POLİTİKA - 18 Nisan 2026 Cumartesi 15:39 | Son Güncelleme : 18 Nisan 2026 Cumartesi 16:09

Lavrov: "Bu savaş Batı'nın Rusya'ya karşı Ukrayna eliyle yürüttüğü savaştır"

A
A
A

Antalya Diplomasi Forumu'nda konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna savaşından NATO'nun genişlemesine, Filistin meselesinden küresel ekonomideki dönüşüme kadar birçok başlıkta Batı'yı hedef aldı. Lavrov, "Bu savaş Batı'nın Rusya Federasyonu'na karşı Ukrayna eliyle yürüttüğü ve titizlikle hazırladığı bir savaştır. Batı, trajedileri kendi halkını seferber etmek ve kararsız ülkeleri harekete geçirmek amacıyla propaganda malzemesi olarak kullanmayı iyi biliyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu'nun (ADF2026) ikinci gününde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, değerlendirmelerde bulundu. "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" temasıyla Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi'nde düzenlenen forumda konuşan Lavrov, Rusya-Ukrayna savaşı, NATO'nun genişleme politikası, Batı'nın güvenlik yaklaşımı, Orta Doğu'daki gelişmeler ve küresel ekonomik sistemdeki dönüşüme ilişkin sert değerlendirmeler yaptı.

"Maalesef güvenlik konusunda hukuki garantiler ancak NATO üyesi olunursa elde edilebilir"

Sergey Lavrov, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Rusya'nın eşit muhatap olarak görülmediğini savunarak, Batı'nın verdiği sözleri yerine getirmediğini öne sürdü. NATO'nun genişlemesine ilişkin sözlü taahhütlerin daha sonra yok sayıldığını belirten Lavrov, bu durumun yalnızca sözlü güvenceyle sınırlı kalmadığını, 1999 yılında İstanbul'da düzenlenen AGİT Zirvesi'nde kabul edilen belgelerde de "güvenliğin bölünmezliği" ilkesinin kayıt altına alındığını anlattı.
Kasım-Aralık 2021 döneminde Batı'ya yeniden hukuki güvenlik garantileri önerdiklerini söyleyen Lavrov, bu girişimlerin karşılıksız bırakıldığını belirterek, "Maalesef güvenlik konusunda hukuki garantiler ancak NATO üyesi olunursa elde edilebilir. Hepsi bu. Döngü kapanmış oldu" dedi.

Lavrov:

"Ukrayna, Rusya'ya karşı mücadele aracına dönüştürüldü"

Lavrov, Ukrayna krizinin son yıllarda ortaya çıkmış bir başlık olmadığını savunarak, sürecin çok daha önce şekillenmeye başladığını ileri sürdü. Ukrayna'nın Rusya'ya karşı kullanılan bir araca dönüştürüldüğünü öne süren Lavrov, "Bugün konuştuğumuz olaylar, Ukrayna krizinden çok önce, Ukrayna'nın Rusya'ya karşı kullanılacak bir Nazi devlete dönüştürülmesinden çok önce olgunlaşmaya başlamıştı. Başka hiçbir ülke yoktur ki dili yasaklanmış olsun. Ukrayna'da Rusça dil, Anayasa tarafından hâlâ korunmaktadır; ancak buna aldırış etmiyorlar ve eğitimde, kültürde, medyada, hatta günlük yaşamda Rusçayı her yerde yasaklayan kanunlar çıkardılar. Aynı zamanda Nazizm ideolojisini ve pratiğini teşvik eden bir dizi yasa da mevcut" ifadelerini kullandı.

Avrupa'nın Ukrayna'ya verdiği desteği de bu çerçevede değerlendiren Lavrov, "Ukrayna'yı bugün en aktif biçimde destekleyenlerin, Nazizmin açık şekilde yeniden canlandığı Avrupa ülkeleri olması tesadüf değildir. Ne yazık ki buna Almanya ve Finlandiya gibi ülkeler de dahildir. Britanyalılar ise hiçbir zaman Nazizm felsefesinden çok da uzak olmadılar. Dolayısıyla evet, bu savaş Batı'nın Rusya Federasyonu'na karşı Ukrayna eliyle yürüttüğü ve titizlikle hazırladığı bir savaştır. Bu savaş sırasında Zelensky'nin başlıca değerleri, Rus dilinin, kültürünün, kitle iletişim araçlarının tümüyle yasaklanmasıdır. Ve onun ün kazandığı ikinci değer de Nazizmin yüceltilmesi ve meşrulaştırılmasıdır. Yani, modern Avrupa'nın değerleri de demek ki bunlarmış; çünkü Avrupa açıkça, Zelensky'nin tam da kendi değerlerini savunduğunu söylüyor" dedi.

Batı'nın kendi politikalarını meşrulaştırmak için savaşı propaganda zeminine taşıdığını savunan Lavrov, "Ukrayna meselesi, anlaşılır nedenlerle öne çıkarıldı; çünkü Batı, bizim özel askerî operasyonumuzla bağlantılı olarak propaganda kartını kullanmak istiyordu. Oysa kendisi, Ukrayna'yı Rusya Federasyonu'na karşı bir mücadele aracına dönüştürme yoluna girdiğinde bunun kaçınılmaz olduğunu çok uzun yıllar boyunca biliyordu. Ama yine de trajedileri, kendi halkını seferber etmek, kararsız ülkeleri harekete geçirmek amacıyla propaganda malzemesi olarak kullanmayı iyi biliyorlar" ifadelerini kullandı.
Küresel düzlemde yaşanan ekonomik rekabetin de yeni bir safhaya geçtiğini söyleyen Lavrov, enerji alanındaki mücadelenin artık farklı yöntemlerle yürütüldüğünü belirtti.

BM, uluslararası hukuk ve Batı'ya "çifte standart" suçlaması

Lavrov, Batı'nın "kurallara dayalı düzen" söylemini de hedef aldı. Bu kavramın hiçbir zaman somut ve ortak kabul görmüş bir zemine dayanmadığını savunan Lavrov, Kosova ile Kırım örnekleri üzerinden uluslararası hukukta çifte standart uygulandığını öne sürdü. Batı'nın bir yerde "halkların kendi geleceklerini tayin hakkı" ilkesini öne çıkarırken, başka bir yerde "toprak bütünlüğü" ilkesini öncelediğini belirten Lavrov, bunun duruma göre değişen siyasal bir yaklaşım olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler çevresindeki tartışmalara da değinen Lavrov, Ukrayna ve Grönland örnekleri üzerinden aynı ilkelerin farklı biçimde yorumlandığını savunarak, "Bunu artık nasıl yorumlayacağımı bilmiyorum ama bana göre her şey herkes için fazlasıyla açıktır" dedi

"Biz NATO'nun iç işlerine karışmıyoruz"

Rusya'nın komşu coğrafyalardaki tutumuyla Batı'nın yaklaşımını karşılaştıran Lavrov, Moskova'nın müttefiklerini zorlayıcı yöntemlerle yönlendirmediğini söyledi. Özellikle Orta Asya ülkeleri üzerinde Batılı aktörlerin ekonomik ve siyasi baskı kurduğunu savunan Lavrov, bazı çevrelerin yatırım ya da yaptırım tehdidiyle Rusya ile yürütülen projeleri durdurmaya çalıştığını öne sürdü. Lavrov, "Elbette hepimiz şunu kabul edebiliriz; biz NATO'nun iç işlerine karışmıyoruz. Ne büyükelçilerimiz ne de mevcut şartlarda NATO üyesi Avrupa ülkelerinde bulunan diğer temsilcilerimiz, üye ülkelerin topraklarında dolaşıp müdahalede bulunmuyor. Ve biz, Batı'nın yaptığını yapmıyoruz. Taklitçilik etmiyoruz; Batı'nın ve özellikle Amerikalıların uzun zamandır yaptığı şeyi yapmıyoruz. Üstelik bunu Biden döneminde başlattılar ve şimdi de sürdürüyorlar. Avrupalılar da bizim komşumuz olan ülkelere, bir zamanlar aynı imparatorlukta ve aynı Sovyetler Birliği'nde bulunduğumuz, ayrıca ekonomi, savunma, güvenlik, kamu düzeni, gümrük işleri ve benzeri birçok alanda Rusya Federasyonu'yla çeşitli anlaşmalar çerçevesinde müttefik olan ülkelere gittiklerinde aynı şeyi yapıyorlar" ifadelerini kullandı.

"Gönüllüler koalisyonu" değerlendirmesi

ABD'nin Avrupa'nın güvenlik yükünü azaltma arayışına girdiğini savunan Lavrov, bunun yerine Avrupa Birliği, Britanya, Türkiye ve Ukrayna'yı da kapsayan yeni bir blok fikrinin tartışıldığını söyledi. Ukrayna ordusunun bu yapının çekirdeği haline getirilmek istendiğini ileri süren Lavrov, bu çerçevede Zelenskiy ve Ukrayna askeri yönetimiyle ilgili sert değerlendirmelerde bulundu. Lavrov, "Kısacası gidişat, ‘gönüllüler koalisyonu'na benzer bir oluşuma doğru ilerliyor. Bu ismi onlar buldu ve şimdi daha çok gerçekten öyle görünmek isteyenlerin koalisyonuna, yani gerçekmiş gibi görünmek isteyenlerin koalisyonuna benziyorlar. Ama bana kalırsa çok yakında bu yapı, modası geçmişlerin koalisyonuna dönüşecek. Ben, Avrupa ülkelerinin ulusal çıkarlarının açıkça rövanşist ve militarize bir politikanın dayatılmasıyla nasıl karşılanabileceğini göremiyorum. Üstelik modern insanlık tarihinde üçüncü kez küresel tehdit yine Avrupa'dan kaynaklanacak ve onlar şimdi her yolla Ukrayna'nın bu küresel tehdidin tetikleyicisi haline gelmesini sağlamaya çalışıyorlar. Ancak Devlet Başkanı bunu birçok kez söyledi: Bizim de cevap verecek imkânlarımız var" dedi.

Filistin, Gazze, Golan Tepeleri ve Hürmüz vurgusu

Lavrov, Orta Doğu'daki gelişmelere ilişkin değerlendirmesinde ise Filistin meselesinin geri plana itilmemesi gerektiğini söyledi. İsrail-Filistin sorununda Birleşmiş Milletler kararlarının zamanla etkisizleştirildiğini savunan Lavrov, Batı'nın burada da seçici bir hukuk anlayışıyla hareket ettiğini ileri sürdü. Golan Tepeleri, Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Lübnan'la ilgili gelişmelere değinen Lavrov, iki devletli çözüm kararının büyük ölçüde görmezden gelinmesinin "tarihî bir hata" olacağını ifade etti.
Gazze için önerilen planların BM'nin önceki kararlarıyla ne ölçüde bağdaştığını sorguladıklarını belirten Lavrov, "Birleşmiş Milletler'in iki devletin, yani Yahudi devleti ile Arap Filistin devletinin kurulmasına ilişkin tarihî kararının büyük ölçüde görmezden gelinmesi ve fiilen ortadan kaldırılması gerçekten üzücü olur" dedi.

Hürmüz Boğazı ve Suriye başlıklarının da bölgesel denklemde dikkatle izlenmesi gerektiğini vurgulayan Lavrov, bugünün manşetlerine sıkışan bir diplomasi anlayışının kalıcı sorunları çözmeyeceğini savundu.

"Küreselleşme sona erdi"

Biden döneminden bu yana parçalanma, bölgeselleşme ve ticaret savaşlarının hızlandığını söyleyen Lavrov, doların yaptırım aracı haline getirilmesinin küresel sistemde güven kaybına neden olduğunu ifade etti. BRICS başta olmak üzere birçok yapının Batı'dan bağımsız ödeme, sigorta, yatırım ve finans mekanizmaları üzerinde çalıştığını belirten Lavrov, şöyle devam etti:

"Masumiyet karinesi ve en önemlisi, ticarette, ekonomide ve her alanda tüm engellerin kaldırılması. Bildiğiniz gibi bu küreselleşme artık sona ermiş bulunuyor. Şimdi uzun zamandır, daha Biden döneminden beri, parçalanmayı, bölgeselleşmeyi ve ABD'nin kendi konumunu güçlendirme, eski konumlarını koruma yöntemi olarak aktif biçimde kullandığı ticaret savaşlarını gözlemliyoruz. Bunların elbette küreselleşmeyle hiçbir ilgisi yok. Bu yeni bir hayat. Ve boşuna değil; giderek daha fazla sayıda alt bölgesel yapı, yalnızca düşünmekle de kalmıyor, artık aynı doların dayatmasından kendini korumak için fiilen çalışıyor. Çünkü dolar bir savaş aracına dönüştürülmüş durumda."

Lavrov:

"Bazıları bugün yaşananları Üçüncü Dünya Savaşı olarak görüyor"

Konuşmasının sonunda değişen küresel tabloda diyalog kanallarının açık tutulmasının önemine işaret eden Lavrov, büyük güçler arasında doğrudan temasın önem kazandığını söyledi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in daha önce BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesiyle zirve önerdiğini hatırlatan Lavrov, bugün bazı Batılı liderlerin söylemleri nedeniyle geri adım atmasının zorlaştığını dile getirdi.

Lavrov, "Bazıları, ‘İşte 'Üçüncü Dünya Savaşı budur; sadece artık dünya savaşlarının bu yöntemlerle yürütüldüğünü henüz tam kavrayamıyoruz' diyor. Buna bizim hüküm vermemiz doğru olmaz; bunu tarihçiler değerlendirecektir" sözleriyle konuşmasını tamamladı.

Begüm Aksoy

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman: "Kıbrıs Türk halkı azınlık statüsünü zinhar kabul etmez" Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs Türk halkının azınlık statüsünü asla kabul etmeyeceğini, siyasi eşitlik ve egemenlik haklarından vazgeçmeyeceğini belirterek, "Kıbrıs Türk halkı bu adada azınlık statüsünü zinhar kabul etmez. Hakkımız oradadır ve hakkımızı yedirmeyiz" dedi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) ikinci gününde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs meselesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" temasıyla Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumda konuşan Erhürman, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitlik ve egemenlik haklarından geri adım atmayacağını, çözüm iradesinin ise Türkiye Cumhuriyeti ile tam koordinasyon içinde sürdürüldüğünü söyledi. Erhürman, Kıbrıs Türk halkının tarihi mücadelesinin doğru okunması gerektiğini belirterek, "Kıbrıs Türk halkının kimlik oluşum sürecinin yani 1878’den bugüne kadar olan sürecinin doğru değerlendirilmesi herkese şunu gösterir. Kıbrıs Türk halkı bu adada azınlık statüsünü zinhar kabul etmez. Bütün mücadelesi de bunun üstünden yürümüştür. Dolayısıyla bugün itibarıyla da böyle bir ihtimal Kıbrıs Türk halkı için yok hükmündedir. Kıbrıs Türk halkı siyasi anlamda eşit ve egemenlik haklarının peşinde olan bir hattır ve çözüm iradesinde olan bir hattır" ifadelerini kullandı. "İzolasyonlar haksızdır, kabul edilmesi mümkün değildir" Kıbrıs Türk halkının geçmişte de çözüm yönünde irade ortaya koyduğunu dile getiren Erhürman, 2004 ve 2017 yıllarındaki süreçleri hatırlatarak bu iradenin Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte ortaya konduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın forumdaki konuşmasına da atıfta bulunan Erhürman, adada adil, kalıcı ve sürdürülebilir çözümden yana olduklarını ifade etti. Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonların hukuk dışı olduğunu vurgulayan Erhürman, "Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonlar haksızdır. Asla kabul edilmesi mümkün değildir" dedi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin 2004 referandumunun ardından yayımladığı raporda, bu izolasyonların hiçbir meşru gerekçesinin bulunmadığının açıkça ifade edildiğini belirten Erhürman, Avrupa Birliği raporlarında da benzer değerlendirmelerin yer aldığını söyledi. Erhürman, buna rağmen Kıbrıs Türk halkının hem temel hakları ihlal edilen hem izolasyonlara maruz bırakılan hem de adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olma statüsü zedelenen bir halk konumunda tutulduğunu kaydetti. "Türkiye ile tam koordinasyon içinde ne söylediğimizi de ne yaptığımızı da biliyoruz" Konuşmasında Türkiye-KKTC eşgüdümüne özel vurgu yapan Erhürman, Kıbrıs meselesinde ortaya konulan siyasal hattın son derece net olduğunu söyledi. Türkiye Cumhuriyeti ile tam koordinasyon içinde hareket ettiklerini belirten Erhürman, "Dolayısıyla biz ne söylediğimizi de ne yaptığımızı da Türkiye Cumhuriyeti’yle tam bir koordinasyon içerisinde çok iyi biliyoruz. Bunun da dünya tarafından anlaşılması gerektiğini biliyoruz" diye konuştu. Erhürman, dünyanın yeni bir evreden geçtiğine ilişkin değerlendirmelere de değinerek, uluslararası ilişkilerde kuralların ve ilkelerin geri plana itilmesinin insanlık açısından olumsuz sonuçlar doğuracağını söyledi. Erhürman, insanlığın geçmişte medeniyetin rafa kaldırılmaya çalışıldığı dönemlerden geçtiğini ancak sonrasında yeniden kurallı yaşama ve diyalog zeminine döndüğünü ifade etti. Erhürman, kısa süre içinde haklı konumdaki Kıbrıs Türk halkının haklarını almasını sağlayacak bir sürecin yeniden görünür hale geleceğini kaydetti. "Sorunun kaynağı paylaşım iradesinin olmaması" Kıbrıs sorununun neden çözülemediğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Erhürman, temel meselenin Kıbrıs Rum liderliklerinin adadaki doğal zenginlikleri, doğal kaynakları ve yönetim erkini Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istememesi olduğunu savundu. Erhürman, "Sorunun kaynağı şu; Kıbrıs Rum liderlikleri Kıbrıs’ta doğal zenginlikleri, doğal kaynakları ve tabii ki iktidarı Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemiyor" dedi. Montana sürecini örnek gösteren Erhürman, dönemin Rum lideri Nikos Anastasiadis’in dönüşümlü başkanlığı kategorik olarak reddettiğini hatırlatarak, bunun kabul edilebilir olmadığını söyledi. Erhürman, "Herhangi bir yapı olacak ortada ve biz bileceğiz ki tarih boyunca bir Kıbrıslı Türk o yapıyı asla başkan olarak yönetemeyecek. Ben bunun bir hukukçu olarak, siyasi eşitlik olarak kabul edilmesini kat’a mümkün görmem" dedi. "Birinci aşama güven artırıcı önlemler" Erhürman, çözüm için ortaya koydukları yaklaşımın aşamalı bir yöntem içerdiğini belirterek, yıllardır anlamlı bir müzakere sürecinin bulunmadığını söyledi. Bu süreçte Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafını yok sayarak çeşitli ülkelerle güvenlik, enerji ve deniz yetki alanları başta olmak üzere birçok konuda anlaşmalar imzaladığını ifade eden Erhürman, bunun güvensizliği daha da artırdığını kaydetti. Bu nedenle ilk aşamada Lefkoşa’da iki liderin karşı karşıya gelerek hem Kıbrıs Türk halkının hem de Kıbrıs Rum halkının hayatını kolaylaştıracak güven artırıcı önlemler üzerinde karar alması gerektiğini söyleyen Erhürman, "Lefkoşa’da bir tane yeni kapı, bir tane yeni geçiş noktası açabildiğini ispatlayamayan iki liderin, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü gibi 60 senedir devam eden bir sorunun çözmesini hiç kimse bekleyemez" ifadelerini kullandı. Erhürman, 5+1 formatına ilişkin değerlendirmesinde ise Kıbrıs Rum liderliklerinin muhatap olarak Kıbrıs Türk tarafını değil, doğrudan Türkiye’yi alma eğiliminde olduğunu savundu. "İzolasyonlar kalkacaktı ama hâlâ sporcularımız yarışamıyor" Kıbrıs Türk halkının geçmiş deneyimlerinin kendilerine önemli dersler verdiğini belirten Erhürman, Annan Planı sonrası verilen sözlerin tutulmadığını da dile getirdi. Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki iradesine rağmen izolasyonların kaldırılmadığını ifade eden Erhürman, sporculardan iş insanlarına, akademisyenlerden arkeologlara kadar birçok kesimin hâlâ uluslararası alanda ciddi engellerle karşılaştığını söyledi. Erhürman, "Benim sporcularım hâlâ uluslararası müsabakalarda yarışamıyor. Benim iş insanlarımla benim üniversite insanlarımla bugün yurt dışına çıkışta, bir yerlerde temsiliyette sorun yaşanıyor. Benim arkeologlarımın yazdığı makalelerin yayınlanması engelleniyor uluslararası dergilerde. Kimseyle kavgamız patırtımız yok. Ama hakkımız oradadır. Ve hakkımızı yedirmeyiz" diye konuştu. "Silahlanma ve büyük devletlere yaslanma çabası nafiledir" Konuşmasının son bölümünde adadaki güvenlik dengelerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Erhürman, Kıbrıs Rum tarafının silahlanma ve büyük devletleri arkasına alma siyasetiyle Türkiye’ye karşı bir askerî denge kurmaya çalıştığını düşündüğünü söyledi. Böyle bir yaklaşımın gerçekçi olmadığını belirten Erhürman, bunun hem Rum halkı hem de Türk halkı açısından ciddi riskler doğurabileceğini ifade etti. Erhürman, "Zannediyorsun ki silahlanma ve bazı büyük devletleri arkana almak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir askeri denge oluşturacaksın. Bu nafile bir çabadır, realist değildir, gerçekleşmesi zaten mümkün değildir. Bil ki hiçbir coğrafyada o büyük abiler arkada durmazlar, senin önüne geçenler. Ve senin de iraden ciddi şekilde zedelenir" ifadelerini kullandı. Adada alınan tek taraflı kararların yalnızca bir tarafı değil, tüm halkları riske attığını söyleyen Erhürman, "Benim halkım kendi iradesi olmadan alınan kararlar üzerinden risk altına sokulmayı kabul etmez" dedi.
Bursa Bursa’da yüksek hızlı tren hattının 2026 sonunda hizmete alınacağı açıklandı Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Şahin Biba, ulaşım alanında şehrin geleceğine yön verecek yatırımları değerlendirmek üzere düzenlenen istişare toplantısına katıldı. Toplantıda, yüksek hızlı tren hattının 2026 yılı sonunda hizmete alınacağı açıklandı. Yüksek hızlı tren hattı şantiye alanında gerçekleştirilen toplantıya, Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Şahin Biba’nın yanı sıra Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Dr. Yalçın Eyigün, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, AK Parti Bursa milletvekilleri Emel Gözükara Durmaz, Refik Özen, Ahmet Kılıç, Ayhan Salman, ilçe belediye başkanları ve ilgili yöneticiler katıldı. Müteahhit firma ve ilgili kurum temsilcilerinin kapsamlı sunum yaptığı toplantıda, Bursa’nın uzun yıllardır beklediği hızlı tren projesinin mevcut süreci, gelinen aşamalar ve bundan sonraki yol haritası kapsamlı şekilde ele alındı. Şehrin ulaşım ağına güç katacak önemli projenin her aşamasının konuşulduğu buluşmada, Bursa’yı daha güçlü bir ulaşım altyapısına kavuşturmanın, vatandaşları daha hızlı ve konforlu ulaşım imkânlarıyla buluşturmanın önemi vurgulandı. "Hemşehrilerimizin beklediği projeleri başlatacağız" Toplantı sonrası açıklamalarda bulunan Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Şahin Biba, kentin Kestel ile üniversite arasında ve Kent Meydanı ile Terminal arasında raylı sistem hatlarına sahip olduğunu hatırlattı. Mevcut hatların vatandaşların raylı sistemlerdeki ihtiyacını tam olarak karşılamadığını belirten Başkanvekili Biba, "Bu konuda uzun süredir çalışmalarımız var. Toplantıda bu çalışmalarla ilgili istişarelerimizi de yaptık. En kısa zamanda hemşehrilerimizin beklediği ve sevineceği projeleri başlatacağız" dedi. Yüksek hızlı trende test sürüşleri başlıyor AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan ise, Yüksek Hızlı Tren Hattı Projesi’nin Bursa’nın ve Marmara Bölgesi’nin en önemli projelerinden birisi olduğunu hatırlattı. 106 kilometrelik hızlı tren hattının faaliyete geçirilmesiyle alakalı çalışmaları incelediklerini anlatan Davut Gürkan, "Önümüzdeki aylarda elektrik sistemleriyle alakalı işlemler devreye konmuş olacak. Temmuz ayından itibaren de trenin test sürüşlerine başlanacak. Yıl sonuna doğru da hayırlısıyla hızlı tren hattımız faaliyete girmiş olacak" diye konuştu. Yüksek hızlı tren, 2026 yılı sonunda hizmet vermeye başlayacak Kent içi raylı ulaşım çalışmalarına da değinen Davut Gürkan, hızlı trenin faaliyete geçmesiyle Emek-Şehir Hastanesi hattının da çalışmaya başlayacağını açıkladı. Paralel olarak karayollarının Şehir Hastanesi’ne de ulaşacağını söyleyen Gürkan, "Nihayetinde 2026 sonuna kadar hayırlısıyla hızlı trenimiz ve Şehir Hastanesi raylı sistemimiz Bursalıların hizmetinde olacak. Çalışmalarda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi. "Bursa’ya ve Marmara Bölgesi’ne hayırlı olsun" AK Parti Bursa Milletvekili Emel Gözükara Durmaz, toplantıda yüksek hızlı tren hattını, Emek-Şehir Hastanesi hattını ve karayolu bağlantılarını değerlendirdiklerini belirterek, "İnşallah 2026 yılında yüksek hızlı treni, Bursa’mıza kazandırmış olacağız. Bizim için önemli bir proje. Hem Bursa hem de Marmara Bölgesi için hayırlı olsun" diye konuştu.
İstanbul Efeler Yolu Ultra Trail, doğa ve tarihle iç içe bir deneyim sunacak İzmir’in doğal güzellikleri ile köklü kültürel mirasını bir araya getiren Efeler Yolu Ultra Trail, 2. kez macera ve doğa tutkunlarını aynı rotada buluşturmaya hazırlanıyor. Organizasyon, 16-17 Mayıs tarihlerinde 100K, 80K, 50K, 30K, 15K ve 5K olmak üzere farklı zorluk parkurlarında gerçekleştirilecek. Ultra trail konseptiyle öne çıkan etkinlik, İzmir’in Ödemiş ilçesine bağlı Birgi merkezli parkurlarda düzenlenecek. Başlangıç ve bitiş noktası aynı olan döngüsel rotalar, sporculara bölgenin farklı yüzlerini keşfetme imkanı sunacak. Organizasyona adını veren Efeler Yolu, 513 kilometrelik uzunluğuyla Türkiye’nin dikkat çeken yürüyüş rotalarından biri. Bornova’dan başlayıp Nif, Bozdağ ve Aydın sıradağlarını aşarak Selçuk’taki Meryem Ana Evi’ne kadar uzanan bu rota; yaylalar, dağ geçitleri ve tarihi köyler arasından geçerek Ege’nin kültürel mirasını günümüze taşıyor. 6 farklı parkurda heyecan İzmir Valiliği koordinasyonunda Argeus Travel & Events tarafından bu yıl 2. kez düzenlenecek organizasyonda yeni eklenen 100K parkuru katılımcıların beğenisine sunulacakken 80K, 50K, 30K, 15K ve 5K’lık parkurlar da her seviyeden sporcuya yarış imkanı sunacak. Yüksek irtifa kazanımı ve teknik zemin yapısıyla dikkat çeken etaplar, özellikle Bozdağ zirvesine uzanan bölümlerde sporcuları ciddi bir dayanıklılık sınavına davet edecek. Farklı zorluk seviyelerini bir arada sunan Efeler Yolu Ultra Trail, Ödemiş Kaymakamlığı, Ödemiş Belediyesi ve Türkiye Atletizm Federasyonu’nun katkılarıyla gerçekleştirilecek. Efeler Yolu Ultra Trail, her yıl farklı ülkelerden sporcuları ağırlayarak uluslararası bir kimlik kazanıyor. Bu sene de yüzlerce sporcunun katılması beklenen organizasyon, Türkiye’de trail koşusunun yükselen etkinlikleri arasında gösteriliyor.