GÜNDEM - 22 Eylül 2025 Pazartesi 10:08

Küresel tasarım konferansı ilk kez Türkiye’de

A
A
A
Küresel tasarım konferansı ilk kez Türkiye’de

Türkiye’de ilk kez İzmir’de gerçekleşen Uluslararası Tasarım Odaklı Düşünme Ağı (Global Design Thinking Alliance-GDTA) Senelik Konferansı’nda, tasarımın gelecek rotası çizildi. "Design Thinking for Good / İyilik için Tasarım" temasıyla düzenlenen konferans, dünyanın önde gelen tasarım ve inovasyon liderlerini İzmir’de bir araya getirdi.


Yaşar Üniversitesi ev sahipliğinde ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle gerçekleşen konferans, 30’dan fazla ülkeden akademisyenleri, kamu temsilcilerini, özel sektör liderlerini, sivil toplum örgütlerini ve öğrencileri buluşturdu. İzmir’in "yaratıcı şehir" vizyonuna güç katan etkinlikte, tasarım odaklı düşünmenin toplumsal, çevresel ve kültürel boyutları ele alındı.


İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, belediyenin stratejik öncelikleri arasında yer alan "Tek Sağlık" yaklaşımına dikkat çekerek, "Amacımız; doğa, hayvanlar ve insanların uyum içinde yaşayacağı bir kent deneyimini hayata geçirmek. Bu konferans, bu vizyonun uluslararası ölçekte paylaşılması için çok değerli bir fırsat sunuyor" dedi.


Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller, etkinliğin önemine değinerek şunları söyledi: "‘İyilik için Tasarım Odaklı Düşünme’ temasıyla gerçekleşen bu buluşmada, dünyanın önde gelen üniversitelerinden ve kurumlarından gelen konuşmacılar, deneyimlerini Türkiye’den katılımcılarla paylaşarak uzun vadeli iş birliklerinin kapısını aralıyor. Yaşar Üniversitesi olarak tasarım odaklı düşünmeyi yalnızca bir yöntem değil, bir zihniyet olarak benimsiyoruz. Müfredat geliştirme, toplum temelli projeler ve disiplinler arası araştırmalar stratejimizin temel noktaları. Tasarım düşüncesini toplumsal katılımla birleştirerek gerçek problemlere yönelik çözüm ortamları oluşturmayı hedefliyoruz."



İzmir ev sahipliği yaptı


Konferans süresince Yaşar Üniversitesi öğrencileri ve akademisyenleri, gönüllü destekleri ve aktif katılımlarıyla organizasyonun başarısında önemli rol oynadı. Konferans boyunca görev alan öğrenciler, uluslararası konuşmacılarla birebir çalışarak deneyim kazandı. Etkinlik Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Can Güvenir, sürece dair şunları aktardı:


"Amacımız yalnızca inovasyonu konuşmak değil; toplumsal, çevresel ve kültürel değerlerimizi gözeterek daha iyi bir gelecek için ortak akıl üretmek. İzmir’in bu süreçte ev sahipliği yapması, kenti iyiliğin ve dönüşümün küresel buluşma noktası haline getiriyor."



Küresel liderlerden mesajlar


GDTA Yönetim Kurulu Başkanı Uli Weinberg, "2017’de başlayan yolculuğumuz bugün 25 ülkeden 42 üye ile devam ediyor. Amacımız, küresel iş birliği ve eğitimle barışçıl bir dünyaya katkı sağlamak." dedi.


Design for Good’un Kurucu Ortağı Sean Carney, "Tasarımcı için temel adımlar; empati kur, bağlantı kur ve harekete geç olmalı. Fikirler ancak uygulandığında gerçek etki oluşturur" diye konuştu. Yaşar Holding İcra Başkanı Mehmet Aktaş, topluluğun 80 yıllık yolculuğunda tasarım odaklı dönüşüm projelerini anlatarak "Hedefimiz herkes için daha iyi bir yaşam." vurgusu yaptı. Don Norman Design Award CEO’su Srini R. Srinivasan, "İnsanlar için değil, insanlarla birlikte tasarım yapmayı savunuyoruz." dedi. Tasarım dünyasının öncülerinden Don Norman, yapay zekâ ve etik üzerine yaptığı konuşmada "Daha fazla tasarımcının yapay zekâ alanında çalışması gerekiyor." mesajını verdi.


Konferans kapsamında düzenlenen Design in Action atölyeleri, Design Safari şehir turları ve Design Cruise etkinliği ile katılımcılar İzmir’in yenilikçi potansiyelini deneyimleme fırsatı buldu. Böylece İzmir, hem akademi hem de tasarım dünyası için küresel bir buluşma noktası olarak öne çıktı.



Küresel tasarım konferansı ilk kez Türkiye’de

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul İletişim Başkanı Duran: "Artık teknoloji şirketleri bizi kontrol eden bir konuma geliyorlar" İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Artık teknoloji şirketleri sadece birtakım bize mecraların sunmuyorlar. Aynı zamanda bizi kontrol eden, bizlerin anlatılarını kuran çok etkili bir konuma geliyorlar, bu yazılımların hiç de masum olmadığını biz algoritmalar, filtre balonları ve yankı odalarından biliyoruz" dedi. Geleceğin şekillenmesinde etkin rol oynayan genç gazeteciler, akademisyenler, girişimciler ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerini her yıl bir araya getiren TRT Next programı bu yıl İstanbul’da Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde düzenlendi. Programa İletişim Başkanı Burhanettin Duran ve TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı ve farklı ülkelerden gelen çok sayıda davetli yer aldı. "Teknoloji dediğimiz şeyin çoğu zaman savaşlarla geliştiğini biliyoruz" Palantir adlı Amerikan teknoloji şirketinin yayınladığı 22 maddelik manifestodan bahsederek konuşmasına başlayan İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Palantir adlı, merkezi Colorado’da bulunan Amerikan teknoloji şirketi tarafından yayımlanan bu 22 maddelik manifesto, teknolojinin nereye gittiğini ve teknoloji şirketlerinin toplumu şekillendirmede dünyaya bakışta nerede olduğunu veya nerede olacağını anlatan ifadeler kullandı. Bu 22 madde içerisinde Amerika’nın yeniden nasıl konumlanacağı, teknoloji şirketleriyle devletin nasıl iç içe geçeceği ve bu şirketlerin imkânlarının askeri ve jeopolitik üstünlük için nasıl seferber edileceği anlatılıyor. Elbette bu yeni bir şey değil. Teknoloji dediğimiz şeyin çoğu zaman savaşlarla geliştiğini biliyoruz. Fakat şimdi bu sarmal yani savaşlar teknolojiyi geliştirirken, teknoloji tekrar savaşları güçlendiriyor. Bunun gerçekten hızlı bir sarmala döndüğü bir dünyanın içerisindeyiz hepimiz yapay zekadan bahsediyoruz ve artık onu kullanıyoruz. Bu durum beraberinde yeni şeyleri getiriyor. O yüzden bu manifesto diyor ki; "Artık atom çağında değil, yapay zeka çağındayız" deniliyor. Ve caydırıcılık artık bunun üzerinden yürüyecek. Bu manifestoda anlatılan ana konu; Amerikan üstünlüğü nasıl devam ettirilebilir? Kendi medeniyet çerçevesi içinde nasıl bir performans ortaya konabilir?" "Krizler Çağı" denilen bu yenidünyanın ne olduğunu anlamlandırmak gerekiyor" dedi. "Yazılımların hiç de masum olmadığını algoritmalar, filtre balonları ve yankı odalarından biliyoruz" Teknoloji şirketlerinin yalnızca güç ve üstünlük iddialarıyla biçimlendirdiği bir dünya olmasını istemediğini belirten İletişim Başkanı Duran, "Artık teknoloji şirketleri sadece bir takım bize mecraların sunmuyorlar. Aynı zamanda bizi kontrol eden, bizlerin anlatılarını kuran çok etkili bir konuma geliyorlar, bu yazılımların hiç de masum olmadığını biz algoritmalar, filtre balonları ve yankı odalarından biliyoruz. Artık bunun farkındayız ama farkında olmadığımız o kadar çok veriyi veriyoruz ki bazen kendimizle ilgili karar almamızla ilgili bir şeyi son dönemde yaygınlaşan bir özellik bu; yapay zekaya belli bilgileri verip, nasıl karar almamız gerektiğini soruyoruz. Kuantum teknolojisinin yaygınlaştığı kuantum bilgisayarların yaygınlaştığı birçok seçeneğin aynı anda değerlendirilip proses edildiği bir yerde bir cerrah hastasına müdahale etme konusunda kullanabileceği çok önemli bir özellik bu Verilerden yola çıkarak bu teknolojileri kullanarak çok daha iyi doktorluk yapabilirsiniz, çok daha iyi ürün üretebilirsiniz, fakat insan olmanın yerine geçecek kararları da yapay zekâya mı bırakacağız? Bu çok önemli bir soru. Bu teknolojilerin bize ürettiği çiplerle biz birtakım nöral kabiliyetlerimizi geliştirebileceğimizi varsaydığımızda acaba yarı insan yarı makineye giden bir sürecimi yaşayacağız? Bu soruları sormak bu soruların cevabını almak durumundayız bir çip takarak onlarca dili rahatlıkla öğrenebiliriz ona doğru gidiyoruz ama o çiplerin takıldığı zihin artık bizim mi olacak? Bilincimiz nerede olacak şimdi bu büyük soruları soracağımız dünyaya gidiyoruz. Dolayısıyla bu yönle baktığımızda elbette endişe olması lazım ama endişe ile umudun aynı olduğu yerde üretkenlik olur. Daha iyi şeylerin olacağını düşünüyoruz bu umut verici yanı. Ama acaba kontrol kimde olacak? Fark etmeden bilincimiz yönlendiriliyor olabilir mi?" şeklinde konuştu. "Bir meydan okuma ile karşı karşıyayız" Günümüz dünyasının kimlerin şekillendirdiği üzerine tartışan İletişim Başkanı Duran, "Bugün anlatıları kimlerin kurduğu meselesi de önemli. Geriye doğru baktığımızda şairler, vaizler, rahipler akademisyenler ve aydınlar bu anlatıları belirleyen insanlar olarak görülüyordu. Peki bugünün dünyasında söylemleri kimler belirleyecek? Teknoloji şirketleri mi? Biz bir yerden sonra acaba dijital benliğimiz tarafından yönetilen bir benliğe mi sahip oluyoruz? Dolayısıyla bu gerçekten bir meydan okuma imkan olduğu kadar bir meydan okuma ile karşı karşıyayız. Bizim dijitalle olan karşılaşmamız birçok tavrı almayı, bu tablo sonucunda eyleme geçmeyi gerektiriyor. Bu akıntı içerisinde kaybolan nereye gittiğini bilemediğimiz algoritmalarla bir o yana bir bu yana savrulduğumuz bir yerde olmamalıyız" dedi. "Cumhurbaşkanımızın "Dünya beşten büyüktür" dediği konu sadece bir söylem değildir" İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Teknolojik rekabetin arkasında aynı zamanda büyük bir uluslararası mücadele var. Artık çok kutuplu bir dünyadayız. Amerika teknolojik üstünlüğünü devam ettirecek ve hegemonyasını devam ettirecek bir yerde tutmaya çalışıyor. Bu manifestoları üretenler bunun için uğraşıyorlar. Kamuyu kontrol etmek artık çok daha kolay hale geliyor bunu fark etmek zorundayız. Bu bir anlamda insanlığın özgürlük mücadelesidir. Bugün kendimizi hür zannederken yarı makinalaşmış ve zihinleri kontrol altına alınmış insanlar olmamalıyız. Bu konuda hazırlıklı olmalıyız. Çok kutuplu dünya nereye doğru gidecek belli değil. Amerika bir üstünlüğü bırakmak istemiyor, Çin ise bir üstünlüğü ele geçirmek istiyor ama dünyayı yönetip düzen kurabilecek bir fikre ve iddiaya sahip değil. Türkiye gibi, orta büyüklükte olarak görülen ama dünyaya söyleyecek sözü olan ülkelerin burada öne çıkaracak dünyanın geleceğine dair söz söylemesi gerekiyor, sadece söz söylemek değil bir şeyler yapmak gerekiyor bu çerçevede Cumhurbaşkanımızın "Dünya beşten büyüktür" ve "Daha adil bir dünya mümkündür" dediği konu sadece bir söylem değil; bu bizim için birçok bölgede ve müdahil olduğumuz birçok krizde geleceğin şekillenmesine etki ettiğimiz bir alandır. Türkiye bugün Libya’da, Karabağ’da, Suriye’de ve Afrika’daki birçok ilişkideki tavrı tamamen bununla alakalı" dedi. "Ana gayemiz hakikatin korunması, güvenliğin sağlanması" Dünyadaki savaş ortamında dezenformasyonla mücadeleye değinen İletişim Başkanı Duran, "Gazze’de yaşananlar bize iki şeyi gösterdi: Birincisi, değerler etrafında dünya siyasetinin gittiğini söyleyenlerin yalancılığını, bazı ülkeler söz konusu olduğunda her şeyi nasıl kenara bıraktıklarını bize gösteren ve çıplak bir şekilde gördüğümüz bir gerçeklikti. Bu anlamda batının liberal olduğunu düşündüğü söylediği şeyin artık tabutuna son çivi çakılmış oldu. İkincisi Bugün Amerika’da Filistin’e sempatisi, İsrail sempatisinin üstüne çıkmış durumda. Avrupa toplumlarında da bu tepkiyi hepimiz gördük. Değişik toplumlardaki bu ortak tepkinin geldiği yer insanlığın haksızlığa karşı bir haykırışıdır. Bu tür tepkileri büyütmemiz gerekiyor ve bunun gelecekte bu tür soykırımların olmaması için neler yapabileceğimizi hep beraber düşünmek durumundayız. Biz İletişim Başkanlığı olarak yapmaya çalıştığımız hakikati korumakla ilgili bir gayret ortaya koymaktır. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi çerçevesinde bunu yapıyoruz yine CİMER üzerinden Türkiye’deki vatandaşlarımızın taleplerini kamuya ileterek bunların karşılanması yönünde çaba gösteriyoruz. Kamu diplomasisi ve stratejik iletişim boyutlarıyla hep ana gayemiz hakikatin korunması, güvenliğin sağlanması, bilgiye ulaşımın yeterli olmadığı aynı zamanda vatandaşlarımızın hakikate ulaşabildiğinin mümkün olabildiği bir habitatı sağlamaktır" dedi.
Sakarya Minikler anneler için hem çaldı hem söyledi Sakarya’nın Karasu ilçesinde ortaokul öğrencileri ve anneleri, Anneler Günü çerçevesinde ukulele eşliğinde şarkılar söyledi. Duygu dolu anların yaşandığı etkinlikte öğrenciler, hayatını kaybeden anneler anısına Karadeniz’e karanfil bıraktı. Karasu sahilinde gerçekleştirilen etkinlikte öğrenciler ve anneleri bir araya geldi. Müzik öğretmeni Özge Yaya öncülüğünde düzenlenen programda öğrenciler, ukulele eşliğinde Şebnem Ferah’ın ’Aşk’ adlı şarkısını seslendirdi. Hem renkli hem de duygusal anlar yaşanan sahilde öğrenciler ve anneleri, hayatlarını kaybeden anneler için Karadeniz’e karanfil bıraktı. "Ölen anneleri yad etmek için denize karanfil bırakmak istedik" Ukulele Çiçeklerim Müzik Öğretmeni Özge Yaya, "Şebnem Ferah’ın ’Aşk’ şarkısını seçmeyi uygun gördük ama bizim burada işlediğimiz aşk anneye duyulan aşk ve bunun üzerinden ilerlemek istedik. Öğrencilerimle yıllardır çalışıyoruz ve grup ismini de kızlardan oluştuğu için aldı. Velilere teklif götürdüğümde anneler de seve seve kabul ettiler. Bu sene Anneler Günü’ne güzel bir çalışma yapmak istedik. Şarkıda toprağın altında ve üstünde diye güzel bir söz geçiyor. Biz burada hayatını kaybetmiş annelerimizi de yâd etmek için özellikle bu şarkıyı seçtik. Karanfil sözü ise hayatını kaybeden anneleri temsil ediyor ve onları yâd etmek için denize karanfil bırakmak istedik" dedi. "Annem için tüm dünyayı verebilirim" Etkinliğe katılan anne Hülya Yen, "Hocamız bu teklifle geldiği zaman mutlu olduk. Anneler Günü için unutulmaz bir hediye oldu. Sanırım bu videoyu anneme de izleteceğim benim de ona hediyem olacak" derken öğrenci Nazı Giulmamedova, "Anneme verebileceğim hediyelerden en büyüğü bu olabilir. Annem için tüm dünyayı verebilirim daha fazla olsa onu da yaparım" diye konuştu.
İstanbul Selçuk Bayraktar: "Yapay zeka, ’öfke, hedonizm ve korku’ temelli içerikleri optimize ediyor" Baykar Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar, SAHA 2026 kapsamında düzenlenen programda katılımcılara hitap etti. Bayraktar, "Bugün herhangi bir sosyal medya veya video platformunun temel algoritması, size ’doğruyu’ veya ’faydalıyı’ göstermek üzerine tasarlanmamıştır. Arka planda çalışan yapay zekâ, nörolojik zaaflarımızı analiz ederek dopamin salgımızı tetikleyecek, bizi o ekranda 10 saniye daha fazla tutacak ’öfke, hedonizm ve korku’ temelli içerikleri optimize ediyor" dedi. SAHA 2026’da savunma sanayii, teknoloji ve milli üretim konularının ele alındığı programda konuşan Baykar Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar, Türkiye’nin yerli ve milli teknoloji alanındaki çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Programa çok sayıda sektör temsilcisi, davetli ve katılımcı da ilgi gösterdi. Sadece metalin ve yazılımın sergilendiği bir fuarda olmadıklarını dile getiren Bayraktar, "21. yüzyılın en keskin teknolojik ve ahlaki yol ayrımında, ’insan’ kalmanın ve insanlık onuruyla hür bir şekilde var olmanın yol haritasını konuşmak üzere bir araya geldik. Bundan yaklaşık 30 yıl önce insanlığa bir ’teknoloji ütopyası’ satıldı. İnternetin sınırları kaldıracağı, bilginin serbest dolaşımının dünyayı eşitleyeceği ve sivil teknolojilerin küresel barışı getireceği söylendi. Oysa bugün görüyoruz ki bağımsızlığımızı tehdit eden en büyük unsur, sınırlarımıza yığılan konvansiyonel ordular değil. Tedarik zincirlerimize, veri merkezlerimize ve doğrudan cebimizdeki cihazlara sızan ’teknokapitalist küresel tahakkümdür.’ Bu tahakküm, geçmişin diktatörlükleri gibi kaba kuvvetle de gelmiyor. Milyarlarca insanı uyuşturucu gibi müptela kılan bir sistemle, ’gönüllü bir esaret’ olarak hayatımıza giriyor" dedi. "Bugün herhangi bir sosyal medya veya video platformunun temel algoritması, size ’doğruyu’ veya ’faydalıyı’ göstermek üzerine tasarlanmamıştır" diyen Bayraktar, "Arka planda çalışan yapay zekâ, nörolojik zaaflarımızı analiz ederek dopamin salgımızı tetikleyecek, bizi o ekranda 10 saniye daha fazla tutacak ’öfke, hedonizm ve korku’ temelli içerikleri optimize ediyor. Baktıkça ağına daha fazla çekiyor, içine çekildikçe daha fazla bakıyorsunuz. Girişim ekosisteminin dünyaya dayattığı ilk cümle hep ’maddi varlığını arttır’ oldu. Medeniyetimizden aldığımız ilhamla, bizce insanın ilk gayesi insanlığa fayda sağlamak olmalıdır" şeklinde konuştu. "Verilerin tekelleşmesine, tek elde toplanmasına asla izin verilmemeli" Yeni çağda insan ile makine arasındaki çizginin giderek bulanıklaştığını söyleyen Bayraktar, "Sadece makinelerin insanı taklit etmesinden bahsetmiyorum, insanların hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz. Bizim yapmamız gereken, İHA ve SİHA serüvenimizde yaptığımız gibi bugüne değil geleceğe odaklanıp, başkalarının belirlediği kuralları takip etmek yerine paradigma dönüşümü oluşturarak yepyeni bir kırılım yakalamaktır. Verilerin tekelleşmesine, tek elde toplanmasına asla izin verilmemeli. Verilerimizi küresel dev tekellerin sunucularına teslim etmek yerine, Federe Öğrenme mimarilerini hayata geçirmeliyiz" ifadelerini kullandı. "’Teknolojik Dayanışma İttifakı’ kurmalıyız" "Yapay zekadan ileri çip teknolojilerine, kuantum bilgi işlemden robotik otomasyona uzanan bu yolda; devasa, merkezcil bir bulut yapısına ihtiyaç duymadan, doğrudan cihaz üzerinde çalışan Uç Bilişim (Edge AI) modellerini geliştirmeliyiz" diyen Bayraktar, sözlerine şöyle devam etti: "Bu geliştirdiğimiz yüksek teknolojiyi dost, kardeş ve mazlum halklarla paylaşarak sarsılmaz bir ’Teknolojik Dayanışma İttifakı’ kurmalıyız. Tekellerin dev veri merkezlerine mahkûm olmadan, gücümüzü birleştirmek zorundayız. Bugün bu fuar alanında gördüğünüz; yeni nesil yapay zekâ sistemlerimiz, doğadaki kuş sürüleri gibi birbiriyle haberleşen otonom sürülerimiz ve dünya harp doktrinini yeniden yazan tüm çalışmalarımız, son 8 yılda yetişen TEKNOFEST kuşağının imzasını taşımaktadır. Burada sergilenen her bir eser, sadece birer mühendislik başarısı değil; gökyüzünde, yeryüzünde ve dijital dünyada ’hür ve özgün’ var oluşumuzun perçinlenmiş mühürleridir. Organizasyonu hayata geçiren SAHA İstanbul ailesine, gece gündüz demeden ter döken mühendislerimize, teknisyenlerimize ve savunma sanayimizin tüm kahramanlarına yürekten teşekkür ediyorum. Yolumuz açık, geleceğimiz hür olsun."