Yerel Haberler
İstanbul
Esenler’de asker eğlencesinde cinayet 03 Mayıs 2026 Pazar - 12:33:13 Esenler’de asker eğlencesi için toplanan gençlerle tartışan şahıs kurşun yağdırdı. Saldırıda ağır yaralanan 17 yaşındaki Yusuf Arda Özer, hastanede 14 gün süren hayat mücadelesini kaybetti. Olay, 19 Nisan’da Tuna Mahallesi Tuna Caddesi’nde meydana geldi. Asker eğlencesi için toplanan gençler, hızla araç kullanarak mahalleden geçen Derviş G. (17) ile tartıştı. Kısa bir süre sonra olay yerine yaya olarak dönen Derviş G., kalabalığa kurşun yağdırdı. Kurşunlardan biri 17 yaşındaki Yusuf Arda Özer’e isabet etti. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Özer, 14 gün süren hayat mücadelesini kaybetti. Zanlı Derviş G. polisin çalışması sonucu yakalandı. Adliyeye sevk edilen zanlı tutuklanarak cezaevine gönderildi. Yusuf Arda Özer’in cenazesi, otopsi işlemleri için bugün Adli Tıp Kurumu’na getirildi. Çocuğun cenazesini teslim alan ailesi, gözyaşları döktü. Aile yakını Muhammet Dündar yaşananları anlatarak, "Gençlerin askerlik eğlencesi vardı. Bir kavga esnasında başka bir çocuk silahını getirmiş. Kavga ettiği çocuğa sıkıyor, kurşun Yusuf’a geliyor. Yusuf masum. 14 gün hastanede bekledik. Vefat haberi geldi" ifadelerini kullandı. Saldırı sırasında Yusuf Arda Özer’in yanında bulunan arkadaşı Yusuf Can ise, "Ehliyeti ruhsatı yok. Yaşı da yetmiyor. Arabayla geziyor herkese bulaşıyordu. Bir tartışma çıktı. Bir silah alıp geldi. Herkese sıkmaya başladı. O sırada kör kurşun Yusuf’a geldi. 14 gün boyunca yoğun bakımda kaldı. Daha fazla dayanamadı" şeklinde konuştu. Yusuf Arda Özer Esenler’de son yolculuğuna uğurlanacak.
03 Mayıs 2026 Pazar - 10:27 Başakşehir’de sitede kediler parçalanmış halde bulundu Başakşehir’de bir sitede kaybolan yavru kediler, parçalanmış halde bulundu. Olayla ilgili site yöneticisi ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürüldü. Olay, dün saat 17.30 sıralarında Kayabaşı Mahallesi 26. Bölge 4. Etap’ta bulunan bir sitede meydana geldi. İddiaya göre, yavru kedilerini göremeyen sahipleri çevrede arama yaptı. Bu sırada bina girişinde bulunan alandan kötü kokular gelmesi ve anne kedinin sürekli bu noktaya yönelerek miyavlaması üzerine durumdan şüphelenildi. Kedi sahibi, bina sakinlerinden yardım isteyerek kilitli kapıyı açtırdı. İçeri giren bina sakinleri ve kedi sahibi, yaptıkları kontrolde yeni doğmuş 4 yavru kedinin parçalanarak öldürüldüğünü gördü. İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri, içeride inceleme yaptı. İncelemelerin ardından site yöneticisi Şafak B., bilgisine başvurulmak üzere polis merkezine götürüldü. Öte yandan yavrularını kaybeden anne kedinin site içerisinde dolaşarak yavrularını aramaya devam ettiği görüldü. Site sakinleri, hem binada hem de site genelinde güvenlik kamerası bulunmamasına tepki gösterdi. Olayla ilgili başlatılan soruşturma sürüyor. Köpeğin işi değil o. Köpek olsa bile ses duyardık" Site sakinlerinden Ramazan Yıldırım, "İki arkadaş, binanın girişindelerdi. Dedim, burada ne arıyorsunuz? Dediler, mescide girmemiz lazım, kedilerimiz var. Dedim, mescit kapalı. Bir hafta, iki hafta önce mi ne kapandı herhalde. Ondan sonra kedilerimiz falan var dediler. Kedi olsa dedim, ses çıkar. Ses de yok dediler. Büyük ihtimal ölmüştür dediler. Kafatasları falan, derileri yüzülmüş, kafatasları gitmiş. Yani acayip. Çok kötü şeyler yapmışlar. Büyük ihtimal birileri öldürmüştür zaten. Başka bir şey yapamaz. Köpeğin işi değil o. Köpek olsa bile ses duyarız yani. Seste yoktu. Yan tarafta benim binam zaten. İki tane anne kedi dolaşıyordu devamlı burada. Biri siyah biride sarı. Devamlı Aşağı elektrik dairesine inip çıkıyorlardı. Hatta Yusuf Bey var, üst komşum. Onunla beraber çıkardık dışarı çok ses yapıyorlar diye. Ama herhangi bir şekilde oraya da baktım ben. O gün de ses yoktu zaten" dedi.
Sosyal medya devlerinin "temsilcilik" oyunu
06 Nisan 2026 Pazartesi - 11:08 Sosyal medya devlerinin "temsilcilik" oyunu Türkiye’de sosyal medya şirketlerine getirilen temsilcilik zorunluluğunun büyük ölçüde kağıt üzerinde kaldığı, dijital reklam gelirlerinin hızla artmasına rağmen bu gelirlerin yurt dışına aktarılması nedeniyle ciddi bir ekonomik kayıp ve cari açık oluştuğu uzmanlar tarafından değerlendiriliyor. Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık ile hukukçu Prof. Dr. Murat Volkan Dülger’in değerlendirmelerine göre, milyonlarca kullanıcıya ulaşan küresel platformların Türkiye’de gerçek anlamda ofis ve veri yapılanması kurmaması, hem hukuki süreçleri zorlaştırıyor hem de vergi kaybını büyütüyor. 2024 yılında 158 milyar TL olan dijital reklam harcamalarının 2025’te 200 milyar TL’ye yükselmesi, geleneksel medyanın gelir kaybını hızlandırırken, bu dev bütçenin önemli kısmının yurt dışı merkezli platformlara gitmesi Türkiye ekonomisinde ciddi bir katma değer kaybı ve cari açık baskısı oluşturuyor. Sosyal medya şirketlerinin Türkiye’deki varlığı "sembolik" kaldı Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, 2020 yılında yapılan yasal düzenlemeyle günlük erişimi 1 milyonu aşan sosyal medya platformlarına temsilcilik açma zorunluluğu getirildiğini hatırlatarak, bu yükümlülüğün pratikte karşılık bulmadığını ifade etti. Kırık, "Bu şirketler kağıt üzerinde temsilcilik açtı ancak Türkiye’de aktif, faal bir ofis yapısı oluşturulmadı. Mahkemeler bilgi talep ettiğinde verilen yanıt genelde ‘veriler yurt dışında’ şeklinde oluyor. Bu da temsilciliklerin işlevini ortadan kaldırıyor. Türkiye’de gerçek bir yapılanma olmadığı için hem hukuki süreçlerin sekteye uğradığını hem de ekonomik anlamda ciddi kayıplar yaşanıyor, özellikle vergi konusunda büyük bir açık oluşuyor" dedi. Reklam gelirleri katlanıyor, para yurt dışına gidiyor Dijitalleşmeyle birlikte reklam pastasının hızla büyüdüğüne dikkat çeken Kırık, "2024’te dijital reklamlara ayrılan pay 158 milyar TL iken, 2025’te bu rakam 200 milyar TL’ye çıktı. Her geçen yıl bu pastanın büyüdüğünü görüyoruz. Ancak bu gelirler büyük ölçüde yurt dışı merkezli platformlara gidiyor. Geleneksel medyanın pay kaybettiğini belirten Kırık, bu durumun istihdam kaybına ve yerli medya yapısının zayıflamasına yol açtığını söyledi. Vergi oranı düşüyor, risk büyüyor Dijital hizmet vergisindeki düşüşe de dikkat çeken Kırık, 2025’te yüzde 7,5 olan verginin 2026’da yüzde 5’e, 2027’de ise yüzde 2,5’e gerileyeceğini belirterek, "Bu durum Türkiye ekonomisi açısından ciddi bir kayıp. Gelir artarken vergi oranının düşmesi, cari açığı daha da derinleştirir" dedi. Platformların gelirlerini şeffaf şekilde açıklamadığını da ifade eden Kırık, açıklanan rakamların gerçeği yansıtmadığını ve gerçek hacmin çok daha büyük olabileceğini öne sürdü. Kırık ayrıca sosyal medya platformları üzerinden kara para aklama riskine de dikkat çekerek, bağış ve yayın destekleri üzerinden elde edilen gelirlerin kripto para aracılığıyla sistem dışına çıkarılabildiğini söyledi. "Temsilcilikler daha çok hukuki formalite" İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Volkan Dülger ise sosyal medya şirketlerinin Türkiye’deki temsilciliklerinin daha çok hukuki taleplere yanıt vermek amacıyla kurulduğunu belirtti. Dülger, "Bu yapılar gerçek anlamda bir şirket şubesi gibi değil. Daha çok avukatlar üzerinden yürüyen, sınırlı fonksiyona sahip yapılar. Vergi hukukuna göre kazancın elde edildiği yerde vergilendirilmesi gerekiyor. Türkiye’deki kullanıcıya ulaşarak gelir elde eden platformların burada vergilendirilmesi gerekir. Ancak uygulamada bu konuda ciddi bir açık olduğu görülüyor" ifadelerini kullandı. Influencer ekonomisi büyüyor, denetim tartışmalı Dülger, sosyal medya üzerinden yapılan reklamların e-ticaretin en önemli unsurlarından biri haline geldiğini belirterek, influencer ekonomisinin ciddi bir büyüklüğe ulaştığını söyledi. "Influencer’lar üzerinden yapılan reklamlar satışları doğrudan etkiliyor. Bu ciddi bir gelir kapısı. Ancak bu gelirlerin tamamının ne ölçüde vergilendirildiği tartışmalı" diyen Dülger, mevcut sistemin geleneksel medya ile dijital platformlar arasında eşitsizlik oluşturduğunu ifade etti. Türkiye için çifte risk: Medya daralıyor, cari açık büyüyor Uzmanlara göre, sosyal medya şirketlerinin Türkiye’de gerçek bir ekonomik ve hukuki varlık göstermemesi, bir yandan yerli medyanın küçülmesine neden olurken diğer yandan milyarlarca liralık reklam gelirinin yurt dışına çıkmasına yol açarak cari açığı artırıyor.
Renklerin diliyle farkındalık: Ayşegül’ün sergisi büyük ilgi gördü
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:49 Renklerin diliyle farkındalık: Ayşegül’ün sergisi büyük ilgi gördü Küçükçekmece’de Güzel Sanatlar Akademisi Engelsiz Sanat Eğitimi branşı öğrencisi Ayşegül Doğan’ın eserlerinden oluşan "Ayşegül" başlıklı sergi, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında sanatseverlerle buluştu. Küçükçekmece Belediyesi Güzel Sanatlar Akademisi Engelsiz Sanat Eğitimi branşı öğrencisi Ayşegül Doğan’ın eserlerinden oluşan "Ayşegül" başlıklı sergi, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında sanatseverlerle buluştu. Güzel Sanatlar Akademisi Performans Galerisi’nde açılan sergi, özel çocukların potansiyeline dikkat çekerken duygusal anlara da sahne oldu. 13 yaşındaki Ayşegül Doğan’ın üç yıllık sanat yolculuğunun ürünü olan eserler, ziyaretçilerden tam not aldı. Ayşegül’ün özgün çalışmalarından oluşan sergide; sanat tarihine iz bırakmış ressamların portrelerinin illüstrasyon yorumları sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergi alanında kullanılan puzzle parçaları ise "Hepimiz bir bütünün parçasıyız" mesajıyla otizmin simgesel anlatımına vurgu yaptı. "Her çocuk doğru destekle kendi ışığını ortaya çıkarır" Serginin açılışında konuşan Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, özel bireylerin toplumsal hayata katılımını önemsediklerini belirterek şunları söyledi: "Bugün burada sadece bir serginin açılışını yapmıyoruz; emeğin, sabrın ve sevginin görünür olduğu çok özel bir yolculuğa tanıklık ediyoruz. Ayşegül’ün eserleri bize bir gerçeği hatırlatıyor: Her çocuk özeldir ve doğru destekle kendi ışığını mutlaka ortaya çıkarır. Bizler Küçükçekmece Belediyesi olarak hiçbir çocuğun geride kalmadığı bir kent için çalışıyoruz. Bu anlayışla hayata geçirdiğimiz Bi’Mola Engelsiz Yaşam Merkezimizde çocuklarımız destekleniyor. Ailelerimiz de bir mola veriyor. Çünkü biliyoruz ki bir çocuğun hayatına dokunmak, bir ailenin hayatını değiştirmektir" Anne Işıl Doğan: "Otizm bir eksiklik değil, farklı bir bakış açısıdır" Sergide duygusal anlar yaşayan anne Işıl Doğan ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Bugün burada sadece bir sergi için değil, bir yolculuğun kutlaması için bir aradayız. Otizm bir eksiklik değil, farklı bir bakış açısıdır. Burada gördüğünüz eserler, kızımın kelimelerle ifade edemediklerinin renklerle ortaya çıkmış halidir. Bu süreçte sabrı, sevgiyi ve umudu bana öğreten kızım Ayşegül ile gurur duyuyorum. Bize bu imkânı sunan başta Belediye Başkanımız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" Eğitmen Nimet Erdoğan: "Sanat, çocukların dünyasını anlamamızı sağlıyor" Ayşegül’ün öğretmeni Nimet Erdoğan ise Engelsiz Sanat Eğitimi çalışmalarının önemine dikkat çektiği konuşmasında, "Engelsiz Sanat Eğitimi branşımızda 2021 yılından bu yana çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Her yıl Otizm Farkındalık Haftası kapsamında bir öğrencimizin sergisini düzenliyoruz. Bu yıl Ayşegül’ün üç yıllık emeğini hep birlikte görüyoruz. Ayşegül’ün çizgileri, detaylara verdiği önem ve kendine özgü anlatımı bizlere farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Öğrencilerimiz sayesinde dünyaya daha dikkatli ve daha duyarlı bakmayı öğreniyoruz" ifadelerine yer verdi. Özel bireylerin potansiyeline dikkat çeken sergi, 25 Nisan tarihine kadar ziyaret edilebilecek.
"Kanser tedavisinde hedefe yönelik yaklaşımlar umut veriyor"
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:44 "Kanser tedavisinde hedefe yönelik yaklaşımlar umut veriyor" Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan bilimsel gelişmelerin, hastalara daha kişiselleştirilmiş ve etkili tedavi seçenekleri sunduğunu belirterek özellikle kişiselleştirilmiş tedavilerin onkoloji alanında önemli bir dönüşüm sağladığını ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl dünya genelinde yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Kaytan Sağlam, kanserin halen küresel ölçekte en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu söyledi. Türkiye’de de her yıl 200 binden fazla yeni kanser vakasının tanı aldığını belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, erken tanı ve doğru tedavi planlamasının hayati önem taşıdığını vurguladı. "Hedefe yönelik tedaviler tümörün biyolojisini hedef alıyor" Kanser tedavisinde klasik yöntemlerin yanı sıra son yıllarda geliştirilen hedefe yönelik tedavilerin, tümör hücrelerinin biyolojik özelliklerini hedef aldığını belirten Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, "Hedefe yönelik tedaviler kanser hücrelerinin büyümesini sağlayan belirli moleküler mekanizmalar üzerinde etkili olurken spesifik olarak tümör hücrelerini yok edebiliyor. Tümörün biyolojisini bilmek, patoloji ve genetik uzmanları yardımı ile moleküler düzeyde hastalığı tespit ederek ilgili molekülü bloke ederek hastalığın hızla kontrolünü sağlamak mümkün olmakta. Kanser tedavilerinde farklı disiplinlerdeki hekimlerin ortak akıl ve bir ekip ile tedaviyi üstlenmeleri hem daha az yan etki hem de daha etkili, hastalarımızı daha az yoran tedavileri beraberinde getirmiştir" dedi. "Kişiye özel tedavi dönemi güçleniyor" Onkolojide artık kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımının giderek daha fazla önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Kaytan Sağlam, hastaların genetik ve moleküler özelliklerinin tedavi planlamasında belirleyici olduğunu söyledi. Sağlam, "Her kanser aynı değildir. Aynı organda ortaya çıkan kanserlerde bile tümörün genetik yapısı farklı olabilir. Bu nedenle moleküler analizler ve biyobelirteçler sayesinde hangi hastanın hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği belirlenebilmektedir. Bu yaklaşım, tedavi başarısını artırırken gereksiz tedavilerin de önüne geçebilir" ifadelerini kullandı. "Radyoterapi ile kombine tedaviler başarıyı artırabiliyor" Hedefe yönelik tedavilerin birçok hastada radyoterapi ve diğer tedavi yöntemleriyle birlikte uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekti. Kaytan Sağlam, "Kanser tedavisi artık tek bir yönteme dayanmıyor. Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin uygun kombinasyonları hastaya özel olarak planlanıyor. Bu multidisipliner yaklaşım, özellikle ileri teknolojiye sahip radyoterapi yöntemleriyle birlikte uygulandığında tedavi başarısını önemli ölçüde artırabiliyor. Erken evre hastalıklarda küratif tedaviler daha ön planda cerrahi ve radyoterapi veya kemoterapi/hedefli tedaviler ve radyoterapi gibi farklı disiplinlerin ortak tedavileri ile uzun sağkalımlar ve kür oranları oluşturmaktadır. Bununla beraber ileri evre ve metastatik hastalıklar da son dönemlerde tümör konseylerinde tartışılarak kemo-immunoterapiler ile birlikte stereotaktik vücut radyoterapisi yöntemi ile dirençli odaklar tespit edilerek etkili (ablatif) doz belli bir noktada yoğunlaştırılabilmektedir. Bu şekilde hem hastanın etkili olan immunoterapisi veya hedefli tedavileri devam edebilmekte hem de bu tedavilere dirençli tümör odakları hızla yok edilebilmektedir" dedi. Radyoterapi teknolojilerindeki gelişmelere de değinen Kaytan Sağlam, "Radyoterapi uygulamalarında bilgisayar teknolojileri ile birleşerek görüntü kılavuzluğunda, tümör odaklarını daha net görerek yapılabilmesi metastatik odakların da daha etkili tedavi yapılabilmesine imkan sağlamıştır. Radyoterapi teknolojileri ile birlikte 5-6 haftalara uzayan tedaviler meme kanseri, prostat kanseri gibi pek çok tümörde daha kısa sürede tamamlanabilir hale gelmiştir. Bu hastaların uyumunu da arttırmıştır. Erken ve geç dönem izlemlerinde de yan etki profilinin tolerabıl olduğu ve artmadığı gözlemlenmiştir" diye konuştu. "Erken tanı ve düzenli kontroller hayati önem taşıyor" Kanserle mücadelede erken tanının hâlâ en önemli faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Kaytan Sağlam, düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Kanser birçok türde erken evrede yakalandığında tedavi şansı oldukça yüksektir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli tarama programlarına katılması ve vücuttaki olağan dışı belirtileri ihmal etmemesi büyük önem taşır" dedi. Tarama programları ve aşılar kanserle mücadelede kritik rol oynuyor Meme kanseri taramalarının artmasıyla birlikte vakaların önemli bir bölümünün erken evrede yakalanabildiğini belirten Kaytan Sağlam, aynı hassasiyetin diğer kanser türlerinde de gösterilmesi gerektiğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Meme kanseri taramalarının artması ve kadınların bu konudaki hassasiyetleri ile artık vakaların yüzde 75’i erken evre olarak görülmektedir. Aynı hassasiyeti erkeklerin de göstermesi prostat kanserlerinde de fark oluşturacaktır" dedi. Türkiye’de uygulanan tarama programlarına da değinen Kaytan Sağlam, "Yurdumuzda da tarama programları içinde kolonoskopi ve endoskopi bulunmaktadır. 45-50 yaş, herhangi bir şikayeti olmayan bireylerin endoskopi ve kolonoskopi yaptırması kanser sıklığında her iki cinste de 3. sırada sıklıkla görülen barsak tümörlerini çok erken yakalayarak hastalıktan kurtulmak mümkündür. Maalesef bu konuda kişilerin direnci barsak ve rektum tümör sıklığını düşürmememizde en önemli etkendir" ifadelerini kullandı. HPV aşısı kadınlarda yüzde 90’a ulaşmalı HPV aşısının önemine dikkat çeken Kaytan Sağlam, "Dünyada 160 ülkede günümüzde HPV aşıları ve aktif tarama programları etkin olarak yapılmaktadır. Serviks kanseri artık gelişmiş ülkelerde tamamen yok olmuş ve hiç yeni vaka görülmemekte iken yurdumuzda aşı karşıtlığı ve maddi sorunlar nedeniyle HPV aşısı yaptıran kişi sayısı çok azdır. Hatta tıp fakültesi öğrencileri arasında yaptığımız bir değerlendirmede de aşılanmış öğrencilerimizin yüzde 5 gibi çok düşük oranda olduğunu üzülerek tespit ettik" dedi. Kaytan Sağlam, yalnızca kadınların değil erkeklerin de aşılanmasının önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: "Sadece kız çocukların -kadınların aşılanması yüzde 90’lara ulaşmalı ki bu hastalık ortadan kaldırılabilsin. Eğer erkek ve kadınlar birlikte aşılanabilirse yüzde 60 bireyin aşılanması da epidemiyolojik olarak başarıyı birlikte getirecektir. Dolayısı ile erkekten kadına ve kadından erkeğe bulaşı önlemek ve hastalığı ortadan kaldırabilmek için her iki cinste de aşılanma yapılması önem arz etmektedir." Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kanser riskini azaltabilir Kanserde genetik yatkınlığın tamamen ortadan kaldırılamayacağını belirten Kaytan Sağlam, yaşam tarzının hastalık riskini önemli ölçüde etkilediğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Kanserdeki genetik yatkınlığın önüne geçmek mümkün olamamaktadır. Fakat beslenme şeklimizi düzenlemek, egzersiz yapmaya dikkat etmek, sigara vg bilinen risk faktörlerinde uzaklaşmak, rutin kontrollerimizi yaptırmak, aşılanmak gibi farkındalıklarımızın arttırılması ile kanser hastalığını yaşamımızı kısaltan bir hastalık olmaktan çıkarabilir ve daha uzun sağkalım sürelerini beraberinde getirebilir" dedi.
OMSAN otomotiv lojistiğindeki konumunu uluslararası sahada güçlendirdi
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:08 OMSAN otomotiv lojistiğindeki konumunu uluslararası sahada güçlendirdi OYAK OMSAN Lojistik, Renault Slovenya-Romanya hattıyla Avrupa pazarında ölçekli büyüme dönemine girdiğini duyurdu. Otomotiv lojistiğindeki konumunu uluslararası sahada pekiştirdiğini duyuran şirket, yönünü Asya Pasifik bölgesine çevirdi. OYAK 2030 vizyonu doğrultusunda büyüme stratejisini hayata geçiren OMSAN Lojistik, uluslararası operasyon ağını yeni bir eşikle güçlendirdi. Şirket, Renault Fransa ile markanın bitmiş araçlarının Slovenya’dan Romanya’ya taşınmasına yönelik önemli bir anlaşmaya imza attı. Bu adımın OMSAN’ın yurt dışı taşımacılığında ulaştığı operasyonel olgunluğunu teyit ettiği belirtildi. Şirket Avrupa pazarında kalıcı büyüme hedefleri açısından kritik bir dönüm noktasını aşarken yönünü Asya Pasifik bölgesine çevirdi. "Anlaşma Avrupa’da derinleşmenin yansıması" Yapılan anlaşmayı değerlendiren Yönetim Kurulu Başkanı Ergun Arıburnu, güçlü operasyonel kabiliyetini, organizasyonel disiplinini ve uluslararası kalite standartlarına uyumunu sahada kanıtlayan OMSAN’ın bölgesinde büyük üreticiler için güvenilir bir çözüm ortağı haline geldiğini bildirdi. Ergun Arıburnu, OMSAN Lojistik’in Renault Fransa ile yaptığı anlaşmayı yalnızca yeni bir hat ya da yeni bir operasyon olarak görmediklerini kaydetti. Arıburnu, tamamlanmış araçların Slovenya’dan Romanya’ya taşınmasına yönelik gelişmenin, yeni bir dönemin Avrupa koridorlarında derinleşme, yeni hatlarla ağını genişletme ve katma değeri yüksek sektörlerde uzun vadeli iş birlikleri kurma hedefinin somut bir yansıması olduğunu vurguladı. "Gelişme uluslararası alanda yetkinliğin tescili" Söz konusu anlaşmayı OMSAN’ın uluslararası ölçekte ulaştığı yetkinliğin bir tescili olarak gördüklerinin altını çizen Ergun Arıburnu, "Otomotiv lojistiği, hata payı olmayan, yüksek disiplin ve kusursuz planlama gerektiren bir alan. Renault gibi küresel bir markanın Avrupa hattında OMSAN’a güvenmesi, yıllardır sahada inşa ettiğimiz operasyon kültürünün doğal bir sonucudur" dedi. Avrupa’da kalıcı oyuncu olma stratejiyle hareket ettiklerini dile getiren Ergun Arıburnu, "Yüksek hacimli, zaman hassasiyeti yüksek ve kalite standartları son derece sıkı otomotiv lojistiği operasyonlarında elde edilen bu başarı, OMSAN’ın yalnızca taşıyan değil, planlayan, yöneten ve değer üreten bir lojistik oyuncusu olarak konumlandığını ortaya koyuyor" bilgisini verdi. "Globalde kalıcı bir güç haline gelmeyi hedefliyoruz" OMSAN’ı otomotiv lojistiğinde Avrupa ve yakın coğrafya ile birlikte global ölçekte kalıcı bir güç haline getirmeyi hedeflediklerine dikkat çeken Arıburnu şunları söyledi: "Slovenya - Romanya hattı bu yolculukta önemli bir eşik. Bundan sonra daha fazla hat, daha fazla ülke ve daha fazla katma değer üreten iş modeliyle yolumuza devam edeceğiz. Diğer taraftan yönümüzü Asya Pasifik’e çevireceğiz. OMSAN’ın büyümesi, sadece hacimle değil, kalite, güven ve sürdürülebilirlikle tanımlanacaktır."