GENEL - 19 Mayıs 2023 Cuma 14:35

3. İstanbul Karavan Festivali başladı

A
A
A
3. İstanbul Karavan Festivali başladı

Bu yıl 3.

Bu yıl 3.’sü düzenlenen İstanbul Karavan Festivali, Kilyos’ta başladı. Festivalde, karavan tutkunları ve bu kültürün bir parçası olmak isteyenler bir araya geldi. Çeşit çeşit karavanların yer aldığı festival, pazar gününe kadar devam edecek.


Doğada Yaşam Okulu tarafından düzenlenen 3. İstanbul Karavan Festivali, Kilyos’ta başladı. Karavan tutkunlarının bir araya geldiği festival, renkli görüntülere sahne oldu. Rengarenk karavanların yer aldığı festivalde eğlenceli etkinlikler de yapılıyor. Festival çerçevesinde Kilyos’a sörfle açılanlar da oldu. Denize sörfle açılanlar nefes keserken, zipline etkinliğine katılanlar adrenalin dolu dakikalar yaşadı. Ayrıca festivalde, doğada hayatta kalma söyleşileri ve çeşitli konserler de düzenlenecek. 19-20-21 Mayıs tarihlerinde Kilyos’ta düzenlenecek olan etkinlik, karavan tutkunlarını ve karavan hayatı yaşamak isteyenleri tek çatı altında toplamayı hedefliyor. Eğlenceyi doğa tatili ile birleştirmek isteyen festivalde bireysel günlük girişler de yapılabilecek. Kilyos açıklarına sörf



‘’Özellikle çocuklar için buradayız’’


Çocuklarıyla birlikte ailecek festivale katılan Haluk Yedik, "Karavanımızla ilk kez bu sene geliyoruz. 5 kişilik bir aileyiz. Havanın böyle olmasına rağmen biletlerin tamamı satılmış durumda. Özellikle çocukların doğaya eğilimlerinin artması, sosyal medyadan uzaklaşmaları için bu ortamlar kaçınılmaz. Çocuklarımızın doğayla içi içe olmaları için karavan hayatına başladık. Yaklaşık 5 senedir karavandayız. Gayet memnunuz, etkinlikler de başladı. Çocuklar şu anda etkinlik alanında çadır kurma eğitimine katıldılar. Her gün değişik etkinlikler var. Özellikle çocuklar için buradayız’’ dedi.


Festivalin ikincisine de katılan ve karavanını aynı yere park eden Altuğ Ayvacıklı, ‘’8 ay önce geldiğimiz noktada, aynı noktadayız. Geçen seferkinden farklı olarak şu an yağışlı ama biz Doğada Yaşam olarak yağışlı havaya da hazırız. Ailecek karavanımızla buradayız. 3 gün boyunca bu festivalde çocuklarımızla birlikte eğleneceğiz. İstanbul’da yaşıyorum, karavanım Çatalca’da duruyor. Belirli etkinliklerde karavanımı da çıkarıp etkinliklere konuk oluyoruz. 2 yıldır karavan hayatı yaşıyorum. Ondan önce de çadır hayatı yaşamıştım. Karavan hayatını çok seviyorum. Otellerin aşırı pahalı olması beni karavan hayatına itti. İyi ki karavan hayatına geçmişim’’ şeklinde konuştu.


Doğada Yaşam Okulu Kurucusu Serhat Akbel, ‘’Bugün İstanbul karavan Festivali’nin üçüncüsündeyiz. 200’ün üzerinde karavan ve karavancımız var. Aynı zamanda 50’nin üzerinde stant kuruldu. Eğitimler, atölyeler, farklı karavan modelleri, karavancıların ihtiyacı olan her şey var. Tanıtımlar yapılıyor. Çocuklar için bir sürü farklı aktivite var. Müsait olan herkesi bekliyoruz, Cumartesi - Pazar Kilyos’tayız. Bugün 19 Mayıs, aynı zamanda tatil. 19 Mayıs’ı kutlamak için herkesi bekliyoruz. Sahnemiz var, güzel etkinliklerimiz olacak. Karavan sektörü deprem ve pandemiyle birlikte inanılmaz bir talep görüyor. Sektörde ciddi bir büyüme var, karavana da talep yoğun. Burada bazı modellerin ilk gösterimi var. Bunları görmek ve deneyimlemek isteyen, karavan kullanan kişilerle tanışmak isteyen herkesi festivalimize bekleriz’’ ifadelerini kullandı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Batman Katırlarıyla birlikte saatlerce yol kat ederek ulaştıkları dağlardan pancar topluyorlar Batman’ın Sason ilçesinde ilkbaharın gelişiyle birlikte dağlarda doğal olarak yetişen pancar türleri, bölge halkı için önemli bir geçim kaynağı haline geldi. Sabahın erken saatlerinde katırlarıyla yola çıkan köylüler, sarp kayalıklar ve yüksek dağlarda topladıkları şifalı otları hem tüketiyor hem de satarak aile bütçelerine katkı sağlıyor. İlçeye bağlı köylerde yaşayan vatandaşlar, gün ağarmadan yola koyularak yaklaşık 3 saatlik zorlu bir yürüyüşün ardından pancarların yetiştiği bölgelere ulaşıyor. Doğal ortamda yetişen ve bölgede şifalı olduğuna inanılan "zuzuk", "gülük" ve "soras" gibi pancar türleri büyük ilgi görüyor. Pancar toplamak için sabah ezanıyla birlikte yola çıktıklarını belirten vatandaşlardan Akif Altuk, topladıkları ürünlerin hem sofralarında yer aldığını hem de satışından gelir elde ettiklerini söyledi. Altuk, "Sabah ezan vaktiyle yola çıkıyoruz. Yaklaşık 3 saatlik yol yürüyoruz. Buraya ulaştığımızda burada bulunan pancar türlerinden topluyoruz. Bir kısmını eve götürüp pişiriyoruz. Fazlasını da satarak geçimimize katkı sağlıyoruz. Bazen eşe dosta veriyoruz, kışlık olarak da stokluyoruz. Talep edenlere gönderdiğimiz de oluyor" dedi. Bölgede pancarın oldukça sevildiğini ifade eden Mehmet Tayfur ise, her yıl ilkbahar döneminde dağlara çıkarak pancar topladıklarını belirtti. Doğal yöntemlerle toplanan ve yöre halkı tarafından yoğun ilgi gören şifalı otlar, hem sofralarda yer buluyor hem de köylülerin ekonomik yaşamına destek oluyor.
Ankara Danıştay Başkanı Yiğit’ten "yeni anayasa" vurgusu: "Türkiye, toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır" Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Danıştay’ın 158’inci kuruluş yıl dönümü töreninde yaptığı konuşmada, "Türkiye özgür bir ortamda ve sivil bir inisiyatifle doğrudan milletimizin iradesiyle inşa edilmiş bireyi kısıtlayan değil toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır" dedi. Danıştay’ın 158. Kuruluş Yıl Dönümü dolayısıyla tören düzenlendi. Danıştay Konferans Salonu’nda düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adalet Bakanı Akın Gürlek ile yargı mensupları katıldı. Açılış konuşmasını yapan Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, konuşmasında, Danıştay’ın temellerinin 1868 yılında Şura-yı Devlet adıyla atıldığını belirterek, kurumun Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal eden köklü bir hukuk mirası olduğunu söyledi. Kuruluş yıl dönümünün yalnızca bir kurumun tarihi açısından değil, hukuk devletinin güçlendirilmesi bakımından da önemli olduğunu ifade eden Danıştay Başkanı, Danıştay ve İdari Yargı Günü kapsamında hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ve adalet kavramlarına ilişkin görüşlerini kamuoyuyla paylaştıklarını dile getirdi. Adaletin insanlık tarihi boyunca hak ile batıl mücadelesinin merkezinde yer aldığını kaydeden Başkan Yiğit, Hazreti Mevlana’nın adalet tarifine atıfta bulunarak, "Bizler tarihimizden devraldığımız adalet anlayışını Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet olarak varlığı kabul edilemez’ sözleriyle birleştirerek Türkiye Yüzyılı’nda hukuk devletini her gün daha da tahkim etmek yükümlülüğü altındayız" dedi. Konuşmasında "Adalet mülkün temelidir" düsturunun devletin bekası ile toplumun huzuru arasındaki bağı temsil ettiğini belirten Yiğit, Şeyh Edebali’nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" sözünü hatırlatarak, hukukun üstünlüğünün korunmasının toplumsal düzen açısından önemine dikkat çekti. Küresel ölçekte yaşanan krizler, iletişim araçlarının etkisi ve teknolojik dönüşümlerin kadim değerleri örselediğini ifade eden Yiğit, "Hakikat ve güven algısının sorgulandığı bu hızlı değişim sürecinde değişmeyen yegane sabit eksen adalettir" diye konuştu. "Adalet toplumsal barışın güvencesidir" Adaletin yalnızca hukuki güvenliğin değil toplumsal barışın da temeli olduğunu vurgulayan Yiğit, "Bizim medeniyetimizde adalet sadece bir cezalandırma mekanizması veya soyut bir kurallar manzumesi olarak telakki edilmemiştir. Bilakis toplumsal bünyede açılan yaraları saran, sarsılan güven duygusunu yeniden tesis eden ve bireyi devletiyle kenetleyen onarıcı bir kudrettir" ifadelerini kullandı. Uluslararası hukuk ihlallerine de değinen Başkan Yiğit, insan hakları evrensel bildirgesi ve uluslararası sözleşmeler kapsamında herkesin temel hak ve özgürlüklere sahip olduğunu belirtti. İsrail’in Gazze başta olmak üzere Filistin, Lübnan ve diğer İslam ülkelerinde temel insan haklarını ihlal ettiğini öne süren Yiğit, uluslararası hukuk sisteminin çifte standart nedeniyle meşruiyet krizi yaşadığını savundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Dünya beşten büyüktür" sözlerine de atıf yapan Yiğit, bu ifadenin küresel hukuk düzeninin demokratikleşmesi ve yeni bir uluslararası nizam kurulmasına yönelik hukuksal bir çağrı olduğunu söyledi. İdarenin ve idari yargı sisteminin en büyük yapısal dönüşüm ihtiyacının müstakil bir idari usul kanunu olduğunu belirten Yiğit, böyle bir düzenlemenin hukuki öngörülebilirliği artıracağını ifade etti. "Anayasa sadece hukuki ve soyut bir metin değil vatandaşlarımızın huzur içinde yaşayabileceği bir toplumsal nizam vaadidir" Yargı reformu strateji belgeleri kapsamında dosyaların tekemmül sürelerinin kısaltılması, idari sulh müessesesinin zorunlu hale getirilmesi ve yapay zeka temelli karar destek sistemlerinin entegrasyonunun önemli gelişmeler olduğunu kaydeden Yiğit, "Teknolojinin hızı hakimlerimizin muhakemesinin ve vicdanının önüne geçmemelidir. Unutulmamalıdır ki yargılamada hız kendi başına bir gaye değil adaletin zamanında tecellisi için bir araçtır. Süreçleri hızlandırırken hukuki güvenlikten ve kararların niteliğinden taviz verilmemelidir. Adaletin onarıcı gücü ve toplumsal huzuru inşa eden vasfı bağlamında milli birliğimizin teminatı olan toplumsal sözleşmemize ve bunun hukuki belgesi olarak nitelendirebileceğimiz anayasamıza değinmekte fayda mülahaza ediyorum. Zira bir milletin bugünü ve geleceği hakkındaki kararı yürüyeceği yolun haritası olan anayasa sadece hukuki ve soyut bir metin değil vatandaşlarımızın güvenlik, özgürlük, milli birlik, adil bir hukuk düzeni ve huzur içinde yaşayabileceği bir toplumsal nizam vaadidir" dedi. "Türkiye özgür bir ortamda ve sivil bir inisiyatifle doğrudan milletimizin iradesiyle inşa edilmiş bireyi kısıtlayan değil toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır" Yeni anayasanın toplumu kucaklayan bir "huzur belgesi" olması gerektiğini belirten Danıştay Başkanı Yiğit, "Ancak kabul etmeliyiz ki mevcut metin olağanüstü dönemde vesayetçi bir anlayışla o zamanın ruhunu yansıtacak şekilde kaleme alındığından hak ve özgürlükleri kontrolcü ve kısıtlayıcı bir dille düzenlemiştir. Yeni yüzyılda Türkiye özgür bir ortamda ve sivil bir inisiyatifle doğrudan milletimizin iradesiyle inşa edilmiş bireyi kısıtlayan değil toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır. Yargı yetkisinin Türk milleti adına kullanılması ilkesi bu yetkinin dayandığı temel metninde bizzat milletin hür ve sivil iradesinin eseri olmasını zorunlu kılar. Türkiye Yüzyılı ilan edilen ikinci yüzyılın başında yeni bir başlangıç Cumhuriyetimizin milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, demokratik tekamülü için gelecek nesillere karşı tarihi bir ödevdir. Küresel ölçekte adaleti ve eşitliği her platformda savunan ülkemizin bu tarihi iddiası kendi iç hukukunun temeli olan anayasasını en ileri demokratik standartlara kavuşturmasıyla daha da pekişecektir. Anayasamızın sivil bir ruha kavuşması milli birliğimizin tahkimi ile de doğrudan ilintilidir" ifadelerini kullandı. Sivil anayasanın milli birlik açısından önemine işaret eden Danıştay Başkanı Yiğit, "Sivil iradenin ortaya koyacağı bir hukuk nizamı sadece kağıt üzerinde kalan bir metin değil, her vatandaşın etnik, dini veya mezhebi kökenine bakılmaksızın bu toprakların asli ve eşit parçası olduğu gerçeğinin en güçlü ifadesi olacaktır" dedi. Konuşmasının sonunda yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına vurgu yapan Danıştay Başkanı Yiğit, yargının günlük siyasi tartışmaların içine çekilmemesi gerektiğini belirtti. Hakimlik mesleğinin toplum nezdinde en saygın görevlerden biri olduğunu ifade eden Yiğit, yargı mensuplarının da tartışmalara zemin oluşturabilecek söylem ve davranışlardan kaçınması gerektiğini kaydederek, "Yargı ve adalet dağıtma göreviyle mükellef olan hakim dünyadaki en onurlu görevlerden birini icra etmektedir" ifadelerine yer verdi.