Yerel Haberler
İstanbul
12 Şubat 2026 Perşembe - 13:05 "Devrim Erbil: Gökyüzü Öyle Maviydi Ki" izleyiciyle buluşuyor Uygulayıcı yapımcılığını SM Sanat’ın üstlendiği "Devrim Erbil: Gökyüzü Öyle Maviydi Ki" izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Çağdaş Türk resim sanatının önde gelen temsilcilerinden Devrim Erbil’in üretici dünyası beyaz perdeye taşınıyor. SM Sanat’ın uygulayıcı yapımcılığında hayata geçen, yapımcılığını Picus Film’in üstlendiği "Devrim Erbil: Gökyüzü Öyle Maviydi Ki", sanatçının çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinden izler taşıyan yarı biyografik bir anlatıyla izleyiciyle buluşuyor. Yönetmen ve yapımcı Durmuş Akbulut’un yönettiği filmin, yaklaşık 120 yıllık Türk sinema tarihinde kurmacaya dayalı ilk uzun metrajlı ressam filmlerinden biri olma özelliğini taşıdığı belirtildi. Film, sanatçının hayatından seçilmiş dönemleri birebir biyografi anlatısıyla değil; anılar, duygular ve görsel çağrışımlar üzerinden ilerleyen özgün bir sinema diliyle ele alıyor. Geçmişin izinde bir içsel yolculuk hikâyesi Film, sanatçının atölyesine gelen gizemli bir telefonla başlayan ve çocukluğunun geçtiği Balıkesir’e uzanan içsel bir yolculuğa odaklanıyor. Erbil’in sanatsal bakış açısının erken izleri, filmin anlatı omurgasını oluşturuyor. İstanbul ise kuşbakışı manzaraları, ağaçlar ve kuşlarla bütünleşen tarihi yarımadasıyla filmin görsel dünyasında önemli bir yer tutuyor. Çekimleri Balıkesir, İstanbul, Bodrum ve Kıyıköy’de gerçekleştirilen yapım; Erbil’in resimlerindeki kuşbakışı perspektifi ve ritmik çizgileri sinematografik bir görsel şölene dönüştürüyor. "Bu filmin, Türk sineması açısından çok özel bir yerde durduğuna inanıyoruz" SM Sanat Yönetim Kurulu Başkanı Şengül Oğuz, filme dair şu değerlendirmede bulundu: "Devrim Erbil: Gökyüzü Öyle Maviydi Ki’, sadece bir biyografi çalışması değil; Türk sinema tarihinde bir ressamın dünyasına kurmaca diliyle yaklaşan ilk uzun metrajlı yapım olması bakımından bir milat niteliği taşıyor. SM Sanat olarak, Türkiye’nin kültürel belleğinde derin izler bırakan usta isimlerin mirasını, çağdaş anlatılarla yeni nesillere aktarmayı en önemli sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bu filmle, resmin durağan estetiğini sinemanın dinamizmiyle harmanlayarak izleyiciye alışılmışın dışında, çok katmanlı bir deneyim sunmayı hedefledik. Devrim Erbil’in çizgilerindeki ritmi ve doğa tutkusunu beyaz perdeye taşımak, ülkemizin kültür-sanat ekosistemine sürdürülebilir bir değer katma vizyonumuzun en somut ve heyecan verici adımlarından biri. İnanıyoruz ki bu yapım, sanatın farklı disiplinlerinin bir araya geldiğinde ne kadar güçlü bir dil oluşturabileceğini bir kez daha kanıtlayacak." İstanbul’da yapılacak gala gösteriminin ardından film; sanatçının hayatında önemli yer tutan Balıkesir ve Bodrum’daki özel gösterimlerle izleyiciyle buluşacak. Yapımın vizyon ve festival sürecinin yaklaşık iki yıllık bir takvimde ilerlemesi, ardından televizyon ve dijital platform gösterimleriyle daha geniş kitlelerle buluşturulması hedefleniyor. Filmin uluslararası satışları için yabancı dağıtım firmalarıyla da temaslar sürüyor.
12 Şubat 2026 Perşembe - 13:01 Dursun Özbek: "’Dursun Özbek para harcamıyor’ söylemini kabul etmiyorum" Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, transfer döneminde para harcamak istemediğine yönelik çıkan söylemleri kabul etmediğini belirterek, "Sezon başında yapılan transferlerde ne yapmış Dursun Özbek? Harcadığımız bonservis parasına, kurduğumuz takımın değerine bunu söyleyen insanların bakması lazım" dedi. Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, Ali Sami Yen Spor Kompleksi RAMS Park’ta düzenlenen sponsorluk imza töreninde gündemle ilgili açıklamalarda bulundu. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu ile arasında geçen konuşmaların sorulması üzerine Özbek, "Ben, Galatasaray Spor Kulübü’nün başkanıyım. İbrahim Bey de Türkiye Futbol Federasyonu başkanı. Şundan daha doğal, daha kabul edilebilir bir şey olamaz ki zaman zaman bir araya gelelim ve Türk futbolu hakkında, Türk futbolunun geleceği, problemleri hakkında konuşalım. Sanki ilk defa, benzetme yaparsak; nükleer barış anlaşması için uluslararası boyutla devletlerin başkanları bir araya gelmiş mantığıyla konuşuluyor. Sürekli yapılan toplantılardan birini yaptık o gün. Atfedilmek istenen husus kamuoyuna yansıdı. Galatasaray ile o konuyu ilişkilendirmek imkansız, olağan dışı bir şey. 3 sene art arda şampiyon olmuş bir takım. 4. senesinde lider olan bir takım. Şampiyonluğun en güçlü adayı. Finansal problemlerini çözmüş bir takım. Yaptırımlarına, tesisleşmesine hız veren bir takım. Kendi camiası içinde birliği, tek yürek olmayı, tek yumruk olmayı başarmış bir takım. Kendi camiası içinde sevgi iklimini, barışı oluşturmuş bir takım. Bu takımın başkanı, federasyon başkanına gidecek diyecek, ’Bizim camiamızın içinde sıkıntı var’. Bütün bu saydığım oluşumları yerine getirmiş, ne sıkıntısı olabilir. Galatasaray, o insanların hayal ettiği bir takım, Galatasaray’ı yönetenler de o insanların hayal ettiği tipte bir yönetici değildir. Herhalde karıştırdılar, hangi takım, hangi başkan. O konuda İbrahim Bey de orada, ona da sorabilirler. Onların hayal ettiği tarz konuşma ve diyalog söz konusu değil. Böyle bir konuşma olmaz, olamaz. Hiç kimse bulanık suda balık avlamaya kalkamasın. Hiç kimse bu tür işlerle Galatasaray’ı ilişkilendirmeye kalkmasın" diye cevap verdi. "Icardi ile sezon bitiminde oturup, konuşacağız" Sezon sonunda Arjantinli futbolcu Mauro Icardi’nin sözleşmesinin biteceğinin hatırlatılmasının ardından sarı-kırmızılıların başkanı, "Icardi çok değerli bir oyuncumuz. Bizde oynadığı sürece takıma verdiği katkı, takıma olana aidiyeti tartışılmaz. Sezon sonuna kadar kontratımız var. Icardi ile sezon bitiminde oturup, kendisiyle konuşacağız. Icardi özel ve önemli bir oyuncu. Galatasaray için çok önemli bir oyuncu. Bu konuyu hep gündemde tutmak doğru bir davranış biçimi değil. Hiçbir zaman bu tip değerlerinden Galatasaray herhangi problemli duruma gelmek istemez. Geçmişte de gelmemiştir. Sezon sonunda birçok şey netleştikten sonra Icardi ile oturup, konuşacağız. Kendisi bizim değerlimizdir. O zaman da beraber karşılıklı karar vereceğiz" şeklinde konuştu. "’Dursun Özbek para harcamıyor’ söylemini kabul etmiyorum" "Dursun Özbek para harcamıyor" şeklindeki söylemler için ise Dursun Özbek, "Dursun Özbek geldiğinden beri ne yapmış, nasıl transfer yapmış, kimi getirmiş, özellikle bu sezon başına döner, ben kimsenin böyle bir şey söylediğini de düşünmüyorum. Sezon başında yapılan transferlerde ne yapmış Dursun Özbek? Harcadığımız bonservis parasına, kurduğumuz takımın değerine bunu söyleyen insanların bakması lazım. Şu anda takımızın 360 milyon Euro civarında değeri var. Ligdeki en değerli takım. Nasıl olmuş? ’Dursun Özbek para harcamıyor’ şeyini kabul etmiyorum. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey söz konusu değil. Bence uydurulmuş bir şey" ifadelerini kullandı. "Galatasaray ara transfer döneminde teknik kadronun talep ettiği hedeflere ulaşmıştır" Ara transfer dönemlerinin, riskli dönem olduğunu aktaran Başkan Özbek, "İstediğiniz kalitedeki oyuncuyu her zaman bulamayabilirsiniz. Bu dönemde yaptığımız transfer planlaması son derece Galatasaray için başarılı olduğunu düşünüyorum. Galatasaray teknik ekibinin ve scout ekibinin tespit ettiği eksikler, transfer komitesinin önüne getirir, bu çerçevede başkan karar verir. ’Dursun Özbek transfere karar veriyor, bunu alalım, bunu almayalım’, böyle bir şey yok. Evet, Dursun Özbek transferde son sözü söyler ama ona ışık tutan husus teknik ekibin, scout ekibinin, transferle ilgili arkadaşların onun önüne getirdiği, Galatasaray’ın koşullarına, o günkü ihtiyaçları çerçevesinde bir mutabakat oluşur, o transfer yapılır. O söylemi ben reddediyorum. O söylem, doğru bir söylem değil. O söylem, Galatasaray’a, Galatasaray başkanına veya bana yakışan bir söylem değil. Onu söyleyenlere sezon başına dönüp yapılan transferlerin miktarına bakarlarsa bu söylediğim daha fazla anlam kazanır. Sezon başında planlamanızı yaparsınız. Transfer planlamasında nokta transferler için son derece iyi çalıştık. Tek bir alternatifimiz yok. Her durum için alternatiflerimiz var. Galatasaray ara transfer döneminde teknik kadronun talep ettiği hedeflere ulaşmıştır" değerlendirmesinde bulundu. "Galatasaray’ın bütçesinde naklen yayın geliri yüzde 5’e bile gelmiyor" Naklen yayın gelirlerinin düşük olmasından Kulüpler Birliği ve federasyonun şikayetçi olduğunu dile getiren Özbek, "Naklen yayın geliri, sürekli azalarak bugünkü seviyesine geldi. Artmasını beklerken, düştü. Bütçemizde 5 büyük ligi dikkate aldığımız zaman orada naklen gelirleri, bütçelerinin bazen yüzde 25, bazen yüzde 50’sine kadar çıkıyor. Galatasaray Spor Kulübü’nün bütçesinde naklen yayın geliri yüzde 5’e bile gelmiyor. Bu konu üzerinde geldiğimiz günden beri çalışıyoruz. Bu eksikliği gidermek için arkadaşlarımla beraber faaliyet dışı gelirlere yöneldik. Bir şekilde bu bütçeyi karşılamamız lazım. Galatasaray bunu fark eden ilk kulüptür. Diğer kulüpler de faaliyet dışı gelirler için harekete geçti. İnşallah federasyonun ve Kulüpler Birliği’nin ortak çalışmaları çerçevesinde naklen yayın gelirleri daha yukarı çıkar. Çok büyük eksiklik olarak şu anda bütçemizde duruyor" açıklamasını yaptı. "Transfer bakkaldan elma, şeker alır gibi mi yapılıyor?" Transferleri teknik ekibin raporu doğrultusunda yaptıklarını ifade eden Başkan Dursun Özbek, "Transfer bakkaldan elma, şeker alır gibi mi yapılıyor? Transfer maliyeti çerçevesinde mi değerlendirilir. Transfer fiyata göre yapılan bir şey mi yok performans değerlendirilmesiyle yapılan bir şey mi? Onun için bu işleri olduğundan farklı boyutlara getirmek üzere çalışmayın. Biz gerek transfer döneminde gerekse Galatasaray’ın özellikle Şampiyonlar Ligi’nde ve ligdeki yarışma durumu itibarıyla bize teknik ekibin getirdiği rapor doğrultusunda istedikleri bütün transferleri yaptık. Transfer işi, değerlendirme işidir" diyerek sözlerini tamamladı.
Trendyol Sanat’tan fotoğraf sergisi ’Beyond the Vanishing Point’e destek
11 Şubat 2026 Çarşamba - 14:57 Trendyol Sanat’tan fotoğraf sergisi ’Beyond the Vanishing Point’e destek Dünyaca ünlü sanatçı Ahmet Ertuğ’un Venedik’te 21 Şubat tarihinde açılacak fotoğraf sergisi ‘Beyond the Vanishing Point’, Trendyol Sanat’ın katkılarıyla gerçekleştiriliyor. Le Stanze della Fotografia’da 6 Nisan’a kadar gezilebilecek sergide, Ayasofya’nın anıtsal kubbesi tüm görkemiyle yer alıyor. Ayasofya’dan Pantheon’a uzanan 29 büyük boyutta basılmış fotoğraf ile Doğu ile Batı arasında tarihsel mimari bir bağ kuran sergi, çoğu zaman erişimi kısıtlı veya gizli kalmış mekanların derinliklerini sanatseverlerle buluşturuyor. Türkiye’de kültür sanatın dijitalleşmesine ve geniş kitlelere ulaşmasına öncülük edenlerden Trendyol Sanat, dünya çapında tanınan mimar ve fotoğraf sanatçısı Ahmet Ertuğ’un Venedik’teki sergisinin ana destekçisi oldu. Avrupa’nın en prestijli sanat merkezlerinden Le Stanze della Fotografia’da Denis Curti’nin küratörlüğünde 21 Şubat-6 Nisan tarihlerinde kapılarını açacak olan sergi; Ertuğ’un erişimi kısıtlı veya gizli kalmış 29 mimari şaheseri tüm görkemiyle gün yüzüne çıkaran fotoğraflarından oluşuyor. Mimari hafızanın izinde yarım asırlık bir yolculuk Türkiye’nin kültürel mirasını ve mimarisini 50 yılı aşkın süredir dünyaya tanıtan mimar-fotoğrafçı Ahmet Ertuğ, sergi ile ilgili olarak şunları ifade etti: "Elli yılı aşkın süredir çalışmalarımı Avrupa, Akdeniz ve ötesindeki mimari ve kültürel mirası fotoğraflamaya adadım; insan üreticiliğinin, hafızanın ve tarihin kesiştiği mekânlara odaklandım. Bu kareler, mimarinin hem sürekliliği hem dönüşümü nasıl bünyesinde taşıdığını görünür kılıyor. Kültürleri, çağları ve coğrafyaları birbirine bağlarken, insanın anlam ve güzellik taşıyan mekânlar oluşturma arzusunun evrenselliğini doğruluyor. Mimarlık geçmişimden dolayı fotoğrafı yalnızca belgeleme aracı değil, bir yorumlama biçimi olarak görüyorum. Mimariyi, onu oluşturanların gözünden deneyimlemenin ve görünür kılmanın bir yolu. Venedik’te Le Stanze della Fotografia’da yer alan bu sergi, İtalya’nın mimari mirasına ve onun Akdeniz dünyasıyla kurduğu derin diyaloğa odaklanan fotoğraflarımdan bir seçki sunuyor. Fotoğraflar, izleyiciyi çoğu zaman gizli, uzak ya da erişilmesi güç mekânlara davet ederek, aksi hâlde yalnızca hafıza ya da hayal gücüyle bilinebilecek alanlarla mahrem bir karşılaşma öneriyor." Sergide, Ertuğ’un 810 inç büyük format bir körüklü kamera ve filmle çalışarak yavaş, bilinçli ve tefekküre dayalı bir süreçle çektiği 29 devasa fotoğraf arasında İtalya’daki tarihi katedraller, saraylar, tiyatrolar, kütüphaneler ve müzeler yer alıyor. Ayasofya’nın anıtsal kubbesi de tüm görkemiyle sergide Platformun katkı sunduğu Le Stanze della Fotografia’daki sergiyi gezenler için en etkileyici fotoğraflardan birisi ise, Türkiye’den tek bir kare olacak: Ayasofya’nın anıtsal kubbesi. Altıncı yüzyıldan bu yana, zeminden 55 metre yüksekte asılı duran merkez kubbenin çevresindeki yarım kubbelerin de kadraja girdiği fotoğraf, İstanbul ve Venedik arasındaki yüzyıllara yayılan mimari sürekliliğe tanıklık ediyor. Sergideki fotoğraflar, mimarinin kültürler, dönemler ve coğrafyalar arasında hem süreklilik hem dönüşüm taşıdığını gösteriyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Ajansı’na Türk yönetici
11 Şubat 2026 Çarşamba - 13:59 Birleşmiş Milletler Kalkınma Ajansı’na Türk yönetici Birleşmiş Milletler’in Kalkınma Programı UNDP’de, Stratejik Plan Uygulama ve Entegrasyon Direktörlüğü’ne Şebnem Şener atandı. Yeni görevinde, UNDP’nin 2026-2029 Stratejik Planı’nı hayata geçirmekten sorumlu olacak Şebnem Şener, ajans bünyesinde bu görevi üstlenen ilk Türk kadın yönetici oldu. Türk yöneticilerin yurt dışındaki başarılarına bir yenisi daha eklendi. Birleşmiş Milletler Kalkınma Ajansı (UNDP) bünyesinde gerçekleştirilen atamayla birlikte Stratejik Plan Uygulama ve Entegrasyon Direktörlüğü’ne Şebnem Şener getirildi. Açıklamaya göre, 9 Şubat tarihi itibarıyla yeni görevine başlayan Şebnem Şener, ajans bünyesinde bu görevi üstlenen ilk Türk kadın yönetici oldu. Şebnem Şener, yeni görevi kapsamında New York’taki UNDP Genel Merkezi’nde konumlandırılan İcra Ofisi’nde, doğrudan UNDP Başkanı Alexander De Croo’ya bağlı olarak çalışacak. Verilen bilgiye göre Şebnem Şener, lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde aldı. Aynı üniversitede Politika Ekonomisi alanında yüksek lisans yaptı. Doktora çalışmaları için Amerika Birleşik Devletleri’ne giden Şener, doktora tezini George Washington Üniversitesi’nde tüketici güveninin reel ekonomi üzerindeki etkisi üzerine gerçekleştirdi. Profesyonel kariyerine Dünya Bankası’nda başlayan Şener, yaklaşık yedi yıl boyunca Dünya Bankası bünyesinde; başta düşük ve orta gelirli ülkeler olmak üzere birçok ülkede finansal sektörün geliştirilmesine yönelik teknik, stratejik ve operasyonel çalışmalarda rol aldı. Finansal kapsayıcılığın artırılması, finansmana erişimin güçlendirilmesi ve finansal sektör reformlarının önceliklendirilmesi konularında ülkelere danışmanlık sağladı; finansal krizlere hazırlık, acil durum planlaması ve düzenleyici-denetleyici kurumlara yönelik finansal kriz simülasyonları gibi projelerde görev aldı. 2015 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) geçen Şebnem Şener, sürdürülebilir finans alanında önemli çalışmalara imza attı. Bu dönemde, etki odaklı finansman yaklaşımları ve gelişmekte olan pazarlarda bankacılık açısından uygulanabilir projelerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürüten Şebnem Şener, son 2 yıldır UNDP Sürdürülebilir Finans Ağı (Sustainable Finance Hub) bünyesinde Sürdürülebilir Kalkınma Araçları için Özel Finansman birimine liderlik ediyordu. Öncelikli girişimlerin ortak etki üretmesine liderlik edecek 170 ülke ve bölgede yoksulluğu ortadan kaldırmak, eşitsizlikleri ve dışlanmayı azaltmak ve ülkelerin sürdürülebilir ilerleme kapasitesini güçlendirmek amacıyla çalışmalarını sürdüren UNDP, 27 Haziran 2025 tarihinde yayımlanan 2026-2029 Stratejik Planı ile önümüzdeki döneme ilişkin yol haritasını ve önceliklerini ortaya koymuştu. Söz konusu plan; herkes için refahın genişletilmesi, etkili yönetişimin güçlendirilmesi, sağlıklı bir gezegenin korunması ve krizlere karşı dayanıklılığın artırılması olmak üzere dört temel stratejik hedef etrafında şekilleniyor. Bu hedefler; dijital ve yapay zekâ inovasyonu, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilir finansman olmak üzere üç hızlandırıcı alan tarafından desteklenerek, UNDP’nin tüm çalışma alanlarında dönüştürücü etki oluşturmasını amaçlıyor. Şener, söz konusu Stratejik Plan dahilinde belirlenen kurumsal stratejik önceliklerin, ajansın tüm politika, program, ortaklık ve finansman araçlarıyla uyumlu, bütüncül ve tamamlayıcı bir yaklaşımla hayata geçirilmesini koordine edecek. Şener, küresel, bölgesel ve ulusal düzeyde faaliyet gösteren UNDP birimleri arasında stratejik entegrasyonu sağlayarak, öncelikli girişimlerin ortak etki üretmesine liderlik edecek ve Stratejik Plan kapsamında hedeflenen kalkınma sonuçlarının sahada somut etkilere dönüşmesinde kilit rol üstlenecek.
Kayıp başvurusu cinayeti ortaya çıkardı: Arnavutköy’de arazi anlaşmazlığı kanlı bitti
11 Şubat 2026 Çarşamba - 13:51 Kayıp başvurusu cinayeti ortaya çıkardı: Arnavutköy’de arazi anlaşmazlığı kanlı bitti İstanbul’da kayıp başvurusu olarak başlayan olay, Arnavutköy’de işlenen bir cinayeti ortaya çıkardı. Bağcılar’da kayıp olarak aranan 38 yaşındaki bir kişinin, arazi anlaşmazlığı nedeniyle tabancayla vurularak öldürüldüğü belirlendi.Edinilen bilgilere göre, İstanbul’un Bağcılar ilçesinde ikamet eden Faik Bingöl (38) için 9 Şubat 2026 tarihinde yakınları tarafından Bağcılar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne kayıp başvurusu yapıldı. Bunun üzerine polis ekipleri geniş çaplı çalışma başlattı. Yapılan araştırmalarda, Faik Bingöl’ün Arnavutköy Balaban Mahallesi’nde bir arsa satın almak için Özkan V. isimli emlakçıyla irtibat kurduğu tespit edildi. Bu bilgi üzerine şüpheli Özkan V. yakalanarak gözaltına alındı. Soruşturmanın derinleştirilmesiyle olayın perde arkası ortaya çıktı. İddiaya göre, 9 Şubat 2026 günü saat 20.00 sıralarında Özkan V. (39) ile Faik Bingöl arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine Özkan V.’ın, Faik Bingöl’e tabancayla ateş ederek öldürdüğü belirlendi.Cinayetin ardından şüphelinin, Faik Bingöl’ün cansız bedenini Arnavutköy Boyalık Mahallesi’nde bulunan ormanlık alana attığı tespit edildi. Olayla ilgili Cumhuriyet Savcısının talimatıyla şüpheli emlakçı gözaltına alındı. Katil zanlısını tutuklandığı öğrenildi. Jandarma ekipleri, cinayette kullanıldığı değerlendirilen silahın bulunmasına yönelik çalışmalarını sürdürürken, olayla ilgili soruşturmanın çok yönlü olarak devam ettiği öğrenildi.
Sinpaş Reserve "tatil evi" modeliyle turizm anlayışını yeniden tanımlıyor
11 Şubat 2026 Çarşamba - 13:40 Sinpaş Reserve "tatil evi" modeliyle turizm anlayışını yeniden tanımlıyor Sinpaş, Marmaris’te turizmi mevsimsellikten çıkararak yıl geneline yayan yeni projesi Sinpaş Reserve’i tanıttı. "Tatil evi" konseptiyle geliştirilen proje, klasik devre mülk anlayışının ötesine geçerek, ikinci konut konforunu profesyonel işletme altyapısı, wellness odaklı yaşam modeli ve sürdürülebilir turizm yaklaşımıyla bir araya getiriyor. Toplam 692 devre mülkten oluşan Sinpaş Reserve, Marmaris’te kesintisiz bir turizm ve hizmet ekonomisi oluşturmayı hedefliyor. Proje, bireysel kullanıcılar için uzun vadeli, planlı ve nitelikli bir tatil deneyimi sunarken, bölge ekonomisine de yılın 12 ayına yayılan kalıcı katkılar sağlamayı amaçlıyor. Değişen beklentiler ve yaşam tarzlarıyla birlikte tatil anlayışının da dönüştüğüne referans olarak yükselen proje her yıl farklı otellerde konaklamak yerine aidiyet hissi oluşturan, planlı ve uzun vadeli tatil çözümlerine olan ilgiyi merkeze alıyor. Sinpaş Reserve, "tatil evi" yaklaşımıyla kullanıcılarına tanıdık bir konfor alanı sunarken, Marmaris’in yalnızca yaz sezonuna bağlı kalmayan bir destinasyon kimliği kazanmasına katkı sağlıyor. Modern wellness ve sağlıklı yaşam trendlerini odağına alan proje, termal imkanlar, kapsamlı SPA ve wellness alanlarıyla sağlık odaklı konaklama deneyimini öne çıkarıyor. Profesyonel işletme modeli sayesinde hem kullanıcıya uzun vadeli değer sunuluyor hem de yerel esnaf, hizmet sektörü ve istihdama kalıcı katkı sağlanıyor. Marmaris’te sürdürülebilir ve kesintisiz bir ekonomik döngü Bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olan Sinpaş Reserve, "tatil evi" kavramını yeniden tanımlarken, esnek kullanım kurgusu, profesyonel işletme altyapısı, yüksek hizmet standartları ve yatırım değerini aynı potada buluşturan bütüncül yapısıyla Marmaris’te sürdürülebilir ve kesintisiz bir ekonomik döngü oluşturmayı hedefliyor. "Nitelik, turizm deneyiminin merkezinde yer alıyor" Türkiye turizminde beklentilerin sayılarla birlikte dönüştüğünü belirten Kızılbük GYO Genel Müdürü Mahmut Sefa Çelik, "Son veriler Türkiye turizminin büyüdüğünü ve gelirlerin arttığını gösteriyor. Özellikle ziyaretçi başına gecelik harcamanın 100 dolar seviyesine ulaşması, daha uzun süreli, planlı ve kaliteli deneyimlere yönelindiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, ürünün ve yatırım anlayışının da değişmesi gerektiğini gösteriyor. Dünya turizmi artık yalnızca sezonluk tatil değil; sağlıklı yaşam, wellness, spor, deneyim ve uyku turizmi gibi yeni dinamikler etrafında şekilleniyor. Artık tek odak yaz tatili değil. Sağlık turizmi, sürdürülebilir turizm, doğa ve macera turizmi, spor, wellness ve kongre turizmi gibi alanlar öne çıkıyor. Günümüzde nitelik, turizm deneyiminin merkezinde yer alıyor" dedi. "Güney Ege yıl boyunca yaşayan bir destinasyon kimliği kazanmalı" Marmaris’in ötesinde Güney Ege ölçeğinde bir dönüşüm hedeflediklerini ifade eden Çelik, "Güney Ege, Türkiye turizminin en istikrarlı büyüyen bölgelerinden biri haline geldi. Bölge her yıl milyonlarca ziyaretçi ağırlıyor ancak profilin daha uzun süreli ve daha yüksek harcama potansiyeline sahip bir yapıya evrilmesi gerekiyor. Marmaris; termal kaynakları, doğa-kültür-deniz potansiyeli, gastronomisi ve erişilebilirliğiyle bu dönüşüm için çok güçlü bir merkez. Güney Ege, mevsimsellik algısını geride bırakan ve 12 ay yaşayan bir destinasyon kimliği kazanmalı" diye konuştu. "Ekonomik çarpan etkisini yılın 12 ayına yayacağız" Dört mevsim turist ağırlayan bir projeye imza atmaktan duydukları memnuniyeti dile getiren Çelik, "Yaz sezonuyla sınırlı geleneksel turizm döngüsünü kırarak bölgenin ekonomik çarpan etkisini yılın 12 ayına yaymayı hedefliyoruz. Sezonluk istihdamdan kalıcı istihdama geçişi hızlandırarak yerel işletmelerin ve tedarik zincirlerinin kesintisiz faaliyet göstermesine imkan sağlamayı amaçlıyoruz. Sinpaş Reserve, yalnızca bir kullanım modeli sunmuyor; bölgeye düzenli gelir üreten, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir turizm ekonomisi inşa ediyor. Kızılbük projemizde kısa sürede ulaştığımız yüzde 85 satış oranı, geliştirdiğimiz yaklaşımın güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Sinpaş Reserve ile bu deneyimi yeni bir aşamaya taşıyoruz. Hedefimiz Türkiye turizmine güven veren, yatırım değeri yüksek, uzun vadeli ve sürdürülebilir projeler geliştirmek" şeklinde konuştu. "Türk aileleri tatilde de rutin ve aidiyet arıyor" Kızılbük GYO Genel Müdürü Mahmut Sefa Çelik, son dönemde değişen tatil tercihlerini değerlendirerek, "Yapılan güncel araştırmalar, insanların tatilde de rutin arayışının güçlendiğini gösteriyor. Her yıl yeniden plan yapmak yerine, kendilerini ait hissettikleri, tanıdık ve zahmetsiz tatil modellerine yöneliyorlar. Türk aile yapısının dinamiklerine baktığımızda aile ve arkadaşlarla aynı dönemlerde bir araya gelme, birlikte vakit geçirme ve bu buluşmaları sürdürülebilir bir düzene oturtma isteğinin çok güçlü olduğunu görüyoruz. Kızılbük GYO olarak geliştirdiğimiz ürünlere gösterilen ilgi ve müşteri deneyimlerimizden hareketle satışlarımızın önemli bir bölümü, ailelerin ve arkadaş gruplarının her yıl aynı zaman diliminde birlikte tatil yapabilmek amacıyla gerçekleştirdiği tercihlerden oluşuyor. Bu tablo, tatilde dahi planlama, bakım ve işletme detaylarıyla uğraşmadan yalnızca birlikte geçirilen zamana odaklanma beklentisinin arttığını ortaya koyuyor. Uzun yıllar tercih edilen klasik yazlık modeli ise bakım, tadilat, güvenlik ve artan maliyetler nedeniyle giderek bir yüke dönüşüyor. Tatil evi yaklaşımı, aynı mutluluk ve konforu profesyonel işletme güvencesiyle hiçbir efor sarf etmeden daha düşük maliyetler ve daha yüksek bir hizmet standardıyla sunarak bu ihtiyaca güçlü bir yanıt veriyor."
Sinpaş Reserve, "Tatil Evi" modeliyle turizm anlayışını yeniden tanımlıyor
11 Şubat 2026 Çarşamba - 13:32 Sinpaş Reserve, "Tatil Evi" modeliyle turizm anlayışını yeniden tanımlıyor Sinpaş, Marmaris’te turizmi mevsimsellikten çıkararak yıl geneline yayan yeni projesi Sinpaş Reserve’i tanıttı. "Tatil evi" konseptiyle geliştirilen proje; klasik devremülk anlayışının ötesine geçerek, ikinci konut konforunu profesyonel işletme altyapısı, wellness odaklı yaşam modeli ve sürdürülebilir turizm yaklaşımıyla bir araya getiriyor. Toplam 692 devre mülkten oluşan Sinpaş Reserve, Marmaris’te kesintisiz bir turizm ve hizmet ekonomisi oluşturmayı hedefliyor. Proje; bireysel kullanıcılar için uzun vadeli, planlı ve nitelikli bir tatil deneyimi sunarken, bölge ekonomisine de yılın 12 ayına yayılan kalıcı katkılar sağlamayı amaçlıyor. Değişen beklentiler ve yaşam tarzlarıyla birlikte tatil anlayışının da dönüştüğüne referans olarak yükselen proje her yıl farklı otellerde konaklamak yerine, aidiyet hissi oluşturan, planlı ve uzun vadeli tatil çözümlerine olan ilgiyi merkeze alıyor. Sinpaş Reserve, "tatil evi" yaklaşımıyla kullanıcılarına tanıdık bir konfor alanı sunarken, Marmaris’in yalnızca yaz sezonuna bağlı kalmayan bir destinasyon kimliği kazanmasına katkı sağlıyor. Modern wellness ve sağlıklı yaşam trendlerini odağına alan proje; termal imkanlar, kapsamlı spa ve wellness alanlarıyla sağlık odaklı konaklama deneyimini öne çıkarıyor. Profesyonel işletme modeli sayesinde hem kullanıcıya uzun vadeli değer sunuluyor hem de yerel esnaf, hizmet sektörü ve istihdama kalıcı katkı sağlanıyor. Marmaris’te sürdürülebilir ve kesintisiz bir ekonomik döngü Bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olan Sinpaş Reserve, "tatil evi" kavramını yeniden tanımlarken, esnek kullanım kurgusu, profesyonel işletme altyapısı, yüksek hizmet standartları ve yatırım değerini aynı potada buluşturan bütüncül yapısıyla Marmaris’te sürdürülebilir ve kesintisiz bir ekonomik döngü oluşturmayı hedefliyor. "Nitelik, turizm deneyiminin merkezinde yer alıyor" Türkiye turizminde beklentilerin sayılarla birlikte dönüştüğünü belirten Kızılbük GYO Genel Müdürü Mahmut Sefa Çelik, "Son veriler Türkiye turizminin büyüdüğünü ve gelirlerin arttığını gösteriyor. Özellikle ziyaretçi başına gecelik harcamanın 100 dolar seviyesine ulaşması, daha uzun süreli, planlı ve kaliteli deneyimlere yönelindiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, ürünün ve yatırım anlayışının da değişmesi gerektiğini gösteriyor. Dünya turizmi artık yalnızca sezonluk tatil değil; sağlıklı yaşam, wellness, spor, deneyim ve uyku turizmi gibi yeni dinamikler etrafında şekilleniyor. Artık tek odak yaz tatili değil. Sağlık turizmi, sürdürülebilir turizm, doğa ve macera turizmi, spor, wellness ve kongre turizmi gibi alanlar öne çıkıyor. Günümüzde nitelik, turizm deneyiminin merkezinde yer alıyor" dedi. "Güney Ege yıl boyunca yaşayan bir destinasyon kimliği kazanmalı" Marmaris’in ötesinde Güney Ege ölçeğinde bir dönüşüm hedeflediklerini ifade eden Çelik, " Güney Ege, Türkiye turizminin en istikrarlı büyüyen bölgelerinden biri haline geldi. Bölge her yıl milyonlarca ziyaretçi ağırlıyor ancak profilin daha uzun süreli ve daha yüksek harcama potansiyeline sahip bir yapıya evrilmesi gerekiyor. Marmaris; termal kaynakları, doğa-kültür-deniz potansiyeli, gastronomisi ve erişilebilirliğiyle bu dönüşüm için çok güçlü bir merkez. Güney Ege, mevsimsellik algısını geride bırakan ve 12 ay yaşayan bir destinasyon kimliği kazanmalı" diye konuştu. "Ekonomik çarpan etkisini yılın 12 ayına yayacağız" Dört mevsim turist ağırlayan bir projeye imza atmaktan duydukları memnuniyeti dile getiren Çelik, "Yaz sezonuyla sınırlı geleneksel turizm döngüsünü kırarak bölgenin ekonomik çarpan etkisini yılın 12 ayına yaymayı hedefliyoruz. Sezonluk istihdamdan kalıcı istihdama geçişi hızlandırarak yerel işletmelerin ve tedarik zincirlerinin kesintisiz faaliyet göstermesine imkan sağlamayı amaçlıyoruz. Sinpaş Reserve, yalnızca bir kullanım modeli sunmuyor; bölgeye düzenli gelir üreten, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir turizm ekonomisi inşa ediyor. Kızılbük projemizde kısa sürede ulaştığımız yüzde 85 satış oranı, geliştirdiğimiz yaklaşımın güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Sinpaş Reserve ile bu deneyimi yeni bir aşamaya taşıyoruz. Hedefimiz; Türkiye turizmine güven veren, yatırım değeri yüksek, uzun vadeli ve sürdürülebilir projeler geliştirmek" şeklinde konuştu. "Türk aileleri tatilde de rutin ve aidiyet arıyor" Kızılbük GYO Genel Müdürü Mahmut Sefa Çelik, son dönemde değişen tatil tercihlerini değerlendirerek, "Yapılan güncel araştırmalar, insanların tatilde de rutin arayışının güçlendiğini gösteriyor. Her yıl yeniden plan yapmak yerine, kendilerini ait hissettikleri, tanıdık ve zahmetsiz tatil modellerine yöneliyorlar. Türk aile yapısının dinamiklerine baktığımızda; aile ve arkadaşlarla aynı dönemlerde bir araya gelme, birlikte vakit geçirme ve bu buluşmaları sürdürülebilir bir düzene oturtma isteğinin çok güçlü olduğunu görüyoruz. Kızılbük GYO olarak geliştirdiğimiz ürünlere gösterilen ilgi ve müşteri deneyimlerimizden hareketle satışlarımızın önemli bir bölümü, ailelerin ve arkadaş gruplarının her yıl aynı zaman diliminde birlikte tatil yapabilmek amacıyla gerçekleştirdiği tercihlerden oluşuyor. Bu tablo, tatilde dahi planlama, bakım ve işletme detaylarıyla uğraşmadan yalnızca birlikte geçirilen zamana odaklanma beklentisinin arttığını ortaya koyuyor. Uzun yıllar tercih edilen klasik yazlık modeli ise bakım, tadilat, güvenlik ve artan maliyetler nedeniyle giderek bir yüke dönüşüyor. Tatil evi yaklaşımı, aynı mutluluk ve konforu profesyonel işletme güvencesiyle, hiçbir efor sarf etmeden daha düşük maliyetler ve daha yüksek bir hizmet standardıyla sunarak bu ihtiyaca güçlü bir yanıt veriyor." (OE-RU
Menajer Ayşe Barım’ın yargılandığı davada karar açıklanması için ara verildi
11 Şubat 2026 Çarşamba - 13:04 Menajer Ayşe Barım’ın yargılandığı davada karar açıklanması için ara verildi Gezi Parkı olaylarında sanatçıları eylemlere katılması için yönlendirdiği ve olayların planlayıcılarından olduğu iddiasıyla yargılanan menajer Ayşe Barım’ın yargılandığı davada karar açıklanması için saat 14.00’a kadar ara verildi. Menajer Ayşe Barım’ın Gezi Parkı olaylarında şirketine bağlı sanatçıları eylemlere katılması için yönlendirdiği ve olayların planlayıcılarından olduğu iddiasıyla ‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüse yardım etme’ suçundan hazırlanan iddianame kapsamında 22 yıl 6 aydan 30 yıla kadar hapis talebiyle yargılanmasına devam edildi. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilen tutuksuz sanık Ayşe Barım ile taraf avukatları hazır bulundu. Duruşmada celse arasında esasa ilişkin mütalaanın açıklandığı belirtildi. Mütalaada, Barım’ın ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi. Mütalaaya karşı savunma yapan Ayşe Barım, "2025 yılının Ocak ayından beri yaşamadığım bir sürecin içerisindeyim. Ben hiçbir suç işlemedim, oyuncuları asla Gezi Parkı’na yönlendirmedim. Hayatımda siyasi şeylere hiçbir şekilde müdahil olmadım. Şu anda kalp pili ile hayatıma devam ediyorum. Açık kalp ameliyatı olacağım. Tüm tanık ifadeleri lehimeyken çok ağır bir şekilde cezalandırılmam istenmiş. Ben suçsuzum, avukatlarım da gereken hukuki açıklamayı yapacaktır. Ben sadece işiyle ilgilenen bir kadınım. Bu süreçte sağlığım çok etkilendi beraatimi istiyorum" dedi. Ayşe Barım’ın avukatları da suçlamaları kabul etmedi. Son sözü sorulan Ayşe Barım "Avukatlarımın beyanlarına katılıyorum beraat talep ediyorum" dedi. Duruşmaya karar açıklanması için 14.00’a kadar ara verildi. İddianameden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, Ayşe Barım’ın Gezi Parkı ana davasının aktörlerinden, hükümlü ve firari sanık olarak bulunan Mehmet Ali Alabora, Çiğdem Mater Utku ve Mehmet Osman Kavala isimli şahıslara Gezi eylemlerinin olduğu süreç ve devamında irtibatlı olduğunun tespit edildiği anlatıldı. Hazırlanan iddianamede, ‘Id İletişim Danışmanlık Anonim Şirketi’ isimli firmanın bünyesinde 68 oyuncunun olduğu, bu isimlerin ise Ahmet Rıfat Şungar, Ali Atay, Alp Navruz, Aslı Enver, Aslıhan Gürbüz, Bensu Soral, Bergüzar Korel, Berkay Ateş, Bige Önal, Birce Akalay, Birkan Sokullu, Bülent İnal, Caner Cindoruk, Ceyda Düvenci, Devrim Özkan, Devrim Yakut, Dolunay Soysert, Ece Sükan, Ekin Koç, Erkan Can, Esra Bilgiç, Ezgi Mola, Fahriye Evcen, Fatih Akın, Fatih Artman, Hakan Kurtaş, Halit Ergenç, Hande Erçel, Hazal Kaya, Hümeyra, İbrahim Selim, İpek Bilgin, Lale Mansur, Mehmet Günsür, Mehmet Kurtuluş, Mert Yazıcıoğlu, Merve Dizdar, Metin Akdülger, Miray Daner, Nehir Erdoğan, Nejat İşler, Nur Fettahoğlu, Okan Yalabık, Oktay Çubuk, Philip Arditti, Pınar Deniz, Rıza Kocaoğlu, Selma Ergeç, Serenay Sarıkaya, Serkan Altunorak, Sinem Kobal, Su Burcu Yazgı Coşkun, Şükran Ovalı, Şükrü Özyıldız, Taro Emir Tekin, Zafer Algöz, Zerrin Tekindor, Afra Karagöz, Çağla Naz Kargı, Defne Burnaz, Ecem Simge Yurdatapan, Elif Uslusoy, Hakan Zavlak, Melis Sevinç, Melisa Bostancıoğlu, Samet Kaan Kuyucu, Sezer Arıçay oldukları kaydedildi. Hazırlanan iddianamede, söz konusu eylemlerin gelişi güzel ortaya çıkmadığı, bir organizasyon dahilinde, sistemli ve planlı olarak yürütüldüğü, Barım’ın ilgili süreçte halkın sempati duyarak kitleleri peşine sürükleme potansiyeli yüksek olan sanatçı-oyuncular adına sosyal medyada ve sahada irade göstererek planlama, organizasyon, yönlendirme yönünde faaliyet gösterdiği aktarıldı. Ayrıca Barım’ın Gezi Parkı ana aktörleri ile önceye ilişkin hiçbir HTS irtibatı bulunmazken Gezi Parkı hazırlık ve başlangıç sürecinde sık sık ve sistemli olarak irtibatlandığı kaydedildi. Ayşe Barım’ın ID iletişim isimli menajerlik şirketine bağlı oyuncuların Gezi Parkı sürecinde en etkili etiket olan #direngeziparkı, #occupyturkey hastaghlerinin paylaşımlarında olduğu gibi Türkiye’de yaşanan orman yangını ve deprem felaketlerinden sonra Türkiye’yi uluslararası arenada yetersiz gösterme adına sosyal medyada başlatılan #HelpTurkey kampanyasına da sistemsel olarak katıldıklarının belirtildiği iddianamede, bunu Barım’ın etkisinin altında kalarak yaptıkları açıklandı. Hazırlanan iddianamede, Her ne kadar basın yayın organlarında ve sosyal medyada gösterilerin toplum refleksi ile bir anda oluştuğuna dair kanaat oluşturulmaya çalışılsa da olayın sosyal medyada yayılış biçimi, olayı başlatan ve yayılmasında rol oynayan Emine Ayşe Barım’a ait Id İletişim Danışmanlık Anonim Şirketi’ne bağlı sanatçıların ve kurumsal hesabın sürece ilişkin etkili olarak seçilen slogan ve imgelerin eylemin ilk gününden itibaren meydanlarda ve sosyal medyada en önde yer alan sembollerin paylaşımı ile organize bir şekilde sanatçılar adına kitlesel yayılım sağlamak amacıyla hareket ederek bilinçli bir şekilde yönlendirildiği aktarıldı. İddianamede ayrıca, Barım’ın irade gösteren, danışılan ve onayı alınan kişi olarak tespit edildiği, bu şekilde olayları planlayan, örgütleyen ve yönlendiren, iradesi sorularak bu yönde kendisinin karar bildirerek yön verici ve belirleyici olduğu, kendi şirketine bağlı toplumda tanınan oyuncuları eylemlere yönlendirerek oyuncuların toplumda tanınırlığını ve etki gücünü de kullanarak daha fazla kitleselleşmesini amaçladığı, bunda da kısmen başarılı olduğu, oyuncuların tanık sıfatıyla alınan ifadelerinde kendi iradeleriyle eylemlere katıldıklarını beyan etseler de sanık ile eylemlerin başladığı döneme dair yoğun irtibatlarının içeriğini hayatın olağan akışına uygun olarak açıklayamadıkları, iç ve dış kamuoyu tarafından günlerce takip edilen ve gündemde tutulan olayların kitleselleşmeye başladığı bir dönemde görüşme içeriklerine yönelik ile sanığın eylemlerin olduğu dönemde Gezi Parkı’nda kendileriyle bulunmasına rağmen kaçamaklı cevaplarının sanığı kayırma amacıyla yapıldığı belirtildi. Barım’ın Gezi Parkı eylemleri ile ilgili olarak hem toplumsal hem de küresel algı oluşturulması kapsamında film, belgesel ve video çekimleri yapılmasını sağladığının aktarıldığı iddianamede, ‘önceye ilişkin hiç bir irtibatı olmamasına karşın ilk kez’ ana dosyada firari sanık Mehmet Ali Alabora ile Gezi Parkı döneminde 3 kez, hükümlü Mehmet Osman Kavala isimli şahıs ile 39 kez, hükümlü Çiğdem Mater Utku isimli şahıs ile 14 kez irtibatlarının tespit edildiği kaydedildi. Hazırlanan iddianamede Ayşe Barım’ın ‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüse yardım etme’ suçundan 22 yıl 6 aydan 30 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.