ASAYİŞ - 14 Ekim 2025 Salı 00:09

Tır ve hafif ticari araç sürüye daldı: 37 küçükbaş hayvan telef oldu

A
A
A

Hatay’da karayolundan geçen küçükbaş hayvan sürüsüne, tır ve hafif ticari araç çarptı. Kazada 37 küçükbaş hayvan telef oldu.

Kaza, Antakya - Reyhanlı yolu Beşaslan Mahallesi mevkiinde yaşandı. Karayolundan geçirilen hayvan sürüsünün arasına tır ve hafif ticari araç daldı. Kazada yaralanan olmazken 37 küçükbaş hayvan telef oldu. Kana bulunan karayolunda telef olan hayvanların parçaları yolu kapattı. Gece karanlığında yaşanan kazada karayolu, hayvanların temizlenmesiyle yeniden ulaşıma açıldı.

Ramazan İlın

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara AK Parti Sözcüsü Çelik: "SDG/PKK’nın ‘terörsüz bölge’ ve ‘terörsüz Türkiye’ hedefini akamete uğratma girişimi Suriye yönetiminin operasyonlarıyla engellenmiştir" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "SDG/PKK’nın ‘terörsüz bölge’ hedefine suikast ve ‘terörsüz Türkiye’ hedefini akamete uğratma girişimi, Suriye yönetiminin terörle mücadele operasyonlarıyla engellenmiştir" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Suriye’deki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu. Açıklamasında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından yayınlanan kararname ile Suriye’deki Kürtlerin haklarının teminat altına alınmasının önemine vurgu yapan Çelik, "Esad yönetimi tarafından yıllar boyunca temel haklarından yoksun bırakılmış Kürt kardeşlerimizin hukuk temelinde elde ettiği kazanımlar sevindiricidir. Cumhurbaşkanı Şara’nın yayınladığı kararnamede; ‘Suriyeli Kürt vatandaşlar, Suriye halkının vazgeçilmez ve ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilir ve kültürel ve dilsel kimlikleri, çeşitli ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır’ maddesi, Suriyeli Kürt kardeşlerimize dönük Baas rejimi dönemindeki tüm ret ve inkar politikalarının bitirildiğinin açık ifadesidir. Bu adım Suriye’deki tüm etnik ve mezhebi gruplara dönük aynı yaklaşımın üretileceğinin de kanıtıdır. Bu vesileyle, Cumhurbaşkanımızın Başbakan olduğu zamanlardan itibaren, Esad rejiminin henüz katliamlara başlamadığı dönemlerde, Esad’la yaptığı görüşmelerde Suriye’deki Kürt kardeşlerimizin haklarını da ısrarlı şekilde gündeme getirdiğini tekrar hatırlatalım" ifadelerini kullandı. SDG’nin ‘devlet içinde devlet ve ordu içinde ordu’ gibi hareket etmeyi hedeflemesinin kötülük üretmek isteyen odaklar tarafından kendisine verilen bir görev olduğunu ifade eden Çelik, "Bu Suriye gerçeklerine ve ‘tek Suriye ve tek ordu’ ilkesine aykırıdır. Defalarca söylediğimiz gibi ‘devlet içinde devlet ve ordu içinde ordu olmaz.’ Bir ülkede ‘iki devlet ve iki ordunun’ varlığı herkese kötülük getirecek bir iç savaştır. Terör örgütlerinin ‘paralel devletçik’ ve ‘paralel ordu’ gibi hareket etmesi ise kötülük üretmeye çalışan odakların aparatı olduklarının delilidir. Bundan Kürt, Arap ve Türkmen fayda elde etmez, kimin fayda elde edeceği de malumdur" ifadelerine yer verdi. "SDG/PKK’nın ‘terörsüz bölge’ ve ‘terörsüz Türkiye’ hedefini akamete uğratma girişimi Suriye yönetiminin operasyonlarıyla engellenmiştir" Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreçlerinin iç içe olduğunu ve birbirinden ayrılmayan süreçler olduğunu kaydeden Çelik, "SDG 10 Mart Mutabakatı’na uymayarak Suriye’deki Kürt kardeşlerimizi ve tüm Suriye’yi hedef alan kötülük projesinin aleti olmuştur. Böylece ‘terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge’ hedefimize de sabotaj düzenlemiştir. SDG/PKK’nın ‘terörsüz bölge’ hedefine suikast ve ‘terörsüz Türkiye’ hedefini akamete uğratma girişimi, Suriye yönetiminin terörle mücadele operasyonlarıyla engellenmiştir. SDG’nin ‘terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge’ ilkemizi hedef alan ‘darbe girişimi’ durdurulmuştur. SDG’nin aleti olduğu ‘darbe mekanizması’ işlevsiz kalmıştır. Terör örgütleri hiçbir etnik ya da dini grubun temsilcisi olamaz. Terör örgütlerinin işgalciliğini ‘kazanım’ olarak tanımlayanlar, Kürt kardeşlerimize ve tüm Suriye’ye yıkım getirmek isteyen habis siyasi projelerin destekçisi durumuna düşmektedir. ‘Terörsüz Türkiye’ye destek verdiğini söyleyip ‘terörsüz bölge’ye karşı çıkmak ağır bir siyasi çelişkidir. Esas olan, kapsayıcı bir toplumsal, siyasal ve anayasal modelle Arap, Türkmen ve Kürt kardeşlerimizle, tüm din ve mezhep mensuplarının bir ve bütün Suriye’nin eşit ve onurlu unsurları olmalarıdır" açıklamasında bulundu. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından açıklanan Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması’nın Suriye’nin birliği için önemli bir zemin olacağını belirten Çelik, sözlerine şöyle devam etti: "Bu, Suriye’nin iç bütünleşmesine dönük net bir beyandır. Aynı zamanda ‘terörsüz bölge’ yaklaşımımız için desteklediğimiz doğru bir adımdır. Suriye’deki Kürt kardeşlerimiz için gerçek ‘kazanım,’ 10 Mart Mutabakatı ile başlayan, hakları garanti alan kararname ile devam eden ve son olarak anlaşma ile çerçevelenen yol haritasıdır. Suriye’de her türlü sabotaja karşı sağduyulu davranılması, birlik ve bütünlük sağlanması ve terörün ortadan kalkması için atılan her adım kıymetlidir. Bunun, terörle mücadelede tavizsiz olunması gerektiği ilkesiyle beraber ele alınması gerektiği açıktır. Cumhurbaşkanımızın komşumuz olan ve yakın bölgemizdeki halklara dönük ‘kardeşlik siyaseti’ kararlılıkla sürmektedir. Kardeş ülkelerdeki halkların terör ve emperyalist vesayetlerden arınmış onurlu, huzurlu, güvenli ve müreffeh bir geleceğe sahip olması için çalışmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın yıllar içinde sabır, dirayet ve emekle ürettiği bu stratejinin kardeş ülkelerin ‘egemenliklerine saygı’ temelinde, herkes için doğru sonuçlar ürettiğini görmeye devam ediyoruz."
Adana SKDM masaya yatırıldı: Türk özel sektörü AB komisyonu ile İstanbul’da buluştu Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, SKDM kapsamında toplanacak gelirlerin AB sanayisinin dönüşümünde kullanılmasının planlandığını hatırlatarak, Türk sanayicisinin ödediği karbon vergisinin AB’deki rakipleri finanse etmesinin adil rekabet ilkesine aykırı olduğunu kaydetti. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) uygulama süreci, İstanbul’da düzenlenen üst düzey toplantıda tüm boyutlarıyla ele alındı. Türkiye Odalar Borsalar Birliği (TOBB) ev sahipliğinde gerçekleştirilen buluşmada, Türk özel sektörünün beklenti ve talepleri doğrudan Avrupa Komisyonu’na iletildi. Toplantıda, e-ticaret ve SKDM kapsamındaki sektörlerde faaliyet gösteren firmaların görüşleri, karşılaştıkları sorunlar ve beklentileri kapsamlı şekilde değerlendirildi. Toplantının açılışında konuşan Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, Avrupa Komisyonu heyetinin iki günlük Türkiye ziyareti kapsamında son derece verimli ve yapıcı görüşmeler gerçekleştirildiğini ifade etti. Türkiye’nin iklim ve yeşil dönüşüm alanında makro düzeyde önemli adımlar attığını vurgulayan Tuzcu, çıkarılan İklim Kanunu ve AB mevzuatına uyum sürecinin yakından takip edildiğini belirtti. Türkiye üçüncü ülke gibi değerlendirilemez Toplantının devamında söz alan TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, Türkiye’nin AB ile olan güçlü ekonomik entegrasyonuna dikkat çekerek, SKDM’nin Türkiye açısından özel bir çerçevede ele alınması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin yaklaşık 30 yıldır AB ile Gümrük Birliği içinde bulunduğunu hatırlatan Başkan Kıvanç, AB’nin beşinci büyük ticaret ortağı olan Türkiye’nin, yıllık 100 milyar avroyu aşan ihracatıyla AB için kritik bir tedarikçi konumunda olduğunu ifade etti. Başkan Kıvanç, bu tabloya rağmen SKDM’nin Türkiye’yi "klasik bir üçüncü ülke" gibi değerlendirmesinin ticari ve hukuki açıdan doğru olmayacağını söyledi. SKDM’nin uygulama döneminin 1 Ocak 2026 itibarıyla başladığını hatırlatan Başkan Kıvanç, Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2025’te yayımladığı ikincil mevzuat paketine ilişkin Türk özel sektörünün ortak değerlendirmelerini paylaştı. KOBİ’lerinin yükümlülüklere tabi olmasının ciddi bir maliyet ve idari dengesizlik oluşturduğunu belirten Başkan Kıvanç, Türkiye’de akredite olmuş doğrulayıcı kuruluşların AB nezdinde tanınmamasının firmalar açısından ek maliyet ve gecikmelere yol açtığını ifade etti. Gerçek emisyon verileri çağrısı Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarında önemli bir dönüşüm gerçekleştirdiğini belirten Başkan Kıvanç, toplam kurulu güç içinde yenilenebilir enerjinin payının yüzde 50’nin üzerine çıktığını hatırlattı. Başkan Kıvanç, özelikle 5.1.h kapsamında yapılacak enerji yatırımlarının SKDM metodolojisinin içine alınması ve dönüşümün gerçekleşmesi gerektiğini söyledi. AB’nin Türkiye için belirlediği varsayılan emisyon değerlerinin, birçok sektörde gerçek emisyonların üzerinde kaldığına dikkat çeken Kıvanç, özellikle çimento sektöründe bu durumun maliyetleri yaklaşık dört kat artırabildiğini ifade etti. Gerçek emisyon verilerinin esas alınmasının hem çevresel doğruluk hem de rekabetçilik açısından kritik olduğunun altını çizdi. Başkan Kıvanç, SKDM kapsamında toplanacak gelirlerin AB sanayisinin dönüşümünde kullanılmasının planlandığına da değinerek Türk sanayicisinin ödediği karbon vergisinin AB’deki rakipleri finanse etmesinin adil rekabet ilkesine aykırı olduğunu dile getirdi. Bu gelirlerin bir bölümünün, Türkiye gibi SKDM’ye tabi ticaret ortaklarının yeşil dönüşüm projelerine hibe veya kredi olarak geri döndürülmesi gerektiğinin altını çizdi. Varsayılan değerler hiçbir zaman dostunuz olmayacaktır Toplantıda konuşan DG TAXUD Genel Müdürü Gerassimos Thomas, SKDM uygulamasında gerçek (fiilî) emisyon verilerinin önemine vurgu yaptı. Varsayılan emisyon değerlerinin doğası gereği cezalandırıcı olduğunu belirten Thomas, bu değerlerin her zaman piyasa ek yükü içerdiğini ve ihracatçı firmalar açısından dezavantaj oluşturduğunu kaydetti. Thomas, Avrupa Komisyonu’nun analizleri sonucunda SKDM’nin diğer sektörlere genişletilmesi ve dolaylı emisyonların kapsama alınmasına ilişkin kararların 2027 yılına ertelendiğini, böylece fiilen 2026-2027 dönemini kapsayan ikinci bir geçiş süreci oluşturulduğunu ifade etti. Bu süreçte doğrulanmış gerçek emisyon verilerinin sistemin işleyişi açısından kritik olacağını vurguladı. Aşağı akım ürünlere ilişkin yeni bir yasama teklifinin de gündemde olduğunu belirten Thomas, teklifin kabul edilmesi halinde 2028’de yürürlüğe gireceğini, kapsamın ise objektif ve sınırlayıcı bir metodolojiyle belirlendiğini aktardı. Türkiye’deki doğrulayıcı kuruluşların tanınmamasına ilişkin kararın ortaklık açısından en zor başlıklardan biri olduğunu kabul eden Thomas, bunun Türkiye’ye özel bir yaklaşım olmadığını, metodolojinin yeniliği ve yeterli sayıda eğitimli doğrulayıcı bulunmaması nedeniyle ihtiyatlı bir yol izlendiğini aktardı.