EĞİTİM
17 Mart 2026 Salı - 12:15 Kastamonu Üniversitesi, sosyal sorumluluk projelerinde ilk 10’da Kastamonu Üniversitesi, öğrencilerinin hayata geçirdiği 319 sosyal sorumluluk projesiyle Türkiye genelinde en fazla proje gerçekleştiren üniversiteler arasında ilk 10’da yer aldı. Yükseköğretim Kurulu tarafından 2019 yılından bu yana yayımlanan Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu, üniversitelerin akademik çalışmalarının yanı sıra topluma sundukları katkıları da ortaya koymaya devam ediyor. Kastamonu Üniversitesi, öğrencilerinin yürüttüğü projelerle toplumsal katkı üretmeye ve üniversite-toplum etkileşimini geliştirmeye yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Yükseköğretim Kurulu tarafından yayımlanan 2025 Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu, Türkiye’de üniversitelerin toplumsal katkı alanındaki çalışmalarının artarak devam ettiğini ortaya koydu. Raporda yer alan verilere göre, 2024 yılında Türkiye genelinde üniversiteler ve öğrenciler tarafından toplam 15 bin 395 sosyal sorumluluk projesi hayata geçirildi. Üniversiteler tarafından gerçekleştirilen 5 bin 839 projenin önemli bir kısmı devlet üniversiteleri tarafından yürütülürken, öğrenciler tarafından gerçekleştirilen proje sayısı ise 9 bin 556 olarak kaydedildi. Bu kapsamda Kastamonu Üniversitesi öğrencilerinin aktif katılımıyla yürütülen sosyal sorumluluk çalışmalarıyla öne çıktı. Rapora göre Kastamonu Üniversitesi’nde öğrenciler tarafından 319 sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirerek Türkiye genelinde öğrenciler tarafından en fazla sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirilen üniversiteler arasında 10. sırada yer aldı. Öğrenciler tarafından yürütülen projeler; eğitim, çevre, kültür, sağlık ve dezavantajlı gruplara yönelik sosyal destek çalışmaları gibi farklı alanlarda gerçekleştiriliyor. Bu çalışmalar sayesinde öğrenciler hem yaşadıkları şehre katkı sunuyor hem de toplumsal sorumluluk bilinci kazanıyor. Türkiye genelinde son beş yıllık veriler de üniversitelerdeki sosyal sorumluluk çalışmalarının artış gösterdiğini ortaya koyuyor. 2019 yılında öğrenciler tarafından üniversite başına düşen sosyal sorumluluk projesi sayısı 50,14 iken, 2024 yılında bu sayı 134,59’a yükseldi. Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, sosyal sorumluluk projelerinin Kastamonu Üniversitesi’nin topluma yönelik yaklaşımında önemli bir yer tuttuğunu belirterek, "Öğrencilerimizin yürüttüğü 319 sosyal sorumluluk projesi ile Türkiye genelinde 10. sırada yer almamız, Üniversitemizin toplumsal katkı ve sorumluluk anlayışının somut bir göstergesidir. Eğitim, çevre, kültür, sağlık ve sosyal destek alanlarında yürütülen bu çalışmalar sayesinde öğrencilerimiz hem yaşadıkları şehre katkı sunuyor hem de toplumsal sorumluluk bilinci kazanıyor. Öğrencilerimizin bu tür projelerde yer almasını desteklemeye ve üniversite-toplum etkileşimini geliştirmeye devam edeceğiz" diye konuştu.
17 Mart 2026 Salı - 12:04 KMÜ’de tıp bayramı ve beyaz önlük giyme töreni düzenlendi Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi (KMÜ) Tıp Fakültesi tarafından ‘14 Mart Tıp Bayramı ve Önlük Giydirme Töreni’ düzenlendi. KMÜ 15 Temmuz Konferans Salonu’nda gerçekleştiren programa Rektör Prof. Dr. Mehmet Gavgalı, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. İdris Nebi Uysal ve Prof. Dr. Murat Mayda, Tıp Fakültesi Dekanı Pembe Oltulu, akademisyenler, üniversite personeli, öğrenciler ve aileleri katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törende fakülte öğrencileri Muhammed Yusuf Özdemir ve Sevilay Er, ‘Neden Tıp Fakültesini Seçtim?’ konuşmalarını gerçekleştirdi. Muhammed Yusuf Özdemir, annesinin sağlık personeli olmamasına rağmen kalp krizi geçiren birisine soğukkanlılıkla inisiyatif alarak yardımcı olmasının ardından tıp mesleğini seçmeye karar verdiğini belirterek şunları söyledi: "Hekim; genellikle teselli eden, bazen teskin eden, nadiren de tedavi eden kişidir. Hekim, olur da bir hastaya fayda dokunur diye gecesini gündüzünü, hayatının en güzel yıllarını hatta tamamını okumaya öğrenmeye ve insanlığa adayan kişidir" Fakülte öğrencisi Sevilay Er ise "Benim hayatım boyunca en büyük motivasyonum bir başkasının acısını dindirme ihtimali oldu. İnsanların en savunmasız, en çaresiz anlarında sadece uzaktan üzülen birisi olmak istemedim. Bir şifa eline, bir umuda ihtiyaç duyulduğunda orada olabilmek, bir insanın hayatına dokunup o güveni verebilmek istedim. Beni bugün amfilere getiren asıl güç, içimdeki bu iyileştirme ve insanlığa faydalı olma arzusudur" dedi. "Hekimlik, bir adanmışlık mesleğidir" Tıp mesleğinin tarihçesinden bahsederek konuşmasına başlayan Tıp Fakültesi Dekanı Pembe Oltulu konuşmasına şöyle devam etti: "Yalnızca bilgiye dayalı teknik bir meslek değil bir adanmışlık mesleği olan hekimlik; bilgeliğin, çalışkanlığın, tevazunun, sabrın ve fedakarlığın ete kemiğe bürünmüş halidir. Değerli tıbbiyeliler; bu tören bir başlangıç. Önünüzde çokça çalışmayı ve emek vermeyi gerektiren, çoğu zaman sosyal hayatlarınızdan fedakârlık edeceğiniz uzun ve zorlu bir yol var. Hepinizin bundan sonraki eğitim hayatınızda da başarılı olacağınıza ve sizleri yanımızda meslektaşlarımız olarak göreceğimize inancım tam" Rektör Prof. Dr. Mehmet Gavgalı, "Sevgili öğrenciler ve değerli aileler Tıp Bayramına hoş geldiniz. Bir yerimiz ağrıdığı zaman ilk olarak biz sizlere müracaat ediyoruz. Sizler mesai kavramı olmaksızın durmadan çalışıyorsunuz. Gönüllülük esası ile Tıp Fakültesini kazandığınız için her birinizi tebrik ediyorum. Eğitim hayatınız boyunca hepinize başarılar diliyorum. Allah yolunuzu açık etsin" dedi. Konuşmaların ardından tıp fakültesi öğrencileri sahneye davet edilerek akademisyenler tarafından beyaz önlükleri giydirildi. Büyük bir heyecan yaşayan öğrenciler, hekimlik yolculuklarının ilk adımını atmanın gururunu yaşadı. Program, günün anısına çekilen toplu fotoğrafın ardından sona erdi.
17 Mart 2026 Salı - 12:01 OMÜ Yabancı Diller Yüksekokulu, Oxford İngilizce sınavları için yetkili merkez oldu Oxford University Press ile imzalanan protokol kapsamında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Yabancı Diller Yüksekokulu (YDYO), uluslararası geçerliliğe sahip Oxford Test of English (OTE) sınavlarının bölgedeki yetkili uygulama ve test merkezi oldu. İş Birliği Protokolü, OMÜ Yabancı Diller Yüksekokulu Müdürü Emrah Ekmekçi ile Oxford University Press Sınavlardan Sorumlu İş Geliştirme Müdürü Ebru Abanoz tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi. "Adaylara dijital ortamda hızlı ve güvenilir bir sınav deneyimi sağlanacak" Konuyla ilgili açıklamada bulunan Prof. Dr. Emrah Ekmekçi, söz konusu iş birliğinin hem üniversite öğrencileri hem de bölgedeki adaylar için önemli bir kazanım olduğunu vurguladı. Ekmekçi, "Üniversitemizin Kurupelit Kampüsü’nde yer alan Yabancı Diller Yüksekokulu binamızda artık dünya standartlarında bir sınav hizmeti sunacağız. Bu protokol, üniversitemizin uluslararası prestijini pekiştirirken adaylara dijital ortamda hızlı ve güvenilir bir sınav deneyimi sağlayacaktır." ifadelerini kullandı. Kurupelit Kampüsü’nde uluslararası standartlarda sınav OTE test merkezi, OMÜ Kurupelit Kampüsü içerisinde yer alan Yabancı Diller Yüksekokulu binasında hizmet verecek. Merkezde uygulanacak sınavların temel özellikleri şu şekilde: Dijital Ölçüm: Okuma, yazma, dinleme ve konuşma becerileri tamamen dijital ortamda test edilecek. Hızlı Geri Bildirim: Sınav sonuçları yalnızca 5 iş günü içerisinde açıklanacak. ÖSYM Denkliği: Oxford Test of English sınavı, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından eşdeğerliği tanınan sınavlar listesinde yer aldığı için akademik başvurularda ve hazırlık muafiyetlerinde kullanılabilecek. Bölgesel Erişim: Samsun ve çevre illerdeki adaylar, uluslararası geçerliliğe sahip sertifika almak için artık OMÜ bünyesindeki bu merkezi kullanabilecek. Oxford Test of English sınavına OMÜ Yabancı Diller Yüksekokulunda girmek isteyen adayların başvuru sayfasında sınav merkezi olarak ’OMÜ Yabancı Diller Yüksekokulu’nu seçmeleri gerekiyor. Sınav takvimi, başvuru şartları ve detaylı bilgilere Yabancı Diller Yüksekokulu resmi web siteleri üzerinden ulaşılabilecek.
Makamında darp edilen Bolu İl Milli Eğitim Müdürü görevini bıraktığını duyurdu
28 Ocak 2026 Çarşamba - 11:46 Makamında darp edilen Bolu İl Milli Eğitim Müdürü görevini bıraktığını duyurdu Geçtiğimiz ay bir öğretmenle bilinmeyen bir nedenle girdiği tartışma sonucu makamında darp edilen Bolu İl Milli Eğitim Müdürü Fatih Öncü, kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında görevini bıraktığını açıkladı. Müdür Öncü, "Kendi talebimle Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevimden ayrılarak, bakanlığımız merkez teşkilatında görevlendirilme talebinde bulunmuş bulunmaktayım" dedi. Olay, geçtiğimiz ay Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü makamında meydana geldi. İl Milli Eğitim Müdürü Fatih Öncü ile bir öğretmen arasında henüz belirlenemeyen bir nedenle çıkan tartışma, kısa sürede kavgaya dönüştü. Arbede sırasında darp edilen Öncü, olayın ardından izne ayrıldı. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hem darp olayı hem de kavganın çıkış nedenine ilişkin iddialarla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatıldı. İl Milli Eğitim Müdürü Fatih Öncü, hakkında yürütülen idari soruşturmanın selameti açısından görevinden ayrıldığını duyurdu. Öncü, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, bakanlık merkez teşkilatında görevlendirilme talebinde bulunduğunu belirtti. "Bakanlığımız merkez teşkilatında görevlendirilme talebinde bulunmuş bulunmaktayım" Fatih Öncü paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "Göreve başladığım ilk günden itibaren Bolu’muzun evlatlarına daha aydınlık bir gelecek sunmak, eğitimde kaliteyi ve başarıyı sürdürülebilir biçimde yükseltmek amacıyla; büyük bir sorumluluk bilinci, meslek ahlakı ve kamu hizmeti anlayışıyla görev yaptım. İl Milli Eğitim teşkilatı olarak, şehrimizin eğitim camiasıyla birlikte yürüttüğümüz tüm çalışmalarda temel hedefimiz; devletimizin bizlere tevdi ettiği görevi layıkıyla yerine getirmek olmuştur. Son günlerde şahsım ve temsil ettiğim makamla ilgili kamuoyuna yansıyan bazı iddialar ve değerlendirmeler nedeniyle yürütülen idari sürecin, hiçbir şüpheye mahal bırakmaksızın, sağlıklı, şeffaf ve objektif şekilde ilerlemesi büyük önem arz etmektedir. Eğitim gibi toplumsal değeri yüksek bir alanın, polemik ve spekülasyonlarla anılmasının doğru olmadığı kanaatindeyim. Bu çerçevede; yürütülen inceleme ve değerlendirme sürecinin selameti, kurumumuzun kurumsal yapısının korunması ve sürecin sağlıklı şekilde sonuçlandırılabilmesi amacıyla, kendi talebimle Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevimden ayrılarak, bakanlığımız merkez teşkilatında görevlendirilme talebinde bulunmuş bulunmaktayım. Yürütülen çalışmalar neticesinde gerçeğin en kısa sürede ortaya çıkacağına olan inancım tamdır. Görev sürem boyunca birlikte çalışma imkanı bulduğum tüm mesai arkadaşlarıma, eğitim camiamıza, velilerimize ve öğrencilerimize teşekkür ediyorum. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."
Uzman eğitimci Yolcu: "Şu anda konuşulan öğrenci affı aslında genel bir öğrenci affı değil"
28 Ocak 2026 Çarşamba - 10:42 Uzman eğitimci Yolcu: "Şu anda konuşulan öğrenci affı aslında genel bir öğrenci affı değil" Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü ve Yazar İsmail Yolcu, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından gündeme alınan öğrenci affıyla ilgili, "2018 yılından bu yana şu anda konuşulan öğrenci affı aslında genel bir öğrenci affı değil. Yapılması planlanan, hazırlık aşamasında olan bir öğrenci affı" dedi. YÖK tarafından son dönemde yeniden gündeme alınan öğrenci affı düzenlemesi, üniversiteyle ilişiği kesilen öğrenciler açısından önemli bir beklenti oluşturdu. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan uzman eğitimci İsmail Yolcu, öğrenci affının eğitimde fırsat eşitliği açısından dikkatle ele alınması gereken bir başlık olduğunu belirtti. Öğrenci affı uygulamasının çeşitli nedenlerle yükseköğretim hayatı yarım kalan bireylerin yeniden sisteme dahil edilmesini amaçladığına dikkat çeken Yolcu, bu düzenlemenin sosyal ve akademik boyutlarıyla ele alınması gerektiğini ifade etti. Özellikle ekonomik zorluklar, ailevi sorunlar ve psikolojik nedenlerle üniversiteden ayrılmak zorunda kalan öğrencilerin sayısının azımsanmayacak düzeyde olduğunu vurgulayan Yolcu, öğrenci affını yalnızca bireysel bir hak düzenlemesi olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir kazanım olarak gördüğünü vurguladı. Eğitimini tamamlayamayan bireylerin yeniden yükseköğretim sistemine kazandırılmasının istihdamdan sosyal uyuma kadar birçok alanda olumlu etkiler oluşturabileceğini belirten Yolcu, düzenlemenin hayata geçirilmesi durumunda kapsam, başvuru şartları ve uygulanma takviminin önümüzdeki süreçte netlik kazanması beklediğini ifade etti. "Bu genel bir öğrenci affı değil" YÖK tarafından gündeme alınan öğrenci affının genel bir af olmadığını, sadece belirli bir kesimi ilgilendirdiğini belirten Yolcu, "Öğrenci affı, son günlerde çokça konuşuldu. Bunun birkaç sebebi var. En son öğrenci affı 2018 yılında çıkmıştı. 2018 yılından bu yana şu anda konuşulan öğrenci affı aslında genel bir öğrenci affı değil. Yapılması planlanan, hazırlık aşamasında olan bir öğrenci affı. Dünyayla birlikte çok büyük iki olay yaşadık. İlk yaşadığımız pandemiydi, ikincisi de Türkiye’de yaşadığımız acı bir depremdi. Öğrenciler, özellikle pandemi döneminde babasının iş yeri iflas etmiş, kapanmış, ekonomik sebeplerden dolayı eğitimine ara vermiş olabilir. Ya da yaşadığımız 6 Şubat 2023 yılındaki depremde ailesini kaybetmiş olabilir. Ya da bir öğrenci düşünün, kendisi engelli duruma düşmüş olabilir, uzun bir hastane süreci yaşayabilir. YÖK diyor ki madem bir mağduriyet yaşıyorsunuz, bize belgeli bir şekilde bunu ispat edin. Sağlık raporu veya haciz belgesi olabilir. Ya da depremde yıkılan bir ev olabilir. Enkazın altında kalınmıştır, hastanede yatılmıştır veya evde bir hasta var ama bakıma muhtaçtır. İşte bu gibi sebeplerden dolayı üniversiteyle ilişiği kesilen öğrencilere YÖK ‘Bize belgelemeniz koşuluyla size af getiriyoruz’ diyor" diye konuştu. "Buradaki birinci ana çatı deprem" Öğrenci affının ana nedenlerinden birisinin 6 Şubat 2023’te yaşanan deprem olduğunun altını çizen Yolcu, bu uygulamanın yerinde bir karar olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Buradaki birinci ana çatı deprem, ikincisi pandemi, üçüncüsü de hayatın olağan akışında gelebilecek hastalıklar, ameliyatlar gibi sebepler. Peki bu öğrenci affı kimleri kapsayacak? Deprem döneminde, eğer depremi yaşayan bir öğrenci varsa belgelendirme şartıyla olabilir. Pandemi döneminde Türkiye’de yaşanan zorluklar dünyayla birlikte ortadaydı. İflaslar, hacizler olabilir."
Uzman Eğitimci Yolcu: "Şu anda konuşulan öğrenci affı aslında genel bir öğrenci affı değil"
28 Ocak 2026 Çarşamba - 10:32 Uzman Eğitimci Yolcu: "Şu anda konuşulan öğrenci affı aslında genel bir öğrenci affı değil" Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü ve aynı zamanda uzman eğitimci-yazar İsmail Yolcu, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından gündeme alınan öğrenci affı ile ilgili, "2018 yılından bu yana şu anda konuşulan öğrenci affı aslında genel bir öğrenci affı değil. Yapılması planlanan, hazırlık aşamasında olan bir öğrenci affı" dedi. YÖK tarafından son dönemde yeniden gündeme alınan öğrenci affı düzenlemesi, üniversiteyle ilişiği kesilen öğrenciler açısından önemli bir beklenti oluşturdu. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan uzman eğitimci İsmail Yolcu, öğrenci affının eğitimde fırsat eşitliği açısından dikkatle ele alınması gereken bir başlık olduğunu belirtti. Öğrenci affı uygulamasının, çeşitli nedenlerle yükseköğretim hayatı yarım kalan bireylerin yeniden sisteme dahil edilmesini amaçladığına dikkat çeken Yolcu, bu düzenlemenin sosyal ve akademik boyutlarıyla ele alınması gerektiği ifade etti. Özellikle ekonomik zorluklar, ailevi sorunlar ve psikolojik nedenlerle üniversiteden ayrılmak zorunda kalan öğrencilerin sayısının azımsanmayacak düzeyde olduğu vurgulayan Yolcu, öğrenci affının yalnızca bireysel bir hak düzenlemesi olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir kazanım olarak gördüğünü vurguladı. Eğitimini tamamlayamayan bireylerin yeniden yükseköğretim sistemine kazandırılmasının, istihdamdan sosyal uyuma kadar birçok alanda olumlu etkiler oluşturabileceği belirten Yolcu, düzenlemenin hayata geçirilmesi durumunda kapsam, başvuru şartları ve uygulanma takviminin önümüzdeki süreçte netlik kazanması beklediğini ifade etti. "Bu genel bir öğrenci affı değil" YÖK tarafından gündeme alınan öğrenci affının genel bir af olmadığını, sadece belirli bir kesimi ilgilendirdiğini belirten Yolcu, "Öğrenci affı, son günlerde çokça konuşuldu. Bunun birkaç sebebi var. En son öğrenci affı 2018 yılında çıkmıştı. 2018 yılından bu yana şu anda konuşulan öğrenci affı aslında genel bir öğrenci affı değil. Yapılması planlanan, hazırlık aşamasında olan bir öğrenci affı. Dünyayla birlikte çok büyük iki olay yaşadık. İlk yaşadığımız pandemiydi, ikincisi de Türkiye’de yaşadığımız acı bir depremdi. Öğrenciler, özellikle pandemi döneminde babasının iş yeri iflas etmiş, kapanmış, ekonomik sebeplerden dolayı eğitimine ara vermiş olabilir. Ya da yaşadığımız 6 Şubat 2023 yılındaki depremde ailesini kaybetmiş olabilir. Ya da bir öğrenci düşünün, kendisi engelli duruma düşmüş olabilir, uzun bir hastane süreci yaşayabilir. YÖK diyor ki madem bir mağduriyet yaşıyorsunuz, bize belgeli bir şekilde bunu ispat edin. Sağlık raporu veya haciz belgesi olabilir. Ya da depremde yıkılan bir ev olabilir. Enkazın altında kalınmıştır, hastanede yatılmıştır veya evde bir hasta var ama bakıma muhtaçtır. İşte bu gibi sebeplerden dolayı üniversiteyle ilişiği kesilen öğrencilere YÖK ‘bize belgelemeniz koşuluyla size af getiriyoruz’ diyor." diye konuştu. "Buradaki birinci ana çatı deprem" Öğrenci affının ana nedenlerinden birisinin 6 Şubat 2023’te yaşanan deprem olduğunun altını çizen Yolcu, bu uygulamanın yerinde bir karar olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: "Buradaki birinci ana çatı deprem, ikincisi pandemi, üçüncüsü de hayatın olağan akışından gelebilecek hastalıklar, ameliyatlar gibi sebepler. Peki bu öğrenci affı kimleri kapsayacak? Deprem döneminde, eğer depremi yaşayan bir öğrenci varsa belgelendirme şartıyla olabilir. Pandemi döneminde Türkiye’de yaşanan zorluklar dünyayla birlikte ortadaydı. İflaslar, hacizler olabilir."
Selçuk Üniversitesi ile Zarmed Üniversitesi iş birliğini güçlendiriyor
28 Ocak 2026 Çarşamba - 10:25 Selçuk Üniversitesi ile Zarmed Üniversitesi iş birliğini güçlendiriyor Selçuk Üniversitesi ile Zarmed Üniversitesi arasında imzalanan akademik ve bilimsel iş birliği protokolü kapsamında, Zarmed Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Dilshod Shukurlayev Selçuk Üniversitesini ziyaret etti. Rektör Prof. Dr. Shukurlayev ve beraberindeki heyet, Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz’ı makamında ziyaret ederek iki üniversite arasındaki mevcut iş birliği alanları ve geleceğe yönelik ortak çalışmalar hakkında görüş alışverişinde bulundu. Ziyaret programı çerçevesinde Tıp Fakültesi, Tıp Fakültesi Hastanesi, Diş Hekimliği Fakültesi, İleri Teknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (İLTEK), Selçuk Ecza Deposu Simülasyonla Eğitim Merkezi ile Konya Teknokent gezildi. Heyete laboratuvar, ameliyathane, kütüphane ve sınıflarda yürütülen akademik ve klinik çalışmalar hakkında kapsamlı bilgiler verildi. Tıp Fakültesi ziyaretinde Prof. Dr. Dilshod Shukurlayev’e Selçuk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Ak, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Bünyamin Ayhan, Başhekim Prof. Dr. İlhan Ece ile Tıp Fakültesi Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Nadire Ünver Doğan ve Doç. Dr. Cahit Yavuz eşlik etti. Diş Hekimliği Fakültesi ziyaretinde ise Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Ali Rıza Çetin ve Doç. Dr. Firdevs Kahvecioğlu; Fakültede yürütülen eğitim, araştırma ve klinik faaliyetleri hakkında heyete bilgi verirken İLTEK’te, merkezde görevli laboratuvar sorumluları tarafından ileri teknoloji altyapısı ve sürdürülen projeler anlatıldı. Selçuk Ecza Deposu Simülasyonla Eğitim Merkezini de ziyaret eden Rektör Prof. Dr. Shukurlayev’e Ebelik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sema Yılmaz, simülasyon temelli eğitim uygulamalarını ve merkezin sağlık eğitimine sunduğu katkıları detaylarıyla aktardı. Konya Teknokent ziyareti kapsamında Zarmed Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Dilshod Shukurlayev ve beraberindeki heyete Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Acarer, Başkan Yardımcıları Aykut Alçayır ve Canan İyiopruk tarafından yürütülen faaliyetler ve ekosistem yapısı hakkında bilgi verildi. Ziyarette ayrıca Zarmed Üniversitesi bünyesinde Selçuk Üniversitesinin desteğiyle bir Teknokent Ofisi açılmasına yönelik devam eden süreç de ele alındı. Selçuk Üniversitesinin misafirperverliğinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Rektör Prof. Dr. Shukurlayev, "Köklü bir Üniversite olarak verdiğiniz destekten dolayı teşekkür ederiz" dedi. Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz da Özbekistan ziyareti kapsamında iş birliği anlaşmaları yapılan Zarmed Üniversitesi ile ilişkilerin bu temaslarla daha da somutlaştığını belirtti.
Muğla’da eğitimin yol haritası belirlendi
28 Ocak 2026 Çarşamba - 10:06 Muğla’da eğitimin yol haritası belirlendi Muğla İl Millî Eğitim Müdürü Emre Çay başkanlığında toplanan 13 ilçe müdürü, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" ve "2026 Gençlik Yılı" vizyonuyla yeni dönemin stratejilerini masaya yatırdı. Menteşe Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantıya; İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, müdür yardımcıları, 13 ilçe milli eğitim müdürü ve şube müdürleri katıldı. Toplantıda, 2025-2026 eğitim öğretim yılının ikinci dönemine ilişkin yürütülecek faaliyetler ve Bakanlık politikaları kapsamlı bir şekilde değerlendirildi. Toplantının ana gündem maddelerinden birini Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli oluşturdu. İl Müdürü Emre Çay, yeni müfredat doğrultusunda yürütülecek çalışmaların önemine değinirken; akademik başarıyı artırmaya yönelik planlamalar, mesleki eğitimin güçlendirilmesi ve dijital eğitim platformlarının etkin kullanımı konularında talimatlar verdi. Ayrıca LGS ve YKS başarı analizleri üzerinden il genelindeki eğitim kalitesini artıracak yeni bir yol haritası belirlendi. Muğla Valiliği tarafından ilan edilen "2026 Gençlik Yılı" kapsamında yapılacak faaliyetler toplantıda özel bir yer tuttu. Yıl boyunca gençlere yönelik gerçekleştirilecek sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerin koordinasyonu sağlandı. Toplantının dikkat çeken bir diğer bölümünde ise Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı İzmir Bölge Temsilcisi Emekli Albay Orhan Gök bir sunum gerçekleştirdi. Sunumda, vakfın faaliyetleri ve eğitim kurumlarıyla yapılabilecek iş birlikleri üzerine bilgilendirmeler yapıldı. Eğitimde kaliteyi artırma ve kurumlar arası koordinasyonu güçlendirme hedefiyle gerçekleştirilen toplantı, İl Müdürü Emre Çay’ın iyi dilekleriyle noktalandı. Çay, ikinci dönem eğitim öğretim döneminin tüm eğitim camiası için sağlıklı, huzurlu ve başarılarla dolu geçmesini temenni etti.
Kötü arkadaş ve yanlış rol modeller çocuk suçluluğu arttırıyor
28 Ocak 2026 Çarşamba - 09:55 Kötü arkadaş ve yanlış rol modeller çocuk suçluluğu arttırıyor Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, kötü arkadaş ve yanlış rol modellerin çocuk suçluluğunu arttırdığını belirerek, çocuklara rol model olarak sosyal medya fenomenleri yerine Selçuk Bayraktar gibi milli ve başarılı uygun rol modelleri örnek gösterdi. Çocuk suçluluğu, çocuk istismarı, kriminoloji ve adli sosyal hizmet alanında önemli çalışmalara imza atan Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, geçtiğimiz günlerde TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’nda görüşleri alınmıştı. Nedenleri 7 yaşına kadar inebiliyor Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, İhlas Haber Ajansı’na yaptığı özel açıklamada, çocuk suçluluğu, sebepleri ve önlenmesine yönelik bilgiler verdi. Gönültaş, sebeplerin 7 yaşına kadar indiğini belirterek, " Çocuk suçluluğu son dönemlerde oldukça dikkat çeken bir konu halinde geldi. Sadece bizim için değil, küresel olarak da diğer toplumlarda, diğer devletlerde de önemli konular içerisinde. Tabi ki çocukların suça karışması, suçla karşı karşıya kalması hem bir başkasını mağdur etmeleri açısından problemli bir durum hem de bu çocukların mağdur olma ihtimallerini de artabiliyor. Çünkü diğer suçlularla karşılaşma ihtimalleri artıyor. Bu etkileşim onları maalesef başka suçluların mağduru olma ihtimallerini artırıyor. Yani hem suçluluk anlamında hem mağdur olma anlamında çocuklar için ciddi bir problem" dedi. Kaynağı sosyalizasyon problemleri Gönültaş, Çocuk suçluluğunun başlıca nedeninin çocuktaki sosyalizasyon problemleri olduğunu ifade ederek, "Çocuk suçluluğu nedir? Çocuk suçluluğu bir çocuktaki sosyalizasyon problemleri sonucu bir takım anti sosyal eğilimler ortaya çıkıyor, işte bu sosyal eğilimler daha da ciddileşerek yıkıcı bozucu davranışlar haline gelmeye başlıyor ve o anda artık buna bir polisiye müdahale gerekli oluyor. Yani ceza adalet sisteminin müdahalesi gerekli oluyor. Biz genel olarak böyle baktığımızda hem biyolojik, hem psikolojik hem sosyal hem de hukuki boyutunu içine alacak şekilde tanımlamamızı yapıyoruz. Çocuk suçluluğu dediğim gibi sosyalizasyon problemleriyle iç içe olan bir konu, ta küçük yaşlara kadar gidiyor. Belki de 7 yaşına kadar gidiyor. 7-12 yaş arası bu anlamda çok önemli bizim için. Özellikle anti sosyal davranışları daha ciddi noktalara dönmeden fark edilip müdahale edilebilirse çocuk suçluluğunda tesirli önleme belki de burası olabilir. Tabii anti sosyal davranışlardan kastımız, her insan bir şekilde anti sosyal davranışlarda bulunabilir ama bazı çocuklar maalesef gerekli önleyici müdahaleler olmadığında ya da özellikle sosyalizasyonda aile, okul, arkadaş grupları, toplum, akrabalar, medya bunlar çok önemli unsurlar yetersiz kaldığında ya da ters etki ettiğinde çok daha ciddi anti sosyal davranışlar işleyebiliyorlar. Bu anti sosyal davranışlara ‘yıkıcı bozucu davranışlar’ diyoruz. Bunların özelliği de şu; Türk Ceza Kanunu’nda bir suç olarak değerlendirilmiyorlar. Suç değiller ancak çocukların suç işlemesini kolaylaştıran, suça staj yapmak gibi, hazırlanmak gibi davranışlar olarak karşımıza çıkıyorlar. Müdahale edilmediğinde artık birine zarar verecek, Türk Ceza Kanunu’na göre suç oluşturacak bir noktaya gelebiliyorlar. Bundan sonra da çocuk için adalet sistemi süreci başlıyor" dedi. "Uluslararası standartların üzerindeyiz" Gönültaş, Türkiye’nin çocuk suçlulara müdahalede uluslararası standartların üzerinde şartlarda olmasına rağmen bunun yeterli olmadığının altını çizerek, "Ülke olarak biz çocuk suçlarına müdahale konusunda uluslararası standartların üstünde şartlarda müdahaleler, yaklaşımlar yapıyoruz. Ama problem nerede? Tabii ki problem önleme noktasında. Tabii ki daha etkili çalışmalar yapmak gerekiyor. 2010 yılında, Adana’da ‘Yaşam Koçlarıyla Umut Yıldızı Projesi’ adını verdiğimiz projeyi çalıştık. Bu projede özellikle bir ya da 2 defa suça karışmış çocuklarımızı gönüllü olmak şartıyla tabi ki aileleriyle görüşerek sosyal inceleme raporları hazırlayarak gönüllü olanları projeye dahil ettik. Sivil toplum örgütlerimizden destek aldık. Çocuklarımıza meslekler öğrettiler, mobilyacılık gibi demir kaynakçılığı gibi meslekler öğrettiler. Diğer yandan da çocukların kalan boş vakitlerinde de kültürel faaliyetler, tarihi milli değerlerin öğrenilmesiyle ilgili çalışmalar yaptık. O zaman Çocuk Şube’sinde ve Toplu Destekli Polis Şubesi’nde çalışan gönüllü arkadaşlarımızı her bir çocuğa yaşam koçu olarak eşleştirdik. Proje iki noktada katkı sağladı: Bir yandan çocuklarımız faydalı bir uğraşı ve meslek öğrenirken, yaşam koçlarımız da çocukların sosyalleşmesine katkı sağladı. Şu anki en çok üzüldüğümüz nokta şu ki çocuklar maalesef çok ağır şiddet olaylarına karışabiliyorlar. Bunlarda fail oluyorlar. Neticesinde birini öldürmekle, birini katletmekle sonuçlanabiliyor. Maalesef en kötü olanı ise aileler suç işleyen çocuklarını kahramanlaştıran ‘benim oğlumdur, benim çocuğumdur, yapar eder, benim çocuğum yanlış yapmamıştır, yaptığı her türlü yanlışta arkasında dururum’ tarzdaki yaklaşımları. Bu, çocukların daha ciddi suçlara karışmasını kolaylaştırıyor" dedi. "Kötü arkadaş suçun öğrenilmesini kolaylaştırıyor" Kötü arkadaşın suçun öğrenilmesini kolaylaştırdığına dikkat çeken Gönültaş, "Akran zorbalıklarıyla birlikte başlayan olumsuz akran ilişkileri ve kötü arkadaşlıklar da çocukların suçu öğrenmesini kolaylaştırıyor. Bazen öyle oluyor ki arkadaş grupları suçluluğun öğrenildiği, sonra suç işlemi metotlarının geliştirildiği ortamlar haline gelebiliyor. Özellikle bizim hem akademik olarak hem de daha öncesinde bu alanda çalışmış biri soruşturmacı her zaman tavsiye ettiğimiz şey şudur; ‘ iyi arkadaş, iyi arkadaş, iyi arkadaş’ Bizim hocalarımız derslerde şunu söylerlerdi. Bir cüzzamlıyla aynı ortamda olsanız aynı kaptan yeseniz içseniz yine bulaşmama ihtimali var. Bu tıbbi olarak da ispatlanmış ama bir kötü biriyle, olumsuz biriyle bırakın aynı odayı olmayı yan odada olsa bile onun olumsuzluğunun, kötülüğünün size bulaşmama ihtimali yok. Onun için çok dikkat etmek gerekiyor." Dedi. Sosyal medya kötü örnek oluyor Gönültaş, sosyal medya fenomenlerinin çocuklara kötü örnek olduğunu ve suça teşvik ettiğini ileri sürüp, "Günümüzde artık gençlerin arkadaşlık ortamları, sosyal medyaya doğru kaymaya başladı. Sosyal medyada takip ettikleri kişiler var. Fenomen adı altındaki bu kişilerin çok fazla takipçileri olmaları, bir başarı unsuru gibi görülüyor. Bu mecrada mafyatik tipler lüks yaşamlarını gösteriyorlar, lüks arabalar bindiklerini, iyi giyindiklerini, iyi yaşadıklarını gösteriyorlar. Bunları gören çocuklar bu yaşantılara özeniyorlar. Suç örgütlerinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, kullanabilecekleri elemanlardır. Eylemlerini yaptırabilecekleri, suçları üstlerine yıkabilecekleri gençleri bulmaktır. Bu örgütler ve kişiler sosyal medya paylaşımları ile lüks yaşantıya özenti duyan gençlere bu hayatları yaşayabilecekleri mesajını verip onları tuzaklarına çekmek istiyorlar" şeklinde konuştu. Çeteler suç işlemeyi ve vicdani rahatsızlığı yenmeyi öğretiyor Gönültaş, çeteler tarafından suç işlemeyi ve vicdanı rahatsızlığı yenmesini öğrenen çocukların ilerleyen yaşlarda çok daha büyük ve tehlikeli suçlar işleyebileceklerini altını çizerek, "Çeteler çocuklara suç işlettiklerinde onlara suçu öğrettikleri gibi, suçu işlediklerinde meydana gelen vicdani rahatsızlığın üstesinden gelmeyi de öğretiyorlar. Çocuklar vicdani bir rahatsızlık duymadıklarında çok daha tehlikeli olabiliyorlar. Bu, ileriki yaşlarda işlenebilecek çok ciddi suçlar için de bir zemin sağlamış oluyor. Küçük yaşlarda suç işlemeye başlamış, vicdanı rahatsızlığın üstesinden gelmeyi öğrenmiş, ileriki yaşlarında daha ciddi suçları işlediğinde, ‘Ben haklıydım işte. Karşı taraf haksızdı, ben aslında ona zarar vermedim, ben ne yaptıysam daha iyi şeyler için yaptım’ gibi bir takım çarpıtmalar geliştiriyorlar ve suç işlemeleri kolaylaşıyor" ifadelerine yer verdi. Umut Yıldızı Projesi ile yüzde 85’lik başarı sağlandı Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, 2010 yılında Adana’da suça karışan çocuklar üzerinde uyguladıkları ‘Yaşam Koçlarıyla Umut Yıldızı Projesi’ ile yüzde 85 oranında başarı sağladıklarını hatırlatarak, "işte biz bu ‘Umut yıldızı projesi’ ile çocukların boş zamanların değerlendiremediklerini fark ettik. Özellikle suç işleyen çocuklardaki en büyük problem şu, boş vakitleri nasıl değerlendireceklerini bilemiyorlar. İkinci olarak uygun kişileri kendilerini rol model olarak almıyorlar. Biz projemiz ile yaşam koçlarını kendilerine rol model almalarını istedik. Meslekler öğreterek faydalı uğraşı edilmelerini istedik. Proje bittikten sonraki 6 aylık döneminde baktığımızda çocukların yaklaşık yüzde 85’inin herhangi bir suça karışmadığını gördük. Tabii bu bizi çok sevindirdi. Çocuklarımızın yüzde 60’ı ise bir işte çalışmaya devam etti. Kendi işini kuran, kendi işini yapanlar oldu. Büyüyüp yetişkin hale gelmelerine rağmen eğitim aldıkları kurumlarla bağını kopartmayanlar oldu." Şeklinde konuştu. Selçuk Bayraktar’ı örnek rol model olarak gösterdi Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, çocuk suçluluğun önlenmesi için çocukların önüne uygun rol modellerin konulması gerektiğine dikkat çekip şunları söyledi. "Eğer biz çocuk suçluluğunu önlemek istiyorsak çocuklarımıza uygun rol modeller bulmamız lazım. Sosyal medyadaki bu tarz tipleri mi, yoksa bizim tarihimizdeki milli modelleri mi? Bu anlamda ben şu anda çok önemli bir değerimiz olan Selçuk Bayraktar olduğunu görüyorum. Hem milli bir yönü var hem de çağın teknolojik gereksinimleri noktasında kendini yetiştirmiş, ülkesine katkı sağlayan bir mühendislik yönü var. Özellikle erkek çocuklar için önemli bir rol model olacağına inanıyorum. İkinci olarak ise çocuklarımıza gelecekte kendilerine faydalı olacak beceriler öğretebilirsek doğal olarak başka olumsuzlukların içerisine girme ihtimalleri de azalmış olacaktır" (GF-
Gençlerin meslek lisesi tercihi artıyor
28 Ocak 2026 Çarşamba - 09:50 Gençlerin meslek lisesi tercihi artıyor Kütahya Valisi Musa Işın, meslek liselerine kayıt yaptıran öğrenci sayısının 4 bine ulaştığını açıkladı. Mesleki Eğitimde Stratejik İşbirliği, Dijital Dönüşüm ve Hamilik Protokolü, düzenlenen törenle imzalandı. Programda konuşan Kütahya Valisi Musa Işın, nitelikli iş gücünün kalkınmanın anahtarı olduğunu vurguladı. Sanayi sektörünün en önemli sorunlarından birinin nitelikli eleman ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Vali Musa Işın, mesleki eğitimin bu sorunun çözümünde kritik bir rol üstlendiğini belirtti. Meslek liselerinin ülkenin beceri sermayesinin temelini oluşturduğunu ifade eden Işın, bu okulların güçlenmesinin ekonomik kalkınmaya doğrudan katkı sunduğunu söyledi. Son yıllarda uygulanan politikalarla mesleki eğitimin yeniden ivme kazandığını dile getiren Vali Musa Işın, sanayi ile okul entegrasyonunun yeniden sağlandığını kaydetti. Bu entegrasyonun hem öğrenciler hem de sanayi kuruluşları açısından önemli kazanımlar sağladığını belirtti. Kütahya’daki öğrenci sayılarıyla ilgili de bilgi veren Vali Musa Işın, 2024-2025 eğitim öğretim yılında meslek liselerine kayıt yaptıran öğrenci sayısının 2 bin 500 olduğunu, 2025-2026 eğitim öğretim yılında ise bu sayının 4 bine ulaştığını açıkladı. Bu artışın, mesleki eğitime olan ilginin her geçen yıl arttığını gösterdiğini ifade etti. Gençlere istihdam güvencesi sunulmasının mesleki eğitimin tercih edilirliğini artırdığını belirten Vali Musa Işın, "Gençlerimiz sonuç gördüğünde bu alanlardan uzaklaşmıyor" dedi.
Yaşar Üniversitesi’nden uluslararası başarı
28 Ocak 2026 Çarşamba - 09:41 Yaşar Üniversitesi’nden uluslararası başarı Yaşar Üniversitesi yürüttüğü akademik ve araştırma faaliyetleriyle, Avrupa Birliği Mükemmelliyet Merkezi aracılığıyla AB Bilim Diplomasisi Birliği’ne kabul edilerek Türkiye’den bu alanda üyelik kazanan ilk ve tek üniversite oldu. Avrupa’nın saygın üniversiteleri ve araştırma merkezlerinin yer aldığı AB Bilim Diplomasisi Birliği’ne üyelik, Yaşar Üniversitesi’nin akademik ve araştırma alanındaki uluslararası yetkinliğini bir kez daha ortaya koydu. Üniversite, Türkiye’den Birliğe kabul edilen ilk kurum olma özelliğini taşıyor. Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Ahmet Yiğitbaşı, üniversitenin uluslararasılaşmayı temel hedeflerinden biri olarak benimsediğini belirterek, "Eğitimden araştırmaya kadar tüm alanlarda küresel ölçekte rekabet edebilen bir üniversite olmayı amaçlıyoruz" dedi. Uluslararası akreditasyonlar, artan yabancı öğrenci sayısı ve dünya üniversiteleriyle geliştirilen iş birliklerinin bu vizyonun önemli çıktıları olduğunu vurgulayan Yiğitbaşı, "Mezunlarımızın uluslararası arenada fark yaratan bireyler olarak yetişmesi bizim için büyük önem taşıyor" diye konuştu. Yiğitbaşı, güçlü akademik kadro ve yenilikçi eğitim anlayışıyla Yaşar Üniversitesi’nin uluslararası başarılarını sürdürülebilir hale getirmeyi hedeflediklerini de sözlerine ekledi. Bilim diplomasisi Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller AB Bilim Diplomasisi Birliği’ne üyeliğin üniversiteye prestij ve önemli katkılar sağlayacağı belirterek, "Üniversitemiz göç, güvenlik, çeşitlilik, gençlik ve uluslararası ilişkiler alanlarındaki uzman akademik kadrosu, Avrupa Birliği destekli projelerdeki güçlü deneyimi, çok disiplinli araştırma merkezleri ve uluslararası ağlardaki aktif çalışmalarıyla bilim diplomasisi alanında dikkat çeken bir birikime sahip bulunuyor. AB Bilim Diplomasisi Birliği üyeliğiyle birlikte üniversitemizin uluslararası akademik iş birliklerini daha da derinleştirmesi, küresel etki alanını genişletmesi ve bilim temelli diplomatik girişimlerde etkin rol üstlenmesi hedefleniyor" dedi. Bilim diplomasisinin günümüz dünyasında artan önemine dikkat çeken Yaşar Üniversitesi AB Jean Monnet Mükemmeliyet Merkezi Müdürü Prof. Dr. Gökay Özerim, bilimsel iş birliklerinin ülkeler arasında güven inşasında kilit rol oynadığını belirtti. Prof. Dr. Özerim sözlerini şöyle sürdürdü: "Bilim diplomasisi, günümüzde uluslararası çatışmaların, bölgesel krizlerin ve küresel anlaşmazlıkların arttığı bir dönemde, ülkeler arasında güven inşa edilmesi, diyalog kanallarının açık tutulması ve ortak sorunlara bilim temelli çözümler üretilmesi açısından kritik bir rol oynuyor. Akademik bilgi, bilimsel iş birliği ve uzmanlık paylaşımı, siyasal gerilimlerin ötesinde kalıcı ve yapıcı ilişkilerin kurulmasına katkı sunması açısından bilim diplomasisi temelli girişimler bu nedenle çok önem taşıyor."