SAĞLIK - 06 Nisan 2026 Pazartesi 10:44

"Kanser tedavisinde hedefe yönelik yaklaşımlar umut veriyor"

A
A
A
"Kanser tedavisinde hedefe yönelik yaklaşımlar umut veriyor"

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan bilimsel gelişmelerin, hastalara daha kişiselleştirilmiş ve etkili tedavi seçenekleri sunduğunu belirterek özellikle kişiselleştirilmiş tedavilerin onkoloji alanında önemli bir dönüşüm sağladığını ifade etti.


Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl dünya genelinde yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Kaytan Sağlam, kanserin halen küresel ölçekte en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu söyledi. Türkiye’de de her yıl 200 binden fazla yeni kanser vakasının tanı aldığını belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, erken tanı ve doğru tedavi planlamasının hayati önem taşıdığını vurguladı.



"Hedefe yönelik tedaviler tümörün biyolojisini hedef alıyor"


Kanser tedavisinde klasik yöntemlerin yanı sıra son yıllarda geliştirilen hedefe yönelik tedavilerin, tümör hücrelerinin biyolojik özelliklerini hedef aldığını belirten Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, "Hedefe yönelik tedaviler kanser hücrelerinin büyümesini sağlayan belirli moleküler mekanizmalar üzerinde etkili olurken spesifik olarak tümör hücrelerini yok edebiliyor. Tümörün biyolojisini bilmek, patoloji ve genetik uzmanları yardımı ile moleküler düzeyde hastalığı tespit ederek ilgili molekülü bloke ederek hastalığın hızla kontrolünü sağlamak mümkün olmakta. Kanser tedavilerinde farklı disiplinlerdeki hekimlerin ortak akıl ve bir ekip ile tedaviyi üstlenmeleri hem daha az yan etki hem de daha etkili, hastalarımızı daha az yoran tedavileri beraberinde getirmiştir" dedi.



"Kişiye özel tedavi dönemi güçleniyor"


Onkolojide artık kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımının giderek daha fazla önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Kaytan Sağlam, hastaların genetik ve moleküler özelliklerinin tedavi planlamasında belirleyici olduğunu söyledi.


Sağlam, "Her kanser aynı değildir. Aynı organda ortaya çıkan kanserlerde bile tümörün genetik yapısı farklı olabilir. Bu nedenle moleküler analizler ve biyobelirteçler sayesinde hangi hastanın hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği belirlenebilmektedir. Bu yaklaşım, tedavi başarısını artırırken gereksiz tedavilerin de önüne geçebilir" ifadelerini kullandı.



"Radyoterapi ile kombine tedaviler başarıyı artırabiliyor"


Hedefe yönelik tedavilerin birçok hastada radyoterapi ve diğer tedavi yöntemleriyle birlikte uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekti.


Kaytan Sağlam, "Kanser tedavisi artık tek bir yönteme dayanmıyor. Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin uygun kombinasyonları hastaya özel olarak planlanıyor. Bu multidisipliner yaklaşım, özellikle ileri teknolojiye sahip radyoterapi yöntemleriyle birlikte uygulandığında tedavi başarısını önemli ölçüde artırabiliyor. Erken evre hastalıklarda küratif tedaviler daha ön planda cerrahi ve radyoterapi veya kemoterapi/hedefli tedaviler ve radyoterapi gibi farklı disiplinlerin ortak tedavileri ile uzun sağkalımlar ve kür oranları oluşturmaktadır. Bununla beraber ileri evre ve metastatik hastalıklar da son dönemlerde tümör konseylerinde tartışılarak kemo-immunoterapiler ile birlikte stereotaktik vücut radyoterapisi yöntemi ile dirençli odaklar tespit edilerek etkili (ablatif) doz belli bir noktada yoğunlaştırılabilmektedir. Bu şekilde hem hastanın etkili olan immunoterapisi veya hedefli tedavileri devam edebilmekte hem de bu tedavilere dirençli tümör odakları hızla yok edilebilmektedir" dedi.


Radyoterapi teknolojilerindeki gelişmelere de değinen Kaytan Sağlam, "Radyoterapi uygulamalarında bilgisayar teknolojileri ile birleşerek görüntü kılavuzluğunda, tümör odaklarını daha net görerek yapılabilmesi metastatik odakların da daha etkili tedavi yapılabilmesine imkan sağlamıştır. Radyoterapi teknolojileri ile birlikte 5-6 haftalara uzayan tedaviler meme kanseri, prostat kanseri gibi pek çok tümörde daha kısa sürede tamamlanabilir hale gelmiştir. Bu hastaların uyumunu da arttırmıştır. Erken ve geç dönem izlemlerinde de yan etki profilinin tolerabıl olduğu ve artmadığı gözlemlenmiştir" diye konuştu.



"Erken tanı ve düzenli kontroller hayati önem taşıyor"


Kanserle mücadelede erken tanının hâlâ en önemli faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Kaytan Sağlam, düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.


Kaytan Sağlam, "Kanser birçok türde erken evrede yakalandığında tedavi şansı oldukça yüksektir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli tarama programlarına katılması ve vücuttaki olağan dışı belirtileri ihmal etmemesi büyük önem taşır" dedi.



Tarama programları ve aşılar kanserle mücadelede kritik rol oynuyor


Meme kanseri taramalarının artmasıyla birlikte vakaların önemli bir bölümünün erken evrede yakalanabildiğini belirten Kaytan Sağlam, aynı hassasiyetin diğer kanser türlerinde de gösterilmesi gerektiğini söyledi.


Kaytan Sağlam, "Meme kanseri taramalarının artması ve kadınların bu konudaki hassasiyetleri ile artık vakaların yüzde 75’i erken evre olarak görülmektedir. Aynı hassasiyeti erkeklerin de göstermesi prostat kanserlerinde de fark oluşturacaktır" dedi.


Türkiye’de uygulanan tarama programlarına da değinen Kaytan Sağlam, "Yurdumuzda da tarama programları içinde kolonoskopi ve endoskopi bulunmaktadır. 45-50 yaş, herhangi bir şikayeti olmayan bireylerin endoskopi ve kolonoskopi yaptırması kanser sıklığında her iki cinste de 3. sırada sıklıkla görülen barsak tümörlerini çok erken yakalayarak hastalıktan kurtulmak mümkündür. Maalesef bu konuda kişilerin direnci barsak ve rektum tümör sıklığını düşürmememizde en önemli etkendir" ifadelerini kullandı.



HPV aşısı kadınlarda yüzde 90’a ulaşmalı


HPV aşısının önemine dikkat çeken Kaytan Sağlam, "Dünyada 160 ülkede günümüzde HPV aşıları ve aktif tarama programları etkin olarak yapılmaktadır. Serviks kanseri artık gelişmiş ülkelerde tamamen yok olmuş ve hiç yeni vaka görülmemekte iken yurdumuzda aşı karşıtlığı ve maddi sorunlar nedeniyle HPV aşısı yaptıran kişi sayısı çok azdır. Hatta tıp fakültesi öğrencileri arasında yaptığımız bir değerlendirmede de aşılanmış öğrencilerimizin yüzde 5 gibi çok düşük oranda olduğunu üzülerek tespit ettik" dedi.


Kaytan Sağlam, yalnızca kadınların değil erkeklerin de aşılanmasının önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu:


"Sadece kız çocukların -kadınların aşılanması yüzde 90’lara ulaşmalı ki bu hastalık ortadan kaldırılabilsin. Eğer erkek ve kadınlar birlikte aşılanabilirse yüzde 60 bireyin aşılanması da epidemiyolojik olarak başarıyı birlikte getirecektir. Dolayısı ile erkekten kadına ve kadından erkeğe bulaşı önlemek ve hastalığı ortadan kaldırabilmek için her iki cinste de aşılanma yapılması önem arz etmektedir."



Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kanser riskini azaltabilir


Kanserde genetik yatkınlığın tamamen ortadan kaldırılamayacağını belirten Kaytan Sağlam, yaşam tarzının hastalık riskini önemli ölçüde etkilediğini söyledi.


Kaytan Sağlam, "Kanserdeki genetik yatkınlığın önüne geçmek mümkün olamamaktadır. Fakat beslenme şeklimizi düzenlemek, egzersiz yapmaya dikkat etmek, sigara vg bilinen risk faktörlerinde uzaklaşmak, rutin kontrollerimizi yaptırmak, aşılanmak gibi farkındalıklarımızın arttırılması ile kanser hastalığını yaşamımızı kısaltan bir hastalık olmaktan çıkarabilir ve daha uzun sağkalım sürelerini beraberinde getirebilir" dedi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Isparta Maaşını alamayınca vincin tepesine çıktı, banka hesabına yatan parayı teyit edip indi Isparta’nın Yalvaç ilçesinde maaşını alamadığını ileri süren kule vinç operatörü, vincin uç kısmına çıkarak intihar girişiminde bulundu. Ekiplerin yoğun çabalarına rağmen bir süre ikna edilemeyen şahıs, ecel terleri döktüren anların ardından maaşının hesabına yatırıldığını telefondan kontrol ettikten sonra bulunduğu yerden indi. Isparta’nın Yalvaç ilçesinde toplu konutların yükseldiği inşaat sahasında meydana gelen olayda, kule vinç operatörü B.Ö., iddiaya göre birikmiş aylıklarını alamadı. Operatör, kullandığı kule vincin kumanda kabininden çıkarak vincin ağırlık merkezinin uç kısmına geçti. Durumu fark eden şantiye çalışanlarının 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulunması üzerine olay yerine Yalvaç Belediyesi itfaiye ekipleri, sağlık ekipleri ve jandarma sevk edildi. Olay yerine gelen ekipler, vinç altına fanlı iki katlı hava yastığı kurdu, itfaiye erleri ise brandayla önlem aldı. Ayrıca bir asansörlü itfaiye aracı da hazır bekletildi. Jandarma ekipleri çevrede geniş güvenlik önlemi alırken, itfaiye ekipleri, jandarma ve bir şantiye çalışanının uzun süren ikna çabaları sonuç verdi. Operatörün birikmiş maaşlarının hesabına yatırılmasının ardından şahıs bulunduğu yerden indirildi. Sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilen B.Ö., ifadesi alınmak üzere jandarma ekipleri tarafından karakola götürüldü.
Bursa BUÜ’de sanatın ve sanatçının geleceği mercek altına alındı Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü tarafından düzenlenen "II. Ulusal Sahne ve Görüntü Sanatları Sempozyumu", sanat dünyasının önemli isimlerini ve akademisyenleri Bursa’da buluşturdu. Bursa Büyükşehir Belediyesi, Osmangazi Belediyesi ve Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı’nın katkılarıyla Prof. Dr. M. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen sempozyuma; BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Sait Liman, Bursa Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Ali Düşenkalkar ve Nilüfer Kent Tiyatrosu Müdürü Kazım Güçlü’nün yanı sıra akademisyen ve öğrenciler katıldı. "Sanatın ve Sanatçının Geleceği" temasıyla yapılan ve 2 gün boyunca devam eden etkinlikte, dijitalleşen dünyada sanatın dönüşümü ve yapay zekanın estetik üretime etkileri disiplinler arası bir perspektifle ele alındı. Farklı üniversitelerden katılan 29 akademisyenin 25 bildiri sunduğu organizasyon, sahne ve görüntü sanatlarının güncel sorunlarına ve yarınına ışık tuttu. "Sanat insanın kendini tamamlama yolculuğudur" Program kapsamında düzenlenen törende konuşan BUÜ Rektörü ve Sempozyum Onursal Başkanı Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, araştırma üniversiteleri arasındaki yarışın genellikle sosyal bilimler ve sanat alanındaki faaliyetleri ihmal eden bir görüntü sergilediğini ifade etti. Uluslararası sıralama kriterlerinin sanat alanındaki birikimi tam olarak yansıtamamasının, bu alanlarda emek veren akademisyen ve öğrencilerde bir değersizlik hissi sebep olmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, üniversite kurumunun insanın tüm zenginliğini bünyesinde barındıran bir yapı olduğunu belirtti. Bilimsel ve teknolojik ilerlemenin sanatın doğasını dönüştürdüğüne dikkat çeken Yılmaz, yapay zeka ve dijital teknolojilerin sunduğu imkanların yanı sıra insani varoluş açısından barındırdığı kaygılara da değindi. Konuşmasının sonunda sanatın insan kalabilmenin yegane yolu olduğunu hatırlatan Rektör Yılmaz, dünyanın distopyaya savrulduğu bir dönemde umudun ancak sanatsal faaliyetlerden neşet edebileceğini ve üniversite olarak buna katkı sunmaya devam edeceklerini önemle vurguladı. Geleceğin sanatını dijital teknolojiler şekillendiriyor BUÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı ve Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ali Sait Liman ise konuşmasında sempozyumun bu yılki odağını dijital teknolojiler ve yapay zekanın sanata yansımaları olarak belirlediklerini ifade etti. Sinema, tiyatro, grafik tasarım ve fotoğraf gibi farklı sanat dallarıyla ilgili toplam 25 bildirinin sunulduğu sempozyuma 14 farklı üniversiteden 29 akademisyenin katıldığını açıklayan Prof. Dr. Ali Sait Liman, yerel yönetimlerin ve üniversite yönetiminin bu süreçteki lojistik ve manevi desteğinin önemine dikkat çekti. Bir araştırma üniversitesi olmanın getirdiği rekabetçi ortamda, kültür ve sanat alanındaki çalışmaların desteklenmesinin üniversitenin vizyonunu güçlendirdiğini belirten Liman, sempozyumun katılımcılar ve sanat dünyası için geleceğe ışık tutan verimli sonuçlar doğurmasını temenni ettiğini sözlerine ekledi. İki gün boyunca devam eden programda oturumlar, paneller ve sunumlar gerçekleştirildi.
Sivas SOSAD çağrıda bulundu: "Sanayi odalarının kurulmasının önü acilen açılmalıdır" Sivas OSB Sanayicileri Derneği’nden (SOSAD) yapılan açıklamada Sanayi Odalarının kurulmasının önünün açılması gerektiği ifade edildi. Sivas OSB Sanayicileri Derneği (SOSAD), üretimin, istihdamın ve sürdürülebilir büyümenin en önemli aktörlerinden biri olan sanayicilere ilişkin yazılı açıklama yaptı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’na çağrıda bulunan SOSAD yönetimi, "Büyük şehirler dışında kalan illerde faaliyet gösteren Ticaret ve Sanayi Odaları bünyesinde, sanayicilerin ayrı bir çatı altında temsil edilebilmesi için Sanayi odalarının kurulmasının önü acilen açılmalıdır. Bu konuda irade gösterilmesi ve gerekli teşviklerin sağlanması artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Bugün birçok ilde, sanayici belgesi almış ve sicillerde ‘sanayici’ olarak kayıtlı yeterli sayıda firma bulunmasına rağmen, Sanayi Odalarının kurulması çeşitli gerekçelerle engellenmektedir. Mevcut Ticaret ve Sanayi Odası yapıları içinde sanayicilerin temsili ise ne yazık ki oldukça sınırlıdır" dedi. Oda meclisinde temsil noktasında sorunlar yaşanabildiğine dikkat çeken açıklamada, "Öyle ki, binlerce kişiye istihdam sağlayan, üretim ve ihracat yapan büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının meclis temsili, çoğu zaman birkaç üyeyi geçmemektedir. Buna karşılık, çok daha küçük ölçekli işletmelerle aynı düzeyde temsil edilmeleri, temsilde adalet ilkesini zedeleyen ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa bağımsız Sanayi Odalarının kurulması; sanayicilerin ortak bir ses altında toplanmasını sağlayacak, üretim, yatırım ve ihracat süreçlerini daha etkin destekleyecek, teşvikler, pazar araştırmaları ve dış ticaret imkanları konusunda rehberlik sunacak, hukuki ve ticari danışmanlık hizmetlerini güçlendirecek, eğitim, seminer ve iş birliği ağlarıyla rekabet gücünü artıracaktır. Ayrıca, yurt dışı ticaret heyetleri ve fuar organizasyonları aracılığıyla firmaların küresel pazarlara açılmasını kolaylaştıracak, şehir ekonomilerine dinamizm kazandıracaktır. Daha da önemlisi, Sanayi Odaları; sadece firmaların değil, bulundukları şehirlerin ve ülke ekonomisinin sürdürülebilir büyümesine ve istihdam artışına doğrudan katkı sağlayacaktır" ifadelerine yer verildi. Ticaret ve sanayinin farklı alanlar olduğuna dikkat çeken dernek, "Unutulmamalıdır ki; ticaret ve sanayi farklı dinamiklere sahip alanlardır. Ticaret Odalarının Ticaret Bakanlığı ile, Sanayi Odalarının ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile daha etkin ve odaklı çalışması, hem üretici hem de satıcı kesimin daha sağlıklı temsil edilmesini sağlayacaktır. Bugün geldiğimiz noktada sanayiciler olarak beklentimiz nettir: Kendi kimliğimizle, kendi sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi ifade edebileceğimiz bağımsız bir kurumsal yapı. Sivas’tan yükselen bu çağrı, aslında Anadolu’nun dört bir yanındaki sanayicilerin ortak talebidir. Artık geç kalmadan, sanayicinin sesi olun" şeklinde açıklama yaptı.