Yerel Haberler
İzmir
İzmir’de tüp patlaması: 1’i ağır 2 yaralı
22 Ekim 2025 Çarşamba - 14:24 İzmir’de tüp patlaması: 1’i ağır 2 yaralı İzmir’in Bayraklı ilçesinde meydana gelen tüp patlamasında tek katlı bir ev yıkıldı. Patlamanın etkisiyle 1’i ağır 2 kişi yaralandı. Olay, saat 13.00 sıralarında 7190 Sokak’ta bulunan tek katlı bir evde meydana geldi. İddiaya göre, evde tek başına bulunan 75 yaşındaki Mustafa Demir, çay demlemek için ocağı yakmak isterken çakmağın ateşlenmesiyle tüp patladı. Şiddetli patlamanın etkisiyle tek katlı ev çöktü. Patlamayı duyan çevre sakinlerinin ihbarı üzerine olay yerine polis, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Patlama sırasında vücudunda yanıklar oluşan ve göçük altında kalan Demir, mahalledeki vatandaşların yardımıyla bulunduğu yerden çıkarıldı. Ayrıca patlama esnasında evin yan tarafında bulunan iş yerinde çalışan bir vatandaş ise başına isabet eden tuğla parçası nedeniyle hafif şekilde yaralandı. Olay yerinde ilk müdahalesi yapılan yaralılardan Demir, ağır yaralı olarak ambulansla İzmir Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Hafif yaralanan vatandaş ise ayakta tedavi edildi. Olayla ilgili başlatılan soruşturma sürüyor. "Şu anda yoğun bakımda" Patlamanın ardından olay yerine gelen Mustafa Demir’in oğlu Umut Demir, olaydan komşularının kendisini aramasıyla haberdar olduğunu belirterek, "Patlama sesi duymuşlar, bunun üzerine bizi aradılar. Ben iş yerinden çıktım, buraya geldim. Ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Şu anda yetkilileri bekliyorum, oraya gidip inceleme yapacaklar, sonra da buradan ayrılacaklar. Babam yaralıymış. Sanırım ufak tefek yanıkları varmış. Hastaneye kaldırıldı, şu anda yoğun bakımda. Belki de önceden tüpü açık bıraktı. Sonra gelip çay demlemek istemiş olabilir, tüp de bu sırada patlamış olabilir. Ancak kesin bir şey söyleyemiyoruz. Ama içeride bir gaz sıkışması olduğu söylendi. İçeride gaz kokusu da var. Muhtemelen tüp açık unutuldu. Zaten yaşlı bir adam. Bekliyoruz, şimdilik babamdan iyi haber aldık, durumu iyiymiş. Buradaki işlerimizi bitirdikten sonra hastaneye gideceğiz" dedi. Muhtar: "Çay yaparken tüp patlamış" Patlama esnasında bölgeye yakın olduğunu ifade eden Doğançay Mahallesi Muhtarı Arzu Nisa, "Yoldayken, üç tekerli motorum aniden patlamanın şiddetiyle sarsıldı. ’Ne oldu’ dememe kalmadan, bir evden duman çıkmaya başladı. Hemen buraya geldim. O sırada Mustafa amcayı dışarı çıkarıyorlardı. Ortalık yoğun dumanla kaplıydı, her yer çok kötü durumdaydı. Burası tam anlamıyla berbat haldeydi. Duman çıkmaya devam ediyordu. Hemen 112’yi aradım. Mustafa amca yerde yatıyordu. Bilinci açıktı ama durumu oldukça kötüydü. Kanlar içindeydi ve vücudunda ciddi yanıklar vardı. Sonrasında polis ve itfaiye olay yerine ulaştı. Anladığımız kadarıyla çay yaparken tüp patlamış. Çay koymuş kendine ama gaz sıkışması olmuş ve bu da patlamaya neden olmuş" diye konuştu.
Genç Türk bilim insanına uluslararası birincilik
22 Ekim 2025 Çarşamba - 10:48 Genç Türk bilim insanına uluslararası birincilik Yaşar Üniversitesi Mimarlık Programı Doktora öğrencisi Nurefşan Sönmez, tarihi yapılarda günışığı optimizasyonu için geliştirdiği yapay zekâ destekli modeliyle Rusya’da düzenlenen CIE Young Lighting Scientist Contest 2025’te dünya birincisi oldu. Yaşar Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Mimarlık Doktora Programı öğrencisi Nurefşan Sönmez, tarihi yapılarda günışığı iyileştirmelerine yönelik bütünleşik bir optimizasyon modeli geliştirdi. Yapay zekâ sayesinde modelin uygulanma süresini önemli ölçüde kısaltan Sönmez, yurt dışı bursu kapsamında modeli; günışığı stratejilerinin termal konfor ve enerji tüketimine etkilerini de içerecek biçimde genişletti. Model, hem Balıkesir Ayvalık’taki 20. yüzyıl başlarından kalma bir sıra evde hem de Belçika Antwerp’teki 19. yüzyıl sonlarından kalma bir sıra evde test edilerek farklı iklim koşulları ve bina yönetmeliklerine göre karşılaştırıldı. TÜBİTAK tarafından da desteklenen bu kapsamlı çalışma, Nurefşan Sönmez’in yanı sıra danışmanları Doç. Dr. Arzu Cılasun Kunduracı, Prof. Dr. Yonca Erkan ve Dr. Öğr. Üyesi Cemre Uğurlu ile birlikte hazırlandı. Uluslararası Aydınlatma Komisyonu (CIE) tarafından düzenlenen Young Lighting Scientist Contest 2025’e sunulan proje, birinciliğe layık görüldü. Türkiye, Çin, Rusya ve Japonya’dan gelen birçok bilimsel çalışma arasından birinci seçilen makale, aydınlatma alanının saygın yayını Light & Engineering dergisinde yayımlanacak. Ayvalık ve Antwerp’eki binalar karşılaştırıldı TÜBİTAK 2214-A Yurt Dışı Doktora Sırası Araştırma Bursu’nu kazanarak 2024 Eylül - 2025 Eylül arasında Belçika’daki Antwerp Üniversitesi’nde çalışmalarını birleşik doktora öğrencisi olarak sürdüren Sönmez, projesi hakkında şunları söyledi: "Amacımız farklı iklimlere uyarlanabilir bir model geliştirmekti. Bunun için iki yapı seçtik: Akdeniz iklimine uygun bir yapı Balıkesir Ayvalık’tan, ılıman okyanusal iklime uygun bir yapı ise Belçika Antwerp’ten. Antwerp’teki evin çatı katında günışığını iyileştirmeye odaklandım. Çatı pencereleri üzerine çalıştım, şehrin ve Flaman bölgesinin yapı yönetmeliklerini inceledim. Aynı zamanda miras yapıların korunmasına dair yönergeleri öğrendim ve Türkiye ile karşılaştırma yaptım. Araştırmamda şu sorulara odaklandım: Farklı iklim, mimari tasarım ve yapı yönetmeleri tarihi yapıya yapılabilecek günışığı müdahalelerini nasıl etkiler? Antwerp’te uygulanan ne tür günışığı stratejileri Türkiye’de de uyarlanabilir? Ve koruma altında olmayan yapıları da koruma bilinciyle nasıl iyileştirebiliriz? Burada en önemli nokta, günışığı stratejilerinin iklim koşullarına, yapı strüktürüne ve yönetmeliklere uygun olması. Örneğin Belçika’da sıkça kullanılan çatı pencerelerini Türkiye’de uygulamak, iklim farklılıkları ve mimari özellikler nedeniyle zorlayıcı olabiliyor. Günışığını artırırken aşırı ısı kazancı da ortaya çıkabiliyor; bu da konforsuzluk ve enerji kaybına sebep oluyor. Bu yüzden izolasyon kritik bir rol oynuyor. Nitekim Antwerp yönetmeliklerinde enerji verimli cam kullanımı özellikle teşvik ediliyor. Bunun yanında Belçika’da tarihi yapılarda yeşil cepheler oldukça yaygın. Hem estetik bir görünüm sağlıyorlar hem de ısı geçişlerini kontrol ederek gölgeleme işlevi görüyorlar. Türkiye’de de tarihi yapılarda bu tür yeşil bina uygulamalarının yaygınlaştırılabileceğini düşünüyorum. Bu çalışma bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. Ayrıca iki üniversite arasında güçlü bağlar kurulmasına katkı sağladı. Yaşar Üniversitesi’nin Avrupa’daki tanınırlığını da artırdığına inanıyorum." Tarihi yapılarda iklime duyarlı model Proje Danışmanı Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Arzu Cılasun Kunduracı ise "Tarihi yapılardaki restorasyon projelerinde önceliğimiz genellikle iç mekan konforunu sağlamak değil, yapının özgünlüğünü korumak oluyor. Çevresel bileşenlerin ve iklimin dikkate alınmadığı bir yaklaşımda, yeteri kadar günışığı alamadığı için tüm gün yapay aydınlatma kullanmak durumunda kalan veya mekanik havalandırma, ısıtma, soğutma sistemi kullanmadan termal konforu sağlayamayan mekanlar üretiliyor. Bu proje ile tarihi yapılarda mimari özgünlüğe ek olarak iklime duyarlı, her termal hem de görsel konforu sağlamayı hedefleyen bir model geliştirildi" dedi.
Çeşme sakız üreticilerinden komşuya iş birliği daveti
22 Ekim 2025 Çarşamba - 10:43 Çeşme sakız üreticilerinden komşuya iş birliği daveti Yunanistan’ın Sakız Adası’ndaki üreticilere ortak araştırma ve bilgi paylaşımı çağrısında bulunan Çeşme Sakız Üreticileri Derneği Başkanı İbrahim Topal, "Sakız sadece Sakız Adası’na veya Çeşme’ye ait bir ürün değil dünya mirası niteliğinde bir değerdir. Biz de bu değeri, ortak akılla ve dayanışmayla yaşatmak istiyoruz" dedi. Çeşme Sakız Üreticileri Derneği, Sakız Adası’ndaki üreticilere ortak araştırma ve bilgi paylaşımı çağrısında bulundu. Dernek Başkanı İbrahim Topal, "Yunanlı dostlarımızla iş birliğine, ortak araştırmalara ve bilgi paylaşımına açığız. Eğer iki taraf arasında bir köprü kurulabilirse bu, geleceğe dönük güçlü bir başlangıç olur" diye konuştu. Otuz yıllık emekle kurulan dernek Derneğin kuruluş sürecinin yaklaşık 30 yıllık bir çalışmanın sonucu olduğunu belirten Topal, "1995 yılında çiftlik çalışmalarına başladık. Şu anda 92 ile 150 ağaç arasında değişen sakız ağaçlarından üretim yapıyoruz. Bu yolculuk oldukça uzun sürdü; 1995’ten bu yana bu işle uğraşıyoruz" dedi. Topal, sakız üretiminin Çeşme’de köklü bir geçmişe sahip olduğunu da hatırlatarak, "1950’li yıllarda bir heyet, sakız ağacının bu bölgede yetiştirilmesi için görevlendiriliyor. O dönemde 15–20 fidanla denemelere başlanıyor. Demek ki o yıllarda da bu topraklarda sakız üretimi konusunda bir bilinç ve çaba varmış. Ancak zamanla ekonomik ve toplumsal değişimler nedeniyle sakız ağacı bir dönem ihmal edilmiş" diye konuştu. "Sakız Anadolu’nun da ürünü" Sakızın tarihsel olarak sadece Sakız Adası’na ait olmadığını vurgulayan Topal, şunları kaydetti: "Oysa sakız, doğası gereği Anadolu topraklarında asırlardır var olan bir üründür. Osmanlı döneminde Sakız Adası’nda üretime büyük önem verilmiş, üreticilere bazı ayrıcalıklar tanınmış. Sakızın tarihsel olarak da bizim coğrafyamızla güçlü bir bağı var." Kadın emeğiyle büyüyen üretim Topal, sakız üretiminin yeniden canlandırılmasında kadın üreticilerin büyük rol oynadığını ifade ederek, "Bu çalışmaları genellikle kadın üreticilerimiz dernek ve kooperatif çatısı altında yürütüyor. Biz hiçbir zaman bu işe ticari dev bir proje olarak başlamadık; aksine dayanışmayı ve ortak üretimi ön planda tuttuk" dedi. Sakızın gıda, boya, ilaç ve kozmetik sanayinde kullanılan çok değerli bir ürün olduğunu vurgulayan Topal, pandemi döneminde sakızın antimikrobiyal özelliklerinin yeniden önem kazandığını da belirtti. "Önce yerli ihtiyacı karşılayacağız" Türkiye’nin her yıl 10–12 ton sakızı Yunanistan’dan ithal ettiğini belirten Topal, "Öncelikli hedefimiz ülkemizin kendi sakız ihtiyacını karşılamak, ardından üretimi artırarak dış pazarlara yönelmek" dedi. Topal, iki ülke arasındaki kültürel bağlara da dikkat çekerek, "Sakız sadece Sakız Adası’na veya Çeşme’ye ait bir ürün değil; dünya mirası niteliğinde bir değerdir. Biz de bu değeri, ortak akılla ve dayanışmayla yaşatmak istiyoruz" ifadelerini kullandı. Çeşme damla sakızı Malezya yolcusu Dernek üyesi ve üretici Hasan Ege Tütüncüoğlu da, üretimin artmasıyla birlikte dış pazarlardan da ilgi görmeye başladıklarını belirterek, "İki yıl önce eski anaç ağaçlarımızdan yaklaşık 100 kilo üretim gerçekleştirdik. Türkiye’nin yıllık damla sakızı tüketimi yaklaşık 20 ton. Çeşme bölgesinde ise 2,5–3 tonluk bir ihtiyaç var ve şu anda tamamı ithalatla karşılanıyor. Bizim önceliğimiz yerel ihtiyacı karşılamak ve ithalatı azaltmak" dedi. Tütüncüoğlu, 20 bin yeni ağacın 4–5 yıl içinde verime geçmesiyle yıllık üretimin 1,5 tona ulaşacağını belirtti. Tütüncüoğlu, "Üretimimizin bir kısmını Amerika’nın Miami kentine göndererek ilk ihracat denememizi yaptık. Bu hafta da Malezya’dan bir işletme ile aylık 5 kilogramlık düzenli alım içeren 50 kiloluk bir anlaşma yaptık. Bu, tanıtım yapılmadan gelen ilk uluslararası talep olması açısından bizim için çok değerli" diye konuştu. Üniversitelerle yürütülen Ar-Ge çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu ifade eden Tütüncüoğlu, "Çok kısa bir süre içinde Çeşme Damla Sakızı, sadece gastronomide değil, farmakoloji ve kozmetik sektörlerinde de dünya pazarında yerini alacak" diye konuştu. Kooperatiften sakız ağaçlandırma projesi Çeşmeköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Kazım Beyaz da yerel üretimi destekleyen projeler için şunları kaydetti: "Kooperatifimiz, tarım ürünlerinin pazarlanması ve yerel üretimin desteklenmesi amacıyla kuruldu. Çeşme Belediyesi ile yaptığımız protokol kapsamında, kamuya ait alanların sakız ağaçlarıyla donatılması için çalışıyoruz. Üreticilerimizden aldığımız fideleri bu alanlara dikiyor, gelecekte bu ağaçların üreticilerimize ekonomik değer olarak geri dönmesini hedefliyoruz."
Mutfak atıkları çöpe değil, kompost gübre için toprağa gitti
22 Ekim 2025 Çarşamba - 10:38 Mutfak atıkları çöpe değil, kompost gübre için toprağa gitti İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencileri, sürdürülebilirlik konusunda örnek bir farkındalığa imza atarak mutfaktaki atıkları kompost gübreye dönüştürdü. Sebze kabuklarını ve tüm organik atıkları toprakla buluşturan genç şefler, 2-3 ay sürecek olgunlaşma sürecinin ardından elde edilecek doğal kompost gübreyi, mikro filiz yetiştirmek için kullanacak. Üniversitede, ofiste ya da evde yetiştirilen bitkiler için de bu gübreden yararlanılabilecek. Birinci sınıfta eğitim gören 35 öğrenci, ‘sıfır atık’ için el ele vererek ‘Mutfakla İlgili Kavram ve Beceriler’ dersi kapsamında oluşan sebze atıklarını bir hafta boyunca biriktirdi. Öğrenciler, bu atıkları da ağartılmamış kâğıt, yumurta kabukları ve kuru yaprak gibi organik malzemelerle zenginleştirerek kampüste kompost alanı olarak belirlenen toprağa gömdü. "Sadece yemek pişirme sanatı değil" İEÜ Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nazan Turhan, gastronomi eğitiminde çevre bilincinin önemine dikkat çekerek, "Gastronomi, yalnızca yemek pişirme sanatı değil; aynı zamanda kaynakları verimli kullanmayı, israfı önlemeyi ve doğaya saygılı üretimi öğrenme sürecidir. Öğrencilerimizin bu bilinçle yetişmesi, gelecekte sürdürülebilir mutfak kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlayacaktır. Bu proje, genç şef adaylarının hem çevresel sorumluluk hem de yenilikçi üretim anlayışı kazanması açısından çok değerli bir örnek" diye konuştu. "Bilinç kazandırmayı hedefledik" Dersin ve projenin yürütücüsü Eğitmen Şef Belgin Bulgan ise, öğrencilerin mutfak derslerinde kestikleri sebzelerden oluşan atıkları, kompost yapımına uygun şekilde biriktirdiklerini ifade ederek, "Asidik özellik taşımadığı için daha çok patates ve havuç gibi sebzelerle çalıştık. Öğrenciler, atıkları toprağa karıştırmadan önce daha kolay çözünmesi için küçülttü. Patates ve havucun yanı sıra karbon-nitrojen dengesini sağlamak için hafta boyunca biriktirilen kahve telveleri, ağartılmamış kağıt ve kuru yaprak; toprağı mineral açısından zenginleştirmek için de yumurta kabukları kullandık. Bir haftalık biriktirme sürecinin ardından tüm bu malzemeleri dengeli şekilde toprağa gömdük. Atıklar, zamanla toprakta çözülmeye başlayacak. Besin değeri açısından zengin, bitki ve meyve yetiştirmeye elverişli doğal bir gübre elde edeceğiz. Bu tür sürdürülebilir uygulamalar, geleceğimizi korumak için doğaya da büyük katkı sunacaktır" ifadelerini kullandı. Evde nasıl yapılabilir? Evde kompost üretmenin oldukça kolay olduğunu belirten Bulgan, süreci şöyle anlattı: "Evde kompost yapmak için alt kısmında birkaç küçük delik açılmış bidon, kova ya da saksı gibi bir kap kullanılabilir. Kabın altına biraz toprak veya kuru yaprak serilerek başlanır. Ardından organik atıklar, yeşiller (sebze-meyve kabukları, kahve telvesi, çay posası gibi nemli atıklar) ve kahverengiler (kuru yaprak, ince dallar, ağartılmamış karton gibi kuru materyaller) olarak ikiye ayrılır. Bu iki grup dönüşümlü şekilde, bir kat kahverengi, bir kat yeşil olarak yerleştirilir. Katmanların üzerine ince bir toprak tabakası serilmesi, hem kokuyu azaltır hem de ayrışmayı hızlandırır. Karışımın nemi önemlidir; hafif nemli bir sünger kıvamı idealdir. Çok ıslanırsa kuru malzeme, çok kurursa biraz su eklenebilir. Kompost karışımı 7-10 günde bir karıştırılarak hava aldırılmalıdır. Kompost olgunlaşırken koku açığa çıkabileceği için balkon ya da bahçe gibi açık bir alan tercih edilmelidir. Yaklaşık 2-3 ay sonunda koyu renkli, toprak kokulu doğal bir gübre elde edilir. Bu kompost, saksı bitkilerinde veya bahçede güvenle kullanılabilir."
Korumadan çıktı, koruyan el oldu
22 Ekim 2025 Çarşamba - 10:35 Korumadan çıktı, koruyan el oldu İzmir’de 35 yıl önce cami avlusuna bırakılan, koruma altına alındığı yetiştirme yurdunda büyüyen 35 yaşındaki Hakan Toldo, ’Koruma Altındaki Çocuklara İyilik Derneği’ni kurarak, hem koruma altındaki çocuk ve gençlere hem de yardıma muhtaç ailelere destek oluyor. İzmir’de 1990 yılında Buca’da bir cami avlusunda bir aylık bebekken bulunup Karşıyaka Çocuk Yetiştirme Yurdunda koruma altına alınan Hakan Toldo, 18 yaşına kadar burada kaldı ve daha sonra kendine bir hayat oluşturdu. Karşıyaka İlçe Emniyet Müdürlüğünde sivil memur olarak görev yapan Toldo, yurtta kaldığı esnada kendisine verilen bir nasihatle dünyasını değiştirdi. Yurttan çıktıktan sonra iyilik yapmaya kendisini adayan ve şimdi 35 yaşında olan Toldo, kendisine yurttan çıktıktan sonra yardım eden bir kişinin sözlerinden ilham alarak ’Koruma Altındaki Çocuklara İyilik Derneği’ni kurdu. Toldo şimdi hem koruma altındaki gençlere hem de yardıma muhtaç ailelere destek olarak, yardım ettiği çocuklardan da aynı sözü alıyor. Böylece iyiliği elden ele yayarak bir zincir oluşturuyor. "Bir nasihatle başladı, binlerce kalbe dokundu" Geçmişte kendisinin de devlet koruması altında büyüdüğünü belirten Hakan Toldo, "Biz de bir zamanlar toplumun desteğiyle ayakta kaldık. O dönemde bize yapılan iyilikleri unutmadık. Şimdi biz de hem koruma altındaki gençlere hem de dezavantajlı ailelere yardımcı oluyoruz. İyilik iyidir; bizim hayat felsefemiz bu. Bize kötülük yapanlara bile gülmeyi tercih ediyoruz, çünkü pozitif olmak iyiliği çoğaltır" dedi. Küçük yaşta Karşıyaka Çocuk Yuvası’na yerleştirildiğini ve 18 yaşına kadar koruma altında büyüdüğünü anlatan Toldo, "Korumadan çıktıktan sonra bize destek olan insanların nasihatleri kulağıma kazındı. Onlardan aldığım ilhamla bu derneği kurdum. Şimdi sahadayız; hem üniversite döneminde destek isteyen gençlere hem de barınma ve iş bulma konusunda desteğe ihtiyacı olanlara elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz" diye konuştu. "Ben de büyüyünce senin gibi olacağım" Gönüllü olarak koruma altındaki çocuklara "abilik" yaptığını da dile getiren Toldo, "Çocuklar bana ‘Ben de büyüyünce senin gibi olacağım, kardeşlerime yardım edeceğim’ diyorlar. Bu sözleri duymak beni çok mutlu ediyor. Biz sadece iyilik yapmıyoruz, iyiliği öğretiyoruz da. Bu yüzden her geçen gün büyüyen bir iyilik zinciri oluştu" ifadelerini kullandı. "İyilik iyidir" Koruma Altındaki Çocuklara İyilik Derneği’nin İzmir merkezli çalışmalarını artırarak sürdürdüğünü belirten Toldo, "Hayat bazen zor ama biz her şeye rağmen iyiliği seçiyoruz. Çünkü iyilik iyidir" ifadelerine yer verdi. "Torunlarım da iyiliği öğrenecek" Derneğin desteklediği vatandaşlardan Orhan Günkurtuluş ise yardımlardan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Allah razı olsun. Ben de imkanım oldukça başkalarına yardımcı olmaya çalışıyorum. Hurdacılık yapıyorum; plastik, teneke, karton ne bulursam topluyorum. Günde 300-350 lira civarında kazanıyorum ama elimden geldiğince torunlarıma ve aileme bakıyorum. Onları da bu bilinçle yetiştireceğim. Büyüdüklerinde imkanı olmayanlara yardım edecekler" dedi.