Yerel Haberler
İzmir
11 Mart 2026 Çarşamba - 10:25 Çevresel faktörler kronik böbrek hastalığı riskini artırıyor Birleşmiş Milletler tarafından küresel sağlık sorunu ilan edilen kronik böbrek hastalığı, dünya genelinde milyonlarca insanı tehdit etmeye devam ediyor. Vaka sayılarındaki artışta ve hastalığın ilerleme sürecinde, çevresel faktörlerin de belirleyici bir rol oynadığı ifade ediliyor. Dünya genelinde yaklaşık 850 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 9 milyon erişkinde böbrek hastalığı bulunduğu tahmin ediliyor. Hafif derecedeki vakalar da hesaba katıldığında, Türkiye’de yaklaşık her 6-7 erişkinden birinde bu hastalığın görüldüğü belirtiliyor. Hastalık ilerledikçe kaşıntı, halsizlik, bulantı, idrar yapma bozuklukları, nefes darlığı ve kas krampları gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Türkiye’de 65 binin üzerinde hastanın diyaliz makinelerine bağlı olarak yaşamını sürdürdüğü ve yılda yaklaşık 3 bin 500 böbrek nakli yapıldığı kaydediliyor. Hava kirliliği, küresel ısınma, su temininde yaşanan sorunlar ve hava sıcaklığındaki aşırı değişimlerin böbrek hastalığı riskini artırdığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda 2026 yılı Dünya Böbrek Günü teması "Böbrekler ve çevre sağlığı" olarak belirlendi. Böbrek sağlığını korumak ve riskleri en aza indirmek için 8 altın kural öne çıkıyor. Bu kurallar; ideal kiloda olmak, tuz tüketimini azaltıp sağlıklı beslenmek, kan şekeri ve basıncını kontrol altında tutmak, yeterince su tüketmek, sigara kullanmamak, ağrı kesici kullanımında dikkatli olmak ve düzenli böbrek testi yaptırmak şeklinde sıralanıyor. Çevre kirliliği böbrekleri vuruyor Acıbadem Kent Hastanesi Nefroloji ve Böbrek Nakli Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Töz, hastalığın bilinen risk faktörlerinin ötesinde çevre kirliliği değişkeni üzerinde de durulduğunu aktararak, "Bazı ülkelerde böbrek hastalıkları daha sık görülüyor ve daha hızlı ilerliyor. Yapılan araştırmalara göre hava kirliliğinin, egzoz gazlarının, orman yangınları sonucu dağılan ve inşaat tozlarından kaynaklanan küçük partiküllerin böbrek hastalıklarıyla ilişkili olduğu belirlendi. Küresel ısınma ve aşırı sıcaklar insanlarda sıvı kaybına neden olmakta. Susuzluk buna eklendiğinde ciddi bir dehidratasyon tablosuyla karşı karşıya kalınmakta ve bu durum böbrekleri olumsuz etkilemektedir. Suyun ve toprağın ağır metallerle kontamine olması böbrekler üzerinde zararlı olmaktadır" ifadelerini kullandı. Risk gruplarına tarama uyarısı Böbrek hastalığının çok sinsi ilerlediğini ve erken evrelerde belirti vermediğini dile getiren Prof. Dr. Töz, "Şeker hastası, tansiyon yüksekliği olan, kilo fazlası olan, ailesinde böbrek hastası bulunanların yanı sıra tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ve taş hastalığı olan kişilerin düzenli aralıklarla kontrol edilmesi lazım. Bir doktor tarafından muayene edilmeli, tansiyon ölçülmeli, kanda kreatinin tahlili ve bir de idrar tahlili yapılmalı. Aslında bu basit tetkikler küçük bir taramadır ve bize büyük fikirler verebilir. Hastaların ne olduğunu ve içeriğini bilmedikleri bitkisel ürünlerden de mutlaka uzak durmasını tavsiye ediyoruz" şeklinde konuştu. Doğal beslenme ve su tüketimi Böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken temel kurallara değinen Prof. Dr. Töz, "İdeal kilomuzu korumalıyız çünkü şişmanlık böbreğe doğrudan zararlı bir faktördür. Tansiyon ve şeker hastalarının kan değerlerini kontrol altında tutması gerekiyor. Doğal beslenmeli ve tuzdan kesinlikle uzak durmalıyız. İnsanlar susadıkça su içmeli, abartılı miktarda su tüketmemeli ancak susuz da kalmamalıdır. Ayrıca romatizmal ağrı kesiciler ve anjiyografik işlemlerde kullanılan bazı ilaçlar böbreğe zarar verebileceği için doktor kontrolü olmadan kullanılmamalıdır. Sigara her şeye olduğu gibi böbrekler için de zararlı bir etkendir ve bırakılması kuvvetle önerilir" dedi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 10:10 Çevresel faktörler kronik böbrek hastalığı riskini artırıyor Birleşmiş Milletler tarafından küresel sağlık sorunu ilan edilen kronik böbrek hastalığı, dünya genelinde milyonlarca insanı tehdit etmeye devam ediyor. Vaka sayılarındaki artışta ve hastalığın ilerleme sürecinde, çevresel faktörlerin de belirleyici bir rol oynadığı ifade ediliyor. Dünya genelinde yaklaşık 850 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 9 milyon erişkinde böbrek hastalığı bulunduğu tahmin ediliyor. Hafif derecedeki vakalar da hesaba katıldığında, Türkiye’de yaklaşık her 6-7 erişkinden birinde bu hastalığın görüldüğü belirtiliyor. Hastalık ilerledikçe kaşıntı, halsizlik, bulantı, idrar yapma bozuklukları, nefes darlığı ve kas krampları gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Türkiye’de 65 binin üzerinde hastanın diyaliz makinelerine bağlı olarak yaşamını sürdürdüğü ve yılda yaklaşık 3 bin 500 böbrek nakli yapıldığı kaydediliyor. Hava kirliliği, küresel ısınma, su temininde yaşanan sorunlar ve hava sıcaklığındaki aşırı değişimlerin böbrek hastalığı riskini artırdığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda 2026 yılı Dünya Böbrek Günü teması "Böbrekler ve çevre sağlığı" olarak belirlendi. Böbrek sağlığını korumak ve riskleri en aza indirmek için 8 altın kural öne çıkıyor. Bu kurallar; ideal kiloda olmak, tuz tüketimini azaltıp sağlıklı beslenmek, kan şekeri ve basıncını kontrol altında tutmak, yeterince su tüketmek, sigara kullanmamak, ağrı kesici kullanımında dikkatli olmak ve düzenli böbrek testi yaptırmak şeklinde sıralanıyor. Çevre kirliliği böbrekleri vuruyor Acıbadem Kent Hastanesi Nefroloji ve Böbrek Nakli Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Töz, hastalığın bilinen risk faktörlerinin ötesinde çevre kirliliği değişkeni üzerinde de durulduğunu aktararak, "Bazı ülkelerde böbrek hastalıkları daha sık görülüyor ve daha hızlı ilerliyor. Yapılan araştırmalara göre hava kirliliğinin, egzoz gazlarının, orman yangınları sonucu dağılan ve inşaat tozlarından kaynaklanan küçük partiküllerin böbrek hastalıklarıyla ilişkili olduğu belirlendi. Küresel ısınma ve aşırı sıcaklar insanlarda sıvı kaybına neden olmakta. Susuzluk buna eklendiğinde ciddi bir dehidratasyon tablosuyla karşı karşıya kalınmakta ve bu durum böbrekleri olumsuz etkilemektedir. Suyun ve toprağın ağır metallerle kontamine olması böbrekler üzerinde zararlı olmaktadır." ifadelerini kullandı. Risk gruplarına tarama uyarısı Böbrek hastalığının çok sinsi ilerlediğini ve erken evrelerde belirti vermediğini dile getiren Prof. Dr. Töz, "Şeker hastası, tansiyon yüksekliği olan, kilo fazlası olan, ailesinde böbrek hastası bulunanların yanı sıra tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ve taş hastalığı olan kişilerin düzenli aralıklarla kontrol edilmesi lazım. Bir doktor tarafından muayene edilmeli, tansiyon ölçülmeli, kanda kreatinin tahlili ve bir de idrar tahlili yapılmalı. Aslında bu basit tetkikler küçük bir taramadır ve bize büyük fikirler verebilir. Hastaların ne olduğunu ve içeriğini bilmedikleri bitkisel ürünlerden de mutlaka uzak durmasını tavsiye ediyoruz." şeklinde konuştu. Doğal beslenme ve su tüketimi Böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken temel kurallara değinen Prof. Dr. Töz, "İdeal kilomuzu korumalıyız çünkü şişmanlık böbreğe doğrudan zararlı bir faktördür. Tansiyon ve şeker hastalarının kan değerlerini kontrol altında tutması gerekiyor. Doğal beslenmeli ve tuzdan kesinlikle uzak durmalıyız. İnsanlar susadıkça su içmeli, abartılı miktarda su tüketmemeli ancak susuz da kalmamalıdır. Ayrıca romatizmal ağrı kesiciler ve anjiyografik işlemlerde kullanılan bazı ilaçlar böbreğe zarar verebileceği için doktor kontrolü olmadan kullanılmamalıdır. Sigara her şeye olduğu gibi böbrekler için de zararlı bir etkendir ve bırakılması kuvvetle önerilir." dedi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 09:50 Öznur Tugay’dan kadınlar için güvenli yaşam vurgusu İZAZDER Kadınlar Komitesi’nin Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlediği buluşmada konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın eşi Öznur Tugay, kadınların eşit ve şiddetten uzak bir yaşam sürmesi gerektiğini vurguladı. İzmir Azerbaycan Derneği (İZAZDER) Kadınlar Komitesi’nce Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında düzenlenen programda, kadınların toplumsal hayattaki rolü ve dayanışmanın önemi ele alındı. İzmir’de gerçekleştirilen buluşmada konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın eşi Öznur Tugay, kadınların hayatın her alanında daha güçlü şekilde yer almasının önemine dikkat çekti. Kadınların eğitimden ekonomiye, sosyal yaşamdan karar alma mekanizmalarına kadar her alanda daha görünür olması gerektiğini ifade eden Tugay, kadınların eşit ve güvenli yaşam şartlarına sahip olmasının yalnızca kadınların değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu dile getirdi. Kadınların toplumsal hayata aktif katılımının hem sosyal hem de ekonomik gelişim açısından belirleyici olduğuna işaret eden Tugay, kadınların şiddetten uzak, özgür ve güvenli bir yaşam sürdüğü bir toplumun güçlü bir geleceğin temelini oluşturacağını vurguladı. Azerbaycan kültürünü simgeleyen hediye Programın sonunda İZAZDER Kadınlar Komitesi Başkanı Terlan Akçay, programa katılarak kadın dayanışmasına verdiği destekten dolayı Öznur Tugay’a teşekkür etti ve Azerbaycan kültürünü simgeleyen özel bir örtü hediye etti. Tugay da Akçay’a nazar boncuğu takdim ederek teşekkür etti. Programa; İZAZDER Genel Sekreteri Turana İsmailoğlu, İZAZDER Yönetim Kurulu Üyesi Zemine Yalçın Babayeva, İZAZDER Başkanı Perviz Altay’ın eşi Ülviyye Altay, İzmir Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler Daire Başkanı Selin Sayın Kapancı, Azerbaycan’dan gelen misafirler ve İzmir’deki dernek üyeleri katıldı.
Ödemiş’te yanan köylere 40 tonluk yem desteği
22 Eylül 2025 Pazartesi - 10:13 Ödemiş’te yanan köylere 40 tonluk yem desteği İzmir Büyükşehir Belediyesi haziran ve temmuz aylarındaki orman yangınlarından etkilenen üreticileri yalnız bırakmıyor. Yanan köylerde tarımsal üretimin devamlığı için su deposu desteğinin ardından Ödemiş, Seferihisar, Çeşme ve Aliağa’da 40 tonluk kesif yem dağıtımı yapıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi, yaz aylarında orman yangınlarından etkilenen ve zor günler geçiren üreticilerin yaralarını sarmaya devam ediyor. Ödemiş ve Seferihisar başta olmak üzere yangın bölgelerinde üretimin devam etmesi için mücadele eden İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, su deposunun ardından yem desteği sağladı. Hasar tespit çalışmalarının arından ilk etapta Ödemiş, Foça ve Menemen’de 7 buçuk ton kesif yem ve 8 ton kaba yemi üreticilere ulaştıran ekipler, şimdi de Ödemiş, Seferihisar, Çeşme ve Aliağa’da 40 tonluk kesif yem dağıtımını tamamladı. Ödemiş’te başlayan dağıtımlar kısa sürede tüm üreticilere ulaştırılmış olacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi 6 ilçede 950 çuval (47,5 ton) kesif yem ve 8 ton kaba yem desteği sağlandı. "İzmir’in üretim gücünü korumak temel önceliğimizdir" Yem desteği hakkında bilgi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, "Kentimizde yaşanan yangın felaketi, tarımsal üretim ve hayvancılık faaliyetlerini olumsuz etkiledi. Büyükşehir Belediyesi olarak, afetin yarattığı zararların en kısa sürede giderilmesi için gerekli tüm adımları atıyoruz. Üreticilerimizin hayvanlarının beslenme ihtiyacını karşılamak üzere 40 ton yem desteği veriyoruz. İzmir’in üretim gücünü korumak ve sürdürülebilirliğini sağlamak en temel önceliğimizdir" diye konuştu. "Yemler çok pahalı" Seferihisar Orhanlı Mahalle Muhtarı Abdurrahim Ener, "Ben köylüm adına İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne çok teşekkür ediyorum. Üreticilerimiz bir nebze de olsa rahat nefes alacak. Allah bir daha kimseye böyle afetler göstermesin. .İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni bütün birimleriyle yangın söndürmeden yardıma kadar yanımızda hissettik. Günümüzde yemler çok pahalı. Çiftçilerin de meraları yandı, hayvanları otlatamıyorlar. Elbette bu desteklerin çok faydası var" şeklinde konuştu. Tarımsal üretimin güçlenmesine katkı İzmir Büyükşehir Belediyesi, yangından etkilenen Aliağa, Bornova, Çeşme, Foça, Menemen, Ödemiş ve Seferihisar’da yürütülen hasar tespit çalışmaları kapsamında, üreticilerin ihtiyaçlarına yönelik destekleri ulaştırdı. İhtiyaçlar doğrultusunda bölgeye 112 su deposu ulaştırılarak tarımsal üretimin yeniden güçlenmesine katkı sunuldu. Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı yangın bölgelerinde hayat normal seyrine dönene kadar üreticilerin, çiftçilerin yanında olmaya devam edecek.
Altay’da Ramazan Kurşunlu istifa etti
22 Eylül 2025 Pazartesi - 10:08 Altay’da Ramazan Kurşunlu istifa etti Altay’da Teknik Direktör Ramazan Kurşunlu, Denizli İdmanyurdu karşısında alınan 2-1’lik mağlubiyetin ardından istifa etti. TFF 3. Lig 4. Grup ekiplerinden Altay’da Teknik Direktör Ramazan Kurşunlu depremi yaşandı. Deneyimli çalıştırıcı, Denizli İdmanyurdu karşısında alınan 2-1’lik yenilgi sonrasında istifa etti. 44 yaşındaki teknik direktör, siyah-beyazlı ekibin başında çıktığı 3 maçta 2 mağlubiyet 1 beraberlik alırken Türkiye Kupası’ndan da ilk turda elendi. "Bundan böyle tribünde bir fazlayız" Yaşanan ayrılık sonrasında Ramazan Kurşunlu, resmi sosyal medya hesaplarından veda paylaşımı yaptı. Çocukken Altay kapısından içeri girdiğini belirten Kurşunlu, "Kulübüme teknik adam olarak hizmet ederek zor günlerinde destek olmak için tüm gücümle çalıştım çabaladım. Futbol bazen hedeflenenlerin gerçekleşemediği, bazen çalışmaların karşılığının alınamadığı bir oyun. Gelinen noktada bir kan değişikliği gerektiğini düşündüğüm için bu şerefli görevi üzülerek de olsa bırakıyorum. Bu süreçte bana ve ekibime bu büyük kulüpte çalışma imkanı veren Başkanımız Sayın Sinan Kanlı’ya, ilk günden beri emek veren teknik ekibime ve her anımızda desteğini esirgemeyen taraftarlarımıza ve aileme sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Büyük Altay‘ın eski güzel günlerine mutlaka döneceğine inancım tam. Bundan böyle tribünde bir fazlayız. Hepiniz Allah’a emanet olun" ifadelerine yer verdi.
Küresel tasarım konferansı ilk kez Türkiye’de
22 Eylül 2025 Pazartesi - 10:08 Küresel tasarım konferansı ilk kez Türkiye’de Türkiye’de ilk kez İzmir’de gerçekleşen Uluslararası Tasarım Odaklı Düşünme Ağı (Global Design Thinking Alliance-GDTA) Senelik Konferansı’nda, tasarımın gelecek rotası çizildi. "Design Thinking for Good / İyilik için Tasarım" temasıyla düzenlenen konferans, dünyanın önde gelen tasarım ve inovasyon liderlerini İzmir’de bir araya getirdi. Yaşar Üniversitesi ev sahipliğinde ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle gerçekleşen konferans, 30’dan fazla ülkeden akademisyenleri, kamu temsilcilerini, özel sektör liderlerini, sivil toplum örgütlerini ve öğrencileri buluşturdu. İzmir’in "yaratıcı şehir" vizyonuna güç katan etkinlikte, tasarım odaklı düşünmenin toplumsal, çevresel ve kültürel boyutları ele alındı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, belediyenin stratejik öncelikleri arasında yer alan "Tek Sağlık" yaklaşımına dikkat çekerek, "Amacımız; doğa, hayvanlar ve insanların uyum içinde yaşayacağı bir kent deneyimini hayata geçirmek. Bu konferans, bu vizyonun uluslararası ölçekte paylaşılması için çok değerli bir fırsat sunuyor" dedi. Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller, etkinliğin önemine değinerek şunları söyledi: "‘İyilik için Tasarım Odaklı Düşünme’ temasıyla gerçekleşen bu buluşmada, dünyanın önde gelen üniversitelerinden ve kurumlarından gelen konuşmacılar, deneyimlerini Türkiye’den katılımcılarla paylaşarak uzun vadeli iş birliklerinin kapısını aralıyor. Yaşar Üniversitesi olarak tasarım odaklı düşünmeyi yalnızca bir yöntem değil, bir zihniyet olarak benimsiyoruz. Müfredat geliştirme, toplum temelli projeler ve disiplinler arası araştırmalar stratejimizin temel noktaları. Tasarım düşüncesini toplumsal katılımla birleştirerek gerçek problemlere yönelik çözüm ortamları oluşturmayı hedefliyoruz." İzmir ev sahipliği yaptı Konferans süresince Yaşar Üniversitesi öğrencileri ve akademisyenleri, gönüllü destekleri ve aktif katılımlarıyla organizasyonun başarısında önemli rol oynadı. Konferans boyunca görev alan öğrenciler, uluslararası konuşmacılarla birebir çalışarak deneyim kazandı. Etkinlik Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Can Güvenir, sürece dair şunları aktardı: "Amacımız yalnızca inovasyonu konuşmak değil; toplumsal, çevresel ve kültürel değerlerimizi gözeterek daha iyi bir gelecek için ortak akıl üretmek. İzmir’in bu süreçte ev sahipliği yapması, kenti iyiliğin ve dönüşümün küresel buluşma noktası haline getiriyor." Küresel liderlerden mesajlar GDTA Yönetim Kurulu Başkanı Uli Weinberg, "2017’de başlayan yolculuğumuz bugün 25 ülkeden 42 üye ile devam ediyor. Amacımız, küresel iş birliği ve eğitimle barışçıl bir dünyaya katkı sağlamak." dedi. Design for Good’un Kurucu Ortağı Sean Carney, "Tasarımcı için temel adımlar; empati kur, bağlantı kur ve harekete geç olmalı. Fikirler ancak uygulandığında gerçek etki oluşturur" diye konuştu. Yaşar Holding İcra Başkanı Mehmet Aktaş, topluluğun 80 yıllık yolculuğunda tasarım odaklı dönüşüm projelerini anlatarak "Hedefimiz herkes için daha iyi bir yaşam." vurgusu yaptı. Don Norman Design Award CEO’su Srini R. Srinivasan, "İnsanlar için değil, insanlarla birlikte tasarım yapmayı savunuyoruz." dedi. Tasarım dünyasının öncülerinden Don Norman, yapay zekâ ve etik üzerine yaptığı konuşmada "Daha fazla tasarımcının yapay zekâ alanında çalışması gerekiyor." mesajını verdi. Konferans kapsamında düzenlenen Design in Action atölyeleri, Design Safari şehir turları ve Design Cruise etkinliği ile katılımcılar İzmir’in yenilikçi potansiyelini deneyimleme fırsatı buldu. Böylece İzmir, hem akademi hem de tasarım dünyası için küresel bir buluşma noktası olarak öne çıktı.
Orkinos ölümlerinin nedeni kirlilik
22 Eylül 2025 Pazartesi - 09:56 Orkinos ölümlerinin nedeni kirlilik İZMİR (İHA) – İzmir’in Çeşme ilçesi açıklarında son aylarda meydana gelen orkinos balığı ölümlerinin "Lactococcus garvieae" adlı bir bakterinden kaynaklandığını aktaran EBSO Et ve Su Ürünleri Komitesi Başkanı Musa Nedim Anbar, "İzmir Körfezi’ndeki balık ölümleri asli sebebinin kirlilik olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Çeşme yarımadası civarındaki denizlerde de benzer sıkıntıların yavaş yavaş baş gösterdiğini burada görüyoruz" dedi. Çeşme’nin farklı koylarında yaklaşık bin civarında ölü veya yaralı orkinos balığı kıyıya vurdu. Yapılan analizlerde, balık ölümlerinin nedeni olarak "Lactococcus garvieae" adlı bir bakteri belirlendi. Bu bakterinin, çevresel kirlilikle ilişkilendirildiği ve balıkların bağışıklık sistemini etkileyerek ölümlere yol açtığı tespit edildi. Kıyıya vuran ölü balıkların insan sağlığı açısından risk taşıdığı ifade eden Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Et ve Su Ürünleri Komitesi Başkanı Musa Nedim Anbar, "İzmir Körfezi’nde de geçen yıldan başlayarak balık ölümleri başladı ve bunun asli sebebinin kirlilik olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Tabii ki bunun üstüne bir de yaz aylarındaki deniz suyu sıcaklığı nedeniyle deniz suyunda azalan oksijen devreye girince ciddi bir şekilde balık ölümlerine neden oldu. Çeşme Yarımadası civarındaki denizlerde de benzer sıkıntıların yavaş yavaş baş gösterdiğini burada görüyoruz. Türkiye’deki 5 tane Orkinos çiftliğinden 4’ü Çeşme Yarımadası civarında ve bu bölgede ilk ölümler doğadaki orkinos balıklarında görüldü. Müteakiben de çiftliklerde de bu ölümler görülmeye başlandı. Yapılan analizler neticesinde ‘Lactococcus garvieae’ adında bir bakterinin balıkların ölümüne sebep olduğu, bu bakterinin de kirlikten kaynaklandığı tespit edildi" ifadelerini kullandı. "Orkinos çiftliklerinde ölen balıklar lisanslı bertaraf firmalarına veriliyor" Ölü ya da yaralı orkinos balıklarının çiftliklerden denize salındığı söylentilerinin doğru olmadığını aktaran Anbar, "Çeşme körfezinde, civarında dolaşan orkinos balıkları çiftliklerden kaçanlardır gibi bir şeyler söyleniyor. Böyle bir şey mümkün değil. Orkinos balığı kafesten kaçmaz. Ola ki bir iki tanesi sersemleyip yan yüzüp çıkmış olabilir ama böyle 300, 400, 500, 1000 gibi rakamlardan bahsedilirken böyle bu kadar balığın çiftlikten gitmesi söz konusu değil. Bir de ayrıca orkinos çiftliklerinde bütün ölen balıkların lisanslı bertaraf firmalarına veriliyor olduğunu da ısrarla belirtiyorum. Lisanslı bertaraf firmaları bunu alıyor, götürüp bertaraf ediyorlar. Hiçbiri denize, doğaya, şuraya, buraya salınmıyor" diye ekledi. "Deniz kirliliği Çeşme Yarımadası civarında" Çeşme civarındaki kirliliğin bir diğer kanıtı olarak İzmir’de bulunan 5 tane orkinos çiftliğinden 4 tanesinin Çeşme Yarımadası civarında 1 tanesi de Sığacık Körfezi’nde olduğunu belirten Anbar sözlerini şu şekilde noktaladı: "Çeşme Yarımadası civarındaki çiftliklerde ölümler varken Sığacık’taki çiftlikte bir tek balık ölümü yok. Onun için çiftlikleri suçlamadan önce öncelikle kendi yaptığımızı, denizleri nasıl kirlettiğimizi dikkate almak lazım. Gelinen son durumda, süratle kısa süreli bir antibiyotik tedavisini müteakip vitamin takviyelerine geçildi ve bugünler itibariyle ölümler tamamen çiftliklerde bitmiş durumda. Şu an çiftliklerde yetiştirilen balıklarla ilgili herhangi bir sıkıntı olduğunu ben şahsen düşünmüyorum. Ancak şunu mutlaka vurgulamakta fayda var. Sağda solda kıyıya vurmuş, etmiş, ölü orkinos balığı görülürse, edilirse kesip yemek etmek çok riskli. Vatandaşlar kesinlikle karaya vurmuş ölü orkinos balıklarını yememeli."
SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi tamamlandı
22 Eylül 2025 Pazartesi - 09:08 SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi tamamlandı İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi tamamlandı. Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi, bu yıl "Çocuk Sağlığında İş Birliği: Pediatristler ve Aile Hekimleri Buluşuyor" temasıyla düzenlendi. Kongreye çok sayıda akademisyen, pediatri uzmanı, aile hekimi ve sağlık profesyoneli katılırken program kapsamında çocuk sağlığı izlemi, güncel tedavi yöntemleri, koruyucu sağlık hizmetleri ve teknolojik gelişmelerin pediatriye yansımaları gibi birçok başlık ele alındı. Programda, uydu sempozyumları, akılcı ilaç, romatoloji oturumu, uzman atışması, hematoloji ve onkoloji oturumu, uzmana danışalım, olgu sunumları ile aile hekimliği ve genel pediatri ortak oturumu ile çocuk nöroloji oturumu gerçekleştirildi. Bilimsel oturumlar, paneller ve interaktif etkinliklerle zenginleşen kongrede, hem klinik pratiğe yönelik güncel bilgiler paylaşıldı hem de farklı uzmanlık alanlarında tartışmalar yapıldı. Kongrenin kapanışında konuşan Kongre Başkanı ve Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Dilek Orbatu, kongrenin, çocuk sağlığında daha güçlü bir iş birliği ortamı oluşturmasını beklediklerini vurguladı. Orbatu tüm katılımcı, konuşmacı ve destekçilere teşekkür ettiği açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi, pediatristler ve aile hekimleri arasındaki iş birliğini güçlendiren, bilgi paylaşımını ve mesleki gelişimi destekleyen önemli bir platform olmuştur. Çocuk sağlığı alanında yeni ufuklar açmak ve daha sağlıklı nesiller yetişmesine katkı sağlamak amacıyla bu tür bilimsel toplantıların önemi büyüktür." Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği oturumlarda güncel bilimsel gelişmeler tartışılırken, sözlü bildiri ödülleri de sahiplerini buldu.
Türk jeotermal sektörü Alman yatırımcıların odağında
22 Eylül 2025 Pazartesi - 09:06 Türk jeotermal sektörü Alman yatırımcıların odağında Türkiye’nin en önemli ticaret partneri olan Almanya ile jeotermal enerji odağında işbirliği olanaklarının geliştirilmesi amacıyla Türkiye’yi ziyaret eden Alman iş insanları, Jeotermal Enerji Derneği (JED) tarafından Aydın’da misafir edildi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Almanya Enerji Ajansı (DENA) ve Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası (AHK) organizasyonu ile Türkiye’ye gelen heyet, ilk olarak Menderes Geothermal Elektrik Üretim AŞ bünyesinde Aydın’da faaliyet gösteren Türkiye’nin ilk özel sektör jeotermal enerji santralini ziyaret etti. Menderes Geothermal Genel Müdürü ve JED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Kutlu Çakır tarafından misafir edilen heyete; santralin çalışma esasları, reenjeksiyon ve çevre standartları hakkında detaylı bilgi verildi. Türkiye’nin en büyük ölçekli jeotermal ısıtmalı sera projesi olarak Köşk ilçesinde 80 dönüm alanda üretim yapan Sultan Sera’yı da ziyaret eden Alman iş insanları, düzenlenen sektörel toplantıda Türk jeotermal enerji sektöründe faaliyet gösteren firma temsilcileri ile bir araya geldi. Toplantıda Alman ziyaretçilere seslenen JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, Türkiye’nin jeotermal kaynaklı elektrik enerjisi kurulu gücünün 1735 Megavat (MW) seviyesinde olduğunu vurgularken, potansiyelin çok altında kalan bu üretimle dahi dünyada dördüncü, Avrupa’da ise lider konumda olduklarını belirtti. Türkiye’de enerji üretimi, jeotermal seracılık, termal turizm, konut ısıtması, sebze meyve kurutma gibi entegre kullanım alanları ile birlikte 7 bin MW seviyesinde jeotermal kullanım olduğunu kaydeden Kındap, bu seviyenin ülkedeki keşfedilmiş potansiyelin sadece yüzde 11’ine karşılık geldiği bilgisini verdi. "Enerjimizi paylaşmaya hazırız" Türkiye’nin jeotermal enerjinin keşif, sondaj, inşaat, devreye alma ve işletme aşamalarında çok tecrübeli şirketlere ve kadrolara sahip olduğuna dikkat çeken Ali Kındap, Almanya ile bu alanda her türlü tecrübe, bilgi ve teknoloji paylaşımı yapmaya ve ortak yatırım tekliflerine açık olduklarını sözlerine ekledi. JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye ve Anadolu coğrafyası, dünyanın en zengin jeotermal kaynaklarını barındırıyor. Bu durum yüzyıllardır bu şekilde. Türk jeotermal sektörü olarak potansiyelimizin çok azını kullanabildiğimizi, önümüzde alınacak çok yolun olduğunu biliyoruz. Bu açıdan baktığımızda bilgimizi, insan kaynağımızı ve tükenmeyen enerjimizi yatırımcılarla paylaşmaya hazırız. Türk jeotermal sektörü bu noktada çok başarılı yabancı sermayeli yatırımcılara da ev sahipliği yapıyor. Alman iş insanlar ülkemizin jeotermal enerji potansiyeli ile elektrik üretimi, konut ısıtmacılığı, jeotermal seracılık ve turizm alanındaki uygulama örneklerine ve modern tesislerimize hayran kaldılar. Ülkemiz jeotermal seracılık uygulamalarında son yıllarda tüm dünyanın dikkatini çeken bir başarının sahibi. 150 bin dönüm jeotermal ısıtmalı sera potansiyeline sahip olan ülkemiz, bugün itibarıyla 7 bin dönüm jeotermal ısıtmalı seraya sahip. Potansiyelimizin yüzde 5’ini bile bulmayan bu kapasitemiz ile dünyada 7’nci, Avrupa’da ise 1’nci sırada yer alıyoruz. Kurumsal Üyemiz Menderes Geothermal şirketinin Sultan Sera yatırımının, sadece ülkemizin değil dünyanın en özgün jeotermal sera yatırımları arasında yer almasından gurur duymaktayız." Alım garantisi 15 yıl Toplantıda JED Yönetim Kurulu Üyesi ve Ignis Enerji İş Geliştirme Direktörü Cannur Bozkurt da Türkiye’nin tüm jeotermal kaynaklarının mevcut durumu hakkında bir konuşma yaptı. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması’nda (YEKDEM) 2023 yılında yapılan değişiklik ile jeotermal santrallerde üretilen elektriğin alım garantisi süresinin 10 yıldan 15 yıla çıkarıldığına işaret eden Bozkurt, son yıllarda sayıları hızla artan Organize Tarım Bölgeleri’nin (OTB) jeotermal enerji ile entegre olmasıyla Türkiye’nin jeotermal seracılık alanında da dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer aldığının altını çizdi.