MAGAZİN - 17 Eylül 2018 Pazartesi 17:15

Ünlü yönetmen Murat Şeker’e dolandırıcı şoku

A
A
A
Ünlü yönetmen Murat Şeker’e dolandırıcı şoku

Ünlü yönetmen, yapımcı ve senarist Murat Şeker adının kullanılarak dolandırılıcılık yapıldığını öğrenince isyan etti.

Ünlü yönetmen, yapımcı ve senarist Murat Şeker adının kullanılarak dolandırılıcılık yapıldığını öğrenince isyan etti. Şeker, kendi adını kullanarak insanlara oyunculuk vadeden ve karşılığında para talep eden şahsın peşine düştü.


Türkiye’nin ünlü yönetmenlerinden biri olan Murat Şeker’in başı dolandırıcılarla dertte. Birçok filme imza atan Şeker, adını kullanarak cep telefonu çalan, vatandaşları ünlü etmek vaadiyle kandıran dolandırıcının peşine düştü. “Arkadaşım Max”, “Aşk Geliyorum Demez”, “Aşk Tutulması”, “Plajda”, “Türk Gibi Başla Alman Gibi Bitir”, “Deliormanlı” ve “Çakallara Dans” serisi filmlerinin yönetmeni olan Murat Şeker vatandaşlara uyarılarda bulundu.



Sizi ünlü edeceğim deyip paralarını alıyor


Kendini Murat Şeker olarak tanıtan şahsın adını birçok vatandaşa sizi filmlerde oynatacağım diyerek karşılığında para istediği öğrenildi. Şeker’in adını kullanan şahsın, "ben yönetmen Murat Şeker, telefonumun şarjı bitti bir görüşme yapabilirmiyim" diyerek vatandaşların telefonunu çaldığı da ortaya çıktı. Bu duruma sinirlenen ünlü yönetmen Murat Şeker ise adli makamlara başvurarak dolandırıcının peşine düştü.


Yönetmen kılığına giriyor


Bodrum Türk Filmleri haftası kapsamında Bodrum’a gelen Murat Şeker aldığı telefonla çılgına döndü. Adını kullanan bir kişinin telefon çaldığını ve bazı kişilerden ise sizi filimde oynatacağım diyerek para istediğini öğrendi. Dolandırıcının peşine düşen ünlü yönetmen vatandaşların dikkatli olması gerektiğini belirterek böyle bir duruma maruz kalmamalarını istedi.


Murat Şeker, bir kişinin kendi adını kullanarak dolandırıcılık yaptığını ifade etti. Şeker, şikayet ederek şunları söyledi “benim adımı kullanarak Ben Murat Şekerim diyerek insanları dolandırıyor. Öğrendiğim kadarıyla 2 tane cep telefonu çalmış. İnsanların yanına giderek ben Murat Şeker telefonunuzu kullanabilirmiyim diyerek alıyor vatandaşın telefonunu konuşa konuşa gidiyor ve gözden kayboluyor. Gecen gün sosyal medya üzerinden biri mesaj attı. Murat bey bugün Şişli’de görüşmüştük, ’Beni Arka Sokaklar dizisinde oynatacaktınız’ diyor. Bende cevap yazarak Almanya’dayım sizinle de görüşme yapmadım. Benim adımı kullanan bir sahtekar var ona denk geldiniz herhalde dedim” ifadelerini kullandı.



"Oyunculara para verilir alınmaz"


Dizide veya filmde oynayan oyunculara para verildiğini para alınmadığını ifade eden Şeker, “Birde bu sahtekar milletten para alıyor. Bu konuda tüm vatandaşlarımızı ve özellikle geçlerimizi uyarıyorum. Biz yönetmenler, filmde oynattıklarımıza para veriyoruz. Oyuncuların paralarını almıyoruz. Oynayan herkese emeklerinin karşılığında para veriyoruz, para almıyoruz. Akıl var mantık var, olur mu para almak o yüzden özellikle geçlerimiz bu duruma dikkat etsin. Benim adımı kullanarak etrafta dolaşan dolandırıcıya dikkat etsinler. Özellikle genç kızların yanına gidip sizden çok güzel bir elektrik aldım, sizi filimde oynatırım diyormuş. Ben sokaklarda öyle şeyler yapmıyorum. Çalıştığım oyuncularda belli en çok eleştiriyi de bu yüzden alıyorum. Benim tipim belli sokaktan kimseyi çevirip bir şey dediğimde yok. Bir savcı ile görüştüm bundan fazla bir şey çıkmaz dedi. Biz medya da biraz bilinen insan olarak, cep telefonuna ismimi yazarsan bütün bilgilerim çıkar ortaya. Gençlerin ve vatandaşlarımızın biraz uyanık olmaları lazım” şeklinde konuştu.



"Benim adımı kullanıp cep telefonu çalmış"


Adını kullanarak cep telefonu hırsızlığı yapıldığını da belirten Şeker, “İlk duyduğumda güldüm. Çünkü cep telefonu çalmış. Bende komik karşıladım bir cep telefonu çalmak için mi isimimi kullanmış bari adam gibi bir şey yapsaydı deyip sadece güldüm geçtim. Artık kızmaya başladım gerçekten. Gereksiz yere birileri üzülebilir hayalleri yıkıla bilir. Biz bu konunun filmini yapıyoruz zaten “Çakallarla dans” filmiyle. İnsanları kandıran çakalların filmini yapıyoruz. İnsanların saflığından faydalanan insanları filme konu ediniyoruz. Halen saf kardeşlerimiz ablalarımız var” dedi.



Arkadaşımızın arkadaşını dolandırmış


Yakın bir arkadaşının tanıdığını da dolandırıldığını söyleyen Şeker, “Para alıp almama konusunda bir bilgim yok. Telefonunu çaldıran kişi şikayette bulunmuş savcılığa intikal etmiş. Benim tanıdığımın bir arkadaşı telefonunu çaldıran. Arkadaşım beni aradı senin adını kullanarak benim başka bir arkadaşımın telefonunu çaldırmış dedi. Sosyal medyadan aldığın en az 8 şikayet var” şeklinde konuştu.


Soteye yatıp bekliyor


Yeni filmler çıkardığı zaman dolandırıcının ortaya çıktığını da sözlerine ekleyen ünlü yönetmen Şeker, “Bundan 6 ay önce vardı piyasada gezip benim ismimi kullanıp insanları dolandıran bu şahıs. Bir süredir sesi sedası çıkmıyordu. 3 gündür yine başlamış benim adımı kullanarak dolandırıcılık yapmaya. Bu sahtekar soteye yatıp bizim film çıkarmamızı kolluyor. Daha çok ismimiz piyasada ve haberlerde yer alınca, sinsi bekliyor ve ismimiz duyulmaya başladığında yeniden piyasaya çıkıyor. Ama ben onu bulacağım” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Batman Katırlarıyla birlikte saatlerce yol kat ederek ulaştıkları dağlardan pancar topluyorlar Batman’ın Sason ilçesinde ilkbaharın gelişiyle birlikte dağlarda doğal olarak yetişen pancar türleri, bölge halkı için önemli bir geçim kaynağı haline geldi. Sabahın erken saatlerinde katırlarıyla yola çıkan köylüler, sarp kayalıklar ve yüksek dağlarda topladıkları şifalı otları hem tüketiyor hem de satarak aile bütçelerine katkı sağlıyor. İlçeye bağlı köylerde yaşayan vatandaşlar, gün ağarmadan yola koyularak yaklaşık 3 saatlik zorlu bir yürüyüşün ardından pancarların yetiştiği bölgelere ulaşıyor. Doğal ortamda yetişen ve bölgede şifalı olduğuna inanılan "zuzuk", "gülük" ve "soras" gibi pancar türleri büyük ilgi görüyor. Pancar toplamak için sabah ezanıyla birlikte yola çıktıklarını belirten vatandaşlardan Akif Altuk, topladıkları ürünlerin hem sofralarında yer aldığını hem de satışından gelir elde ettiklerini söyledi. Altuk, "Sabah ezan vaktiyle yola çıkıyoruz. Yaklaşık 3 saatlik yol yürüyoruz. Buraya ulaştığımızda burada bulunan pancar türlerinden topluyoruz. Bir kısmını eve götürüp pişiriyoruz. Fazlasını da satarak geçimimize katkı sağlıyoruz. Bazen eşe dosta veriyoruz, kışlık olarak da stokluyoruz. Talep edenlere gönderdiğimiz de oluyor" dedi. Bölgede pancarın oldukça sevildiğini ifade eden Mehmet Tayfur ise, her yıl ilkbahar döneminde dağlara çıkarak pancar topladıklarını belirtti. Doğal yöntemlerle toplanan ve yöre halkı tarafından yoğun ilgi gören şifalı otlar, hem sofralarda yer buluyor hem de köylülerin ekonomik yaşamına destek oluyor.
Ankara Danıştay Başkanı Yiğit’ten "yeni anayasa" vurgusu: "Türkiye, toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır" Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Danıştay’ın 158’inci kuruluş yıl dönümü töreninde yaptığı konuşmada, "Türkiye özgür bir ortamda ve sivil bir inisiyatifle doğrudan milletimizin iradesiyle inşa edilmiş bireyi kısıtlayan değil toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır" dedi. Danıştay’ın 158. Kuruluş Yıl Dönümü dolayısıyla tören düzenlendi. Danıştay Konferans Salonu’nda düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adalet Bakanı Akın Gürlek ile yargı mensupları katıldı. Açılış konuşmasını yapan Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, konuşmasında, Danıştay’ın temellerinin 1868 yılında Şura-yı Devlet adıyla atıldığını belirterek, kurumun Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal eden köklü bir hukuk mirası olduğunu söyledi. Kuruluş yıl dönümünün yalnızca bir kurumun tarihi açısından değil, hukuk devletinin güçlendirilmesi bakımından da önemli olduğunu ifade eden Danıştay Başkanı, Danıştay ve İdari Yargı Günü kapsamında hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ve adalet kavramlarına ilişkin görüşlerini kamuoyuyla paylaştıklarını dile getirdi. Adaletin insanlık tarihi boyunca hak ile batıl mücadelesinin merkezinde yer aldığını kaydeden Başkan Yiğit, Hazreti Mevlana’nın adalet tarifine atıfta bulunarak, "Bizler tarihimizden devraldığımız adalet anlayışını Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet olarak varlığı kabul edilemez’ sözleriyle birleştirerek Türkiye Yüzyılı’nda hukuk devletini her gün daha da tahkim etmek yükümlülüğü altındayız" dedi. Konuşmasında "Adalet mülkün temelidir" düsturunun devletin bekası ile toplumun huzuru arasındaki bağı temsil ettiğini belirten Yiğit, Şeyh Edebali’nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" sözünü hatırlatarak, hukukun üstünlüğünün korunmasının toplumsal düzen açısından önemine dikkat çekti. Küresel ölçekte yaşanan krizler, iletişim araçlarının etkisi ve teknolojik dönüşümlerin kadim değerleri örselediğini ifade eden Yiğit, "Hakikat ve güven algısının sorgulandığı bu hızlı değişim sürecinde değişmeyen yegane sabit eksen adalettir" diye konuştu. "Adalet toplumsal barışın güvencesidir" Adaletin yalnızca hukuki güvenliğin değil toplumsal barışın da temeli olduğunu vurgulayan Yiğit, "Bizim medeniyetimizde adalet sadece bir cezalandırma mekanizması veya soyut bir kurallar manzumesi olarak telakki edilmemiştir. Bilakis toplumsal bünyede açılan yaraları saran, sarsılan güven duygusunu yeniden tesis eden ve bireyi devletiyle kenetleyen onarıcı bir kudrettir" ifadelerini kullandı. Uluslararası hukuk ihlallerine de değinen Başkan Yiğit, insan hakları evrensel bildirgesi ve uluslararası sözleşmeler kapsamında herkesin temel hak ve özgürlüklere sahip olduğunu belirtti. İsrail’in Gazze başta olmak üzere Filistin, Lübnan ve diğer İslam ülkelerinde temel insan haklarını ihlal ettiğini öne süren Yiğit, uluslararası hukuk sisteminin çifte standart nedeniyle meşruiyet krizi yaşadığını savundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Dünya beşten büyüktür" sözlerine de atıf yapan Yiğit, bu ifadenin küresel hukuk düzeninin demokratikleşmesi ve yeni bir uluslararası nizam kurulmasına yönelik hukuksal bir çağrı olduğunu söyledi. İdarenin ve idari yargı sisteminin en büyük yapısal dönüşüm ihtiyacının müstakil bir idari usul kanunu olduğunu belirten Yiğit, böyle bir düzenlemenin hukuki öngörülebilirliği artıracağını ifade etti. "Anayasa sadece hukuki ve soyut bir metin değil vatandaşlarımızın huzur içinde yaşayabileceği bir toplumsal nizam vaadidir" Yargı reformu strateji belgeleri kapsamında dosyaların tekemmül sürelerinin kısaltılması, idari sulh müessesesinin zorunlu hale getirilmesi ve yapay zeka temelli karar destek sistemlerinin entegrasyonunun önemli gelişmeler olduğunu kaydeden Yiğit, "Teknolojinin hızı hakimlerimizin muhakemesinin ve vicdanının önüne geçmemelidir. Unutulmamalıdır ki yargılamada hız kendi başına bir gaye değil adaletin zamanında tecellisi için bir araçtır. Süreçleri hızlandırırken hukuki güvenlikten ve kararların niteliğinden taviz verilmemelidir. Adaletin onarıcı gücü ve toplumsal huzuru inşa eden vasfı bağlamında milli birliğimizin teminatı olan toplumsal sözleşmemize ve bunun hukuki belgesi olarak nitelendirebileceğimiz anayasamıza değinmekte fayda mülahaza ediyorum. Zira bir milletin bugünü ve geleceği hakkındaki kararı yürüyeceği yolun haritası olan anayasa sadece hukuki ve soyut bir metin değil vatandaşlarımızın güvenlik, özgürlük, milli birlik, adil bir hukuk düzeni ve huzur içinde yaşayabileceği bir toplumsal nizam vaadidir" dedi. "Türkiye özgür bir ortamda ve sivil bir inisiyatifle doğrudan milletimizin iradesiyle inşa edilmiş bireyi kısıtlayan değil toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır" Yeni anayasanın toplumu kucaklayan bir "huzur belgesi" olması gerektiğini belirten Danıştay Başkanı Yiğit, "Ancak kabul etmeliyiz ki mevcut metin olağanüstü dönemde vesayetçi bir anlayışla o zamanın ruhunu yansıtacak şekilde kaleme alındığından hak ve özgürlükleri kontrolcü ve kısıtlayıcı bir dille düzenlemiştir. Yeni yüzyılda Türkiye özgür bir ortamda ve sivil bir inisiyatifle doğrudan milletimizin iradesiyle inşa edilmiş bireyi kısıtlayan değil toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır. Yargı yetkisinin Türk milleti adına kullanılması ilkesi bu yetkinin dayandığı temel metninde bizzat milletin hür ve sivil iradesinin eseri olmasını zorunlu kılar. Türkiye Yüzyılı ilan edilen ikinci yüzyılın başında yeni bir başlangıç Cumhuriyetimizin milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, demokratik tekamülü için gelecek nesillere karşı tarihi bir ödevdir. Küresel ölçekte adaleti ve eşitliği her platformda savunan ülkemizin bu tarihi iddiası kendi iç hukukunun temeli olan anayasasını en ileri demokratik standartlara kavuşturmasıyla daha da pekişecektir. Anayasamızın sivil bir ruha kavuşması milli birliğimizin tahkimi ile de doğrudan ilintilidir" ifadelerini kullandı. Sivil anayasanın milli birlik açısından önemine işaret eden Danıştay Başkanı Yiğit, "Sivil iradenin ortaya koyacağı bir hukuk nizamı sadece kağıt üzerinde kalan bir metin değil, her vatandaşın etnik, dini veya mezhebi kökenine bakılmaksızın bu toprakların asli ve eşit parçası olduğu gerçeğinin en güçlü ifadesi olacaktır" dedi. Konuşmasının sonunda yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına vurgu yapan Danıştay Başkanı Yiğit, yargının günlük siyasi tartışmaların içine çekilmemesi gerektiğini belirtti. Hakimlik mesleğinin toplum nezdinde en saygın görevlerden biri olduğunu ifade eden Yiğit, yargı mensuplarının da tartışmalara zemin oluşturabilecek söylem ve davranışlardan kaçınması gerektiğini kaydederek, "Yargı ve adalet dağıtma göreviyle mükellef olan hakim dünyadaki en onurlu görevlerden birini icra etmektedir" ifadelerine yer verdi.