Yerel Haberler
İzmir
30 Nisan 2026 Perşembe - 20:59 İzmir’de burun estetiği için ameliyat olan 23 yaşındaki genç kız hayatını kaybetti İzmir’in Çiğli ilçesinde burun estetiği ameliyatı sırasında fenalaşan 23 yaşındaki genç kız, sevk edildiği hastanede günler süren yaşam mücadelesini kaybetti. Kızının acısıyla sarsılan anne Remziye Kanak, "Ameliyat masrafı olarak ödediğim 70 bin lirayı aslında kızımın kefen parası olarak vermişim. Böyle öldüreceklerini bilsem ayaklarımı kırar, yine de oraya götürmezdim" dedi. Olay, 22 Nisan Çarşamba günü Çiğli ilçesinde bulunan Özel Metropol Hastanesinde meydana geldi. İddiaya göre, burun estetiği ameliyatı olmak için hastaneye yatan Hatice Öncü (23), operasyon sırasında aniden fenalaştı. Durumu bir anda kötüye giden ve uyanamayan genç kız, ilk olarak aynı hastanenin yoğun bakım servisinde tedavi altına alındı. Burada durumu giderek ağırlaşan Öncü, daha sonra ileri tetkik ve tedavi amacıyla tam donanımlı İzmir Şehir Hastanesine sevk edildi. Şehir Hastanesinde günlerce yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren genç kızdan sabah saatlerinde acı haber geldi. Doktorların yaptığı tüm müdahalelere rağmen Hatice Öncü, bugün hayatını kaybetti. Vefat haberinin ardından genç kızın cansız bedeni, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla otopsi işlemleri için İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Evlatlarını kaybetmenin acısını yaşayan aile, ameliyatın gerçekleştiği Özel Metropol Hastanesi ve ilgili doktorlar hakkında savcılığa giderek suç duyurusunda bulunurken, İzmir İl Sağlık Müdürlüğünün de şüpheli ölümle ilgili idari inceleme başlattığı öğrenildi. Genç kızın cenazesinin, yarın öğle namazını müteakip Konak ilçesinde bulunan Çorakkapı Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verileceği belirtildi. "İki defa entübe edilmiş" Kızının burun ameliyatı için girdiği özel hastanede fenalaşıp iki kez entübe edildikten sonra beyin ölümü gerçekleşmiş halde başka bir hastaneye sevk edildiğini belirten anne Remziye Kanak, "Saat 15.00’te olması gereken ameliyata 14.00’te aldılar. Normalde bir buçuk saat sürecek operasyonun ardından kızım uyanmadı. Bizi oyalayarak sürekli yalan söylediler. Narkozu verdiklerinde uyumadığı için ikinci kez narkoz vermişler. Ödem oluştuğunu söyleyip bizi kandırdılar. İki defa entübe edilmiş. Ertesi sabah tomografinin kötü çıktığını söyleyerek bizi Şehir Hastanesine yolladılar. Aslında beyni ölmüş, beyin ölümü gerçekleşmiş halde bizi oraya göndermişler. Sekiz dokuz gün boyunca kızım hiç ayılmadı ve bugün sabah ölüm haberini aldık" şeklinde konuştu. "Kefen parası olarak vermişim" Ameliyat masrafı olarak ödediği 70 bin lirayı aslında kızının kefen parası olarak verdiğini vurgulayan Kanak, "Ben kızımı ne zorluklarla 23 yaşına kadar getirdim. Böyle öldüreceklerini bilsem ayaklarımı kırar, yine de oraya götürmezdim. Çiğli’deki o özel hastaneden ve ameliyatı yapan doktorlardan şikayetçiyim. Benim ciğerim yandı, başka annelerin ciğeri yanmasın. O hastane kapansın ve bu doktorlar mesleklerini bıraksın. O süreçte bize o kadar zulmedildi ki acıdan fenalaşıp acile gittiğimde benden para istediler, üstümde nakit olmadığı için bir dil altı hapı bile vermediler. Adaletin yerini bulmasını istiyorum" ifadelerini kullandı. "Uzun süre içeride kalması normal değildi" Kızının burun estetiği ameliyatı için büyük bir hevesle ve hiçbir sağlık engeli bulunmadan hastaneye başvurduğunu belirten acılı baba İbrahim Öncü, "Hatice, ameliyat günü sabahı son derece sağlıklıydı, evde şakalaşarak hazırlandı ve o özel hastaneye adeta koşarak gitti. Gerekli tüm tetkikleri ve tahlilleri yapıldı, her şeyin yolunda olduğu bizzat doktorlar tarafından söylendi ve biz de onu dualarla ameliyathaneye uğurladık. Basit bir estetik operasyon olacağı, çok kısa bir süre içinde odasına alınacağı belirtilmişti ancak biz kapıda beklerken saatler ilerledi, diğer hastalar birer birer çıkmasına rağmen Hatice’den bir türlü haber gelmedi. İçimizde tarif edilemez bir korku oluşmaya başladı çünkü sıradan bir işlem için bu kadar uzun süre içeride kalması normal değildi" şeklinde konuştu. "Sapasağlam ellerimle teslim ettiğim hastaneden cansız bedenini çıkardık" Operasyon sırasında yaşanan aksaklıklar neticesinde kızının entübe edilerek sevk edildiği hastanede yaşamını yitirdiğini vurgulayan baba Öncü, "Ameliyatın üzerinden saatler geçtikten sonra doktorlar yanımıza gelerek kızımın bir komplikasyon nedeniyle uyandırılamadığını, durumun ciddiyetini koruduğunu ve mecburen cihazlara bağlandığını haber verdiler. O andan itibaren büyük bir panik ve çaresizlik içine düştük, bulunduğumuz özel hastanenin teknik imkanları yetersiz kaldığı için kızım acilen tam teşekküllü ve daha donanımlı başka bir hastaneye nakledildi. Oradaki yoğun bakım sürecinde hekimlerin tüm çabalarına ve müdahalelerine rağmen ne yazık ki Hatice’nin vefat haberini aldık; evladımı sapasağlam ellerimle teslim ettiğim o hastaneden maalesef cansız bedenini çıkarmak zorunda kaldık." dedi.
30 Nisan 2026 Perşembe - 20:06 İzmir’de 7 yaşındaki çocuğu istismar eden sabıkalı sanığa önce ceza sonra tahliye İzmir’in Buca ilçesinde 7 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu suçlamasıyla yargılanan ve daha önceden de benzer suçlardan sabıkası bulunan şahıs, hapis cezasına çarptırılmasına rağmen tahliye edildi. Olay, 2 Ağustos 2025 tarihinde İzmir’in Buca ilçesi Belenbaşı Mahallesi’nde bulunan bir kafede meydana geldi. İddiaya göre, 7 yaşındaki E.G., annesi Ö.G. tarafından su alması için söz konusu işletmeye gönderildi. İşletmede bulunan S.Ç. (36), küçük kızı "Kasaya gel" diyerek karanlık bir bölüme çağırdı. Çocuğu burada alıkoyarak cinsel istismarda bulunan şüpheli, küçük kıza "Annene söyleme" diyerek baskı kurdu. Olayın ardından korkuyla annesinin yanına koşan küçük E.G.’nin durumu anlatması üzerine aile hemen jandarmaya başvurdu. Kamera kayıtları sanığı yalanladı Olayın ardından başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan S.Ç., suçlamaları reddederek çocuğun kendisine sarıldığını iddia etti. Ancak Buca İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından incelenen güvenlik kamerası kayıtları, gerçeği gözler önüne serdi. Görüntülerde, şüpheli S.Ç.’nin küçük kızı karanlık ve dışarıdan görülmeyen bir alana çektiği, yaklaşık 2 dakika sonra küçük kızın bu alandan koşarak uzaklaştığı tespit edildi. Elde edilen deliller ve adli görüşme raporları doğrultusunda S.Ç., 5 Ağustos 2025’te tutuklanarak cezaevine gönderildi. Hem istismardan hem uyuşturucudan sabıkalı çıktı Hazırlanan iddianamede, sanık S.Ç.’nin ’On İki Yaşından Küçük Mağdurların Cinsel İstismarı’ ve ’Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma’ suçlarından cezalandırılması talep edildi. Soruşturma aşamasında, S.Ç.’nin daha önceden de çocuk istismarı ve uyuşturucu madde kullanımından sabıka kaydı bulunduğu ortaya çıktı. Mahkemede gözyaşı döktü, tahliye oldu Bugün İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında mahkeme heyeti, savunma yaparken ağlayan ve "Çok pişmanım" dediği öğrenilen tutuklu sanık S.Ç. hakkında ’Çocuğun Cinsel İstismarı’ suçundan 5 yıl hapis cezası verilirken, ’Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma’ suçundan ise beraat kararı verildi. Mahkeme heyeti, sanığa ceza vermesine rağmen şoke edici bir kararla S.Ç.’nin tahliyesine hükmetti. Duruşmanın ardından sivil toplum kuruluşu temsilcileri, tahliye kararına tepki göstererek, "Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesi’ne itirazlarda bulunacağız. İşimiz sonuna kadar devam edecek" dedi. Ailenin, sabıkalı sanığın tahliyesine itiraz ederek kararı İstinaf Mahkemesi’ne taşıyacakları öğrenildi. Olayla ilgili hukuki süreç devam ediyor.
Belediyenin imar cezasına yargı freni
18 Aralık 2025 Perşembe - 12:26 Belediyenin imar cezasına yargı freni İzmir’de gecekondusuna eklenti yaptığı için imar kirliliği suçundan adli ceza alan vatandaşın, belediye tarafından kesilen 980 bin TL’lik idari para cezası mahkemece iptal edildi. Kararda, aynı eylemden dolayı hem adli hem de idari para cezası verilemeyeceği vurgulanarak binlerce vatandaş için emsal niteliğinde bir karara imza atıldı. Karabağlar’da yaşayan K.F. isimli vatandaşın mevcut konutuna eklenti yapmasıyla başladı. Karabağlar Belediyesi, encümen kararıyla Bozyaka semtinde bulunan söz konusu yapı için yıkım kararı alırken aynı zamanda 980 bin TL tutarında idari para cezası kesti ve savcılığa suç duyurusunda bulundu. Mahkeme tarafından da vatandaş hakkında verilen hapis cezası para cezasına dönüştürüldü. Vatandaşın avukatı Mehmet Harun Elçi aracılığıyla idare mahkemesine açtığı davada ise mahkeme, evrensel hukuk ilkesi olan ’aynı fiilden dolayı iki kez ceza verilemez’ (Non Bis In Idem) kuralına dayanarak, belediyenin kestiği para cezasını iptal etti. "Aynı eylemden iki kez ceza olmaz" Kararı değerlendiren Avukat Mehmet Harun Elçi, bu kararın binlerce vatandaş için emsal niteliğinde olduğunu vurguladı. Elçi, şu ifadeleri kullandı: "Evrensel bir hukuk ilkesi olan ’non bis in idem’ gereğince, aynı eylemden ötürü iki kez cezalandırma olmaz. Türk Ceza Kanunu (TCK) madde 184 kapsamında imar kirliliğine neden olmaktan ceza alan bir kişiye, idari yoldan ayrıca ağır para cezaları kesilmesi hukuka aykırıdır. Mahkemeler, bu tür çifte cezalandırmaları iptal etmektedir." "Dava açmaktan çekinmeyin" Elçi, "Kaçak yapı yapanların tamamı rant peşinde koşan kişiler değildir" dedi. Özellikle dar gelirli vatandaşların yüz binlerce liralık cezalarla mağdur edildiğini belirten Avukat Elçi, belediyeden encümen kararı tebliğ alan vatandaşların hukuki yollara başvurmasını önerdi. Elçi, "Vatandaşlarımızın bilinçli olmalarını, kendilerine tebliğ edilen encümen kararlarına karşı idare mahkemelerinde iptal davası açmalarını öneriyorum. Aldığımız bu emsal karar, vatandaşların çifte cezalarla mağdur edilmesinin önüne geçen, hukuk devletini güçlendiren bir karardır" diye konuştu.
Elektrikli otomobilin yakınına yıldırım düştü, milyonluk araç ’hurda’ oldu
18 Aralık 2025 Perşembe - 11:54 Elektrikli otomobilin yakınına yıldırım düştü, milyonluk araç ’hurda’ oldu Yoldaki trafoya düşen yıldırım nedeniyle son model elektrikli otomobil, teknoloji harikasından "bilmeceye" dönüştü. Arızayı çözemeyen servisin araç fiyatı kadar masraf çıkarması, arızanın giderileceğinin de garantisini vermemesi üzerine İzmirli yüksek mühendis, dünya otomotiv devi markaya karşı hukuk savaşı başlattı. Olay geçtiğimiz mayıs ayında Ankara’da meydana geldi. İzmirli Yüksek Ziraat Mühendisi Ersel Şengel, meslektaşı Dr. Hüseyin Akdemir ile birlikte 2024 model Peugeot 3008 elektrikli otomobiliyle Nevşehir’deki bir sempozyuma gitmek üzere yola çıktı. Ankara girişinde yoğun sağanak yağış altında ilerleyen ikili, yol kenarındaki trafoya yıldırım düşmesiyle sarsıldı. Aracın lastiklerinin patladığını düşünen Şengel, otomobili güvenli bir bölgeye çekti. Ancak araç durduktan sonra kendisini tamamen kilitledi ve bir daha çalışmadı. Yol yardım aracılığıyla otomobilini yetkili servise çektiren Şengel, burada ikinci bir şok yaşadı. İddiaya göre servis çalışanları aracın arızasını tespit edemediği gibi, yurt dışından istenecek yedek parçaların maliyetinin kullanıcı tarafından karşılanması gerektiğini belirtti. Parça fiyatlarının araç fiyatına yaklaştığını ifade eden Şengel, üstelik bu parçalar gelse dahi aracın tamir edileceğine dair kesin bir garanti verilmediğini vurguladı. Yaşanan bu tıkanıklık üzerine Şengel, avukatı aracılığıyla dünya devi otomobil markası hakkında suç duyurusunda bulunarak hukuk mücadelesi başlattı. "Arızayı tespit edemediler" Olay anını anlatan Ersel Şengel, "Yağmurlu ve gök gürültülü bir havaydı. Yan tarafta bulunan trafoya yıldırım düştü. Ya oradan seken ya da bilemiyorum, bir saniyenin bile altında bir anda bizim aracımıza da isabet etti. Araç birden kendini kilitledi. Aracı da hocam kullanıyordu" dedi. Yaşanan durumun ardından yol yardımı aradıklarını belirten Şengel, "Yol yardım çağırdık ve aracı servise götürdük. O tarihten bu yana da elektrikli bir araç olmasına ve teknolojisi yeni olmasına rağmen, aracı aldığımız firma maalesef hiçbir şekilde bize yardımcı olmadı. Arızayı tespit edemediler" diye konuştu. Yetkili servisin, arızanın tespiti için tüm yedek parçaların baştan satın alınmasını talep ettiğini ifade eden Şengel, "Bu parçaların bozuk olup olmadığına dair kendilerinin de bir fikri yoktu. Halbuki yurt dışından bu araçları getiriyorlarsa, yedek parçaları bulundurmak, teknik personeli ve servis ekiplerini bu konuda yetiştirmekle mükellefler" şeklinde konuştu. "Araç üretici firma garantisinde" Çok ciddi bir tehlike atlattıklarını vurgulayan Şengel, "Araç aniden durabilirdi. Pili daha dolu olsaydı çok daha farklı ve ciddi sıkıntılar oluşturabilirdi. Aracın arızasını tespit edememeleri konusunda servis de bizimle hemfikir. Nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. Deneme yanılma yoluyla çözmeye çalışıyorlar ama bu deneme yanılma ile çözülecek bir iş değil. Çünkü bu araç üretici firma garantisinde. Üretici firma garantisinde olan bir üründe hangi parçanın arızalı olduğunu tespit etmek ve yedeklerini bulundurmak zorundalar" ifadelerini kullandı. Yaşanan mağduriyet nedeniyle hukuki yollara başvurduklarını belirten Şengel, "Biz de bu gerekçelerle dava açtık. Aracı ocak ayı sonunda teslim aldık, sadece 2,5-3 ay kullandık. Mayıs ayının başında da bu olay başımıza geldi. Araç şu an Ankara’da serviste. Aracı kullanamıyoruz. Buna rağmen taksitlerini hala ödüyoruz" diyerek yaşadığı mağduriyeti dile getirdi. "O an öleceğiz diye düşündüm" Olay anında aracı kullanan Şengel’in arkadaşı Dr. Hüseyin Akdemir de olay anını anlattı ve yaşadıkları korku dolu anları paylaştı. Akdemir, "Yağmurlu bir havaydı. Ankara’ya girerken hızımız da çok yavaştı, 30-40 kilometre civarında gidiyorduk. Bir tarafta yağmur, bir tarafta şimşek çakıyordu. Kenara çekip durmayı düşünüyorduk. Hemen yol kenarındaki bir trafoda şimşek çaktı. Gök gürültüsüyle birlikte yıldırımın düştüğünü gözlerimle gördüm. O düşen yıldırım bizim aracın etrafında döndü. Ersel’e ’yıldırım düştü’ diye bağırdım. Yıldırımın elektrik akımı geçince sanki arabanın tekerlekleri patladı zannettim. Araba tak tak tak diye ses çıkardı. Ersel ’lastikler patladı, araba yanıyor’ dedi. O an ’öleceğiz’ diye düşündüm" ifadelerini kullandı. Akdemir, yaşanan panik anında aracı güçlükle yol kenarına çektiğini belirterek, "Anında bir refleksle aracı sağa çekmeye çalıştım. 10-15 metre sonra küçük bir giriş, patika bir yol buldum ve zorla yanaştım. Araç orada durdu ve stop etti" dedi. Araç çalışmadı, bagajda yanık izleri vardı Araçtan hemen inemediklerini ve bunun hayati önem taşıdığını belirten Akdemir, "Yağmurdan dolayı hemen inemedik, iyi ki de inmemişiz. Elektrik mühendisleriyle, otomotivcilerle görüştüm. Eğer anında inseydik elektriği tamamlayacağımızı ve kül olacağımızı, cam açık olsaydı yıldırımın camdan içeri girip bizi öldürebileceğini söylediler" dedi. Olaydan birkaç dakika sonra araçtan indiklerini ifade eden Akdemir, "Aradan 3-4 dakika geçti. Aşağı indik, baktık lastikler sağlam sapasağlam. Ama araç çalışmıyordu, kendini kilitlemişti. Arka bagajı da açamadık. Bagajın olduğu yerde oksijen kanalı yakılmış gibi görüntüler vardı. Sanki bıçakla kesilmiş gibiydi. Çok büyük bir badire atlattık" diye konuştu. Akdemir, yaşadıkları olayı vurgulayarak, "Şu anda ikimiz de, çok sevgili dostum Ersel’le tesadüfen yaşıyoruz. Sanki ikinci baharımızı yaşıyoruz" dedi. "Eğitim amaçlı incelenmeli" Aracın arızasının bulunmaması nedeniyle markanın bu aracı eğitim amacıyla incelmesi gerektiğini savunan Dr. Özdemir şu ifadelere yer verdi: "Söz konusu araçta Faraday kafesinin bizi korumadığını düşünüyorum. Bilimsel olarak konuştuğum kişiler de bunu söylüyor. Bu araçta teknik bir arıza ve teknik bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Önümüzde ve arkamızda araçlar vardı, onlara hiçbir şey olmadı. Bizi aracımız korumadı. Arkadaşım aracı yeni almıştı, 7 aydır araç yok. Arıza tespiti yapılamadı. Uluslararası bir otomotiv sektöründe böyle sahipsiz kalmak insana dokunuyor. Bu marka hâlâ satmaya devam ediyor. Bence bu aracı alıp Fransa’ya götürmeleri lazım. Eğitim amaçlı incelenmeli, ’acaba ne oluyor’ diye bakılmalı. Çünkü böyle bir görüntüye daha önce hiç rastlanmadı."
Her emekli çalışanın aylığı kesilmiyor
18 Aralık 2025 Perşembe - 11:05 Her emekli çalışanın aylığı kesilmiyor Sosyal Güvenlik Uzmanı Yavuz Kurt, emekli olup sigortalı bir işte çalışmaya başlayan herkesin aylığının kesilmeyeceğini belirtti. Bu konuda toplumu yanıltan beyan ve haberlerin emeklileri tedirgin ettiğini, kayıt dışı çalışmaya yönelttiğini belirten Kurt, burada emeklinin ilk sigortalı olduğu tarihin, sigorta statüsünün ve emeklilik sonrası kamu kurumlarında çalışılıp çalışılmadığının belirleyici olduğuna vurgu yaptı. Hangi emekliler aylığı kesilmeden çalışabiliyor Yavuz Kurt, 01 Ekim 2008 tarihinden önce ilk defa SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı, banka, oda veya borsa sandıkları kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanların, yine bu tarihten önce malullük, yaşlılık veya emekli aylığı bağlananların aylıkları kesilmeden 4/1-a (SSK) kapsamında çalışabileceklerini, bu kişilerin sosyal güvenlik destek primi ödemek suretiyle çalışırken, emekli aylıklarını da hiçbir kesinti olmaksızın almaya devam edebileceklerini söyledi. BAĞ-KUR emeklisine kesinti yok Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emekli olduktan sonra Bağ-Kur kapsamında çalışanların emekli aylıklarından aylığın yüzde 15’i oranında sosyal güvenlik destek primi (SGDP) kesilmekteydi. 1999 yılından itibaren uygulanan bu kesinti 2016 yılı Ocak ayında kabul edilen 6663 sayılı kanunla sona erdirildi ve 2016 Şubat ayından itibaren emekli olduktan sonra Bağ-Kur (4/1-b sigortalılığı) kapsamında çalışanlardan kesilen yüzde 15 oranındaki sosyal güvenlik destek primi uygulaması ortadan kaldırıldı. Emekli olup devlet kurumlarında çalışanlar dikkat Yavuz Kurt özellikle herhangi bir statüden emekli olduktan sonra kamu kurumlarında, belediyelerde ve il özel idarelerinde çalışanları emekli aylıklarının kesileceği ve ancak tüm sigorta kollarına tabi olarak çalışabilecekleri yönünde uyardı. Yavuz Kurt, şu açıklamayı yaptı: "Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar, bakanlıklar, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, bunlar tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, KİT’ler, bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin yüzde 50’sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalışırlarsa emekli aylıkları kesilir. Bu çalışmaları sonlandığında ise emekli aylıkları izleyen ay başından itibaren yeniden bağlanır. Bu noktada bazı istisnalarda bulunuyor. 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddesi 3’üncü fıkrasında sayılan bu istisnalara göre Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri aylıkları kesilmeksizin bu görevleri ifa edebiliyorlar. Çalıştığında aylığı kesilecek olan emekliler kimler Halen yürürlükte olan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 01 Ekim 2008 günü ve bu tarihten sonra ilk defa sigortalı olan kişiler yaşlılık (emeklilik) aylığı bağlandıktan sonra Bağ-Kur statüsündeki çalışmaları hariç olmak üzere 4/1-a (SSK) statüsünde veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başladıklarında yaşlılık aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilecektir. Bu kişiler tüm sigorta kollarına tabi olarak çalışabilecek ve çalıştıkları süre zarfında kendilerinden tüm sigorta kolları primleri alınacaktır. Yaşlılık aylığı kesilenler, işten ayrılarak yeniden yaşlılık aylığı bağlanması için yazılı istekte bulunduklarında veya emekliye sevk edildiklerinde, yazılı istek tarihini veya görevlerinden ayrıldıkları tarihi takip eden ödeme döneminden itibaren yeniden yaşlılık aylığı hesaplanarak bağlanacaktır. Maluliyet aylığı alanlar çalışabilirler mi Malûllük aylığı almakta iken Türkiye’de veya yabancı bir ülkede sosyal güvenlik kapsamında çalışmaya başlayanların aylıkları, sigorta başlangıç tarihleri ne olursa olsun çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir ve bu kişilerden de tüm sigorta kolları primleri alınır. Bunlardan işten ayrılarak yeniden malûllük aylığı bağlanması için yazılı istekte bulunan ya da emekliye ayrılan veya sevk edilenlere; kontrol muayenesine tabi tutulmak ve ilk aylığına esas malûllüğünün devam ettiği sağlık raporu ve SGK Sağlık Kurulu onayı ile anlaşılmak kaydıyla yeniden aylık bağlanır."
İzmir’den İspanya’ya uzanan ‘eğitim’ köprüsü
18 Aralık 2025 Perşembe - 10:30 İzmir’den İspanya’ya uzanan ‘eğitim’ köprüsü İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ), uluslararası alandaki iş birliklerine bir yenisini daha ekleyerek İspanya merkezli Cervantes Enstitüsü ile protokol imzaladı. Öğrencilere yeni eğitim fırsatlarının sunulması, iki ülkenin kültürünü yansıtacak ortak sanatsal ve akademik etkinliklerin düzenlenmesi hedefiyle yapılan anlaşmaya, İEÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu ve İstanbul Cervantes Enstitüsü Müdürü Fernando Martinez Vara de Rey imza attı. Protokol kapsamında, akademisyenlerin ve öğrencilerin kişisel gelişimlerini hızlandırmak amacıyla stratejik çalışmalar yapılarak yol haritası belirlenecek. İspanya’daki üniversitelerle iş birliği ve diyaloğun artırılması için girişimlerde bulunulacak. İspanyolca dil sınavlarında (DELE) alınacak sertifikaları artırmaya yönelik ortak çalışmalar gerçekleştirilecek. Bilimin yanı sıra kültürel anlamda da karşılıklı olarak sergi, panel ve söyleşi gibi etkinlikler düzenlenerek Türk ve İspanyol kültürünün daha geniş kesimlere ulaşması hedeflenecek. İmza törenine geniş katılım İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen protokol imza törenine; İspanya Ankara Büyükelçisi Cristina Latorre Sancho, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve İEÜ Mütevelli Heyet Üyesi Emre Kızılgüneşler, İspanya Ankara Büyükelçiliği Eğitim Programları Direktörü D. Gilberto Terente Fernndez, İspanya İzmir Fahri Konsolosu Muharrem Hilmi Kayhan, İEÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Efe Biresselioğlu, Uluslararası İlişkiler Ofisi Müdürü Hülya İncekara, Yabancı Diller Yüksekokulu Müdür Yardımcı Özge Coşkun Aysal, Uluslararası İlişkiler Temsilcisi Mehmet Şenbağcı, İspanyol Dili Koordinatörü Dilek Amet ve İspanyolca öğretim görevlileri de katıldı. "Akademik üretim artacak" Törende konuşan İEÜ Rektörü Prof. Dr. Abacıoğlu, üniversite olarak öğrencileri ve akademisyenleri küresel dünyanın dinamiklerine en iyi şekilde hazırlamak için çalıştıklarını söyleyerek, "Dünyaca saygın kültür ve dil kurumlarından biri olan Cervantes Enstitüsü ile imzaladığımız iş birliği protokolü, üniversitemizin uluslararasılaşma vizyonu açısından son derece değerli ve stratejik bir adım. Bu protokol sayesinde öğrencilerimize sadece yeni bir yabancı dil öğrenme fırsatı sunmakla kalmıyor; aynı zamanda farklı kültürleri tanıma, uluslararası akademik ve kültürel ağlara dahil olma imkânı da sağlıyoruz. Akademisyenlerimiz açısından da bu iş birliği, İspanya’daki üniversiteler ve akademik çevrelerle daha güçlü ilişkiler kurma, ortak projeler geliştirme açısından önemli fırsatlar sunacak" diye konuştu. "Çok kültürlü bakış açısı kazanacaklar" Prof. Dr. Abacıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Üniversiteler, aynı zamanda kültürler arasında köprü kuran kurumlardır. Cervantes Enstitüsü ile birlikte hayata geçireceğimiz sergi, panel ve söyleşi gibi kültürel etkinlikler sayesinde öğrencilerimizin çok kültürlü bir bakış açısı kazanmasına katkıda bulunacağız. Öğrencilerimizi dünyaya açan, onları uluslararası düzeyde rekabetçi ve donanımlı bireyler haline getiren iş birliklerini artırarak sürdüreceğiz. Cervantes Enstitüsü ile başlattığımız bu değerli ortaklığın, üniversitemiz için uzun vadeli ve kalıcı kazanımlar sağlayacağına yürekten inanıyorum." "İzmir, özel bir yere sahip" İstanbul Cervantes Enstitüsü Müdürü Fernando Martinez Vara de Rey, İEÜ ile imzalanan protokolden büyük mutluluk duyduklarını ifade ederek, bu güçlü akademik ve kültürel bağın kendileri için çok kıymetli olduğunu söyledi. Vara de Rey, "İzmir; zengin tarihi, kültürel çeşitliliği ve dinamik genç nüfusuyla her zaman özel bir yere sahip. İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin vizyonu ve uluslararasılaşmaya verdiği önem, bu iş birliğini daha da anlamlı hale getiriyor. Bu anlaşma sayesinde Türk ve İspanyol kültürlerini, gençler aracılığıyla birbirine daha da yakınlaştıracağımıza inanıyorum. Öğrencilerin dil öğrenimi, kültürel etkileşimi ve uluslararası deneyim kazanmaları için etkili adımlar atacağız. Bu protokolün uzun soluklu ve verimli olmasını; her iki ülke için de güzel sonuçlar doğurmasını diliyorum" ifadelerini kullandı.
"Çameli pelemiri" bitki literatürüne kazandırıldı
18 Aralık 2025 Perşembe - 10:17 "Çameli pelemiri" bitki literatürüne kazandırıldı Emekli Fen Bilgisi Öğretmeni Rıfat Özdemir’in doğa yürüyüşü sırasında dikkatini çeken pelemir bitkisinin yeni bir tür olduğu ortaya çıktı. Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi ve Herbaryum Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Yıldırım ve ekibinin değerlendirmeleri sonucunda bitkiye, "Cephalaria cameliensis", Türkçe olarak da "Çameli pelemiri" ismi verildi. Türkiye florası, bilim insanlarının yürüttüğü dikkatli arazi ve laboratuvar çalışmaları sayesinde her yıl yeni türlerle zenginleşmeye devam ediyor. Bu keşiflerin en yenisi, Denizli’nin doğaya saygısıyla bilinen sakin ilçesi Çameli’den geldi. Yaklaşık iki yıldır süren Biyoçeşitlilik Envanteri çalışmaları sırasında fark edilen ve detaylı incelemeleri tamamlanan bitki, Cephalaria cameliensis adıyla bilim dünyasına tanıtıldı. Bitkinin keşif sürecini anlatan Prof. Dr. Hasan Yıldırım, "Yeni tür ilk olarak, bölgenin doğasını yakından takip eden ve arazi gözlemleriyle çalışmalara değerli katkılar sunan emekli öğretmen Rıfat Özdemir tarafından fark edildi. Ardından Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünden Prof. Dr. Ramazan Süleyman Göktürk ile birlikte yürüttüğümüz kapsamlı morfolojik değerlendirmeler, bitkinin mevcut türlerle örtüşmediğini ortaya koydu. Türün yakın akrabalarından ayrıldığı noktaları moleküler düzeyde netleştiren ISSR analizleri ise Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ergun Kaya tarafından titizlikle gerçekleştirildi. Bilimsel çalışmanın tamamlanmasıyla birlikte türün bilim için tamamen yeni olduğu kanıtlandı ve makale, taksonomi alanının saygın dergilerinden Phytotaxa’da yayımlanarak uluslararası literatüre girdi" dedi. "Tür, yoğun otlatma baskısı nedeniyle tehlikede" Prof. Dr. Yıldırım, "Araştırma sonuçlarına göre Cephalaria cameliensis, yalnızca Denizli-Çameli ve Muğla-Fethiye arasında yer alan dar bir coğrafyada, 1350-1850 metre arasındaki habitatlarda yayılış gösteriyor. Türün genel görünümü, yaprak yapısı ve çiçek özellikleri; Cephalaria saldaensis, Cephalaria dirmilensis ve Cephalaria lycica gibi yakın türlerden belirgin farklar taşıyor. Moleküler analizler de bu ayrımı güçlü şekilde destekleyerek türün bağımsız bir takson olduğunu doğruladı. Türün yaşam alanının sınırlı olması ve bölgede gözlenen yoğun otlatma baskısı nedeniyle, Cephalaria cameliensis’in IUCN kriterlerine göre ‘Tehlikede (EN)’ kategorisinde değerlendirilmesini öneriyoruz" diye konuştu. "Ülkemiz bu bitki için önemli bir merkez" Türün dünyadaki dağılımına değinen Prof. Dr. Yıldırım, "Cephalaria cinsi dünya genelinde yaklaşık 100 tür ile temsil edilen, Akdeniz Havzası’ndan Orta Asya’ya ve Güney Afrika’nın Cape bölgesine kadar uzanan geniş bir yayılışa sahip bir gruptur. Türkiye ise bu cins için önemli bir çeşitlenme merkezi olup, yakın dönem çalışmalarla birlikte en az 47 türün varlığı kesin olarak ortaya konmuştur; bu türlerin neredeyse yarısı endemiktir. Son tanımlanan Cephalaria cameliensis ve Cephalaria dumanii türlerinin de eklenmesiyle Türkiye’deki toplam Cephalaria tür sayısı 49’a yükselmiş, böylece ülkemizdeki endemik Cephalaria türlerinin sayısı da 25’e ulaşmıştır. Bu artış, Anadolu’nun cins içindeki küresel önemi ve yüksek endemizm oranını daha da belirgin hâle getirmektedir" dedi. Prof. Dr. Yıldırım, "Çameli, doğasını korumayı bilen, misafirperver insanlarıyla her zaman yanımızda olan özel bir ilçe. Bu keşif, hem Anadolu’nun eşsiz ekolojik mirasını hem de yerel halkın duyarlılığının bilime nasıl katkı sağlayabileceğini bir kez daha gösterdi. Çalışmamızın gerçekleşmesinde sundukları desteklerden ötürü Çameli Belediyesine ve Belediye Başkanı Cengiz Arslan’a teşekkür ediyoruz. Doğanın saklı güzelliklerini gün yüzüne çıkaran bu tür keşiflerin artması, Anadolu biyotasının henüz keşfedilmeyi bekleyen zenginliğini gözler önüne seriyor" diye konuştu.
AK Partili Yıldız’dan İzmir Şehir Tiyatroları eleştirisi: "Bir oyuna 4 milyon lirayı aşan harcama yapıldı"
18 Aralık 2025 Perşembe - 09:31 AK Partili Yıldız’dan İzmir Şehir Tiyatroları eleştirisi: "Bir oyuna 4 milyon lirayı aşan harcama yapıldı" İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AK Parti Grup Başkan Vekili Hakan Yıldız, İzmir Şehir Tiyatroları’nın yönetim şekli, Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü’nün açıklamaları ve "Cadı Kazanı" oyunu için yapılan harcamalara ilişkin eleştirilerde bulundu. Yıldız, belediyenin mali zorluklar yaşadığı bir süreçte tek bir oyun prodüksiyonu için 4 milyon liranın üzerinde bütçe ayrılmasının doğru olmadığını vurguladı. İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AK Parti Grup Başkan Vekili Hakan Yıldız, Şehir Tiyatroları’nın kuruluş amacından saptığını ve sanatsal özerkliğin idari kararlarla zedelendiğini belirterek mevcut yönetime tepki gösterdi. Belediyenin içinde bulunduğu ekonomik tabloya dikkat çeken Yıldız, kadrolu sanatçıların değerlendirilmesi yerine dışarıdan yüksek maliyetli hizmet alımları yapılmasını eleştirdi. İzmir Şehir Tiyatrosu’nun 2021 yılında AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin oy birliğiyle aldığı kararla kurulduğunu aktaran Yıldız, "Ana amacımız, İstanbul’daki Şehir Tiyatroları gibi İzmir’de 1950’lerde başlayıp yarım kalan bu hikayeyi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin de bizzat desteğiyle hayata geçirmekti. O dönemde Yücel Erten Genel Sanat Yönetmeniydi. Yapılan sınav sistemini eleştirdim; bu konuda birtakım sıkıntılar yaşandı ve insanlar mahkemeye gitti. Eleştirilerimizin haklı olduğu da ortaya çıktı. Ancak sanatsal içerik bakımından hiçbir zaman bir eleştiri getirmedik. O dönemde özerk bir yönetmelik de hazırlanmıştı ve ben hukuk komisyonundaydım. Bu yönetmeliğe de oy birliğiyle onay verdik. Sanat kurulunun seçtiği eserler noktasında, tamamen sanatçıların belirlediği bir alanı destekledik." dedi. Yıldız: "Toplumun hassasiyetleriyle ve manevi değerleriyle oynamaktır" İlerleyen yıllarda, İzmir Büyükşehir Belediye başkanı Cemil Tugay döneminde Yücel Erten ile şık olmayan bir şekilde bir yol ayrımına gidildiğini belirten Yıldız, "Ardından Levent Üzümcü’nün de içinde olduğu yeni bir yapılanma oluşturuldu ve bu süreçte yeni bir yönetmelik getirildi. Bu yönetmelik, sanatsal özerkliği tamamen ortadan kaldıran, idareye bağlı ve iki kişinin inisiyatifine dayanan bir yapıya dönüştü. Biz bunu da eleştirdik ancak bu eleştirilerimiz pek anlamlandırılmadı. Levent Bey’in ortaya koyduğu sanat faaliyetlerini ve eserleri tartışmak yerine, maalesef sosyal medya paylaşımları ön plana çıktı. Sosyal medya hesabı üzerinden beni çok üzen ve yaralayan bir savaş gemisiyle ilgili attığı ‘Koşun, kıbleniz geldi’ şeklindeki paylaşımı, toplumun hassasiyetleriyle ve manevi değerleriyle oynamaktır. Bu son derece yanlıştır. Bunu Büyükşehir Meclisi’nde de dile getirdim. Kendisinin artık bir bürokrat olduğunu, bu kentin bir bürokratı gibi davranması ve yalnızca kendi alanıyla ilgilenmesi gerektiğini ifade ettim. Ancak bunun da böyle olmadığını gördük." ifadelerini kullandı. "Cemil Tugay’ın Levent Üzümcü tarafından yanıltıldığını ortaya koydu" Geçtiğimiz günlerde ‘Cadı Kazanı’ adlı bir oyun sahnelendiğini ve bu oyun üzerinden de eleştirilerini dile getirdiğini kaydeden Yıldız, "Levent Bey’in aldığı maaşın, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri’nden daha fazla olduğunu, aylık yaklaşık 250-260 bin lira civarında bir ücret aldığını ifade ettim. Ayrıca belediyenin içinde bulunduğu mali tablo ortadayken, bu oyuna bağlı bir prodüksiyon yapıldığını söyledim. Cemil Bey, eleştirilerime karşılık dekorun Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı tarafından yapıldığını ve aşırı bir harcama olmadığını ifade etti. Bunun üzerine yazılı bir önerge verdim. Bana verilen yazılı cevap, benim haklı olduğumu ve Cemil Tugay’ın Levent Üzümcü tarafından yanıltıldığını ortaya koydu. Çünkü bu oyuna 3 milyon lira dekor ücreti, 600 bin lira yönetmenlik ücreti, 350 bin lira ışık tasarımı ücreti ödendiği ve diğer giderlerle birlikte toplamda 4 milyon lirayı aşan bir harcama yapıldığı resmi olarak bildirildi." diye ekledi. "Bu büyüklükte harcamaların yapılmasını doğru bulmuyoruz" Yücel Erten döneminde, eleştirilere ve eksiklerine rağmen, 12 oyuna yaklaşık 4,5 milyon lira harcandığını ifade eden Yıldız, sözlerini şu şekilde noktaladı: "Bugün yalnızca bir oyuna bu kadar para harcanmaktadır. Ayrıca Yücel Hoca döneminde 32 kadrolu sanatçı varken, Levent Bey döneminde 20 sanatçı daha alınmış ve toplam 52 kadrolu sanatçıya ulaşılmıştır. Buna rağmen, sözleşmeli ihalelerle dışarıdan yönetmen, yönetmen yardımcısı ve oyuncu getirilmesi yanlıştır. Ödenekli bir tiyatroda eserlerin, kurumun kendi 52 sanatçısı içerisinden çıkarılması gerekir. Bugün işçilerin maaşlarını alamadığı, insanların avans sistemine mahkum edildiği, emekliliğe zorlanıp kıdem ve ihbar tazminatlarının düzenli ödenmediği bir belediye yapısı varken, bu büyüklükte harcamaların yapılmasını doğru bulmuyoruz."
Serdal Adalı: "Transfer ile ilgili tam gaz çalışıyoruz"
17 Aralık 2025 Çarşamba - 17:58 Serdal Adalı: "Transfer ile ilgili tam gaz çalışıyoruz" Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdal Adalı, takımdaki eksikleri gidermek için transfer çalışmalarını tam gaz sürdürdüklerini belirterek, siyah-beyazlı taraftarların endişeye kapılmamasını istedi. Beşiktaş Kulübü ile Dokuz Eylül Üniversitesi arasında yapılan iş birliği anlaşması ve pilot takım protokolü imza töreni Dokuz Eylül Üniversitesi Merkez Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Siyah-beyazlı kulübün başkanı Serdal Adalı, törenin ardından gündeme dair basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. "Türkiye’nin en büyük altyapı tesislerini planladık" Altyapı tesislerine dair önemli planlamalar yaptıklarına değinen Başkan Adalı, "Diğer illerde de bunu devam ettireceğiz. İstanbul’da havaalanı civarında bir arazi talebimiz vardı. Onunla ilgili 1-2 pürüz var. Onlar çözmeye çalışıyoruz. İnşallah pürüzler çözülür. Beşiktaş’a ait, çok daha geniş, Türkiye’nin en büyük altyapı tesislerini planladık. İki ay önce Sancaktepe’deki tesisleri devraldık. Fulya’daki kadın futbol takımımızı Sancaktepe’ye taşıyoruz. Elimizden geldiğince altyapıya özen göstermeye çalışıyoruz. Yatırım yapmaya gayret ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Dikilitaş’ta ilk kazma mayıs ayında vurulur diye düşünüyorum" Adalı, Dikilitaş projesine dair de son bilgileri paylaştı. Siyah-beyazlıların başkanı, "Dikilitaş’ta projeler bitti. Dairelerden görüşler olumlu olarak çıktı. Bir askı süreci var. İki alternatifimiz var: ya bir gelir paylaşımı yapacağız ya da inşaatı biz yapacağız. Onun üstünde çalışıyoruz. Alternatifleri deneyebiliriz. Hoşumuza giderse onu yaparız, hoşumuza gitmezse diğerini yaparız. Herhangi bir aksilik yok. Ocak ayının içinde de bir hareket olacak. Maket hazır. İlk kazma mayıs ayında vurulur diye düşünüyorum ama bu tip ruhsat işlerinde pürüzler çıkabiliyor" şeklinde konuştu. "Bu takıma kötü diyecek adamla tartışırım" Siyah-beyazlı taraftarlara da seslenen Başkan Adalı, transfer konusunda içlerinin rahat olması gerektiğini söyledi. Adalı, "Transfer ile ilgili tam gaz çalışıyoruz. Bu takıma kötü diyecek adamla tartışırım. Bu takım, iyi takım, eksik olabilir. 9 yeni futbolcunun beraber oynadığı bir takımda elbette ki aksilikler, yaşadığımız şanssızlıklar ve kasıtlı şanssızlıkları da bir araya getirdiğinizde, 4 tane bireysel hata olmasaydı şu anda belki bir puan farkla liderdik. Ne olacaktı? Ben çok iyi başkan, Sergen Yalçın da çok iyi hoca mı olacaktı? Futbolun içinde bunlar var. Olmaması için de çalışıyoruz. Devre arasında da bu eksikleri tamamlayacağız. Hiç kimse merak etmesin. Böyle yarım bırakacak bir halimiz yok. En iyisini yapacağız. Taraftarımızın da içi rahat olsun. Bir yere gittiğimiz falan da yok. Bu iş düzelene kadar da çalışacağız" dedi. "Önümüz aydınlık" Beşiktaş’ın borçlarını bitirene kadar gayrimenkul projelerine devam edeceklerinin altını çizen Beşiktaş Başkanı Adalı, "Beşiktaş, Türkiye’de hiçbir kulübün yapmadığı bir işi yapıyor. Bir öğrenci yurdu yapıyor. Futboldaki kötü gidişat maalesef oraları görmenizi engelliyor. Beşiktaş camiası Türkiye’de bugüne kadar hiçbir camianın yapamadığı bir işi yapıyor. Şişli’de 16 bin metrekare civarında bir yurt yapıyoruz. İnşallah orada da iyi öğrenciler yetişir. Ülkemize, milletimize hayırlı öğrenciler yetişir. Arazi çalışmalarımız var. Ama sırayla gitmek istiyoruz. İlk önce Dikilitaş’ı bir başlatıp, ekonomik olarak rahatladıktan sonra devamını da getireceğiz. Bu borçlar sıfırlanana kadar da bir inşaat şirketi gibi, bir gayrimenkul şirketi gibi çalışacağız. Nasıl ki rakiplerimiz çalışıyorsa o şekilde yürüyeceğiz. Önümüz aydınlık. Başladığımızda camianın morali bozukken daha da bozmak istemedim. Maalesef tünelin ucunda ışık yoktu. Beşiktaş adına şimdi ben o ışığı görüyorum. Karanlıktan çıkarız, tünelden de çıkarız. Hiç kimse de merak etmesin. Zaman alıyor. Bir transfer sezonu geçirdik. 12 futbolcu almışız. Yetişmedi diyorum. ’Nasıl yetişmez?’ diyorlar. Eksik olabilir. Takımımız iyi takım, yine iddiayla söylüyorum. Sonuçlar farklı olsaydı 1-2 puan önde olacaktık, olmadı. Olması için de elimizden gelen ne varsa yapacağız. İnşallah iyi olacak" diye konuştu. "Hataların engellenmesi için yabancı VAR hakem şart" Sahadaki hakem kararlarını minimize etmek için yabancı VAR hakemi getirilmesi gerektiğini sözlerine ekleyen Serdal Adalı, "Bir gerçek var ortada. 150 hakemin devreden çıktığı bir yerde eğer siz geri kalanlarla hepsini yapmaya kalkarsanız maalesef hatalar yapılıyor. Yani kasıtlı yapılıyor, kasıtsız yapılıyor. Bu hataların engellenmesi için yabancı VAR hakem şart. Diğer kulüplerle de görüşüyorum. Hakkımızla kazanmayı isteyen bir camiayız. Hiçbir zaman da kimseden öyle bir hak talep etmedik. Yeter ki bizim hakkımız yenilmesin. Onun için de mücadele edeceğiz" cümlelerine yer verdi.
Beşiktaş Kulübü ile Dokuz Eylül Üniversitesi arasında iş birliği
17 Aralık 2025 Çarşamba - 16:26 Beşiktaş Kulübü ile Dokuz Eylül Üniversitesi arasında iş birliği Beşiktaş Kulübü ile Dokuz Eylül Üniversitesi arasında iş birliği ve pilot takım protokolü imzalandı. Beşiktaş Kulübü ile Dokuz Eylül Üniversitesi arasında yapılan iş birliği anlaşması ve pilot takım protokolü imzalandı. İmza töreni; Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdal Adalı ve Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz’ın katılımlarıyla Dokuz Eylül Üniversitesi Merkez Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. İmzalanan protokol doğrultusunda, Beşiktaş Spor Okulları, Dokuz Eylül Üniversitesi’ne ait Buca Dokuzçeşmeler Spor Salonu, Buca Merkez Yerleşke Futbol Sahası ve Narlıdere Spor Salonu’nda 4-14 yaş arasındaki çocuklara; futbol, basketbol, voleybol ve jimnastik branşlarında teorik ve pratik eğitim verecek. Yetenekli sporcular, pilot takım Dokuz Eylül Üniversitesi Spor Kulübü’nde lisanslı oyuncu olarak ardından Beşiktaş Akademisi’ne kazandırılacak. "Beşiktaş denince akla ’öz kaynak’ gelir" Törende bir konuşma yapan siyah-beyazlı kulübün başkanı Serdal Adalı, "Bugün burada, şanlı tarihimize yeni bir altın sayfa eklerken, Beşiktaş’ımızın önümüzdeki 50 yılına katkı sunacak bir vizyonla attığımız adımı perçinlemenin gururunu yaşıyoruz. Bizler göreve geldiğimizde önemli bir söz verdik; ’Beşiktaş’ı hak ettiği zirveye, her alanda taşıyacağız’ dedik. İşte bugün, bu sözün en somut adımlarından birini daha atıyoruz. Beşiktaşımız ile Dokuz Eylül Üniversitemiz arasındaki bu kıymetli dayanışmayı iş birliği ve pilot takım protokolü ile taçlandırıyoruz. Beşiktaş denince akla ’öz kaynak’ gelir. Ancak dünya değişiyor, biz de futbol endüstrisindeki bu değişime ayak uydurmak değil, yön vermek zorundayız. Bu doğrultuda, Avrupa’da bir ilki gerçekleştirerek, bir spor kulübü ile bir üniversitenin en kapsamlı iş birliğini hayata geçirdik. Beşiktaş olarak Dokuz Eylül Üniversitesi Kooperatifi ile el ele vererek İzmir’de dev bir altyapı hamlesini başlattık ve ’Geleceğin Kartallarını Yetiştirme’ projemizi hayata geçiriyoruz. Bu proje, sıradan bir spor okulu veya bir ticari yapı değildir. Merkez Yerleşkesi’nden Balçova’ya, Buca’dan Dokuzçeşmeler’e kadar üniversitenin dört farklı kampüsünde; futbol, basketbol, voleybol ve jimnastik branşlarında yüzlerce gencimizi eğitiyoruz. Yönetim tamamen İstanbul’daki Hakkı Yeten ve Süleyman Seba merkezlerimizle entegre şekilde sağlanıyor. Yani İzmir’deki yavrumuz, İstanbul’daki evladımızla aynı eğitimi, aynı disiplini alıyor. Balçova Sağlık Yerleşkemizdeki modern salonlarımızdan, merkez yerleşkemizdeki uluslararası standartlara sahip sahalarımıza kadar her detay, Beşiktaş kalitesine yakışır şekilde dizayn edildi. Gerçekten gurur verici. Buradaki amacımız gençlerimize sadece teknik beceri kazandırmak değil; toplumumuza disiplinli, ahlaklı ve özgüvenli bireyler yetiştirmek. Üstelik bu projenin çok kıymetli bir sosyal yönü daha var: Buradan elde edilen gelirle üniversite öğrencilerimize burs fonu oluşturuyoruz. Yani Beşiktaş, sadece sporcu değil, Türkiye’nin aydınlık geleceğini de destekliyor. Yetenekli gençlerimizi ise pilot takımımız Dokuz Eylül Üniversitesi SK üzerinden lisanslayıp, doğrudan Beşiktaş Akademisi’ne kazandıracağız" ifadelerini kullandı. "Dikilitaş, ekonomik bağımsızlığına atacağımız en sağlam temeldir" Başkan Adalı, Dikilitaş projesinin siyah-beyazlı kulübün ekonomik bağımsızlığı için önemli bir temel taşı olduğuna dikkat çekerek, "Tıpkı İzmir’deki bu güzel tesisler gibi İstanbul Sancaktepe’de de toplam 21 dönüm arsa üzerinde iki farklı tesisi de Beşiktaşımıza kazandırmıştık. Bu tesislerimiz, altyapı faaliyetlerinde bizlere önemli avantajlar sağlayacak. Hazırlıkları tamamlanmak üzere olan bu projemizin de kurdelesini çok yakında hep birlikte keseceğiz. Durmuyoruz, hız kesmiyoruz. Yine bunlara benzer şekilde diğer bir projemiz olan; Akatlar’daki çok amaçlı spor tesislerimizi de yeni kapasite alanlarıyla büyütüyoruz. O projemizin mimari ve mühendislik uygulama ihalesine de önümüzdeki hafta start veriyoruz. Bunların yanı sıra kulübümüzün ekonomik geleceği için de yatırımlarımız ve planlamalarımız devam ediyor. Bunlardan bir diğeri Dikilitaş Projesi. Dikilitaş’taki arazimiz üzerine inşa etmeye hazırlandığımız bu yatırım, sadece bir inşaat projesi değil, Beşiktaş’ın ekonomik bağımsızlığına atacağımız en sağlam temeldir. Emlak Konut protokolüyle hayata geçireceğimiz bu proje ile kulübümüzün yıllardır belini büken borç yükünü tamamen sıfırlayacağız. Bu sayede altyapıya, bilime ve spora daha fazla kaynak oluşturan bir Beşiktaş inşa etmenin çabası içerisindeyiz" değerlendirmesinde bulundu. "Yabancı VAR hakemi rasyonel bir gerekliliktir" Yabancı VAR hakemi taleplerinin bir gereklilik olduğunu vurgulayan Serdal Adalı, "Bilimde esas olan ’doğruluk’ ve ’objektiflik’ ilkelerinin, ne yazık ki yeşil sahalarda zaman zaman sekteye uğradığını üzülerek görüyoruz. Sözü uzatmadan, oynadığımız bazı müsabakalarda, futbolun doğasına ve adalet duygusuna ters düşen, teknolojinin imkanlarına rağmen izahı güç olan kararlarla karşılaşmak; sadece Beşiktaş’ın değil, Türk futbolunun marka değeri adına düşündürücüdür. Beşiktaş’ın sahadaki emeğinin, sübjektif yorumlarla gölgelenmesi kabul edebileceğimiz bir durum değildir. Bizim isyanımız bir ayrıcalık talebi değil, sadece adalet ve standart arayışıdır. Hakem kararlarındaki standart sapmaların minimize edilmesi şarttır. Bu nedenle yabancı VAR hakemi talebimiz duygusal bir refleks değil, sistemin güvenilirliğini sağlamak adına rasyonel bir gerekliliktir. Sahadaki sonucu, VAR odasındaki yorumlar değil; sporcuların performansı belirlemelidir. Beşiktaş’ın nezaketi, haksızlıkları kabulleniş olarak algılanmamalıdır. Bizler burada gençlerimiz için bilim ve gelecek üretmeye çabalarken; Beşiktaş’ın haklarını da hukuk ve ciddiyet çerçevesinde, kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.