Yerel Haberler
İstanbul
Beykoz Kundura’da skandal "başörtüsü" iddiası: "Kızlarımı başörtülü görünce işime son verdiler" 12 Mayıs 2026 Salı - 10:22:15 Beykoz’da dizi ve film platosu olarak kullanılan tarihi Beykoz Deri Fabrikası’nda görev yaptığı dönemde iş yeri hekimi olan Halil Şirin, ailesiyle katıldığı bir davetin ardından mobbinge maruz kaldığını ve kızlarının başörtülü olması gerekçesiyle haksız yere işten çıkarıldığını iddia etti. Şirin’in iddialarına göre, lojman bölgesine taşındıktan kısa bir süre sonra düzenlenen yemekli bir davete kızlarıyla birlikte katıldı. Ertesi gün kurum yöneticisi, tarihi Beykoz Deri Fabrikası Genel Müdürü Serpil Yıldırım’ın Şirin’in kızlarının başörtülü olmasından rahatsızlık duyduğunu belirtti. Bu olayın ardından iddiaya göre Şirin, "Artık burada doktor istemiyoruz" denilerek işten çıkarıldı. Kurumda daha önce de dini değerlere yönelik benzer yaklaşımların sergilendiğini iddia eden Halil Şirin, bazı çalışanlara başörtüsü yerine bone zorunluluğu getirildiğini ve Ramazan ayında oruç tutan personele baskı yapıldığını öne sürdü. Kızlarının başörtülü olması gerekçesiyle iş akdinin feshedildiğini dile getiren Şirin; kararın ardından kurum yöneticilerine kişisel hak ve özgürlüklere saygı duyulması gerektiği yönünde tepki gösterdi. "Kızlarımızın başörtülü olduklarını gördükten sonra ’Biz artık burada doktor istemiyoruz’ denilerek iş akdim sonlandırıldı" Görev yaptığı dönemde Beykoz Kundura iş yeri hekimi olan Halil Şirin, yaşanan süreci şu sözlerle aktardı: "Tarihi Beykoz Kundura ve ARE Holding bünyesinde iş yeri hekimi olarak çalışırken, Genel Müdür Serpil Yıldırım’ın isteği üzerine yalıya yakın konumdaki lojman bölgesinde taşındık. Lojmana taşındıktan bir buçuk ay kadar sonra yemekli bir davete ailece, kızlarımızla birlikte katıldık. Ertesi gün Beykoz Kundura yöneticisi Serpil Yıldırım’ın ve Kültür Sanat Direktörü Buse Yıldırım’ın, kızlarımızın başörtülü olduklarını gördükleri ve bunu hazmedemedikleri; problem yaptıkları söylendi. İki gün sonra da ’Biz artık burada doktor istemiyoruz’ denilerek iş akdim sonlandırıldı." "Ramazan ayında gücünün yettiği kimselere oruçlarını bozmaları için baskı yaptı" Yıldırım’ın çalışanlara mobbing uyguladığı iddialarına yer veren Şirin, "Tabii ki Serpil Yıldırım’ın dine karşı kin ve nefret tutumu ilk değil. Burada başörtülü çalışan arkadaşlar maalesef başörtü yerine boneyle çalıştırılmak zorunda bırakılıyor, boneleriyle çalıştırılıyor. Bunun dışında Ramazan ayında gücünün yettiği kimselere, özellikle yakınındaki yönetici arkadaşlarımıza maalesef oruçlarını bozmaları için baskı yaptı. Hatta bir yönetici arkadaşımız Ramazan’da ısrarla gelip arka arkaya üç kere çikolata ikramı yaptığını, normalde hayatta böyle bir şey yapmadığını ve rahat bir şekilde oruç tutamadığını ifade etti" dedi. "’Mescit nerede?’ diye soran arkadaşıma ’Orası mescit değil dua odası; mescidiniz yerin dibine batsın’ dedi" Yıldırım’ın dine karşı tutumunun nefret odaklı olduğunu öne süren Şirin, "Odamda Serpil Yıldırım ve Buse Yıldırım ile birlikteyken bir arkadaşımız mescidin nerede olduğunu sordu, ’Mescit nerede?’ dedi. ’Orası mescit değil, dua odası; mescidiniz yerin dibine batsın’ dedi. Maalesef mescide beddua etmeye kadar dine karşı nefret ve tutum içerisinde. Biz bu toprağın çocuklarıyız. İslam bu toprağın ayrılmaz bir parçası; bizim parçamız, asli unsurumuz. İslam’a karşı, dinimize karşı bu kadar kin ve nefret içeren bir tutum ve yaklaşım bu toprağın çocukları hak etmiyor. Birazcık saygı bekliyoruz, çok şey değil" ifadelerine yer verdi. "Yönetici öncesinde ’Kesinlikle kızlarını getirme, başörtülü olduklarını görürse problem yapar’ diye uyardı" Son olarak aldığı tepkinin ardından Yıldırım’dan konuya ilişkin bir cevap alamadığını dile getiren Şirin, şunları söyledi: "Beykoz Kundura yöneticisi bunu yönetici özellikle gelip bana söylemiştir, beyan etmiştir. Öncesinde de bizi uyarmıştı, ’Halil Hocam kesinlikle kızlarını getirme; bak Serpil Yıldırım başörtülü olduklarını görürse problem yapar’ diyerek açıkça uyarıda bulunmuştu maalesef. Lojmana taşındıktan bir buçuk ay sonra da ’Artık burada doktor istenmiyor’ diye apar topar maalesef iş akdine son verildi. Tabii ki kimse karşılıklı sonsuza kadar çalışacak diye bir şey yok ama bizim burada beklentimiz kişisel hak ve özgürlüklere karşı saygı. Bana ’Artık burada doktor istenmiyor’ dendiği söylendikten sonra Serpil Hanım’ın yüzüne bunu söyledim: ’Bunu maalesef kızlarımızın başörtü sebebiyle yaptınız. Bunu ben affetsem de Allah affetmeyecek’ diye kendisinin yüzüne söyledim. İçeri kaçtı, kendi odasına kaçtı." Öte yandan söz konusu iddialara ilişkin Beykoz Kundura tarafından yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Eski çalışanımız İş Yeri Hekimi Halil Şirin tarafından şirketimiz ve şirket yöneticilerimiz/şirket hissedarlarımız aleyhine gerçeğe aykırı, olumsuz ve karalamaya yönelik ifadeler içeren bir röportajın yayımlanması gündeme gelmiştir. Dr. Halil Şirin, ARY Holding A.Ş. bünyesinde 11.08.2025 tarihinde işyeri hekimi olarak göreve başlamış; iş akdi, işyeri hekimliği hizmetinin OSGB aracılığıyla karşılanacağı gerekçesiyle 11.03.2026 tarihinde feshedilmiştir. Söz konusu kişi, iş akdinin sona ermesinin ardından şirketimiz aleyhine haksız menfaat elde etmeye yönelik sistematik girişimlerde bulunmaktadır. Halil Şirin, CİMER başta olmak üzere çeşitli platformlar aracılığıyla Beykoz Kundura yerleşkesindeki hayvanlara ilişkin usulsüzlük iddiaları da dahil olmak üzere asılsız ve abartılı şikâyetlerde bulunmuş; şirketimizin ticari itibarını zedeleyici beyanlar yaymıştır. Bu eylemler nedeniyle Halil Şirin hakkında Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuş olup dosya savcılığa intikal etmiştir."
12 Mayıs 2026 Salı - 10:22 "Vücuttaki yaygın ağrıların nedeni fibromiyalji olabilir" Fibromiyaljinin vücudun birçok bölgesinde hassasiyet ve yaygın kas ağrısıyla seyreden kronik bir ağrı sendromu olduğunu dile getiren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gyulnaz Emin, "Bu tabloya sıklıkla yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, anksiyete ve depresyon da eşlik edebilir. Hastalık, oluşturduğu ağrı ve halsizlik nedeniyle kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir. Ağrı bazen omuzda, bazen belde, bazen de bacaklarda hissedilebilir. Bu gezici karakter, hastaların şikayetlerini tanımlamasını zorlaştırabilir. Stres, uykusuzluk, yorgunluk, soğuk hava ve nem gibi faktörler ağrıyı artırabilir" dedi. İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gyulnaz Emin, yaygın kas ağrısı, yorgunluk ve dinlendirmeyen uyku şikayetlerinin fibromiyaljiye işaret edebileceğini söyledi. Fibromiyaljinin vücudun birçok bölgesinde hassasiyet ve yaygın kas ağrısıyla seyreden kronik bir ağrı sendromu olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Emin, "Bu tabloya sıklıkla yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, anksiyete ve depresyon da eşlik edebilir. Hastalık, oluşturduğu ağrı ve halsizlik nedeniyle kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir" diye konuştu. "Ağrı vücutta gezici olabilir" Fibromiyaljide ağrının tek bir noktaya bağlı kalmadığını ifade eden Uzm. Dr. Emin, "Ağrı bazen omuzda, bazen belde, bazen de bacaklarda hissedilebilir. Bu gezici karakter, hastaların şikâyetlerini tanımlamasını zorlaştırabilir. Stres, uykusuzluk, yorgunluk, soğuk hava ve nem gibi faktörler ağrıyı artırabilir" diye konuştu. Hastaların zaman zaman eklemlerinde şişlik hissedebildiğini ancak çoğunlukla muayenede şişlik ya da kızarıklık saptanmadığını belirten Uzm. Dr. Emin, "Bunun yanı sıra kollarda ve bacaklarda karıncalanma, uyuşma hissi de görülebilir. Migren veya gerilim tipi baş ağrıları tabloya eşlik edebilir" ifadelerini kullandı. "Dayak yemiş gibi uyanmak en sık şikayetlerden biri" Fibromiyaljide uyku kalitesinin de etkilendiğini vurgulayan Uzm. Dr. Emin, "Hastaların büyük bir kısmı sabah uyandığında dinlenmemiş hisseder. ‘Dayak yemiş gibi’ ya da ‘savaşmış gibi’ uyanma hissi sık dile getirilen bir durumdur. Uykuya dalmada güçlük ve gece sık uyanma da görülebilir" dedi. "Zihinsel bulanıklık yaşanabilir" Hastalığın yalnızca fiziksel değil, bilişsel etkiler de oluşturabildiğini aktaran Uzm. Dr. Emin, "Konsantrasyon güçlüğü ve dikkat dağınıklığı görülebilir. ‘Fibrofog’ olarak adlandırılan bu durum, zihinsel bir sis hali şeklinde tarif edilir" şeklinde konuştu. Uzm. Dr. Emin, bazı hastalarda huzursuz bacak sendromu, huzursuz bağırsak sendromu ve ağız kuruluğu gibi şikayetlerin de tabloya eşlik edebildiğini ifade etti. "Altta yatan mekanizma ağrının algılanmasıyla ilgili" Fibromiyaljinin ortaya çıkış mekanizmasına değinen Uzm. Dr. Emin, "Santral sensitizasyon olarak adlandırılan durumda, beyinde ağrıyı algılayan sistem normalde ağrı oluşturmayacak uyaranlara karşı daha hassas hale gelir. Bu yüzden ağrının oluşumu ve işlenmesiyle ilgili bir farklılık söz konusudur. Hastalık genetik yatkınlıkla ilişkili olabilir. Kadın olmak, ileri yaş, geçirilmiş travmalar, stres, bazı kişilik özellikleri ve yaşam olayları risk faktörleri arasında sayılabilir" ifadelerini kullandı. "Tanı klinik değelerlendirme ile konuluyor" Fibromiyalji için özel bir test bulunmadığını anlatan Uzm. Dr. Emin, "Tanı hastanın şikayetleri ve klinik muayene ile konur. Ancak benzer yakınmalara yol açabilecek romatizmal hastalıklar, D vitamini eksikliği, anemi ve tiroit hastalıklarını dışlamak için bazı tetkikler yapılabilir" dedi. "Tedavide çok yönlü yaklaşım şart" Fibromiyaljinin yalnızca ilaçla tedavi edilen bir hastalık olmadığını belirten Uzm. Dr. Emin, "Tedavi sürecinde ilaçların yanı sıra egzersiz, uyku düzeninin sağlanması, hasta eğitimi ve psikolojik destek gibi birçok yaklaşım birlikte değerlendirilmelidir. Hastaya bunun gerçek bir hastalık olduğu ve yaşamı tehdit eden bir durum olmadığı mutlaka anlatılmalıdır" açıklamasında bulundu. "Düzenli egzersiz önemli" Düzenli egzersizin tedavinin temelini oluşturduğunu vurgulayan Emin, "Hastalar egzersize yavaş başlamalıdır. Yürüyüş ve yüzme gibi aerobik egzersizlerle başlanabilir, zamanla esneklik ve hafif direnç egzersizleri eklenebilir. Haftada 2-3 gün yapılan, günde 20-30 dakikalık tempolu yürüyüşün olumlu etkileri gösterilmiştir. Ayrıca yoga ve tai-chi gibi egzersizler de fayda sağlayabilir" diye konuştu. Fibromiyaljinin farklı şikâyetlerle ortaya çıkabildiğini ve bu yüzden tanıda gecikmeler yaşanabildiğini belirten Uzm. Dr. Emin, "Farkındalığın artması ve hastaların doğru branşa başvurması tedavi sürecini olumlu etkiler" diyerek sözlerini tamamladı.
12 Mayıs 2026 Salı - 10:14 Ortalama hanehalkı büyüklüğünün 3,08 kişiye düştüğü görüldü Türkiye’de 2008 yılında 4 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğünün, azalma eğilimi göstererek 2025 yılında 3,08 kişiye düştüğü görüldü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı İstatistiklerle Aile verisini paylaştı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, Türkiye’de 2008 yılında 4 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğünün, azalma eğilimi göstererek 2025 yılında 3,08 kişiye düştüğü görüldü. Ortalama hanehalkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il Şırnak oldu Türkiye’de 2025 yılında ortalama hanehalkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il, 4,84 kişi ile Şırnak oldu. Şırnak ilini 4,63 kişi ile Şanlıurfa ve 4,43 kişi ile Batman izledi. Ortalama hanehalkı büyüklüğünün en düşük olduğu il ise 2,49 kişi ile Tunceli oldu. Tunceli’yi, 2,50 kişi ile Giresun ve 2,51 kişi ile Çanakkale izledi. Tek kişilik hanehalklarının oranı arttı ADNKS sonuçlarına göre, 2014 yılında yüzde 13,9 olan yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hanehalklarının oranının 2025 yılında yüzde 20,5’e yükseldiği görüldü. Geniş aileden oluşan hanehalklarının oranında azalma olduğu görüldü Tek çekirdek aile olarak ifade edilen, yalnızca eşlerden veya eşler ve çocuklarından veya tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşan hanehalklarının oranı, 2014 yılında yüzde 67,4 iken 2025 yılında yüzde 62,7’ye geriledi. Diğer yandan, geniş aile olarak tanımlanan ve en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalklarının oranı 2014 yılında yüzde 16,7 iken 2025 yılında yüzde 13,5 oldu. Hanehalklarının yüzde 11,3’ünü tek ebeveyn ve çocukları oluşturdu Türkiye’de 2014 yılında toplam hanehalklarının yüzde 7,6’sını tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hanehalkları oluştururken 2025 yılında yüzde 11,3’ünü oluşturdu. Toplam hanehalklarının 2025 yılında yüzde 2,8’ini baba ve çocuklardan oluşan, yüzde 8,5’ini ise anne ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oluşturduğu görüldü. Çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının oranı yüzde 3,3’e yükseldi Aralarında eş, anne-çocuk veya baba-çocuk ilişkisi olmayan fertleri içeren; diğer bir ifadeyle çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının oranı 2014 yılında yüzde 2,1 iken 2025 yılında yüzde 3,3’e yükseldi. Tek kişilik hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il Gümüşhane oldu İllere göre hanehalkı tipleri incelendiğinde, 2025 yılında tek kişilik hanehalklarının oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 32,7 ile Gümüşhane olduğu görüldü. Gümüşhane ilini yüzde 30,8 ile Tunceli ve yüzde 30,5 ile Giresun izledi. Diğer yandan tek kişilik hanehalklarının oranının en düşük olduğu il ise yüzde 11,5 ile Batman oldu. Bu ili yüzde 12,4 ile Diyarbakır ve Van izledi. Tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il Gaziantep oldu Tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında yüzde 70,5 ile Gaziantep oldu. Gaziantep ilini yüzde 69,8 ile Diyarbakır ve yüzde 69,6 ile Şanlıurfa takip etti. Tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının oranının en düşük olduğu il ise yüzde 49,9 ile Tunceli oldu. Tunceli ilini yüzde 51,5 ile Gümüşhane ve yüzde 53,4 ile Artvin izledi. Tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il Bingöl oldu Tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında yüzde 13,8 ile Bingöl oldu. Bu ili, yüzde 13,7 ile Elazığ ve yüzde 13,4 ile Adana illeri izledi. Bu oranın en düşük olduğu iller ise yüzde 8,3 ile Ardahan, yüzde 8,9 ile Burdur ve yüzde 9,1 ile Yozgat oldu. Toplam hanehalkları içinde anne ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu iller, yüzde 10,7 ile Bingöl, yüzde 10,4 ile Elazığ ve yüzde 10,2 ile Adana olurken, bu oranın en düşük olduğu iller ise yüzde 5,6 ile Ardahan, yüzde 6,5 ile Burdur ve Yozgat oldu. Diğer yandan, baba ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu iller, yüzde 4,3 ile Kilis, yüzde 3,7 ile Batman ve yüzde 3,6 ile Malatya olurken, bu oranın en düşük olduğu iller ise sırasıyla yüzde 2,2 ile Sinop, yüzde 2,3 Nevşehir ve Kastamonu oldu. Geniş aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il Hakkari oldu Geniş aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında yüzde 21,2 ile Hakkari oldu. Hakkari ilini yüzde 19,2 ile Batman ve yüzde 18,6 ile Şırnak izledi. Bu oranının en düşük olduğu il ise yüzde 9,2 ile Eskişehir oldu. Eskişehir ilini yüzde 10,3 ile Ankara ve Çanakkale izledi. Türkiye’de 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hanehalkı oranı yüzde 41,9 oldu ADNKS sonuçlarına göre 2025 yılında toplam hanehalkı sayısı 26 milyon 977 bin 795 oldu. Hanelerin yüzde 41,9’unda 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü. Bu hanelerin illere göre dağılımı incelendiğinde, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hanehalkı oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 68,2 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu ilin yüzde 27,3 ile Tunceli olduğu görüldü. Hanelerin yüzde 19,1’inde 0-17 yaş grubunda bir çocuk, yüzde 14,1’inde iki çocuk, yüzde 5,7’sinde üç çocuk, yüzde 1,9’unda dört çocuk, yüzde 1,1’inde ise beş ve daha fazla çocuk bulunduğu görüldü. Yaklaşık her 4 haneden birinde en az bir yaşlı fert bulunduğu görüldü Türkiye’de 2025 yılında toplam 26 milyon 977 bin 795 haneden 7 milyon 46 bin 560’ında 65 ve daha yukarı yaşta en az bir fert bulunduğu görüldü. Diğer bir ifadeyle, hanelerin yüzde 26,1’inde en az bir yaşlı fert yaşadığı görüldü. Ülkemizde 2014 yılında en az bir yaşlı fert bulunan hanelerin 1 milyon 73 bin 367’sini tek başına yaşayan yaşlı fertler oluştururken 2025 yılında 1 milyon 836 bin 496’sını tek başına yaşayan yaşlı fertler oluşturdu. Tek kişilik hanelerin yüzde 33,2’sini tek başına yaşayan yaşlılar oluşturdu Ülkemizde tek kişilik yaşlı hanehalklarının toplam tek kişilik hanehalkları içindeki oranı 2025 yılında yüzde 33,2 oldu. Cinsiyete göre tek kişilik yaşlı hanehalkı oranı incelendiğinde bu oranın yüzde 26,5’ini erkek, yüzde 73,5’ini ise kadınların oluşturduğu görüldü. Tek kişilik yaşlı hanehalklarının toplam tek kişilik hanehalkları içindeki oranının en yüksek olduğu illere bakıldığında, yüzde 47,6 ile Balıkesir’in ilk sırada yer aldığı görüldü. Bunu sırasıyla yüzde 47,4 ile Burdur ve yüzde 46,8 ile Çorum izledi. Bu oranın en az olduğu iller ise sırasıyla yüzde 10 ile Hakkari, yüzde 16,2 ile Şırnak ve yüzde 21 ile Batman oldu. Yaşlı fertlerin yüzde 37,9’unun en az bir çocuğu ile aynı adreste ikamet ettiği görüldü Yaşlı fertlerin 15 ve daha yukarı yaştaki çocukları ile ikamet ettikleri yerlere göre mesafeleri incelendiğinde ve birden fazla çocuğu olan yaşlı fertlerin en yakın mesafede ikamet eden çocuğunun ikamet yeri dikkate alındığında, 2025 yılında yaşlı fertlerin yüzde 37,9’unun en az bir çocuğu ile aynı adreste, yüzde 5,9’unun çocuğu ile aynı binada, yüzde 6,8’inin aynı cadde veya sokakta, yüzde 8,3’ünün çocuğu ile aynı köyde veya mahallede, yüzde 15’inin çocuğu ile aynı ilçede ve yüzde 9,3’ünün çocuğu ile aynı ildeki farklı bir ilçede ikamet ettiği görüldü. Diğer yandan yaşlı fertlerin yüzde 9,9’unun aynı ilde ikamet eden çocuğunun olmadığı, yüzde 1,7’sinin ise Türkiye’de ikamet eden çocuğunun olmadığı görüldü. Yaşlı fertler yaş grubuna göre incelendiğinde, 75 ve daha yukarı yaştaki fertlerin yüzde 36,4’ünün, 85 ve daha yukarı yaştaki fertlerin yüzde 39,9’unun, 90 ve daha yukarı yaştaki fertlerin yüzde 43’ünün en az bir çocuğu ile aynı adreste ikamet ettiği görüldü. Tek başına yaşayan yaşlı fertlerin yüzde 14,3’ünün aynı ilde yaşayan çocuğunun olmadığı görüldü Tek başına yaşayan yaşlı fertlerin 2025 yılında yüzde 10,1’inin en az bir çocuğu ile aynı binada, yüzde 12,8’inin aynı cadde veya sokakta, yüzde 13,3’ünün çocuğu ile aynı köyde veya mahallede, yüzde 22,8’inin çocuğu ile aynı ilçede ve yüzde 14,2’sinin çocuğu ile aynı ildeki farklı bir ilçede ikamet ettiği görüldü. Tek başına yaşayan yaşlı fertlerin yüzde 14,3’ünün aynı ilde ikamet eden çocuğunun olmadığı, yüzde 2,7’sinin Türkiye’de ikamet eden çocuğunun olmadığı görüldü. Tek başına yaşayan ve aynı ilde ikamet eden çocuğu olmayan yaşlı fertlerin oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında yüzde 40,9 ile Çankırı oldu. Bu ili yüzde 39,8 ile Kastamonu ve yüzde 39,3 ile Sinop izledi. Tek başına yaşayan ve aynı ilde ikamet eden çocuğu olmayan yaşlı fertlerin oranının en düşük olduğu il ise yüzde 4,1 ile İstanbul oldu. Bu ili yüzde 4,8 ile Gaziantep, yüzde 5,2 ile Şırnak ve Şanlıurfa izledi. Yaş grubu 25-29 olup hiç evlenmeyenlerin yüzde 70’inin ebeveynleri ile yaşadığı görüldü ADNKS sonuçlarına göre 2025 yılında, 25-29 yaş grubunda ve hiç evlenmemiş olan 3 milyon 502 bin 33 kişiden 2 milyon 452 bin 909 kişinin anne ve/veya babası ile birlikte yaşadığı görüldü. Diğer bir ifadeyle, 25-29 yaş grubunda hiç evlenmemiş olup ebeveynleri ile yaşayanların oranı toplamda yüzde 70 oldu. Bu oranın yüzde 42,6’sını erkekler, yüzde 27,4’ünü ise kadınlar oluşturdu. Toplam resmi evlilikler içinde son evliliğinde akraba evliliği yapanların oranı yüzde 8 oldu ADNKS sonuçlarına göre, 2025 yılında toplam resmi evlilikler içinde, son evliliğinde birinci dereceden kuzenleri ile akraba evliliği yapmış bireylerin oranı yüzde 8 oldu. Akraba evlilikleri akrabalık türüne göre incelendiğinde, akraba evliliği yapmış bireylerin yüzde 46,4’ünün hala/dayı çocukları ile yüzde 27,2’sinin amca çocukları ile ve yüzde 26,4’ünün ise teyze çocukları ile evli olduğu görüldü. Akrabasıyla evli olan bireylerin en fazla olduğu il Mardin oldu Toplam resmi evlenmeler içindeki akraba evlilikleri illere göre incelendiğinde, 2025 yılında toplam evli bireyler içinde son evliliğinde akraba evliliği yapmış bireylerin oranının en fazla olduğu il yüzde 19,7 ile Mardin oldu. Bu ili yüzde 18,8 ile Şanlıurfa ve yüzde 16,7 ile Siirt izledi. Akraba evliliği yapmış bireylerin oranının en az olduğu il ise yüzde 1,2 ile Edirne oldu. Bu ili yüzde 1,5 ile Kırklareli ve yüzde 2 ile Çanakkale izledi. Akraba evliliği oranı 2025 yılında yüzde 3 oldu Evlenme istatistikleri sonuçlarına göre, 2010 yılında gerçekleşen resmi evlenmelerin yüzde 5,9’unun akraba evliliği olduğu ve bu oranın sonraki yıllarda sürekli düşüş göstererek 2020 yılında yüzde 3,8, 2025 yılında ise yüzde 3 olduğu görüldü. Akraba evliliği oranının en yüksek olduğu il yüzde 16,9 ile Şanlıurfa oldu Akraba evliliği oranı illere göre incelendiğinde, 2025 yılında akraba evliliği oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 16,9 ile Şanlıurfa olduğu görüldü. Bu ili, yüzde 11 ile Mardin ve yüzde 10,8 ile Siirt izledi. Akraba evliliği oranının en düşük olduğu il yüzde 0,4 ile Kütahya ve Edirne oldu. Bu ili yüzde 0,5 ile Çanakkale izledi. Bireylerin mutluluk kaynağı aileleri oldu Yaşam Memnuniyeti Araştırması, 2025 sonuçlarına göre bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler incelendiğinde, kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı yüzde 69 olurken, bunu sırasıyla yüzde 15,6 ile çocukları, yüzde 4,8 ile kendisi, yüzde 3,9 ile eşi, yüzde 3,3 ile annesi/babası ve yüzde 1,9 ile torunları takip etti. Babası vefat etmiş çocukların sayısı 251 bin 929 oldu ADNKS sonuçlarına göre, 2025 yılında Türkiye’de toplam 21 milyon 375 bin 930 çocuk içinde, hem annesi hem babası vefat etmiş çocuk sayısının 4 bin 907, babası vefat etmiş çocuk sayısının 251 bin 929, annesi vefat etmiş çocuk sayısının ise 79 bin 214 olduğu görüldü. Cinsiyete göre incelendiğinde, hem annesi hem babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 2 bin 552, kız çocuk sayısının 2 bin 355, babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 128 bin 983, kız çocuk sayısının 122 bin 946, annesi vefat etmiş erkek çocuk sayısının 40 bin 478, kız çocuk sayısının 38 bin 736 olduğu görüldü. Son bir yıl içindeki boşanma olaylarından 191 bin 371 çocuk etkilendi Kesinleşen boşanma davaları sonucunda 2025 yılında 193 bin 793 çift boşanırken 191 bin 371 çocuk velayete verildi. Boşanma davaları sonucu, çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Çocukların velayetinin yüzde 74,6’sı anneye, yüzde 25,4’ü babaya verildi. Koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı 10 bin 841 oldu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre, 2025 yılında Türkiye genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısının 15 bin 508 olduğu görüldü. Mevcut koruyucu aile sayısı 9 bin 96, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı ise 10 bin 841 oldu. Evlat edindirilen çocuk sayısı 2025 yılında 681 oldu. Geniş ailelerin yüzde 27,1’inin yoksulluk sınırının altında yaşadığı görüldü Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre, eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ı dikkate alınarak belirlenen sınıra göre yoksulluk oranı 2025 yılında yüzde 20,6 olarak gerçekleşti. Hanehalkı tipine göre yoksulluk oranı incelendiğinde ise tek kişilik hanehalklarının yüzde 9,8’inin, tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının yüzde 20,4’ünün, geniş ailelerden oluşan hanehalklarının yüzde 27,1’inin, çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının ise yüzde 14,3’ünün yoksulluk sınırının altında yaşadığı görüldü. Kendilerine ait bir konutta yaşayanların oranı yüzde 57,1 oldu Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre, 2025 yılında konutun mülkiyet durumları incelendiğinde, fertlerin yüzde 57,1’inin oturduğu konutun sahibi olduğu, yüzde 27’sinin ise kiracı olduğu görüldü. Lojmanda oturanların oranı yüzde 0,9 olurken kendi konutunda oturmayıp kira ödemeyenlerin oranı ise yüzde 15 olarak gerçekleşti. Sızdıran çatı, nemli duvar, çürümüş pencere çerçevesi en önemli konut ve çevre sorunu oldu Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre; 2025 yılında nüfusun yüzde 28,8’i konutunda sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi vb. sorunla karşılaştı. Diğer yandan nüfusun yüzde 27,9’u izolasyondan dolayı ısınma sorunu yaşarken, yüzde 22,1’i trafik veya endüstrinin neden olduğu hava kirliliği, çevre kirliliği veya diğer çevresel sorunlar yaşadı. ,
İşsizlik oranı Şubat ayında yüzde 8,5 oldu
31 Mart 2026 Salı - 10:04 İşsizlik oranı Şubat ayında yüzde 8,5 oldu İşsiz sayısı 2026 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 133 bin kişi artarak 2 milyon 981 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,3 puan artarak yüzde 8,5 seviyesinde gerçekleşti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat ayı İşgücü İstatistikleri’ni açıkladı. Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre, 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2026 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 133 bin kişi artarak 2 milyon 981 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,3 puan artarak yüzde 8,5 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,9 iken kadınlarda yüzde 11,6 olarak tahmin edildi. Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranı yüzde 48,2 oldu İstihdam edilenlerin sayısı 2026 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 153 bin kişi artarak 32 milyon 158 bin kişi, istihdam oranı ise 0,2 puan artarak yüzde 48,2 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65,6 iken kadınlarda yüzde 31,1 olarak gerçekleşti. Mevsim etkisinden arındırılmış işgücüne katılma oranı yüzde 52,6 olarak gerçekleşti İşgücü, 2026 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 286 bin kişi artarak 35 milyon 139 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,3 puan artarak yüzde 52,6 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,5 iken kadınlarda yüzde 35,2 oldu. Genç nüfusta mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 15,8 oldu 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,4 puan artarak yüzde 15,8 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 12,8, kadınlarda ise yüzde 21,8 olarak tahmin edildi. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 42,5 saat oldu İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2026 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre aynı seviyede kalarak 42,5 saat olarak gerçekleşti. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış atıl işgücü oranı yüzde 29,9 oldu Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2026 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 0,1 puan artarak yüzde 29,9 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,2 iken işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 20,6 olarak tahmin edildi.
Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’ne küresel tescil
31 Mart 2026 Salı - 09:50 Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’ne küresel tescil Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM), kurum kültürü ve çalışan deneyimi alanındaki yaklaşımını uluslararası ölçekte tescilleyen ‘Great Place To Work Certified’ unvanını aldı. Türkiye’nin girişimcilik ve inovasyon ekosisteminde köprü rolü üstlenen Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM), kurum kültürü ve çalışan deneyimi alanındaki yaklaşımını uluslararası ölçekte tescilleyen önemli bir başarıya imza attı. BTM, küresel iş yeri kültürü otoritesi Great Place To Work tarafından gerçekleştirilen değerlendirmeler sonucunda ‘Great Place To Work Certified (Çalışmak İçin Harika Bir Yer Sertifikalı)’ unvanını almaya hak kazandı. Tamamen çalışan deneyimine dayalı olarak verilen bu sertifika, BTM bünyesinde görev yapan 24 çalışanın anonim olarak katıldığı Trust Index anketinin sonuçlarına dayanıyor. Çalışanların kurum kültürüne ilişkin doğrudan geri bildirimlerini yansıtan değerlendirme sürecinde; güven, saygı, hakkaniyet, gurur ve takım ruhu gibi temel başlıklarda yapılan ölçümler belirleyici oldu. "BTM harika bir iş yeri" Gerçekleştirilen analizler sonucunda BTM çalışanlarının yüzde 75’i kurumlarını "harika bir iş yeri" olarak tanımladı. Bu oran, BTM’nin yalnızca girişimcilik ekosistemine sunduğu katkılarla değil, aynı zamanda kendi insan kaynağına yönelik yaklaşımıyla da güçlü bir kurumsal yapı inşa ettiğini ortaya koyuyor. 30 yılı aşkın süredir dünya genelinde uygulanan bilimsel bir metodolojiye dayanan değerlendirme süreci, çalışan deneyimini kurumsal performansın merkezine alan yaklaşımıyla öne çıkıyor. Bu kapsamda elde edilen sertifika, BTM’nin çalışan memnuniyetini sürdürülebilir bir değer olarak konumlandırdığını ve bu alanda uluslararası standartları benimsediğini gösteriyor. 2026 yılı boyunca geçerli olacak olan ‘Great Place To Work Certified’ unvanı, BTM’nin kurumsal kimliğinin ve işveren markasının önemli bir bileşeni haline geldi. Bu sertifikasyonla birlikte BTM, yıl boyunca hem yerel hem de uluslararası ölçekte açıklanacak "En İyi İşverenler" listelerine aday olma hakkını da elde etti. Motivasyonu artırıyor Araştırmalar, Great Place To Work sertifikalı şirketlerde çalışanların, işe gelirken kendilerini yüzde 93 oranında daha motive hissettiklerini ve adil bir terfi/ücretlendirme sistemine daha çok güvendiklerini gösteriyor. BTM, bu sertifika ile ‘insan odaklı’ büyüme stratejisini devam ettireceğini ve ekibini genişletirken bu standartları koruyacağını taahhüt ediyor. BTM, elde ettiği bu uluslararası tescille birlikte yalnızca girişimcilik ekosistemine sunduğu katkıları değil, aynı zamanda çalışan deneyimini merkeze alan kurum kültürünü de güçlendirmeye devam ediyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan BTM Genel Müdürü Dr. Önder Kul, elde edilen sertifikanın kurumun insan odaklı yaklaşımının bir sonucu olduğunu vurguladı. Kul, "Girişimcilik ekosisteminde değer üretmenin yalnızca fikirleri ticarileştirmekten ibaret olmadığına inanıyoruz. Bu sürecin en kritik unsuru, o değeri üreten insan kaynağının kendisidir. Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi olarak, çalışan deneyimini kurumsal stratejimizin merkezine konumlandırıyor; güvene dayalı, kapsayıcı ve gelişimi teşvik eden bir çalışma ortamı inşa etmeyi önceliklendiriyoruz. Great Place To Work tarafından verilen bu sertifika, ekip arkadaşlarımızın bu yaklaşımı doğrudan deneyimlediğinin en somut göstergesidir. Önümüzdeki dönemde de kültürümüzü koruyan, değerlerimizden beslenen ve insanı merkeze alan bir yapı olmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM), 2023 yılında da 90 ülkedeki 600’den fazla kuluçka ve hızlandırma merkezi verilerinden oluşturduğu endeks ile dünyada bu konuda otorite olarak kabul edilen UBI Global tarafından da dünyanın en iyi üçüncü kuluçka merkezi seçilmişti.
‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasında Ebubekir Akın ve Mehmet Karataş savunma yaptı
31 Mart 2026 Salı - 08:08 ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasında Ebubekir Akın ve Mehmet Karataş savunma yaptı ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasında ilk duruşmanın 12. oturumunda, sanıklar iş insanı Ebubekir Akın ve eski İSFALT Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Karataş savunma yaptı. ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ilk duruşmasının 12. oturumu, Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan duruşma salonunda görülmeye devam edildi. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen duruşmada iş insanı Ebubekir Akın savunma yaptı. İddianamede Ebubekir Akın’ın örgüt üyesi İbrahim Bülbüllü’ye bağlı hareket ettiği ve yüklenici firmalar tarafından verilen rüşvet paralarının bir kısmını temin ettiği belirtilmişti. İddianamede Akın’ın HTS kayıtlarında örgüt üyesi Bülbüllü ile yoğun irtibat halinde olduğu, Florya Başkanlık Konutu’nda sıklıkla bir arada bulunduğu, diğer yüklenici firma sahipleriyle de irtibatlı olduğu ifade edilmişti. "Tutuklanma sebebim baz kayıtlarıymış" Ebubekir Akın, iddianamedeki suçlamalara karşı savunmasında, "Yaşadığım sürece hiçbir suça karışmadım. Ailemle birlikte sahip olduğumuz 2 tane İETT otobüsümüz çalışmaktadır. Hak edişlerimiz ayda iki kere yatırılmaktadır. Yaklaşık 1 yıldır tutukluyum. Neden tutuklu olduğumu bilmiyorum. Aylar sonra öğrendiğim kadarıyla tutuklanma sebebim baz kayıtlarıymış. Hakkımda yapılan suçlama anladığım kadarıyla rüşvete aracılık etmek. Ben uzun yıllardır belediye ile çalışmaktayım. Kendi hak edişlerimi gecikmeli alan biriyim. Kendi alacaklarımı bile alamamışken, bir başkasının alacağı için rüşvete aracılık etmem ne kadar akla yatıyor? Ben Aziz İhsan Aktaş’ı tanımıyorum. Bir araya gelmedik, bir temasımız olmadı, suçlamayı kabul etmiyorum" dedi. "Mustafa Mutlu ifadesinde benden bahsetmese belki tutuklu olmayacaktım" Eski İSFALT Genel Müdür Yardımcısı tutuklu sanık Mehmet Karataş ise savunmasında, "28 Temmuz 2025 tarihinde Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü soruşturmasından gözaltına alındım. Polis sorgusunda adını ilk defa duyduğum Aktaş’ı tanıyıp tanımadığım soruldu. Daha sonra tutuklandım. Söz konusu davada 4 ayrı eylemden ’ihaleye fesat karıştırma’ suçundan yargılanmaktayım. Hakkımda tahliye kararı verilmiştir. 18 Eylül 2025 tarihinde infaz memuru koğuşuma gelerek, saat 06.00 gibi hazır olmamı, Çağlayan Adliyesi’ne gideceğimi söyledi. Sabah adliyeye giderken Aziz İhsan Aktaş davasının sanığı Mustafa Mutlu da yanımdaydı. Mutlu, ’8 ay önce doğan çocuğumu hala görmedim. Ben yandıysam elimden geldiği kadar herkesi yakacağım’ dedi. Mutlu’nun yalan beyanları ve iftiraları neticesinde yıldırım hızıyla ’örgüt üyesi’ olarak tutuklandım. Mustafa Mutlu ifadesinde benden bahsetmese şu anda burada belki tutuklu olmayacaktım" ifadelerini kullandı. Duruşma, sanık avukatlarının savunmasının ardından yarına ertelendi.