ÇEVRE - 03 Aralık 2025 Çarşamba 10:44

Foça’da sel ve taşkın felaketine gecikmeli tedbir

A
A
A
Foça’da sel ve taşkın felaketine gecikmeli tedbir

İzmir’in Foça ilçesinde ekim ayında yaşanan sel ve taşkın faciasında can kayıpları ve mağduriyetler yaşanırken geçtiğimiz günlerde etkili olan sağanakla birlikte bölge yine Venedik’e döndü. İZSU, Şavklı Deresi çıkışında taşkınlara karşı genişletme ve alternatif menfez çalışması yaptı.


Foça’da 23 Ekim’de sağanak yağışın sele dönüşmesi üzerine suya kapılan 70 yaşındaki Bülent Kaptanoğlu hayatını kaybetti, kent tamamen sular altında kaldı. Onlarca ev ve iş yeri çamura bulanırken, ilçe halkı sezon öncesi tedbir almayan İzmir Büyükşehir ve Foça belediyelerine tepki gösterdi. Ağaç dalları ve çeşitli atıklarla dolu olan Şavklı Deresi’nde yağış sezonu öncesi temizlik yapılmamış olması, çevredeki esnafı çileden çıkardı. Tüm tepkilere rağmen derede bir çalışma yapılmadı ve 11 Kasım’da etkili olan sağanak yağışla birlikte aynı bölgede yine taşkın meydana geldi. İş yerleri sular altına kaldı. Haftalar sonra İZSU, Fevzi Çakmak Mahallesi’nde Ali Stair Caddesi ile Cumhuriyet Caddesi’nin kesişiminde yer alan Şavklı Deresi’nin denize ulaştığı noktada genişletme çalışması yaptı. Temizlik ve dere genişletme çalışmalarına rağmen, alt yapı sorunları sebebiyle 29 Kasım’da etkili olan sağanak yağışta sokakları dere yatağına dönen Foça’da Venedik’i aratmayan görüntüler ortaya çıktı.



Metrekareye 166 kilogram yağış


İZSU İşletmeler 1. Bölge Dairesi Başkanlığı’nda Menemen, Aliağa ve Foça’dan sorumlu Teknik Şube Müdürü Mehmet Küçükbayrak, 23 Ekim’de yalnızca iki saat içinde metrekareye yaklaşık 166 kilogram yağış düştüğünü belirterek, "Yaz aylarındaki büyük orman yangınından sonra ağaç gövdeleri, tomruklar ve dal parçaları Şavklı Deresi’ne sürüklenip geçişleri tıkayınca birçok noktada taşkın yaşadık. Taşkının en kritik noktası deresinin denize döküldüğü yerde bulunan Osmanlı dönemine ait tescilli taş köprü oldu. Dere yatağı belli bir kapasiteyi taşıyordu ancak tarihi köprünün yaklaşık 4 metrekarelik kesiti suyun denize ulaşmasını engelliyordu. Bu nedenle çevredeki ev ve iş yerlerinde deredeki taşmaya bağlı ciddi su baskınları yaşandı" dedi.


İlgili kurullardan alınan izin ve onayların ardından harekete geçildiğini ifade eden Küçükbayrak, "Tarihi köprünün korunması öncelik alınarak yan kısmından yaklaşık 6 metrekarelik kesitli kutu menfezlerle alternatif bir akış hattı oluşturuldu. Tarihi köprünün 4 metrekarelik kesitine 6 metrekare daha ekleyerek toplam kesiti 10 metrekareye çıkardık. Böylece akış kapasitesini iki buçuk katına yükseltmiş olduk" şeklinde konuştu.



Foça’da sel ve taşkın felaketine gecikmeli tedbir

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sivas Ölmek üzereyken buldu, evinde bebek gibi besledi Sivas’ta apartman boşluğuna düşerek ölümün eşiğine gelen, yerde nadir nadir görülen ebabil kuşu, duyarlı bir vatandaşın çabasıyla yeniden hayata tutundu. Sivas’ta yaşayan Ferda Üredi, evinde oturduğu sırada komşusu kapısını çaldı. Komşusunun apartman boşluğuna bir kuş düştüğünü söylemesi üzerine hemen zemin kata indi. Üredi, havalandırma boşluğunda hareketsiz halde yatan kuşu fark etti. Kuşu eline aldığında yorgun, bitkin ve yaralı olduğunu gören Üredi, hayvanın uçamayacak halde olduğunu ve ayağını da kullanmakta zorlandığını fark etti. Ölmek üzere olan kuş için zaman kaybetmeyen Üredi, hemen bir veterinere götürerek, tedavi altına alınmasını sağladı. Veterinerde yapılan kontrolde ise kuşun, yerde nadir görülen ve yaşamlarının büyük bölümünü havada geçiren ebabil kuşu olduğu anlaşıldı. Tedavi sürecinin ardından kuşu sahiplenen Üredi, evinde büyük bir özenle bakımını üstlendi. Ebabil kuşunu adeta bir bebek gibi elleriyle besleyen Üredi, özel mama hazırlayarak hayatta kalması için yoğun çaba sarf etti. Ebabil kuşu bakımın ardından yeniden güç kazananak doğal yaşal alanı olan gökyüzüne bırkakıldı. "Kuşa kıyamadım" Kuşu elleriyle beslediklerini söyleyen Ferda Üredi, "Komşum zili çaldı ve apartman boşluğuna bir kuş düşmüş dedi. Gidip baktıktan sonra ben ilk başta kırlangıç zannettim. Kuşu bulduğumuzda uçamıyordu. Kuşu alıp hemen veterinere götürdüm. Veteriner ise bu kuşun bana ‘ebabil kuşu’ olduğunu ve bunların çok değerli olduğunu söyledi. İlk bulduğumuzda ölmek üzereydi ve ben de kıyamadım. Mama ve şırınga ile beslemeye başladık. Bugün diğer güne göre çok daha canlı durumda. Çok mutluyum" dedi. "Çok nadir görülen kuşlardır" Veteriner Hekim Pelin Karaköse ise kuşun kendisine geldiğinde ölmek üzere olduğunu belirterek, "Bu kuşu bir hasta sahibim getirdi. Çok nadir yere inen kuşlar bunlar. Birazda yabani ve hırçın yapılı kuşlardır. Ama bizim elimizdeki kuş çok sakin yapılı bir hayvan. Bize ilk geldiği zaman çok daha kötü bir durumdaydı. Burada tedavisini uyguladık. Kanat yapısı da zarar görmemiş. Özgür bir şekilde doğaya salınmayı bekliyor" diye konuştu. Ömrünün büyük kısmını uçarak geçiriyor Ebabil kuşları ömürlerinin neredeyse tamamına yakın bir kısmını havada uçarak geçirmeleriyle biliniyor. Beslenme, uyuma ve çiftleşmelerini de havada gerçekleştiriyorlar. Genelde yumurtlayacakları dönem yere inen bu kuşlar, ayakları omdukça kısa olduğu için yeniden havalanmakta güzlük çekiyor. Bir havalanışta yaklaşık 200 bin kilometre uçabilen ebabil kuşları sürü halinde hereket ederler.
Eskişehir Yunus Emre’nin hatırası Eskişehir’de yaşatılıyor Eskişehir’de bulunan Yunus Emre Türbesi, her yıl farklı illerden gelen birçok kişi tarafından ziyaret ediliyor. Şiirleriyle insanlığa sevgi ve hoşgörüyü öğütleyen halk şairi Yunus Emre’nin türbesi, Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy Mahallesi’nde bulunuyor. 1240-1320 yılları arasında yaşadığı ve Almanların tren yolu inşaatı nedeniyle 6 Mayıs 1949’da kabri taşındığı belirtilen Yunus Emre’nin türbesi, her yıl farklı illerden gelen birçok vatandaş tarafından ziyaret ediliyor. Türbenin manevi atmosferinde bir araya gelerek dualar eden ziyaretçiler, Yunus Emre’nin hatırasını yaşatmaya devam ediyor. "Yoğun olarak Bursa, Ankara ve İstanbul gibi illerimizden ziyaretçi geliyor" Türbenin geçmişiyle ilgili bilgiler paylaşan belediye görevlisi Hami Secit, "Hazretler, burayı dergah olarak kullanmıştır. 1240-1320 yılları arasında yaşamıştır ve 627 yıl yattığı kabir burasıdır. 1940 yılında Almanlar tren yolu yaparken Hazret bundan rahatsız olduğunu dile getiriyor. Tabii bu yaklaşık 7 yıl sürüyor, en son 5 metre ileriye almayı onaylıyorlar. Oraya alınıyor ama yine de Hazret rahatsız olduğunu belirtiyor ve 28 Haziran 1947 tarihinde kabr-i şerifleri açılıyor. Biyolojik inceleme de yapılmıştır, 80-82 yaşlarında bir Türkmen’e ait olduğu kesinleşmiştir. Devlet görevlileri burayı tescillemişler. Hazretler sağ yanına yatmış vaziyette ve sol elinin mahrem yerini örttüğü vaziyette çıkarılıyor. İslami şartlara göre gömülü olduğu görülüyor ve 2 yıl sandukada kaldıktan sonra ikinci kabr-i şeriflerine alınıyor. Yoğun bir katılım oluyor, çeşitli illerden yaklaşık 30-40 bin kişinin geldiği rivayet edilir. 1947’deki şartlardan bahsediyoruz, teknoloji yok. Halim Baki Kunter’in ’Hatıralarım’ diye bir kitabı vardır, orada bahseder zaten. Böyle bir yoğun katılımla 6 Mayıs 1949 yılında ikinci kabr-i şeriflerine alınmıştır. Hafta sonu kalabalığız, çeşitli illerimizden gelenler oluyor. Yoğun olarak Bursa, Ankara ve İstanbul gibi illerimizden ziyaretçi geliyor" dedi.