sadakatin aşırı derecede zorlaşmasıdır. Tarafların kontrolü dışında gerçekleşen, öngörülemeyen ya da öngörülse dahi bu ölçüde etkili olacağı tahmin edilemeyen ve alınan tüm önlemlere rağmen engellenemeyen olaylar mücbir sebep olarak yorumlanabilir. Sadece savaş değil, deprem gibi insan iradesiyle durdurulamayacak olaylar da mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilir" dedi.


"Savaşın etkilerinin hayatı ve ticareti durma noktasına getirdiği bir tabloda, taahhüdün geçici olarak askıya alınması ya da ifanın imkânsız hale gelmesi halinde sözleşmeden dönülmesi hukuken gündeme gelebilir" diyen Av. Dr. Umut Metin, "Savaş, her sözleşme için mücbir sebebe neden olmaz. Uluslararası ticari sözleşmeler, savaş ortamında normal zamanlardaki gibi yorumlanamaz. Savaş olsa bile taraflar yükümlülüklerini yerine getirebiliyorsa zaten mücbir sebep de, hukuken sorun da yoktur. Ancak taraflardan biri ya da her ikisi savaş nedeniyle yükümlülüğünü yerine getiremez hale gelmişse, bu durum gecikmeksizin karşı tarafa bildirilmelidir" ifadelerini kullandı.


"E-posta yoluyla bildirim yeterlidir"


Mücbir sebep bildirimi noter aracılığıyla yapılmak zorunda olmadığını aktaran Metin, "Ancak sözleşmede belirlenen bildirim usulüne dikkat edilmeli ve ona uyulmalıdır. Günümüzde çoğu ticari sözleşmede e-posta ile bildirim yeterli görülmektedir" dedi.


"Savaş, sözleşmenin yerine getirilmesini engellemekte ise mücbir sebep ihtimali doğar"


Burada belirleyici olanın savaşın varlığı değil, savaşın sözleşmedeki taahhüdün yerine getirilmesine engel teşkil eden etkisi olduğunu ifade eden Metin, sözlerine şöyle devam etti: "Eğer savaşın sözleşmeye olumsuz bir etkisi yoksa, yalnızca savaşın varlığına dayanarak yükümlülükten kaçınılamaz. Ancak savaş fiyatlarda beklenmedik ve aşırı artışlara yol açıyorsa, savaş bölgesinde faaliyet göstermeyen bir şirket dahi dolaylı etkiler nedeniyle mücbir sebep savunmasına başvurabilir."


"Bir sözleşmede ’savaş mücbir sebep sayılmaz’ yazılı olsa bile, mücbir sebep gündeme gelebilir"


Metin, "Sözleşmeler, kanunun üzerinde değildir. Savaş ortamında fiilen imkânsız hale gelen bir yükümlülük için tarafı mutlak biçimde sözleşmeye bağlı tutmak her zaman mümkün olmayabilir. Söze sadakat (ahde vefa) esastır. Ancak söze sadık kalmanın imkânsız olduğu hallerden biri de savaş halidir. İnsanların can güvenliğini öncelediği bir tabloda, ticari yükümlülüklerin savaş atmosferine göre yeniden değerlendirilmesi ve gerektiğinde askıya alınması mümkündür. Bu halde sözleşmede ne yazarsa yazsın, kanunun ne dediği ve olası bir davada mahkemenin durumu nasıl nitelendirdiği önem kazanmaktadır" dedi.


Uluslararası ticari sözleşmelerin hemen hepsinde "Fesih" ve "Mücbir Sebep (Force Majeure)" başlıklı maddelerin yer aldığını söyleyen Metin, "Eğer sözleşmede belirli bir süre sonunda fesih hakkı tanınmışsa, taraflar mücbir sebebin süresini dikkate alarak hareket etmelidir" dedi.


Körfez’de, özellikle Dubai’de gayrimenkul yatırımı bulunan Türkler için mücbir sebep ihtimali gündeme gelebileceğini söyleyen Metin, "Körfez ülkelerinde, özellikle Dubai gibi şehirlerde gayrimenkul yatırımı bulunan çok sayıda Türk bulunmaktadır. Bunların bir kısmı da Dubai’de yerleşiktir. Dubai’de ’Off plan’ olarak adlandırılan sistemde, henüz gayrimenkul inşaatı tamamlanmadan yani ’proje aşamasında’ yatırımcılar proje devam ederken ödeme planına bağlı taksit yükümlülüğü altına girerler. Savaş nedeniyle gelir akışında aksama yaşanması veya ödeme imkânının ciddi şekilde zorlaşması halinde, her somut olay kendi içinde değerlendirilmek kaydıyla, mücbir sebep ileri sürülmesi, ödemelerin ötelenmesi veya sözleşmeden dönülmesi ihtimalleri gündeme gelebilir. En azından, savaş süresi boyunca mücbir sebep durumunun Türk Yatırımcılar tarafından inşaat şirketlerine bildirilmesi, ileride doğabilecek hukuki ihtilaflarda yatırımcı açısından koruyucu bir adım olabilir. Bu noktada imza olunan gayrimenkul satış sözleşmesi hükümleri de, mücbir sebep koşulları da birlikte değerlendirilmelidir" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa Takım arkadaşlarını koli bandıyla bağlayıp sirkeyle yıkadılar Manisa’nın Gördes ilçesinde Amatör Lig’de mücadele eden Gördes Altıntaş Spor Kulübü futbolcuları, takım arkadaşları Mehmet İnce’ye antrenman sonrasında ilginç bir doğum günü sürprizi yaptı. Futbolcular, antrenman sahasında kollarını koli bandıyla bağlayıp yere yatırdıkları İnce’nin başından aşağı önce pasta boşaltıp, ardından yumurta kırarak sirke ile yıkadı. Gördes Altıntaş Spor Kulübü futbolcuları, takım arkadaşları Mehmet İnce’ye ilginç bir doğum günü sürprizi hazırladı. Antrenman bitiminde İnce’nin etrafında çember oluşturan futbolcular, önce arkadaşlarının kollarını koli bandıyla bantladı. Yere yatırılan İnce’nin başına pasta boşaltan takım arkadaşları, ardından üzerinde yumurta kırıp sirke ile yıkadı. Renkli anların yaşandığı bu kutlamanın, futbolcular arasında bir geleneğe dönüştürüldüğü öğrenildi. Antrenör Aziz Altıntaş da futbolcular arasındaki bu tür şakalaşmaların birlik beraberlik ve takım ruhunu pekiştirme anlamında önemli olduğunu vurguladı. Altıntaş, amaçlarının gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutarak sporu bir yaşam biçimi haline getirmek olduğunu ifade etti. Kulüp yöneticilerinden Mehmet Çelik de doğum günü sürprizinin dışarıdan bakıldığında farklı anlamlar çıkarılabileceğini ancak futbolcuların kendi aralarında bu tür kutlamaları gelenek haline getirdiklerini belirtti.
Manisa MHP’li Erkan Akçay: "Soma Termik Santrali bir an önce yeniden üretime başlamalı" Milliyetçi Hareket Partisi Manisa Milletvekili ve Grup Başkanvekili Erkan Akçay, "Soma Termik Santrali’nin faaliyetlerinin durdurulması yalnızca enerji üretimini değil, Soma’nın ekonomisini, istihdamını ve sosyal dengesini de doğrudan etkilemektedir. Belirsizlikler bir an önce giderilmeli ve santral yeniden üretime başlamalıdır" dedi. MHP’li Erkan Akçay, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Soma Termik Santrali’nin faaliyetlerini durdurmasının bölge ekonomisi ve istihdam açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu belirterek santralin yeniden üretime başlaması gerektiğini söyledi. Akçay, "Manisa Soma Termik Santrali kömür temini garantisi, tam kapasiteyle çalıştırma, rehabilitasyon yapılması ve temiz baca filtresi takılması şartıyla 2015 yılında 685,5 milyon dolar karşılığı özelleştirilerek Torku şirketine verilmiştir. Torku Şeker, özelleştirme sonrasında sözleşmede yer alan yükümlülüklerini yerine getirmemiş, çeşitli sebepler gösterilerek termik santrali tam kapasiteyle çalıştırmamış, bu nedenle elektrik üretiminde aksamalar yaşanmıştır. Rehabilitasyon ve yenilemeler yapılmamış, çalışan sayısı azaltılmış, çalışma şartlarını zorlaştırmış, baca gazı filtresini takmayarak çevre ve halk sağlığını tehdit etmiştir. Kömür verme garantili olduğu için Türkiye Kömür İşletmeleri termik santrale kömür vermiştir ancak verdiği kömürlerin parasını bu şirket ödememiştir. Soma Termik Santralinin Türkiye Kömür İşletmelerine kömür borcu 18 milyar lirayı geçmiştir. Soma Termik Santrali 17 Şubat 2026’da faaliyetlerini durdurmuştur" dedi. Tam kapasiteyle çalıştırılmayan termik santralden firmaların alacaklarını tahsil edemediğine değinen Akçay, "Termik santral tam kapasiteyle çalıştırılmadığı için özel maden firmaları ürettikleri kömürleri satamamış, sattıklarının parasını alamamıştır. Çalışanlarının ücretlerini ödemekte zorluk çeken maden firmaları üretimi düşürmüş, işçi çıkarmaya başlamıştır. Termik santralin faaliyetlerine son vermesiyle birlikte sıkıntılar daha da artmış, madenciler iş bırakma eylemine başlamıştır. Geçen hafta Soma’daki siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının başkanlarından oluşan heyet Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarını ziyaret etti. Ancak çözüm sağlanamadığı için bugün madenciler, STK’ler, esnaflar ve vatandaşların katılımıyla Soma’da bir yürüyüş yapılmıştır. Soma Termik Santrali Soma’nın ekonomik, sosyal ve istihdam yapısının temel taşı, doğrudan ve dolaylı olarak on binlerce vatandaşımızın geçim kaynağıdır. Soma’nın ticaret hacmi, küçük ve orta ölçekli işletmeleri ile hizmet sektörü büyük ölçüde santral ve ona bağlı faaliyetlerle şekillenmiştir. Soma Termik Santrali’nin faaliyetlerinin durdurulması sadece enerji üretimini değil, Soma’nın ekonomisini, istihdamını ve sosyal dengesini de yakinen ilgilendirmektedir. Termik santralin faaliyetine son vermesiyle birlikte burada çalışan bin 230 işçi, yer altında çalışan 13 bin madencimiz işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Madencilik sektörüne hizmet veren esnaflar, kömür nakliyesi yapan binin üzerindeki nakliyeci esnaf açısından önemli bir istihdam sorunu yaşanacak, santralden ısınan yaklaşık 12 bin aile sıkıntı yaşayacaktır. Santralin kapanmasıyla, madenciliğin durmasıyla, binlerce madencinin işsiz kalmasıyla birlikte yerel tüketim düşecek ve bütün kesimleri, sektörleri de olumsuz etkileyecektir. Bütün bu gerekçelerle Soma Termik Santrali’ne ilişkin belirsizlikler bir an önce giderilmeli, termik santral bir an önce üretime başlamalıdır" diye konuştu.
Hatay İran’dan ateşlenen mühimmat parçası Hatay’a düştü Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, İran’dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasını geçtikten sonra havada imha edilen mühimmat parçasının Hatay’ın Dörtyol ilçesine düştüğü açıklandı. Sabah saatlerinde Hatay’ın Dörtyol ilçesine havadan cisim düştüğü ihbarı üzerine bölgeye giden ekipler çevrede önlem alarak çalışma başlattı. Yapılan çalışmalarda cismin balistik mühimmat parçası olduğu ortaya çıktı. Milli Savunma Bakanlığı da ilerleyen saatlerde konuyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, "İran’dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasını geçtikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında angaje edilerek etkisiz hale getirilmiştir. Hatay ili Dörtyol ilçesinde düşen mühimmat parçasının, söz konusu tehdidin havada imha edilmesi sonrasında önleme yapan hava savunma mühimmatına ait olduğu tespit edilmiştir. Olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma söz konusu değildir. Ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak konusundaki irademiz ve kapasitemiz en üst seviyededir. Türkiye bölgesel istikrar ve huzurdan yana taraf olurken kimden ve nereden gelirse gelsin topraklarının ve vatandaşlarının güvenliğini sağlamaya muktedirdir. Topraklarımızın ve hava sahamızın savunulmasına yönelik her türlü adım kararlılıkla ve tereddütsüz atılacaktır. Ülkemize yönelik her türlü hasmane tutuma karşı cevap verme hakkımızın mahfuz olduğunu hatırlatıyoruz. Tüm taraflara, çatışmaların bölgede daha da yayılmasına neden olacak adımlardan uzak durma uyarısında bulunuyoruz. Bu kapsamda NATO ve diğer müttefiklerimizle istişare içinde olmayı sürdüreceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur" ifadelerine yer verildi.
Bingöl Bingöl’de öğrencilere deprem tatbikatı Bingöl’de 1-7 Mart Deprem Haftası dolayısıyla kapsamlı bir deprem eğitimi ve tatbikat programı gerçekleştirildi. Vali Cahit Çelik’in katılımıyla Yeşilyurt İlkokulu’nda düzenlenen etkinlikte, MEB Arama ve Kurtarma Birimi (AKUB), Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), itfaiye ve 112 Acil Sağlık ekipleri görev aldı. Program kapsamında öğrencilere deprem anında ve sonrasında yapılması gerekenler uygulamalı olarak anlatıldı. Senaryo gereği önce sınıflarda "çök-kapan-tutun" tatbikatı yapıldı. Ardından depremden etkilendiği varsayılan öğrencilerin tahliyesi ekipler tarafından kontrollü şekilde gerçekleştirildi. Tatbikat, öğrenciler ve öğretmenler tarafından dikkatle takip edildi. Vali Cahit Çelik, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu ve Bingöl’ün de riskli iller arasında yer aldığını belirterek, "Deprem Haftası çerçevesinde 81 ilde tatbikatlar yapıldı. Biz de Yeşilyurt İlkokulu ve Ortaokulu’nda öğrencilerimizle birlikte tatbikat gerçekleştirdik. Çocuklarımız hem sınıf içinde uygulama yaptı hem de senaryo gereği tahliye sürecini deneyimledi. Vatandaşlarımızın afet anında nasıl hareket etmesi gerektiğini bilmesi büyük önem taşıyor" dedi. Çelik, çocukların küçük yaşta bilinçlendirilmesinin önemine vurgu yaparak, "İnşallah çocuklarımız bilinçli bireyler olarak yetişir ve deprem anında nasıl hareket edeceklerini bilirler" ifadelerini kullandı.
İstanbul İstanbul’da komşuluk geleneğini sürdüren mahalle aynı sofrada 11’inci kez iftar yaptı İstanbul Esenler’deki Birlik Mahallesi sakinleri, Ramazan coşkusunu bu yıl 11’inci kez kurdukları sofrada bir araya gelerek yaşadı. Mahalle kültürünü sürdüren komşular, sokakta kurulan iftar sofrasında buluşunca ortaya renkli görüntüler çıktı. Esenler Birlik Mahallesi’nde geleneksel mahalle iftarının bu yıl 11’incisi düzenlendi. Araç trafiğine kapatılan sokak iftar için hazırlandı. Yemekler birlikte pişirildi, iftar saatine yakın masalar kuruldu. İftarda mahalleli, birlik ve beraberlik mesajı verdi. Büyük bir emek sonucu hazırlanan organizasyonda herkes bir işin ucundan tutarak birbirine destek oldu. Komşuluk geleneği yaşatmaya devam eden bu mahalle, aynı sofrada buluşarak Ramazan çoşkusu yaşadı. Kur’an-ı Kerim okunarak ve dua eşliğinde başlayan iftarda sadece mahalle sakinleri değil, her noktadan insan da katılımı sağlandı. Bu vesileyle sofrada "size de yer var" denildi. "Mübarek Ramazan’da paylaşmak duygusu çok güzel" Mahalle sakinlerinden Mülkinaz Toker, "Memnun kalıyoruz, mutlu oluyoruz. Her sene olduğu gibi bu yıl da iftarımızı yaptık" dedi. 11 yıldır mahallede verilen iftara katılan mahalle sakini Hüseyin Hacıoğlu ise coşkusunu dile getirerek, "Her şeyden önce şunu demek istiyorum. Mübarek Ramazan’da paylaşmak duygusu çok güzel. Ben buradan bütün Müslüman kardeşlerime diyorum ki Allah oruçlarını kabul etsin. 11 senedir süregelen bu iftar alışkanlığımızı İnşallah devam ettirmeyi düşünüyoruz. Bizden sonra gelen kardeşlerimizin de bayrağımızı bizden teslim alıp, bu geleneği devam ettireceklerine inanıyoruz" diye konuştu. Mahallenin çocuklarından Yusuf Karacıl ise "Mahallemizde bir iftar oldu. Yapanlardan Allah razı olsun. Gayet de güzel, doyurucu" dedi. "Mahalle kültürünü yaşatıyoruz" Geleneğin ve kültürün yaşatıldığını vurgulayan Salih Erol Uzun ise, "Mahallemizin böyle bir iftar geleneği düzenlemiş olması çok harika. Yapalı 11 yıl olmuş, daha devam ediyor. Bence çok güzel bir şey. Burada en azından mahalle kültürünü yaşatıyoruz" şeklinde konuştu. "Komşular buluştu, böyle bir ortam bulunmaz" Mahalle sakinlerinden Hasan Sevinç ise iftardaki buluşmanın değerli olduğundan bahsederek, "Böyle bir organizasyon yaptıkları için mahallemiz halkına teşekkür ediyorum. Ramazan demek paylaşmak demektir. Komşuların bir araya gelip buluşması ne güzel. Böyle bir ortam bulunmaz. Bu ortamın devamını diliyorum" diye konuştu. Mahallenin eskilerinden olduğunu söyleyen Gülten Acar ise, ailesinin 102 senedir Esenler’de yaşadığını ifade etti. "Her sene yapılmasını diliyorum" Ramazan’ın kardeşliği ve bağları pekiştirdiğini söyleyen Yakup Gümüştaş ise, "Her yıl düzenlendiği gibi bu yıl da düzenlendi. Mahallemimiz bir araya geldi. Birleşti. Her yıl yapılmasını istiyorum, mahalle sakinleri de bundan gayet mutlu" diye konuştu. Yüsra Aydın isimli çocuk ise ,"Yemekler çok güzeldi, çorba çok güzeldi. Organizasyon da güzeldi. Her sene yapılmasını diliyorum. Yapanların ellerine sağlık, çok teşekkür ederim" dedi.