EĞİTİM
Radikal Okullarında kariyer günleri: Uzman isimler öğrencilerle geleceği konuştu 15 Mart 2026 Pazar - 15:34:46 Radikal Eğitim Kurumları tarafından Konak, Buca ve Bornova Radikal Okullarında düzenlenen Mesleki Yetkinlik ve Kariyer Günleri’nde öğrenciler; farklı meslek alanlarından alanında uzman isimlerle bir araya gelerek geleceğin mesleklerine dair deneyim ve önerileri dinleme fırsatı buldu. Radikal Eğitim Kurumları tarafından Konak, Buca ve Bornova Radikal Okullarında düzenlenen Mesleki Yetkinlik ve Kariyer Günleri, öğrencileri farklı meslek alanlarından alanında uzman isimlerle bir araya getirdi. Etkinliklerde öğrenciler, geleceğin mesleklerine dair önemli bilgiler edinirken farklı sektörlerden uzmanların deneyimlerini dinleme fırsatı buldu. Program kapsamında öğrenciler; Av. Arb. Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Cenk Ecevit, tiyatro oyuncusu Ümit Çırak, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Zileli, Yazılım Mühendisi Volkan Küçük, Makine Mühendisi Prof. Dr. Hasan Yıldız, Uluslararası Gastronomi Film Festivali Direktörü, Bena Bistro Lounge kurucusu ve ödüllü işletmeci Gülper Ergün ile Deniz Hukuku Avukatı Çağdaş Kırcalı başta olmak üzere farklı disiplinlerden alanında yetkin pek çok isimle bir araya geldi. Etkinlikte ayrıca Radikal Eğitim Kurumları Kurucusu ve Matematik Öğretmeni Erdal Avcı da öğrencilerle buluşarak eğitim hayatı, meslek seçimi ve hedef belirleme konularında deneyimlerini paylaştı. Konuşmacılar; kendi kariyer yolculuklarını, meslek hayatlarında edindikleri deneyimleri ve gençlere yönelik önerilerini aktararak öğrencilerin meslekleri yakından tanımalarına ve kariyer hedeflerini daha bilinçli şekilde şekillendirmelerine katkı sağladı. Radikal Okullarında gerçekleştirilen bu buluşmalar, öğrencilerin farklı meslek alanlarını yakından tanımalarına, ilgi ve yeteneklerini keşfetmelerine ve geleceğe dair kariyer planlarını daha güçlü bir bakış açısıyla değerlendirmelerine imkân sundu.
15 Mart 2026 Pazar - 14:00 Mimariden tasavvufa: Mahperi Hatun’un Şeyh Turesan ile bıraktığı izler Doç. Dr. Demet Kara, Mahperi Hatun’un 1240 yılında inşa ettirdiği Şeyh Turesan Zaviyesi’nin tasavvufi ritüellerle şekillenen mimari sırlarını gün yüzüne çıkardı. Anadolu Selçuklu Devleti’nin önemli kadın figürlerinden biri olan Mahperi Huand Hatun, Selçuklu Dönemi’nden günümüze kalan tarihî miraslarıyla anılıyor. Mahperi Hatun’un geride bıraktığı pek çok eser arasında yer alan Şeyh Turesan Zaviyesi, tasavvuf eğitimlerinin verildiği, dervişlerin barındığı ve ibadet ettiği bir yapı olarak biliniyor. Bu kapsamda Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Türk-İslam Sanatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Demet Kara, yüksek lisans tez çalışması olan "Mahperi Huand Hatun’un yaptırdığı yapılardan biri olan Şeyh Turesan Zaviyesi" hakkında bilinmeyenleri anlattı. "Zaviye-i Şeyh Turesan Mahperi Hatun tarafından yaptırıldı" Zaviye terimi, anlam olarak 14. ve 15. yüzyıla kadar şehir, kasaba ve köylerde ya da yollar üzerinde kurulmuş, içinde belli bir tarikata mensup şeyh ve dervişlerin yaşadığı, yol üzerinden gelip geçen yolcuların ücretsiz misafir edildiği belli bir müesseseyi ifade etmek için kullanılır. Bu yapıların zaviye olarak adlandırılmasının yanı sıra ribat, hânikâh, buk’a, savmaa, düveyre ve medrese gibi isimlerle de anıldığı görülüyor. Kayseri’nin İncesu ilçesi ile Ürgüp’ün Başköy kasabası arasında yer alan, Tekke Dağı olarak adlandırılan mevkide bulunan Şeyh Turesan Zaviyesi; 1240 inşa tarihiyle bu tarikat yapılarının ilk örnekleri arasında yer alıyor. Zaviye, inşa kitabesine göre I. Alâeddin Keykubad’ın eşi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Huand Hatun tarafından, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat döneminde yaptırılıyor. Zaviyenin inşa kitabesinde Mahperi Hatun’un ismi geçmiyor. Ancak yapının vakıf kaydı Mahperi Huand Hatun ismini vermekle birlikte, yapının zaviye olduğunu da "Zaviye-i Şeyh Turesan" ifadesiyle doğruluyor. İnşa kitabesi ve vakıf kaydı birlikte değerlendirildiğinde; yapının zaviye olduğu, 1240 yılında II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat yıllarında annesi Mahperi Hatun tarafından Şeyh Turesan adına yaptırıldığı anlaşılıyor. "Zaviyenin mimari yapısı ritüeller için de kullanılmış" Zaviyenin mimari planı ve kullanım amacı, döneminin diğer yapılarına göre bazı farklılıklar barındırıyor. Plan bakımından incelendiğinde, yapı içerisinde yer alan bazı mimari unsurların mekân kurgusunu geliştirmek ya da yapıyı sağlamlaştırmak amacıyla yapılmadığı görülüyor. Bu nedenle söz konusu mimari öğelere, inançla ilgili gerçekleştirilen ritüeller kapsamında ihtiyaç duyulduğu tahmin ediliyor. Bu unsurlardan ilki, sofada yer alan ana eyvanın zeminden yükseltilmiş bir sekisinin bulunması. Eyvanlı tarikat yapılarında eyvan bölümünde bir mihrap bulunmaması, eyvanların tasavvufi ritüeller esnasında seyirci mahfili olarak kullanılmasından kaynaklanıyor. Bu doğrultuda, zaviyenin ana eyvanında bulunan sekinin işlevi de bu şekilde açıklanabiliyor. Diğeri ise orta sofanın örtüsünü destekleyen takviye kemerleri arasına yerleştirilmiş sembolik kubbe ve bu kubbenin altına denk gelecek biçimde yapılmış tonoza açılan merdiven kuruluşu. Merkezi kubbe-eyvan ilişkisine sahip Anadolu Selçuklu zaviyelerinde, merkezde yer alan kubbedeki açıklık aracılığıyla evrenle bağlantı kurulduğu ileri sürülüyor. Bu bağlamda Şeyh Turesan Zaviyesi’nin sembolik kubbesinde böyle bir açıklığın bulunmamasının oluşturduğu eksikliğin, hemen yakınında tonoza açılan ve çatıya çıkan bir açıklıkla giderilmeye çalışıldığı düşünülüyor. Alt kısımda yer alan merdivenin kuruluşu da bu yorumu destekliyor. Tarikat zaviyelerinin sosyal görevlerinden birini de ülkede dolaşan "âyende ve revende"ye (gelip geçene) belirli bir süre karşılıksız barınma ve konaklama imkânı sağlanması oluşturuyor. Şeyh Turesan Zaviyesi’nde eyvana açılan bazı odaların yaşam mekânı olarak kullanıldığı biliniyor. Bu kapsamda, kuzey duvarı boyunca uzanan ve günümüzde mezarlık olarak anılan bölümün duvarlarında yer alan halkaların, konaklayan kişilerin hayvanlarını barındırmak amacıyla kullanıldığı anlaşılıyor. Mahperi Hatun, özellikle Kayseri, Tokat ve Yozgat gibi şehirlerde vakıflar ve hayır kurumları kurdu. Zaviyeler ise Osmanlı döneminde tekke ve dergâhlara dönüşerek bu işlevlerini sürdürdü.
15 Mart 2026 Pazar - 12:46 SANKO Üniversitesi’nde 14 Mart Tıp Bayramı programı düzenlendi SANKO Üniversitesinde "14 Mart Tıp Bayramı" dolayısıyla "Osmanlı’da Çağdaş Tıbbın Başlaması" konulu program düzenlendi. SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı, yaptığı konuşmada tıp mesleğinin ekip çalışmasına dayanan bir alan olduğuna dikkat çekerek, "Dünyanın en iyi hekimi de olsanız, ekibiniz görevini en iyi şekilde yerine getiremiyorsa başarılı olmanız mümkün değildir. Tıp, bireysel başarıdan çok ekip uyumu ve ortak sorumluluk anlayışıyla yürütülen bir meslektir" dedi. Modern tıbbın temellerinin savaş dönemlerinde atıldığını hatırlatan Prof. Dr. Dağlı, askeri gerekliliklerle başlayan gelişmelerin zamanla ortaya çıkan salgın hastalıklardan dolayı sivil sağlık hizmetlerine de yansıdığını ifade etti. Prof. Dr. Dağlı, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye Cumhuriyeti’nin muhtemel bir savaş ihtimaline karşı bazı önlemler aldığını hatırlatarak, Topkapı Sarayı’nda bulunan Cumhuriyetin önemli değerlerinin güvenlik amacıyla önce Ankara’daki Kara Kuvvetleri Komutanlığı binasına, daha sonra ise Gülhane binasına taşındığını söyledi. Sağlık çalışanlarının özverili çalışmalarına vurgu yapan Prof. Dr. Dağlı,"Çok büyük bir amaca hizmet ederek mesleğini büyük bir özveriyle yerine getiren tüm hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Ayrıca üniversitemizde edindikleri bilgi, birikim ve donanımla mesleklerini aynı özveriyle icra edeceklerine inandığım kıymetli öğrencilerimizin de bu anlamlı gününü tebrik ediyor; sağlıkla, başarıyla ve sevinçle kutlayacağımız nice bayramlar diliyorum" dedi. Programın açış konuşmasını yapan SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Murat Akkın, "Hekimlik, insan odaklı bir bilim olmasının yanında insanlığa adanmış bir sanattır; mesleğimiz penceresinden bakınca bugün insanlığın zarar gördüğü gelişmeleri endişe ve üzüntü ile izliyoruz" ifadelerini kullandı. Ülkemizde hekimlik mesleğinin 100 yılı aşkın süredir kendine ait bir bayrama sahip olmasının büyük bir anlam taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Akkın, bu özel günün sağlık çalışanlarının emeğini, özverisini ve topluma sunduğu katkıları hatırlatması açısından önemli olduğunu vurgulayarak, hekimlik mesleğinin değerinin ne yazık ki çoğu zaman felaket dönemlerinde daha iyi anlaşıldığına dikkat çekti. Olağanüstü durumların ve felaketlerin beraberinde getirdiği sağlık sorunlarına da değinen Prof. Dr. Akkın, insan hayatını korumak ve toplum sağlığını geliştirmek için büyük bir sorumluluk üstlenen hekimlerin temel amacının, şiddet ve savaşların yol açtığı sağlık sorunları yerine hastalıkları ortaya çıkaran biyolojik yapıyı ve fizyolojik işleyişi bozan etkenlerle mücadele etmek ve koruyucu hekimliği güçlendirmek olduğunu vurguladı. Meslektaşlarının ve öğrencilerinin Tıp Bayramı’nı kutlayan Prof. Dr. Akkın, sözlerini "barış ortamlarında kutlayacağımız nice 14 Martlarda buluşmak üzere hepinize başarı ve kolaylıklar dilerim" diyerek tamamladı. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şahin A. Sırmalı ise "Osmanlı’da Çağdaş Tıbbın Başlaması" başlıklı sunumunda Osmanlı Cihan Devleti’nin modern tıbba geçiş sürecini anlattı. Prof. Dr. Sırmalı, konuşmasına, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta yer alan şu sözlerini okuyarak başladı: "1919 senesi Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umumiye: Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harb-i Umumi’de mağlup olmuş; Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütareke imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında millet yorgun ve fakir bir halde" Ardından, 14 Mart 1827’de açılan ilk çağdaş tıp okulu Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne ile ilgili olarak Prof. Dr. Nusret Fişek’in şu sözlerine dikkat çekerek, "Bugünü bir okulun kuruluş günü olarak değil, çağdaşlaşma tutkumuzun gerçekleşmesi için atılan bir adım olarak kutluyoruz" şeklinde konuştu. Sultan II. Mahmut’un ileri görüşlü ve mantıklı kararlar veren bir padişah olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sırmalı, "Osmanlı ordusu artık yenilgiler almaya başlamıştı. Cephelerde savaşan askerler, ordular ve halk perişan durumdaydı. Bunun üzerine Sultan II. Mahmut, çağdaş bir tıp hizmeti verilmesi gerektiğine ve bu hizmeti sağlayabilecek, çağdaş eğitim almış hekimlere ihtiyaç olduğuna karar verdi. Bu doğrultuda hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’ye (1774-1834) talimat verdi. Böylece çağdaş anlamda ilk tıp okulu olan Tıphane-i Âmire ve Cerrahhane-i Âmire, 14 Mart 1827 Çarşamba günü Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda kuruldu. Bu dönem, Osmanlı tıp eğitiminin modernleşme sürecinin en kritik aşamalarından biridir. Daha sonra kurulan Demirkapı Askerî Kışlası (1866-1903), modern tıp eğitiminin kurumsallaştığı yer hâline geldi. Türkiye’nin ilk modern radyologlarının, patologlarının, cerrahlarının ve kadın-doğum uzmanlarının yetiştiği bu kurum; Osmanlı modernleşmesinin tıp alanındaki en somut mekânlarından biri oldu. Aynı zamanda Tıbbiyeli geleneğinin (siyasi bilinç ve bilimsel modernleşme) doğduğu merkez olarak Türk tıp tarihinin hafızasında önemli bir yer edindi. Bu kurum, Gülhane Askerî Tıp Akademisi ve Haydarpaşa Tıbbiyesi gibi kurumlara giden yolun da öncüsü oldu" dedi. 3 Şubat 1919’da İngiliz birliklerinin karargâh yapmak amacıyla Haydarpaşa’da bulunan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye el koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Sırmalı, günümüze kadar uzanan süreç hakkında da önemli bilgiler paylaştı. Ayrıca 3 Ocak 1953 tarihinde 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun kabul edildiğini belirtti. SANKO Üniversitesi Hastanesi Anadolu Toplantı Salonu’nda düzenlenen ve sunuculuğunu Tıp Fakültesi 3’üncü sınıf öğrencisi Hüseyin Hatımoğulları’nın yaptığı programa; SANKO Üniversitesi Genel Sekreteri Dr. Yusuf Ziya Yıldırım, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türkan Pasinlioğlu, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ayşen Bayram, SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci ile akademik, idari personel ve öğrenciler katıldı.
Fakülteden kültürel diplomasiye anlamlı katkı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 13:47 Fakülteden kültürel diplomasiye anlamlı katkı Burhaniye Uygulamalı Bilimler Fakültesi, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında kültürel diplomasiye katkı sunan anlamlı bir projeye imza attı. Fakülte öğrencileri tarafından yürütülen "BUBFA ile Kültürel Diplomasi Kutusu" projesi, fakülte bünyesinde gerçekleştirilen programla tanıtıldı. Edinilen bilgiye göre, "Kültürü Paylaş, Hikâyeyi Yaşat" mottosuyla hayata geçirilen proje kapsamında Türkiye’nin yerel ürünleri yalnızca ekonomik bir değer olarak değil, aynı zamanda kültürel kimliğin bir temsilcisi olarak ele alındı. Kuzey Ege’nin hikâyesinin özel tasarlanmış kutular aracılığıyla uluslararası alana taşınmasının hedeflendiği projede hazırlanan kültürel diplomasi kutuları, beş farklı büyükelçilik ve konsolosluğa teslim edilerek Türkiye’nin gastro-kültürel tanıtımına katkı sağladı. Düzenlenen programa; Fakülte Dekanı Prof. Dr. Mehmet Oğuzhan İlban, Dekan Yardımcıları Dr. Öğr. Üyesi Fatih Çolakoğlu ve Dr. Öğr. Üyesi Özkan Demir, Fakülte Öğretim Elemanı Arş. Gör. Setenay Melek Yurttabir, BUBYO Uygulama Oteli Müdürü Nurettin Büyükbaş ile Fakülte Sekreteri Ahmet Özcan katıldı. Fakülte Dekanı Prof. Dr. Mehmet Oğuzhan İlban’ın danışmanlığında yürütülen proje kapsamında; Uluslararası Ticaret Bölümü 3. sınıf öğrencileri İlayda Yoran, Emirhan Telli, Mete Can, Melih Can Akbay ile 4. sınıf öğrencileri Sevim Harmankaya ve Şahismail Taşdemir tarafından hazırlanan kültürel diplomasi kutusunun tanıtımı gerçekleştirildi. Burhaniye Uygulamalı Bilimler Fakültesi yetkilileri, topluma dokunan sosyal sorumluluk projelerini eğitim anlayışının önemli bir parçası olarak gördüklerini belirterek, benzer projelerle öğrencilerin akademik ve kişisel gelişimlerine katkı sağlamayı ve toplumda sürdürülebilir farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini ifade etti.
Haliliye Belediyesi’nden gençlere eğitim ve istihdam atağı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 13:35 Haliliye Belediyesi’nden gençlere eğitim ve istihdam atağı Haliliye Belediye Başkanı Mehmet Canpolat, katıldığı televizyon programında belediye tarafından gençlere yönelik hayata geçirilen projeler ile eğitim odaklı çalışmalar hakkında açıklamalarda bulundu. Rutin belediyecilik hizmetlerinin ötesine geçtiklerini belirten Canpolat, gençlerin geleceğine dokunan sosyal projelere öncelik verdiklerini söyledi. Haliliye’nin genç nüfus potansiyeline dikkat çeken Başkan Canpolat, ilçe belediyesi olarak yalnızca imar ve altyapı çalışmalarıyla sınırlı kalmadıklarını ifade ederek, "Genç kardeşlerimizin geleceğe bakışında onların elinden nasıl tutabiliriz diye düşünüyoruz. Amacımız, gençlerimizin önünü açmak" dedi. İstihdama yönelik mesleki eğitim iş birlikleri Gençlerin meslek sahibi olması ve istihdama kazandırılması amacıyla projeler yürüttüklerini aktaran Canpolat, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Organize Sanayi Bölgesi ile iş birliği içerisinde çalıştıklarını belirtti. Bu kapsamda gençlerin teknik branşlarda eğitim alarak usta statüsünde belge sahibi olmalarının sağlandığını kaydetti. Bahçelievler Eğitim Merkezi’nde üniversiteye hazırlık Üniversite sınavlarına hazırlanan öğrencilere yönelik Bahçelievler Eğitim Merkezi’nde önemli bir çalışma yürütüldüğünü ifade eden Başkan Canpolat, merkezde yaklaşık bin öğrencinin kayıtlı olduğunu açıkladı. Bu öğrencilerden yüzün üzerinde gencin tıp fakültesi başta olmak üzere dört yıllık ve özel üniversiteleri kazandığını, diğer öğrencilerin ise meslek yüksekokullarına yerleştiğini söyledi. Bahçelievler Gençlik ve Eğitim Merkezi’nde özel sınıflar ve birebir derslerle öğrencilerin desteklendiğini belirten Canpolat, belediye bünyesindeki öğretmenler ile Halk Eğitim Merkezi’nden gelen eğitmenler tarafından eğitim verildiğini ifade etti. Her ay düzenli deneme sınavları yapıldığını, YÖK müfredatına uygun fasikül, kitap ve soru bankalarının öğrencilere ücretsiz dağıtıldığını da sözlerine ekledi. Dijital ve klasik kütüphanelerle güvenli ortam Gençlik merkezlerinin yanı sıra 3 farklı kütüphanenin de hizmet verdiğini belirten Başkan Canpolat, kütüphanelere kart sistemiyle giriş yapıldığını ve giriş-çıkış bilgilerinin SMS yoluyla ailelere bildirildiğini söyledi. Bu alanlarda yalnızca ders çalışma ortamı değil, aynı zamanda üniversiteye hazırlanan öğrencilere yönelik deneme sınavlarının da yapıldığını kaydetti. BESYO ve POMEM hazırlıklarında yüksek başarı Haliliye Belediyesi bünyesinde BESYO ve POMEM hazırlık birimlerinin de bulunduğunu aktaran Canpolat, gençlerin antrenman salonlarında sınavlara hazırlandığını ifade etti. Geçtiğimiz yıl bu programlara katılan 44 öğrenciden 40’ının BESYO ve POMEM sınavlarını kazandığını belirterek elde edilen başarıya dikkat çekti. "geleceğe ve insana yatırım yapıyoruz" Belediyeciliğin yalnızca yol, kaldırım, asfalt ve park yapmaktan ibaret olmadığını vurgulayan Başkan Canpolat, "Biz geleceğe ve insana yatırım yapıyoruz. Çocuklarımıza ve gençlerimize yatırım yapmak bizim görevimiz" dedi. Haliliye Belediyesi olarak sosyal projelerle, bilimsel ve disiplinli bir anlayışla gençlerin her zaman yanında olduklarını belirten Canpolat; spor, BESYO, üniversite hazırlık, halk oyunları, bilgisayar, diksiyon, satranç, İngilizce, Almanca ve kişisel gelişim gibi birçok alanda kursların devam edeceğini sözlerine ekledi.
Aile Platformu’ndan "Gökkuşağı Faşizmi" adlı belgesele destek
04 Şubat 2026 Çarşamba - 13:11 Aile Platformu’ndan "Gökkuşağı Faşizmi" adlı belgesele destek Eskişehir Aile Platformu, "Gökkuşağı Faşizmi" adlı belgeseldeki uzmanların, LGBT medyası tarafından hedef gösterilmesine tepki gösterdi. Konuyla ilgili yapılan açıklamada, geçtiğimiz günlerde Tabii dijital platformunda yayınlanmaya başlanan "Gökkuşağı Faşizmi" adlı belgeselde akademik bilgilerini ve bilimsel verileri paylaşan uzmanların, LGBT lobilerini hem ekonomik açıdan finanse eden hem de medya propagandası yoluyla destekleyen oluşumlar tarafından linç edilmesine karşı sessiz kalınmayacağı belirtildi. Eskişehir Aile Platformu Temsilcisi Yasemin Çetinkaya; LGBT propagandasına karşı uluslararası akademik çalışmaları veriler ışığında aktaran bilim insanlarımıza yönelik tehdit, karalama ve linç kampanyaları kapsamında hedef gösterilerek zarar görmelerine izin vermeyeceklerini dile getirdi. Platform adına yapılan basın açıklamasında Yasemin Çetinkaya, şu ifadelere yer verdi, "Bilim insanlarına yönelik baskı, hakaret ve itibarsızlaştırma yoluyla yapılan sözel saldırıları kınıyor ve "Gökkuşağı Faşizmi" belgeselini destekliyoruz. Söz konusu belgeselde, genetik biliminin akademik veriler ile aydınlattığı üzere cinsel kimliğin ve biyolojik cinsiyetin değiştirilemez olduğu kanıtlanmıştır. Cinsel yönelimin ise, medya propagandası yoluyla gençlerimize empoze edildiği ve nesillerimizin LGBT örgütlerinin çıkarlarına alet edildiği ortaya konmuştur. Çocuklarımızın ve gençlerimizin; biyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimi, ideolojik dayatmalara alet edilemeyecek kadar son derece hassas bir konudur. Türkiye Büyük Aile Platformu ve Eskişehir Aile Platformu olarak; ailelerin, eğitimcilerin, alanında uzman akademisyenlerin ve bilim insanlarının ortak bir akılda birleşerek hem nesillerimizi hem de toplumsal değerlerimizi korumak adına yaptıkları ve yapacakları tüm çalışmaları savunuyoruz. Kimlik gelişimi sürecinde olan gençlerimizin; siyasal, kültürel, ideolojik ve sosyolojik dayatmalar ile toplumsal değerlerimizle çatışan cinsel yönelimlere ilgi duymaları için beyin yıkama ve zihin kontrol çalışmaları ile manipüle edilmelerine asla izin vermeyeceğiz. Toplumumuzun temel yapı taşını oluşturan aile birliği ve nesillerimizin sağlıklı gelişimi platform olarak en hassas değerimizdir. Bu hususta LGBT kapsamındaki cinsel yönelimlerin korku ve baskı dili ile değil; bilimsel veriler ışığında objektif ve sağduyu temelinde ele alınması gerektiğini savunuyoruz. Modern bir toplum, bilim ve özgür ifade ile var olabilir. Bu kapsamda alanında uzman akademisyenlerimizi sonuna kadar desteklemeye ve bilimsel özgürlüğü savunmaya devam edeceğiz. Toplumsal huzuru zedeleyen kutuplaştırıcı dilin terk edilerek sadece bilimsel kanıtlar ile gerçeklerin aydınlatılması gerektiğine inanıyoruz. Toplumun bütün kesimlerini sağduyuya, saygıya ve yapıcı bir diyaloğa davet ediyoruz. Aile yapımızı, kültürel değerlerimizi ve çocuklarımızın geleceğini korumak adına çalışmalarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi de kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz. Eskişehir Aile Platformu olarak bu süreci dikkatle takip ediyor ve kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu hissediyoruz."
Eskişehir’in 2025 yılı eğitim karnesi açıklandı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 12:47 Eskişehir’in 2025 yılı eğitim karnesi açıklandı Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürü Sinan Aydın, kent genelinde mesleki eğitime olan ilginin yüzde 42’ye yükseldiğini belirterek sanayi odaklı yeni projelerin müjdesini verdi. Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürü Sinan Aydın, basın mensuplarıyla düzenlediği kahvaltıda kentin "2025 Yılı Eğitim Raporu"nu kamuoyuna duyurdu. Toplantıda, kentin eğitim altyapısındaki güçlenme, fiziksel yatırımlar ve öğrencilerin ulusal ve uluslararası alandaki başarıları detaylı verilerle paylaşıldı. Özellikle sanayi kenti Eskişehir’de okul-sanayi iş birliğinin önemine dikkat çeken Aydın, mesleki eğitimin geleceğine dair stratejik adımları aktardı. Eğitim yatırımları ve akademik başarı raporu paylaşıldı Paylaşılan rapora göre Eskişehir’de eğitim kalitesini artırmak amacıyla 2024 yılından bu yana 15 yeni okul tamamlanarak hizmete açıldı. Mevcut durumda il genelinde 799 eğitim kurumu, 6.481 sınıf, 12 bin 296 öğretmen ve 147 bin 299 öğrenci ile eğitim-öğretim faaliyetleri sürdürülüyor. Yatırım programı dahilinde 12 okulun açılış aşamasında olduğu, 7 okul ve 1 pansiyon binasının inşaatının ise devam ettiği belirtildi. Akademik alanda da Eskişehirli öğrenciler zirvedeki yerini korudu. YKS sonuçlarına göre ilk yüzde 4, ilk binde 64 ve ilk 5 binde 299 öğrenci yer alarak önemli bir başarıya imza attı. Ayrıca Ali Güven MTAL öğrencilerinin gastronomi alanında kazandığı 35 madalya ve "Yılın En İyi Lisesi" unvanı, kentin mesleki eğitimdeki başarısını tescilledi. "Önceliğimiz mesleki eğitimi güçlendirmek" Toplantıda konuşan İl Milli Eğitim Müdürü Sinan Aydın, mesleki eğitimin sanayi kenti Eskişehir için hayati önem taşıdığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "Eskişehir’imiz için birinci öncelikli vazifemiz mesleki eğitimi güçlendirmektir. Çünkü Eskişehir aynı zamanda müthiş bir sanayi kenti. Eğitim ve kültür şehri olmasının yanı sıra, çok güçlü bir sanayimiz var ve sanayinin de nitelikli elemana ihtiyacı var. Bunu karşılamak için müthiş iş birliği protokollerimiz bulunuyor. Yaptığımız bu çalışmalarla üç sene önce yüzde 35 olan meslek lisesine gitme oranı, bugün 7 puanlık artışla yüzde 42’ye yükselmiştir. Gayretimiz, bu oranın üç-dört sene içerisinde yüzde 50’leri aşması yönündedir. Bu doğrultuda dün TEİ ile üçüncü protokolümüzü gerçekleştirdik. TEİ Teknisyen Okulu her sene bölümleri tespit ediyor ve 12. sınıf öğrencilerimize 11 hafta boyunca uzaktan eğitim veriliyor. Başarılı olanlara ise yüz yüze eğitim imkânı sunuluyor. Yüz yüze eğitime katılanların neredeyse tamamı TEİ’de işe giriyor. İstatistiklerimize göre her yıl öğrencilerin yüzde 10 ile 12’si TEİ’de işe başlamış oluyor. ’Mesleğim Elimde, Geleceğim Güvende’ projesi çatısı altında bu faaliyetleri sürdürüyoruz." "TEİ ile sektöre entegre bir okula dönüştüreceğiz" Aydın, mesleki eğitimi bir üst seviyeye taşıyacak "Sektöre Entegre Okul" projesinin detaylarını ise şöyle aktardı: "Önümüzdeki sene bu yapıyı biraz daha büyüterek TEİ ile sektöre entegre bir okula dönüştüreceğiz. Adı ’TEİ Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ olacak ve 11. sınıftan itibaren öğrenci alacak. Altyapıyı hazırladıktan sonra müstakil bir bina yapılacak; tıpkı Bayraktar veya TÜBİTAK Meslek Liseleri gibi. Dokuzuncu sınıftan itibaren ihtiyaç duyulan nitelikli öğrenciyi onlarla birlikte yetiştireceğiz. Müfredat ve pratik eğitim bizde, teorik yönü ise tamamen TEİ’de olacak. Ayrıca Bakanlığımızın başlattığı ’ELMAS’ projesinde yer alan 11 ildeki 12 liseden biri de bizim Sabiha Gökçen Meslek Lisemizdir. Havacılık kümelenmesinin desteğiyle orada geleceğin havacılarını ve uçak motoru mühendislerini hep beraber yetiştireceğiz." Program, Sinan Aydın’ın basın mensuplarının sorularını cevaplandırmasının ardından sona erdi.
GKV’li Kalyoncu’dan Türk satrancında gurur veren başarı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 12:05 GKV’li Kalyoncu’dan Türk satrancında gurur veren başarı Türkiye Satranç Federasyonu’nun 2026 yılı faaliyet programı kapsamında düzenlenen Türkiye Küçükler ve Yıldızlar Satranç Şampiyonası’na katılan GKV Özel Okulları öğrencisi Beren Kalyoncu Türkiye ikinciliğini kazanarak önemli bir başarıya daha imza attı. Antalya PineBeach Belek Kongre Salonları’nda Türkiye Satranç Federasyonu tarafından düzenlenen düzenlenen ve 3200 sporcunun mücadele ettiği Türkiye Küçükler ve Yıldızlar Satranç Şampiyonası’na katılan GKV Özel Okulları öğrencisi Beren Kalyoncu güçlü rakiplerini geride bırakarak Türkiye ikinciliğini kazandı. Şampiyonanın 15 Yaş Kızlar Kategorisi’nde mücadele eden Gaziantep Kolej Vakfı Özel Liseleri öğrencisi Beren Kalyoncu, sergilediği üstün performans, stratejik zekası ve soğukkanlı oyun tarzıyla dikkatleri üzerine çekerek, Türkiye ikincisi olmayı başardı. Bu önemli derecesiyle yalnızca kürsüde yer almakla kalmayan Beren Kalyoncu, aynı zamanda Türkiye Milli Takımı kadrosuna seçilerek ülkemizi Avrupa ve Dünya Satranç Şampiyonaları’nda temsil etme hakkı kazandı. Başarılı sporcuyu Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’de makamında ağırlayarak başarılarından dolayı kutladı. GKV’li Beren Kalyoncu Milli takımda Türkiye’yi temsil edecek Beren Kalyoncu’nun satranç sporuna gönül verdiğini ve uzun yıllardır bu spor alanında yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası dereceler elde ettiğini ifade eden GKV Özel Okulları Genel Müdürü Fevzi Gürsel yaptığı değerlendirmede, "Beren Kalyoncu satranç alanında özverili çalışmalarının sonucunu başarılarla taçlandıran bir öğrencimiz. Katıldığı son şampiyonada elde ettiği Türkiye ikinciliği derecesi hepimizi gururlandırmıştır. Başarılı sporcumuzu, ailesini ve emeği geçen tüm antrenörlerini tebrik ediyor; millî formayla katılacağı uluslararası organizasyonlarda ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceğine yürekten inanıyor ve başarılarının devamını diliyoruz" dedi.
BTÜ konut ve zeminin deprem riskini önceden gösteren sistem geliştirdi
04 Şubat 2026 Çarşamba - 11:58 BTÜ konut ve zeminin deprem riskini önceden gösteren sistem geliştirdi Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) bilim insanlarının geliştirdiği yazılım sayesinde, zemin sıvılaşması bulunan bölgeler ile binaların risk durumu, yapım yılı ve depreme karşı dayanıklılığına dair bilgilere ulaşılabilecek. Yaklaşık 3 yıllık bilimsel çalışmalar sonucunda geliştirilen sistem sayesinde vatandaşlar, tek tuşla bulunduğu ev veya iş yerinin durumunu öğrenebilecek. BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eyübhan Avcı ve 15 kişilik ekibi Bursa’nın depremselliği konusunda yıkıma neden olabilecek zemin sıvılaşmasıyla ilgili yeni bir proje geliştirdi. Araştırma ekibi, saha çalışmaları sırasında, Bursa’nın depremselliğini, zemin sıvılaşması olan bölgeleri, üstyapı (bina) risk analizi, yumuşak zemin etkisi, yerleşim bölgesindeki yer altı su seviyesi, mevcut binanın yapım yılı, binanın fay hattına uzaklığı ve depreme dayanıklılığı gibi verileri tek bir portalda topladı. Yaklaşık 3 yıllık bilimsel çalışmalar sonucunda geliştirilen sistem sayesinde vatandaşlar, tek tuşla bulunduğu ev veya iş yerinin durumunu öğrenebilecek, bina yapılacak parsellerdeki zemin bilgilerini sorgulayabilecek. Sistem ücretsiz hizmet veriyor Şu an için Bursa’nın Yıldırım ilçesindeki bazı mahallelerde aktif olan, "www.depremzeminsorgulama.com" adresinden ulaşılabilen sistem, ücretsiz hizmet veriyor. BTÜ akademisyenlerinin geliştirdiği bu sistemin, Bursa’nın tamamı ve diğer illerde de yapılacak çalışmaların ardından sisteme yüklenecek raporlamayla Türkiye geneline yayılması hedefleniyor. "Kamu kurumlarına bir yol haritası olacak" Projenin yürütücüsü Prof. Dr. Eyübhan Avcı, sistemin Yıldırım ilçesinin bazı mahallelerinde pilot uygulamasının tamamlandığını belirterek, Kahramanmaraş merkezli depremlerde hasar gören ve yıkılan 3 binden fazla binayı incelediklerini söyledi. Buradan farklı zemin türlerinden elde edilen verilerle Bursa’nın risk haritasını oluşturmaya başladıklarını ifade eden Prof. Dr. Avcı, geliştirilen yazılımın kamu kurumları ve vatandaşların erişimine açık şekilde tasarlandığını vurguladı. Prof. Dr. Avcı, yazılım sayesinde zemin sıvılaşması, heyelan riski ve binaların depremde alabileceği hasar durumuna ilişkin net veriler sunulduğunu, bu sayede özellikle belediyelerin ruhsat ve planlama süreçlerinde sağlıklı kararlar alabileceğini kaydetti. Konut satın almak isteyenler binanın risk analizini görebilecek Mahalle, ada ve parsel bazında sorgulama yapılabilen sistemle konut satın almak veya kiralamak isteyenlerin bina ve zemin bilgilerine kolayca ulaşabileceğini belirten Prof. Dr. Eyübhan Avcı, yazılımda zemin özellikleri, sıvılaşma durumu, yer altı su seviyesi, fay hatlarına yakınlık ile binanın yapım yılı, kat sayısı ve taşıyıcı sistemine ilişkin bilgilerin görüntülenebildiğini söyledi. Avcı, riskli alanlar için zemin etüdü ve deprem performans analizi gibi önerilerin de sunulacağını, tüm verilerin raporlanarak vatandaşların depreme dayanıklı binaları tercih etmelerine imkân sağlanacağını ifade etti. Türkiye’de yapılmış tek çalışma Bugüne kadar 3 binin üzerinde zemin etüdü bilgisi topladıklarını bildiren Avcı, sözlerini şöyle tamamladı: "Bursa’nın tamamının haritalandırılmasının ardından talep gelen illerin de risk haritasını çıkaracağız. Bu, Türkiye’de yapılmış tek çalışma. Bu yüzden oldukça önem arz ediyor. Bir an önce depreme uyumlu hale gelmemiz lazım. Vatandaşlarımızla, devletle bir arada olup önce mevcut durumu görmemiz gerekiyor. Ondan sonra da bir an önce yol haritası çizmemiz lazım. Bunun için de devlet ve vatandaşlarımız el birliği içinde hızlı bir şekilde dönüşüme gitmemiz lazım." Rektör Çağlar: "Bilimsel birikimimizi toplumsal faydaya dönüştürüyoruz" BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, "şehirle ve toplumla bütünleşen üniversite" vizyonu doğrultusunda geliştirilen bu tür projelerin, bilginin doğrudan toplumsal faydaya dönüşmesinin en somut örneklerinden biri olduğunu vurguladı. Geliştirilen yazılımın, vatandaşların yaşadıkları binaların ve zeminlerin deprem riskini kolayca öğrenmesine imkân tanıyarak bilinçli kararlar almalarına katkı sağladığını belirten Rektör Prof. Dr. Çağlar, "BTÜ olarak yalnızca akademik üretimle değil, şehirlerimizin ve insanımızın güvenliğine dokunan çalışmalarla da sorumluluk alıyoruz. Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından depreme dayanıklı yapılar, zemin güvenliği ve afet risklerinin azaltılmasına yönelik birçok proje geliştirdik ve geliştirmeye devam ediyoruz. Bilimsel bilgiyle şehirlerimizi daha güvenli hale getirmek, üniversitemizin temel öncelikleri arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı.
BUÜ’de "Modern dünyanın kökenleri" konuşuldu
04 Şubat 2026 Çarşamba - 11:56 BUÜ’de "Modern dünyanın kökenleri" konuşuldu Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Sosyoloji Bölümü, anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaparak merhum Prof. Dr. Hüsamettin Arslan anısına düzenlenen seminerler kapsamında Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şener Aktürk’ü misafir etti. BUÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bengül Güngörmez Akosman’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide, Aktürk’ün ödüllü eseri "Modern Dünyanın Kökenleri" üzerinden Batı tarihine ve sosyal bilimlerdeki yerleşik paradigmalara yönelik ezber bozan bir perspektif sunuldu. "Hüsamettin Arslan’ın mirasına yakışan bir akademik buluşma" Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Bengül G. Akosman, sosyal bilimlerde özgün bir tez ileri sürmenin zorluğuna değinerek Prof. Dr. Şener Aktürk’ün çalışmasının ulus devlet ve soykırım literatürünün ötesinde çok değerli bir katkı sunduğunu ifade etti. Aktürk’ü BUÜ’de ağırlamaktan duydukları memnuniyeti dile getiren Akosman, Hüsamettin Arslan’ın derslerinde oryantalizm eleştirilerini ilk kez duyan bir kuşak olarak, bu sunumun Arslan’ın mirasına ve ruhuna çok uygun düştüğünü vurguladı. Batıcı ve oryantalist görüşlerin sorgulanmasında bu tür akademik buluşmaların kritik öneme sahip olduğunu belirten Akosman, sözü Prof. Dr. Şener Aktürk’e devretti. Şener Aktürk’ten Batı merkezli sosyal bilime itiraz Konuşmasına BUÜ’ye ve Sosyoloji Bölümüne teşekkür ederek başlayan Prof. Dr. Şener Aktürk, bu seminerin merhum Hüsamettin Arslan’ın ölüm yıl dönümüne denk gelmesinin kendisi için taşıdığı manevi öneme dikkat çekti. Aktürk, çalışmasının temelinde yatan "Batı Avrupa’daki Müslüman ve Yahudi nüfusların nasıl tamamen yok edildiği" sorusunun, Batı merkezli sosyal bilim paradigmasına bir karşı çıkış niteliği taşıdığını anlattı. Modernitenin alamet-i farikası olarak görülen "tek din ve tek mezhepli toplum" düzeninin, sanılanın aksine 19. veya 20. yüzyılın değil, 11. yüzyıldan itibaren Papalık liderliğindeki ruhban sınıfının yürüttüğü sistemli bir nüfus mühendisliğinin sonucu olduğunu savundu. "Batı’nın tek tipçi kimliği iki kılıç doktrini ile inşa edildi" Batı Avrupa coğrafyasında bir zamanlar var olan büyük Müslüman ve Yahudi topluluklarının silinmesinin tarihte eşi benzeri olmayan bir durum olduğunu belirten Aktürk, bu süreci "İki Kılıç Doktrini" kavramıyla açıkladı. Papalığın hem dini hem de siyasi otoriteyi elinde topladığı bu dönemde, Katolik olmayan azınlıkların temel haklarından mahrum bırakılarak adeta hedef gösterildiğini anlattı. Aktürk, Avrupa’daki parçalı siyasi yapıyı kendi lehine çeviren ruhban sınıfının, azınlıkları tasfiye ederek bugünkü tek tipçi Batı kimliğini inşa ettiğinin altını çizdi. "Modern nüfus mühendisliğinin temelleri Orta Çağ’da atıldı" Konuşmasının son bölümünde Orta Çağ toplumunu şekillendiren "Üç Sınıf Kuramı"na değinen Prof. Dr. Şener Aktürk, bu hiyerarşik yapıda Katolik olmayan hiçbir unsura yer verilmediğini vurguladı. Aktürk, papalığın ruhban sınıfı üzerindeki mutlak otoritesinin, azınlıkların mülksüzleştirilmesinin ve Avrupa’daki siyasi bölünmüşlüğün krallar üzerinde kurduğu baskının, bu kitlesel yok oluşun temelini oluşturduğunu belirtti. Günümüzde ulus devletlere atfedilen nüfus mühendisliği yöntemlerinin ilk ve en geniş kapsamlı örneklerinin Orta Çağ Katolik dünyasında görüldüğünü ve bu yapının modern dünyanın bürokratik temellerini attığını vurgulayan Aktürk, sunumunu akademisyen ve öğrencilerden gelen sorularla tamamladı.