Yerel Haberler
İzmir
16 Nisan 2026 Perşembe - 17:27 Ege’nin elektrik altyapısında yeni dönem İzmir ve Manisa’nın elektrik altyapısını yöneten Gdz Elektrik, artan talebi karşılamak ve iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı riskleri yönetmek için kapsamlı bir yatırım süreci başlatıyor. Şirket, 5 yıllık plan kapsamında, dağıtım altyapısını güçlendirmeyi ve dijital izleme sistemleriyle altyapı yönetimini modernize etmeyihedefliyor. Gdz Elektrik Genel Müdürü Ahmet Bayramoğlu, "İzmir ve Manisa’da, artan enerji talebini karşılamak ve sistemi iklim etkilerine karşı daha dayanıklı hale getirmek için yatırımlarımızı hızlandırıyoruz" dedi. Türkiye’nin öncü gruplarından Aydem Enerji bünyesinde faaliyet gösteren Gdz Elektrik, altyapı yatırımları ve dijitalleşme adımlarıyla operasyonlarını geliştiriyor. Şirket, dağıtım ağını uçtan uca izleyebilen ve yönetebilen entegre sistemlerle hem fiziksel hem de teknolojik altyapısını güçlendiriyor. İzmir’de basın mensuplarıyla bir araya gelen Gdz Elektrik Genel Müdürü Ahmet Bayramoğlu, sektörün dönüşümü ve şirketin yatırım planları konusunda değerlendirmelerde bulundu. Yeni dönemde stratejik odağın, müşteri memnuniyeti ile kesintisiz ve güvenli enerji arzı olduğunu belirten Bayramoğlu, altyapının güncel ihtiyaçlara göre güçlendirilmesi ve dijital sistemlerle daha etkin şekilde yönetilmesini planladıklarını ifade etti. Bayramoğlu, "Yatırımlarımızı güvenli ve kesintisiz enerji hedefiyle şekillendiriyoruz. Altyapıyı güçlendirirken,yerli ve yenilikçi teknolojileri önceliklendirip dağıtım sistemine müdahale hızını artırıyoruz" dedi. "En büyük önceliğimiz, müşterilerimizin elektriğe güvenli ve kesintisiz şekilde ulaşması. Hizmet kalitesini sürekli artırmak için yenilikçi projeleri devreye almayı sürdürüyoruz. 2026, yeni yatırım dönemimizin başlangıcı olması sebebiyle stratejik açıdan kritik önem taşıyor" diyen Bayramoğlu planlanan yatırımlara ilişkin detayları paylaştı. Ege’de elektrik altyapısına 64,2 milyar TL’lik yatırım 2025 yılında yaklaşık 18,3 TWh saat enerji dağıtımıyla Türkiye tüketiminin yüzde 8,1’ini karşılayan Gdz Elektrik, İzmir ve Manisa’da artan enerji talebini karşılamak ve iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı risklere karşı alt yapıyı güçlendirmek için 2026-2030 döneminde kapsamlı bir yatırım programı yürütecek. Şirket, 5 yılda toplam 64,2milyar TL yatırım planlıyor. Gdz Elektrik bölgede yaklaşık 124 bin kilometre hat ağı ve 38 bin adet trafo üzerinden 6 milyon nüfusa hizmet sağlıyor. Planlanan yatırımların hedefi, altyapının dayanıklılığını artırmak, hizmet sürekliliğini güvence altına almak ve artan enerji talebini karşılamak. Çalışmalarla, şebeke dayanıklılığının artırılması, aşırı hava şartlarında kesintilerin engellenmesi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının entegrasyonunun güçlendirilmesi sağlanacak. Program kapsamında ekonomik ömrünü tamamlayan şehir içi hava hatlarının yer altına alınması, yeni trafo merkezlerinin devreye alınması, güçlendirilmesi ve kapasite artışının sağlanması öne çıkıyor. Bu sayede hizmetin kaliteli ve kesintisiz karşılanması hedefleniyor. Kesintilerle mücadelede kalıcı dönüşüm planı Şirketin dönüşüm sürecinde öncelikli başlıklarından biri kesintilerin önlenmesi. Yürütülen yenileme ve dijital izleme çalışmalarıyla, yaşanabilecek arızalara müdahaleler hızlanırken, muhtemel arızaları önceden tespit eden bir yapıya dönüşüm de sağlanacak. Mevcut SCADA ve IoTuygulamaları geliştirilirken yapay zeka destekli yaklaşımlarla şebekeyi gerçek zamanlı olarak izleyen Gdz Elektrik, muhtemel arıza risklerini önceden belirlemeyi hedefliyor. Şebeke modernizasyonu ve dijital izleme sistemlerinin devreye alınmasıyla, bu hedefin kalıcı bir iyileşmeye dönüştürülmesi planlanıyor. Bu anlayışla, dağıtım sisteminin modernizasyonuna odaklandıklarını belirten Bayramoğlu, "Artık önemli olan sahayı sadece izlemek değil sahada olacakları öngörmek. Bölgedeki 863 trafo merkezi 5 bin 147 hattı izliyor, gerçek zamanlı veri takibi yapıyoruz" diye konuştu. Sayaçlar otomatik sistemlerle okunuyor Bayramoğlu, 2026 itibarıyla bölgedeki tüm kullanım noktalarında elektronik sayaç dönüşümünün tamamlandığını, 100 bin noktada ise tüketimin otomatik okuma sistemleri ile uzaktan izlenebildiğini söyledi. Sistemle birlikte bazı operasyonların uzaktan yürütülebildiğini ve saha ekiplerinin yükünün azaldığını ifade etti. GSM şebekesi dışında kalan kimi kırsal bölgelerde ise uydu üzerinden sayaç okuma sisteminin bir pilot uygulama ile devreye alındığını ve sistemin yaygınlaştırılması için yatırımların devam ettiğini belirten Bayramoğlu, uygulamanın Aydem Enerji dağıtım şirketleri bünyesinde Türkiye’de ilk olduğunu vurguladı. Bayramoğlu, "Milli Akıllı Sayaç Sistemi (MASS) entegrasyonuyla 2026 yılı içinde yaklaşık 400 bin tüketim noktası ilavesi ile otomatik sayaç okuma sistemlerinin yaygınlaştırılması çalışmaları devam edecek. Böylece 2030 yılı sonuna kadar yaklaşık 2 milyon tüketim noktası uzaktan izlenebilir hale gelecek. Bu da kullanım noktalarının yüzde 50‘den fazlasının sisteme dahil olması anlamına geliyor" dedi.
16 Nisan 2026 Perşembe - 15:26 Söküme gelen gemiden 17. yüzyıla ait bronz top çıktı İzmir’in Aliağa ilçesine sökülmek üzere getirilen bir yolcu gemisinde, 17. yüzyıla ait Hollanda kökenli bronz gemi topu ile gülleler bulundu. Kültür varlığı niteliğindeki eserler koruma altına alınarak müzede sergilenmeye başlandı. İzmir Müze Müdürlüğü uzmanları ile Aliağa Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Bölge Amirliği ekipleri gemide inceleme yaptı. İncelemelerde, geminin restoran-kafe bölümünde dekoratif unsur olarak kullanılan bronz gemi topu ile 11 adet gülle tespit edildi. Eserler bulundukları yerden alınarak İzmir Müzesi Müdürlüğüne taşındı. 17. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen topun üzerinde yer alan ‘D. Admiraliteit tot Rotterdam 1634’ ibaresinin, Hollanda deniz gücüne ve Rotterdam Amiralliğine işaret ettiği belirlendi. Kuzey Denizi’nde batan bir gemiye ait olduğu düşünülen yaklaşık 306 santimetre uzunluğunda ve 50 santimetre çapındaki top ile 16 santimetre çapındaki güllelerin, dönemin denizcilik teknolojisini yansıtan önemli örnekler olduğu kaydedildi. Hollanda makamlarıyla temas kuruldu Hollanda makamlarıyla gerçekleştirilen temaslarda, eserlerin kökenine ilişkin ortak bir anlayış geliştirildi. Bu mirasın kamuya açık bir alanda sergilenmesinin iki ülke arasındaki tarihi ve kültürel ilişkileri yansıtan anlamlı bir yaklaşım olacağı değerlendirildi. Eserlerin, İzmir Kültür Sanat Fabrikası’nda yer alan Denizden Gelen Güç Salonu’nda ziyaretçilerin ilgisine sunulduğu duyuruldu. "Bilimsel çalışmayı başlattık" Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz konuya ilişkin açıklama yaptı. İnceciköz, "2025 yılında gemiden sökülürken bir ihbar üzerine, diplomat ve müze uzmanlarımızla bilimsel çalışmayı başlattık. Tarihi eserin menşeinin Hollanda’da olduğunu öğrendikten sonra Hollanda makamlarıyla hemen irtibata geçtik. 1970 UNESCO sözleşmesi kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak hem kendi eserlerimizin yurt dışından getirilmesi misyonumuz hem de başka bir ülkenin eserini ilgili ülkeye verme misyonumuz var" dedi. "Dostluk ve işbirliği açısından önemli" Bakanlığın kaçakçılıkla ilgili vizyonu doğrultusunda hareket ettiklerini belirten İnceciköz, "Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy’un son dönemde özellikle kaçakçılıkla ilgili önümüze koymuş olduğu vizyon ve hedeflerin sonucunda biz bu top ile ilgili bakanlarla irtibata geçtik. Dışişleri Bakanlığımız ve devletimizin birçok unsuru sayesinde Hollanda tarafıyla görüştük. Nihayetinde ülkemizde sergilenmesinin özellikle karşılıklı iki ülkenin dostluğu ve işbirliği açısından önemli olduğunu vurgulayarak görüşlerini ilettiler. Bu kapsamda İzmir Kültür Sanat Fabrikasındaki müzemizde bunu sergiye aldık. Bugün değerli büyükelçimizle beraber bu serginin açılışını gerçekleştirmiş olduk. Türkiye-Hollanda ilişkilerinin kültür alanında da bu noktaya gelmiş olması oldukça sevindirici" ifadelerini kullandı. "Kültürel mirasımızın güzel bir örneği" Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands ise topun emin ellerde olduğunu vurguladı. Wijnands, "İzmir’e geldim. Topun burada sergilenmesinden dolayı Kültür Bakanlığına çok teşekkür ediyorum. Emin ellerde olduğunu biliyorum. İki ülke arasındaki dostluk pekiştiği için de teşekkür ederim. Zaten 400 senelik bir ticaret dostluğumuz vardı. Bu da iki ülke arasında bulunan kültürel mirasımızın güzel bir örneği" diye konuştu.
16 Nisan 2026 Perşembe - 15:25 ABD’den geri alınan Smyrna kökenli heykel başı İzmir’de sergileniyor Kültür ve Turizm Bakanlığının yürüttüğü diplomatik çalışmalar sonucu ABD’nin Denver kentinden Türkiye’ye iade edilen ve M.S. 5. yüzyıla tarihlendirilen Smyrna Antik Kenti kökenli mermer heykel başı, İzmir Arkeoloji Müzesinde düzenlenen törenle sergilenmeye başlandı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan eserin iade sürecini sosyal medya hesaplarından duyurmuştu. Denver Sanat Müzesi koleksiyonunda bulunan eserin Smyrna Antik Kenti kökenli olduğu bilimsel verilerle teyit edildi. Bakan Ersoy, 1934 tarihli raporlar ve uzman incelemeleriyle eserin Smyrna Agora kazılarından geldiğinin belirlendiğini kaydetti. Ersoy, müze ile kurulan iş birliği ve yapıcı diyalog sayesinde eserin evine kavuşturulduğunu ifade etti. ABD’nin Denver kentindeki Denver Art Müzesin koleksiyonunda bulunan ve Smyrna Antik Kenti kökenli olduğu bilimsel verilerle teyit edilen mermer heykel başı İzmir Arkeoloji Müzesinde yerini aldı. Heykelin ziyarete açılışı dolayısıyla tören düzenlendi. İade süreci ve bilimsel incelemeler ABD’nin Colorado eyaletine bağlı Denver şehrindeki Denver Sanat Müzesi, Anadolu kökenli olduğu belirlenen mermer heykel başını iade etmek istediklerini Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne bildirdi. Müze yetkilileri, eserin Smyrna Agora kazılarından elde edildiğini belirtti. Heykel başının, 1946 ile 1948 yılları arasında İstanbul’da ABD Başkonsolosu olarak görev yapan Clarence Edward Macy’nin eşi Marie Therese Macy’nin malikanesinden 1989 yılında bağış yoluyla müze koleksiyonuna dahil edildiği bilgisi paylaşıldı. Bakanlık uzmanlarınca yapılan incelemelerde bu veriler doğrulandı. Efes-Smyrna atölyesinin ürünü Eserin Anadolu kökenli olduğu ve yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarıldığı, uzmanların bilimsel incelemeleri ve arşiv kayıtlarıyla kesin olarak ortaya konuldu. Türkiye tarafından eserin iadesi resmi olarak talep edilirken, yürütülen süreç uluslararası iş birliğiyle sonuçlandı. Smyrna Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy ile Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi uzmanlarınca hazırlanan raporlarda, heykel başının Theodosius Dönemi heykel sanatıyla ilişkili olduğu belirlendi. Eserin Efes-Smyrna bölgesinde faaliyet gösteren bir atölyenin ürünü olduğu kaydedildi. Erkek portresinin özellikleri Yüksekliği 25 santimetre olan mermer heykel başı, M.S. 5. yüzyılın ikinci yarısına tarihleniyor. Erkek portresi olarak tanımlanan eserde boyun kısmı kırık ve eksik durumda bulunuyor. Heykelde saç ve kaş kıvrımları keskiyle işlenirken, göz bebekleri matkap darbeleriyle belirgin hale getirildi. Kısa sakallı portrede gözlerin izleyiciye yöneldiği ve yüz hatlarında güçlü ifade unsurlarının bulunduğu tespit edildi. Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Türkiye’ye getirilen eser, kökeni ve tarihi anlamı dikkate alınarak İzmir Arkeoloji Müzesinde sergilenmeye başlandı. Uluslararası iş birliğinin önemi Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz, Bakan Mehmet Nuri Ersoy’un belirlediği hedeflere ulaşmak için yoğun çaba sarf ettiklerini belirtti. Türkiye’deki akademik camia, kolluk kuvvetleri ve diplomatik temsilciliklerle ortak bir sistem kurguladıklarını ifade eden İnceciköz, kaçakçılıkla mücadele noktasında dünyada kuralları koyan ülke konumunda olduklarını dile getirdi. İnceciköz, eserin iadesinde bilimsel yayınların önemine dikkat çekerek, Denver Sanat Müzesi idaresinin süreçteki yapıcı tutumu sayesinde eserin doğduğu topraklara döndüğünü kaydetti. Erken Hristiyanlık dönemine ait Smyrna Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy, heykelin Agora’da bir kaide üzerinde yükseldiğinin anlaşıldığını belirtti. Aynı döneme ait kitabelerde İsidoros adlı bir valinin onurlandırıldığının görüldüğünü dile getiren Ersoy, bu portrenin söz konusu valiyi temsil ediyor olabileceğini ifade etti. Ersoy, eserin ciddi yüz ifadesi ve yukarı bakan göz bebekleriyle erken Hristiyanlık dönemi stilini yansıttığını sözlerine ekledi.
Adli emanetten sahte tutanakla uyuşturucu kaçırıldı: 5 tutuklama
03 Mart 2026 Salı - 13:40 Adli emanetten sahte tutanakla uyuşturucu kaçırıldı: 5 tutuklama İzmir’in Kınık ilçesinde, adli emanet deposundan sahte tutanakla 2 kilogram uyuşturucu madde çıkardıkları belirlenen 3 adliye personeli ile bu kişilerle bağlantılı 2 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi. Olay, Kınık Adliyesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, adli emanet deposundaki uyuşturucunun kalitesini kontrol etmesi için irtibat kurulan D.G., 2 Şubat tarihinde Kınık Adliyesi İcra Müdürü T.T.’yi arayarak ihbarda bulundu. İcra Müdürü T.T.’nin durumu tutanak altına alarak durumu bildirmesi üzerine geniş çaplı inceleme başlatıldı. Kamera kayıtları ele verdi Yapılan incelemeler kapsamında adliye binasına ait kamera kayıtları mercek altına alındı. Kayıtlar üzerinde yapılan incelemede, 29 Ocak günü saat 20.05 ile 20.32 arasında zabıt katipleri S.A. ve V.E. ile hizmetli O.M.’nin adliye binasına geldikleri ve adli emanet deposundan koli çıkardıkları tespit edildi. Sahte imha tutanağı düzenlemişler Şüpheli personellerin, uyuşturucu maddeyi depodan çıkarmak için sahte imha tutanağı düzenledikleri belirlendi. Çıkarılan uyuşturucunun satışı için M.Ş. ve K.Ş. aracılığıyla D.G. ile bağlantı kurulduğu iddia edildi. 5 tutuklama Olayla ilgili gözaltına alınan adliye çalışanları S.A., V.E. ve O.M. ile onlara aracılık ettiği öne sürülen M.Ş. ve K.Ş., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Hakim karşısına çıkarılan 5 şüpheli tutuklandı.
Dünyanın en küçük kitabı ve en hafif kâğıdı EÜ’de sergileniyor
03 Mart 2026 Salı - 12:36 Dünyanın en küçük kitabı ve en hafif kâğıdı EÜ’de sergileniyor Ege Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren ve Türkiye’nin bu alandaki ilk müzesi olan Kâğıt ve Kitap Sanatları Müzesi, sahip olduğu zengin koleksiyonuyla ziyaretçilerini tarihsel bir yolculuğa çıkarıyor. Sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği müze, kâğıdın serüvenini ve kitabın sanatla buluştuğu noktaları evrensel bir bakış açısıyla sunuyor. Bünyesinde dünyanın en küçük kitabı, en hafif kâğıdı ve 38 ülkenin bitkilerinden üretilen dünya haritasına kadar pek çok nadide eserleri bulunduran müze, kâğıt ve kitap sanatının gelişimini gözler önüne seriyor. Müzenin kuruluş aşamasından itibaren sürecin içerisinde yer alan Ege Üniversitesi Kâğıt ve Kitap Sanatları Müzesi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Seda Ağırbaş, müzedeki eserlerin her birinin ayrı bir hikâyesi olduğunu vurguladı. Müzedeki en dikkat çekici eserlerden birinin "One World" projesi olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Ağırbaş, "Müzenin kuruluş aşamasından eserlerin müzeye gelişine dek sürecin içinde olduğum için kâğıt ve kitap eserleri bana hep ilginç gelmiştir. Konusu itibariyle evrensel bir müzeye yakışan ’One World’ projesi başlığı altında hazırlanmış ’sanat sınır tanımaz’ mesajı ile sergilenen ’Dünya Haritası’ ilgimi çeken ilk yapıtlar arasında olmuştur. 38 ülkeden 42 sanatçının katılımıyla her birinin kendi yaşadığı coğrafyadaki bitkilerden yapmış oldukları el yapımı kâğıtlardan üretilmiş, kâğıt sanatçısı Jane Ingram Allen tarafından birleştirilerek gerçekleştirilmiştir. Türkiye’den de kâğıt eserin bulunduğu bu harita en son ABD’nin Boston eyaletinde sergilenmiş, 2012 yılında müzeye sanatçı tarafından bağışlanmıştır" dedi. "Dünyanın en küçük kitabı bu müzede sergileniyor" Müzenin en çok merak edilen ve ziyaretçilerin yoğun ilgisiyle karşılaşan eseri ise mikroskobik boyutlardaki kitap. Dr. Öğretim Üyesi Ağırbaş, "Her yaştan ziyaretçinin ilgisini çeken ve merakla sordukları bu eser, 2012 yılında bağış yoluyla müzeye kazandırılan dünyanın en mini kitabıdır. 2.4x2.9 mm ölçülerinde, büyüteç yardımıyla görülebilen eser, Joschua Rechert tarafından mikroskop altında çok küçük aletlerle yapılmıştır. Her bir sayfasında alfabenin renkli harflerinin basılı olduğu ve yazının bulunmadığı bu minik kitap, Türkiye’de tek olarak müzemizde sergilenmektedir" diye konuştu. "Söz uçar yazı kalır" Kâğıdın ve yazının insanlık tarihindeki kalıcılığına dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Ağırbaş, dijitalleşen dünyada bile yazılı kültürün önemini koruduğunu belirtti. Dr. Öğretim Üyesi Ağırbaş, "Tarihin her döneminde papirüs, parşömen, deri üzerine insanlar yazı yazmışlar. Kâğıt veya dijital bir sayfa olsun fark etmez, ben hayatımızda kalacak olan şeyin yazı olacağına inanıyorum çünkü ’söz uçar yazı kalır’ " diye konuştu.
Halk Eğitim kursiyerleri pişirdi, ihtiyaç sahiplerinin sofraları bereketlendi
03 Mart 2026 Salı - 11:38 Halk Eğitim kursiyerleri pişirdi, ihtiyaç sahiplerinin sofraları bereketlendi Bu yıl Millî Eğitim Bakanlığı öncülüğünde "Maarifin Kalbinde Ramazan" temasıyla hayata geçirilen etkinlikler kapsamında halk eğitimi merkezi kursiyerleri, geleneksel ramazan pidesi ve birbirinden lezzetli ramazan tatlıları hazırlayarak ihtiyaç sahibi vatandaşlarla paylaştı. İzmir İl Millî Eğitim Müdürlüğü himayesinde Güzelbahçe Halk Eğitimi Merkezi koordinesinde çok anlamlı bir çalışma gerçekleştirildi. Güzelbahçe Halk Eğitimi Merkezi kursiyerleri, Ramazan ayının manevi atmosferini paylaşma ve dayanışma ruhuyla buluşturdu. Bu yıl Millî Eğitim Bakanlığının öncülüğünde "Maarifin Kalbinde Ramazan" temasıyla hayata geçirilen etkinlikler kapsamında halk eğitimi merkezi kursiyerleri, geleneksel Ramazan pidesi ve birbirinden lezzetli Ramazan tatlıları hazırlayarak ihtiyaç sahibi vatandaşlarla paylaştı. İzmir’in dört bir yanındaki eğitim kurumlarında Ramazan ayı boyunca düzenlenen birbirinden anlamlı sosyal sorumluluk ve dayanışma ruhunu pekiştiren çalışmalar, Ramazan’ın paylaşma ve yardımlaşma iklimini gösterdi. Bu anlamlı etkinlik, eğitimin yalnızca sınıf ortamıyla sınırlı olmadığını; değerler eğitimi, yardımlaşma ve toplumsal sorumluluk bilinciyle de bütünleştiğini ortaya koydu. Yediden yetmişe iyilik ve dayanışma ruhu Etkinlikle ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşan İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, "Güzelbahçe Halk Eğitimi Merkezimizin kıymetli kursiyerlerinin ’Maarifin Kalbinde Ramazan’ ruhuyla hayata geçirdiği bu anlamlı çalışma, yediden yetmişe tüm öğrencilerimizin iyilik ve dayanışma ruhunu güçlü bir biçimde bizlere bir kez daha göstermiştir. Halk Eğitimi Merkezlerimiz, meslekî becerilerin yanı sıra toplumsal dayanışmanın ve kültürel değerlerimizin de yaşatıldığı çok kıymetli kurumlardır. Bunun ispatı olan ve Ramazan’ın bereketini ve şefkatini sofralara taşıyan bu çalışma için kursiyerlerimizi yürekten kutluyorum. Emeği sevgiye, eğitimi paylaşıma dönüştüren ve bu güzel ayın bereketini ilimizin dört bir yanına yayan yöneticilerimize, usta öğreticilerimize ve kursiyerlerimize şükranlarımı sunuyorum." dedi.
Depresyon, obezite riskini artırıyor
03 Mart 2026 Salı - 11:17 Depresyon, obezite riskini artırıyor Psikiyatrik bozukluklar ile obezite arasında karşılıklı bir etkileşim bulunduğunu aktaran Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, özellikle depresyonu olan bireylerde obezite riskinin yüzde 58 daha fazla olduğunu belirtti. Gelinen noktada kişinin kendini obezite ve depresyon sarmalı içinde bulabileceğini aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Psikiyatrik bozukluklar ile obezite arasında karşılıklı bir etkileşim bulunmaktadır. Mevcut bir psikiyatrik rahatsızlık obezite gelişme riskini artırabilirken, obezite de bireyde psikiyatrik bir bozukluğun ortaya çıkması açısından risk faktörü oluşturabilir. Obezite ile en sık ilişkilendirilen psikiyatrik rahatsızlıklar arasında depresyon ve yeme bozuklukları yer almaktadır" mesajını verdi. Obezite yalnızca fazla kilodan ibaret değil; çoğu zaman ruh sağlığıyla iç içe ilerleyen karmaşık bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmalar, depresyon ile obezite arasında çift yönlü ve güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyuyor. Medicana International İzmir Hastanesi Psikoloji Uzmanı Klinik Psikolog Burçin Deniz, depresyon tanısı bulunan bireylerde obezite gelişme riskinin yüzde 58 oranında arttığına dikkat çekerek, bireylerin kendilerini zamanla ‘obezite-depresyon sarmalı’ içinde bulabildiğini vurguluyor. Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Psikiyatrik bozukluklar ile obezite arasında karşılıklı bir etkileşim bulunmaktadır. Mevcut bir psikiyatrik rahatsızlık obezite gelişme riskini artırabilirken, obezite de bireyde psikiyatrik bir bozukluğun ortaya çıkması açısından risk faktörü oluşturabilir. Obezite ile en sık ilişkilendirilen psikiyatrik rahatsızlıklar arasında depresyon ve yeme bozuklukları yer almaktadır" dedi. Depresyon obeziteyi, obezite depresyonu tetikliyor Obez bireylerde depresyon gelişme olasılığının; demografik özellikler ve eşlik eden sağlık sorunları gibi değişkenlerden bağımsız olarak toplum geneline kıyasla daha yüksek olabileceğini aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Bu kapsamda yaş ve cinsiyet farklılıkları, medeni durum, kronik hastalık varlığı, sosyal destek düzeyi ve ekonomik şartlar gibi etmenler kontrol edildiğinde dahi risk artışının sürdüğü belirtilmektedir" sözlerini kaydetti. Yapılan çalışmalarda obez kişilerde depresyon riskinde yüzde 55 oranında artış gözlemlendiğini benzer şekilde de depresyon tanısı alan kişilerde de obezite gelişme riskinin yüzde 58 oranında arttığını kaydeden Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Depresyonun bazı temel belirtileri obezite açısından risk oluşturabilmektedir. Depresyonun karakteristik özelliklerinden biri olan isteksizlik ve motivasyon kaybı, bireyin günlük fiziksel aktivitelerinde azalmaya yol açarak kilo artışına zemin hazırlayabilir. Bunun yanı sıra depresyon sürecinde iştah artışı görülebilmekte ve bu durum kalori alımının artmasına neden olabilmektedir. Depresyon, obez bireylerin kilo verme tedavi programlarına uyumunu olumsuz yönde etkileyebilmektedir" ifadelerini kullandı. Toplumsal baskıdan kısır döngüye Yeme bozuklukları içinde özellikle tıkınırcasına yeme bozukluğu, obezite gelişimi açısından önemli bir risk faktörü olarak öne çıktığını aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Araştırmalar, toplumsal zayıflık idealine yönelik baskıların ironik biçimde aşırı yeme davranışını tetikleyebildiğini gösteriyor. Diyetle başlayan süreç, irade ve özdenetimin zayıfladığı durumlarda kontrolsüz yeme ataklarına dönüşebiliyor. Depresyon, düşük benlik saygısı ve akran desteğinin yetersizliği de bu tabloyu ağırlaştıran etkenler arasında yer alıyor. Özellikle çocuk ve ergenlerde dışlanma, olumsuz duyguları artırarak tıkınırcasına yeme davranışını pekiştirebiliyor. Böylece kilo artışı, depresif belirtiler ve sosyal geri çekilme birbirini besleyen bir kısır döngüye dönüşebiliyor" diye konuştu. Stres karşısında beyin sağlıksız besleniyor Stresli ve duygusal olarak zorlayıcı dönemlerde birçok kişinin yüksek yağ ve karbonhidrat içeren besinlere yönelebildiğini dile getiren Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Stresli ya da üzgün olunan dönemlerde bazı bireylerin yeme davranışında artış gözlenebilmektedir. Bu durum çoğu zaman özellikle yağ ve karbonhidrat içeriği yüksek besinlere yönelim şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yoğun stres altında çalışan bireylerin, daha az stres yaşayanlara kıyasla sağlıklı besinleri daha az tercih ettikleri ve yağ oranı yüksek yiyecekleri daha sık tükettikleri bildirilmektedir. Kaygı, öfke, sıkıntı ve depresif duygular aşırı yeme davranışını tetikleyebiliyor. Yeme eylemi kısa süreli bir rahatlama sağladığı için bu davranış pekişiyor ve sürdürülebilir hale geliyor. Bu nedenle obezite tedavisinde yalnızca diyet ve egzersiz değil, psikolojik destek de kritik önem taşıyor. Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi, kilo alımına neden olan düşünce ve davranış kalıplarını yeniden yapılandırarak kalıcı kilo kontrolüne katkı sağlıyor" mesajını verdi.
Körfez’den 1 milyon ton çamur çıkarıldı
03 Mart 2026 Salı - 11:09 Körfez’den 1 milyon ton çamur çıkarıldı İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Körfezi’nde tüm zamanların en kapsamlı dip tarama operasyonunu yürütüyor. Aralık 2024’ten bu yana deniz dibinden 1 milyon ton, yaklaşık 50 bin hafriyat kamyonunu dolduracak miktarda çamur çıkarıldı. Çalışmalar yalnızca bir temizlik değil; Körfez’in dip yapısında kritik eşiği aşan ekolojik soruna müdahale niteliği taşıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Körfezi’nde bugüne kadar gerçekleştirilen en kapsamlı dip tarama ve derinleştirme çalışmalarını sürdürüyor. Aralık 2024’ten bu yana aralıksız devam eden operasyon kapsamında deniz tabanından 1 milyon ton dip çamuru çıkarıldı. Toplam 4 milyon tonluk hedef doğrultusunda ilerleyen çalışmalarla, Körfez’in dip yapısında yıllar içinde oluşan birikimin giderilmesi ve deniz ekosisteminin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Çalışmalar Bostanlı açıkları ile Körfez’in kuzey aksında, Çiğli bölgesinde yoğun şekilde sürüyor. 400 olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar çamur çıkarıldı Rakamların büyüklüğü müdahalenin çapını ortaya koyuyor. 1 milyon ton çamur yaklaşık 50 bin hafriyat kamyonu dolduruyor. Bu kamyonlar arka arkaya dizildiğinde İzmir’den Ankara’yı geçen 800 kilometrelik bir konvoy oluşturuyor ya da çıkarılan çamurla 400 olimpik yüzme havuzu doldurulabiliyor "Temiz Körfez için var gücümüzle çalışıyoruz" İZSU Genel Müdürlüğü Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Güzin Özbaş, Aralık 2024’ten bu yana dip tarama çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini belirterek, "İzmir Körfezi’ndeki su sirkülasyonunun yetersiz olduğu bilimsel raporlarla da ortaya konmuş durumda. Bu konu uzun yıllardır üzerinde çalışılan bir mesele. Amacımız, su sirkülasyonunu artırmak ve birikmiş sedimanı uzaklaştırarak Körfez’deki kirliliğin azaltılmasına katkı sağlamak. Körfez’e güneyden giren su kuzeyden çıkıyor. Ancak kuzey kesimlerdeki sığlıklar nedeniyle suyun çıkışı zorlaşıyor. Bu durum, Körfez’in kirlilikle mücadelesini güçleştiriyor. İZSU Genel Müdürlüğü olarak Türkiye’nin en büyük atık su arıtma tesisi olan Çiğli İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’ne sahibiz. Üç faz olarak hizmet veren tesisin dördüncü fazını da devreye alarak Körfez temizliğine katkımızı artırdık. Körfez’e dökülen derelerin rutin temizliklerini sürdürüyor, yağmur suyu ve kanal ayrıştırma hatları inşa ediyoruz. İzmir Körfezi’nin iyileşmesi için var gücümüzle çalışıyoruz" dedi. 200 bin hafriyat kamyonuna eş değer çamur çıkarılacak İzmir Körfezi’nin kuzey aksında derinliğin yer yer 20 santimetreye kadar düştüğünü belirten Özbaş, şunları söyledi: "Yürüttüğümüz tarama çalışmalarıyla bu derinliği artırıyor, tabanda biriken sedimanı uzaklaştırıyoruz. Tarama işlemlerini eksi 4 metreye kadar sürdürüyoruz. Aralık 2024’te başlattığımız çalışmalar kapsamında bugün itibarıyla yaklaşık 700 bin metreküplük tarama gerçekleştirdik. Bu da 1 milyon tonun üzerinde malzemenin çıkarıldığı anlamına geliyor. Vatandaşlarımız bu miktarı gözlerinde canlandıramayabilir. Hafriyat kamyonları üzerinden örnek vermek gerekirse, şu ana kadar yaklaşık 50 bin kamyon dolusu çamuru Körfez’den uzaklaştırdık. Toplam 4 milyon tonluk hedef üzerinden hesaplandığında ise bu miktar yaklaşık 200 bin hafriyat kamyonuna eş değer olacak."
Genç iç mimarlardan ulusal yarışmada büyük başarı
03 Mart 2026 Salı - 10:42 Genç iç mimarlardan ulusal yarışmada büyük başarı Yaşar Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü öğrencileri, TMMOB İçmimarlar Odası tarafından düzenlenen İM 2025 İç Mimarlık Öğrencileri Proje Yarışması’nda önemli dereceler elde ederek üniversitelerini başarıyla temsil etti. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki üniversitelerden öğrencilerin katıldığı yarışmada Yaşar Üniversitesi, 34 proje ile yer aldı; projelerden biri üçüncülük, ikisi mansiyon ödülü kazanırken, altı proje de kendi kategorilerinde ilk 12’ye girme başarısı gösterdi. Bu yıl sekizincisi düzenlenen ve Atılım Üniversitesi Mimarlık Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü ev sahipliğinde gerçekleştirilen yarışmaya, lisans eğitimi kapsamında üretilen tasarım stüdyosu projeleriyle beş kategoride toplam 507 proje başvurusu yapıldı. Yaşar Üniversitesi öğrencileri, farklı ölçek ve temalarda geliştirdikleri özgün tasarımlarla jüri tarafından ödüle layık görüldü. Mobilya tasarımına üçüncülük ödülü İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü öğrencileri Aycan Dede ve İrem Türker, "Mobilya ve Aydınlatma Tasarımı" kategorisinde geliştirdikleri "Folda" adlı projeleriyle 60 proje arasından üçüncülük ödülü kazandı. Zihinsel iyi oluşu ve kişisel ifadeyi destekleyen kompakt bir mobilya olarak tasarlanan Folda, kullanıcıların not, fotoğraf ve kişisel objelerini sergileyebileceği pano yüzeyleriyle işlevselliği ve bireysel deneyimi bir araya getiriyor. Farklı boyut seçenekleri sayesinde çeşitli yaşam ve çalışma alanlarına uyum sağlayan tasarım, kullanıcıya kendine ait kişisel bir mekan oluşturma imkânı sunuyor. Müze tasarımı projesine mansiyon Birinci sınıf kategorisinde Emir Furkan Gönenç, "Tribute to Derin Su Ölmez" başlıklı müze iç mekân tasarımı projesiyle mansiyon ödülüne değer görüldü. Ermeni kökenli bir kuyumcu ailesinin kızı olan Derin Su Ölmez’in yaşam öyküsünden ve Beyoğlu ile Galata’nın tarihî dokusundan ilham alan proje, dik yokuşlar ve katmanlı kent yapısını mekânsal kurguya taşıyor.Proje, Beyoğlu ve Galata’nın tarihsel ve mekansal katmanlarından esinlenerek ziyaretçi dolaşımını farklı kotlarda süreklilik sağlayan rampa sistemi üzerinden kurguluyor. Tasarım, bireysel hafıza ile kentsel belleği mekansal bir deneyim aracılığıyla bir araya getirmeyi amaçlıyor. Sinema estetiğini mekana taşıyan proje Doğa Ilgın Opak ise ikinci sınıf kategorisinde geliştirdiği "Artist in Residence" projesiyle mansiyon ödülü kazandı. Yönetmen Wes Anderson’ın özgün sinematografik estetiğinden esinlenen proje, mimariyi bir anlatı ve deneyim alanı olarak ele alıyor. Simetri, perspektif ve görsel kompozisyonun öne çıktığı mekansal kurgu, kullanıcıyı yalnızca izleyici değil, aynı zamanda deneyimin aktif bir parçası hâline getiriyor.
Heyelanda çöken istinat duvarının enkazını kaldırma çalışmaları sürüyor
03 Mart 2026 Salı - 10:37 Heyelanda çöken istinat duvarının enkazını kaldırma çalışmaları sürüyor İzmir’in Menemen ilçesinde heyelan nedeniyle çöken istinat duvarının enkaz kaldırma çalışmaları 17’nci gününde devam ediyor. Tahliye edilen binalarda risk bulunmadığı tespit edilirken, yeni duvarın yapım masraflarını müteahhit tarafından karşılanacağı öğrenildi. Olay, 14 Şubat günü 29 Ekim Mahallesi’nde meydana geldi. Gece saatlerinde bir sitenin istinat duvarı büyük bir gürültüyle çöktü. Park halindeki 7 otomobil ve 4 bina hasar gördü. Olayda can kaybı veya yaralanma yaşanmazken 151 site sakini tedbir amaçlı evlerinden tahliye edildi. Vatandaşlar belediyeye ait misafirhanelere yerleştirildi. Olayın ardından soruşturma kapsamında gözaltına alınan müteahhit B.Ş., emniyetteki işlemlerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Çalışmalar devam ediyor Heyelan nedeniyle kapanan yolun açılması için başlatılan çalışmalarda 17’nci güne girildi. Menemen Belediyesi ekipleri enkazın büyük bir kısmını kaldırdı. Ekipler, üst kısımdaki toprağın göçen yola ve binalara ağırlık yapmaması için iş makineleriyle tahliye işlemi gerçekleştiriyor. Temizlik çalışmalarının tamamlanmasının ardından bölgeye daha sağlam bir istinat duvarı örülecek ve yol yeniden inşa edilecek. Boşaltılan 4 binada vatandaşların sadece eşyalarını almak için evlerine girmesine izin veriliyor. Ayrıca yapılan incelemeler sonucunda evlerde yapısal bir risk bulunmadığı belirlenirken yıkılan alanların onarım ve yeni istinat duvarı yapım masraflarının müteahhit tarafından karşılanacağı öğrenildi. Bina sakinleri mağdur Yaşanan olayla ilgili mağduriyetlerini dile getiren bina sakinlerinden Hamdi Emrem (58), "Gece saat 04.30 sıralarında bulunduğumuz bölgedeki istinat duvarı çöktü. Bu durum doğal gaz borusunun patlamasına neden oldu. Bina sakinleri panikle dışarı çıkmak zorunda kaldı. O tarihten itibaren evlerimize giriş yapamıyoruz. Binamıza elektrik ve su hizmeti verilmiyor. Alt kısımdaki yol kullanıma açık olsa da evlerimize ulaşamıyoruz. İstinat duvarının onarımının belediye tarafından üstlenileceği tahmin ediliyor. Alanın müteahhidiyle ilgili hukuki süreç devam ediyor. Tek beklentimiz yolumuzun bir an önce onarılarak evlerimize dönmemizdir. Şu anda geçici olarak aile yakınlarımızın evlerinde konaklıyoruz. Tüm apartman sakinleri benzer durumdadır. Gidecek yakını olmayan ailelerin nerede barındıkları konusunda bilgimiz bulunmuyor. Bizim binamızda 21 daire yer alıyor. Toplam 4 binanın sakinleri bizimle aynı mağduriyeti yaşamaktadır" dedi.